----------------
VIII. BILGISINE BASVURULANLAR
1-Korkut Eken 27.12.1996 tarihli ifadesinde;
Kendisinin 1965 yilindan itibaren ordu mensubu olarak görev yaptigini, 1974
yilinda Kibris Baris Harekatina katildigini, 1978 yilinda Silahli Kuvvetler
özel birliklerin tim komutanligina atandigini, çesitli kurslar gördügünü,
özellikle komando harekatina yönelik, rehineli harekata yönelik kurs gördügünü,
1982 yilinda polis özel timlerinin kurulmasinda görev aldigini, 1985-1986
yillarinda içgüvenlik polis özel timinin egitiminde, kurulusundan techizinde ve
teskilinde çalistigini, 1987 yilinda yarbay rütbesinde iken ordudan ayrilarak
Milli Istihbarat Teskilatinda Daire Baskani Mehmet Eymür'ün yardimcisi olarak
göreve basladigini,
1988 yilinda MIT Raporu olaylarinin meydana geldigini, çalistiklari
dairenin bu raporu hazirlamis olmasi sebebiyle Müstesar Yardimcisi Hivam Abbas,
Daire Baskani Mehmet Eymür ve kendisinin emekliye sevk edildiklerini, daha
sonra Mehmet Eymür'le birlikte 2 yil disarida çalistiklarini, Mehmet Eymür'ün
dayisinin yardimiyla kurulan bir fabrikasinda birlikte çalistiklarini,
kendisinin parasi olmadigindan sadece % 8 hissesi bulundugunu, daha sonra bu
hisselerin Eymür tarafindan kendisinden istendigini ve onun da bunlari iade
ettigini bu ve bazi sahsi nedenlerle buz fabrikasindan münakasa ederek
ayrildigini ve sonra da Eymür ile görüsmedigini,
1980 yilinda Botas'a girdigini, bir sene müfettislik ondan sonra da
koordinatörlük görevi yaptigini,
Eylül 1983 ayinda Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in kendisini çagirarak
emniyet mensuplarinin yetistirilmeleri konusunda çalismasini istedigini,
sevinerek bu görevi kabul ettigini ve hemen egitime basladigini, kadrosunun
Botasta kaldigini, 15.4.1996 tarihinde de Emniyet Genel Müdürlügündeki görevden
ayrildigini,
Belirterek, kendisini tanitmasinin ardindan; Tarik Ümit'in öldürülmesi
olayinda;
Tarik Ümit'i 1987 yilinda Milli Istihbarat Teskilatinda çalisirken Mehmet
Eymür vasitasiyla tanidigini, özellikle kaçakçilik ve narkotik konularinda çok
haber getiren bir eleman oldugunu, ancakt kendisinin dogrudan bir görev
irtibati bulunmadigini
Emniyet Genel Müdürlügünde iken Tarik Ümit'in kendisini arayarak, önemli
bir kaçakçilik olayi olacagini bunun mutlaka önlenmesi gerektigini, bunun
üzerine onu Genel Müdür Mehmet Agar ile tanistirdigini, Genel Müdürün
Kaçakçilik Istihbarat Daire Baskani Tuncay Yilmaz'a konuyla ilgilenmesi için
talimat verdigini, sonradan çok büyük miktarda asit anhidriti bu ihbarla
yakalatmis oldugunu ögrendigini,
Mehmet Eymür'ün bilahare MIT'te yeniden görev aldigini, Tarik Ümit'le
birlikte çalismaya basladigini duydugunu, Tarik Ümit'in kaçirilmasi ve
öldürülmesi olayi ile hiçbir ilgisinin bulunmadigini, Mehmet Eymür'ün Tarik
Ümit'in kizinin babasini kendisinin öldürttügünü söyledigini, bu sebeple kizin
kendisiyle konustugunu ve Mehmet Eymür'ün yazilarinda Ahmet Akpak isimli
gazetecide varken babami Korkut Eken öldürttü dedigini, kiza kendisinin konu
ile bir ilgisi olmadigini söyledigini bilahare bir Istanbul seyahatinde
aracinin takip edildigini fark ederek polisi aradigini, arkasindaki araçtan
telefonla kendisinin arandigini ve Tarik Ümit'in kizinin kendisini takip
ettiklerini ve görüsmek istediklerini söyleyince, aracini durdurup kiz ile
görüstügünü ve ona babasini 1,5 yildir görmedigini ve kesinlikle olayla bir
ilgisinin ve bilgisinin bulunmadigini söyledigini,
Milli Istihbarattan ayrilip Emniyet nezdinde çalismanin Mehmet Eymür'ü
kizdirmis olabilecegini,
Devletin istihbarat birimleri arasinda çok koordineli bir çalisma yapilmasi
gerektigine inandigini, bu birimler arasinda sahsi kin, nefretten dogan
çekismeler sen- ben davasi, sen basarilisin, ben basariliyim kavgasi oldugu
müddetçe bugün Susurluk olayi çikti ise yarin, alti ay sonra baska bir olayin
çikabilecegini, bu tür mücadelede 200 bin kisi oldugunu, bunlar içinde yanlis
yola girmis olabilecek görevliler ya da kisiler bulunabilecegini, bunun polis,
asker ya da korucu olabilecegini, ancak bunun çözümünün basina sizdirilarak
yapilmamasi gerektigini, Devletin resmi birimleri arasinda bu tür sorunlarin
koordinasyon ile çözülebilecegini, yanlis yapanlar hakkinda da yasal islem
yapilarak konunun aydinliga kavusturulabilecegini, resmi polis ve askerin
disinda kimseyi egitmedigini, sivil hiçbir sahsi egitmedigini, gerek polis
egitiminde, gerekse özel tim egitiminde hem psikolojik, hem de manevi egitim
yaptirildigini, bu insanlarin hata yapma ihtimallerinin az oldugunu, özel
yetismis birimlerin ifade almayi dahi bilmediklerini, bunlarin sadece kirsal
kesimde mücadele etmek için yetistirilmis olduklarini, ancak görev sirasinda
müsterek faaliyette asker ve polis timlerinde, emir komutasinin Asker'de
oldugunu, polis özel timinin basinda Emniyet Müdürü rütbesindeki personel
bulunmasina karsilik Askeri timin basinda Astsubay veya Tegmen oldugunu,
ovadaki askeri birlik komutasinin istemi olmadikça özel timlerin arazide göreve
çikamadigini, Halkin özel timlerden rahatsiz olmalari ile ilgili konunun
tamamen belli mikraklarin abartmasi oldugunu, PKK'nin en çok korktugu iki
unsurun polis ve askere ait özel timler oldugunu, bunlari yipratmak için
gaspçi, haraççi, köy yakiyor, köylüleri eziyor diye görev yapmalarini önlemek
istediklerini, mücadelenin kazanilmasi için halkin destegine ihtiyaç oldugunu,
o olmadan mücadele yapmanin mümkün olmadigini, halkla diyalog içinde örf, adet
ve törelerine hürmet ederek iliskide bulunulmasi gerektigini, zaman zaman ferdi
yanlisliklar olabilecegini,
Sedat Bucak'in babasini tanidigini, Bucak asiretinin PKK'ya karsi
mücadelesinde, zamaninin çogunu Siverek'de harcadigini, Sedat Bucak'in adamlari
olmadan disari çikamayanlarin simdi agir suçlamalarla karsilarina çiktiklarini,
ister asker, ister polis gece yol aramalari dahil Sedat Bucak'tan yardim
isteyip adam aldiklarini, güneydogudaki asiret reislerinden ileri gelenlerin
büyük bir bölümünü tanidigini, hepsiyle irtibati bulundugunu, Sedat Bucak'in
esrar, eroin islerine karistigina kesinlikle inanmadigini, adamlarindan
bazilarinin yapmis olabilecegini, ancak Sedat Bucak'in onlara da cezalarini
verecegini, Sedat Bucak'a bu kadar yüklenmenin yanlis olacagini, gururlu bir
insan oldugunu, gerçekte topraklarinin sulu ziraate geçmis olmasi nedeniyle çok
zengin oldugunu, adamlarinin gönüllü köy koruculari oldugunu, Devletten para ve
korucu maasi almadiklarini, Sedat Bucak'in birakin taraf degistirmesini Urfa,
Viransehir bölgesinde tarafsizim demesinin bile PKK için yeterli olabilecegini,
Sedat Bucak'in kardesinin Abdullah Öcalan'in yaninda oldugu hususunun dogru
oldugunu, adinin Serhat oldugunu ancak Sedat Bucak'in düsmani oldugunu ve
onunla görüsmediklerini,
Abdullah Çatli'yi tanidigini, Mehmet Eymür'le birlikte, emekli olduktan
sonra tanidigini, Mehmet Özbay ismini de bildigini, ancak ``Ekli'' adini
bilmedigini, Abdullah Çatli'nin devlet için istihbarati çalismalar yaptigini,
yurtdisina yönelik olarak özellikle Almanya'daki PKK faaliyetlerine yönelik
olarak istihbari bilgiler verdigini, 15-16 senedir 80 öncesinden itibaren
devlete çalistigini bildigini, kendisinin onu 1987-1988 yillarinda tanidigini,
Alaaddin Çakici ve Dündar Kiliç'i herkes gibi tanidigini, Abdulah Çatli ile
Dündar Kiliç arasinda ve Alaaddin Çakici arasindaki iliskiyi bilmedigini
belirtmistir. (Ek:174)
2-Kemal YAZICIOGLU Istanbul Emniyet Eski Müdürü 27.12.1996 tarihli
ifadesinde;
Ömer Lütfi Topal cinayetinin islenmesini takiben olayi çözmek üzere
çalismalara basladiklarini, bu cinayet konusunda Asayis Subesinin ihbar aldigini
bu ihbarda üç özel harekat mensubu ile iki sivil sahsin bu eylemi yaptiklarinin
belirtildigini, bunlarin hepsi ayni gün Emniyet Müdürlügüne alindigini, yapilan
incelemede ve olay yerinde kalan silah üzerindeki sarjörde bulunan band
üzerinde kalan parmak izi ile bu sahislarin parmak izinin karsilastirildigini,
ve herhangi bir bulguya rastlanmadigini, bu konuda yardimcisi Bilgi Ünal'in
olayi takip ettigini, ertesi gün Sedat Bucak'in kendisini aradigini, özel
harekatçilarin neden alindigini sordugunu, o anda konuyu kendisi de
bilmediginden inceleyecegini söyledigi, ikinci kez aradiginda da tahkikatla
ilgili alindiklarini söyledigini, daha sonra da birkaç kez aranmis oldugunu
ancak bir daha görüsme firsati bulamadigini, daha ertesi gün Emniyet Genel Müdür
Yardimcisi Halil Tug'un kendisine geldigini, Bakan tarafindan gönderildigini,
alinan sahislarin neden ve niçin alindigini sordugunu, kendisinin de alinan bir
ihbarin degerlendirilmesi sonunda alindiklarini, ancak bir bulguya
rastlanmadigini, ögleden sonra Bakanin Istanbul'a geldigini ve Vali ile
birlikte onu karsiladiklarini, Vali ayrildiktan sonra Bakanin kendisinden olayi
sordugunu, ona da olayi anlatarak herhangi bir bulguya rastlamadiklarini
ilettiklerini, onun da peki o zaman Emniyet Genel Müdürlügü de bir incelesin,
bir mahzur var mi? diye sordugunu, kendisinin de bir mahzur bulunmadigini zira
suç teskil edecek herhangi bir bulguya rastlanmadigini belirttigini, Bakanin da
gönderin o zaman dedigini kendisinin de talimat verilmesini istedigini, Bakanin
peki ben hallederim seni ararlar dedigini bunun üzerine Yardimcisinin talimat
verdigini ve Bakan talimati bunlari Genel Müdürlükten gelip alacaklar dedigini,
aksam saatlerinde Ibrahim Sahin'in kendisini arayarak konustuklarini, ona Bilgi
ile irtibat kurarsa onlari alabilecegini söyledigini, Basinin yanlis
degerlendirmeler yapmasi nedeniyle, görmemeleri için bunlari turkinelerde
teslim alip götürdüklerini ögrendigini, bilahare Susurluk Olayinin patlak
verdigini, ondan sonra Cumhurbaskani, Basbakan ve Bakanla görüsmeleri oldugunu,
onlara, bu sahislar hakkindaki düsünce ve karinelerinin tam alindigini, biraz
süre verilmesi halinde bu sahislarin suçlarini inkar edemeyecek hale
geleceklerini, hatta yan delillerin tespitiyle birlikte itiraf bile
edebileceklerini belirttigini, Cumhurbaskaninin kendisine kaset, belge, video
bandi olup olmadigini sordugunu, kesinlikle böyle bir seyin olmadigini
belirttigini,
Ikrar havi bir belge bulunmadigini, sadece kendisinde bir takim karineler
oldugunu, bunlari anlatmasinin mümkün olmadigini, bunun açiklanmasinin sisteme
zarar verebilecegini, bunu ancak konuyu bilenler huzurunda rahatlikla
açiklayabilecegini,
Basinda Mesut Yilmaz'a belge, kaset verdiginin söylendigini, ancak hiç
kimseye belge, bilgi, kaset veya herhangi bir sey vermesinin mesleki
hiyerarsisi disinda mümkün olmadigini,
Abdullah Çatli'yi tanidiginin gündeme getirildigini, Mehmet Özbay adina
atilan bir tebrik kartinin kendisine geldiginin dogru oldugunu Abdullah
Çatli'nin sahte ismi Mehmet Özbay olarak kendi bilgisayar kaydinda isim ve
adresinin yeraldigini, ancak kisi olarak kendisine kart geldigini ve ondaki
adres oldugunu, 7-8 bin adet kart attigini, bunlarin hiçbirisine bakmasinin
mümkün olmadigini, hatta bu olayin olmamasi halinde yilbasinda da ölmüs kisiye
kart gitmis olacagini,
Olay mahallinde iki adet kalanskof, baska bir alanda terk edilmis araç
bulundugunu, onun içinde de eldivenler, mermiler oldugunu, bunun profesyonel
bir is niteliginde yapildigini,
Olay mahallindeki silahlar üzerindeki parmak izinin karsilastirma yönünden
zor bir yapi olusturdugunu çünkü Emniyet Teskilatinda 10 milyon parmak izi
bulundugunu, parmak izinin yaninda diger parmak izleri ya da daha genis bir
sathin olmasi halinde o zaman kategorilestirilebilinecegini o zaman bile
karsilastirma sayisinin 3 bin olacagini, bu nedenle bu tür parmak izlerinde sag
el isaret parmaginin tek bogumundaki iz için yönetmelik geregi olay oldugu
yerde muhafaza edildigini, süphelilerle karsilastirildigini,
Parmak izinin bulunmasindan iki gün sonra basinda çikan 1992 yilinda
Abdullah Çatli'nin sahte pasaport ile ve Sahin Ekli adi ile disariya çikarken
yakalanmasi haberi üzerine, parmak izinin de olabileceginden bahisle inceleme
sonucu Sahin Ekli'nin 10 parmak izinin alindigi çikiyor, karsilastirma sonunda
sarjör üzerindeki yarim bogum parmak izi ile bu izler birbirinin ayni çikiyor,
bunun üzerine Sahin Ekli ile Abdullah Çatli'nin ayni kisi oldugunun ispati
yönünden, ölüden alinan parmak izi ile mukayese edildiginde izler birbirini
tutuyor, ancak Abdullah Çatli'nin silahi bizzat kullanan mi? yoksa silahi
hazirlayan mi? oldugu noktasinin belli olmadigini, silahi hazirladiginin kesin
oldugunu, ancak tetigi çekip çekmediginin belli olmadigini,
Cumhurbaskani, Basbakan ile görüsüp karayolu ile Istanbul'a dönerken gece
saat 23.00 siralarinda Içisleri Bakaninin kendisini aradigini, ertesi sabah
için Ankara'ya çagrildigini, sabah Bakana ugradiginda kendisinde kaset, bilgi
ve belge olup olmadigini sordugunu, kendisinin de böyle bir sey olmadigini
söyledigini, Mesut Bey ile irtibatini sordugunu, irtibati olmadigini
söyledigini, daha sonra Istanbul'un genel sorunlarini görüstüklerini, 5-6 saat
sonra da görevden uzaklastirildigini televizyondan ögrendigini, bir veya iki gün
sonra Istanbul Moral Egitim Merkezindeki Bakana ait konutta 20.00 civarinda
görüstüklerini, yaptiklarini tasarruf için birsey söylyemeyecegini, ancak
kendisini eskiya ile bir tuttuklarini buna üzüldügünü söyledigini Bakanin
bunlari basinin bu hale getirdigini belirttigini, Ömer Topal olayinin
çözülebilecegini, diger olaylarla ilintisi yönünden ise özel bir ekip
tarafindan yürütülmesi gereken hassas bir konu oldugunu, MIT'ten destek
almalarinin uygun olacagini belirttigini,
Ifade tutanagi bulunmamakla birlikte, Genel Müdürlük yetkililerine teslim
edilirken, teslim tutanagi ile islem yapildigini,
Ömer Lütfü Topal olayinda sorusturmanin çok yönlü yapildigini Antalya yada
Kusadasinda kendi adamlariyla, baska adamlar arasinda çalisma oldugunu,
adamlardan bazilarinin birbirlerini öldürdügünü bunlarin da
degerlendirildigini, uyusturucu kavgasimi? yoksa kumarhane kavgasimi oldugunun
arastirildigini, birçok söylenti oldugu bunlarin hepsinin ispata muhtaç
olduklarini, öldürme ile ilgili olay konusunda belirgin bir kanaati
bulunmadigini,
Istihbaratin çok çesitli kanallardan geldigini istihbaratin hem istihbarat
birimlerince verilen istihbarat, hem de telefonla gelen bilgiler oldugunu,
bazen gazeteden alinan bir haber, bir haberin degerlendirilmesi olayi oldugunu,
bunlarin tümünün istihbarat oldugunu,
Arnavut Saminin Ömer Lütfü Topal'in ortagi oldugunu, belirli yüzdelerle
ortak olduklarini bu ortakligin sadece Emperyal Oteli ve Gazinosu için olmayip,
Antalyaya uzanan bir zincir halinde bulundugunu,
Sedat Bucak'in çok önceden istek yapmis olmasina ragmen o olaydan sonra
suçlanan kisilerin koruma olarak verilmesinde, onlarin magdur duruma düstükleri
düsüncesiyle bir korunma olup olmadigi hususuna bir yorum getirmesinin mümkün
olmadigini,
Söylemezler çetesiyle ilgili olarak, Istanbul'da göreve basladigindan bir
ay sonra Söylemez kardeslerin Eminönü Belediye Baskaninin amcasini ve kardesini
vurup, öldürdüklerini, dolayisiyla bu olayin üzerine giderek cinayeti isleyen
çeteyi bulup çikarttiklarini, söylemez olayinin Istanbul da oldugunu ve
suçlularin Adana'da yakalandigini,
Özel tim mensuplarinin Il Emniyet Müdürü emrinde oldugunu, özlük haklari
yönünden Emniyet Genel Müdürlügü Daire Baskanligina bagli olduklarini, bu
birimin ülke çikarlari açisindan çalisan piril piril bir kurulus oldugunu, bu
ugurda pekçok sehit verdigini Özel Harekata kimsenin birsey söylemeye hakki
olmadigini özel harekat içinde, polisin içinde yanlis davranislar içerisinde
bulunanlarin olabilecegini, önemli olan hususun bu tür yanlislik yapanlarin ayiklamak
gerektigini,
Çatli'nin Emniyet Genel Müdürlügü ya da onun ilgili birimleri adina
çalistigindan bilgisi olmadigini, üzerlerindeki belgeler, tasidigi isimler
dolayisiyla emniyetle ilgili olmalarina iliskin konuda, bu tür iliskilerin
mevcut olmasini tasvip etmedigini,
Hüseyin Kocadag'i tanidigini, özel harekat menseli oldugunu, atak ve
gözüpek birisi oldugunu onunla birlikte çalismadigi için mesleki yapisi
hakkinda fazla bir bilgisi olmadigini,
Bu isin nereye gidecegi konusunda endiseleri oldugunu, medyada çikanlarin
ne derecede dogru oldugunu onlarin incelenmesi gerektigini, pesinen herhangibir
seyin söylenmesinin mümkün olmadigini, Basbakan ve Basbakan Yardimcisinin
nereye uzanirsa gitsin dediklerini, gitmesininde gerektigini, ancak bunu
yaparken devleti zarara ugratmamak gerektigini, müesseseleri yipratmamak
gerektigini, bunlara çok dikkat edilmesini belirtmistir.(Ek:175)
3- MERAL ÇATLI 22.1.1997 tarihli ifadesinde;
1980 ihtilalinden yaklasik 20 gün sonra esinin arkadaslariyla birlikte
yurtdisina çiktigini, esine devlet tarafindan (pasaport v.b. konularda)
yardimci olundugunu, esinin Ankara'da bulundugu zamanlarda Ülkü Ocaklari ikinci
baskanligini yaptigini, bu görevi yaptigi siralarda 7 TIP'linin öldürülme
olayinin esinin üzerine atildigini, bu konuyu esine sordugunda bu olayi kabul
etmedigini, 1978'de Istanbul'a tasindiklarini, 1980'e kadar 7 TIP'li olayindan
dolayi esinin kaçak yasadigini, 1982 yilinda kizlariyla birlikte kendisinin de
yurtdisina çiktigini, kendisine pasaportlari kimin verdigini bilmedigini,
Istanbul Hava Limaninda kendisini uçaga bindiren kisiyi ilk defa gördügünü,
esiyle Isviçre'de bulustuklarini, daha sonra Fransa'ya yerlestiklerini ve
oradaki Türk ailelerinin yardimlariyla geçindiklerini, esinin Türkiye'den
görüstügü kimselerden aldigi telefon neticesinde Paris'te kiraladiklari evde 27
gün kaldiktan sonra, esinin evden ayrildigini ve 6 yil geri dönmedigini -
cezaevine düstügünü - 1984'te kendisinin ve çocuklarin Türkiye'ye 1 haftaligina
tatile geldiklerini, Mete isimli birinin kendilerine yardimci oldugunu,
yurtdisinda esinin yaninda oldugu zamanlarda, esine Türkiye'den ASALA'ya karsi
görev verildigini ve yurtdisinda 28 olayda esinin rolü oldugunu, Türkiye'ye
1984'te gelislerinden birbuçuk ay sonra esinin tabiriyle komplo yapildigini,
yabanci uyruklu bir zencinin evine pasaport almaya gittikleri sirada esinin
eroin bahanesiyle gözaltina alindigini, esi yakalandiginda üzerinde Hasan
Kurtoglu adina düzenlenmis pasaport bulundugunu, esi ve Fransiz polisi eve
geldiginde esinin dolaptaki dosyayi saklamasini istedigini, sonradan esine
sordugunda bu dosyada esinin ASALA yapacagi olayin semasi oldugunu, Isviçre'de
ikamet eden beyaz saçli bir kisi ile ilgili oldugunu ögrendigini, Mete agabey
dedikleri kisinin Fransa'da kalmalari gerektigini söylemeleri üzerine Fransa'da
kaldiklarini, esinin Fransa'da iken Oral Çelik'le beraber olduklarini, esinin
Fransa'daki cezaevinden kurtulusunda kendilerine yardim edildigini, 1990 Nisan
ayinda esinin Istanbul'a giris yaptigini, hangi pasaportla girdigini
bilmedigini, esinin Ataköy'de ticaretle ugrastigi siralarda Abdullah Çatli
hakkinda ihbar oldugundan ihbar geregi basildigini, fakat basanlarca önceden
esine haber verildigini ve böylece esinin bu baskindan kurtuldugunu,
yurtdisindan geldikten sonra Mete agabey dedikleri kisinin ev temin ettigini ve
daha sonrasinda kendilerine yardimci olan kisilerin çekildiklerini, Susurluk
olayindaki gidisinde esinin Ankara'ya gittigini bildigini, esinin Muhsin
Yazicioglu ile görüstügünü bildigini, Mesut Yilmaz'in esine tesekkürde
bulundugunu, esine Türkiye'de görev verilmedigini, ama emniyetle ilgili
kisilerle görüstügünü tahmin ettigini, Korkut Eken'le görüstüklerini
bildiklerini, esinin 6-7 isimle pasaport kullandigini, bunlarin içinde Hasan
Kurtoglu, Mehmet Özbay ve Altan Güler adina olanlari hatirladigini, Papa
suikastiyle esinin alakasi olmadigini, Mehmet Ali Agca'nin cezaevinden
kaçirilisinda esinin sadece pasaport verdigini bildigini, esinin Ali Yasak'la
görüstügünü bildigini, esinin evde oldugu bir Cumartesi günü arabasinin altinda
bomba görüldügünü, ``Abdullah Çatli Orada mi'' seklinde telefonlarin geldigini,
esinin arabasinin içine eroin birakip kendisini de tarayacaklari seklinde
duyumlar aldigini kendisine söyledigini, Aydinlik Gazetesinde çikan haberlerin esini
tedirgin ettigini, esinin Baretta marka bir silahi oldugunu, esinin Sedat
Bucak'la 2 yili askin bir zamandir tanistigini, Haluk Kirci'nin esinin arkadasi
oldugunu, kendisinin esinin ve Haluk Kirci'nin Sultan Tekstil'de ortak
olduklarini, esinin Yasar Öz'ü tanimadigini, Sami Hostan'i tanidiklarini,
devlet için görev verenin de, komployu hazirlayanin da ayni oldugunu esinin
söyledigini, esinin ASALA olayina girmeden önce Haluk Kirci'nin cezaevinden
birakilmasini istedigini, ayrica ne oldugunu bilmedigi bir konuda TÜRKES
hakkinda bir istekte bulundugunu, yurtdisinda yapilan 28 eylem hakkinda Kenan
Evren'in bilgisinin olmasi gerektigini, Türkiye'ye döndükten sonra esinin 5-6
defa yurtdisina çikmis olabilecegini tahmin ettigini,
- 1980 ihtilali oldugunda siki bir denetim vardi. Pasaport almak,
düzenlemek kolay bir sey degildi. Demekki esime yardimci olundu. 20 gün sonra
esine pasaport getirdiklerini, kimin getirdigini bilmedigini,
- 1982 yilinda çocuklari ile beraber kendisinin de çiktigini,
- 1982 pasaport müracaati yaptiginda Nevsehir'den kendisine pasaport
vermediklerini, kendisinin de sahte pasaport ile çiktigini, kimin
düzenledigini, kimin getirdigini bilmedigini, ancak Istanbul Havaalaninda uçaga
bindirdiklerini ve Viyana'ya gittigini, kim oldugunu tanimadigini,
Yalova'da annesinin yaninda iken, kendisini Yalova'dan aldiklarini ve
dogrudan havaalanina gittiklerini gelenlerin resmi görevli olmadiklarini,
Viyana'dan araçla Almanya'ya, Almanya'dan Isviçre'ye, orada esi ile bulusup
trenle Fransa'ya geçip Paris'in kasabasi Potie'de kaldiklari,
1984 yilinda Türkiye'ye ailecek geldiklerini, 1 hafta kaldiklarini resmi
görevli bir kisinin kendilerini karsiladigini, adinin Mete oldugunu, soyadini
bilmediklerini, sadece Mete agabey dendigini. Bu kisinin konusma ve hareketleri
askerdi. ``Asker seyi vardi''.
Esiyle beraber geldiklerinde Türkiye'den bir görev verildigini duydugunu,
bu görevin de Konsolosluklara yapilan haksizliga tepki, yani Asala olayinda
esine verilen bir görev oldugunu, 28 olayda da esinin basarili oldugunu,
Türkiye'den dönüslerinden 1,5 ay sonra esinin bir zencinin evine pasaport
almaya gittigini, saat 9.30'da telefon kulübesinde olmalarinin istendigi,
evlerinin altindaki telefon kulübesine indiklerinde esinin telefonla görüstügü,
Istanbul'dan birisinin, ertesi gün verilen adrese gidilmesini istediklerini, bu
konulari görüstükleri kisinin Mete Agabeyleri oldugunu, Türk pasaportu
oldugunu, Altan ve Serap Güler adlarina düzenlendigini, esinin bir arkadasiyla
birlikte sabah verilen adrese gittiginde, içeri girdigi anda Fransa polisinin
de içeri girip onu yakaladiklarini, üzerinde Hasan Kurdoglu adina pasaport
oldugunu, 3 gün sonra eve polislerin esliginde geldigini, polislerin eve
girisinde dolaptaki dosyayi esi tarafindan kaldirmasini istedigini ve dolapta 2
ci bir kazagin altina koydugunu ve dosyayi bulamadiklarini, kocasinin fotograf
makinasini, silahini, kendisinin ve çocuklarinin pasaportunu aldiklarini, kendi
pasaportlarinin Meral Kurdoglu adina oldugunu, o dosyada esinin yapacagi bir
olaya ait sema varmis, beyaz saçli ve Isviçre'de ikamet eden bir kisinin resmi
bulundugunu, esinin kendisine Fransa'yi hemen terk etmesini söyledigini, onun
da Istanbul'dan telefonla görüsme yapmasi için birinin kendisine geldigini,
yine telefon kulübesine indiginde Mete Agabeyinin ``Meral hanim sizin Fransa'da
kalmaniz gerekiyor, çünkü esinizle irtibat kuracak kimse sadece sizsiniz''
dedigini, bu konuda esinin komploya gittigini, esinin kendisine Türkiye'de
görüstügü kimselerle veyahut devamli görüstügü kimsenin yaptigi bir oyun
oldugunu söyledigini, Isviçrede'de ayni sekilde suçlamada bulunuldugunu,
Isviçre'deki olayda Nevzat ve Seref Benli isimli kisilerin bulundugunu,
Nevzat'in soyadini bilmedigini, Isviçre'de 15 yil ceza verilmis, 1,5 yil
yattiktan sonra kendisini görmeye gittigini ve kendisi döndükten bir ay sonra
bunlarin cezaevinden mutfak kapisindan çiktiklarini (anahtarin esine
verildigini), cezaevinden çiktiginda yanlis arabaya bindigini, cezaevi
görevlisinin arabasina binmis, görevlinin de esini biraktigini, cezaevinden
çiktiktan sonra Fransa'ya yanlarina geltigini ve 20 gün bir evde kaldigini,
Türkiye'den gelen bir pasaport ile ve esinin yesil renkli bir takim elbise
giymesinin istendigini ve 1990 yili Nisan ayinda Türkiye'ye döndügünü,
kendisinin esini o sürede göremedigini, esi döndükten sonra 20 gün sonra
kizlariyla birlikte kendisinin de arabayla Türkiye'ye döndüklerini, esinin
Levent'te kiraladigi mobilyali bir eve gittiklerini, Istanbul'a kendi adiyla
Meral Çatli olarak gittigini, esinden ögrendigine göre Türkiye'den gelen
dosyasinda veyahut herhangi bir seyde Abdullah Çatli'nin Hasan Kurdoglu
oldugunu bildirdiklerini, esinin gerçek kimligini kabul etmek zorunda
kaldigini, o evde bir hafta kaldiklarini ve sonra Bahçelievler'de kiraladiklari
bir eve tasindiklarini ve esinin ticarete basladigini belirtmistir.(Ek:176)
4- Mehmet EYMÜR MIT Kontrterör Merkezi Yöneticisi 26.12.1996 ifadesinde;
1988 yilindaki MIT raporunun kendisi tarafindan hazirlandigini, raporun çok
tartismalar yarattigini, ancak hukuki bir sorumluluk getirmedigini, çünkü
raporun bazi belgelere ve çalisma metodlarina bagli olarak hazirlanmis bir
rapor oldugunu, rapor nedeniyle emekli olma durumunda kaldigini, Hiram Abbas ve
kendisinin yardimciligini yapan Korkut Eken ile birlikte emekli olduklarini,
kendi isini kurdugunu 1993 yilinda tekrar göreve çagrilmasi üzerine göreve
geldigini, hep siyaset disinda kaldigini, Sayin Çiller zamaninda göreve tekrar
döndügünü, kendisine yapilan bir telkin üzerine çagrildigini, zira gerek Sayin
Çiller'i gerekse MIT Müstesarinin kendisini tanimadigini,
Tolga Atik'in politikadan hoslanmayan birisi olmasi, babasinin da asker
olmasi ve teskilata büyük sempatisi oldugu için geldigini, yeni baslayan her
personel gibi belli bir kurs döneminden geçtikten sonra Malatya'ya tayin
edildigini, ancak basinda yer almaktan rahatsiz oldugunu ve teskilattan ayrilma
döneminde oldugunu,
1988'deki raporun o tarihteki Müstesar Hayri Ündül Pasa'ya bilgi vermek
maksadiyla ve yazili olarak hazirlandigini o raporu o tarihlerde kurumun
mensubu olan Cumhurbaskanligi'nda görevli Erkan Gürbüt'e görüsünü almak üzere
verdigini, o da raporun enterasan ve çok kapsamli oldugunu söyledigini, o
nüshayi da ona verdigini, bir müddet sonra da ortada dolasmaya basladigini,
gerçekte onun rapor niteligi bulunmadigini, etüd özelliginde oldugunu,
Tarik Ümit'in MIT Teskilatinin görev sahasina giren konularda istihbarati
olarak kullanilan bir kisi oldugunu, ortadan kaybolmasi üzerine bazi
arastirmalar yapmak durumunda bulunduklarini, arastirmalar sirasinda en son
Istanbul Divan Pastahanesinde yemek yedigi sirada Özel Harekat Polislerince
alindigini ve ondan sonra da ortadan kayboldugunu tespit ettiklerini, bu konuda
yasal arastirmalar yaptiklarini, bu arastirmalar sirasinda, aracin bulundugu
mahal Silivri bölgesinde oldugu için tahkikatin Jandarma Astsubayi Ahmet
Altintas'in yürüttügünü, onunla görüsüldügünde, kendisinin Özel Harekatçi Ayhan
Akça'yi gözlem altina aldigini, Ankara'dan Özel Harekat Baskanligindan müdahale
edilmesi üzerine ``ifadesini alamayacagi konusunda'' birakmak mecburiyetinde
kaldigini,
Arastirma grubuna Tarik Ümit'in telefonlarini tespit ettirdigini, bu
arastirma sonucu telefon konusmalarinin kendi bölgesinde TIR parkinda çay ocagi
isleten Avsar isimli bir kisinin telefonundan muhabere yaptiginin tespit
edildigini, bu nedenle Avsar denilen kisinin alinip sorgulandigini, Avsar'in
kendi adina olan bu telefonu Özel Harekatçi polislere kullanilmak üzere
verdigini, Avsar'in üzerinden Özel Harekatta görevli iki polisin resimlerinin
çiktigini, resimlerin divan pastahanesinde ve Bagdat Caddesindeki görevlilere
teshis için gösterildigini, resmi kisiler olmasi nedeniyle tahkikatta
zorlanildigini, Haluk Kirci'nin yine ayni olayla ilgili olarak gözaltina alinip
birakildigini, Avsar'in üzerinde bir tabanca çiktigini, bunun balistige
gönderilmek üzere istendiginde, çesitli resmi yerlerden baski geldigini,
Jandarma Astsubayi Ahmet Altuntas'in belirttigini,
Tarik Ümit'in kaçirildigi gün, Avsar denilen sahsa ait beyaz renkli Opel Astra
marka bir arabanin Avsar'dan alindigi, Ziya isimli Polis Memuru tarafindan ve
Tarik Ümit'in kaçirilmasindan üç gün sonra da Oguz isimli Polis Memuru ile
birlikte arabanin sahibine iade edildigini, Avsar'a göre konunun içinde
Abdullah Çatli ve Arnavut Sami denilen kisiler oldugunu zannettigini, bunlar
hakkinda arastirma yaptigini, hatta Özel Harekat Daire Baskani ile de telefon
konusmasi yaptigini, bunlarin Astsubay Ahmet Altintas'in yaptigini,
12.1.1994 tarihinde Adana Sakirpasa havaalaninda sahte pasaportla yakalanan
Metin Bozbag'in ifadesi dogrultusunda Istanbul'da Yasar Öz isimli sahsin evinde
ele geçirilen, Tarik Ümit adina verilmis hususi, özel yesil bir pasaport bu
konuda Tarik Ümit'in sadece MIT ile çalismadigini, 1987 yilinda MIT ile ilk iliskilerinin
basladigini, ondan önce de Dündar Kiliç Behçet Cantürk'ün Devlet tarafindan
sorgulandigi tarihlerde sahit olarak bazi ifadeleri bulundugunu, 1982 yilinda
Dündar Kiliç, Sükrü Balci ve diger kaçakçilik konularinda uyusturucu
kaçakçiligi konusunda bazi ifadeleri oldugunu, ondan sonra da 1985 yilinda
silahla bir saldiriya maruz kalip agir yaralandigini, o tarihte bunu Dündar
Kiliç'in yönlendirdigini söyledigini, 1987 yilindan sonrada kendi istihbari
potansiyeli bulundugunu, bundan yararlanarak kendi konularinda, ondan
yararlandiklarini,
Tarik Ümit ile en son 1995 yili Subat ayi 28'ci günü onun evinde
görüstüklerini, yalniz iki ayri evi oldugu için hangisinde oldugunu
bilemedigini, Özel Harekatçi Ziya ve Semih isimli iki polisin evinde kaldigini
operasyonel konularda ve faaliyetlerde yardim etmesini istediklerini
söyledigini ve bu polislerle kendi yanlarindan telefonla konustugunu polislere
kendi evinde oldugunu söyledigini,
Tarik Ümit'in yasal çerçevedeki konularina giren hususlarda kullandiklari
bir kisi oldugunu, ancak bunun disinda Devletin diger istihbarat organlariyla
da irtibati oldugunu bildigini, onun meslek ahlakî yönünden kapsaminin ne
oldugunu ona sormadigini, ancak özellikle uyusturucu kaçakçiligi konusunda
Emniyet birimlerine yardim ettigini genel hatlariyla bildigini,
Teskilatinin Türkiye içinte Terörle Mücadele görevinin bulunmadigini,
istihbari alanda böyle bir görevlerinin oldugunu ve intikal eden bilgileri
gereken mercilere ilettiklerini, Tarik Ümit'inde bu çerçevede Türkiye içinde
teskilatla ilgili bir görevi olmadigini Türkiye disinda düsünülmesi
gerektigini,
MIT Teskilatina zaman zaman özellikle ihtilaller ve sikiyönetimlerden sonra
özel görevler verildigini, kendisininde birçok bu tür görevlerde yer aldigini,
kanuni görev sinirlarini asan görevler oldugunu, örnegin babalarin, mafyanin
toplanmasindan sonrada sorgulanmalari gibi görevler. Bu görevlerinde yasal
çerçeveler de verildigini, hatta sonradan bunlarin tartismalarada neden
oldugunu, yapilan tüm islemin Devletin arsivlerinde bulundugunu, bu tür islerde
büyük kütleleri ve büyük menfaat çevresini karsisina almak durumunda
kalinacagini, dogru yapilmaz ise hem vicdaninin hem de yaptigi görevle
kendimizi bagdastiramayacagini, birçok seyin dogal olarak kagida dökülmeden
kafada oldugunu, otuz senelik meslek hayatinin kafasinda olan uzantilarinin
kagida dökülmesinin biraz mümkün olmadigini,
Bu tür olaylarda teskilatinin bir taraf gibi olmasini kabul edemedigini
çünkü gördügü manzaranin kendisini çok rahatsiz ettigini, bu manzarada da bir
günah keçisi haline gelmek istemedigini, Emniyet Teskilatinda senelerce omuz
omuza çalistiklari arkadaslari bulundugunu kader birligi yaptiklari insanlar
oldugunu, keza askeri kesimde de ayni birliktelikleri oldugunu, söylenecek
herseyin yanlis yorumlamalara neden olacagini, birçok seyin dogru oldugunu
birkaç kisinin yaptigi olumsuz seyler varsa bunlarin ortaya çikmasini
kendisininde istedigini, konulara bu asamada çok daha degisik veçhelerde
bakildigini, böyle oldugu sürece de bu seyin içinde herhangibir rol almak
arzusunda olmadigini,
Olaylarin yabanci istihbarat teskilatlariyla baglantili yönlerinin
arastirilmasi gerektigini, yurtdisinda uzun süre kalmis kisilerin Türkiye'de
karistiklarini büyük eylemlerin çok dikkatle incelenmesi gerektigi, altinda baska
bir seyler olup olmadigini incelenmesi gerektigi, var veya yok diye birsey
söylemedigini, ancak Abdullah Çatli gibi kisilerin sadece suç yönünden degil,
yabanci istihbarat teskilatlariyla bir baglantilari olup olmadiginin da
incelenmesi gerektigini,
Tarik Ümit'in kizinin beyanlarindaki kendilerinin tanidigi ve sizin
tarafinizdan gönderilen iki MIT görevlisinin ziyaretlerine geldigini ve
babasinin dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in bilgisi dahilinde,
Müsavir Korkut Eken'in istegi üzerine özel harekatçilarca kaçirildigini ve
sorguda oldugunu söyledikleri konusunun kizin bir yorumu olarak nitelemek
gerektigini, biraz öncede belirttigi gibi Mehmet Agar ile Tarik Ümit'in buzlari
erittigine iliskin Tarik Ümit ile konusma yaptigini Mehmet Agar ile Korkut
Ekenle o tarihe kadar arasinin iyi olmadigini bildigini,
Kendisinin Mehmet Agar ve Ibrahim Sahin ile görüstügünü, duyumlarini
anlatarak Çatli'nin elinde olduguna dair duyumlarin dogrulugunun olmasi halinde
yardimci olmalarini ve birakilmasinin saglanmasini ve mesele haline
getirilmeyecegini ifade ettigini, Mehmet Agar'in böyle bir seyden haberi
olmadigini ve bakacagini söyledigini,
Tarik Ümit'in Ziya ve Semih dedigi polislerin kendisine Dündar Kiliç'a
yönelik bir operasyonda beraber davranmayi teklif ettiklerini kendisininde
böyle seylere girmemesi konusunda telkinde bulundugunu ve bu islerden uzak
kalmasi gerektigini söyledigini,
Astsubayin ifadesine göre Tarik Ümit'in Abdullah Çatli'ya bu polis
memurlarina teslim edildiginden emin oldugunu, Tarik Ümit'in muhtemelen
öldürüldügünü ve Yalova taraflarina gömülmüs olabilecegini teskilattaki
arkadaslarinin söyledigini, Avsar'in Jandarmada sorgulanmasi sirasinda polis
memuru Ayhan'in telefonla onu aradigini onunda nedesin diye sordugunda polis
memurunun Yalova taraflarinda oldugunu söyledigini, bunun üzerinede Astsubay
Ahmet'in bir yorum getirdigini Tarik'inda bu kadar süre ortadan kaybolup hiç
kimseyi aramamasininda öldürüldügü kanaatini pekistirdigini,
Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu Jandarmanin bildigini ve
kendisininde oradan bildigini belirtmistir.(Ek:177)
5-Tuncay ÖZKAN 18.2.1997 tarihli ifadesinde;
Dünyanin diger ülkelerinde oldugu gibi, gizli servislerin uyusturucu
kaçakçilariyla birlikte is yaptiklarini, onlarla birlikte sirketler kurduklarini,
onlari açiga çikarmak için çesitli çalismalar yaptiklarini, Abdullah ÇATLI ve
ülkücü arkadaslarinin haklarindaki mahkeme kararlarina ve arama tezkerelerine
ragmen, zaman zaman ANAP gibi partilerin kongrelerinde izleyici, Bakanliklarda
Bakanlarin misafiri, Emniyet Genel Müdürlerinin arkadasi, içlerinde Tansu
ÇILLER'in de bulundugu Basbakanlarin görüsme geregini duyduklari kisiler
arasinda olduklarini, Turgut ÖZAL'in sik sik görüsme isteginiyinelemesine
ragmen, belirtildigine göre ÇATLI ve arkadaslarinin Güneydogu politikasindan
dolayi ÖZAL'i hain kabul ettiklerini ve görüsmediklerini, ASALA'ya yapilacak
operasyonlarla ilgili olarak; Abdullah ÇATLI ve arkadaslariyla MIT arasinda
pazarliklarin oldugunu; bu pazarlik sirasinda bu ülkücü insanlarin, MHP Genel
Baskani TÜRKES'in o dönemde devam eden tutuklulugunun ortadan kaldirilmasi,
Balgat katliami saniklarinin da bulundugu bir grup ülkücü teröristin
haklarindaki davalarin düsürülmesi ve tutuklu bulunanlarin saliverilmesi, bu
kisilerin Türkiye'de serbest dolasma haklarinin saglanmasini bildigini,
ASALA'ya karsi bazi heykellerin bombalanmasi, bir Ermeni destekçisi
milletvekilinin arabasina bomba yerlestirilmesi gibi eylemler yapildigini, bu
eylemler karsiliginda paralar alindigini, Oral ÇELIK'in bu ise karistirilmamasi
özellikle rica edilmesine karsin grup tarafindan eylemin zorlugu karsisinda bu
eylemi gerçeklestirebilecek kabiliyette görüldügü için dahil edildigini,
özellikle Marsilya'daki eylemler sirasinda ÇELIK'in oldugunu, Abdullah ÇATLI,
Oral ÇELIK ve diger insanlarin yurtdisinda kullanildiklarini, sonrasinda ise
hiç kullanilmamistir gibi davranildigini, Metin denilen görevlinin, emekli
olduktan sonra, verdigi sözlerin geregini yerine getirmek amaciyla dönüslerinde
Abdullah ÇATLI ve ailesine yardimci oldugunu, Susurluk'taki kazadan önce Sami
HOSTAN'a ait Alman plakali bir mercedesin ÇATLI'larin arabasini takip ettigini,
bu mercedesteki kisinin Abdullah ÇATLI ve Gonca US'u hastaneye götürdügü
bilgisini edindigini, Oral ÇELIK, Abdullah ÇATLI, Mehmet Ali AGCA'nin Abuzer
UGURLU denilen kaçakçidan alinan sahte hint pasaportuyla yurtdisina
çiktiklarini, Abuzer UGURLU'nun bu pasaportu ülkücü koruma karsiliginda
kendilerine (Abdullah ÇATLI ve arkadaslari) sagladigini, baglantiyi kuranlarin
o dönemde gümrüklere yakin olan ve onlara ülkücü korumayi saglayan kisiler
olduklarini, yurtdisinda bu insanlarla (Abdullah ÇATLI ve arkadaslari) bütün
gizli servislerle iliskisi oldugunu, Abdullah ÇATLI için Meclis koridorlarinda
Alparslan PEHLIVANLI gibi kisilerin aracilik yaptiklarini gördügünü, Abdullah
ÇATLI'nin Gökhan MARAS, Sanliurfa eski Milletvekili Murat BATUR gibi birçok
kisiyle görüstügünü, Abdullah ÇATLI ve arkadaslarina maddi destegin korumalik
yaptiklari ülkücü kitleden geldigini, Abdullah ÇATLI'yi kokaine sürükleyen
kisilerin basinda Arnavut SAMI denilen adamin geldigini, Türkiye'de silah
ticaretinde mafyanin parmagi oldugunu, Ömer Lütfi TOPAL Cinayetinde kullanilan
silahlarin bu yolla geldigini belirtmistir.(Ek:178)
6- Dündar Kiliç 1.3.1997 tarihli ifadesinde;
1935 Trabzon Sürmene Basdamar Köyünde dogdugunu, 1942 yilinda Ankara'ya
geldiklerini, 1964 yilinda kan davasi nedeniyle ailece Istanbul'a
yerlestiklerini, halen de Istanbul'da ikamet ettigini,
1970 yilindan itibaren kömür, kum, reklam ve filim sirketleri ve orta halli
7-8 sirketi bulundugunu, ortaokul mezunu oldugunu,
1980 yilinda ihtilal ile birlikte Polis Müdürü Atilla Aytek Kaçakçilik
Daire Baskani, Kaçakçilik Dairesi MIT görevlisi Mehmet Eymür ve yillar
öncesinde kendisinin yaninda katiplik yapan Tarik Ümit'in Ankara'da generalleri
yalan yanlis bilgilendirerek göreve geldiklerini, yillarin insanlarin
düsmanlarimizla anlasarak, bazi insanlardan menfaat temin ederek, örnegin Çelik
Döküm Fabrikasini gaspederek, faaliyet gösterdiklerini,
Tarik Ümit'in Kurtulus'ta beyaz esya satan dükkanda müdürlük yaparken iki
ögretim görevlisini Dündar Kiliç ismiyle tehdit ettigini, bunu tespit ettigini
ve ona bunu nasil yaptigini sordugunu, ancak onun da gidip bu konuyu Mehmet
Eymür ve Atilla Aytek'e anlattigini ve kendisini imha etmek için senaryo
hazirladiklarini,
Senaryo olarak; Isviçre'den bir mektup atildigini, bunun Kaçakçilik
Dairesine geldigini, mektupta ``Dündar Kiliç Ermenilerle anlasmis, konsey
üyelerine suikast yapma hazirliginda'' seklinde iddia bulundugunu, bu iddia
üzerine gözaltina alindiklarini, 82 gün gözetim ve iskence altinda kaldigini,
daha sonra Mamak'a gönderdiklerini ve sonuçta 5 yil 1 ay 1 gün hapis yatmasini
sagladiklarini, ondan 1,5 yil önce yine bir senaryo hazirladiklarini, ``bir
gemi silah ve mühimmat geldigini Türkiye'de bunun alicisinin ve saticisinin
kendisi oldugunu ve Apo için getirtildigini'' iddia ediyorlar, ancak bir polis
sefinin telefon ederek Dündar Kiliç'a söyleyin Eymür ve Jitemde bir Binbasinin
bunu düzenledigini belirtti ve Avukat Burhan Apaydin'in ise el koydugunu, Sisli
Savciligina sikayette bulunduklarini ve konu hakkinda basin ve medyada yaygara
yapinca, senaryonun ellerinde kaldigini,
Bunlarin kaçakçilardan, ``seni öldürecekler 500 bin dolar, 1 milyon dolar
verirsen, senin katlini, infazini durdururum'' seklinde para aldiklarini,
paralari paylasamayinca da birbirlerini öldürdüklerini,
Abisinin kadinlar kulübünde hissesi oldugunu, 50 milyon lira sermayesi
oldugunu, o parayi istemeye gittiginde abisine silah çekildigini, sonunda
kardesi Ibrahim'in bir okulun gecesinde Tarik Ümit ile karsilastigini,
masalarina sise atinca yegeninin onu agir yaraladigini, Mehmet Eymür'ün o gece
yegeni Zekeriya Ülkücü'yü öldürdügünü, kendisinin de onlari öldürmesi
gerekirken (devlet memuru olmalarindan dolayi) bunu yapamadigini, bunlarin
devletin içine sizmis devlet düsmanlari oldugunu,
Necdet Ürug'un ogluna kömür ocagi vermesinin söz konusu olmadigini,
Nuri Gündes'i tanidigini, son yedi yil içinde kizinin cenazesinde
gördügünü,
35 yil kumarhanecilik yaptigini,
Bir gün kizinin geldigini, Ahmet Özal'in Engin Civandan bir alacagi
oldugunu, onun Kiyikent'te yazligi oldugunu kendisinin de iki sokak arkada,
bunlarin Engin Civan'in evine geldigini, Engin Civan'in Ahmet Bey'e parasini
ödedigini, Selim Edes'e son kurusuna kadar iade ettigini, digerinin ödemedigini
söyledigini, 5 milyon dolar olayi oldugunu, senaryo hazirladiklarini ve
amaçlarinin kendisinin evi önünde Engin Civan'i öldürtmek istediklerini,
kendisinin buna müdahale ettigini, eger böyle bir sey yapilirsa kendisinin
tepki gösterecegini belirttigini, 45 dakika sonra adami hastahanenin önünde
vurduklarini duydugunu, 80-100 milyon dolar için bunlarin yapildigini söylüyor.
Daha sonra kizinin yanina iki yegenini de alarak kanal 6'yi bastigini, orada
onlara ates ettigini ve polis geldigini ve polise bu isi örtbas ettirdiklerini,
ama bu uygulama ile de onun ölüm fermanini hazirladiklarini,
Alaattin'i Mehmet Eymür'ün korudugunu yönlendirdigini, her türlü resmi
belgeyi MIT'in verdigini, bunlain masum insanlari öldürdügünü para için herseyi
yaptiklarini, kendisini mafya yada gangster olarak kabul etmedigini,
kendilerine yakistirilan seyin kabadayi olmasi gerektigini, onu korudugunu,
sevdigini ve bunlar için yasadigini baska bir iddiasi bulunmadigin,
Behçet Cantürk, Sari Avni, Kam Durmus'un kaçakçi oldugunu, Fahrettin
Aslan'i sevmedigini ancak kaçakçi olmadigini,
Tarik Ümit'i suç ortaklarinin öldürdügü kanisinda oldugunu, topladigi
paralari suç ortaklarinin götürmedigini duydugunu,
Kendisinin Diyarbakir'da hapiste yatarken 5.5 sene 56 celse süren mahkeme
dolayisiyla Basbakan'dan dosyalarin incelenmesi için hukukçu görevlendirmesini
istedigini, Özer beyin kulagina parmak tikadigini, yoksa özel ile bir
düsmanligi bulunmadigini,
Ankara'da Kürt Cemali olayinda, Mehmet kabadayisinin onu öldürmesine
karsilik abisinin cinayet masasi sefi olmasi sebebiyle cinayeti kendisinin
üzerine yiktiklarini ve bu sebeple 3 yil hapiste yattigini,
Atilla Aytek'in Cemalinin kahvesinde garsonluk yaptigini, sonra Komiser ve
Müdür oldugunu ondan sonra da piç hüseyinin intikami için kendisini adliye
içinde iki defa öldürmek istediklerini,
Hüseyin Kirli isminde bir kiralik katilin Istanbul'da iki kisi olarak
sokakta kendisini sikistirdiklarini iki mermi yarasi aldigini, onlarin olay
yerinde öldügünü, mesru müdafaa oldugu için 8 ay sonra serbest birakildigini,
Kamu para aklama konusunda Özal'in bu seyleri serbest birakmasinin etkili
oldugunu, valizlerle paralarin geldigini ve gittigini Ömer Lütfü Topal'in öyle masum
bir insan olmadigini 40-50 adam öldürdügünü,
Ömer Lütfi Topal'in içeriden satildigini Tilki gibi bir adami bu sekilde
öldürülmesinin mümkün olmadigini, kendi adamlarinin ölüm fermanina imza
attiklarini, gittigi yeri kendisinin veya bir yada iki yakini disinda kimsenin
bilemiyecegini,
Kendisine kumarhane için yetki vermediklerini, tefecilik yapan Sudi isimli
kisiye 20 tane yer verdiklerini, Özalla aralarinda bu nedenden dolayi bir
husumet bulundugunu,
Sedat Semerci Pasayi tanimadigini, Sükrü Balci'yi tanidigini, fena adam
oldugunu, birçok olayi önledigini, Fahrettin Aslan'in onunla çok genis kapsamli
iliskileri oldugunu,
Kendisinin Almanya'ya tedavi için gitmek istemesine karsilik 5 yil pasaport
vermediklerini,
Semra Özal'i tanimadigini,Abdullah Çatli'yi tanimadigini,MehmetÖzbay'i
tanimadigini,Korkut Eken'i tanimadigini,Ibrahim Sahin'i Kurtulusta bes sene
önce Müdür Muavini iken yapilan bir bakimdan tanidigini,Haluk Aktar'i
tanimadigini
Cengiz Abaoglunu tanidigini, isçisi olarak çalistigini, bilahare
öldügünü,Haci Ali Aslan'i tanidigini, onunda rahmetlik oldugunu, Atilla
Aytek'in Haci Ali Aslani, Nuri Gündes'in kayinbiraderi diye bogmak
istedigini,Istihbarat teskilatini hem operasyon hem de infaz yaptigini, iskence
yapip, adam öldürebildiklerini,Kizi Ugur Kiliç'in cenazesine bile gitmedigini,
sadece çocuklarini bagrina bastigini, kizinin ailesini dinlemedigini, bu isi de
Mehmet Eymür'ün hazirladigini,
MIT'in infaz timi içinde Çakici'nin oldugunu, Sivasli 3-4 çocuk
bulundugunu, bunlardan iki tanesinin polis tarafindan arandigini, ancak
yakalanmadiklarini, Mehmet Eymür'ün bazi solculari, hatta Nihat Evim'i
öldürenleri Burca'da bir mahkemede 8-10 kisiyi beraat ettirdigini ve onlari
disaridan kullanacaklarini, bunlari Nasrullah Ayan vasitasiyla yaptigini
belirtmistir.(Ek:179)
7- Esat CANAN 5.12.1997 tarihli ifadesinde;
Bazi faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak; Savas Buldan'in 3 Haziran'da
Çinar Otelinin gazinosundan gece saat 4 civarinda diger iki arkadasiyla
birlikte çikarken otelin önünde üç arabanin bekledigini, bu arabalarin içinde
polis olduklarini söyleyen sekiz kisinin bulundugunu, üçüne (Savas Buldan ve
arkadaslari) otelin önünde üst aramasi yapildigini ve arabalara bindirilip
götürüldüklerini, Bolu Yigilca Ilçesine yakin bir mevkide Melen çayi kenarina
cesetlerin atildigini, olaydan sonra Savas Buldan'in agbeyine, imzasiz bir
ihbar mektubu gittigini, Abdullah Canan'in 17 Ocak 1996 günü Hakkari'nin
Yüksekova Ilçesinde evinin önündeki arabasina binip esine ``silah ruhsatini
yenileyecegiz'' diyerek ilçeden ayrildigini, Hakkari'nin 10 uncu kilometresinde
Yeniköprü denilen mevkide yol aramasina denk geldigini, Abdullah Canan'i panzer
gibi bir baska arabaya götürdüklerini, arastirma yaptiklari bütün mercilerin
kendilerince gözaltina alinmadigini söylediklerini, kaybolusunun üçüncü günü
arabasinin Van-Hakkari Karayolu Güzeldere mevkiinde bulundugunu, Abdullah
Canan'in agabeyinden Kahraman Bilgiç adinda bir görevlinin ``Abdullah Canan'la
seni bugün yarin görüstürecegim'' diyerek 20 bin mark aldigini, kendisinin
Abdullah Canan'in yakini olarak Kahraman Bilgiç ile görüstügünü, Kahraman
Bilgiç'in ``Abdullah Canan su anda elimizde, hücreye koyduk, bunu Yüksekova
Tabur Komutani Mehmet Emin Binbasi infaz edilmek üzere bize verdi'' dedigini,
Mehmet Emin Yurdakul Binbasinin Abdullah Canan'in arabasini dere yatagina
ittigini, Kahraman Bilgiç'in ``hiç kesinlikle birsey yapmayin, bu bizim
görevimizdir. Esref Bitlis, Bahtiyar Aydin gibi uygulamalar yaptik'' dedigini,
Kahraman Bilgiç'in Havar kod adiyla dolastigini, Tugay Komutanina Kahraman
Bilgiç'in ``sadece 5 bin mark aldim'' dedigini, kaçirma olayini ise inkar
ettigini, daha sonra Abdullah Canan'in cesedinin bayramin ikinci günü jandarma
tarafindan bulundugunu, bu konunun halen savcilikta hazirlik sorusturmasi asamasinda
oldugunu, o günden bu yana hiçbir gelisme olmadigini, olayin Diyarbakir DGM
kapsaminda oldugunu, yine 1993'te Sabri Çardak'in Besbulak Köyünde Mahir
Karabag ve Eyüp Karabag'i, Haci Teknik'in Çukurca'da bu ekip tarafindan
öldürüldügünü, yine Miktar Özeken, Semsettin Yurtseven, Münir Saritas, Mehmet
Yasar, Nezir Tekçi'nin yine bu ekip tarafindan 1994-95 yillarinda bu ekip
tarafindan alindigini ve bunlarin hiçbirisinden bugüne kadar bir haber
alinamadigini, Havar kod adli Kahraman Bilgiç'in Necip Baskin adli kisinin
fidye olayi sonrasinda yakalandigini, Yüksekova'da tutuklanip, Midyat Cezaevine
nakledildigini, Mehmet Emin Yurdakul'la ilgili olarak savciliga 4 tane dosya
intikal ettigini, Kahraman Bilgiç'in sorguda Abdullah Canan'i öldürdüklerini
ifade ettigini ögrendiklerini, ancak bu asamada sorusturmanin yarida
kesildigini, Hüseyin Oguz adli astsubayin ``ben, sorgunun ilk üç gününde görev
yaptim, o sorgu esnasinda banda alinan ses var, binbasinin adi geçince o
noktada beni sorgudan aldilar'' dedigini, Yüksekova delillerinin saklandigini,
Mehmet Emin Yurdakul binbasinin o dönemde Hakkari'de tugayda görev yapan Albay
Hamdi Poyraz'la bir baglantisinin oldugunun söyledigini belirtmistir.(Ek:180)
8- Mehmet Hadi ÖZCAN 1.03.1997 tarihli ifadesinde;
1954 Izmit dogumlu, baba adinin Hayri oldugunu, Sapanca Kirkpinar nüfusuna
kayitli bulundugunu, 1980 öncesi Kirkpinar Ülkü Ocaklari Baskanligi yaptigini,
is olarak kendi arazileri üzerinde müteahhitlik yaptigini, halen 24 adet
dosyadan yargilandigini, memleketinde herkesin kendisini çok iyi tanidigini
çete falan olmadigini, vurdugu adamlarin hepsi ile uzaktan akrabaliklari
bulundugunu, hasbelkader Abdullah Çatli ile bir is yaptigini, kendisini Emniyet
Müdürü Altan Keçeli ve Belediye Baskani Sefa Sürmen'in çete yaptigini,
Daha önce uyusturucu olarak eroin kullandigini, bilahare bunu biraktigini,
uyusturucu satisi ile bir ilgisi bulunmadigini, Izmit'e esinin annesi oldugu
için gidip gelmekte oldugunu,
Kendisinin gayrimesru hiçbir isi olmadigini babasinin tek oglu oldugunu ve
babasindan kalan arazileri satarak yedigini kimseye muhtaç olmadigini,
Emniyet Müdürü Nihat Candan'in oldugu dönemde, 3 yil kadar önce Izmit'te
kaçak petrol hadisesi oldugunu, bunu PKK'lilarin yaptigini, büyük paralar
kazandigini,
Türkçe okumasini ve yazmasini bilmeyen insanlarin, Samsun Terme'nin
çingenelerinden bir grubun büyük paralar kazanmasi olayi oldugunu, gazeteci ve
Il Baskanlarina göre 1 trilyon 200 milyar lira civarinda bir parayi faizle
çalistirdiklarini, Emniyet müdürleri, Devlet adamlarininda bu çilistirilan
paralar içinde yaralari bulundugunu, kahvelerinin adini bile savcilar
kiraathanesi oldugunu, karilarinin gündüzleri dilencilik yaptigini,
kendilerininde % 35-40 faizle para dagittiklarini, bu nedenlerle bir olay
oldugunu duydugunu, bir gün Izmit Ülkü Ocaklari Baskanligi yapmis bir çocukla,
kendisinin soförlügünü yapan bir çocugu kahvede ayagindan vurduklarini, iki gün
sonra onlarin kahvesinin tarandigini, bu olayda 3 kisinin ölüp, 7 kisinin
yaralandigini, bunun üzerine bütün samsunlularin Izmit'i terk ettiklerini,
halkin
bunu kendisinin yaptigini söyledigini, halbuki kendisinin yaptirmadigini,
ancak yapmadimda diyemedigini, çünkü ya özel harekat, ya ülkü ocaklari genel
merkezinden gelenler ya da Hadi Özcan yaptirmis olabilirdi, bu konuda
samsunlularin tarafini tutan 2.Sube Müdürü ile görüstügünü, olayin esas olus
seklini ona anlattigini, esas olayi yapan adam Affan Keçeli zamaninda polisin
bir kez yakaladigini, ancak 250 milyon civarinda yani 8 tane kadin bilezigi
avanta alinip, isin bitirildigini, bunlarin hepsinin ispatli oldugunu,
verenlerinde bunu suanda kabul ettigini ancak polisin bunlarin ifadesini
almadigini ve almaya da yanasmadigini,
Of'lularla kendisinin arasini Sefa Sirmen'in kasitli olarak bozdugunu,
onlarla kiz alip vermekten dolayi 30 yillik anlasmazliklari oldugunu,
Of'lunun çay bahçesi oldugunu, Belediyeden kiralandigini ve buraya kira
bile vermedigini orada liseli gençlere esrar, eroin sattigini, onlarla ters
düstüklerini yegenini öldürdüklerini. Kütüphane açma kilifi ile Belediyeden 9
milyar lira vererek bu yeri almak istemelerini ögrenmesi üzerine Riza Sirmen'i
aradigini, iki sene önce Oflulara destek olduklarini Riza Sirmene söyledigini
kira almadiklarini 9 milyar verdiklerini, inkar etmedigini, eger bunu yaparlarsa
karsilarinda kendisini bulacaklarini söyledigini,
CHP'li Sefa Sirmen'in aslinda Alaattin Keskin'in kendisine, Vefa Küçük'ün
Belsa Plaza diye yaptigi yerin karsisinda Tekel binasi bulundugunu, eski Tekel
binasinin 7 katli oldugunu ve Belsa Plazanin görüntüsünü bozdugunu, bu arada
Tekelin içinden malzemelerin TIR'larla Ali Sen'in Maga Deri isimli yerine
götürüldügünü, kapida kalesnkoflu adamlarinin nöbet bekledigini, konunun
hepsini Emniyet Müdür Yardimcisi Ayhan Toptas'in bildigini, Televizyoncu Ali diye
bir kisinin daha bu durumdan haberi oldugunu, daha sonra bos Tekel binasini
yaktiklarini bu suretle hem Belsa Plaza'nin önünü açtiklarini hem de Tekel'in
içindeki mallari bosalttiklarini, bu suretlede bir tasla iki kus vurduklarini,
Her memlekette bir sürü kabadayilar bulundugunu, bunun görmezden
gelinmemesi gerektigini, her kabadayininda korktugu bir kabadayi oldugunu, bu
tür konularin bu nedenle kendisine anlatilip, aktarildigini,
Oflularin kayinçosunun Hursit Yavas oldugunu, Star turizmin sahibi oldugunu
ve uyusturucu ticaretinin en büyük isimlerinden oldugunu Hursit'in kirmizi
bültenlerle arandigi dönemde Türkiye'de iki cinayetten arandigini Istanbulda
yatlardan, katlardan, bir sürü gayrimenkulleri bulundugunu, hiç kimsenin o
zaman onu yakalamadigini, Necdet Menzir'in sikistigini, onun zamaninda yakalama
yapilmadigini, simdi gücünü ve para varligini Necdet Menzir zamaninda
yaptigini,
Hursit'in Hollanda'da yakalatildigini ve Ingiltereye teslim edildigini,
oradan halen cezaevinde bulundugunu, Sami Hostan'in Hursit Yavas ile arkadaslik
yaptigini, onun yakalanmasi üzerine Abdullah Çatli ile arkadaslik yapmaya
basladigini, Hursit'i Abdullah Çatli'nin yakalattigini, Hursit Yavas'in tüm
malvarliginin Abdullah Çatli ve Drej Ali'nin, Urfalilarin eline geçtigini, Star
Turizmin arastirilmasi halinde bunun ortaya çikabilecegini, Star Turizmin
arabalarindan Ankara'dan çikista bomba patladigini, daha sonrada Ulusoy'da
patladigini,
Tarik Ümit'in sevilmeyen bir adam oldugunu, MIT'in kullandigi bir adam
oldugunu, Abdullah Çatli'nin Tarik Ümit ile arkadaslik yaptigini, ölmeden
birkaç gece evvel Abdullah Çatli, Haluk Kirci ile birlikte hücre evinde
kaldiklarini bildigini, kizinin bunu bildigini ama söylemedigini, Tarik Ümit'in
öldürüldügünde 3 milyon mark tutarinda parasinin kayip oldugunu, bunu
abazalardan duydugunu Çatli'nin Tarik Ümit'in öldürülmesinde bulundugunu, bunu
kendisinin söyledigini
Halen kendisinin, Sefa Sirmen'in protokol Müdürünü kaçirmaktan dolayi yargilandigini,
aslinda Müdürü kendisinin kaçirmadigini, adamin kendisininde ``Beni Hadi
kaçirmadi'' dedigini, ancak halen yargilandigini, bu adamin kaçirilmasinda
büyük kiyametler koptugunu, kendisinin yegeni öldürüldügünde, Ocak baskanlari
vuruldugunda, üç kisinin öldürülüp yedi kisinin yaralandiginda, Oflu Resat'in
öldügünde, abisinin öldürüldügünde, Iskender Gül'ün kaçirildiginda, baldizinin
igfal edilip, oglunun baldizini öldürdügünde, iki gün sonra esi ve oglunun
Bolu'da trafik kazasinda öldügünde kimsenin kilinin kipirdamadigini, bu olay
oldugunda Hadi'nin çete oldugunu, Özgür Kocaeli Yesil Gazetesinin sahibi Sefa
Sürmen'inde, tüm Izmit'in de bunu bildigini, Susurluk olayinin olusmasi halinde
Behçet Cantürk ve tüm faili meçhullerin organizasyonunu kendi üzerine
yükleyeceklerini, hatta solcu bir arkadasinin ``Hadi, Sefa'ya yüklenme, Dursun
Kamtasin Sefayi öldürecegini ve onu kahraman yapacagini Büyüksehir Belediye
Baskanliginda Hikmet Erenkayayi aday göstereceklerini'' söylemesi üzerine ona
yüklenmedigini,
Emniyet Müdürünün gazetelere ilan verdigini, Yesil Kocaeli Gazetesinde ben
Hadi'yi teslim almayacagim, kendin yakalayacagim dedigini, Izmit Emniyet
Müdürünün Sefa'dan aldigi paranin miktarinin belli olmadigini, Ayvalikta
verilen villalar, kendisinin yakalanmasindan sonra Emniyet Müdürüne alinan 17
milyar lira civarindaki arabayi herkesin bildigini ve konustugunu,
Malatyali Engin diye bir delikanlinin açtiga Engin Döviz diye bir yer var,
Izmit'in en büyük faizcilik olaylarindan birisini yaptigini, kollu makinalara
para kaybettigini, büyük borca girdigini ve iflas ettigini, Belsa Plazanin
otoparkini Engin Dövize vereceklerini duyunca,Rizaya bu yeri Alaattin Keskin'e
vermelerini söyledigini, bize halktan yana olun dedigini, bunun üzerine
kendisine 20 milyar teklif ettiklerini, yaninda da Kirmizi Kocaeli'nin Genel
Müdürü Güngör Asman'in oldugunu, bunu telefonla teklif ettiklerini bu konuda
sahitlerde bulundugunu, ancak kendisinin bu parayi kesinlikle istemedigini,
alirsa avanta almis olacagini söyledigini,
Seyfi Aydin diye birisi, su anda cezaevinde bulundugunu, çete üyeliginden
içeri girdigini, ancak kendisinin bu adam ile yakindan ya da uzaktan ilgisinin
bulunmadigini, Adamin yegenini hirsiz diye yakalatmislar, bunlar dag köylerinde
oturuyorlar daglara villalar yapilmaya baslayinca birinci sinif turistik bölge
ilan edildigini, Derbent Jandarmasinda dayak zoruyla suçu kabul ettirdiklerini,
cezaevine girdigini 5.5 ay sonra asil hirsiz yakalandigini, çaldigi mallarin
iade edildigini, bu sayede bu çocugun tahliye oldugunu, Seyfi Aydin'in
hirsizlik yapanlara sen bizi lekeledin, hata yaptin 200-300 bin dolar para
vereceksin dedigini, aralarinin gerginlestigini, birbirlerini tehdit
ettiklerini,
Eski 2.Sube Müdürünün kendisine telefon ettigini, Nezih Ömer diye birisini
aramasini istedigini, bu sahsin ANAP Istanbul 2. Baskani oldugunu, olaya
kendisinin el koymasini istedigini, yani Seyfiyi halletmesini Hadi'den
istediklerini, bulasmak istemedigini, teslim olmak istedigini, bu anda Seyfiye
tek söyledigi seyin ondan 300 bin dolar almasi 50 bin dolar al dedigi için
dosyasi oldugunu,
Çete adiyla 33 kisiyi yakaladiklarini her mahkemeye çiktiklarinda, birçok
kisinin tahliye oldugunu, onun için kendisini tahliye olmamasi yönünden
Mahkemeye çikartmadiklarini, simdiye kadar 27 dosyanin 12-13 dosyasindan
Mahkemeye çikip, hepsinden tahliye oldugunu, ayrica DGM'de de 12 dosyasi
bulundugunu, davalarin saçma sapan oldugunu oflu Resat ve Muzaffer kardeslerin
öldürüldügünü, Resat'in davasinin normal mahkemede, Muzafferin davasinin DGM'de
çiktigini,
Abdullah Çatli ile kendisini Ibrahim Sahin'in korumasi Alper Tekdemir'in
kardesi Sahin Tekdemir'in tanistirdigini,
Izmitte PKK'lilarin büyük para götürdüklerini, Izmit'e heray 20 bin ton
petrol getireceklerini, kendisinden bir depo ve bir liman istediklerini en
önemlisininde dagiticilarini bulmak oldugunu hepsini kendisinin buldugunu,
amacinin Izmit'in PKK'lilardan temizlenmesi oldugunu, Abdullah Çatli'yi bu
ismiyle bildigini, herseyin ayarlandigini, ayda 20 bin ton petrol satacaklarini
hesapladigini, Çatli'nin Filipinlerden 3 milyon 600 bin dolar gelmedi diye
sizlanmasi üzerine, o zaman kendisinin bu petrolü satalim dedigini, birilerinin
kendisine 40 milyar lira vereceklerinisöyledigini, bu parayi hiç ihaleye
girmeden ihaleye girmemek için avanta alanak verilecegini, o ana kadar 2-3
milyar lira masraf etmis oldugunu, 20 milyar liranin kendisine gerekli
oldugunu, Çatli'nin bunu kabul ettigini tamam deyip ihaleye girerek onu
Ankara'dan aldiklarini, bunun dedikodusu olabilir dendigi için ihalenin yeniden
yapildigini ve yine Çatli'larin kazandigini, iki ayri sirketede 4'er milyar
lira avanta vererek, ihaleden çekilmelerini sagladiklarini, ihalenin
alinisiyla, birlikte Abdullah Çatli'nin degismeye basladigini, petrolu
satmayip, bir ay içinde 300-350 milyar lira yapacagini söylediklerini,
kendisininde o arada para sikintisi çektigini, kemerde bir otelde kalirken bir
arkadasinin kendisine ``Abdullah Çatli simdiye kadar kiminle ortaklik yapti ise
ya öldügünü ya da yakalandigini'' söyleyerek dikkatini çektigini, bunun iyi
oldugunu, çünkü Çatli'ya o zaman yüzde yüz güvendigini bu nedenle de
kendisininde Çatli tarafindan öldürülebilecek oldugunu,
Iskenderunda 1500 ton petrolün Demir Çelik'e satildigini, bunun parasini
paylasanlarinda kendisine bir haftalik çek vereceklerini söylediklerini, bunun
üzerine Ankara'da bulustuklarini, gittigi binanin kapisinda Bucak A.S.
yazdigini, Haluk Kirci'ninda orada bulundugunu ve Sedat Bucak'inda orada
oldugunu, parayi öderken, kendisine gözdagi vermeye çalistiklarini, kendi hakki
olan 6 milyar lira yerine 500 milyon lira verilmeye kalkinca kendisinin tepki
gösterdigini ortagin % 50 almasi gerektigini, münakasa ettiklerini, verilen
parayi almadigini, aralarinda soguk harp basladigini, bu nedenle kendisinin
enistesi olan trilyoner Ali Ihsan Kaya ile irtibata geçtiklerini Sami Hostan
ile gelip villa yapma gerekçeleriyle samimiyet kurduklarini, sonrada Hadi'nin
onu öldürecegi hususunda korkutmalari ve kendisine karsi yönlendirdiklerini,
daha sonra oflularin yönlendirdiklerini, tüm çabalarininda kendisinin
yakalanmasi oldugunu, bu nedenlerle Emniyet 2. Sube Müdürü ile dolastiklarini,
çünkü 2. Sube Müdürü Kamil Toprak'in sahiplerine koruma verdigini,
yakalandiginda da 2. Sube Müdürünün hemen oradan sürüldügünü, kendisinin Kanal
7'nin programcisi ile birlikte Rize'de bir gün çalistiklarini, simdi verilen
ifadelerin aynisini Kanal 7'ye verdigini iki üç dosya doldurduklarini, ertesi
gün programini bitiremeden yakalandigini, o bantlarda Mehmet Agar'i
suçladigini, Emniyet Müdürünü Ankara'ya götürdügünü ama kime verdigini
bilmedigini, Mehmet Agar'in o band yüzünden görevinden alindigini, belki de
bandin Mesut Yilmaz'da olabilecegini, Emniyette kendisinden Abdullah Çatliyi
yakalamak üzere ifade aldiklarini söylemeleri sebebiyle bildiklerini
anlattigini 15 gün savciliga çikaralim dediklerinde de kizip tepki
gösterdigini,
Yine petrol ile ilgili olarak Makedonya asilli, su anda Ingiliz vatandasi
olan, müslüman Idris Feyzuni diye bir adamin arkadasinin annesi oldugunu,
kendisine petrol alisverisi dolayisiyla Izmit'te Turgay Çelebi'den 1 milyon 200
bin dolar alacagi oldugunu, adamin bunlari dolandirdigini ve Interpolüde
bagladigini hukuken alamadiklari için, yardim (kendisinden) istediklerini,
Turgay ile müsterek dostlarini buldugunu, ödeyecegini beliren senetler falan
yapildigini, ellerinde hiç belge olmadigindan senetlerinin belge oldugunu,
bunun Idris Fevzi Öz'ün hosuna giden bir hadise oldugunu, bu adaminda
Ingiltere'de oturdugunu, Dünya Bankasinin Arap Ülkelerinin temsilcisi
olabilecegini, Iran ve Suudi Arabistandan çok büyük yerleri alan bir adam
oldugunu, o tarihlerde Bosna Heresek'te savas oldugunu, Bosna-Hersek'in Iraktan
alacaklari oldugunu Saddam'in bunu petrol olarak ödedigini ancak parasi
olmadigindan ödeyemedigini,
``Iran ile Irak sinirindaki bir nehirden 2 bin tonluk motorlarla petrol
çikarilip açik denizlerde 50 bin tonluk gemilere yüklenerek, oradan Ingiltereye
gidecek, satilacak ve karsiliginda da ya silahla ya da para isteyecekleri'' bir
organizasyonu Çatliya söyledigini ve Çatli'nin bu isin üzerine atladigini,
halen bu isin Ahmet Baydar tarafindan kendi hesabi olarak yapildigini,
Entegre Tesisleri temizlik projesi için Ali Veziroglunun Alman bankasindan
hazine garantili 300 milyon mark para aldiklarini, bunu Alman Hükümetine çevre
danismanligi yapan Oktay Tabasaran diye bir yetkilinin imzasi ile alindigini,
ancak hiçbir sey yapmadan bu parayi yediklerini, göz boyamak için birkaç sey
yapildigini, ikinci olarak ayni bankadan 200 bin dolar istediklerini, Oktay
Tabasaran'in gelip yapilanlari inceledigini ve bu kredi islemine iliskin
belgeleri imzalamadigini, bu adamin kendisini bularak bilgi ve belge verdigini,
Kendisinin Ibrahim Sahin'i onun 20 senelik arkadasi olan Musavvat
Dervisoglunun, Muammer Derelinin damadi oldugunu, Çiragan Sarayinda dügün
yaptigini, nikah sahidinin Kadir Inanir ve Eyüp Asik oldugunu, Ibrahim
Sahin'inde orada bulundugunu, Dervisoglu vasitasiyla Ibrahim Sahin ile
Ankara'da bir otelde bulustuklarini, Abdullah Çatli için, ona iyilik yaptigini,
ancak onun kendisini yakalatmak ve öldürtmek istedigini, bu yönden kendisine
yardimci olunmasini istedigini, onunda allah belasini versin görüsmüyorum
dedigini, Istanbul'da ikinci bir kez bulustuklarinda yine ayni seyleri
söyledigini,
Çatli'nin Kürsat Yilmaz ile ilgisi oldugunu Kürsat'in Ünye de hapiste
yattigi sirada, kendisi ile onu kapistirmak için Kürsat'a 3 milyar lira
gönderdigini,
Abdullah Çatli'nin ve hepsinin Mehmet Agar'dan korktuklarini, kendisininde
bir Milletvekili arkadasi ile Mehmet Agar'in haber gönderdigini, onunda Çatli
ve digerleri için ölseler de kurtulsam dedigini,
Musarrat Dervisoglu ile bir gün bir karar aldiklarini, buna göre Abdullah
Çatli'yi Kürsat Yilmaz ve Yesili öldürüp Türkiyeyi temizlemeye karar
verdiklerini, üç ay içinde Kürsatin bulundugu bütün yerleri söyledigini çünkü
Ibrahim Sahin'e telefonda ana avrat küfrettiginden dolayi Kürsat'in ölmesini
istedigini, ancak Abdullah Çatli'nin yerini bir kez bile söylemedigini,
Veli Küçügün Il'inde Alay Komutanligi yaptigini, teslim olacagi zaman onunla
telefonla görüstügünü, Samsunlular olayini yapan çocugun birakildigi zaman,
Albayin telefonla bu çocugun belinde silah cebinde esrar varken birakildi,
baska kimlikle birakildi dedigini, bu Salman'in adinin Abdi Nakis olmayip,
Sultan Nakis oldugunu bildirdigini, bu adamin 4 cinayet 7 yaralamadan dolayi
cezaevi firarisi olarak arandigini ve bu adamin saklandigini söyledigini, onun
üzerine Sultan Nakis'in ifadesini kendisinin aldigini, bilerek yanlis aldigini
o ara Sedat Peker'e iliskin bir uygulama yapmak için ifade aldigini, ancak
polisin Sedat Peker'in polis tarafindan alinip, dönüldügünü ve birçok konuda
konusturuldugunu, Veli Küçük ile kendisinin hiçbir ilgisinin olmadigini,
Hüseyin Kocadag ve Ali Sen'in arkadas olduklarini, o ikisininde Fenerbahçenin
yönetiminde bulunduklarini, Izmit'te herkesin Saffet'in olayindan Ali Sen'in
3-4 milyon dolari akladigini, ancak kimsenin bunu ispat etmedigini, kendisinin
edebilecegini ancak kendisininde hapiste oldugunu,Hanefi Avci'yi
tanimadigini,Veli Aktas isimli arkadasinin Galatasaraylilar cemiyetinin Ankara
Subesine bakan ve Gazi Üniversitesinde profesörlük yaptigini Abdullah Yilmaz
ile kendisini onun tanistirdigini, kendisinden 15 seneden bu yana ilk defa
böyle bir sey istedigini, konuyu bilen Bilal Atak isimli arkadasi oldugunu, bu
adamlarin 150 bin dolar ayirarak Bulgaristan'a gönderdigini, Türkiye'ye kömür
getirilmesi için Bulgaristan da bir adamla tanistiklarini, birkisim paralar
karsiligi 6 ay kömür gelmedigini, gelen kömürün ise toz halinde oldugunu, Bilal
ATAK'in bunu geri gönderdigini, paranin orada kaldigini, bu arada Abdullah
Yilmaz'in enerji alisverisi ile ilgili olarak Bulgaristandaki bu adamlari
Türkiye'ye getirdigini, Bilal Atak bunlarin Ankara'ya geldigini ögrendigini,
bunlarin otelde yakalandigini ve parasinin iade edilmemesi nedeniyle Abdullah
Yilmazin kizdigini, bunlarinda Bilal'e dönüste Izmit'e ugrayip parayi
ödeyeceklerini söylediklerini, Bilal Atak'inda onlarin takibine bir adam
koydugunu, bilahare köprüde 4 Bulgarin öldürüldügünü, bilahare Abdullah
Yilmaz'a telefon açarak, o'nun öldügünü, siranin kendisinde oldugunu
söylediklerini, Abdullah Yilmaz'in korktugunu, Melih Aktas'a söyledigini,
Aktas'inda kendisine söyledigini, kendisinin bunlari yan yana getirdigini,
Atak'a 150 bin dolarinin kendisinde oldugunu söyledigini, Turgay Çelebi'den 1
milyon 200 bin dolar alacaklarini, o zaman paralarini ödeyeceklerini
söyledigini ve onlari baristirdigini, Turgay Çelebinin iflasi nedeniyle 150 bin
dolar ödenemeyince, Abdullah Yilmaz korktugunu Bilal Ataktan, Genel Müdür
Yardimcisi Kaya ile çocukluk arkadasi oldugunu oradan kendisine silasi vermeyi
kararlastirdiklarini ve kendisininde tonu 10 dolardan silasi satin aldigini,
yumurtalik hatti açildiginda da 110 bin tona yakin mal oldugunu, o malida silas
diye vereceklerini ve onlarinda bunu fabrikalara fuel-oil olarak satacaklarini,
ancak bu isler patlayinca, onun da durdugunu,kendisinin Abdullah Yilmaz'a hasta
çocugunun tedavi masraflarida dahil olmak üzere enaz bes milyar lira verdigini
belirtmistir. (Ek:181)
9- Sahin TEKDEMIR 14.03.1997 tarihli ifadesinde;
1964 Kocaeli Keteme dogumlu oldugunu, ilkokulu Izmit'te okudugunu, sonrada
serbest çalismaya basladigini, önce araba alip satmaya basladigini 1989-1990
senesinde yurtdisina çiktigini, Alman vatandasi ile evlendigini, Almanya,
hollanda ve Belçika'da kalip, Türkiye'ye döndügünü, büyük kardesinin polis
oldugunu, Ibrahim Sahin'in korumaligini yaptigini,
Suçunun Hadi Özcan'i tanimak oldugunu suçlandigi konular içerisinde Of'lu
Muzaffer'i öldürmek, bunlarin silah temin etmek, bunlarla çete kurmak gibi
ilgisi olmayan suçlardan cezaevine gönderildigini,
Hadi Özcan'i abisinin 1980 öncesi ögretmen lisesindeokudugu sirada, okulda
meydana gelen tasli sopali kavgalar sirasinda, tanidgini, bos zamanlarinda
okula giderek abisine göz kulak oldugunu, Hadi Özcan'in MHP'li oldugunu,
kendisinin de MHP'li oldugunu,
Abisinin siyasî bir yönü bulundugunu, halen açiga alinmis durumda
bulundugunu, Ibrahim Sahin'in korumasi oldugu için açikta oldugunu, 1985 ya da
1986 da özel harekata girdigini, kurslarin sonunda Siirt'e gittigini, 4-5 yil
kaldigini, sonra tayinen Izmir'e gittigini, Ibrahim Sahin'in Özel Harekat Daire
Baskanligina gelmesi üzerine tayininin Ankaraya çiktigini,
Abdullah Çatli'yi tanidigini, kendisine Mehmet Özbay olarak tanitildigini,
ancak onunla yurtdisinda tanismis oldugunu, Türkiye'de Abdullah Çatli oldugunu
ögrendigini, ancak kimseye birsey söylemedigini,
1990 yilinda Almanya'da Hanover Havaalaninda birisini bekler iken,
kendisini orada gördügünü Türk oldugunu ögrenince konustugumuz, adamin Mehmet
Özbay oldugunu söyledigini, Türkiye'de iken de Izmit'ten geçerken kendisine
ugradigini bir iki kez Izmirde karsilastiklarini fuarda lunapark müdürlügü
yaparken karsilastiklarini,
Abdullah Çatli'yi, Mehmet Özbay adiyla Hadi'ye tanistiranin kendisi
oldugunu, bu nedenle Hadi ile aralarinin açildigini, petrol isinden dolayi
kendisine kazik attirmakla suçlandigini, Abdullah Çatli'nin kendisine ortaklik
yaparken insanin bir seye para koymasi lazim, bunu koymadigi için ortak olamadik
demesi sebebiyle Çatli'yi hakli gördügünü, Hadi'yi abisi Alper ile
tanistirmadigini,
Yedi TIP'li olaylarindan dolayi sagdan, soldan duyumlar nedenleriyle
Abdullah Çatli'nin kaçak oldugunu, bildigini, sagdan soldan onun Asala ile
mücadele etmis oldugunu ögrendigini bu nedenle de hosuna gittigini,
Izmir'de birlikte yemek yerler iken, konustuklarini, kendisini taniyip
tanimadigini, kim oldugunu bilip bilmedigini sormasi üzerine, onu tanidigim,
bildigim onunla böyle mevzulara girmek istemedigini, geçmisini bilmek
istemedigini söyledigini, Abdullah Çatli'yi birkaç defa Haluk Kirci ile
gördügünü,
Ibrahim Sahin ile Abdullah Çatlinin tanisik oldugunu bilmedigini, Holis
olan Ercan Ersoy ve Ayhan Akçay'i tanimadigini, baska islere karisip
karismadiklarini bilmedigini,
Hadi Özcan'i çok sevdigini, nesli tükenmis kel aynak kusu oldugunu, varini
yogunu olmayanlarla paylasan iyi bir insan oldugunu, hep haklinin yaninda
oldugunu onun tahsilat isleriyle ugrastigini bilmedigini, yaptigi bir is karsiliginda
para alacagini da tahmin etmedigini,
Kendisinin abisi tarafindan teslim edildigini, git teslim ol, suçsuzsun,
kaçmaman gerek yok demesi üzerine teslim oldugunu, 8 dosyadan sorumlu
tuttuklarini, 9 aydir cezaevinde oldugunu,
Latif Özdamak diye bir arkadasi oldugunu Özel Harekatçi, Siirt'ten gelen
bir hocanin yanina gittigini, camide yapilacak isler için onun yardimci
oldugunu, izinli oldugunda, bayramlarda geldigini ve cami insaatina yardim
ettigini, kendisinin telefonu ile telefon ettigini, daha sonra bu adami
kendisine silah getirdi diye yargiladiklarini ve görevden aldiklarini, vicdan
azabi duydugunu,
Of'lu Muzafferin öldürülmesinde kendisinin suçlandigini, orada oldugunun
iddia edildigini kendi arabasinin renginde bir araba ile öldürüldügünü,
arabasinin hemen Emniyet binasi ile yanyana bulundugunu,
Abdullah Çatli'yi abisinden çok sevdigini bu sebeble de onun kaçak birisi
oldugunu abisine söylemedigini, Abdullah Çatli ile birlikte hiçbir is
yapmadigini, kendisinin galerisi oldugunu ve kiralik araba servisi islettigini,
Abdullah Çatli ile Ahmet Baydar'in ramazan ayinda aksam vakti iftar
yemeginde kendisine ugradiklarini, yemek yerken konustuklarini, bir petrol isi
oldugunu söyledigini, ister ortak isterseniz onu komisyona verin Hadi Özcan ile
bu isi yapma dedigini, bunun üzerine onlari tanistirdigini, petrolün
alindigini, alindiktan sonra bazi olaylar oldugunu, bu yüzden Hadi ile
aralarinin açildigini, Çatli'nin petrolu satip, paralari yiyip, bir sey
göndermedigini Hadi'nin söyledigini, kendisininde Abdullah Çatliya kizan
herkeze kizdigini, Abdullah Çatli ile Hadi Özcan'in kendi yaninda yerlerinin
ayri ayri oldugunu hiç kimse ile de küs olmadigini belirtmistir.(Ek:182)
10- Necdet KÜÇÜKTASKINER 17.03.1997 tarihli ifadesinde;
Askerligini bitirir bitirmez 1966 yili Haziran ayinda MIT'e girdigini,
1973'e kadar Emniyet Müfettisi kadrosunda bu teskilatta çalistigini, MIT'in CIA
tarafindan proroke edildigi, Baybasin ile ilgili olaylarin 1983 tarihinde
basladigini, Feridun Kocamaz adindaki emlakçinin, ``benim bir dostum Istanbul
2. Subeye nezarete düsmüs ilgilenirmisin?'' demesi üzerine Istanbul Emniyel 2.
Sube Müdür Yardimcisi Mehmet Agar'a Basbayin'in durumunu sordugunu, Mehmet
Agar'dan Baybasin'i gasptan aldiklarini ögrendigini, bunun üzerine onun vekaletini
olmadigini, sözü edilen kisinin Bakirköy Agir Ceza Mahkemesine sevk edilerek
tutuklandigini davasina hangi avukatlarin baktigini bilmedigini, 1986 yilinda
Ingiltere'ye bir is için gidecegi sirada Baybasin'in Ingilterede 12 seneye
mahkum oldugunu ögrendigini, Baybasin'in iki tane Kibrisli kizin eroin
getirdigi bir mahalde dolakirken yakalandigini, polislerin ona tesadüfen
yakalandigini, kizlarin mali onun verdigini söylediklerini, onun üzerine
Baybasin'in Island Wight denilen küçük bir adadaki hapishaneye hükümlü olarak
konuldugunu, Mete Bozbora, Hüseyin Çoban'la birlikte cezaevinde Baybasin'le
görüsme yaptiklarini, Baybayin'in orada durumunun çok kötü oldugunu, hergün
dayak yedigini, ne yapip edip kendisini Türkiye'ye götürmelerini istedigini, Hüseyin
Basbayin'in kendisine yalan söyledigini tespit ettiklerini ve davasini yine
almadiklarini, sonradan ögrendiklerine göre 1986 dan sonra baskalari kanaliyla
Türkiyedeki bir Ingiliz ile tabur edilmek suretiyle Türkiyeye gelisinin
saglandigini, Bayrampasa da cezaevinde oldugunu, tahminen 1988 de gelmis
olabilecegini, yine tahminen 1989 senesinde Mete beyle beraber, Feridun
Kocamaz'in yaninda üç tane daha adamin yazihanelerine geldiklerini, Hüseyin
Basbayin'in kardesi Mehmet Sirin Baybasin'in Silivri'de bir çiftlikte yakalanan
eroin ile ilgili olan ve Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam eden
davalarini aldiklarini, bu davayi iki celse girdikten sonra biraktiklarini, bu
olaylarda herhangi bir siyasînin veya yöneticinin iliskisini bilmedigini,
Baybasin'in hayati boyunca dört veya bes defa gördügünü belirtmistir.(Ek:183)
11-Istanbul Valisi Ridvan YENISEN 27.12.1996 tarihli ifadesinde;
Sayin Cumhurbaskani sik sik Istanbul'a gelir ve kendisiyle sik sik
görüsürüz, 14 Kasim günü çok yogun bir programlari vardi. Program sonrasinda da
Polat Renasionse otelde bir aksam programi vardi, o programdan sonra evde Kemal
Yazicioglu ile görüsebilecegini söylediler, 22.00 siralarinda. Sayin
Cumhurbaskanimizla birlikte otelden çiktik, Leventteki ikametgahta Kemal bey bizi
kapida karsiladi ve içeriye girdik; Sayin Cumhurbaskaninin konuyu sormalari
üzerine, Yazicioglu, 25.8.1996 günü Emniyet Asayis Sube Müdürlügü Cinayet Büro
Amirligine gelen isimsiz telefon ihbarinda Ömer Lütfü Topal'i Özel Harekat
polisleri Ercan Ersoy, Ayhan Çarkin, Oguz Yorulmaz ile maktülün ortaklari
oldugu söylenen Ali Fevzi Bir (Aliço) Sami Hostan (Arnavut Sami) adli
sahislarin öldürdügünü beyan ediyor. Bu ihbar üzerine ön çalisma yapildigini
takip edildiklerini, 28.8.1996 tarihinde bu kisilerin Asayis Sube Müdürlügünce
gözaltina alindiklarini, olayda kullanilan silahin Sarjörü üzerindeki koli
bandindan elde edilen parmak izi ile bu bes kisinin parmak izi mukayesesinin
yapildigini, benzerlik olmadiginin tespiti üzerine Içisleri Bakaniyla da
görüsülerek, onun talimati ile Genel Müdürlük ile temas kurulup, daha genis
imkânlarla arastirma yapilmak üzere 29.8.1996 günü aksami bir tutanakla bes
kisi, Genel Müdürlükten görevlendirilen ekibe teslim edildiklerini,
Yazicioglu'nun, bunlar Ankaraya gönderildikten sonraki günlerde yapilan
arastirmalara göre, elde edilen bazi karineler ve isaretlerin bu öldürme
fiilini bunlarin yaptigi intibaini verdigini ifade ettigi,
Sayin Cumhurbaskaninin, Emniyet Müdürüne, gözetim altina aldigini
sahislarin yazili ifadelerini aldiniz mi? bu sorguya, karsilikli görüsmeyle
ilgili bant kayit, bu sekilde bir kayit var mi? sorularinin, Yazicioglunun
alinmis yazili ifade olmadigi, bant, kaset bulunmadigini kesin bir dille
Cumhurbaskanina ifade ettigini, Cumhurbaskani'ninda, hiçbir zaman Devlet suç
isledi olmaz, hangi sahis suç isledi ise Devlet onun yakasina yapismali ,
bunlara Devlet karsi çikar seklinde beyanda bulunarak; her türlü imkân
kullanilacak, gayret sarf edilecek ve Devletin süphelerden, saibelerden
arindirilip temize çikarilmasini'' istedigini, talimat olarak verdigini,
Olay günü yine bir telefon ihbariyla, 23.30'da Yeniköy Karakol Amirligi ve
Taneceviz Sokaginda bir otoya seri sekilde silahla ates edildiginin
bildirildigini, ekibin bahse konu yere gittiginde, çalisir vaziyette 34 BTG 96
plakali BMW oto içinde Ömer Lütfü Topal'in cesediyle karsilasildigini, maktülün
incelemelerinin yapildigini, otonun arkasindan 20 metre uzakliktan atilmis 7.61
mm çapli kalasinkof marka iki tüfek bulundugunu, tüfeklerden birinde, üzerine
takili vaziyette koli bandi ile sarilmis bir adet sarjör oldugunu tüfegin
sarjöründeki koli bandi yapiskan iç yüzeyinden mukayese edilir nitelikte parmak
izi tesbiti yapildigini, bu tesbitin Bekletme Fisine yapistirildigini, o orada
dururken 5 Aralik günü Sabah Gazetesinde çikan Abdullah Çatli'nin Sahin Ekli
adini kullandigina dair bir haber üzerine ki o tarihte Emniyet Müdürününde
görevinden uzaklastirilmis oldugunu, kendisinin bilgisi dahilinde arsiv
arastirmasi yapildigini, 26.2.1992 tarihinde yurtdisina çikarken Sahin Ekli
adina düzenlenmis sahte pasaportla yakalandigina iliskin kaydi bulduklarini, o
tarihte parmak izinin on parmak olarak alinip, Bakirköy Cumhuriyet Savciligina
sanigin sevk edildigini, Savciligin tahkikat açmasina karsin suç niteligi sebebiyle
sanigin serbest birakildigini,
Abdullah Çatli'nin diger parmak izlerinin de kayitlardan çikarilarak tüm
parmak izleri karsilastirmasinda bütün izler arasindan tam bir uygunluk
saglandigini tesbit edildigini, 1977 yilinda Abdullah Çatli'nin 6136 sayili kanununa
muhalefet, polise ates etmek suçlarindan Balikesir Edremit'te de alinmis parmak
izleri bulundugunu,
Abdullah Çatli'nin Interpol tarafindan alinan parmak izleriyle, Türkiye'de
tesbit edilen parmak izleri arasinda bir uyum tesbitinin yapilip yapilmadigini
bilmedigini, koli bandi disinda parmak izi tesbit edilmemis oldugunu, sag orta
yarim parmak izinden baska parmak izi bulunamadigini, digerlerinin eldivenli
oldugunun söylendigini,
Emniyet Müdürünün Cumhurbaskani ile görüsmeyi kendisinin talep ettigini,
Cumhurbaskani, Basbakan ve Içisleri Bakaninin Istanbul Valisinden bu olayla
ilgili bilgi talep etmediklerini,
Emniyet Müdürünün kendisine herhangibir band olmadigini söyledigini,
Cumhurbaskanindan destek alarak, yetki almak amaciyla görüsme oldu ifadesinin
Cumhuriyet Savcilarinin niyabeten Emniyet güvenlik kuvvetlerinin adli bir
arastirma yapmasinda hukuken bir aksaklik bulunmadigini, bu yetkilerinin
kullanilmasini adli yada idari mercilerden kaynaklanan bir engel bulunmadigini,
parmak izinin yüzde yüz hiç degismesi mümkün olmayan bir delil oldugunu,
sonrasininda bagimsiz Türk Adliyesine ait oldugunu,
Kendisinin de kisilerin Emniyet Genel Müdürlügüne tesliminden sonra
haberinin oldugunu, neden bilgi verilmedigini ilgililerden sordugunda, bunlarin
memur olmasi nedeniyle hassas bir konu oldugunu, bir ihbar üzerine islem
yapildigini, maddi delil elde edilmesi halinde zaten Sariyer Savciligina
verileceklerini ve ayni anda da Vilayete bildireceklerini söylediklerini,
Istanbul'da bugün 25 tane talih oyunlari oynanan salonlar bulundugunu,
Içisleri Bakanliginin yazdiklari yazidan sonra Istanbul Valiligi olarak resmi
Gazete'de yayinlanan 1 Ekim tarihli bir teblig, ilan, yasaklama karari
çirkarttiklarini, simdiden sonra yeni düzenleme yapilincaya kadar bu yerlere
Türk vatandaslarinin alinmasinin yasaklandigini, Türklerin alinmasi halinde
Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ilgili maddelerinin uygulanacagini, yani
kapatilabilecegini gerekçeli bir yaziyla Resmi Gazete'de yayinlatip, bu
uygulama çesitli ikazlarimizdan sonra muhtelif sekilde çok kapatma karari
sahsen uygulamaya basladigini, idare mahkemesinin bir süre sonra bu teblig için
yürütmeyi durdurma karari verdigini, o zaman tebligin geçerliliginin
kalmadigini, böylece de oyun salonlari eski durumuna dönmüs oldugunu, yargi
kararina uymaktan baska yapacagi bir sey olmadigini,
Istanbul Emniyet Müdürü iken Bursa Valiligine atanan Orhan Tasanlarin, bu
atama üzerine verdigi ``beni kumarhaneler mafyasi buraya tayin ettirdi''
seklindeki beyani konusunda da, kumarhaneler için aldigi tedbirler nedeniyle
hiçbir güçlük ya da zorlukla karsilasmadigini, pekçok büyük oteli kapatmasina
karsilik, konuya iliskin bir ricacinin bile kendisine gelmedigini, görevin
yapilmasi halinde bir sey olmayacagi kanaatinde oldugunu, Devletten güçlü
kimsenin bulunmadigini, Bursa Il'ine Vali olarak atanmaninda bir terfi oldugunu
belirtmistir.(Ek:184)
12- Ahmet BAYDAR 22.01.1997 tarihli ifadesinde;
Yozgat Milletvekili Ahmet Baydar'in torunu oldugunu, ondan öncede Belediye
Baskanligi yaptigini, Binbasi Halil Baydar'in tüccar oldugunu ceviz tomrugu
yaptigini,
Uzun yillar kendisinin Persembe pazarinda demir-çelik ithalati yaptigini,
1980 yilinda is hayatina atildigini, 1985 yilina kadar demir çelik ticareti
yaptigini, Türkiye'de üretim sikintisi dog da dünya pazarlarindan ithalat
yaptiklarini, sik sik döviz dalgalanmasi sebebiyle kazandigi yada kaybettigi
dönemler oldugunu, pamuk balya çemberi üreterek sanayicilik yaptigini, bu
üretimlerinin 8-10 yil sürdügünü,
Iki ikibuçuk yil önce burada bir arkadasi ile otururken yanlarindaki masada
bulunan kisilerin anlattigi bir fikra nedeniyle tanistiklarini, birbirlerine
kartlarini verdiklerini ve daha sonrada Mehmet Özbay isimli bu kisinin ofisine
geldigini, bu karsilasmanin Istanbul'da oldugunu, sözkonusu yerin adinin Zeytin
Sardunya oldugunu, kendisine tekstil ihracaati yaptigini söyledigini, Arzu
hanim isminde bir kisi ile beraberligi oldugunu, onun kizkardesinin de izmir'de
yasayip, zaman zaman Istanbul'a geldigini, bu gelislerinden birisinde Gonca hanimin,
Mehmet Bey'le tanistiklarini, bir müddet sonrada arkadaslik yapmaya
basladiklarini,
Baysa sirketini Ant Güven Sazak karisi Slvia Sazak, kendisi, Mine Baydar ve
oglu Alper Baydar ile birlikte 1992 yilinda kendisinin kurdugunu, 1995 yilinda
ortakliktan ayrilma karari aldiklarini yönetim kurulunda enaz 3 kisi olmasi
gerektiginden kendisi disinda ikinci kisi olarak 16 yildir yaninda çalisan
Fehmi Tarim'a yönetim kurulu üyeligi verdigini, o sirada Mehmet Beyin orada
oturdugunu, üçüncü kisi olarak kimi yapalim diye kendi kendilerine düsünürken,
onun ben olabilirim dedigini, bu nedenle de yönetim kurulu üyesi oldugunu,
ancak bassanin % 100 hamiline hisse senetlerinin kendisine ait oldugunu,
sirketin alaninin insaat, petrol, dis ticaret, ithalat, ihracat gibi çok genis
oldugunu,
Baysas'in tek yaptigi isin Botas'taki silaç (petrol çamuru) sanayie
verilmesi ve çamurun bulundugu yerin temizlenmesi isi, onun miktarinin 22 bin
ton olarak hesap edildigini 220 bin dolar, o zamanin parasi ile 10 milyar lira
oldugunu, ancak 10 bin ton civarinda bir çamur çiktigini,
Kendisinin baysa disinda Kursaç, Mersa kureks gibi sirketleride bulundugunu
bunlar vasitasiyla Demir, çelik, Amerika ve Italyadan pirinç, Hindistan Sudan,
demir- çelik, romanya dan canli hayvan, çimento görevinde Romanyadan çimento,
bulgaristandan demir-çelik, harb çikmazdan öncesinde Yugoslavyadan demir-çelik
ithal ettigini, bu tür isler yapan bir firma oldugunu,
1990, da dolar krizi sebebiyle büyük darbe aldiklarini, daha sonra seker
ithalatinda yine sikintilari dogdugunu, 5 nisan kararlarindan sonra
bankalarinda üzerlerine gelmeye basladigini, bu nedenle rahat çalismak için,
sifir bir sirket olarak 1992 yilinda Baysayi kurduklarini,
Botas'in silaç konusu ortaya çikmasi petrol ile ugrasan iki eksperi, silaçin
oldugu yere gönderdigini, numuneler öldürdügünü içine bazi kimyevi maddeler
katildiktan sonra sanayi yakiti olarak kullanilabileceginin tespiti üzerine
silaça talip olduklarini, kendilerinden önce teklif veren firmalarin tonunun
1000 dolar verdiklerini, ihaleyi aldiklari tarihte Mehmet Beyin yönetim kurulu
üyesi olmadigini,
Kendilerinin Istanbul'da oturmalari sebebiyle iskenderuna sik sik
gitmelerinin zor oldugunu, bu nedenle Mehmet Beyin Turgay Marasli'yi orada çalisabilecek
kisi olarak tavsiye ettigini, sirkete sigortali olarak dahi alindiklarini, kar
ettiklerinde bir sey vereceklerini düsündüklerini, kendilerinin de Güven
Tezerdi isimli petrol içinden anlayan ancak güvenmedikleri bir kisiyi
görevlendirdiklerini, bu çocuguda onun basina koyduklarini, daha sonra
özellikle çok kaba olmasi nedeniyle sikayetler almaya basladiklarini, hatta
Botasta çalisanlardan da sikayetler geldigini, daha sonra da Mehmet Beyin
kendisini uyardigini ve o kisinin sirketin parasini çaldigini söyledigini
yaptiklari tespitle sirkete ait parayi çaldigini tespit ettiklerini, 5 liraya
sattigi mali 3 lira gösterdigini, kendi evine ve ailesine pek çok harcama
yaptigini ve Toyota marka araba oldugunu, bu suretle 5-6 milyar lira içeri
attigini, bunun üzerine Turgay Maraslinin isine son verdiklerini ve
kovduklarini, bu konuda Botas sirketinede bu sahsin sirket ile ilgisinin
kalmadigini yazi ile bildirdigini, 5-6 ay süreyle kendileriyle çalistigini,
Turgay Marasli'yi hiç tanimadigini, bir gittiginde Ukraynali bir esi oldugunu
gördügünü,
Mehmet Özbay'i yönetim kurulu üyesi olarak, genel kurulda görülebilecegini
ancak ne çekte, ne faturada ne de anlasmada hiçbir imzasinin ve yetkisinin
bulunmadigini,
Mehmet Özbay'in kaabiliyetli bir yanini göremedigini, ya da anlayamadigini,
ticari yönde pek fazla bir bilgisinin bulunmadigini, parasal tikanmalari
oldugunda, Mehmet'ten borç istedigini, ancak onunda yemin ederek yok dedigini,
bulamam dedigini, hatta 150-200 milyon istediginde de yok dedigini ondan sonrada
sikinti geçene kadar kendisini hiç aramadigini,
Mehmet Özbay'da duran telefonun kendisine ait telefon olmadigini Botas isi
için alinan 3-4 telefondan birisinin sirkete getirildigini ancak bundan daha
sonra haberi oldugunu, Botas'in içinde tanklarin ve havuzlarin oldugunu,
aralarinda çok mesafe bulundugunu, kamyoun kantara gidip tartildigini, sonra
satis için gittigini, telefonlarinda bu islerde haberlesme için kullanildigini,
Mehmet Özbay'daki telefonun Iskenderun'da çalisan Ali ismindeki bir çocugun adama
kayitli oldugunu,
Botas isinden zarar ettigini halen 15 milyar lira borcu bulundugunu,
Mehmet Hadi Özcan'i tanidigini Botas'ta silaç oldugunu söyleyen adamin o
oldugunu, Bulgaristan ve Romanya'da is yaptigi kisilerin kendisi ve ellerinde
gazoil adetif oldugunu ithal edip etmeyecegini sorduklarini, silaçin sanayii
artigi yapilmasi için gerekli maddelerden oldugu için bu malzemeden de almalari
gerektigini, bunun Izmit'e gelecegini degerlendirdiklerini, Mehmet Özbayin o
zaman deposu olan bir tanidiginin Izmit te oldugunu, adamin Hadi Özcan
oldugunu, söyledigini, ramazan günü onun yanina gittiklerini, depoyu, tanklari
alemdar kimya gibi bir yerden kiralayabileceklerini söyledigini, bu suretle
tanistiklarini, ancak onunla daha sonrasinda iliskilerini devam etmedigini,
bilahare bu adamin isin % 50 atagi oldugunu sagda solda söyledigini duydugunu,
Ihale asamasinda 3 firma olduklarini, diger iki firma 100 lira gibi
rakamlar verirken kendilerinin 10 dolar verdiklerini,
Korkut Eken'i tanimadigini, Ibrahim Sahin'i tanimadigini, Mehmet Özbay ile
onlari birlikte görmedigini, Botas'ta kendilerine yardimi olan kimse
bulunmadigini,
Semsettin isimli bir sahsin bu is için talip oldugunu ve bin lira teklif
verdigini, kendilerinin ihaleyi almasi üzerine bu sahsin Enerji Bakanligi
Müstesarinin çiktiklarini, sonra yeniden ihale edildigini, ihalede 800 dolar
fiyat verildigini, tanklarin içindeki suyu hesap etmediklerini, bu sebepten
düsük fiyat verdiklerini, taseronluk yapmak istediklerini söylediklerini, arena
programina çikan adamin bu oldugunu, çok konusan ve yalan söyleyen bir adam
oldugunu, Botas kayitlarinda bu malin, 22 bin yüzde 30 30 bin falan gözüktügünü
ama malin 20 bin tonu ve 10 bin tonu mal neden bu kadar bu ise asildigini
anlamadigini, yillarca bu adamin pompalarla hortumlarla silas denen çökeltiyi
bu tanka topladigini, 715 nolu tank, belkide adam 30 bin ton topladigi gibi
gösterdigini, Güney Makine isimli firmanin
Ömer Lütfü Topal'i tanimadigini hiç yerine gitmedigini, Haluk Kircinin hiç
gelmedigini, tanimadigini, sirketlerine hiç tibbi malzeme satmadigini,
Abdullah Çatlinin Susurluk olayindaki ölümünden sonra cenazesinin
alinmasina gitmedigini, bir gün sonra Gonca Hanimin cenazesini erkek kardesi
ile birlikte aldigini, teshis edenlerinde kardesleri oldugunu,
Abdullah Çatli'nin Istanbul'da evine 1-2 kez gittigini, Meral Çatli ve
çocuklarini tanidigini,
Kürsat Yilmaz'in adini gazetelerden duydugunu, hiç karsilasmadigini,
Bilal Atik'in bir defa ofislerine geldigini, çok komis bir rakam teklif
ettigini, maliyetin altinda,
Sahin Tekdemir, Turan Gedikli Sultan Nakkis'i hiç tanimadigini,
Alper Tekdemir'i Hadi Özcan'in yaninda gördügünü, sonradan polis oldugunu
ögrendigini,
Abdullah Çatli'ya karisinin bile Mehmet diye hitap ettigini kandirilmis
olabilecegini, hatta kizinin kendisinin bir arkadasina sorusu üzerine Abdullah
Çatli'yi sevmedigini, adini Mehmet olarak yalan söyledigini, senin isminde mi?
degisik diye kendisine sordugunu, üzüldügünü,
Abdullah Çatli'nin insaat, dis ticaret gibi bir sirketi oldugunu bilmedigini,
sadece sultan Tekstili bildigini,
Zarar etmeye baslayinca, kagit üstünde kopmalar olmasi da isten kopmalar
basladigini,
And Güven Sazak'in Kursas'ta üyeliginin oldugunu, ayrilma karari
alindigini, ancak genel kurulun yapilmadigini, o sirketlerin problemleri
oldugunu, borçlari oldugunu onlarin ödenmemis oldugunu, onun için de tam
ayrilmamis olduklarini,
Abdullah us'u tanimadigi
Basinin olaylari topluma yanlis aktarmasindan dolayi çok sikinti çektigini,
Fransada hapiste kaldigina iliskin bir duyumu olmadigini, bu islerden
hoslanmayan bir yapisi oldugunu,
Mehmet Beyin, fatura almak için kullanilan fatura kartindan, sirketleri
aldigini, otelde kaldigini, bunlari tespit ve masraftan düsmek üzere satin
almayi düsündügünü Bassa adini alip alamayacagini sordugunu, kendisininde de
alsa da birsey ifade etmeyecegini söyledigini, onun aldigini daha sonra da
kendisi için yeni fatura karti bastirip verdiklerini,
Sami Hostan'i tanimadigini, bir defa yemekten çikip, gazinoya gittiklerini,
Arzu Hanim'in küçük bir oyun oynadigini, birbirlerini Mehmet Bey ile Sami Beyin
sadece tanidiklarini ancak samimi bir hava hissetmedigini 15-20 dakika
oturduktan sonra gazinodan ayrildiklarini,
Genelde Mehmet Bey, Arzu Hanim, Gonca Hanim ve kendisinin birlikte yemege
gittiklerini, gezdiklerini, Mehmet Beyin sirdasi ya da dert ortagi falan
olmadigini, kendi cep telefonunu Savci Bey'ede verdigini, cep telefonu, araç
telefonu, sirket telefonu ve ev telefonunu hiçbirini degistirmedigini, telefon
arama listesinden kendisini kaç defa aradiginin, kendisininde onu kaç defa
aradiginin tespit edilmesini istedigini belirtmistir.(Ek:185)
13- Ekrem MARAKOGLU 30.01.1997 tarihli ifadesinde;
Kendisinin Ömer Lütfi Topal'i, 1964 yilinda avukatliga ilk basladigi
zamanlarda bitirimhane tabir edilen bir kumarhane isletmecisi olarak müsterek
tanidiklari kanaliyla tanidigini, o zamanin yeralti dünyasinin
kaçakçilik-kabadayilik- kumarhanecilik temeli üzerine kurulu bulundugunu,
Ömer Lütfi Topal'in 1978 yilinda uyusturucu kaçakciligi suçlamasiyla tutuklanmasi
olayinda kendisinin hukuki çabalarina ragmen Ömer Lütfi Topal'in Amerika'ya
gönderildigini; 1985 yilinda tahliyesini takiben Türkiye'ye geldiginde yeralti
dünyasinin temel felsefesinin de iktisadi kabadayiliga ihale-arazi- tahsilat
üçgenine dönüsmüs bulundugunu,
Kumarhanecilige tekrar baslayan Ömer Lütfi Topal'in bir cinayet olayindan
hapise düstügünü ancak mesru müdafa ve genel affin yardimiyla 50-55 gün sonra
çiktigini ve sabika kaydinin olusmadigini,
Ömer Lütfi Topal'in casino isletmeciligine 1991 yilinda Adana Seyhan
otellerinin casinolarini alarak basladigini, kendisininde emperyal
Sirketleriyle iliskisinin 1993 Martinda Alanya da meydana gelen ölümlü bir
avukatin malzeme takibiyle basladigini, 1994 yilinin sonlarinda sirketin
vekaletini de aldigini,
1994 Araligindaki Akgün Otel Bülent Firat cinayetinde, Ömer Lütfi Topal'in
casinolarini kumarhane gelenegi yöntemi ile çalistirdigini farkettigini; bu
yöntem içinde kullanilip atilmis insanlarin Mart 1996 tarihindeki Hikmet
Babatas cinayetinden sonra kendisine Ömer Lütfi Topal'in da hayatinin tehlike
altinda oldugunu hissettirdiklerini ancak Ömer Lütfi Topal'in bunu ciddiye
almadigi,
Ömer Lütfi Topal'in ölümünden sonra ayni marka ve benzer plakali arabasiyla
olay mahalline endise içinde giderken hiçbir polis arabasina ve çevirmeye
rastlamadigini, olaydan sonra sirket yöneticileriyle yaptiklari toplantilarda
olayin failleri olarak akillarina Hikmet Babatas'in yakinlari, Dev-Yol ya da
bir baska azmettirici kisinin geldigini,
Kendisinin olayin faillerinin ortaya çikarilmasi için çabalamasina ragmen
Ömer Lütfi Topal'in ailesinin kendisine ve sorgulamasina karsi bir duvar
ördüklerini, bunun nedeninin de Kusadasindaki Casino Müdürünün karistigi bir
cinayet sonrasinda, bu müdürün Kusadasi emniyetine güvenlikli bir sekilde
teslim edilmesi sirasinda Ömer Lütfi Topal kanaliyla tanidigi özel harekatçi
Ercan Ersoy ile olan iliskisinin olabilecegi,
Ali Fevzi Bir, Sami Hostan gibi kisileri Emperyal grubu bünyesinde çalismaya
basladiktan sonra tanidigini ve Sami Hostan'dan, Abdullah Çatli'nin ara sira
yanlarina geldigini duydugunu, yine bu sekilde Ömer Lütfi Topal'in Kibris'ta
bulundugu bir sirada Abdullah Çatli'nin da orada Ömer Lütfi Topal ile
görüstügünü duydugunu,
Ömer Lütfi Topal cinayetinde, Emperyal sirketler grubunu çok büyük zarara
sokacak bir maddi ihtilafin olmasi gerektigini, ancak ailenin kendisine karsi
uzak durmasi nedeniyle sadece duyumlara dayanarak bazi öngörülerde
bulunabildigini, örnegin, Ömer Lütfi Topal'in ölmeden bir gün önce Ispanya'dan
arayan Ismail Tank adli birisiyle adet-i hilafina ragmen çok uzun ve sert bir
tartisma yaptigini, geçmiste Ispanya'da uyusturucu kaçakçiligindan hapis yatmis
bulunan Giresunlu bu adamin Ömer Lütfi Topal ile geçmise dayali çok özel bir
hukuklarinin bulundugunu ama ailenin bu konulari saklamaya çalistigini,
Mehmet Agar ile Ömer Lütfi Topal'in iliskilerinin, 1986 da Mehmet Agar'in
Ömer Lütfi Topal ile Alattin Çakici'nin ortaklasa çalistirdiklari klubü
kapattirmasindan ibaret oldugu, çesitli vesilelerle örnegin Necati Kurmel
kanaliyla Mehmet Agar Içisleri Bakani iken Ömer Lütfi Topal'in tanisma
çabalarina karsi Mehmet Agar'in uzak durdugu, ancak israrlar karsisinda
``Dilkum sitesinde karsilasirsak bir merhabalasiriz herhangi bir sorunumuz
yok'' ifadesini duydugunu,
Hüseyin Kocadag ile Ömer Lütfi Topal'in iliskilerinin ise çok daha yakin
oldugunu, zaman zaman Ibrahim Polat'in da ortak oldugu Polat otelinin
casinosunda sik sik beraberce oturduklarini, 1994 yilindaki Akgün oteli
cinayetinden sonra araya bir sogukluk girdigini, Ömer Lütfi Topal'in
öldürülmesinden bir ay önce Celal Dogan'in kendisine Fenerbahçe Klubünün
yöneticilerinden Hüseyin Kocadag'i yolladigini, kendisinin de bunu ömer Lütfi
Topal'a haber verdigini, bu toplantinin DGM ile de ilgisi bulundugunu çünkü
teypten yaziya döktügü yazili ifadesini DGM ne de verdigini, konunun da
Gaziantepli bir kaç isadaminin G.T.O. baskaninin adi arkasina siklanarak kumar
borçlarinin hafifletilmesi yönünde bir ricadan ibaret oldugunu ancak konunun
basina daha degisik sekilde yansitildigini, Hüseyin Kocadag'in sanki köske
(Cumhurbaskanligi) yakin birisi tarafindan görevlendirilmis ve o kisi de bu
isin halledilmesini istiyormus gibi bir intiba uyandirmaya çalistigini, bütün
bu konularin da kendi mantigi açisindan ve tarih bakimindan Ömer Lütfi Topal'in
da dahil edildigi söylenen 58 kisilik liste ile iliskili olmasi gerektigini,
Ömer Lütfi Topal'in haraç anlaminda birilerine hiçbir sey almadan para
verecek bir yapisi olmadigini böyle bir isi ancak çok büyük ir baski karsisinda
yapabilecegini,
Kendisinin 1994 Haziraninda Ömer Lütfi Topal ile birlikte Müdüriyet
odasindayken VIP salonu monitöründen Necdet Menzir ile Hüseyin Kocadag'i
gördügünü, bütün casinolarda video kayit sistemine bagli kameralarin
bulundugunu, bunun herhangi bir itiraz durumunda kullanildigini; ancak Murat
Topal tarafindan bu kasetlerden birisinin fotograflandigi ve bu fotograflardan
birinin Hüseyin Kocadag'a gösterildigini, sonraki konusmalarinda Hüseyin
Kocadag'in bu konudan ne kadar rahatsiz oldugunu belirttigini ve genelde
Klasis'e giden Necdet Menzir'i sanki kendisi santaj yapmak istermisçesine oraya
özellikle götürdügü gibi bir durumun ortaya çiktigini, ancak resmin kritik
dönemlerde dahi ortaya çikmamasinin kendisine bir güvence verdigini
söyledigini,
Ömer Lütfi Topal'i öldürenler ve azmettirenler arasindakti ihtilafin ve
Kemal Yazicioglunun aldigi ihbarin netlestirilmesinin art oldugunu,
Ömer Lütfi Topal bir yerlere 10 milyon 17 milyon dolar gibi bir para gönderdiyse
bunu sirket yetkililerinin, ölümünden sonra da ailesi ve yakinlarinin bilmesi
gerektigini,
Kendisinin ``Ömer Lütfi Topal Ankara'ya gittim ismimi listeden sildirdim''
beyaninin ise cinayetten onbes gün önce Alanya Seven Seas tatil köyünde bir
yemekte Ömer Lütfi Topal'dan sahsen duyduklarina dayandigini,
Bu tür konularda Ömer Lütfi Topal'in dostaliran ve yakinlarina basvurulmasi
gerektigini, örnegin 1989 yilina kadar en yakin dostunun halen Ispanya'da
bulunan Nail Akdeniz oldugu, bu tarihten soraki en yakinlarinin sirketinin
Genel Müdürü, gazinolarinin genel müdürü ve Ünit Utku gibi kisiler oldugunu,
Ömer Lütfi Topal'in agzindan Sami Hostan ile Sedat Bucak'in tanistiklarini
ve görüstüklerini duydugunu,
Ömer Lütfi Topal'in Türkmenistan da yaptigi yatirimlar nedeniyle kurdugu
iliskiler kanaliyla Diplomatik Türkmenistan Pasaportu almis olabilecegini, yine
Israilli ortagindan da bazi bilgilerin alinabilecegini,
Bir yandan mütevekkil, bir yandan da o dünyanin sartlarindan kaynaklanan
kuskulu bir yasam tarzina sahip olan Ömer Lütfi Topal'in nasil bir koruma ve
güvenlik sistemine sahip oldugu sorusuna cevaben; daha çok yeralti dünyasinin
geleneklerine dayanan, emekli emniyet mensuplari ve fiziken güçlü insan
kaynaklarini ve ruhsatsiz silahlari kullanan ve özellikle baslangiç safhasinda
bizim gazinolarimizda herhangi bir olay olmasin diye çok asiri tepkiler
gösteren bir güvenlik sistemi kuruldugunu, bu sisteminde rakipler tarafindan
çok rahat bilinebilecegini ve içerden de destek alinabilecegini,
Ömer Lütfi Topal'in vefatindan sonra ilk esini bassagligi dilemek için
ziyaret ettiklerinde tesadüfen televizyonda Susurlukla ilgili haberler
geçtiginde ilk esinin ``kani yerde kalmadi'' ifadesi üzerine kendisinin ``Peki
Sami'den, Aliço'dan bir süphe veya endiseniz var mi?'' sorusuna cevaben de
``Ama, Özer Çiller'den süphe ediyorum.'' dedigini, ancak kendisinin Sami Hostan
ile merhabalastigini bildiklerinden bilerek de kendisine böyle denilmis
olabilecegini, zaten kendisinin daha önceden Ömer Lütfi Topal veya çevresinin
agzindan buna yönelik baska bir sey duymus olmadigini,
Ömer Lütfi Topal'a ait otellerin özellikle bayram tatillerine iliskin
misafir listelerinde çok sayida yargi mensubuna rastlanabilecegini yine ayni
sekilde Tepebasi Emperyal de sirf yargi mensuplarinin yemek ve ayni ihtiyacini
karsilayan bir lokal olusturuldugunu,
Ali Fevzi Bir ve Sami Hostan'in 3 özel tim mensubuyla beraber Istanbul da
gözetim altina alindiktan sonra Ankara'da serbest birakilmalarini takiben
kendisinin istaanbul'da Sami Hostan ile görüstügünü ve hakkinda giyabi
tutuklama karari çikarana kadar da isinin basinda oldugunu duydugunu ve giyabi
tutuklama kararini takiben ortadan kayboldugunu,
Ömer Lütfi Topal'in kendisine Bodrum olayinda Ercan Ersoy'u yolladigina
göre diger özel tim görevlilerini de taniyip tanimadigi sorusuna cevaben
herhangi bir bilgisi bulunmadigini,
Ömer Lütfi Topal ile Cavit Çaglar arasinda herhangi bir çekisme
bulunmadigini, Cavit Çaglar'in bir baskasindan alacagini alamadigi için bu
alacagi Ömer Lütfi Topal'dan istediginin söylenildigini,
Ömer Lütfi Topal'in Hüseyin Kocadag ile görüsmedigini ve hatta Hüseyin
Kocadag'in geçmiste böyle bir taleple geldiginde görevlinin ``sizin buraya
girmeniz istenmiyor'' ifadesinde bulundugunu bunun da arkasinda geçmiste Ömer
Lütfi Topal Mehmet Özcan ihtilafinda Alevi olmasi sebebiyle Hüseyin Kocadag'in
Ömer Lütfi Topal'a karsi Mehmet Özcan'i tutmasinin olabilecegini,
Kendisinin Cavit Çaglar veya Necdet Menzir ile herhangi bir çekismesi veya
iliskisinin olmadigi, disarida spekülasyon konusu yapilmak istenen kameralarin
normal sistemi içerisinde çekilmis kaseti herhangi bir yanlisliga sebebiyet
vermemek için sahsen aldigini ve bir resmin yirtilarak imha edildigini ancak
kendisinde bir kaset ve birkaç fotografin halen mevcut bulundugunu, bunlari
tutmasinin amacinin da kendisini korumak oldugunu, esasen bunlarin imha
edilmesini istedigini,
Belçika'da iki Amerika'da bes sene olmak üzere toplam yedi yil hapiste
yatan Ömer Lütfi Topal'in yeniliklere açik bir insan olarak bu senelerde kendisini
yetistirdigini ancak kontrolsüzlükle baslayan gazino olayinda baslangiçta
Turizm Bakanliginin herhangi bir düzenlemesinin olmayisinin düzeni tamamen
bozdugunu, esasen gazinolarin kara para aklamak için uygun bir yer olmadigini,
kar oranlarinin da uyusturucu isine göre çok daha iyi olmasi sebebiyle hiç bir
gazino isletmecinin uyusturucu isine girmeyecegini,
HAVAS'i almak için Ömer Lütfi Topal'in her türlü organizasyonu yapmasina ve
parasi da var iken alamamasina hatta diskalifiye edilmesine karsi tutumunun ne
oldugu sorusunu cevaben, Ömer Lütfi Topal'in herhangi bir itirazda bulunmadigi
bu konudaki bilgilerin sirketten alinabilecegi emniyetten-istihbarattan gelen
uyarilar hakkinda bir bilgisinin bulunmadigini,
Sedat demir'in Istanbul Asayis Sube Müdürü olmasindan sonra Nihat Mete
araciligi ile Ömer Lütfi Topal'dan Akgün otel cinayeti sanigi Çetin Gencer'in
bulunmasini istedigi böylelikle Istanbul'da hiçbir faili mechul cinayetin
kalmayacaginin söylenmesiyle, kendisinin Istanbul'da dünya kadar faili meçhul
cinayet oldugunu bilerek, kardesi vasitasi ile Çetin Gencer'i buldurarak Fatih
Cumhuriyet Savciligina teslim ettigini,
Ömer Lütfi Topal'in Kibris'taki Jasmine Cavit oteli yatirimlari, Israilli
ortagi ve Kibris Türk Hava Yollarinin özellestirilmesi konularinda kendisinin
bilgisinin olmadigini aileden saygi gördügünü ancak kendisine bilgi
verilmedigini,
Süpheli konularda bilgi edinilmesi için sirketin yöneticilerinin ve aileden
bazi kisilerin bir bütün olarak ele alinip dinlenmeleri gerektigini, kendisinin
Ömer Lütfi Topal'in ve Emperyalin ceza davalari ile ilgilendigini, Ömer Lütfi
Topal'in kiminde arandigi, kiminde giyabi tutuklama karari bulunan davalarinin
sürdügünü, bunlara ragmen istanbul'da isinin basinda nasil serbestçe bulundugu
ve dolastiginin da Istanbul emniyetinden sorulmasi gerektigini, Bodrum
tahkikatinda istanbul savciligina sonradan talimat yazilarak polisin devre disi
birakildigini, Antalya'daki aramanin da polis aramasindan savcilik aramasina
dönüstürüldügünü,
Sami Hostan ile Abdullah Çatlinin tanismasi ve Ömer Lütfi Topal'i öldüren
silahta da Abdullah Çatli'nin parmak izinin çikmasina ragmen kendisinin
gözlemlerine göre Ömer Lütfi topal ile Sami Hostan'in arasinda herhangi bir
itilaf bulunmadigini, zaten Sami Hostan'in olay esnasinda Marmaris'te oldugunu,
ihtilafin Ömer Lütfi Topal'in esleri çevresinde mevcut bulundugunu,
Olayin sorusturmasinda savcinin kendisinin ifadesine basvurmamasinin
yaninda kendisine olan tavrini da olumsuz buldugunu,
Abdullah Çatli'yi taniyan Sami Hostan'in da kesinlikle bazi islerinde onu
veya özel tim görevlilerini kullanmadigini, Ömer Lütfi Topal Abdullah Çatli
bulusmasinin arkasinda küçük günlük olaylardan çok HAVAS gibi büyük benzer
olaylarin aranmasi gerektigini belirtmistir.(Ek:186)
14- Sedat BUCAK 21.01.1997 tarihli ifadesinde;
1960 Siverek dogumlu oldugunu, siyasete 1991 yilindaki seçimlerde
katildigini, DEP milletvekillerinin, özellikle Abdullah Öcalan'in yanindan
gelen elçiler vasitasiyla kendisiyle görüsmek istediklerini, kendisiyle
görüserek ``Biz, Siverek'e, Urfa'ya örgüt olarak girecegi, yalniz tarafsiz
kalacaksiniz, bize karismayacaksiniz, devletin yaninda yer almayacaksiniz''
demek istediklerini bildigini, devletiyle beraber oldugunu, Bekaa'dan gelen
bazi insanlarla görüsmelerinin çogunu kasete aldigini ve bundan Ankara Emniyeti
basta olmak üzere o zamanki tüm devlet yetkililerine bilgi verdigini, DEP'in
kapatilmasi ve milletvekillerinin çogunun içeri alinmasinda Devlet Güvenlik
Mahkemelerine verdigi ifadelerin büyük katkisinin olabilecegini, 1993'te
bunlarin kendine karsi ve ailesine karsi bir tavir almak istediklerini ve
Siverek'te örgütlü eylemlerin basladigini, Siverek'te Anavatan Partisi Ilçe
Baskani ve kardesinin katledildigini, bazi köylülerin ve vatandaslarin
katledildigini, Siverek halkinin bu olaylari istemedigini, Siverek halkinin
tavir almasiyla beraber örgütün orada çökertildigini, halkla olan içtenligi ve
devlete olan bagliligi nedeniyle kendisine karsi tavirlar oldugunu, kanunsuz
bir is yaptigi zaman devletini çignemis olacagini, Istanbul'a giderken Mehmet
Özbay'i aradigini, Mehmet Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu çok sonralari
ögrendigini, Istanbul'a dinlenmeye gittigini, Yalova'daki termale gittiklerini,
o aksam yakin arkadasi Ali Aydinliktan'in oglunun kafasina kursun degdigine
dair haber aldiklarini, durumunun kötü oldugunu ögrendiklerini, aksam bu durumu
arkadaslarina söyledigini, Izmir'e gitmesi gerektigini söyledigini, Mehmet
Özbay'in ``bende gelirim'' dedigini, yola çiktiklarini, Ören'de veya
Altaylar'da bir arsa ofisi oldugunu, bu arsaya baktiktan sonra soförünün gelip
``Agabey, Ali Abinin oglu vefat etmis'' dedigini onun üzerine hemen harekat
ettiklerini, hastaneye gittiklerini, fakat kimseyi bulamadiklarini, daha sonra
evlerine gittiklerini, taziyelerini bildirdikten sonra ayrildiklarini,
Princess'te yer ayirttiklarini, otele gittiklerinde bir bayanin Mehmet Özbay'in
yaninda oturdugunu, onunda kendileriyle geldigini, Izmir'e gelirken Kocadag ile
görüstüklerini, Kocadag'a Izmir'e gidiyorum dedigini, onunda ``bilsem bende
gelirdim'' dedigini, daha sonra uçakla yarin gelecegini söyledigini, ertesi
sabah uyandiklarinda Kocadag ile görüstüklerini ve onun gelecegini
ögrendiklerini ``beni aldirabilirmisiniz?'' dedigini, bunun üzerine yanindaki
koruma polisi Ercan Bey'i (daha önce Kocadag'in yaninda çalismis bir polis
olan) Hüseyin Kocadag i arabayla almaya gönderdigini, koruma polislerinde ve
soförün de huzursuzluk gördügünü, polis Ercan'in bir ara kendisini çagirip
huzursuz olduklarini ve takip edildiklerini söyledigini, ``Izmir'den hemen
ayrilalim'' dediklerini, Bunun üzerine Kusadasina gitmeye karar verdiklerini, o
gün aksam üzeri çiktiklarini, Onura otel'de kaldiklarini, ertesi gün de orada
kaldiklarini, polislerde rahatsizlik ve tedirginlik oldugunu görünce Ankara
veya Istanbul'a gidelim dedigini, Hüseyin Kocadag'in Istanbul'da isi oldugu
için Istanbul'a gidip oradan Ankara'ya geçmeyi düsündüklerini, o gün sabah en
geç kendisinin kalktigini ve kahvaltisini yarim birakarak yola çiktiklarini, o
bayan ile Mehmet Özbay'in arabanin arkasinda oturduklarini, Izmir'i geçtikten
sonra Kocadag'in çok süratli gittigini gördügünü, arabanin ibresinin 230'u
gösterdigini, birseyler söyledigini, Kocadag'in kendisine dönüp birseyler
söyledigini ve güldügünü, kendisininde gülerek yolu görmemek için koltugun
ucuna dogru geldigini, kaza'dan sonra Ankara'da ancak arabasini televizyonda
görünce, kaza yaptiginin kesin olduguna emin oldugunu, arabada bulunan
silahlarin Istanbul'a gelirken dahi olmadigini, o silahlardan bilgisinin
olmadigini, kendisinin arabada bulunan Sig Sauter silahi oldugunu, onun disinda
polislerinin hepsinin silahi oldugunu, eger takip ediliyorlarsa bu silahlarin
kazadan sonra arabaya konulmus olabilecegini, digerlerinin çantasinda vardiysa
silahlarin onlarin olabilecegini, arabada söylenildigi gibi gizli bölme
olmadigini, Mehmet Özbay'in, köyüne 1 defa 1996 Kasim'inda geldigini, 1993 yili
sonu veya 1994 yili basinda Siverek'e halka güven verebilmek için gittigini,
Ankara'da babasinin vefat etmesi üzerine Siverek'e defnettiklerini ve
taziyelerin 1,5-2 ay sürdügünü bu arada yorgun düstüklerini, 1994 ortasi veya
sonunda dinlenebilmek amaciyla Ankara'ya geldigini, daha sonra Istanbul'a
gittigini, Istanbul'da Mehmet Özbayi tanidigini, Abdullah Çatli adiyla
tanimadigini, kalabalik bir ortamda ``siz, Sedat Bucak'siniz'' diyerek
kendisiyle tanismak istedigini söyledigini, orada tahminen bir hafta kaldigini,
Ankara'ya geldiginde kendisini telefonla aradigini, kendisinin tekrar Siverek'e
döndügünü, 1995'te geldigini bir-iki defa Mehmet Özbay'in kendisini sordugunu,
Ankara'ya yilda 2 ya da 3 defa geldigini, kendisinin disarida bürosu oldugunu,
bürosuna gelip, oturup, sohbet edip gittigini, bu insanla (Abdullah Çatli) bir
illegal ya da legal bir isinin, ya da baglantisinin olmadigini, Çatli nin
kendisine ithalat-ihracat sirketi oldugunu ve ticaretle ugrastigini
söyledigini. Abdullah Çatli ile Gonca Us arasinda bir gönül iliskisi oldugunu
varsaydigini, hanimiyla bir-iki defa görüstügünü, ailece Istanbul'da olduklari
bir zamanda Çatli'nin ailesini alarak bir-iki defa yanlarina geldigini, hatta
bir keresinin de bir dügünde olabilecegini, Mehmet Özbay ile Kocadag'in kendi
yaninda tanistiklarini varsaydigini, kendinden önce taniyip tanimadigini
bilmedigini, Hüseyin Kocadag ile her zaman görüstüklerini, Mehmet Özbay'i
vatansever biri olarak tanidigini, konusmalarinin hep bu yönde oldugunu,
Hüseyin Kocadag in 1980 ihtilalinden hemen sonra Siverek'e emniyet amiri olarak
verildigini, sonra tahminen Ankara'da Özel Harekatin kurulma asamasinda
Ankara'ya geldigini, Siverek'te de Ankara'da da görüstüklerini, Diyarbakir Özel
Harekat Sube Müdürlügü yaptigi siralarda da görüstüklerini, kendisinin bu
siralarda Siverek'i tanimasindan dolayi arada bir geldigini, babasiyla Hüseyin
Kocadag'in iliskilerinin çok samimi oldugunu, babasindan sonra bu iliskiyi
kendisinin sürdürmek istedigini, Bucak Asireti olarak varsayilan toplulugun 40,
50 veya 60 aileden olustugunu, Siverek'te 70'i geçici olmak üzere 430 korucu
oldugunu bildigini, Fatih Bucak'in amcaoglu oldugunu, Ankara'da oturdugunu, su
anda insaat sirketi kurdugunu bildigini, aralarinda kopukluklar oldugunu,
korumalarini istemesi konusunda; Koruma Sube Müdürlügünün kendilerini atadigini
ve koruma vereceklerini söylediklerini, kendisinin ise koruma istemedigini,
daha sonra aradiklarinda ``siz isim verebilirseniz de olur'' denildigini, bu
korumalarin Özel Harekat Daire Baskani Ibrahim Sahin'in korumalari oldugunu,
Ibrahim Sahin'le PKK'ya karsi tavir ortaya koymak için Emniyet Genel Müdürü,
Pasalar, 7. Kolordu Komutani geldiginde Özel Harekat Daire Baskani olarak
geldigi sirada konustugunu, daha sonra birbirlerini aradiklarini, Ibrahim
Sahin'in doguya gittigi zaman, özellikle Siverek güzergahini seçtigini ve
misafiri oldugunu Polis Ercan'a ``bana koruma verilmek isteniyor, korumalik
yaparmisiniz?'' diye sordugunu, onun da ``benim bir arkadaslarla görüsmem
gerekir'' dedigini, daha sonra ``evet'' cevabinin geldigini bunlarin 5 kisi
oldugunu, oysa 6 koruma verilmek istendigini, 6'ncinin da bu bes koruma
tarafindan önerildigini adinin da Mustafa oldugunu, Bakan Mehmet Agar'a
bunlarin verilmesi için yazdigini ve kabul edildigini, hatta çok zaman sonra
verildigini, Ömer Lütfi Topal cinayetinden daha sonra korumaligini yapan
polislerin gözaltina alinmasindan sonra Istanbul valisi veya Emniyet Müdürünü
aradigini, bu insanlari koruma olarak istedigi için bunlarin isledigi bir suç
varsa bunlari bilme zorunlulugunu hissettigini, bu kisilerle (korumalarla)
telefonla konusmadigini, Arnavut Sami yi (Sami Hostan) bir defa Çinar Otelinde
baskalariyla birlikte olduklari sirada kendisine tanittiklarini, daha sonra onu
görüp görmedigini hatirlamadigini, kendilerinin kumarla ya da kumarhanelerle
hiç bir iliskilerinin olmadigini, bir gece kulubü ya da diskotege amcaoglunun
da içinde bulundugu üç gencin girersin-giremezsiz tartismalari sonucu
öldürüldügünü, bu olayin kumarla ilgili olmadigini, söylemezleri de bu olaydan
sonra bildiklerini, daha sonra bunlardan iki tanesinin öldürülmesiyle
kendilerinin hiç bir ilgisinin olmadigini, Mehmet Agar Genel Müdür olana kadar
kendisini tanimadigini, öldüren kisilerden birinin lojmaninda kaldigi
hususunda; o insanla konusmuslugunun olmadigini, tanimadigini, kendisinin evine
gelen biriyle gelmisse gelmis olabilecegini , kalsa bile 1 geceden fazla
kalamayacagini, Mehmet Ali Yaprak'i tanimadigini, televizyonunun da Gaziantep
te oldugunu bilmedigini, Mehmet Ali Yaprak'in kaçirilmasinin ailesince yapilmis
olamayacagini, Ridvan Kocaman diye birisini tanimadigini, 1979'da amcasinin bir
suikastle yaralandigi ve akrabalarindan bir çogunun PKK tarafindan öldürülmesi
ve kendilerinin PKK tarafindan tarafsiz kalmalarinin istenmesiyle birlikte
ailelerinin PKK ile mücadelesinin basladigini, kendilerinin operasyonlara
katilmadiklarini operasyonlari askerlerin yaptigini, halkin istihbarati
çalismalari oldugunu, 1979 da PKK tarafindan kendilerinden 140-150 arasinda
kisinin öldürüldügünü, bir çogunun kendilerinin yakini oldugunu, Korkut Eken ve
digerlerinin kendi yerlerinin oldugunu onlarin oralarda kaldiklarini, Mehmet
Agar'in hiç evine gelip kalmadigini, korucularin çatismaya gittiklerinde
muhimmati onlarin kendilerinin aralarinda temin ettigini, HBB Televizyonunda
yaptigi konusmanin 5 veya 10 dakikasini hatirladigini geri tarafini
hatirlamadigini, daha sonra bu roportajin kasetini getirttigini, oradaki
konusmalarini görünce tamamini bile izlemedigini, hükümetin güvenoyu almasindan
önce Mehmet Özbay'in çok özel, gizli görüsmek istedigini söyledigini, o
görüsmede Mehmet Özbay'in ``ben devletle çalisan gizli bir adamim; bunu da
kimsenin bilmemesi lazim su kimligim, su yesil pasaportum, bu ehliyetim, bu
silah ruhsatim, bu nüfus cüzdanim'' diyerek birseyler çikardigini, Terörde
uzman yazan bir kagit gördügünü, onun söyledigi ismi bir lakap ve kod ismi
zannettigini ve sonuna kadar bile onu Mehmet Özbay olduguna inandigini, o
kimligin sahte mi yoksa gerçek mi oldugunu tespit edemedigini, Haluk Kirci ve
Yasar Öz'ü tanimadigini, Drej Ali'yi tanidigini, onun taziyelerine geldigini
kendininde Istanbul'daki yazihanesine birkaç defa gittigini, PKK'nin ölüm
listesinde, birinci sirada oldugunu bildigini, Abdullah Çatli'yi 1980'den önce
aranan biri olarak bilmedigini, ``Ben Abdullah Çatliyim'' dedikten sonra da bir
arkadas olarak iliskilerinin devam ettigini, Korkut Eken'in , babasinin eski
dostu oldugunu, babasinin yanina bir defa geldigini hatirladigini, kendilerine
devletin her kademesinden insanlarin geldigini, istedikleri bilgileri
bilebildikleri kadar hepsini verdiklerini, her zaman devletin yaninda
olduklarini, PKK'nin Siverek'i yenemedigini, Med TV'de, Abdullah Öcalan'in
söyledigi sözlerin kendisine o gün telefonla dinlettiklerini, HBB'ye Sayin
Yilmaz'in kendisini Fransa'da dedigini duyunca ``Ben buradayim'' mesajini
vermek için çiktigini, hastanede emar filmi çektirmek disinda bir yere
gitmedigini, kaza aninda bu susturucu ve silahlar arabada olsaydi bunlarin
korumalar tarafindan alinabilecegini, Meysu'nun sahibinden 300 bin marklik bir
senet alma, bürolarinda kursunlama gibi bir olayin olmadigini, tahminen bu
olayin faillerinin yakalanmis durumda oldugunu, arabada bulunan silahlarin
arkada oturanlar tarafindan konulmus ya da baskalari tarafindan konulmus
olabilecegini, kendisinin 130-140 milyar aldigi seklindeki ithamlarin yalan oldugunu,
kumarhanelerden haraç almadigini, maasi disinda kimseden para almadigini
belirtmistir.(Ek:187)
15- Hasan Celal Güzel Yeniden Dogus Partisi Genel Baskani 17.02.1997
tarihli ifadesinde;
1945 yilinda Gaziantep'te dogdugunu, 1975 yilinda Süleyman Demirel'in özel
müsaviri olarak Basbakanlik'ta görev yaptigini,1977 yilinin ikinci yarisinda II
MC Hükümeti sirasinda Korkut ÖZAL'in Içisleri Bakanligi döneminde Müstesar
Yardimciligi, Turgut Özal'in Müstesarligi döneminde, onun yardimciligini
yaptigini, 1980 yilinda 12 Eylül'den önce yayinlanan gizli bir genelge ile
Devletin Güvenlik Koordinatörü yapildigini, Emekli Korgeneral Rüstü Naipoglu,
Emekli Hava Korgenerali Refik Isitman ve Emekli Albay Kadir Bilgen'den olusan o
tarihte artan terör olaylari ile mesgul olan bir güvenlik koordinasyon ekibi
kurduklarini, MIT, Jandarma Genel Komutanligi ve Emniyet Istihbarat Dairesinden
gelen bilgilerin bu kurulda degerlendirildigini ve o tarihte Basbakan olan
Süleyman Demirel'e arz edildigini, o tarihte Basbakanlik Müstesari olan Turgut
Özal'a da bilgi verildigini, Basbakanlik Müstesar Vekilligi ve Devlet Planlama
Teskilati Müstesar Vekilligi görevlerinde bulundugunu,12 Eylülden sonra da 35
gün Basbakanlik Müstesarligina vekalet ettigini, Necdet Calp'in Basbakanlik Müstesarligina
getirilmesi üzerine onunla 5 ay süre ile çalistigini, Subat 1981 ayinda
Süleyman Demirel'i ziyarete gitmesi nedeniyle görevinden alindigini, görevinden
istifa ederek Kayseri Erciyes Üniversitesinde ögretim elemani olarak
çalistigini, 1983 yili sonunda Anavatan Partisinin iktidara geldiginde
Basbakanlik Müstesarligina getirildigini, 1986 yilinin Agustos ayi basina kadar
bu göreve devam ettigini,o tarihteki ara seçimlerde Gaziantep'ten Milletvekili
adayi oldugunu, Milletvekili seçildigini, Devlet Bakani ve Hükümet Sözcüsü
olarak göreve basladigini,1987 erken seçimlerinde Gaziantep Milletvekili olarak
yeniden seçildigini, Milli Egitim Gençlik ve Spor Bakani oldugunu, Mart 1989
tarihinden itibaren de ANAP Gaziantep Milletvekili olarak devam ettigini,17
Haziran 1989 tarihinde ANAP'tan istifa ettigini, 20 Ekim 1991 seçimlerine
istirak etmedigini, 23 Kasim 1992 tarihinde de Yeniden Dogus Partisini
kurdugunu, halen Genel Baskanlik görevini yürüttügünü,
Babasinin Demokrat Parti yöneticilerinden, Dayisi Ali Ihsan Gögüs'ün de
Halk Partisi Bakani oldugunu, kendisinin Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde iken
Türkiye'de sag denilen ögrenci lideri olarak uzun süre çalistigini, bütün
hadiselere istirak ettigini, Hür Düsünce Kulüplerinin merkez sag çizgide,
demokrasiyi savunan, mesruiyetçi çizgide bir teskilat oldugunu, o tarihte
Içisleri Bakani Faruk Sükan'in, hatta Adalet Partisi'nin bu teskilata müdahale
etmek istedigini, zira iktidar partisi olmasina ragmen üniversitelere hiç
giremedigini, müdahale etmelerini istemediklerini belirtmelerine ragmen
dinlenmeyince Adalet Partisi gençlik kollarina el koyarak meseleyi
çözdüklerini,
Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisinin bir bürosunu Siyasal Bilgiler
Fakültesine kurmus oldugunu, Türkiye Isçi Partisinin tamamen ögrenci gençlige
dayandigini, Hükümet olan Adalet Partisininde sagci gençligi solcu gençlige
karsi kullanma staretejisi içerisine girdigini, Ismet Inönününde bunu hep dile
getirip, sikayet ettigini, Fransada 1968 olaylarini baslatan meshur Kizil
Rocky'nin Siyasal bilgiler Fakültesi yurdunda bir hafta kaldigini ve polis
saldirisina karsi fakülteyi nasil koruyacaklari konusunda sosyalist, marksist
ögrenci liderlerine taktik verdigini gözleriyle gördügünü,
MHP Ülkü Ocaklari Teskilatinin kendisinin de samimiyetle inandigi sekilde
son derece vatansever, millîyetçi, millî ve manevi degerlere itibar eden
gençlerden olustugunu, onlarin bu hislerini Emniyet Genel Müdürlügü ve Milli
Istihbarat Teskilatina bagli kisilerin istismar ettigini, kullandigini,
kendisinden de bu konuda destek istendigini ancak kendilerinin Türkiye de bir
takim terörist olaylarin meydana gelmesine, dis müdahalelerin olmasina karsi
olduklarini ve böyle bir kullanima karsi çiktigini,bu gençlerden bazilarinin
resmen Milli Istihbarat Teskilatinda ve Emniyet Genel Müdürlügünde görev
aldiklarini,belli seviyelere kadar da gelebildiklerini,
Devletin istihbarat ve güvenlik örgütlerinin teskilatlarin her kesiminden
bilgi almasi lazim geldigini,bunun aksinin düsünülemiyecegini ancak bilgi
toplarken bu kesimlerdeki kisileri bilginin ötesinde operasyonel faaliyetlere
sokmalarinin fevkalade yanlis oldugunu,operasyonlarin bu teskilatlarin
elemanlari vasitasiyla yapilmasi gerektigini, problemin bu oldugunu, Çatli
hadisesinde de problemin bu nedenle ortaya çiktigini,
Gerek Süleyman Beyin Döneminde gerekse Turgut Beyin döneminde ``Sadece
Sayin Basbakan tarafindan açilacaktir'' ibaresi bulunan zarflari onlarin
verdikleri yetki ile açtigini,okudugunu ve özet bilgileri onlara
aktardigini,devletin bu tip bilgilerine sahip 3-4 kisisinden birisi oldugunu,
Milli Istihbarat Teskilati ve Emniyet Genel Müdürlügü arasinda çok belirgin
bir koordinasyonsuzluk,rekabet hatta zaman zaman sürtüsme ortaya
çiktigini,MIT'in istihbarat görevinin kendilerinde oldugunu,Emniyetin sadece
adli vakalarda istihbarat yapmasi,onun ötesine karismamasi gerektigini,Emniyet
Genel Müdürlügünün de MIT'in iyi istihbarat yapamadigini,Türkiye genelinde
birinci subelerce yapilan kendi istihbaratlarinin olmamasi halinde
dagilacagini,hazira kondugunu,iyi çalismadigini iddia ettigini,bunun özellikle
kaçakçilik istihbarati konusunda ortaya çiktigini,Emniyette Atilla Aytek'in çok
kuvvetli bir polis müdürü oldugunu,gözüpek isinin ehli,uyusturucu kaçakçiligi
isi ile çok etkin mücadele ettigini,ancak bu vasiflarini bilmesinden dolayi
Genel Müdürünü bile takmayan,dedigi dedik bir müdür haline geldigini,onun
dönemi MIT içerisinde o tarihe kadar kurulmamis kaçakçilik istihbarati adiyla
bir birimin kuruldugunu, Emniyet MIT'in bu isin içerisine girmesinin
gereksizligini savundugunu,MIT'inde kaçakçilik istihbaratininda kendi
konularina girdigini ve kaçakçilik istihbaratinin siyasî konularla da iliskili
hale geldigini bu nedenle yapmalari gerektigini savundugunu bunun uzun seneler
tartisildigini,daha sonra Emniyetteki bu birim ile Mit'teki bu birim arasinda
problemler çiktigini,Emniyetteki birimin gayriresmi sefligi daha sonra Istanbul
Emniyet Müdür Muavini iken Mehmet Agar tarafindan üstlenildigini,
Mehmet Agar'in Özallarla yakin irtibatinin kurulmasinin bu olaylara
rastladigini, Zeynep Özal'in Asim Ekren isimli bir müzisyenle münasebeti
bulundugunu, Zeynep ve Semra Özalin gece eglencesini çok sevdiklerini,bu
nedenle sik sik eglence yerlerine gecenin geç saatlerinde gitmelerinden dolayi
koruma sorunu dogdugunu,Basbakanin kizinin ve esinin korunmasinin Devlet görevi
oldugunu,bu nedenle Emniyet Müdürü Ünal Erkan ile muhatap olduklarini,onun ise
politik yaninin bulunmamasi sebebiyle bu islerden hazzetmedigini, Mehmet
Agar'in politikaya daha yatkin oldugunu,kibar nazik,zeki herkes tarafindan
sevilen,çok süratli hareket edebilen iyi polis denecek özelliklere sahip
oldugunu,sivil sektörle çok yakin iliskileri bulundugunu,kendiliginden koruma
konularinda onun daha öne çiktigini, Zeynep Özal ve Asim Ekren'in Antalyaya
kaçmalari ve evlenmelerine iliskin olaylarda Ekren'in Istanbuldaki aydinlik
olmayan çevrelerle münasebetleri bilindiginden evlenme olayinin aile tarafindan
hiç istenmedigini,bu nedenle polisin koruma görevi altinda Antalyaya
gitmelerinin kontrol edildigini,bu olayin Mehmet Agarin Özallara yakin olmasini
sagladigini, çünkü onu tanidiklarini,Semra ve Turgut Özal ile çok yakin samimi
oldugunu,adeta onlarin emrinde,özel bir polis gibi oldugunu,Ankara Emniyet
Müdürlügüne terfian getirilmek istenildiginde Bakanlar Kurulunda kendisinin
karsi çiktigini,münasebetleri yönünden bu atamanin yanlisligini
anlattigini,ancak Turgut beyin dedigini yaparak, Agari Ankara Emniyet
Müdürlügüne getirdigini,sonrada Agar'in kendisine gelerek,kendisinin aleyhinde
oldugunu bilmesine ragmen,'emriniz varmi sayin Bakanim' diye sordugunu,bu
tavrinin da son derece hazimli son derece sempatik ve olgun bir insan oldugunu
gösterdigini,
Hiram Abbas'a Emniyet Mit çekismesinin sebebini sordugunda,MIT'in bu
mafyadan bilgi aldigini,hem uyusturucu kaçakçiligi bakimindan,hemde siyasî
bakimlardan bilgi aldiklarini, Emniyetinde bilgi aldigini,Mafyanin dininin
imaninin para oldugunu,baska birsey düsünmedigini,ve terörle beslendigini,silah
kaçakçiliginin onlara kar getirdigini,onlarinda hem sag hem de sol teröriste
silah temin edip,para kazandiklarini,bunlari bildiklerini,bilgi aldiklari
gruplari da himaye ettiklerini,mafyaninda hem poliste çesitli guruplara,hem de
istihbaratta çesitli guruplara dayanmak ihtiyacini hissettigini
söyledigini,bunun kendisine çok ters geldigini,sonradan bunu emniyetteki
kisilere de teyid ettirdigini,bunun sonucu olarak da Emniyet ve Mit arasindaki
rekabetin dogurdugu baska bir platformun olusmus oldugunu,yani herkesin kendi
mafyasini olusturdugunu anladigini,Hiram beye ve emniyetteki kisilere,'' siz ne
yapiyorsunuz,adamlari uyusturucu ile yakalayinca görmüyormusunuz,iade mi
ediyorsunuz?'' dediginde çok açik bilgi veremediklerini,biraz müsamahakar
davrandiklarini söylediklerini, kendisinin de ''Mafyayi ikiye ayirdiniz,bilgi
aldiklarinizi müsamahaa ediyorsunuz, emniyetin mafyasi ayri Mitin mafyasi
ayri,emniyetin içinde falanin mafyasi var filanin mafyasi var ayni sekilde
mitin içinde falanin mafyasi var filanin mafyasi var bu ne biçim is böyle
kepazelik? `` dedigini, bunun üzerine konuyu Özal'a anlattigini,bilgi
kaynaginin olabilecegini,belirli kisilerin korunabilecegini,ama ekipleri
korumaya kadar isin götürülmesinin sakincalarini anlattigini,sonradan
istihbarat raporunda da ,sorgulama raporunda da bunu teyid eder mahiyette
Dündar Kiliç'in polisin bir kismini bu sekilde beslediginin ortaya çiktigini,bu
nedenle isin ciddiyeti yönüyle ilgili kisilerle görüstügünü,bir müddet sonra
mafya-polis, mafya-istihbaratçi iliskisi halinde devam eder,probleme sebebiyet
verir dedigini, nitekim, Mehmet Eymür-Atilla Aytek,Mehmet Agar-Mehmet Eymür
rekabeti halinde ortaya çiktigini,sonuçta 1987 tarihinde ki raporun ortaya
çikmasina kadar da bu rekabeti getirdiklerini,raporlarin hepsinin dogru
olmadigini,özel hayatina kadar çok yakindan tanidigi Saffet Arikan Bedük'e bile
çamur atmalarinin bunu gösterdigini,bunu her tür rapora güvenmemek gerektigi
için söyledigini,adamin kendine göre rapor yazdigini sonra da el altindan bunu
herkese dagittigini,Çatli ile iliskisi olup olmadigini bilmedigini,
Milli Istihbarat Teskilatinin aslinda devletin en önemli ve gerekli bütün
ülkelerde olan bir teskilati oldugunu,MIT'in 1960 yillarina kadar sivil kisiler
tarafindan yönetildigini,27 Mayis ihtilalinden sonra asker kisilerin eline
geçtigini, süreç içerisinde MIT Müstesarliginin Türk Silahli Kuvvetlerinin bir
kadro ve tayin makami haline geldigini ve bunun fevkalade yanlis oldugunu,bu
kadronun Korgenerallerin tayin yeri haline geldigini, tüm parti liderleriyle
yaptigi konusmalarda MIT Müstesarliginin Basbakandan çok Genel Kurmay Baskanina
bagli ve yakin oldugunu degerlendirdiklerini,12 Mart ve 12 Eylül istihbaratini
özel olarak yapmadigini söylediklerini, 12 Eylül döneminde bir tesadüf
sonucunda arkadasi olan bir kisinin bilgi vermesi üzerine ögrenmesine karsilik
MIT'in tam bir sessizlik içerisinde oldugunu,buna karsilik,askeri sistemin
bürokratik yapisinin çok iyi çalismasi sonucu kodlu olarak Basbakanliga ertesi
gün ihtilal yapacaklarini bildirdiklerini,bu nedenlerle de ne kadar Basbakana
bagli görülse de hiçbir sekilde Genel Kurmay'in disinda kullanilamayacagini,
ilk sivillesme harekatinin buradan basladigini,Müstesarligin bosaldiginda önce
Vecdi Gönül'ü, sonra Saffet Arikan Bedük'ü yani sivil birisini bu göreve
getirmek istediklerini, olmadigini, daha sonra teskilattan olan Hiram Abbas'i
önerdiklerini ancak uygun görülmedigini, o zaman Teoman Koman Pasanin
getirilmesi söz konusu oldugunu,kendisinin emekli olmasini ve bu teskilatin
basina getirilmesini istediklerini ancak onunla yapilan görüsmede asker olarak
yükselmek istedigini,bunun içinde ordu komutani olmasi gerektigini ve kita
hizmetine çikacagini,bu durumdu du en fazlaa 3 yil için orada kalmasinin söz
konusu oldugunu ve atamanin yapildigini,sivillesme uzantisi olarak da Evren
Pasa'dan Hiram Abbas'i Müstesar Yardimciligina atama tavizini aldiklarini,onun
atanmasi ile birlikte Nuri Gündes'in kendisine gelerek ayrilmak istedigini
söyledigini,ayrilmamasi için ikna edemedigini,onun emekli oldugunu bunun dea
içeride hiziplesme oldugunu gösterdigini,Hiram Abbasin son derece
gözüpek,dürüst ve namuslu ve canini feda etmekten çekinmeyen bir kisi oldugunu
teskilatin böyle yetismis elemanlari varken,Çatlilara ya da benzeri kisilere
ihtiyaci bulunmadigi düsüncesinde oldugunu, Mit'te Teoman Koman Pasanin Turgut
Beyle dostlugu zaviyesinde iliskilerin yumusatilmasiyla devam ettigini,ancak
istedikleri gibi sivillestiremediklerini, Sönmez Köksal ‘in gelmesi ile MIT'in
sivillesebildigini,Disislerinde gerçekten kabiliyetli bir insan oldugunu,
güvenlik dairesinden bilgisi bulundugunu,o sekilde geldigini ve gelmesinin de
kendisince isabetli oldugunu,Sönmez beyin alt kadroda bir degisiklik
yapmadigini aslinda hem Emniyet Teskilatinin hem de Mit teskilatinin
yenilenmeye ihtiyaci bulundugunu,
Basbakanlik Teskilat Kanunu'nun bir maddesine göre Basbakanlik Güvenlik
Baskanligi'ni kurduklarini, bu birimin tamamen bir degerlendirme ve istihbari
bilgilerin koordine edildigi bir yer seklinde oldugunu, icrai,operatif hiç bir
yönünün bulunmadigini, Basbakanlik Güvenlik Kurulunun basina Rüstü Pasa'nin
getirilmesinin sivillesmeye mani bir durum olmadigini çünkü; onun
antimilitarist bir kisi oldugunu burda Orduya karsi oldugu anlaminda degil,
militarizmi bir anti demokratik rejim olarak alma konusunda dedigini ``The man
on the horce back'' isimli kitabi tercüme eden kisi oldugunu bunun sivillerin
bile yapamayacagi bir sey oldugunu, döneminin birincisi oldugunu, Genel Kurmay
Baskani olmasi gerekir iken olamamis birisi oldugunu, bu sebepten bu ise
getirildigini ,
Basbakanlik'ta ilk defa bir kripto servisi kurduklarini,çok gizli
evraklarin Basbakanlikta toplanmasinin son derece tesadüfü olmasi sebebiyle 5-6
kisilik bir ekip kurduklarini,bunlarin degerlendirme yaptigini,gizli evraki
muhafaza ettiklerini, arsivlediklerini,gerektiginde kendilerine
verdiklerini,ayrica Basbakanlikta MIT tarafindan sifrelenen bir kasa
bulundugunu,bunun içerisine çok gizli,kripto evraki,millî savunma ile ilgili
evraklari özel olarak muhafaza ettiklerini,bundan Basbakanlik Güvenlik
Islerinin bilgisi oldugunu,
Batili anlamda denetim ve teftis,arastirma islerinin yapilamamasi sebebiyle
bu tür islerin ortaya çiktigi görüsüne aynen katildigini,Emniyet teskilatinda
Teftis Kurulunun kizak yeri olarak kullanildigini,kariyer sisteminin kesinlikle
bulunmadigini,öncelikle bunun kurulmasi gerektigini,birçok müfettisin fezleke
yazmayi bile bilmedigini,orasinin bilindigi gibi bir teftis kurulu
olmadigini,her devirin degismesinde korunanlarin teftis kuruluna, daha az
korunanlarin APK.'na alindigini,Osmanli'dan bu yana Emniyet Genel Müdürlügüne
getirilenlerin emniyet disindan oldugunu,emniyetçilerin Genel Müdürlüge son
zamanlarda tam bir sistemle hakim olduklarini,Mülki idaareden
koptuklarini,ancak hem mülki idareye hemde TBMM'ne belli dönemde lüzumundan
fazla bir sekilde geldiklerini.Emniyetçinin Emniyet Genel Müdürü oldugu dönem,
bu son zamanlarda oldugunu,kadrosunun bile büyük kavgalarla kendisi tarafindan
Vali-Emniyet Müdürü olarak çikarttigini,Vali olmadan Emniyet Genel Müdürü
olunmasinin önüne geçilmek istenildigini,ancak emniyetçi klikin bu defada Vali
olarak onu kirdigi ve Genel Müdürlüge geldigini,su anda Genel Müdürlükte
Alaattin Beyin bulunmasinin son derece güzel bir sans oldugunu,mülki idareden
geldigini vce son derece dürüst oldugunu,dezavantajinin Emniyet hakkindaki
genel bilgisizligi oldugunu,
Emniyette Pol-Der ve Pol-Bir kliklesmesinin Devlete faturasinin çok fazla
pahaliya mal oldugunu,Emniyetin Mülki Idarenin kendisine müdahalesinden çok
sikinti duydugunu,ve bunu hep dile getirdiklerini,polisin kirlenmesi
durumlarinda Mülki Idareden takviye alinmak gerektigini, Mülki Idareden
Emniyete gidenlerin hep dislandigini,bunlari korumak içinde sonradan bunlarin
Vali yapilmasinin gerektigini ve hepsinin Vali yapildigini,Bu uygulamalarla
karsilasilmamasi için orta bir sistem gerektigini,poliste kalitenin artmis oldugunu,polisin
kalitesinin ve teçhizatlanmasinin gerektigini,polis müfettisinin meslekten
yetismesinin saglanmasi,polisteki kadroyu kirmadan mülki idareden polise dogru
gelme olmasi gerektigini,polisten mülki idareye eleman alinirken çok dikkatli
ve cimri davranilmasi gerektigini,polisin hemen büyük bir il valisi olmasi
halinde bir netice alinamayacagini,
Emniyette Narkotigin çok iyi isleyen bir teskilat oldugunu,dünyanin en iyi
narkotikçilerinin Türkiyede oldugunu,interpolünde bunu kabul ettigini,Türkiyenin
uyusturucu kaçakçiligini devlet çerçevesinde düsünmedigini,bunun Türkiyeye çok
büyük bir haksizlik olacagini,Susurluk meselesinin istismar edilmesinin
Türkiyeyi terörist devlet ilan edilmesi asamasina getirdigini,tabii ki Ermeni
Anitini Abdullah Çatliya dinamitlettirildiginin söylenmesinin buna neden
oldugunu,isi bu hale getirmenin ihanete varan bir yanlislik oldugunu,Türkiyenin
bir mafya devleti olamiyacagini,hiç bir zamanda olmadigini,Türkiyenin sadece 12
eylül döneminde kendi içinde bir hesaplasmaya girdigini,yanlis yaptigini,su
anda Türkiyenin bir hukuk devleti oldugunu ve iftiralara da karsi çikmaak lazim
geldigini,
Türkiyenin bütün narkotik maddelerin uyusturucu maddelerin üzerinden
geçtigi en büyük köprü oldugunu,buna ragmen Türkiyenin devamli olarak mücadele
verdigini,eger Türkiye bir baska türlü devlet olsaydi,50 milyar dolardan fazla
böyle bir avantajla çok daha degisik noktalara gelebilecek ekonomik güç
saglayabilecegini söyledigini,arkotik polisinin sevkini kirmadan,polisle
mafyanin iliskilerinin çok ciddi bir sekilde gözden geçirilmesi
gerektigini,mafyadan bilgide,istihbaratta alinabilecegini,ancak korunmasinin
yanlis bir sey oldugunu,mümkün mertebe öldürülmesi gerektigini,bu isin devletin
üst kademelerine kadar gelmis veya belirli ideolojik görüsteki kisilerin çete
seklinde kullaanilmasi haline dönüsmüsse,bunun da üzerine gidilmesi
gerektigini,
Önce karsi çiktigi sonra kabul ettigi Aadnan Kahvecinin önerisi olarak
gelen pismanlik yasasi kanununu çikardiklarini,bununla hem teröristin terörüne
maani olunacagini,hem de onun istihbaratinin elde edilebilecegini
düsündüklerini,bu sekilde hem sol hemde sag guruptan insanlarin bu konuda
kullanildiklarini,bu kullanimin bir örgüt seklinde olmadigini,münferit olarak
kullanildiklarini,istihbaratin alindigini ancak operasyonlara daahil
edilmediklerini,sadece geçmiste yaptiklari islerin bilgisinin
alindigini,sonradan bu kisilerin,pismanliktan yararlananlarin, emniyet ve
istihbarat teskilatlarinin içlerinde de kullanilmadigini,
Örtülü ödenegin nasil kullanildigini biraz bildigini,belirli dönemlerde o
dönemlerde de böyle özel kisilere operasyon yapsin diye örtülü ödenekten bir
para verilmedigini,
Mit raporlarinin tüm gönderilen yerlere ayni nitelikte gönderildigine
inandigini, Susurluk meselesinde esas bilgilerin MIT tarafindan verildiginin
asikar oldugunu bir bakima Emniyet Genel Müdürlügünü karsisina aldigini ve
kendisine göre bir maç kazandigini, bunlarin dis ülkelerde de oldugunu bu tür
olaylarin asgariye indirmek gerektigini, Sayin Demirel'in son dönemi ve Sayin
Özal'in Basbakanligi dönemlerinde bu sekilde bir mafya iliskisinin örgüt
kuracak seviyede oldugu kanaatinde olup olmadigini, su anda ise böyle bir
örgütün oldugu ve kullanildigi konusunda hiç bir bilgisinin bulunmadigini, son
dönemde devletin disinda oldugunu,
1990 yilinda Nerden Buldun Kanunu diye bilinen 3628 Sayili Mal Bildirimi
Rüsvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu çikarttiklarini, bu kanun sonradan
Özal'in da biraz baskisi ile çok degistigini, zaten Özal'in da bunun çikmasini
istemedigini, kanunun su anda güya yürürlükte oldugunu, ama hiç bir sekilde
uygulanmadigini, bu kanun bütün Türkiye için isletilmesi gerektigini, kayit
disi ekonominin Türkiyede çok büyük hudutlara vardigini, ekonominin neredeyse
3'te birine kadar uzandigini, ayrica Türkiyede mafya tipi olaylardan elde
edilen bilhassa kumardan çok büyük kazançlar oldugunu, böyle bir paranin
döndügü bir ekonomide polisi ne yaparsaniz yapin, bunun disinda tutmanin çok
zor oldugunu, çünkü paralarin çok büyük paralar oldugunu, hiç degilse polise
halen yürürlükte olan yasanin uygulanmasi gerektigini ve bu suretle servet
degisiklikleri çok yakindan takip etmek gerektigini, çok ciddi bir denetleme
sistemi getirmek sureti ile ekonominin kontrol altinda tutulmasi gerektigini,
Istanbul'un çok özel bir proje olarak masaya yatirmak gerektigini, polise
verilen para ile orada dönen paralarin hiç bir irtibatinin bulunmadigini,
yüksek para vermek ile de bunun halledilebilecegine inanmadigini, Gümrük
konusunda bir bakanin istifasina neden olan konuda olanlarin herkes tarafindan
bilindigini, büyük bir skandal patladigini, ama bu arada Kapikulenin de
temizlendigini,
Turgut Özal'a suikast yapildiktan sonra konunun çok arastirildigini, en
yakin akrabalarindan hatta arkadaslarindan bile süphelendigini yani bunu bir
iktidar kavgasi olarak da degerlendirdigini, tabii sonunda yakinlari ile ilgili
süphelerinden vazgeçtigini, bir kaç defa bu isin karini tikadigi bir takim
çevrelerin mafya marifeti ile yaptirdigi bir is olarak gördügünü söyledigini,
ancak onun da tam sonuca ermis bir halini görmedigini, kullanilma meselesi
olabilecegini, bunun arkasinda polis yada herhangi bir güvenlik gücünün oldugu
kanaatinde bulunmadigini, mafya birimi olabilecegini, bunlardan birisi menfaate
haleldar olan birinin verdigi para ile bunu yapabilecegi, ama kendisinin böyle
bir sey söylemedigini ve onunda kafasinda net bir sey bulunmadigini, Turgut
bey'in ölümünden sonra öldürüldügüne iliskin iddialara inanmadigini, böyle bir
seyin olmasinin mümkün olmadigini, bunlarin biraz komplo teorileri oldugunu,
Ergenekon Örgütü diye bir örgütten bilgisi olmadigini,
Ugur Mumcu öldürülüsünden birkaç gün önce, uyusturucu madde kaçakciligi
artik tamamen PKK'ya kaydirildigini beyan ettigini, dolayisi ile kendisinin asker
ve sivil Emniyet Mensuplarinin PKK'ya üst seviyede kaçakçilik için yardim
ettigi kanaatinde olmadigini,
Sinir güvenligi konusu ile yillarca ugrastigini, Irak sinirini bir türlü
çizemedigini, Suriye sinirini çok yanlis çizdiklerini, sinirin mayinlar ile
doldurulup haritasini da kaybettikten sonra birçok insanin o yerlerde sakat
kaldigini, aslinda bize ait milyonlarca dönüm arazinin birinci sinif tarim
topraginin orada bombos durdugunu, Irak'taki fiziki zorluklarin sebebi ile
sinir çizilmesinde çok büyük zorluklar çiktigini,
Türkiye de siyasî partilerin mali kaynaklarinin çok ciddi sekilde yeniden
düzenlenmesi gerektigini, Türkiye de siyasal partilerin denetlenemedigini,
Anayasa Mahkemesinin denetiminin çok yetersiz oldugunu, denetim bile
sayilamayacagini, Mahkemenin denetim elemaninin da bulunmadigini, Yargitay
Bassavciliginin ise bu konuda yani mali yönden denetim yaptirmadigini, siyasal
partilerin hazineden bile aldiklari paranin trilyonlari buldugunu ancak,
bunlarin tek olarak denetimi olmayan kuruluslar oldugunu, Vali ve Güvenlik
Güçleri ile konustugunu, Güneydogu hadisesinin altinda çok büyük menfaatler
yattigini, Parlementer Hükümete kadar uzanan menfaatler oldugunu, çok ciddi
sekilde Güneydogu için kullanilmak üzere alinan silahlarin hangi kaynaklardan
geldigini, nasil alindigini, kimlere ne sekilde verildiginin incelenmesi
gerektigini, Güneydoguda olaylarin devam etmesinden menfaatlenen çok üst
seviyeli kisiler oldugunu bildigini, mahalli olarak asiretler, seyhlikler,
hakim siniflar sistemi ile menfaat baglari oldugunu, oylarin alinip satildigi,
bunun da siyasî yozlasmayi yarattigini, çünkü bu isin ekonomik bir sektör
haline geldigini, örnegin; Bakirköy Belediyesinde meclis üyeliklerinin ilk bes
sirasina girmek için ödenmesi gereken paranin 3-5 milyar arasinda degistigini,
seçildikten sonra da bunun on mislini, yüz mislini çikarttigi, siyasî
partilerin artik Türkiyede en verimli isletmecilerinin bulundugu yerler
oldugunu,
Siyasal ekonomik baglamdaki iliskilerin varligini ortadan kaldirmak için
ANAP'ta bes yil bu isin mücadelesini yaptigini, mesela hayali ihracaatin
cezasinin ekonomik suç oldugu için ekonomik olmasi gerektigine karsi çiktigini,
bu kokusmuslugun basinin da ANAP oldugunu düsündügünü, ANAP'tan ayrilmasinin
asil sebebinin de bu oldugunu ancak; ANAP'tan sonra gelenlerinde onu aratir
olduklarini,
Bu komisyon üyelerinin hiç birinin bu islere karismamis olmasi, en az
hakkinda saibeler olan kimseler olmasinin da bir teminat oldugunu, basta
komisyon baskani olmak üzere bu olayin Türk devletinin kendisi ile
hesaplasabilmesi oldugunu, Sayin Demirel'in de bu konuya girmesi gerektigini,
Ancak koalisyon menfaatleri ve siyasî menfaatlerin buna mani oldugunu, siyasî
menfaatlerin bir tarafa birakilmasi sözkonusu olmadan, bu isin tam üstüne
gidilmesinin mümkün olamayacagini, herkesin kendine göre sorunlari oldugunu, o
sorunun karsi tarafla dengelendigini, karsilikli anlasmalar oldugunu, bunun
ihtilal idarelerinde hiç olmadigini, ihtilal yönetimlerinin en fazla
yolsuzlugun oldugu dönemler oldugu, çünkü hesap soran kimsenin bulunmadigi,
Millet Meclisine para kazanmak için degil, hizmet için girmeye baslanilmasi
gerektigini, halbuki su anda parlamento dahil herkesin mali götürmek için bu
isi diyet borcu ödemek için yaptiklari, onun için daha iyi bir sistem kurulmasi
gerektigini, Emniyette yapilan operasyonun çok yerinde oldugunu, Meral
Aksener'in dürüst bir insan olduguna inandigini, Koalisyon yikilmasin diye
kimsenin kolay, kolay bu islere göz yummayacak hale geldigini, bunun da güzel
bir sey oldugunu,
1986 Agustos ayinda Mardin Dargeçit'te çikan bir olayda güvenlik güçlerinin
olayin üzerine gitmek için sabahi beklediklerini ve vazifelerini ihmal
ettiklerini, konunun basina da bu sekilde geçtigini, bunu yapanlarin Jandarma
oldugu, Turgut bey'in çok üzüldügünü ve bu tam bir rezalet buna bir sey
yapmamiz lazim diyerek kendisini çagirdigini, Genel Kurmay Baskanina sorayim
mi? dedigini, kendisinin de Genel Kurmay Baskanligina yazalim ve hesap soralim
dedigini ve bu konuda yazilan yazida ``Basina intikal eden Mülki Idari ve
Emniyet kaynaklarindan alinan degerlendirmelerde Türk Silahli Kuvvetlerine
bagli birliklerin olay yerine zamaninda varmadigi, ulasmak için sabahi
bekledikleri ve görevlerini ihmal ettikleri intibai uyanmistir, bu konuda
sorusturma yapilarak sonucun bildirilmesine, olay sabit olmussa ilgililer
hakkinda gereken cezalarin verilmesi ve bize bildirilmesi'' seklinde ifade
kullanildigini, Genel Kurmay Baskani Necdet Urug Pasa'nin bu isi ele alip çok
ciddi sekilde komisyon kurdugunu, arastirmayi yapip, sonucu bildirdigini,
verilen cevabin daha çok sudan bir cevap oldugunu, ama ilk defa onlara
sorumluluklarinin hatirlatildigi, PKK konusunda polisin bu isi karismasina
sempati ile bakmadiklarini, halbuki kendilerine Jandarma bu konuda yeterli
olmadigi kanaatinde olduklarini halen de ayni kanaatinin devam ettigini,
Teoman Pasa'ya göre özel timin bunlarla anlastigi hatta kendini sattigi bu
yüzdende bu isin devam ettigini söyledigini, ancak kirsalin kontrolünün Silahli
Kuvvetlerinin elinde olmasi sebebi ile Özel Tim'in operasyona çikabilmesinin
ancak Asker tarafindan verilecek talimatla mümkün olabildigini,
Türkiye de Olaganüstü Hal Bölgesinin çok yanlis ilan edildigini Evren
Pasa'ya çiktigini ve kendisine ``Kürt Haritasini çiziyorsunuz'' dedigini,
Olaganüstü Hal Bölge Valiliginin çok yanlis bir sistem oldugunu, sömürge
valiligi gibi anlasildigini, bunun son derece yanlis oldugunu, anlattigini,
Turgut Bey'e de, Evren Pasa'ya da kabul ettiremedigini, ondan sonrada bu
konunun müesseselestigini, Korucu sistemini dikkate alirsak 70 bin adamin
dagdan daha sonra nasil asagi indirileceginin düsünülmesi gerektigini, kimin
PKK'ya kimin Türkiye Cumhuriyetine çalistiginin belli olmadigini, bir sürü para
aldiklarini, devletin silah ve mermisini kullandiklarini ancak, sistemin hemen
kalkmasi halinde, oranin yine çökecegini,
Milli Istihbarat Teskilatinin kendi dönemlerinden önce, sadece Bütçe
Ödenekleri sebebi ile Basbakanliga bütçesini getiren, onu onaylattirip kabulden
sonra tesekkür eden teskilat oldugunu, Türkiyede Genel Kurmay Baskanligi ve
Milli Savunma Bakanligi hesaplarinin Sayistay da incelenmedigini,
Silahli Kuvvetlere %72 oraninda zam yapilmasinin çok kötü bir rüsvet
oldugunu, askerinde bu rüsveti Tank ile cevaplandirdigini, ancak Hükümetin tüm
bürokrasiyi bozdugunu, ücret sisteminin ayni zamanda bürokrasinin yapisi ile
çok yakindan ilgili oldugunu, 657 sayili kanunun rütbelere ve mevkilere göre
hesaplanmis ve bunlarin fonksiyonu ile iliskilendirilmis bir yapida oldugunu,
ihtilal sonrasi 1983'ten sonra en büyük sorunun Basbakanlik Müstesarligi ve
diger Müstesarlarin asker bürokrasideki karsilarindaki kisilerin yerlerini
tesbit etmekte çiktigini, hem protokol listesinde, hem de 657 de bunun böyle
oldugunu, o zamanlar Basbakanlik Müstesarini, Tug Generallikten alip, Orgenerallige
getirdiklerini, simdi yapilan bu isle, Basbakanlik Müstesarliginin, Yarbay
seviyesine indirildigini, sadece onlarin degil Genel Müdürlerin, Valilerin de
ona göre asagi dogru indigini,
Jandarmanin Devlette çok büyük bir problem oldugunu, bir yandan Türk
Silahli Kuvvetlerinin, dördüncü kuvveti olarak telakki edilirken, diger
taraftan da Içisleri Bakanligina bagli oldugunu, böyle bir seyin olamayacagini,
Jandarmanin Silahli Kuvvetler olmaktan çikarilmasi gerektigini, sivil
bürokrasinin magduriyetini süratli bir sekilde giderilmesi gerektigini,
Emniyet Genel Müdürü Saffet Arikan bey'in polise mümkün oldugu kadar daha
fazla yetki almak istedigini, Özal'i da bu konuda ikna ettigini, polisin
yetkisizligini, birçok problemlere sebebiyet verdigini bildigini, ancak,
yetkilerin mümkün oldugu kadar daha darlastirici, daha demokratik bir çerçevede
olmasina çalistigini, anti demokratik rejimlerde güvenlik güçlerinin çok daha
rahat dolasacagini halbuki demokrasilerde polisin isinin çok zor oldugunu,
burada önemli olanin, mümkün oldugu kadar az yetki ile, çok is basarmak
oldugunu bunun da hukuk devletinin mesruiyet siniri oldugunu,
Mehmet Eymür ve Mehmet Agar'in konuta yakin 2 kisi olmalarina ragmen
hesaplasmaya girmelerinden karisik bir durum ortaya çiktigini, Mehmet Eymür'ün
bu olaylardan sonra görevden alinmasina ragmen, Sayin Çiller'in Basbakan oldugu
dönemde Sönmez Köksal'a tavsiye edilerek, ayni yere getirilmis olmasinin da
dikkat çekici oldugunu,
Türkiye de maalesef hakkinda yolsuzluk iddialari bulunan birçok kisinin bu
husus bilinmesine ragmen, bazi göreve gelmeleri ve gelmeye de devam etmelerinin
sözkonusu oldugunu, bunda birçok faktörün rol oynamasina karsilik, anlasildigi
kadari ile bu kisilerin kulis yapma kabiliyetleri, hulul etme kabiliyetleri hatta
kendisini o makama getirenlere bazi menfaatler saglamalarinin, bunda etkin
oldugunu, bunun hissedilebildigini,
1984 yilinda ki Turgut bey ile 1987 yilindan sonraki Turgut bey'in farkli
oldugunu, etrafinin sarilmis oldugunu, o tarihten sonra etrafindan kendisinin
ayrildigini, dolayisi ile Ahmet'in arkadaslarinin piyasaya girdigini, Bülent
Semiler hadisesinin bu konuda tam bir rezalet oldugunu, Coskun Ulusoy'un Ziraat
Bankasi NewYork subesine sira memuru olarak girmek için müraacat ettigi sene 6
ay sonra Ziraat Bankasi Genel Müdürü yapildigi, 6 ay önce ehliyetsizliginden
dolayi sira memuru olarak NewYork subesine alinmadigini, benzeri pek çok olay
oldugunu, bürokratlarin da o dönemden sonra bu tür islere çok alistigini, 50
yasina kadar yanlis is yapmadigina rahatlikla yemin edebilecegi kisilerin, 50
yasindan sonra hirsiz olarak karsilarina çiktigini, 50 yasindan sonra Bakan
olmus insanlarin gözlerinin önünde çalmaya basladiklarini,
Bürokratik atamalar konusunda, bir dönemde Sayin Çiller'in esi kendisine
yakin ne kadar bürokrat var ise onlarin tayinini yaptirdigini, bunu
arkadaslarindan duydugunu, buraya nasil geldin diye sordugunda, Özer bey ile
oturduk konustuk, anlastik, geldim diye beyanda bulunduklarini, hiçbirisinin
Sayin Çiller'den bahsetmedigini,
Hayali ihracat konusunda Özal ile birkaç defa münakasa ettigini, hayali
ihracat'in bir bakima ele alindiginda Türkiye'ye döviz girmesi yönünden faydali
oldugunu, ancak hayali ihracaat kadar, hayali ithalatin da meydana gelmeye
basladigini, listenin basinda Mehmet Ali Yilmaz'in bulundugunu, konuyu Sayin
Demirel'e arz ettiklerini, listenin basinda Mehmet Ali Yilmaz'i görünce onun
baska bir Mehmet Ali Yilmaz oldugunun söylenmesi üzerine nüfus müdürlügünden
konuyu ispat ettikleri, daha sonra Mahmut Öztürk'ün çalismalarindan sonra bunun
etkisi ile Mehmet Ali Yilmaz'in kabine disi kaldigini, ancak Sayin Çiller'in
Basbakan oldugunda Mehmet Ali Yilmaz'i tekrar bütün bu bilgiler çerçevesinde
Bakan yapabildigini, Mehmet Ali Yilmaz'in aklanmadigi, Sirketi ile hayali ihracat
suçu isledigini,
1990'li yillardan itibaren polisin elinde müthis bir kudret oldugunu, PKK
ile mücadele oldugunu, kumarhanelerin kuruldugu, bu kepazeliginde ANAP
döneminin yüz karasi oldugunu, maalesef Türkiyede kumarhanelerin kapatilacagi
yerde, Turizm Bakanligi'nin CHP'nin elinde oldugu dönemde ayni temaüllerin
devam ettigi, Refah Partisinin kumara karsi oldugu açik oldugu halde, ayni
temaülünün oldugu, Türkiyede kumarhanelerin tamamen kapatilmasinin bir sey
kaybettirmeyecegini, çünkü buralardan elde edilen paralarin büyük bir bölümünün
disari kaçtigini, PKK'ya yardim ediyor diye Topal'i vurmanin geregi olmadigini
, onu takip edip PKK'ya para transferine mani olundugunda gizliden gidilip,
adamin vurulmasina ihtiyaç kalmayacagini, hukuk devletinde isin böyle yapilmasi
gerektigini,
Ahmet Karaevli'nin Oral Çelik'in 1984 yilinda uyusturucu kaçakcisi olarak
tutuklanmasi üzerine Isviçreye gidip,ilgili makamlarla görüserek ondan kurtaran
kisi oldugu hususunda bir bilgisi bulunmadigini,ancak simdi soruldugunda ilk
aklina gelen ismin o oldugunu,görevden alinma sebebinin Kemal Horzum ile
Isviçrede bulustuklarinin tespiti,Antalyada hayali ihracaat yapan bir gemiye el
konulmasi sebeblerine dayali olarak görevden alindigini,Turgut Beyin en büyük
endisesinin hayali ihracaat sebebiyle ihracaatin durabilecegi ve ekonominin
bozulabilecegi hususu oldugunu,
Kendisi ile iddia edilen hususun hukuk önünde ortaya çiktigini,ask
iliskisinin ve kripto meselesinin olmadiginin yargi karari ile
kesinlestigini,bu dava sonunda 3 DGM Baskaninin Yargitay üyesi olmayi
basardigini,davayi uzatmalari karsiligi yargitay üyesi yapilacaklarinin
taaahhüt edildigini ve yapildiklarini,son karari veren DGM Baskaninin da Konya
Devlet Güvenlik Maahkemesine üye olarak sürüldügünü,Yargitaydan da bu konuda
karar geldigini,bu konunun tamamen Türk siyasetinin,idaresinin hatta yargisinin
bir yüzkarasi olarak tarihe geçtigini,
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterligine bagli Toplumla Iliskiler
Baskanliginin yurtdisindaki isçi sorunlariyla ilgili Bakanlar seviyesinde bir
koordinasyon komisyonunun oldugunu,Burada yurtdisindaki vatandaslara sahip
çikma seklinde çalismalar yapildigini, TIB'in bundan baska Türkiye üzerinde
Ermeni-Rum tezviratina karsi savunma konusundaki psikolojik Hareket Projesi ve
benzeri projelerin bulundugunu,Türk vatandasi isçilerin diger dinlerin misyoner
faaliyetlerine maruz kaldigi konusundaki ciddi iddialar üzerine Diyanet Isleri
Baskanliginca DITIB teskilatlarinin kuruldugunu,bunun gizliligi olan bir proje
oldugunu belirtmistir.(Ek:188)
16-Hanefi AVCI 4.2.1997 tarihli ifadesinde;
PKK'nin ciddi eylemleri üzerine, Devletin PKK mensuplarina ve PKK'ya büyük
destek veren kisilere karsi hukuki olarak yeterince mücadele edemedigini
düsünen bazi devlet görevlilerinin hukuk disi bir anlayisla görev yapmak
gerektigine inanmaya basladiklarini ve ilk defa Güneydogu'da JITEM görevlisi
Cem ERSEVER'in bu tür faaliyetler içerisine girdigini ve bunu takiben özellikle
Istanbul da PKK'ya önemli ölçüde maddi yardimda bulunan finans çevreleri ve
uyusturucu kaçakçilarina karsi yasal mücadele yapilamadigi anlayisi ile illegal
çalisacak gruplar olusturulmasi ve illegal mücadele edilmesi düsüncesiyle
Emniyet, MIT ve Jandarma içinde böyle gruplarin olusturuldugunu ve eylemlerin
baslatildigini, neticede PKK'nin ve diger örgütlerin destekçisi aktif
unsurlarin susturuldugunu, daha sonra faaliyet gösterilecek zemin kalmayinca
resmi görevli ve sivil kisilerden tesekkül ettirilmis olan bu gruplarin
kendilerine menfaat temini ugruna mafya türü birtakim yasadisi faaliyetlere
giristiklerini,
Bu gruplarin Emniyet, Mit ve Jitem içerisinde ayri ayri olustugunu, Emniyet
içerisinde Emniyet Genel Müdürü Mehmet AGAR'a bagli Özel Harekat Dairesi Baskan
Vekili Ibrahim SAHIN'in baskanliginda özel harekatçilardan ve Korkut EKEN'e bagli
sivillerden, MIT içinde Mehmet EYMÜR'e bagli özel harpten geçmis subaylar ile
asiri ülkücü ve mafya denen insanlardan, JITEM içinde kendilerine bagli
kisilerden tesekkül ettigini, Behçet CANTÜRK, Savas BULDAN ve beraberinde
gelisen bes-on eylemin ve bazi bombalama eylemlerinin bunlar tarafindan
yapildigini, bunlara normal Polis ve Jandarmanin müdahale edemedigini, bunlarin
zengin isadamlarina müdahale ettiklerini ve haraca bagladiklarini, bir kisminin
basina intikal ettigi halde çok büyük kisminin intikal etmedigi ve bu gruplarin
denetlenemez hale geldigini, YESIL denilen kisinin önceleri Jandarma tarafindan
Güneydogu'da eleman olarak kullanilirken daha sonra bu gruplar içinde en büyük
para tahsilatçisina dönüstügünü, YESIL'in su anda MIT içinde Mehmet EYMÜR ve
arkadaslari tarafindan resmen eleman olarak kullanildigini, Ege Bölgesinde
JITEM'e bagli Yüzbasi Sinan YASAR ve bazi assubaylarin mafya islerine
giristiklerini, bunlarin ve Ankara Jandarma Istihbarat görevlisi binbasi Ali
YILDIZ'in mafya örgütleriyle de görüserek menfaat temin ettiklerini, Kocaeli
Jandarma Alay Komutani Veli KÜÇÜK'ün mafyacilarla siki diyalogunun oldugunu,
Nurullah Tevfik AGANSOY'un yurtdisina kaçirilisini MIT görevlisi Yavuz ATAÇ'in
organize ettigini, Alaattin ÇAKICI ve adamlarina MIT tarafindan yardimci
olundugunu,
Bursali isadami Erol EVCIL'in Alaattin ÇAKICI'yi birkaç defa kiralayarak
eylemlerde kullandigini, son defa da banka açmak istemesine mani olanlari
etkisiz hale getirmesi için iki milyon dolara anlastigini, ÇAKICI'nin durumu
MIT görevlisi Yavuz'a anlatarak birlikte plan yaptiklarini, Kocaeli çetesi
olarak basina yansiyan Hadi ÖZCAN'in sürekli MIT ile görüstügünü, MIT görevlisi
assubay Duran FIRAT'in EYMÜR'ün temsilcisi ve kirli isleri ile ilgili olarak
bütün mafyacilarla irtibatta oldugu ve ayak islerini yaptigini,
Tarik ÜMIT olayi ve Mehmet Ali YAPRAK'in kaçirilmasi olaylarinda Mehmet
AGAR ve Mehmet EYMÜR'e bagli gruplar arasinda anlasmazlik çiktigini,
Emniyet ile MIT arasinda aslinda bir çekisme olmadigini, olayin özünde
Mehmet AGAR'la Mehmet EYMÜR'ün çeliskisi bulundugunu, ancak bunun kendilerine
bagli mafya gruplarina yansidigini ve bunlarin birbirlerini öldürmeye
çalistiklarini,
Itirafçi Mustafa DENIZ üzerinde çikan silah tasima belgesinin yapilan
görüsmeler sonunda kendisine yardimci olmak amaciyla bir idari tasarruf olarak
kendisi tarafindan düzenlendigini ve tabancanin Mustafa DENIZ'in Jandarma eri
olarak görev yaptigi karargah bölügünün resmi tabancasi oldugunu, daha sonra
kendisine tasima ruhsatli özel tabanca alip bu tabancayi iade ettigi halde
düzenlenmis olan belgenin alinmamis oldugunu, Cem ERSEVER'in öldürülmesi
olayinin o zamanki Habur Gümrük Müdürü Ali BALKAN'in Soförü KEMAL'in
yakalanmasi halinde aydinlatilabilecegini,
Orhan TASANLAR'in Istanbul Emniyet Müdürlügüne gelirken bugün bilinen
suçlardan ve rüsvet suçundan yakalanip yargilanmakta olan personeli beraberinde
getirdigini, bunlarla Izmir Emniyet Müdürlügünde birlikte çalistigini, bunlari
Izmir'den Ankara'ya ve Ankara'dan da Istanbul'a tayin ettirdigini, Istanbul'da
bunlarin bu olaylara karistiklarini, Orhan beyin belli bir grup siyasî
tarafindan Istanbul'a getirildigini, Istanbul'dan Bursa Valiligine
gönderilmesinde kendi ifade ettigi gibi kumar mafyasinin rolü bulundugunu
zannetmedigin belirtmistir.(Ek:189)
17- EMIN ASLAN 30.1.1997 tarihli ifadesinde;
Yasar ÖZ'ün pasaport islemlerinin çabuklastirilmasi için zamanin Emniyet
Genel Müdürü Mehmet AGAR'in talimat verdigini, konunun basinda çiktiktan sonra
kendisi ile görüstügünde ``gerektiginde ben onunla ilgili açiklamayi yapacagim,
o talimati zamaninda ben size vermistim'' dedigini, Yasar ÖZ ve Tarik ÜMIT'i
Emniyet Genel Müdürü Özel Kaleminde gördügünü belirtmistir. (Ek:190)
18- MEHMET AGAR 16.1.1997 tarihli ifadesinde;
Emniyet Genel Müdürlügü görevine tayin oldugu vakit Türkiye'nin en önemli
meselesinin terörle mücadele oldugunu, turistik bölgelerimizdeki patlama
eylemleri sonucu turizmde büyük çöküntü oldugunu, Güneydogunun disinda büyük
sehirlerimizde öldürme ve patlama olaylarinin devam ettigini, yeni çalisma
düzeni kurarak istihbarat ve terörle mücadele birimleri ile egitim
çalismalarina agirlik verdiklerini, teçhizatlanmayi artirdiklarini ve bunlarin
neticesinde de göreve baslamasindan bir yil kadar sonra terör ve önemli asayis
olaylarinda yüzde 95 civarinda düsme oldugunu, bazi bölgelerde sifirlandigini,
Hakkinda ortaya çikan bazi kisilere usulsüz silah tasima belgesi, kimlik,
yesil pasaport tanzim edilmesi gibi iddialarla ilgili olarak mahkemelere
intikal etmis konular olmasi ve Anayasanin 138. maddesi geregi bilgi vermesinin
mümkün olmadigini,
Ömer Lütfi Topal'in failleri olarak ihbar üzerine Istanbul emniyet
Müdürlügünce alinan özel tim polislerinin Emniyet Müdürü tarafindan konunun
kendisine anlatilip serbest birakacaklarini söylemesi ve bunlari bir de kendi
Daire Baskanliginin tetkik etmesinin ve hassasiyetle üzerinde durulmasinin
uygun olacagi görüsüne varmalari üzerine Ankara'ya getirttigini,
Uyusturucu kaçakçisi Hüseyin BAYBASIN'in 1983 yilinda Istanbul Ikinci Sube
Müdürü iken zorla senet imzalatma ve gasp suçundan yakalayip tevkif ettirmesi
yüzünden MED TV'de hakkinda iftiralarda bulundugunu,
1988 MIT Raporunda adinin geçmesi üzerine zamanin emniyet Genel Müdürüne ve
Basbakanina hakkinda tahkikat açilmasi için müracaatta bulunmasina ragmen
açilmadigini Basbakanlik Teftis Kurulunca yapilan tahkikat hitaminda da
iddialarin asli çikmadigini belirtmistir. (Ek:191)
19- DOGU PERINÇEK 24.12.1996 tarihli ifadesinde;
1981 yilinda Abdullah ÇATLI ile MIT Müstesar Yardimcisi Hiram ABBAS'in
bulustugunu ve kendisinin bunu çok anlamli buldugunu, çünkü Türkiye'nin 12
Eylül'e bir istikrarsizlastirma operasyonu ile getirildigini, 12 Eylül günü CIA
Ortadogu Istasyon Sefi Paul HENZE'nin Amerika'ya, Genelkurmay Baskani ve kuvvet
komutanlarimizi kastederek ``Our boys have done'' (bizin oglanlar bu isi
becerdi) seklinde mesaj çekmesinin 12 Eylül'ün tamamen Amerikan Devleti
tarafindan planlandigini gösterdigini, 12 Eylül öncesindeki olaylarda CIA ve
Amerikan faaliyetlerini aramak gerektigini ve bunda Abdullah ÇATLI'nin özel bir
rolünün gözüktügünü, Hiram ABBAS ve Mehmet EYMÜR'ün CIA'nin MIT içindeki
elemanlari olduklarini, ÇATLI ve arkadaslarinin Amerika'ya götürülerek CIA'de
egitimden geçirildiklerini, ÇATLI'nin Isviçre Bostadelle Cezaevinden eroin
kaçakçiligindan mahkum oldugu ve infazi bitmedigi halde CIA tarafindan
çikarildigi, ÇATLI ekibinin 1981'den sonra dogrudan dogruya Amerika'nin
kontrolü altina girdiklerini ve buna bagli olarak da Tansu ÇILLER ve Özer
ÇILLER ile irtibatlandiklarini, kendilerinin buna Çiller Özel Örgütü
dediklerini, bu örgütün; birinci olarak Amerika Birlesik Devletlerinin bir
yeralti faaliyeti olarak gördükleri Azerbaycan Darbesi olayina giristigini,
halbuki Haydar Aliyev'i devirmekte Türkiye'nin hiçbir çikari bulunmadigini, o
zamanki Basbakan Tansu ÇILLER'in bu darbe faaliyeti içinde yer aldigini ve
bunun da ÇATLI'larla Tansu ÇILLER arasindaki baglantinin kanitlarindan
oldugunu,
Özel bir görüsmede Haydar ALIYEV'in ÇILLER bu darbede var mi sorusuna ``ÇILLER
bugün Türkiye'nin Basbakan Yardimcisi, bunu açiklayip Türkiye- Azerbaycan
iliskilerini bir krize sokamam ki'' cevabini verdigini,
Ikinci olarak, Çeçenistan'a silah ve adam gönderdigini, bunun neticesinde
Rusya Baskaninin Moskova'da basini toplayarak ``Türkiye Çeçenistan'a silah ve
adam yolluyor, onlarin da kürt meselesi var, biz de onu mu karistiralim''
diyerek Türkiye'yi tehdit ettigini ve bundan sonra PKK'nin Moskova'da bürosunu
kurdugunu, Türkiye'nin Çeçenistan'i, Rusya'nin da kürt meselesini karistirmasinin
sadece Ameriya'ya yarayacagini, Amerika'nin böylece her iki devleti kontrol
edecegini, bunun da Orta Asya dogalgaz ve petrol boru hatlariyla ilgili
oldugunu, Rusya ile Türkiye'nin sürtüsmesiyle bu boru hatlarinin Amerika'nin
tam denetimi altina girecegini,
Üçüncü olarak, Iran'la savasi kiskirtmak istedigini, Iran'in basinda kim
olursa olsun, Türkiye'nin Iran'la dost olmaya mecbur oldugunu, Abdullah ÖCALAN
ile görüsmesinde, kendisine ``biz Iran tarafindan korunuyoruz'' diye Iran
tarafindan korunduklarini kendisine beyan ettigini, Amerika'nin Disisleri
Bakanligi, Savunma Bakanligi, Pentagon ve CIA'ye yakin yari resmi organlardan
izledigi tespitlere göre, sürekli bir Türkiye-Iran çatismasi senaryosunun
bulundugunu, Türkiye ile Iran'in, birbirlerini, aleyhlerinde faaliyet gösteren
PKK ve Halkin Mücahitleri örgütlerini himaye etmekle suçlayacaklarina dis
ticaret hacmimizi nasil 10 milyar dolara çikartiriz, isbirligimizi
gelistiririz, kürt meselesinin bölgede Amerika tarafindan kullanilmasini
birlikte nasil önleriz diye kafa kafaya vermeleri gerektigini,
Dördüncü olarak, Çin'in Uygur bölgesine sabotaj timleri gönderildigini,
kendisinin durumu Sayin Cumhurbaskanina mektupla bildirmesi üzerine Genelkurmay
Baskanininbu faaliyeti dudurdugunu,
Besinci olarak, Kuzey Irak'taki CIA faaliyetlerine karistigini, bütün
bunlarin Amerikan çikarlarina hizmet eden faaliyetler oldugunu,
Çiller Özel Örgütünün PKK ile ayni çanaktan beslendigini, PKK'nin
Suriye'den getirdigi uyusturucuyu bunlarin alarak Ege güzergahi denen yol
üzerinden Avrupa'ya sevkettiklerini, Abdullah ÇATLI'nin Hollanda, Hüseyin
KOCADAG'in da Fransa baglantisi olduklarini, Hollanda ve Fransa'da ayaklari
oldugunu, sol maskeli örgütleri de eroin isinin içine çekerek kontrol altina
aldiklarini,
Amerika'nin PKK'ya müsamaha gösterdigini, çünkü, Türkiye'ye ``benim kriz
bölgelerinde müdahale gücüm olacaksin'' dedigi ve ``Kuzey Irak'ta bir Kürdistan
kurulacak, sen de bunu himayen altina alacaksin'' planini dayattigini, Turgut
ÖZAL- ÇILLER çizgisinin, bu dayatma olan Kuzey Irak'ta bir kürt devleti
kurulsun, biz de bunu himaye altina alalim, Musul-Kerkük petrollerinden de
yüzde 5-yüzde 6 hisse alalim oldugunu, Amerika'nin ``Irak'i bölecegiz, ya siz
geçin bu Kuzey Irak'taki kürt devletinin basina ve onu koruyun veyahut da biz
bu isi Iran'a verecegiz. Siz yapmazsaniz Iran'a verecegim ve Türkiye
bölünecek'' açikça ``ya büyüyeceksin ya küçüleceksin'' dedigini, bu Kürt
devleti himaye altina alindigi takdirde Iran'la, Arap dünyasi ile Rusya ile
hatta Avrupa'yla cephe cepheye gelinecegi, bir tek Amerika ile birlesilecegi,
Amerika'ya bagli bir Kürdistan, ikinci bir Israil olusmasini Avrupa'nin iyi
karsilamayacagini, Türkiye'nin Amerika'dan baska hiçbir seçenegi kalmayacagini,
Çekiç Güç'ün Kürt devletinin kurulmasi amaciyla Kuzey Irak'a
yerlestirildigini, Irak'in bölünmesine hizmet ettigini, gida yardimi ve insani
yardim adi altinda Kuzey Irak'a birtakim silahlar götürdügünü, Esref BITLIS'in
bu ve benzeri durumlari tespit ederek Genelkurmay Baskanligina raporlar halinde
bildirdigini, Dogan GÜRES'in Amerika'nin kriz bölgelerine müdahale gücünü
benimsedigini, Esref BITLIS'in ise ``Biz Amerika'nin kriz bölgelerine müdahale
gücü olursak parçalaniriz'' dedigini,
Irak'a ambargonun boslugunu Türkiye devletinin eroin ticaretiyle doldurdugunu,
resmi makamlara göre Irak'a ambargo yüzünden 40-50 milyar dolar kaybettigimizi,
Türkiye'nin disa satimiyla dis alimi arasinda 20 milyar dolar fark oldugunu,
yilda 8 ila 15 milyar dolar eroinden girdigini, Irak'a fasulye, mercimek,
buzdolabi satmaktan kaybetmis oldugumuz kazanci eroin satarak doldurdugumuzu,
Türkiye ekonomisinin eroine bagimli hale geldigini, Amerika'ya bagimliligin
Türkiye'yi bu hale getirdigini,
Esref BITLIS'in uçaginin buzlanmadan, pilot hatasindan ve uçak yapim
hatasindan düsmedigi gerçeklerinin teknik ve bilimsel açiklamalarla tespit
edildigini, Dogan GÜRES'in uçaginin düstügünün ertesi günü alelacele hiçbir
ciddi arastirma yaptirmadan ve uzman olmayan subaylardan bir heyet kurdurarak
rapor tanzim ettirdigini ve buzlanma oldu diye kendi arkadasinin ortadan
kaldirilmasi hakkinda yalan beyanda bulundugunu, Esref BITLIS'in Cem ERSEVER ve
çevresindeki 20 kadar subay tarafindan ortadan kaldirildigini, Cem ERSEVER'in
büyük suçlar isledigi ve büyük açiklari bulundugundan üzerine gidilmesi söz
konusu iken ordudan istifa ettigini, Aydinlik'a gelerek yaptigi açiklamalar
arasinda ``Esref BITLIS suikasti'ni açiklarsam yer yerinden oynar'' dedigini,
daha sonra da Abdullah ÇATLI'lar tarafindan Basbakanlik Poligonunda sorguya
çekildigini ve Esref BITLIS suikastindeki rolü nedeniyle ortadan
kaldirildigini,
Ugur MUMCU'nun öldürülmesinde Iran'in MOD adli yeralti kurulusunun önemli
rolü bulundugunu, MOD'u ABD'nin büyük ölçüde kontrol ettigini, eroin isine
girdigini ve içinde Sah döneminden kalma SAVAK ajanlarinin çalistigini, Lazim
ESMAELI ve Asgar SIMITKOV'u öldüren Iranlilarin da bu örgütten olduklarini,
Iran Disisleri Bakani Mumcu suikastinden sonra Türkiye'ye geldiginde konunun
sorulmasi üzerine ``Biz, 25 milyar dolari kapsayan bir dogalgaz ve petrol
anlasmasi yapmak için Türkiye'ye geliyoruz, tam geldigimizden bir gün önce
böyle bir suikast yapip Türkiye ile iliskilerimizi berhava etmenin hangi
mantiga sigdigini açiklamak lazim'' dedigini ve kendilerinin de bunun dogru
oldugu kanisinda olduklarini, burada Iran'in bir çikari olmadigini,
ABD'nin raporlarinda ``Kemalizmin modasi geçti, Türkiye'ye ilimli Islam
gerekli, Türkiye'nin kimligi ilimli Islam olmali'' dendigini, bizim kültürel
kimligimizi Amerika'nin belirledigini ve bunun da ``Ilimli Islam'' oldugunu, bu
sebeple Amerika'nin, Kemalizmin bugünkü temsilcileri ve savunuculari olan Ugur
MUMCU, Bahriye ÜÇOK ve Muammer AKSOY'u öldürterek Kemalizmi savunanlara gözdagi
operasyonu yürüttügünü,
Disisleri Bakanligini CIA'nin kontrolüne alamayacagi için ÇILLER tarafindan
bir CIA istasyonu kuruldugunu ve arkasindan Disisleri Bakanliginin by-pass
edildigini, ÇILLER'in Basbakan olunca dis Türkler arasinda koordinasyonu
saglamak için bir Basbakanlik Müsavirligi kurdugunu ve basina kayinpederi CIA
ajani olan, Amerika baglantilari bilinen kayinpederi emekli Deniz Yüzbasi Kamil
YÜCEORAL'i getirdigini ve bunun eline muazzam devlet imkânlari verdigini, 500
milyar liralik örtülü ödenegi de bunun üzerinden kullandigini, Rasit DOSTUM'la
da iliskileri bulundugunu, Rasit DOSTUM'a 3 milyon dolar gönderdiklerini,
gönderilen 4 milyon dolarin da kayip oldugunu,
Kamil YÜCEORAL'in da bir CIA istasyonu olarak ve MIT'teki Özer ÇILLER'in
adami Tolga ATIK ile beraber çalistigini, bunlarin Gaziosmanpasa Koz Sokak ve
Hosdere Caddesinde yerleri oldugunu, buralarda olaganüstü donatim ve dinleme
araçlari bulundugunu, Mesut YILMAZ'in evi dahil çesitli yerlerin dinlenmesinin
bu istasyon tarafindan yürütüldügünü,
ÇILLER'in Amerikan vatandasi olup, 1971 yilindan beri ABD Disisleri Bakanligina
hizmet veren ``çagrili görevli'' oldugunu, sözlesmeli ya da kadrolu olmayip
davet üzerine görev yaptigini, ``güvenilir eleman'' olarak nitelendirildigi
için ihtiyaç halinde görevlendirildigini, resmi görevinin Kuzey Afrika ve
Ortadogu Dairesi Savunma Sanayiinden Sorumlu Sekreteryada görevli Davetli
Personel oldugunu, ABD Adana Konsolosu Elizabeth SHELTON ile baglantili
oldugunu,
GAP Bölgesinde Israil ile iliskili olarak Sedat BUCAK'lar tarafindan genis
araziler kapatilmakta oldugunu ve bu faaliyetin Shelton tarafindan
denetlendigini, uyusturucu trafiginde de etkin bir rol oynayan BUCAK'larin bu
faaliyet sirasinda Israil ile de isbirligi içinde olduklarini,
ÇILLER ve AGAR'in Türk Hava Yollari araciligi ile eroin ticareti
yaptiklarini ve bu iste HAVAS'i kullandiklarini, HAVAS'in simdiki ortaklarindan
birinin Mehmet AGAR'in kardesi Yunus AGAR oldugunu ve Yunus AGAR'in eroin
isinde kilit bir insan oldugunu, Almanya'da eroin ile yakalandigini, Turgay
CINER ile yakin iliskisi oldugunu, eroin kaçakçisi Baybasin'in, Mehmet AGAR ile
birlikte eroin kaçakçiligi yaptigini çok ayrintili bir sekilde ince
ayrintilarina kadar Aydinlik Gazetesinde anlattigini ve bunun ses kaydinin
yapildigini,
Özer ÇILLER'in eroin isinde oldugunu gösteren bilgi ve belgelerin önümüzdeki
dönemde çikacagini, nükleer madde kaçakçiliginda Özer ÇILLER'in oldugunu,
Almanya'da, Lakoza adinda Deguza denen Alman Kimya Sanayi tekelinin paravan
sirketiyle anlasmalar yaptiklarini, Osmiyum, Uranyum gibi nükleer maddeleri
sattiklarini, Iran'a da bu maddeleri sattiklari, Iran'a satistaki iliskilerin
öldürülmüs olan Esmaili ve Simitkov adindaki MOD ajanlari üzerinden oldugunu,
Abdullah ÖCALAN'in Körfez Savasindan sonra ``Mesut Barzani ve Talabani Amerika'nin
destegiyle bir kürt devletçiligi kurdular, demek ki Amerikan destegiyle bu is
oluyor ve Amerika gelip Ortadoguya büyük bir güç olarak oturdu, ben de
Amerika'ya ve Bati'ya yaslanarak ve insan haklari gibi heyetleri tahrik ederek
bir durum yaratabilir miyim'' politikasina girdigini, Öcalan'in Suriye'nin
elinde rehin oldugunu, hiçbir yere çikamayacagini, Suriye devletinin resmi
politikalarinin disinda hiçbir sey yapamayacagini ve Suriye ile baglantisinin
memurluk düzeyinde oldugunu belirtmistir.(Ek192):
20- NECDET MENZIR 23.01.1997 tarihli ifadesinde;
Istanbul Emniyet Müdürü iken, Emniyet Müdür Yardimcisi Mestan SENER'in
telefon ederek, bir evde yapilan aramada iki yesil pasaport, iki silah ve bu
silahlarin ilgili tarafindan tasinabilecegini ifade eden yazili emir
bulundugunu, daha sonra da Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in bunlarin Emniyet
Genel Müdürlügüne gönderilmesi talimatini verdigini bildirdigini, kendisinin de
``madem talep ediliyor sahsin aranip aranmadigina, silahlarin bir olayda kullanilip
kullanilmadigina bakin ve mutlaka mevcut bu evraklari kurye marifetiyle
gönderin'' dedigini, iddialarin kendisine bildirildigine göre, pasaportlarin
devlet tarafindan verildigini ve belgelerin de yine devlet tarafindan
düzenlendigini, bu durumda sahteliklerinin söz konusu olamayacagini, ancak,
sahte bir evrakin düzenlenmesinin söz konusu olacagini, Adliye'ye müteallik bir
islemin olmasina cevap verecek bir durumun da olmadigini,
Sonradan arastirdiginda Adana havaalaninda bir kisinin sahte pasaport veya
sahte vizeyle ele geçirildigini ve bu kisinin bunu Yasar Öz'den temin ettigini,
onun marifetiyle aldigini söyledigini, Adana Emniyet Müdürlügünün de Istanbul
Emniyet müdürlügüne ``Yasar Öz'ün bir olaya katildigi, böyle bir seyi tanzim
ettigi iddia olunmaktadir, sahsin yakalanarak ifadesinin alinmasini ve nüfus
cüzdan suretinin gönderilmesini, baska bir suç unsuru var ise adliyeye sevki''
seklinde yazi gönderdigini, yapilan arastirmada Yasar Öz'ün Interpol ile
Emniyet ve Adalet makamlari tarafindan aranmadiginin anlasilmasi üzerine
silahlarin incelenmesi ve gerekli zabitlarin düzenlenmesinden sonra Emniyet
Genel Müdürüne hitaben ``yapilacak sorusturmaya esas olmak üzere,
degerlendirilmek maksadiyla evraklar ve silahlar ilisikte gönderilmistir''
seklinde yazilip gönderildigini, sonradan yaptigi incelemede pasaportlarin
devlet tarafindan verildigi ve belgelerin de yetkililer tarafindan
düzenlendiginin, Yasar Öz'ün yapilacak olan bir istihbarat operasyonunda devlet
tarafindan kullanilacaginin söylendigini ögrendigini, daha sonra zamanin
Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar ile karsilastiginda konuyu sorunca ``büyük bir
operasyon hazirlaniyor bu istihbarat ile ilgili, bunlardan da istifade edilmesi
için biz bu hazirligi yapmistik, çalisma devam ediyor'' seklinde cevap
aldigini,
Ömer Lütfi Topal'i tanimadigini, kendi Istanbul Emniyet Müdürlügü zamaninda
o alemin ve yeralti dünyasinin zapturapt altina girdigini,
Yurtiçinde ve yurtdisinda birkisim insanlarin devlete hizmet için
çalismalarinin yasal bir zemine oturtulmasi gerektigini, ihtisas mahkemeleri
kurulmasinin, savci ve hakimlerin de belirli konularda uzmanlasmalarinin
faydali olacagini, suçlarin takibinde teknolojik gelismelerden mutlaka istifade
edilmesi gerektigini belirtmistir. (Ek:193)
21-NURI GÜNDES 28.01.1997 tarihli ifadesinde;
1965-1984 yillari arasinda Istanbul'da MIT Bölge Daire Baskanligi'nda Sube
Müdürü, Bölge Daire Baskan Yardimcisi ve Bölge Daire Baskani, 1984-1986 yillari
arasinda da Ankara'da MIT Müstesarliginda Yurtdisi Istihbarat Baskani, 1993-1994
yillarinda da Basbakanlik Istihbarat Basdanismani olarak görev yaptigini,
Abdullah Çatli'nin 1977 yilindan beri hedefleri oldugunu, kullanilip
kullanilmadigini bilmedigini, istihbarat için Ermeni olanlari da
kullandiklarini belirtmistir. (Ek:194)
22- DENIZ GÖKÇETIN 2.03.1997 tarihli ifadesinde;
1995 yili Kasim ayinda asayisten sorumlu Emniyet Müdür Yardimcisi olarak
Istanbul Emniyet Müdürlügünde göreve basladigini ve basarili bir çalisma
sürdürdüklerini,
Ahmet Çetinsaya'nin yegeni Ömer Çetinsayan'in Don Petro Disco'daki
hisselerini tehdit etmek suretiyle Söylemezler'in aldigini, Ömer Çetinsaya'nin
gösterecegi adreslerde sanik aramasi yaparken Kiziltoprak'taki büroyu tespit
ettiklerini ve buraya tesadüfen komiser muavini ile Ömer Çetinsaya'nin gittiklerini,
büroya önce komiser muavininin girdigini, içerdeki sahislarin komiser
muavininin silahini alip yere yatirarak etkisiz hale getirdiklerini, içeriden
gelen sesleri duyan Ömer Çetinsaya'nin içeriye girip bu durumu görmesi üzerine
silahini çekip çatismaya girdigi ve bu sirada SÖYLEMEZLER'in adami olup daha
önce Ankara'da Rumork Disco önünde Sedat Bucak'in yegenlerini öldüren
saniklardan Sait Aydin'in öldügünü, olayin tahkikatini yaparak ele geçen
saniklari adliyeye gönderdiklerini ve firarda olan aralarinda Faysal Söylemez
ve Sena Söylemez'in de bulundugu saniklari yakalamak için ekipler
olusturduklarini, ancak, bu sirada Il Emniyet Müdürlügüne getirilen Kemal
Yazicioglu'nun kendisinin görev yerini degistirdigini, bunun üzerine yillik
izne ayrildigini, izinde iken de kendi görevlendirdigi ekiplerin Adana
otoyolunda Söylemez Kardesleri yakaladiklari, bunlardan Faysal Söylemez'in
ifadesinde, Baskomiser Halim Apaydin araciligi ile kendisine para verdigini
söyledigini, bunun yalan oldugunu ve Faysal Söylemez ile Halim Apaydin'in
Mahkemede `` biz polisteki ifademizi iskence sonucunda verdik, böyle birsey
söylemedik'' diyerek yalanladiklarini, rüsvetin olusabilmesi için bir isin
yapilmis olmasi gerektigini, halbuki Söylemezler tahkikatinda yaptiklari bir
usulsüzlügün bulunmadigini, iskenceden suçlandiklarini, hem iskence yapmanin
hem de rüsvet almanin mümkün olamayacagini,
Suçsuz oldugu ve cezaevinde can güvenligini düsündügü için teslim
olmadigini, agir ceza mahkemesinin delil toplama safhasinin uzun olmasinin da
bunda etkili oldugunu, birinci durusmada teslim olundugu takdirde alti durusma
süresince cezaevinde yatilacagini,
Çok basarili bir meslek hayati oldugunu, 40 takdirname aldigini, medyanin
iddia ettigi gibi Söylemezler Çetesinin üyesi olmadigini, hiçbir endisesi
olmadigini ve gerçegin çikacagini, kaçmasinin sebebinin de bu oldugunu
belirtmistir. (Ek:195)
23- SEDAT DEMIR 2.03.1997 tarihli ifadesinde;
Istanbul Emniyet Müdürlügünde Asayis Sube Müdürü olarak görev yaparken Il
Emniyet Müdürü'nün degistigini, Emniyet Müdürlügü emrine alindigini, daha sonra
da Kars iline tayininin çiktigini,
Söylemezler'le ilgili çalismalari kendilerinin baslattigi halde yeni gelen
yöneticilerin, bunlarin kendileri tarafindan korundugu seklinde yanlis bilgiler
verdigini, Söylemezler ile ilgili olarak Polis, Savcilik ve Mahkeme asamasinda
herhangi bir suçlamanin bulunmadigini, arkadasina sattigi evi, o arkadasini
irtikap ederek sattigindan dolayi tutuklandigini,
Ruhsatsiz olan kumarhaneleri ve gazinolari büyük baskilara ragmen Polis
Vazife ve Selahiyetleri Kanununa göre re'sen kapattiklarini, Ömer Lütfi Topal'i
giyaben tanidigini, giyabi tutuklamasinin kendilerine gelmedigini, kendisine ve
kumarhanelerine müsamaha göstermediklerini, komploya kurban gittiklerini,
Söylemezler'i korumadiklarini belirtmistir. (Ek:196)
24- AYHAN ÇARKIN 28.02.1997 tarihli ifadesinde;
1986 yilinda gittigi Diyarbakir Özel Harekat Sube Müdürlügündeki görevinden
1990 yilinda Istanbul Terörle Mücadele Sube Müdürlügü operasyon grubuna
geldigini ve yasadisi örgütlerin operasyonlarina bilfiil katildigini, bu
operasyonlardan dolayi halen sekiz davasinin devam ettigini, 8 Agustos 1995
tarihinde de Sanliurfa Milletvekili sayin Sedat Bucak'i korumak üzere
görevlendirildigini,
Kamuoyunda Susurluk diye adlandirilan olaydan dolayi çete suçlamasiyla
tutuklu bulundugunu, Abdullah Çatli'yla münasebetlerini ve Ömer Lütfi topal
cinayeti ile ilgili Cumhuriyet Savciligina ve Devlet Güvenlik Mahkemesine ifade
verdigini ve bu ifadelerin aynen geçerli oldugunu,
Sedat Bucak'in ismini yapmis oldugu görevler dolayisiyla Diyarbakir'da
duydugunu, PKK'ya karsi verdigi mücadeleyi ve bu ugurda kayiplar vermis
oldugunu bildigini ve buradan bir gönül bagi dogdugunu, Ankara'da Daire
Baskanligina geldiginde de tanistiklarini, biribirlerini sevdiklerini, koruma
konusu gündeme geldiginde kendisine teklifte bulundugunu ve seve seve kabul
edecegi cevabini verdigini, sonra da Sedat Bucak'a koruma olarak
görevlendirildigini, görevlendirilmeden önce de Ankaradaki bürosuna gittigini,
ibrahim Sahin'in de gidip geldigini, Abdullah Çatli'yi da Mehmet Özbay olarak
ikibuçuk yil önce bu büroda tanidigini, çok iyi dostça iliskileri oldugunu,
kazaya kadar Mehmet Özbay'in abdullah Çatli oldugunu bilmedigini,
Mehmet Özbay'in 1994 sonlarinda kendi gözü önünde TBMM'ne kimligini vererek
girdigini, Anavatan Partisinin Balgat'taki binasina da iki sefer girdigini,
Mehmet Özbay vasitasi ile Haluk Kirci, Sami Hostan ve Fevzi Bir ile de
tanistigini, Ömer Lütfi Topal ile hiçbir iliskileri olmadigini, Hüseyin Kocadag
ile Diyarbakir'da Özel Harekat Sube Müdürü iken operasyonlarda defalarca yan
yana ölümü paylastiklarini,
Hüseyin Kocadag'i Mehmet Özbay ile birlikte görmedigini, Drej Ali ile
Mehmet Özbay'in beraber olduklarini,
Kanal D TV kanalinda kendisi ile ilgili "Istanbul Emniyet Müdürlügü
Asayis Subesinde eroin krizine girip infiale kapilarak devlet için cinayetler
isledigi" seklindeki yayin üzerine kendisini savunmak için Hürriyet
Gazetesinin binasina giderek Rahmi Turan'a "benim kisilik haklarima, benim
aileme saldiriyorsunuz, bu hakki size kim veriyor, sizi çocuklarinizi
öldürürüm, size evlat acisi yasatirim, çünkü benim de evladim var, bana
eroinman, bana katil, bana serefsiz dediniz, aylardir Kemal Yazicioglu
müdürümle, polisin, birbirimizin arasini açtiniz.." dedigini, Rahmi
Turan'in odasinda kendisine "canli yayina çikarmisin, 10 milyar lira para
verelim" teklifinde bulunuldugunu, "ben kendimi parayla satmam, Özel
Harekatciyi satin alacak para daha basilmadi" cevabini verdigini, oradan
HBB'ye giderek Behiç beyle görüsüp programa çiktigini, bundan amacinin ailesine
karsi olan sorumlulugu oldugunu,
Yasar Okuyan ve Agah Oktay Güner'in kendisini Almanya'ya Mesut Yilmaz'in
kardesinin yanina göndereceklerini, kendileri ile dolayli temasi oldugunu ve bu
durumu mahkeme safhasinda ispat edecegini, Yalova'da sayin Okuyan ile görüsen
veya ikili iliskileri olan bazi sahislar tarafindan bu teklifin kendisine
iletildigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesi olayinin, Topal'in ortagi Sami
Hostan'i Mehmet Özbay vasitasi ile tanimis olmalarindan dolayi kendilerine
yüklenilmek istendigini, sürekli olarak kendilerinin yapabilecegi imajinin
islendigini, katil olmadigini, bu olaydan dolayi 17 milyon dolar aldiginin
söylendigini,
Ömer Lütfi Topal'i öldürmediklerini, görmediklerini, tanimadigini ve hiçbir
sekilde hiçbir iliskilerinin olmadigini,
ANAP Genel Baskani'nca ve Sayin Eyüp Asik'in kamuoyuna "kaset var,
belge var, itiraf var, bunu Istanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazicioglu'ndan
ögrendik, netlestirdik" seklindeki beyanlari üzerine "kaset var ve ne
konustugum ortada" dedigini,
Hakkindaki ihbardan sonra Asayis Subesine kendisinin gittigini ve gözaltina
alindigini, Topal olayi konusunda sorgulandigini, neticede "bu konuyla ilgili
subemizce gözaltina alinan bu sahislar anilan öldürme olayi ile ilgileri
olmadigi anlasildigindan, fakat konunun önemine binaen bagli bulunduklari Daire
Baskanligi bünyesinde tetkik edilmesi" seklinde tutanak tanzim edildigini,
orada da bir müddet sorgulama ve arastirma yapildigini, herhangi bir suçlari
bulunamayinca konunun kapandigini,
Üç bes tane özel timcinin üzerinden polis teskilatinin yipratilmaya
çalisildigini, bir suç islemisse yalniz kendisinin yargilanmasi gerektigini,
kendi yüzünden müdürlerini ve bütün teskilati kimsenin yargilamaya hakki
olmadigini,
Kendilerini çete olarak nitelendirenlerin bunu belgelendirmeleri
gerektigini, bu suçlamada bulunan kisi ile bütün operasyonlari beraber
yaptiklarini, Mahkemelerdeki illegal örgütlerle ilgili davalarda kendisinin
yargisiz infaz suçlamalari ile yargilanmakta oldugunu,
Ömer Lütfi Topal'in oglunun, babasinin katillerini bulana büyük miktarda
para ödülü verecegini vaadettigini ve bu paranin Kadiköy'de bir yerde emniyet
mensubu kisiler tarafindan paylasildiginin konusuldugunu, bu konunun
arastirilmasi gerektigini belirtmistir. (Ek:197)
25- Oguz YORULMAZ 28.02.1997 tarihli ifadesinde;
Ömer Lütfi Topal'in öldürüldügü tarih olan 28 Temmuz'daki olay esnasinda
Bakirköy'de Rifat Usta isimli restorantta yemekte oldugunu, masasinda bir
komiser arkadasinin da bulundugunu, lokanta sahibinin de bir ara polis masasi
diye gelerek bir süre oturdugunu, kendisinin onu sahit göstermedigini,
PKK'yi ve Dev-Sol'u belli bir ideolojisi olan, bir lideri olan, uyusturucu
kaçakçiligiyla ya da silah kaçakçiligiyla finanse olan örgüt gibi gördüklerini,
fakat öyle olmadigini, bunlarin sempatizanlari, köse yazarlari ve medya
spikerlerinin bulundugunu, "siz gidin dagda tetik çekin, biz buradan baska
sekilde sizi destekleyelim" dediklerini,
Dev-Sol'un cezaevinde kendilerini öldürmeleri için IBDA-C'ye 300 bin dolar
teklif ettigini, bunun gerçeklesmesi halinde, 5-6 özel timcinin öldürülmesi
halinde örgütün güzel bir yere gelecegini, çünkü kendilerinin mahkemelerde
yargisiz infaz iddiasi ile yargilanmakta olduklarini,
Ziya Bandirmalioglu ve Ayhan Çarkin'in çocuklarinin sünnet dügününe
katildigini, bu dügüne Sedat Bucak'in gelemedigi için kendisini temsilen
asiretinden 3- 4 kisiyi gönderdigini, Mehmet Özbay'in da gelerek Ziya'nin çocugunun
kirvesi oldugunu, Sedat Bucak ile Siverek'e gittiginde bir defa Mehmet Özbay'i
orada gördügünü belirtmistir. (Ek:198)
26- Ercan ERSOY 28.2.1997 tarihli ifadesinde;
1977 yilinda Polis Kolejini bitirdigini, 1980 yilinda ise simdiki adi Polis
Akademisi olan Polis Enstitüsü son sinif ögrencisi iken disiplin puanlarinin
yükselmesi yüzünden mezun olamadan okuldan atildigini ve Polis Memuru olarak
Merzifon'da göreve basladigini, daha sonra meslekten de ihraç edildigini ancak
Danistay'a açtigi davayi kazanarak döndügünü, Özel Harekat kursunu bitirdigini,
Siirt ve Izmir'de çalistiktan sonra Özel Harekat Daire Baskanligina tayininin
çiktigini, kendi istegi ile tekrar Izmir'e döndügünü, Özel Harekat Subesinde
çalisirken kendi istegi ile 1995 yilinda ayrilarak karakolda çalismaya
basladigini, emekli olmayi düsündügünü Güneydoguda görevli iken korumaligini
yaptigi, tanisip dost oldugu Sedat Bucak'a söylediginde ``eger çalismaya
niyetim varsa, bana koruma verecekler gelir misin'' diyerek korumasi olmasini
teklif ettigini, teklifi kabul ettigini ve daha sonra da tayini çikinca Sedat
Bucak'in yaninda koruma olarak göreve basladigini ve kazadan sonra açiga
alinincaya kadar bu görevinin devam ettigini, olay günü de birlikte
olduklarini,
Kazadan önceki pazar sabahi, kaza yapan mercedes oto ile Sedat Bucak,
kendisi, Gani, Mustafa ve Enver Istanbul'a giderek Hilton Oteline
yerlestiklerini, o gece otelden çikmadiklarini, otele kendi asiretinden Seyit
Ahmet ile Fevzi beyin bir emlakçiyla beraber geldigini, bunlarin beraberlerinde
Altinoluk tarafinda Burhaniye Dalköy denilen yerdeki bir arazinin tapu ve
benzeri belgelerini getirerek gösterdiklerini, Istanbul'a vardiklarinin ikinci
günü taziye için Ali YASAK'in sirketine gidip otele döndüklerini, sabahleyin
Ankara'da Sedat Bucak'in yazihanesinde tanistigi Mehmet Özbay'in da otele
geldigini, kahvaltidan sonra Sedat Bucak'in kendisine anahtar uzatarak ``Ercan,
Gani'yle beraber inin, bir araba daha geldi, sizin esyalari ona koy, Mehmet bey
de bizle beraber gelecek'' dedigini, bahsedilen arsaya bakmaya gideceklerini,
emlakçi Fevzi'yi de Sedat beyin ``sen git bizi orada bekle'' diye bir gün
önceden gönderdigini, kendisinin yeni gelen Mercedes otonun, Gani'nin de Sedat
beyin 600 Mercedesin direksiyonuna geçerek hareket ettiklerini, gece Yalova-
Termal'de kaldiklarini, ertesi günü saat 14.30-15.00 gibi yola çiktiklarini, bu
defa Sedat beyin Mercedesini Mehmet beyin kullanmaya basladigini, Gani'nin de
kendisinin yanina geçtigini ve arkadan onlari takip ettiklerini, Burhaniye'de
Fevzi ile bulusup araziyi gezdiklerini, ertesi günü bir taziye için Izmir'e
hareket ettiklerini, Mehmet Özbay'i Prenses Otele birakarak kendilerinin taziye
için gittiklerini, otele döndüklerinde Sedat beyden ``Yasemin Agar için burada
korumalar var, Enver'in de benim de evlerimiz Izmir'de'' diyerek izin alip
Enver'le birlikte sabah dönmek üzere Izmir'e gittigini,
Taziyeden otele dönerken kendilerini yolcu eden asiret mensuplarinin
otosunun ``polisiz, yol kontrolu yapiyoruz'' diye durduruldugunu ve yapilan
aramada ruhsatsiz silahlar çikmis olmasina ragmen Bucak asiretinden olduklari
için kimliklerinin tespit edilerek silahlarin da alinmadan birakilmis
olduklarinin kendisine söylenmesi üzerine yaptigi arastirmada polis tarafindan
böyle bir uygulama yapilmadigini ögrendigini ve bu durumdan kuskulandigini,
bunun üzerine Sedat Bucak'a burada fazla kalmayalim, gidelim dedigini ve Sedat
Bucak'in da ``Kusadasi'nda benim yazligim var, yapildigi günden beri hiç
görmedim. Gidip orayi bir göreyim. Kusadasi'nda Onur Otel var orada kaliriz''
cevabini verdigini ve Onur Otele gittiklerini,
Izmir'de kaldiklarinin ikinci günü sabah kahvaltisinda Gonca Us'u Mehmet
Özbay'la beraber gördügünü, Gonca'nin Izmir'de oldugunu gece veya sabah telefon
ederek gelmis olabilecegini, o gün Izmir'de gezdiklerini, Sedat Bucak'in
``Hüseyin bey geliyor, havaalanina git, Hüseyin beyi al gel'' dedigini, Hüseyin
beyi karsiladigini, yolda Hüseyin Kocadag'in emekli Emniyet Müdürü Tamer
Kirklar ile görüstügünü ve Tamer Kirklar'in da kendilerinin yemek için
bulustugu Deniz Restoranta geldigini, yemekten sonra Tamer beyin ayrildigini,
kendilerinin de otele döndüklerini, ertesi günü aksam saatlerinde Kusadasi'na
giderek otele yerlestiklerini, iki gün orada kaldiklarini, Sedat beyin
Davutlar'daki evini gördügünü, müteahhit ile görüstügünü, baska bir araziye
baktiklarini, saat 16.30 siralarinda Kusadasi'ndan hareket edip Selçuk'ta yemek
yediklerini, Manisa'da benzinlikte kahve içtiklerini, Sedat beyin bulundugu
otoyu Hüseyin Kocadag'in kullandigini ve Manisa'ya kadar önde gittigini, yolda
takip edilmediklerini, Susurluk'a 20 km. kalincaya kadar kendisinin öne
geçtigini, Susurluk'ta kamyon konvoyuna takilinca Mercedes 600'ün kendisini
geçtigini ve kendisinin bir daha yetisemedigini, saat 19.30 siralarinda öndeki otolarda
dörtlü sinyallerin yandigini ve arabalarin durmus oldugunu görünce sollayarak
geçtigini ve kazayi gördügünü, kamyon soförü ve birkaç kisinin otonun basinda
oldugunu, hepsi ölmüsler dediklerini, otonun yarisinin yok oldugunu, sag arka
kapiyi açarak Mehmet Özbay'i çikarip yere uzattiklarini, agzindan kan
geldigini, yüzünün, kolunun, gögsünün kirik oldugunu, ``Allah'' dedigini
duydugunu, kendi kullandigi arabaya tasidigini, Hüseyin Kocadag'in vurma aninda
ölmüs oldugunu, torpido gözünün alt kismina sikismis olan Sedat beyi güçlükle
çikarabildiklerini, Sedat beyle Gonca Us'u bir steysin oto ile Mehmet Özbay'i
da kendi kullandigi Mercedes ile Susurluk'a götürdügünü, yolda Mehmet Özbay'in
nabzinin durdugunu ve öldügünü, gözünü ve çenesini kapattigini, hastanede
Hüseyin Kocadag, Gonca Us ve Mehmet Özbay'in öldügünün, Sedat Bucak'in ise
yasama sansinin fazla oldugunun anlasildigini, Sedat beyi oradan Balikesir'e ve
Balikesir'den de uçakla Istanbul'a götürdüklerini, Enver'i kaza yapan oto ve
cenazelerle ilgilenmek üzere biraktiklarini,
Otoda bulunan çanta denilen beyaz naylon torbayi Gani'nin aldigini, içinde
para bulundugunu, Gani'nin harcamalari bu çantadan para alarak yaptigini,
kendisine de kazadan sonra gereken masraflari karsilamak üzere 230-240 milyon
verdigini, Istanbul'da bu parayi Sedat Bucak'in esi Saadet hanima iade
ettigini,
Otoda bulundugu söylenen silahlarla ilgili bilgisi olmadigini, bildigi
Sedat Bucak'in zigzaver, Mehmet Özbay'in beyaz renkte ve büyük Baretta
tabancasinin oldugunu, kaza yapan arabaya 3-5 dakika sonra ulastiklarini,
arabayi birakip gittiklerini, kimsenin kalmadigini, jandarmanin da olay yerine
en az yarim saat sonra gelmis olabilecegini,
Sedat Bucak'i arabanin içinden çikarirlarken iddia edildigi sekilde
koltugun üzerinde MP-5 silah görmedigini, olsa idi eline ayagina çarpmasi,
takilmasi gerektigini, o halde de alip öbür arabaya koyabilecegini,
Ömer Lütfi Topal Cinayeti ile ilgili olarak Izmir'de Istanbul'dan gelen
ekibe teslim edildigini, Istanbul'a Asayis Subesi Cinayet Büro Amirligine
getirilerek sorgulandigini, sorgulama esnasinda tutanak tutulmadigi gibi ses
kaydi da yapilmadigini, iki gün sonra Ankara'ya gönderildiklerini, iki gün de
Ankara'da kaldiktan sonra birakildiklarini, Ömer Lütfi Topal'i tanimadigini ve
hiç görmedigini belirtmistir.(Ek:199)
27- Tuncay Yilmaz Emniyet Genel Müdürlügü Kaçakcilik, Istihbarat ve
Harekat Dairesi Eski Baskani 4.02.1997 tarihli ifadesinde;
1993 Temmuz ayindan bu yana Kaçakcilik Istihbarat ve Harekat daire Baskani
olarak görev yaptigini, bu süre içerisinde tabii olarak kaçikcilikla mücadele
ettigini, arastirma konusuyla ilgili olarak sadece Tarik Ümit'i tanidigini ve
onunla temaslari oldugunu, bu nu da Afyonun eroine dönüstürülmesinde kullanilan
150 ton asetik asit anhedid yakalanmistir onunla ilgili bilgi getirdiginde
tanistigini ve 3-4 kez yüzyüze bir okadar da telefonla temasi oldugunu, ilk
defa zamanin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar'in odasinda görüstügünü ve Ankara
ve Istanbul Emniyet Müdürlüklerine güvenmedigi için asetit asit anhedid ile
ilgili olarak Türkiye'ye giris yollarini hangi vasitalardan geldigi hususunda
bilgi verdigi, ne zaman mal sevkiyati yapilacagi hususunda bilgi verecegini
söyleyerek ayrildiklarini, daha sonra mal sevkiyatinda bilgi verdigini ve bunun
üzerine degisik partilerde 5 ton, 30 ton ve 30 tonluk partiler halinde asetik
asit anhedid yakaladiklarini, 15 ton malin 7,5 ton eroine esdeger oldugunu bu
miktari Türkiye'de bir ailenin yapmasi mümkün olmadigindan degisik ailelerin bu
ise girdigini, Dünyada yakalanan asetik asit anhedid'in % 90'nin Türkiye'de
yakalandigini, bunun gelismis Avrupa ülkelerinde imal edildigini, Türkiyenin
ülke olarak asetit asit anhedid'in imalinin kontrol altina alinmasi için
1994'den bu yana Birlesmis Milletler nezdinde çalistigini, 1995 yilindaki
sözlesmeye ragmen Avrupa'nin asetik asit anhedidin kontrol altinda satisina
riza göstermedigini, eroin'in bitmesi için asetit asit anhedid'in mutlaka
kontrol altina alinmasi gerektigi, çesitli sebeplerle de Avrupanin bu asit'i
kontrol'e yanasmadigini, sinirlama yapilirsa Çin'in piyasaya hakim olacagini ve
Avrupa'da kimya sanayinin zarar görecegini söylediklerini,
Susurluk olayinda adi geçenlerin, hiçbir zaman uyusturucu kaçakciligi
konusunda pazar elde etme düsüncesinde olmadigini, zaten bilgisi de
bulunmadigini, uyusturucu kaçakciligina adi karisanlardan öldürülenlerin
kaçakci olabilecegini, ancak öldürenler konusunda kanaat belirtemeyecegini,
Abdullah Çatli ile Hüseyin Kocadag'in birarada olabilecegine anlam
veremedigini, Abdullah Çatli'nin uyusturucu kaçakciligindan dolayi bir defa
mahkumiyet karari olmasina ragmen kaçakci denebilmesi için onunla ilgili diger
Avrupa ülkelerinden de bilgi akmasi gerektigini, oysa Avrupa'nin herhangi bir
ülkesinden böyle bir bilgi akimi gelmedigine göre uyusturucu kaçikcisi olarak
degerlendirmedigini,
Karapara transferi konusunda hazirladiklari tasariyi Adalet Bakanligi
kanaliyla Meclis'e gönderdiklerini ve 1996 mayis ayinda çikarildigini,
Türkiye'de malin 1 kilo fiyati 15 bin mark, Almanya'da 150 bin mark oldugu, evsafina
yerine ve perakende pazarlanmasina göre 1 milyon marka kadar fiyatin
yükselebildigini, Dilek Örnek hadisesinde paranin nakit olarak yurda girdigini,
Türkiye'de özellikle yatirim yapan büyük insaat firmalari, turizm bürolari,
oteller, Kumarhanelerin, otobüs firmalari ve akaryakit bayilerinin devletin
kredi sisteminden kaynaklanmayan ancak normal olmayan yöntemlerle temin edilmis
paralarin kullanildigina inandigini, kendilerinin baslattigi ve ``Asena'' adi
verilen proje ile Türkiye'deki kaçakci ailelerin üç göbek öncesi ve sonrasinin
tesbit edildigini, Almanlarin da buna karsi ``Anadolu'' projelerinin oldugu, 40
örgütün organizasyonunun belirlendigini, bunlarin Avrupadaki ayaklarinin da
Avrupalilar tarafindan belirlenmesi için çaba sarfettiklerini,
Türkiye'de alti laboratuvar yakaladiklarini ancak çok fazla mal olmadigini,
Baybasinlerle irtibatli Konuklu ve Ay aileleriyle ilgili Yalovada Jandarma
tarafindan yakalamalar oldugunu, ancak yakalanan malin degerinin fazla
sayilacak miktarda olmadigini,
Baybasin ile ilgili Lake S hadisesi oldugunda kendisinin görevde
olmadigini, hadise olunca Baybasin'in yurtdisina kaçtigini, olaydan sonra ilk
defa kendisine gelen Aydinlik Gazetesine, Baybasin'in uyusturucu dünyasini daha
iyi bildigini söyledigini, Lake S'in açik denizde Bakanlar Kurulu Karari ile
yakalandigini, Kismetim 1'de yakalanmak üzereyken son derece güç sartlarda
gemiye çikilamadigini, o hadiselerde arkadaslarindan birinin Baybasin ile
ortaklik yaptigina inanmadigini, öyle olsaydi gemiler yakalanamazdi, Lake S'in
Karaçiden gelirken tayfalardan birinin ailesini telefonla aramis sonucu
bulunabildigini,
Kaçakcilarin güvenliklerine gelince; bunlarin kendi korumalarini
kendilerinin yaptigini, kimseye ihale etmedikleri, Türkiyede çek-senet mafyasi
olarak bilinen adamlarin oldugunu, ancak bu konuda fazla bilgi sahibi
olmadigini, Emniyetten ayrilan bazi sivil arkadaslarinin birçok yerde koruma
görevi yaptiklarini, bunlardan Gaziantepte Sube Müdürü olan Güven Oktay emekli
olduktan sonra Burdur'da yakalandigini, ancak kimin kiminle uyusturucu
baglantisi oldugunu bilmedigini,
Istihbarat temininde MIT'in fonksiyonuna gelince; MIT'in zaman zaman aldigi
bilgiyi sadece uyusturucuya bagli kalmaksizin, resmi yaziyla degil klasik bir
bilgi notuyla gönderdigi, kendisinin de ilgili subeye göre degerlendirmesini
yapip o teskilata bilgi verdigi, bütün istihbarat kaynaginin da sadece o
teskilat olmadigini, informal denen bazi insanlarin devlet adina kullanilmasina
rastlamadigini, Afganistandan Ingiltereye kadar her ülkede bir adam oldugunu ve
bu insanlar da rant'dan kazanç elde ettiklerini, uyusturucu ile mücadelede;
PKK'den bahsedildiginde Avrupa ülkelerinin Türkiyenin politikasindaki
degisiklikleri hissettikleri, Türkiyenin bu suçtan zarari olmadigi halde neden
mücadele içinde bulundugunu, Türkiye PKK'nin uyusturucu kaçakciligi içinde
oldugundan bahsedince yani 1994'den sonra çocuklari da kullanmaya baslayinca
Türkiye'nin mücadeledeki yerini kavradiklari, Kürt mafyasi ile Laz mafyasinin
uyusturucu ticaretinde önemli gruplar oldugunu,
Hakkari Yüksekova'daki uyusturucu fidye baglantisi ve Kahraman Bilgiç
hadisesinde sorusturmanin asker tarafindan yapildigini, onun için detayini tam
bilmedigini, ancak içerisinde polisin de yer aldigini hatta Hakkari, Istanbul
ve Tuzla da 8 memur hakkinda islem yapildigini, ancak ayrintisini
hatirlamadigini, Hakkari gibi bir yerin helikopterle bile % 20'sinin
kontrolünün zor saglandigini, bu bölgede yerlesik alan ve polis bölgesinin az
olmasi, uyusturucunun girip çiktigi asiretlerin hakim oldugu bölgelerin polis
bölgesi olmamasi nedeniyle mücadeleyi etkiledigi, Dünyada uyusturucu
mücadelesinin genellikle gümrükçüyle ve Jandarmayla yapildigini, ancak
Türkiye'de polisin bu isle yüzyüze bulunmasi nedeniyle çarpiklik olusturdugu,
bölgede çalisan personelin mahalli olmasindan ve gece harekat imkâninin kisitli
olmasindan kaynaklanan sikintilar oldugunu,
Narkotik disinda silah kaçakciligi konusuna gelince; Türkiye'ye daha çok
Kuzey Irak'tan terörist refakatinde gelmis kaçak silahlar oldugunu, yoksa
sistematik olarak baska silah ticaretinin sözkonusu olmadigi, menseine
bakilmaksizin silahlara ruhsat verilmesi hususundaki yasal düzenlemenin kendi
mücadelelerini olumsuz etkiledigini, kendilerinin daha çok ruhsata baglanmadan
yakalanan silahlarla ugrastiklarini,
Daha önce konu edilen Cantürk olayi ile ilgili olarak, burada uyusturucu
pazarini ele geçirme kavgasindan ziyade, bu pazari yürüten insanlar arasinda
haraç alma kavgasi oldugu, Yaprak, Captagon kaçakcisi oldugu halde yakalayamadiklarini,
hatta sabika kaydi ve belge bulunmamasi kendilerinin harekat sahasini
daralttigini, Mehmet Kasar, Leyla Zana'nin evindeyken operasyon yapildigini,
hem narkotik hem de PKK konusu oldugu için iki koldan operasyon yapildigini
ancak terörcüler önce baskin yaptigi için eroinin Kasar tarafindan döküldügünü
dolayisiyla narkotikcilerin amacina ulasamadiklarini,
Tarik Ümit'in Abdullah Çatli ve arkadaslari tarafindan öldürüldügüne dair
bilgim yok, ancak Tarik Ümit'in öldürüldügüne inanmadigi, O'nun asil hedefinin
Dursun Karatas oldugunu kendisine söyledigini, Tarik Ümit'i Mehmet Eymür ve
Atilla Aytek ile çalistigini söyledigi için MIT'in asil ajani intibainin
olustugunu,
Hüseyin Kocadag'i tanidigini, onun meslekten ihraci, içki ve kadina zaafiyeti
oldugunu ve bu zaafiyetten yeralti dünyasinin yararlanabilecegini, kendisi ise
basladiktan sonra Dündar Kiliç ve Avukati Burhan Apaydin'in görüsme taleplerini
kabul etmedigini, Hadi Özcan'i da tanimadigini ve onlarin operasyonlarini da
kendilerinin yapmadigini, 1984 operasyonunda Dündar Kiliç'i Tarik Ümit'in ihbar
edip, sorguladigini,
Uyusturucu kaçakciligi ile mücadelede spesifik bir hadise oldugunda bilgi
teafisi yapildigini, ancak bu teafi sirasinda da bazi sikintilar yasandigini;
herhangi bir Avrupa ülkesine kendisi istemeden veya hakim karari olmadan bilgi
geçildiginde Avrupa Insan Haklari Sözlesmesine aykiri davranilmis oldugunu, bu
nedenle o ülkeler Türkiye'ye bilgi verdikleri takdirde kendilerinin de bilgi
verdigini, yani mütekabiliyet esasina göre çalisildigini, Kanada'da yakalanan
uyusturucu kaçakcisinin üzerinde çikan telefonlarla ilgili hem kanada'da hem de
Türkiye'de arastirma yaptiklarini, telefonun Basbakanliga ait oldugunu
ögrendiklerini, bununla ilgili Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügü ve Turizm
Müstesarligi ile yazisma yaptiklarini, Kanadalinin da cezalandirildigini
ögrendigini, Yasar Öz'ün uyusturucu ticareti yaptigina dair herhangi bir kayit
olmadigini, uyusturucu kaçikcisi Baybasin'in 1995 martinda Türkiye'ye iade
karari vardi ancak Hollanda yargitayinin aralik ayinda susurluk olaylarini da
bahane ederek karar verdigini, asit disindaki uyusturucu maddelerin % 60'inin
Türkiye'de yakalandigini, bu konuda Türkiye'nin en duyarli ülke oldugunu, Bati
da ise, asitle mücadele edilmeyip Türkiye'ye gelmeyen efedin ile mücadele
edildigini, bir baska özellik te; Avrupa ve Amerika da asli unsurlardan ziyade
göçmen ve siginmaci statüsündeki gelir seviyesi düsük insanlarla zencilerin
daha çok uyusturucu kullandiklarini, bu durumun da bati devletlerinin uyusturucu
ile mücadele politikasini etkiledigini,
Uyusturucu ile mücadelede görevli insanlarin bu kesimde çok para döndügü
için, sistem de müsait oldugundan uyusturucu organizasyonuna veya korumasina
meylettiklerini, bunun sistemden kaynaklandigini,
Türkiye'de çek-senet mafyasi denen grupla ülkücü mafyanin gelistigini,
aslinda mafya degilde organize suç çeteleri demenin daha uygun olacagini,
Alaaddin Çaciki, Ümit Ölmez geçmiste çek-senet yapan kesim oldugundan ülkücü
mafya diye bir kavram gelistigini, ancak bunlarin uyusturucu kaçakciligi
içerisinde görmediklerini, ancak Hollanda da bir kahvehanede hem ülkücülerin
hem de PKK'lilarin ayni anda uyusturucu ticaretini yaptiklarini duydugunu,
Abdullah Çatli'nin üzerinde çikan kokain'in onun satici degil kullanici
oldugunu gösterdigini, uyusturucuyla ilgili mücadelede Gümrüklerdeki sikintinin
asil Gümrük ile Gümrük Muhafaza arasindaki kavgadan kaynaklandigini, önemli
kapilarda ve Istanbul ve Ankara havaalanlarinda müsterek bir tim kurmak için
gayret sarfettiklerini ancak gümrük idaresinin karsi çiktigini, fakat Gümrük
muhafaza ile iyi bir diyalog içinde olduklarini, bununla ilgili 1992 yilinda
iki bakanlik arasinda bakanlar düzeyinde protokol imzalandigini, gümrük
kapilarinda geçis yapan bayanlarin üst aramalarini yapabilecek bayan elemanin
istihdam edilmesi gerektigini, bunun da Türkiye'deki istihdam sorunundan
kaynaklandigini, narkotik subelerin normalde il seviyesinde örgütlendigi ancak
Yüksekova'da da kurulmasi yönünde yetkililerle görüsmelerinin oldugunu,
Narkotikle mücadelede yillar itibariyle artan seviyede basari saglandigini
1993 yilinda 2.2 ton, 1994'de 3,5 ton, 1995 yilinda da 4,5 ton yakalandigini,
Jandarmanin da mücadeleye katkida bulunmasinin sevindirici oldugunu
belirtmistir. (Ek:200)
28- Metin Günyol 2.03.1997 tarihli ifadesinde;
1965 senesinde servise girip, inkitali olarak 22 mart 1981 tarihine kadar
çalistigi, 1982 Ekim ayinda tekrar servise dönüp 1986 yili Ocak ayina kadar
serviste çalistiktan sonra istifa ederek özel sektörde çalismaya basladigini,
Serviste istihbarat bölümünde degerlendirmeci olarak çalistigi için Devlet'in
bazi kisileri ASALA veya PKK'ya karsi kullandigini bilmedigini,
Abdullah Çatli, Oral Çelik, Haluk Kirci, Yasar Öz, Tarik Ümit gibi
kisilerin yurt disina çikista kullandiklari pasaportlarin sahte oldugu
hususunda bilgilerin intikal etmesi üzerine tahkiki için yazilar geldiginde
tahkik ettirilerek bölge müdürlükleri vasitalariyla arsiv arastirmasi yapilip,
kaldirildigini, MIT'in bu tip insanlari operasyonlarda kullandigini tahmin
etmedigini, yukarida adi geçenlerin yurtdisina gönderilisini organize ettigi
söylenen Mete beyi de tanimadigini, kendisinin kasitli olarak Mete bey diye
lanse edildigini,
Abdi Ipekçi öldürüldügünde ve Agca hapisten kaçirildiginda teskilatin
kendisini görevlendirdigini ve Agca ile ilk röportaji da kendisinin yaptigini,
faili meçhul olayi çözmek için çok çaba sarfettiklerini, Ugur Mumcu yazilarinda
Mayorka'ya gidisinin Agca takikatiyla ilgili oldugunu iddia etse de kendisinin
servisten ayrilip Mayorka'da Otoban diye bir sirketin genel müdürlügünü
yaptigini, bu tür konulari gündeme tasiyan medyanin kendisiyle görüsme
yapmamalarina ragmen aleyhinde çok seyler söylendigini,
Ipekçi davasinda asil suçlunun Agca oldugunu, Agcayi, ülkü ocaklarina
kayitli sempatizan biri olan Bünyaminin O'na asker elbisesi giydirerek
kaçirdigini, Agca Istanbul'da bir süre kaldiktan sonra Erzurum üzeri iran'a
götürüldügünü, Iran'dan kaçis yolu bulamayinca tekrar istanbul'a gelip
kendisine verilen sahte bir pasaportla Bulgaristan'a çiktigini oradan da Viyana
veya Isviçreye gittigini, kaçirilis olayinda rol oynayanlarin cinayete
azmettirenler oldugunu ancak onlarin kim oldugunu bilmedigini, arastirmalarinda
Agca'nin konusmadigini ve Agca'nin bu olayi para karsiligiyaptigini, Agca'nin
Beyazitta bir kahvehaneden alinarak kendilerince sorgulandigini ve sonunda
Agca'nin; megolomani içinde, yaptigi isten gurur duyan kendisine yapilan
saygidan mütehassis bir haleti ruhiyyesi oldugunu Agca çiktiktan sonra gazeteye
mektup yazarak papayi vuracagini söylemisse de, kimsenin buna inanmadigini,
Agca'yi buna hükmettirenin kim oldugunu da bilmediklerini, zaten dönemin
Içisleri Bakani Hasan Fehmi Günes'in verdigi ikinci bir emirle Agca'nin MIT'le
görüstürülmesi de yasaklandigindan sorgulama imkâni bulamadiklari,
Ugur Mumcu ile görüstügünde Albay Turan Çaglar konusunun gündeme geldigini,
Asker orijinli albay Turan Çaglar'in kendilerini Dogu Perinçek ve Aydinlik
Gazetesine sattigini ve 6 arkadasinin resminin Aydinlikta yayinlandigini ve
bunun sonucu 6 arkadaslarinin öldürüldügünü, Turan Çaglar'in Amerikalilarla da
temasi oldugundan CIA servisinin mensubuyla is üstünde yakalanmasi sonucu
cezaevine konuldugunu, bütün bu olaylarda Dogu Perinçek'in düzenleyici ve
organizatör durumda oldugunu,
Abdullah Çatli, Oral Çelik ve Ibrahim Ural'i da tanimadigini, MIT, Jandarma
emniyet ve Genelkurmayin istihbarat örgütler arasinda kendi zamaninda bir
çatisma olmasa da Özal döneminde MIT'e karsi kampanya baslatildigini,
Cumhurbaskanlari ve Basbakanlar yapilan darbelerin kendilerine haber
verilmemesinden kaynaklanan rahatsizlikla yeni istihbarat örgütlerinin
kurulmasinin gündeme geldigini, Jandarma istihbarati olarak JITEM'i bildigini,
emniyet içinde böyle bir birim olusturuldugunu bilmedigini,
Cumhurbaskanligindaki Erkan Gürvit'in de; operasyonculuk sifati, istihbarat
nosyonu olmayip sadece irtibat memurlugu yaptigini, MIT'in espeyonel ve
Kontraespenenol görevlerde çalisip, bilgileri derleyip degerlendirip ilgili
birime verdiklerini ve baska konuya girmediklerini, babalar konusunun kendi
ihtisas alani disinda ve servis olarak ta ilgilenmediklerini, 1986 yilinda
servisten ayrilisinin nedeninin Özal'in tasarrufundan kaynaklandigini, servisi
sivillestirme gayesiyle haksiz tasarruf ve iltimasin servise sokuldugunu
özellikle 1986 MIT raporundan rahatsizlik duydugunu, raporlarin mecliste,
sagda-solda dagitilip Ecevit'e dahi verildigini, Ecevit'in Basbakanligi
döneminde Turan Çaglar'in alinmasina kizma nedeninin de; bir albayin bu sekilde
itile-kakila arabaya bindirilip getirilmesi oldugunu, Ecevit'in bundan duydugu
rahatsizlikla kendisinin MIT'den alinmasini talep ettigini ancak görevden
alinmadigini,
1980 ihtilali öncesinde hergün 15-20 kisinin öldürüldügünü, Devlet'de
çürüklük ve otoritesizlik nedeniyle terörün ön plana çiktigini, halen de
Gaziosmanpasa olaylarinda oldugu gibi olaylarin devat ettigini,
Bazi devletin görevlisi olmayanlarin ASALA'nin bitirilmesi gibi iylemlerde
kullanilmasina gelince; MIT'in yurtdisinda çalismalarini, legal rezer olarak
insanlarla temas kurup ajanlandigini, bunun MIT'in görevi oldugunu, bütün dünya
servislerinin bu sekilde çalistiklarini,
MIT teskilatinin da simdiki müstesari ile sivillesme hareketinde olabilecek
en iyi müstesara sahip oldugunu ve hiçbir beklentisinin de bulunmadigini,
MIT'in yipratilmasinin tek nedeninin içinin bilinmemesinden kaynaklandigini,
kendisi görevdeyken herhangi bir konuda MIT gündeme geldiginde açiklama yapmak
üzere profesyonel bir basin temsilcisinin istihdaminin yararli olacagina
inandigini, MIT kapali kaldigindan ithamlarin arttigini, bunun giderilmesi için
görev yapmis bütün müstesarlarla görüsüp, çok fazla gayret sarfettigini,
Mete ile Metin Günyol'un Özdestirilmelerine gelince, kendisinin Agca ile
ilgili tahkikatindan, kaçisini ve cinayetini takip etmesinden ve bunun sonucu
basina konu olmasindan kaynaklandigini, Agca'dan Çatli'ya baglanti kuruldugunu,
kendisinin afise olmasini istemedigini,
12 Eylül'den önce olaylara karisanlarin kendilerine fikir babaligi
yapanlarin masasi oldugunu, ancak bunlarin topluma kazandirilacagi ümidiyle
birakildigini,
MIT'in personeli sayi olarak tahmin edildigi gibi olmayip, teknik, kisiler
ve istihbarat olarak mükemmel oldugunu, bünyesinde bütün kurumlarinin
olustugunu, bir kisinin servisten hiçbir dökümani çikarma olasiliginin olmadigi
gibi hiyerarsik yapinin askeriyeden daha disiplinli oldugunu, MIT müstesarinin
Basbakan ile muhatap olan bir sembol oldugunu ve Basbakan istediginde
Müstesar'in bilgiyi Basbakana sundugunu,
Türkiye'de mafyaciligin ayaga düstügünü, polisin karsisinda mafyanin birsey
yapamayacagi gibi, mafya denilenlerden sag ve sol örgütlerin rahatlikla
geçmiste haraç alabildikleri, mafyanin aslinda bu kadar büyütülmemesi
gerektigi, Türkiyede kurumlarin fazlasiyla yipratilmasi nedeniyle gelecegin
riske edilmesinin, Askere, polise, Mahkemelere saldirilmasinin mafyadan daha
fazla zararli oldugunu belirtmistir. (Ek:201)
29- M.Emin Yurdakul Yüksekova Tabur Komutani Binbasi 18.02.1997 tarihli
ifadesinde;
Kendisinin 18 yillik meslek hayatinin 10 yilinin Diyarbakir, Siirt ve
Hakkari illerinde geçtigini, Yüksekova'da da 1985 ve 1994-1996 yillarinda
komando birliklerinde görev yaptigini,
Itirafçi olarak bilinen Kahraman Bilgiç'le ilgili olarak; bu sahsin PKK
saflarinda bölük komutani görevindeyken kaçip teslim oldugunu, bölgeyi, terör
unsurlarinin harekat tarzini ve barinma yerlerini bilmesi nedeniyle Tabur
Komutanlaginca organize edilen operasyonlarda klavuz olarak kullanilmak üzere
verildigini, bu sahsin, kendi ismini kullanarak bazi yasal olmayan eylemlere
giristigi iddiasinin ise kendi bilgisi disinda oldugunu, haraç alma ve infaz
islemlerinin de kendi taburunun görev sahasinda olmasinin mümkün olmadigini,
zaten böyle birsey yapacak olsa üst komutanlarinca bilinecegini ve hakkinda
islem yapilacagini buna ragmen mesleki hayatinda ihtar dahi almadigini,
Kahraman Bilgiç'i bagimsiz herhangi bir görevde kullanmadigini kendisi as
birlik komutani oldugundan Tugay komutaninin emri olmadan zaten kullanmasinin
da mümkün olmadigini, normalde de silahli kuvvetlerin böyle bir seye ihtiyacinin
olmadigini, Ancak Kahraman Bilgiç'in baslangiçta faydali olmakla birlikte,
Taburun mintikasi disinda iyi niyeti suistimal eden kisisel davranislara
girdigini duydugunu, bunu ögrenince de taburuna almadigini, ancak detayi
konusunda bilgi sahibi olmadigini, olumsuzluklarini tugay karargahina ve ilgili
arkadaslarina da söyleyerek uzaklastirdigini,
Tabur olarak yapilan operasyonlarin 1-2 gün, tugay olarak yapilan
operasyonlarin da hava sartlarina göre 3-4 gün veya daha fazla sürdügünü, bu
operasyonlarda hangi birlik komutani arazideki operasyondaki hedef durumuna
göre riskli sayilabilecek yerdeyse Kahraman Bilgiç'in o birlik emrinde
çalistirildigi, yani Tugay'a bagli bütün taburlarin Kahraman Bilgiçten
yararlandigini, Tabur da kaldigi süre içerisinde kendisinden habersiz yemek
yemeye dahi gitmedigini,
Kahraman Bilgiç'in cezaevinde yatip yatmadigini hangi statüyle maas
aldigini, itirafçilarin da çalistirilma ve istihdam sekillerini tam olarak
bilmedigini,
Tabur Komutanliginin çalismasi ve halkla iliskiler bakimindan da; Jandarma
ve Polis gibi vatandasla içiçe olmayip Tugay tarafindan kendilerine verilen
operasyon görevlerini icra edip döndükleri,, ferden ve tabur olarak operasyon
planlama yetkilerinin dahi olmadigini, uyusturucu, toz ve kaçakçilik gibi konulara
yönelik görevlerinin bulunmayip sadece teröre yönelik görev ifa ettiklerini,
Karadag operasyonundaki toz ve silah iddialarina gelince; özel harekat
timleri tarafindan kendilerine intikal eden duyumu Tugay'a bilgi vererek köye
gittigi halde birsey bulunamadigini ancak dönüste askerlerin bir torba toz
eroini çikardiklari ve bunun özel harekat timine teslim edildigini,
tutanaklarinin da Cumhuriyet Savciliginda mevcut oldugunu, tozla kendisinin
kesinlikle alakasinin olmadigini, Yüksekova Belediye Baskaninin karisina da
silah vermedigini, zaten onlarin silaha da ihtiyaçlarinin olmadigini,
Izmirde yakalanan Ali isimli levazim Astsubayinin iddialarinin da dogru
olmayip, o'nun gençligi nedeniyle kandirildigini zannettigini, O'nun iddia
ettigi uyusturucu kayitlarinin savcilikta mevcut oldugu, çünkü kendilerinin
operasyonda ferden çalismayip bölük komutani, S-3 subayi ve bütün askerlerin
orada bulundugunu, Ali Ihsan Zeydan'in gösterdigi kisilerin yakalanip kendisi
tarafindan para karsiligi birakildigi ve 5 milyar karsiligi seçimlerde
kazandirma garantisi ile ilgili iddialarin da asilsiz oldugunu, bunlarin
silahli kuvvetleri yipratmak için söylendigini,
Milletvekillerince hazirlanan rapor ve Abdullah Canan'in kaçirilip öldürülmesi
ile ilgili olarak; bölgede asiretler arasi bir kargasa oldugunu, zaten o adamin
çikma saatinde askerlerinden hiçbirisinin disarida olmadigini, bölgenin
özelligi nedenyile bu tip olaylarin zaman-zaman ortaya çiktigini, Kahraman
Bilgiç'in kendisinin adini vererek cananlarla kisisel iliskiye girdigini ve bir
miktar para aldigini duydugunu ancak detayini bilmedigini, Abdullah Canan'in
asiretine bagli Karli ve yanindaki Çatma köyünde siginak oldugu seklinde duyum
gelince Emniyet ve MIT ile çalismalar yapildigini, özel harekatla birlikte
amirlerinin ve komutanlarinin bilgisi dahilinde yapilan operasyonda 4
teröristin öldürüldügünü, siginaklar tesbit edilerek bir miktar malzeme ve
erzak temin edildigini, o operasyon sonunda kapali bir evin asker tarafindan
kurcalandigini ancak iddia edildigi gibi fazla miktarda tahribat yapilmadigini,
bununla ilgili sikayet konusuna gelince: Mehmet Yüzbasi'nin kendisine,
sikayetten vazgeçeceklerini ve konusma talepleri oldugunu söyleyince,
kendisinin de bu konuda tedirginliklerini olmadigini, istedikleri kadar
sikayette bulunabileceklerini söyledigini, köyde arama yapan komutanlari da
çagirarak aramayi yapanlarin onlar oldugunu belirtip tokalasip ayrildiklarini,
herhangi bir tehdit olayi olmadigini, Abdullah Canan'in kendisiyle ilgili
sikayette Yüoksekovada olmadigini ve Abdullah Canan namina baskasi tarafindan
yazildigini ögrendigini, bu hususta Savci Ayhan Kocabas'i da tehdit etmedigini
o savcinin bazi hareketleri nedeniyle ilçeden tayinen ayrildigini, Abdullah
Canan olayinda isi tezgahlayan ve parayi alanin Kahraman Bilgiç oldugunu tahmin
ettigini, bunu Tugay Komutaninin da söyledigini, Abdullah Canan'in
öldürüldükten 7 gün sonra bulundugu halde cesedinin bozulmamasini da kis
sartlarina bagladigini,
Tabur Komutani olarak kendisinin Yüksekovada görev yaptigi sürece okul aile
birligi toplantilarina katildigini, ihtiyaç sahibi olan kisilere Belediye
Baskani ve Kaymakam tarafindan tesbit edilenlerle birlikte Tugay'in da bilgisi
dahilinde her türlü yardim yaptigini, okul açilislarinda birçok çocugu
giydirdigini, Yüksekova'da kendisine fahrihemserilik berati verildigini,
saibeli kisilerle konusmadigi gibi tabura da aldirmadigini,
Tabur'un seçim döneminde sehir merkezinde herhangi bir görev üstlenmeyip
sadece Mustafa Zeydan'in köylerinin bölgesinde seçim güvenligini sagladigi,
Kahraman Bilgiç disinda, Tugay'in bilgisi dahilinde kullanilan herhangi bir
itirafçiyi da Yesil'i de tanimadigini, ancak sinirötesi operasyonda iki tane
itirafçidan yararlandiktan sonra onlarin da operasyon sonunda helikopterle
ayrildiklarini, Kahraman Bilgiç'in, Canan'lar la iliskiye girdigi dönemde
Van'da otelde kaldigini ve çok fazla da para harcadigini komando taburunca
kendisine söylendigini,
Agaçli köyünde yapilan operasyonda 73 yasindaki Semsettin Yurtsever ile o
anda köyde agaç toplayan 18 yasindaki Modat Özeken ve 13 yasindaki Münir
Saritas'in alinmasiyla ilgili kendi birliginin herhangi bir girisimi
olmadigini, o dönemde kendisinin sorumluluk sahasi disinda sifir noktasinda
olan o köyde operasyonu olmadigini,
Kurmay Baskani Albay Hamdi Poyraz ile emir komuta baglantisinin olmadigini,
JITEM hakkinda da bilgisinin olmadigini,
Bölgedeki sikintilardan kurtulmak için öncelikle ayri-ayri görev yapan
ünitelerin tek bir noktada, bir koordinasyon merkeziyle yönlendirilmeleri,
sinir güvenligiyle birlikte ekonomik kalkinmanin da gerekli oldugu,
Yüksekovadaki terör, kaçakçilik ve esrar olayi bitirildigi takdirde
Türkiye'deki terörün bitecegini belirtmistir.(Ek:202)
30- Mehmet Ali YAPRAK 14.1.1997 tarihli ifadesinde;
``1996 yili 24-25 Mayis gecesi polis oldugunu söyleyen kisilerce evinin
önünden bir araca bindirilerek kaçirildigini, kendisinin ``kaçakçilik yapmak,
seks hapi satmak ve devlete vergi vermemekle suçlandigini, serbest birakilmasi
karsiliginda 15 milyon mark fidye istenildigini, kendisinin bu kadar parayi
vermesinin mümkün olmadigini, ancak 3 milyon mark ödeyebilecegini, bunun da l
milyon markini serbest birakildiktan itibaren 15 gün içerisinde, 2 milyon
markin da 1 milyonunu 2 ay sonra 1 milyonunu da ondan sonraki ayda
ödeyebilecegini, kaçirilma sirasinda gözlerinin bagli oldugunu, cebindeki
paralarin, kolundaki saatinin, cep telefonunun ve kredi kartlari ile
ehliyetinin de alindigini, kaçirildigi sirada üzerinde 65-70 bin marki ve 20-30
milyon TL. civarinda Türk Lirasi oldugunu, kaçirildiktan 6 gün sonra Hilvan
girisinde serbest birakildigini, Gaziantep'te isadamlarindan haraç toplayan bir
çetenin bulundugunu, bu çete içerisinde Yahya Efe, Turgay Marasli, Tuncay
Marasli, Müfit Sament gibi kisiler bulundugunu, Turgay Marasli'nin Abdullah
Çatli'nin ortagi oldugunu, kendisini kaçiranlarin 11 kisi oldugunu ve Yahya
Efe, Turgay Marasli, Tuncay Marasli, Müfit Sament gibi sahislarin da bu 11
kisinin içinde bulundugunu, kendisini kaçiranlardan hiçbirisinin Gaziantep'ten
olmadigini ve hepsinin Istanbul tarafindan geldigini, Gaziantep'te bu kisilere
yardimci olanlarin Abdullah Sabri Kocaman, Mehmet Öztürk ve Mehmet Öztekin
oldugunu, Müfit Sament'in Devlete çalistigini, konusmamasi için zaman zaman
tehdit telefonlari aldigini, kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak ilgili
Cumhuriyet Savciliginca takipsizlik karari verildigini, Adalet Bakani Sevket
Kazan'in talimati ile Gaziantep Cumhuriyet Bassavciliginca tekrar ifadesinin
alindigini ve yeniden dosya tanzim edildigini,
Kendisinden istenilen 3 milyon mark fidyeyi ödemedigini, kaçirildiginda
birakilmadan önce videoya kaçakçi oldugunu belirten ifadeler kullanarak
kendisinin videoya kaydedildigini, kaçirilma sirasinda gelenlerin polis
olduklarini ve Kaçakçilik Daire Baskanligindan geliyoruz dediklerini ve
kendisini götürdüklerini, 1973 yilindan beri Gaziantep'te tibbi malzeme
ticareti ile mesgul oldugunu, kendisini kaçiran ve otoyu kullanan kisinin Haluk
Kirci olup olmadigini bilmedigini, Haluk Kirci ile karsi karsiya getirildigi
zaman kendisinin, kaçiranin Haluk Kirci olup olmadigi konusunda bir kanaate
varabilecegini, kendisinin ruhsatli 2-3 tane silahinin bulundugunu, 3 milyon
mark fidyeyi ödemeyisinin sebebinin bir defa ödeyince bunun arkasinin gelecek
olmasindan endise duymasi oldugunu, çocuklarinin kaçirilabilecegi yolunda
duyumlar aldigini; kaçiracak kisiler arasinda Özel Harekattan 2 memur oldugu
seklinde duyumlar oldugunu, birakilmasinin tek sebebinin Yahya Efe isminin ile
Müfit Samet isminin konusulmaya baslanmasi oldugunu, Müfit Samet'in MIT'e
çalistigini, Müfit Samet'in kendisini kaçiranlardan birisi oldugunu ve
Istanbul'da kaldigini, evinin önünden kaçirilmasindan itibaren içinden 2500
sayi saydigini ve bunun da Siverek Ilçesine götürülecek kadar bir mesafe oldugunu,
mali durumunun 15 milyon mark fidyeyi ödemeye müsait olmadigini, 3 milyon marki
ise arazilerini satmak suretiyle ödeyebilecek durumda oldugunu, kendisini
kaçiranlarin, serbest birakildiktan sonra 2 kez aradiklarini ve kendilerine
telefonda muhatap olmadigini, kendisini kaçiranlari birbirine düsürmek amaciyla
1 milyon mark fidye ödedigi seklinde Gaziantep'te dedikodu yaydiklarini ve bunu
bilerek yaptigini,
Çatli'ya bagli 7-8 grup oldugunu ve her grubun basinda birisinin
bulundugunu, bütün gruplarda toplam 700 kisi kadar çete üyesi oldugunu tahmin
ettigini; Turgay Marasli'nin Abdullah Çatli'yla Istanbul'daki bir tekstil
firmasina ortak oldugunu, Turgay Marasli'nin ayni zamanda BOTAS'in petrol
dagitim isini yürüttügünü, Müfit Samet'in de tekstilci oldugunu söyledigini,
Kibris'ta bulunan Emperyal Otel'den Abdullah Çatli'nin Turgay Marasli ile
görüstügüne dair elinde belge oldugunu, Abdullah Çatli'nin 424 numarali odada
kaldigini ve 28 Nisanda kimlerle ne kadar görüstügünün elindeki belgede mevcut
oldugunu ve bunu Komisyona verebilecegini, kendisini kaçiran insanlarin
korunup, kollandiklarini, Korkut Eken'in bu isimlerden birisi oldugunu, Ibrahim
Sahin'i tanimadigini, Mehmet Agar ve Sedat Bucak'i da tanimadigini ve
kendileriyle bir görüsmesinin olmadigini,''belirtmistir.(Ek:203)
31- Avsar KEDEROGLU 14.01.1997 tarihli ifadesinde;
Istanbul'da ticaretle ugrastigini, Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak
evinden jandarma istihbaratta görevli oldugunu belirten bir kisi tarafindan
alinarak Maslakta bulunan Jandarma Alayina götürüldügünü, Tarik Ümit olayi ile
ilgili olarak en son kendisinin telefonu ile görüsme yapildigi, belirtilerek
Jandarma Alayina götürüldügünü, Tarik Ümit'i tanimadigini ancak onu taniyan
özel harekatçi arkadaslarinin oldugunu, Ziye isimli özel harekatçinin evindeki
telefonu kullandigini, Ibrahim Sahin'i de tanidigini, Ayhan Akçay'i da
tanidigini, Ibrahim Sahin'i 1979 dan Kozaklida Baskomiserliginden tanidigini,
polis memurlari Ziya ve Ayhan'i da Ibrahim Sahin'in korumasi olarak tanidigini,
Oguz'un da bunlarla birlikte oldugunu, ve Oguzu'da tanidigini, Çarkin'i
tanimadigini, Abdullah Çatli'yi ise tanimadigini, bu polis memurlarinin zaman
zaman evine geldiklerini ve kendisinden araba ve telefon talebinde
bulunduklarini, kendisinin de arabasini ve telefonunu polislere verdigini; bu
polis memurlarini 1992-1993 yillarinda tanidigini Maslakta Jandarma Alayinda
tutuldugu sirada Ayhan Akçan'in kendisini telefonla aradigini, Jandarmaya Ayhan
Akçanin evini gösterdigini, Ayhan Akçanin Halkalida polis lojmanlarinda
oturdugunu, ismi Ahmet olan bir Astsubay tarafindan evinden bir araçla
alindigini, sivil aracin ise bir bayan tarafindan kullanildigini, sivil bayani
tanimadigini, Tarik Ümit'in kizini hiç görmedigini ve tanimadigini, Istanbul'da
Gazi olaylarinin basladigi gün kendisinin serbest birakildigini, Jandarma
Alayinda tutuldugu süre zarfinda kendisine bir baski yapilmadigini, Ruhsatli
silahinin alindigini ve saliverildikten 4-5 gün sonra iade edildigini, Ibrahim
Sahin'in agabeyisinin yakin arkadasi ve aile dostlari oldugunu, ancak
polislerin yakin dostlari olmadigini, zaman zaman geldiklerini,
Kendisine ait telefonu en son kullanan kisinin Ziya Bandirmalioglu
oldugunu,
Maslaktaki Jandarma Alayina götürüldügünü daha sonra Ibrahim Sahin'e
anlattigini ve onunda bu ise hayret ettigini, polis memurlarini Ibrahim
Sahin'in korumalari olmasi nedeniyle tanidigini, cep telefonunu ve arabasini da
Ibrahim Sahin'in hatirina bu polis memurlarina verdigini, Maslakta Jandarma
Alayinda tutulup serbest birakildiktan sonra da ara sira polis memurlari Ziya
ve Ayhan ile görüsmelerinin oldugunu, Tarik Ümit'in kim oldugunu birkaç defa bu
polis memurlarina sordugunu ve arkadasimiz, onu taniyoruz diye cevap aldigini,
Ayhan Akça'nin adi en son kurye Dilek olayinda duyulmasindan sonra
agabeylerinin kendisine nasihat ettigini ve bu polis memurlari ile görüsmesini
azaltmasini istedigini, bir agabeyisinin önceleri Istanbul Ülkü Ocaklari
Baskanligi yaptigini, simdi ise DYP Istanbul Yönetim Kurulu üyesi oldugunu,
Ziya ve Ayhan'in Ankara'da görevli polis memurlari oldugu ancak Istanbul'da
oturduklari, polis memurlari Ziya ve Ayhan'in Abdullah Çatli'dan ve ülkü
ocaklarindan bazi kisilerle konusmalar yaptigina tanik olmadigini, agabeyisinin
Abdullah Çatli'yi tanimasi gerektigini, kendisinin kanunsuz bir isi olmadigini,
hayatinda ilk defa JITEM'e gittigini, ikinci kez de komisyona geldigini,
Ankara'da görevli olan ve genellikle hafta sonlarinda Istanbula gelen polis
memurlari Ayhan ve Ziya'nin Karayolu ile Istanbul'a geldiklerini, Kibrisla bir iliskisinin
olmadigini, Azerbaycan, Bulgaristan, Tunus ve Italya'ya birer defa turistik
gezi amaciyla gittigini'' belirtmistir.(Ek:204)
32- Seyit Ahmet ALTINTAS 14 Ocak 1997 tarihli ifadesinde;
``Istanbul Il Jandarma Komutanligi Istihbarat Subesinde istihbarat elemani
olarak görev yaptigini, halen Diyarbakir Il Jandarma Komutanligi Istihbarat
Sube Müdürlügü emrinde görevli oldugunu, Tarik Ümit'in kaybolma durumundan
sonra olayla ilgilenmeye basladigini, Tarik Ümit'in kirmizi renkli otosunun
Silivri Ilçesi Kiliçli Köyü yakinlarinda bulundugunu, Silivri Büyükkiliçli
Karakolunun gereken tahkikati yapip evraklari Silivri Cumhuriyet Savciligina
gönderdigini, Tarik Ümit'le ilgili çalisma yapmasini Istanbul Il Jandarma Alay
Komutaninin istedigini, Tarik Ümit'le ilgili çalismaya baslar baslamaz Mehmet
Eymür'ün sik sik Tarik Ümit'in kizi Hande Ümit Binici'yi aradigini ve buna
tanik oldugunu, Tarik Ümit ile Mehmet eymür'ün çok samimi olduklarini, Mehmet
Eymür'ün Hande'ye telefon ederek babani Abdullah Çatli ve adamlari kaçirdi,
gazetelere ilan ver yoksa öldürürler dedigini, Mehmet Eymür'ün 3 elemanini
Istanbul'a göndererek Tarik Ümit Olayi'nda Jandarmanin bilgilendirilmesini
sagladigni, Tarik Ümit'in en son görüsme yaptigi kisilerden yola çiktigini ve
Tarik Ümit'in cep telefonundan yola çikarak, Tarik Ümit'in en son telefonla
görüsme yaptigi kisinin Avsar KEDEROGLU oldugunu, Avsar KEDEROGLU adina kayitli
telefonun 1 gün önce alinmis telefon oldugunu ve henüz kullanilmaya
baslandigini, Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak kendisinin
sadece istihbari bir çalisma yaptigini, adam alma, tutma, gözaltina alma gibi
bir yetkisinin bulunmadigini, Avsar KEDEROGLU üzerine telefon kayitli ise de bu
telefonla Ayhan AKÇA ve Ziya BANDIRMALIOGLU'nun görüsme yaptiklarini, Avsar
KEDEROGLU'ndan ögrendigini,
Avsar KEDEROGLU ile sadece bir mülakat yaptigini, bu mülakat sirasinda
polis memurlarindan Ayhan Akça'nin Avsar Kederoglu'nu telefonla aradigini ve
Avsar Kederoglu'na Yalova'dan geldiklerini söyledigini, daha sonra Ayhan Akça
ve Ayhan Çarkin ile Ataköy Polis Karakolunda bir görüsme yaptiklarini, polis
memurlarini görüsme yapmak üzere Karakola davet ettigini, ancak polis memurlari
Ayhan Akça ve Ayhan Çarkin'in bu davetini reddettiklerini, Ataköy Polis
Karakolunda görüsme önerisinin kabulü üzerine Ataköy Polis Karakoluna
gittiklerini, Karakolda iken Ibrahim Sahin'in Ayhan Akça'yi cep telefonundan
aradigini ve kendisiyle görüsmek istedigini ancak kendisinin karakolda bulunan
sabit telefondan görüsebilecegini söyledigini, Ataköy Polis Karakolunun Gazi
olaylari nedeniyle kalabalik oldugunu, nöbetçi Emniyet Müdürünün de karakolda
bulundugunu ve kendisine hitaben polis bölgesine habersiz giremiyecegini
söylediklerini, Ibrahim Sahin'in de kendisi ile telefonla görüstügünü ve polis
memurlarini alamiyacagini söyledigini,
Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Emniyetten Jandarmaya bilgi gelmedigini,
oysa Tarik Ümit'in kaçirildigi mahallin Istanbul Kadiköy polis mintikasi
oldugunu, Kadiköy polisinin bu olayla hiç ilgilenmedigini, sadece jandarmanin
bu olayla ilgilendigini, Tarik Ümit'in aracinin plakasinin güvenlik nedeniyle
Mehmet Agar tarafindan verilen bir tahsis plakasi oldugunu ve bunu da kendisine
MIT'in ve Tarik Ümit'in kizinin söyledigini, olayin baslangicinda Tarik Ümit'in
MIT ajani oldugunu bilmedigini, bunu sonradan ögrendigini, Ataköy Polis
Karakolunda polis memurlari Ayhan Akça ve Ayhan Çarkin ile yaptigi görüsmede
Ayhan Akça'nin Tarik Ümit'i tanidigini kendisine söyledigini, Tarik Ümit'in
kaçirilmadan önce yaptigi son görüsmenin 0 532 ve son rakamlari 2175 olan ve
Avsar KEDEROGLU'na ait olan telefonla yaptiginin belirlendigini, Tarik Ümit'in
telefon numarasini Tarik Ümit'in kizi Hande'den aldigini, Tarik Ümit'in
Tuzla'daki evinde de bir çalisma yaptiklarini ancak herhangi bir parmak izine
rastlamadiklarini, Mehmet Eymür ile hiç görüsmesi olmadigini, sadece Eymür'ün
üç elemani ile görüstügünü, Tarik Ümit'in Silivri'de terkedilmis aracini
gördügünü, araçta parmak izlerine rastlayamadiklarini,
Abdullah Çatli, Sami Hostan ve Haluk Kirci ile ilgili bir çalisma içerisine
girmedigini, Tarik Ümit'in Kibris'ta bir bankasi oldugunu, Tarik Ümit'in kizi
Hande'den isittigini, yine Tarik Ümit'in Kibris'ta bir bankada ortak oldugunu
ve bu bankanin ortaklarindan birisinin de Mehmet Agar'in soförünün kardesi Ömür
Özçelik oldugunu ve % 25 hissesi oldugunu, bunu da Tarik Ümit'in kizi Hande'den
isittigini, Mehmet Eymür'ün adamlari ile Tarik Ümit'in yakin çevresinde 4
milyon dolarlik bir paradan bahsedildigini, ancak paranin kaynaginin belli
olmadigi, Tarik Ümit ve Mehmet Eymür'ün adamlarinin bu paranin uyusturucudan
gelen bir para oldugunu tahmin ettiklerini, Tarik Ümit, Mehmet Eymür ve Korkut
Eken'in son derece samimi olduklarini bildigini, kara para aklanmasiyla ilgili
olarak Tarik Ümit'in ailesinin beyanina göre, Kazakistan, Pakistan, Afganistan
tarafindan gelen uyusturucunun, Kazakistan, Azerbeycan'dan Nahçivan kanaliyla
Türkiye'ye girdigi, Türkiye'den eroinin yurtdisina, Hollanda ve Almanya'ya
çiktigi, birkisim paranin Kazakistan'da aklandigi, Kazakistan'da 450 milyon
dolarlik bir paranin oldugu, bu paranin da Kibris'taki bankada aklandigi, Tarik
Ümit'in de bu isin içinde oldugunun söylendigini,
Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Hayri Kozakçioglu'na rapor ve bilgi
vermedigini, Hayri Kozakçioglu ile hiçbir görüsmesi olmadigini,'' belirtmistir.
(Ek:205)
33- SENAR ER 13.1.1997 tarihli ifadesinde;
``Asil adinin Senar Keremoglu oldugunu, Soyadini ``ER'' olarak
degistirdigini, Van Tur otobüs isletmesi sahibi oldugunu; öz babasi Kadir
Keremoglu'nun 15.4.1995 günü evinden ayrildigini ve o günden bu yana babasindan
haber alamadigini, babasinin Sehmuz DURAK isimli sahis tarafindan götürülmüs
olabilecegini, 10 Temmuz 1994 de Ahmet Demir isminde birisinin kendisini arayip
100 bin Mark para istedigini, kendisinin de bu sahsi tanimadigini söylemesi
üzerine Zinnar kod adli kisi oldugunu söyledigini ve bu sahsin Alaaddin Kanat
oldugunu daha sonra yakalandiginda ögrendigini ve bu sahsin tehlikeli bir insan
oldugunun ifade edildigini ögrendigini, 15 Nisan 1995 de babasinin Van'da
kaçirildigini, Van'da bütün resmi kuruluslara müracaat ettigini, ancak bir
sonuç alamadigini, babasinin kaçirilmasinda rol aldigini tahmin ettigi Sehmuz
Durak'in ifadesi alindiktan sonra serbest birakildigini, babasini kaçiranlarin
daha sonra istedikleri fidye miktarini 750 bin Mark'a çikardiklarini, bunu
verdigi takdirde babasini sag olarak iade edeceklerini söylediklerini,
kendisinin de 100 bin Mark verebilecegini söyledigini, daha sonra durumu
milletvekili Mustafa Zeydan'a anlattigini, onun da zamanin Emniyet Genel Müdürü
Mehmet Agar'dan randevu alarak Agar'la görüstüklerini, Agar'in yardimci
olacagini söyledigini ve hemen Ibrahim Sahin'i telefonla aradigini ve konu ile
ilgili olarak haberdar edilmesi talimatini verdigini, ancak Emniyete yaptigi
basvurulardan da bir sonuç alamadigini, bu arada babasinin kurtarilmasi için
Yarbay Nevres Özatli ile de görüstügünü, bundan da bir sonuç çikmadigini,
kendisinden istenilen fidyeyi vermedigi ve Alaattin Kanat'i yakalattigi için
iki otobüsünün yakildigini, iki otobüsünün de silahla tarandigini, Alaattin
Kanat olayindan sonra bu islerin basina geldigini, babasinin serbest
birakilmasi için 80 milyon Nazif Karacan'a, 200 milyon lira da Lokman Çetin'e
verdigini, bunlari babasinin bakim masrafi alarak verdigini, Alaattin Kanat'in
dayisinin polis oldugunu ve Narkotikte çalistigini, Nizamettin Dagdelen,
Alaattin Kanat ve Mehmet Yaziciogullari adli sahislarin kendisini tek tek
tehdit ettiklerini ve 100 bin mark istediklerini, vermedigi takdirde kendisini
öldüreceklerini söylediklerini, Alaattin Kanat'i tutuklandiktan sonra Van'da
gördügünü, babasini kaçiran araçlarin 34 ALL 82, 06 FH 600, 65 ER 279, 01 EA
600 plakali araçlar oldugunu, plakalarin da sahte oldugunu, babasinin
kaçirildiktan sonra Jandarmada oldugunu ancak korkusundan isteyemedigini,
babasinin para için kaçirildigini, 1994'den beri para toplama, fidye isteme
isinin yogunlastigini, Yüksekova'da herkesten para toplandigini, kendisinden de
sabika kaydi için 5 bin mark istenildigini, en çok para alma isini korucularin
yaptigini, Yüksekova'da insanlarin kendisini güvenlik içerisinde
hissetmediklerini, her an evden alinip götürme korkusu içinde olduklarini,
insanlarin bu nedenle isteyen herkese para vermek zorunda olduklarini,
kendisinin fidye vermedigini buna mukabil babasinin kaçirildigini ve
otobüslerinin yakilip, kursunlandigini, Yesil, Ahmet Demir, Mehmet Yildirim
adlari ile dolasan sahsin askerlerin içinde oldugunu ve Jitemci olarak
bilindigini, fakat bu sahsin sivil oldugunu, ancak yaninda birkaç kisi ve
elinde telsiziyle dolastigini, devamli askerlerle birlikte oldugunu, bugüne
kadar Yüksekova'da çok fidye alindigini, ....................... adli
uyusturucu kaçakçisindan da 750 bin mark fidye aldiklarini,
.....................'in Istanbul'da ikamet ettigini, ancak Yüksekova'li
oldugunu, YESIL'in askerden güç aldigini, bunu Doguda herkesin bildigini,
insanlarin bu sahsi sesinden tanidigini çünkü pekçok kisiyle telefonla
konustugunu, kendisi ile de YESIL'in birkaç kez konustugunu ve bir defasinda
kendisini ölümle tehdit ettigini, Yüksekova'lilarin babasi Kadir Keremoglu'nun
basina gelenleri duyduklari için fidye istendiginde gidip gizlice verdiklerini
ve insanlarin korku içerisinde olduklarini,'' belirtmistir. (Ek:206)
34- MIT Müstesari Sönmez KÖKSAL 9.01.1997 tarihli ifadesinde;
``MIT'in yasal bir örgüt oldugunu, 2937 Sayi ve bu Kanunun 27.maddesinin
bilgi istihsali ve bilgi verme konusu ile ilgili oldugunu, yasal zorunlulukdan
dolayi bazi sorulara cevap vermek durumunda olmadigini, 1992 Kasim ayinda MIT
Müstesarligi görevine basladigini, susurluk olayinin hiç birlikte olmayacak
bazi kimselerin beraberligini açiga vurma açisindan çok önemli oldugunu,
yarginin islevini yaptigi takdirde muhtemelen bu iddialardan bir kisminin dogru
oldugunun ortaya çikacagini, bu iddialarla ilgili her organin, her kurumun
kendi açisindan yürütmesi gereken birtakim tahkikatlar oldugunu, MIT'in görev
alaninin disinda yürüttügü bir çalismasinin olmadigini, MIT'in uyusturucu
konusuna yaklasabilmesi için geçtigimiz yildan itibaren bir birim
olusturdugunu, daha çok bu olaylara stratejik açidan yaklasma egiliminde
oldugunu, MIT'in uyusturucu konusunda yaklasiminin sadece uyusturucunun
Uluslararasi terörle, uyusturucunun organize suç denilen kavramlarla
isbirligini ortaya çikarmak oldugunu,
1988 de yazilmis bir MIT RAPORU oldugunu ve bunun da ilgilisi tarafindan
üstlenildigini ve Komisyona ifade verdigini, bunun disinda MIT tarafindan
ortaya atilmis herhangibir rapor olmadigini, Abdullah Çatli ile ilgili olarak
arsivlerinde bilgi olabilecegini, talep edilmesi halinde iletebileceklerini
Sedat Bucak'in legal bir milletvekili oldugunu ve bu sahisla ilgili bir çalisma
yapmadiklarini, istihbarat neredeyse orada olduklarini, gerektiginde herkesi
istihbarat islerinde kullanabildiklerini, Susurluk kazasindan sonra
Basbakanlikça iddialar hakkinda MIT'in bir inceleme yapmasinin istenildigini,
MIT'in de bu incelemeyi yaptigini ve sonuçlarini Sayin Basbakan'a sundugunu, bu
incelemede devlet içinde kontrolsüz bazi güçlerin varliginin bu olayla ortaya
çiktiginin ifade edildigini, gayri kanuni belgelerin temini, pasaport vs.
seylerin ortaya çiktigi, yapilan bazi operasyonlarda merkezi kontrolün tam
olmadigi hususunda vurgulandigini bunlarin MIT tarafindan yapilan ilk
incelemelerden sonra ortaya çikan emareler oldugunu, istihbarat konusunda yogun
bir sekilde çok basliliktan bahsedildigini, burada sinirlarin iyi çizilmesinin
lazim geldigini, geçici köy koruculugunun yeniden yapilanmasinin ihtiyaç olarak
ortaya çiktiginin ifade edildigini,
Devletin dis itibari açisindan bazi sakincali durumlarda yaratildigina
dikkat çekildigini, MIT'in istihbarat çarkina takilmis oldugu kadariyla kisiler
hakkinda bilgi sunduklarini, 59 kisinin adinin geçtigini, uyusturucu
ticaretinin devlet himayesinde yürütüldügü konusunda bilgisi olmadigini,
yürütülen büyük bir terör mücadelesi oldugunu, MIT'le, Emniyet ve Jandarma
arasinda çekisme ve kargasa olmadigini, böyle bir kavga olsa terörle
mücadelenin bu sekliyle yürütülemiyecegini, MIT'in, yeralti dünyasi ile
güvenlik güçlerinin iliskisi konusunda bir arastirmasinin olmadigini, Tarik
Ümit'in, MIT'in haber toplayici elemani oldugunu, Tarik Ümit olayinin Jandarma
ve savciliga yansidigini, olay icraya yansiyinca MIT'in yapacak birseyi
olmadigini, Mesut Yilmaz'a Budapestede yapilan saldiri ile ilgili olarak
özellikle bir bilgilerinin olmadigini, ancak diger ülkelerdeki bazi
yapilanmalar hakkinda bilgileri oldugunu, Özdemir Sabancinin öldürülmesinin
DHKP-C'nin bir operasyonu oldugunu ve Sabanci ailesinin seçildigini, bunun daha
önceden planlanmis bir operasyon oldugunu, Güneydogu Anadolu raporu konusunda
bir siyasî parti genel baskani ile aralarinda Sabancinin da bulunmasi nedeniyle
operasyonun yanlis izlenim vermemesi amaciyla ertelenmis oldugunu, türkiyed
telefon hat sayisinin 15 milyonu buldugunu, hepsinin dinlenebilmesi için 15
milyon ek hat kurulmasi gerektigini, bütün telefonlarin dinlenmesinin gerçek
disi oldugunu, MIT'in bu konuda töhmet altinda birakildigini,
Ömer Lütfü Topal cinayetiyle ilgili MIT'in bir çalismasi olmadigini,
Tarik Ümit'in MIT kadrolarinda yer alan birisi olmadigini, Tarik Ümit'in
sadece disaridan haber getiren birisi oldugunu, buna haber toplayicisi
dediklerini, MIT olarak PKK'ya finansman temini noktasinda veya degisik tarzdaki
lojistik destekler noktasinda çalisma yapilmasi konusunda bilgi vermesinin güç
oldugunu, olayin tahmin edilenden daha kapsamli bir olay oldugunu, hem
Türkiye'de hem Avrupa'da zorla para toplama olayinin varoldugunu, bir bütün
olarak yürütülen terörle mücadelede geçici köy korucularinin fevkalade olumlu
bir islev gördügünü, birtakim ortadan kaldirilan insanlar PKK'ya yardim
ettikleri amaciyla kaldirildiysa bunu komisyon üyelerinin de kendisinin de
basindan ögrendigini, bunun disinda söyleyecek bir seyi olmadigini,
MIT'te yeralti dünyasi diye bir bilgi havuzu olmadigini, isim soruldugu
takdirde bilgi verebileceklerini,
Türkiye gibi bir ülkede istihbarat yapmanin fevkalade zor oldugunu,
sartlarin zor, iç dinamiklerinin çok hareketli, bir sürü iç problemleri, dis
problemleri oldugunu, böyle bir ülkede istihbaratin hiçbir zaman yeterli
olamayacagini, hiçbir ülkede hiçbir yöneticinin istihbaratin yeterli oldugunu
söyliyemiyecegini, MIT olarak hem insan kalitesi hem de teknik imkânin
artirilmasi konusunda olumlu adimlar attiklarini,
Bu alanda güçlendikleri ölçüde istihbaratin kalitesinin de artacagini,
MIT'in ajanlariyla olan iliskisini ajanlarin haber getirme niteligi ortadan
kalktigi zaman kestigini, Haluk Kirci ile MIT'in bir iliskisinin olmadigini,
Abdi Ipekçi, Ugur Mumcu gibi suikastlerle ilgili dosyalarin kapanmamis
oldugunu, üzerinde çalisildigini,
Kontrespionaj konusunda MIT'in sorgulama yetkisinin bulundugunu, Özdemir
Sabanci cinayeti sanigi Mustafa Duyar'in da kontrespionaj kapsaminda sorgulandigini,
MIT olarak, Abdullah Çatli'yi kullanmadiklarini, Gonca Us, Hüseyin Kocadag,
Abdullah Çatli ve Sedat Bucak ile ilgili bir çalisma yapmadiklarini,
basbakanlikta özel istihbarat bürosu olmadigini,
Ugur Mumcu suikastinde kullanilan patlayici konusu üzerinde MIT olarak
hassasiyetle durduklarini, bunun üzerinde çalisildigini,'' belirtmistir.
(Ek:207)
35- Alaaddin YÜKSEL Emniyet Genel Müdürü 9.01.1997 tarihli ifadesinde;
`` 14 Nisan 1996 tarihinde Emniyet Genel Müdürlügü görevine basladigini,
Susurlukta meydana gelen kazanin Jandarma Genel Komutanliginin tasra
teskilatinin sorumluluk alani içerisinde meydana geldigini, kaza mahallinde
yapilmasi gereken her türlü islemlerin Jandarma Genel Komutanliginin tasra
teskilati tarafindan yapildigini, araçta bulunan meslektaslarinin ne amaçla
orada bulundugunun kendilerini ilgilendirdigini, bunun aydinlatilmasi için
derhal Müfettis görevlendirildigini, Susurluk Cumhuriyet Savciligi'nca kazadan
hemen sonra Emniyet Genel Müdürlügüne çekilen faksta olay mahallinde 7 silahin
bulundugu; genel nitelikleri itibariyle kimler adina kayitli oldugunun
bildirilmesinin istenildigini, buna ilave olarak birtakim belgelerin Emniyet
Genel Müdürlügü tarafindan verilip verilmediginin soruldugunu,
Hüseyin Kocadag ile ilgili yaptirilan inceleme sonucunda; Hüseyin
Kocadag'in Istanbul'da bir polis okulu müdürü oldugunu, Hüseyin Kocadag'in
görev yerinden izinsiz olarak ayrildigi, Havayolu ile Izmir'e gittigi, Hüseyin
Kocadag'i Izmirde otelde kaldiklari, Ege'de bazi geziler yaptiklari, dönüste de
malum kazanin meydana geldiginin anlasildigini,
Kazada bulunan 7 silahtan; 3 silahin bir tanesinin Hüseyin Kocadag'in zati
silahi oldugu, bir tanesinin Sedat Bucak tarafindan Makina Kimya Endüstrisi
Kurumundan satin alinmis ruhsatli silah oldugu, yine bir tanesinin Abdullah
Çatli tarafindan devir suretiyle alinan silah oldugu ve Istanbul Valiligi
tarafindan yapilan sorusturmalara dayali olarak silah ruhsati almis oldugunu
geriye kalan 4 silahin Il Emniyet Müdürlüklerinde kaydinin çikmadigini, Interpol
araciligiyla silahlarin üretildigi fabrikalara sorduklarini,
Özellikle Italyan Baretta fabrikasina soruldugunda, bunlarin Israil'e
satilmis oldugunu ve nihayet bu silahlarin Türkiye'ye satilabileceginden
bahsedildigini,
Sadece Baretta Silahin Israil'e satildiginin ifade edildigi, digerlerinin
ise kayitlarinin bulunamadigini, Emniyet Genel Müdürlügünün tüm depo
kayitlarinin incelendigini ve bu silahlarin kayitlarina rastlanilmadigini,
Abdullah Çatli'nin Türkiye'ye 10 degisik pasaport ve isimle giris-çikis
yaptiginin tesbit edildigini, özellikle 1994 den günümüze kadar 122 kez
yurtdisina çiktiginin belirlendigini, Sahin Ekli adina bir tek Yesil Pasaport
çiktigi, sadece hususi pasaportu Emniyet Genel Müdürlügünden almis oldugu, bu
pasaportuna dayanarak teskil eden belgelerde Maliye Bakanliginda 1.sinif
müfettis ünvani belirtilerek pasaport alindiginin belirlendigi, diger
pasaportlarin Londra Büyükelçiliginden alinmis oldugu,
Emniyet Genel Müdürlügünden 1. sinif Maliye Müfettisi ünvaniyla almis
oldugu pasaporta ait belgelerde Maliye Bakanliginda görevli Daire Baskani Çetin
Karci'nin imzasinin taklit edilerek atilmis oldugunu pasaporta dayanarak teskil
eden evraklarin sahte oldugunu,
Emniyet Genel Müdürlügünde bütün Bakanliklarin yesil pasaport talebine iliskin
belgeleri imzalamaya yetkili kisilerin imza sirkülerlerinin bulundugunu, çok
dikkatli bakildiginda belki bu sahte belgelerin tesbit edilmesinin mümkün
olabilecegini,
Abdullah Çatli'nin gerek Interpol ve gerekse Emniyet kayitlarina
bakildiginda yurtdisinda çok degisik isimler kullandigini, 1980'li yillardan
sonra Fransa'da uyusturucudan yakalandigini, Fransa'da 5 yil hapse mahkum
oldugunu, 5-5,5 yil cezaevinde yattigini, Isviçre'ye iade edildigi ve Isviçre
cezaevinden kaçtigini, Ali Kurdoglu, Ahmet Kurdoglu gibi degisik isimler
kullandigini,
DGM Savciligindan, Emniyet Genel Müdürlügünde silah uzmani kadrosunun
bulunup bulunmadiginin ve bu tür belge verilip verilmediginin soruldugunu,
Emniyet kadrolarinda silah uzmani adiyla bir kadronun bulunmadigini, kayitlarinda
da böyle bir belge tanzim edildigine dair hiçbir kayda rastlanilmadigini, Silah
ruhsatlarinda yasaya göre bir standart oldugunu, görev ve ünvani kim olursa
olsun herkesin ayni silah ruhsatini tasiyacagini, bunun disinda bir ruhsat
örnegi olmadigini,
1996 yili basinda Sedat Bucak için korunma karari alindigini, ancak Sedat
Bucak'in koruma istemedigini, bu nedenle kararin dosyasinda muhafaza
edildigini, Söylemez Çetesinin yakalanmasindan sonra özellikle Söylemezlerin
Milletvekilleri Sedat Bucak ve Necmettin Dede'yi ortadan kaldirmak istedikleri
ve bu amaçla planlar hazirladiklarinin anlasilmasindan sonra Sedat Bucak'in
Içisleri Bakanligina ve Meclis Baskanligina yazili müracaatinin oldugunu ve bu
müracaatindan da korumasina istedigi polis memurlarinin isim listesini
belirttigi, bunun üzerine derhal koruma karari alinmasi zaruretinin ortaya
çiktigini ve koruma olarak istedigi polis memurlarinin Ankara Valiligi emrine
atandigini ve Valilik onayi ile Sedat Bucak'a korumalarin verildigini,
Koruma altinda tutulan 1028 kisi oldugunu ve genellikle korumalarin ismen
korunan kisilerce talep edildigini,
Özel harekatta görevli polislerin zaruret halinde diger islerde de
görevlendirilebildiklerini ,Sayin Basbakan ve Basbakan Yardimcisinin emrinde 20
civarinda özel harekat görevlisinin çalistigini,
Emniyet Genel Müdürlügünün adli görevlere münbahis bir görevi
bulunmadigini, Emniyet Genel Müdürlügünün belli olaylarda, kisileri alalim,
sorgulayalim gibi görevi bulunmadigini, Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile ilgili
olarak Istanbul Emniyet Müdürlügünden derhal bir yaziyla bilgi istediklerini,
alinan cevapta, Istanbul Emniyet Müdürlügü santralina bir ihbarin geldigi, bu
ihbar üzerine 3 polisin ve 2 sivil vatandasin Istanbul Emniyet Müdürlügü
tarafindan alindigi, konunun incelendigi ve olayla hiçbir irtibatinin olmadigi
anlasildigindan herhangibir islem yapilmamistir seklinde ifade edildigini,
Özel Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim Sahin'in Istanbul Çamlica
turnikelerinde özel harekatçi 3 polis memurunu teslim aldigini, Içisleri
Bakani'nin emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'a talimat verdigini, Halil
Tug'un da bu talimati sadece Ibrahim Sahin'e ilettigi ve Emniyet Genel Müdürü
olarak kendisine bilgi vermedigini, bu nedenle ilgililer hakkinda tahkikat
baslattigini, Emniyet Genel Müdürlügü olarak baska bir yerden adam alma
yetkilerinin olmadigini, ancak illerin talebi halinde silah uzmani, sorgulama
uzmani gibi yardim yapabileceklerini, Kamusal gücü kötüye kullanan hiç kimsenin
bu teskilatta barinmamasi gerektigini,
3201 ve 2559 sayili yasalarda polise istihbarat yapma imkâni veren hükümler
oldugunu,
Bu amaçla bütün Il Emniyet Müdürlükleri bünyesinde istihbarat birimleri
oldugunu ve Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde de Istihbarat Daire Baskanligi
bulundugunu, bu birimin dogrudan Emniyet Genel Müdürüne bagli oldugunu, 1980'li
yillardan sonra emniyet Genel Müdürlügünün özellikle terör, uyusturucu ve
organize suçlarla ilgili olarak istihbarat çalismalari yaptigini,
Türkiye'de istihbaratin patronunun MIT oldugunu ve Emniyet Genel
Müdürlügünce yapilan istihbaratin sadece asayis istihbarati oldugunu, PKK'ya
yönelik yapilan nokta operasyonlarin MIT tarafindan verilen bilgilere dayali
oldugunu ve MIT ile aralarinda bir uyumsuzluk olmadigini, ne MIT ile ne de
baskasiyla bir çatismalari olmadigini, 3200 civarinda istihbarat elemanlari
oldugunu, bunun kendi personelleri oldugu ve bu nedenle polisin disaridan adam
kullanmalarina gerek bulunmadigini, Yüksekova, Ankara, Içel, gibi yerlerde
polislerin de aralarinda yer aldigi organize suç örgütlerinin ortaya
çikarildigini, bunun içinde uyusturucu grubunun çiktigini, hatta Söylemet
Çetesinde 5'e yakin emniyet mensubunun oldugunu,
50 ilde Özel Harekat biriminin bulundugunu, toplam görevli sayisinin 6700
civarinda oldugunu, bati illerimizde görev alan özel harekat elemanlarindan
bazilarinda psikolojik problemler çiktigini, ciddi problemleri yasandigini, bu
elemanlarin rehabilite edilmelerinin sart oldugunu bu amaçla Balikesirde bir
rehabilitasyon merkezi açmak için çalismalarinin oldugunu,
Abdullah Çatli ile ilgili olarak Istanbul DGM Bassavciliginin bir çalisma
yaptigini,
Mesut Yilmaz'a Budapeste'de yapilan saldiri ile ilgili olarak, Dis
Iliskiler Daire Baskani ile Disisleri Bakanligindan konu ile alakali bir büyükelçinin
Macaristan'a gittiklerini ve Macar polisi ile bir çalisma yaptiklarini, olayda
3 kisinin oldugunun ifade edildigini, macar polisinin 3 kisi hakkinda tutuklama
karari verdigini ancak bu kisilerin Macaristani terk ettiklerini Macar
polisince, ifade edilmis oldugunu, bu kisilerle ilgili Interpol kanaliyla
kirmizi bülten çikardiklarini ve takibin devam ettigini,
Susurluk kazasindan sonra Emniyet Teskilati olarak çok zor günler
geçirdiklerini, kim yasalara aykiri bir sey yapmissa elbette bunun sonuçlarina
da katlanmasi gerektigini, Söylemezler çetesi dahil hiçbir çete sorusturmasinda
yarim birakilan bir husus olmadigini ve herseyin gayet iyi gittigini,
Devlet içerisinde suç isleyen insanlar, münferit olarak her zaman
çiktigini, bunun örneklerinin dünyanin her yerinde görüldügünü, devlet içinde
bir çete örgütlenmesinin sözkonusu olmadigini, Türkiyede mafya tarifi
içerisinde bir mafya olmadigini, türkiye'de organize suç sebekeleri oldugunu,
mafyanin tarifinde en önemli konunun ülkenin bir bölümünde tüm ekonomik ve
sosyal faaliyetlerin o grubun elinde tutmasinin geldigini, orada kamu ve özel
birtakim seylerden rant alma, gibi Türkiyede böyle bir seyin olmadigini,
birtakim organizasyonlar, suç gruplari içerisinde, devletin içinde yeralmis
münferit kisilerin zaman zaman olabildigini, bunu devletin mafya ile ilintisi
olarak nitelemenin mümkün olmadigini, organize suçlar içerisinde suç isleme
itiyadinda olan, potansiyel nitelikli kamu görevlileri olabilecegini, Emniyet
teskilatinin da acele olarak yeniden yapilandirilmasi gerektigini, polis
okullarini 2 yillik polis meslek yüksek okullari haline getirmeyi
düsündüklerini,
Abdullah Çatli'nin Emniyet Teskilatinca kullanildigi yolunda bir tesbitinin
olmadigini, Emniyet Genel Müdürlügünde kendi kadrosu disinda insanlarin
çalistirildigina dair de herhangibir bilgi ve belge bulunmadigini, Susurluk
kazasinda bulunan silahlarin balistik incelemelerinin Jandarmada ve sonra da
Jandarma tarafindan Emniyet Genel Müdürlügü laboratuvarlarinda yaptirildigini
ve silahlarin hepsinin temiz çiktigini,
1996'nin ilk ayinda Haluk Kirci'nin Istanbul polisi tarafindan hakkinda
Bahçelievler katliami ve Istanbul Büyükçekmece Mahkemeleri tarafindan verilmis
giyabi tutuklama karari nedeniyle yakalandigini ve Istanbul Emniyetinden
kaçtigini, Istanbul Emniyet Müdürlügünün bir sorusturma açtigini, bu
sorusturmayi bir baskomiserin yaptigini, sorusturma sonucunun yargiya intikal
ettigini ve bir polis memurunun tutuklandigini ve digerinin serbest
birakildigini, bundan sonra polis memurunun da beraat ettigini, sonradan
Istanbul Cumhuriyet Bassavciliginin konu ile ilgili tekrar sorusturma açtigini,
Emniyet Müdürü Statüsünde bir özel harekatçi olmadigi için Ibrahim Sahin'in
Özel Harekat Daire Baskanligina vekaleten baktigini'' belirtmistir. (Ek:208)
36- Hande BIRINCI 7.01.1997 tarihli ifadesinde;
``Tarik Ümit'in kizi oldugunu, babasinin en son 2 Mart 1995 de Yaman Hakki
ile görüstügünü, Yaman Hakki'nin Kibris Bankasindaki Müdür oldugunu ve babasi
ile bu bankaya ortak olduklarini, bankanin baska ortaklari olup olmadigini
bilmedigini, Babasi Tarik Ümit'in 3 Mart 1995'te Istanbul Erenköy Divan
Pastanesine gitmis oldugunu, babasinin bu pastaneye gittigini orada çalisan
garsonlardan ögrendigini, babasinin burada Ziya ve Ayhan isimli iki polis
memuru ile bulustugunu, bunu da Jandarmada Jitem'ci Assubay Ahmet Alatintas'tan
ögrendigini, bu iki polis memurunun Ibrahim Agabey seni evde bekliyor oraya
gidecegiz dediklerini ögrendigini, Ibrahim'in Ibrahim Sahin olup olmadigini
bilemedigini, 4 Mart 1995 günü saat 13.30 siralarinda babasinin otomobilinin
Silivride bulundugu yere gittigini, Jandarmanin arastirmaya basladigini ve
aracin plakasinin sahte olmasi üzerine Jandarmada bir süre alikonulduklarini,
daha sonra Kadiköy Cumhuriyet Savciligina giderek babasinin hayatindan endise
duydugu için müracaatta bulundugunu, babasinin serbest ticaretle mesgul
oldugunu, Kibristaki bir bankanin ortagi oldugunu, son zamanlarda tek ugrastigi
isin bu oldugunu, Almanyada yasiyan bir ablasinin bulundugunu, babasi Tarik
Ümit'in kaybolmasindan hemen sonra Mehmet Eymür'ün kendisini telefonla
aradigini ve iki arkadasini da Istanbul'a gönderdigini, babasinin kaybolmasinda
Korkut Eken'in rolü bulundugunu, ifadeye gittigine bunu belirtmesini
söyledigini, Mehmet Eymür'ün de, Korkut Eken'in de babasinin arkadasi
olduklarini, Jandarma JITEM'den assubay Ahmet Altintas'in Tarik Ümit ile ilgili
bir çalisma yaptigini ve Avsar kederoglu ismini sordugunu, böyle bir sahsi o
ana kadar hiç duymadigini, kendi duyumlarina göre babasinin iki polis memuru ve
ibrahim Sahin tarafindan Abdullah Çatli'ya teslim edildigi ve bir daha Tarik
Ümit'in piyasaya çikmadigini; Korkut Eken ile Istanbul Feneryolunda 10 dakika
kadar görüstügünü ve bu görüsmede Eken'in kendisine babasinin yurtdisinda bir
görev yollandigini, söyledigini,
Mehmet Eymür'ün yolladigi kisilerin kendisine babasinin Korkut Eken'in
istegi üzerine özel harekatçilarca kaçirildigini ve sorgulandigini
söylediklerini, bu konu ile ilgili olarak Mehmet Agar'in da isminin geçtigini,
Eymür'ün kendisinin de babasinin kaçirilmasinda Korkut Eken ve Mehmet Agar'in
ilgisinin oldugunu ve bu isimleri Cumhuriyet Savciligina vermesini söyledigini,
ancak bu isimleri Savciliga vermedigini, Tarik Ümit'in son aylarda ortaligin
epeyce karisik oldugunu, zamani gelince bazi seyleri anlatacagini ancak henüz
vakti gelmedigini kendisine söyledigini, arada laf çikartan insanlar var
dedigini babasindan isittigini, Tarik Ümit'in Cihangirde yazihanesinin Korkut
Eken tarafindan telefonla arandigini ve Korkut Eken'in telefona cevap veren
çocuga, o bizi satti biz de onu satacagiz deyip telefonu kapattigini, bunu
yazihanedeki çocuktan isittigini, bu telefon olayinin babasinin kaybolmasindan
önce oldugunu, korkut Eken ve Mehmet Agar'in mal vaarliklarinin arastirilmasi
gerektigini,
Babasinin kaybolmasinin Silivri Jandarmasinca yapilan bir sorusturma ile
kaldigini, Abdullah Çatliyi Mehmet Özbay ismiyle tanimadigini, Mehmet Agar'i da
sahsen tanimadigini, Emniyetten Hiram Abas, Mehmet Eymür ve Korkut Eken'i
tanidigini, Assubay Ahmet Altintas'i, Jitem mensubu olarak tanidigini ve ilk
defa babasinin kaybolmasi olayinda tanistigini, Kibris Bankasindaki ortak Yaman
Hakkinin kendisine babasi Tarik Ümit'in bankada hissesi olmadigini söyledigini
ancak elinde hisse dagilimi olan evrak bulundugunu ve babasinin bankaya ortak
oldugunu ve kaybolmadan evvel en son gündüz Tarik Ümit'in Divam Pastanesinde
Hakki beyle görüsmüs oldugunu, Babasi Tarik Ümit'in son zamanlarda emniyet
tarafina ters düsmüs olabilecegi seklinde kuskularinin oldugunu,
Ibrahim Sahin ile sahsen hiçbir tanisikligi olmadigini bildigi kadariyla
babasi Tarik Ümit'in uyusturucu ticaretiyle bir alakasinin bulunmadigini,
dündar Kiliç isminden babasinin hiç bir zaman bahsetmedigini, Alaattin Çakici,
Tevfik Agansoy, Behçet Cantürk, Ömer Lütfü Topal, Sami Hostan ile Tarik Ümit
arasinda direkt ya da endirekt iliskiler konusunda herhangi bir duyumunun
olmadigini zaten kendisinin son 2 yildir Istanbul'da oturmadigini, Yasar Öz'ün
Düzceden babasi Tarik Ümit'in çocukluk arkadasi oldugunu, Yasar Öz ile Tarik
Ümit'in bir is iliskisinin olmadigini, Tarik Ümit'i uyusturucuya karsi bir
insan olarak bildigini, Yasar Öz'ün uyusturucu ticareti ile ilgisinin olup
olmadigini bilmedigini,'' belirtmistir. (Ek:209)
37- Ibrahim Sahin Özel Harekat Dairesi Eski Baskan Vekili 7.01.1997 tarihli
ifadesinde;
``1956 Tokat dogumlu oldugunu ve 1982'nin sonunda Özel Harekatin
Kurucularindan birisi oldugunu, Tarik Ümit ile Istanbul Emniyet Müdürlügünde
çalisirken tanistigini, Tarik Ümit ile dost olduklarini; Tarik Ümit'in kendisinin
iki kez ziyaretine geldigini, Tarik Ümit'in kayboldugu 1995 yili 2 Mart'inda
kendisinin polis Memuru Ayhan Akça ve Mehmet Agar ile birlikte Diyarbakir'da
olduklarini,
Tarik Ümit'in öldürülüp öldürülmedigini bilmedigini, ancak Tarik Ümit'in
uyusturucu kaçakçilarini polise ve devlete yakalattigini, bunun için ajanlik
yaptigini, Tarik Ümit ile 1991-1992 yillarinda tanistigini ve o günden beri
devamli ölüm korkusu içinde oldugunu, bu durumu Tarik Ümit'in kendisinden
duydugunu, bir de Tarik Ümit'in Kibrista banka açtigini kendisine söyledigini,
Tarik Ümit'in bu bankaya ortak oldugunun söylendigini,
Topal Cinayeti ile ilgili olarak polis memurlari Ayhan Akça, Oguz Yorulmaz
ve Ercan Ersoy'un evvelce Özel Harekat daire Baskanligi emrinde çalistiklarini
1995 yili Nisan ayinda ayrildiklarini, Ercan Ersoy'un Izmir'e, Ayhan Çarkin ile
Oguz Yorulmaz'in da istanbul'a tayin olduklarini, su anda Ercan Ersoy'un özel
harekatçi olmadigini, diger ikisinin Özel Harekatçi oldugunu, Oguz Yorulmaz'in
1996 yili Ocak Subat aylarinda Ankara'dan ayrildigini, bu polis memurlari,
ayrildiktan sonra hiçbir sekilde görüsmesinin olmadigini, hele Ercan Ersoy'la
hiç olmadigini, zaten Ercan Ersoy'un özel harekattan çikarildigini, 28 Agustos
1996 da Emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil Tug'un kendisini çagirdigini ve
Istanbul'da alinan bu memurlari alip getirmesini kendisine köyledigini,
Içisleri Bakani Mehmet Agar'in da kendisini telefonla aradigini ve bu talimati
verdigini, istanbul Çamlica turnikelerinde memurlari teslim aldiklarini ve Ankara'ya
döndüklerini,
Döndükten sonra Halil Tug ve Içisleri Bakanina bilgi verdiklerini,
getirilen sahislarin ifadelerini aldiktan sonra serbest biraktiklarini,
Istanbuldan tutanakla teslim aldiklarini, tutanakta sahislarin bir ihbar
neticesi alindiklarini ve herhangibir illiyet bagina rastlanmadigi ve olayla
ilgileri olmadigindan bahsedilerek teslim edildiginin belirtildigi, Ankara'da
bu sahislarin yazili ifadelerinin ve gösterdikleri sahitlerin de ifadelerinin
alinarak saliverildiklerini,
Bu polis memurlari ile birlikte iki sivil Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir'in
de teslim alindigini ve ifadelerinin alinmasindan sonra bunlarin da serbest
birakildiklarini,
Mehmet Ali Yaprak ile bir iliskisinin bulunmadigini ve bu sahsi
tanimadigini, Tarik Ümit'in kizi Handeyi de tanimadigini ve hiç görüsmedigini,
Tarik Ümit olayinin sousturmasini yapan Jandarma Assubayi ile telefonla
görüstügünü ve özel harekatçi Ayhan Akça'nin alinmasinin yanlis oldugunu ve
bikarilmasini söyledigini, Resmi olarak istenildigi takdirde Ayhan Akçay'i
verebileceklerini de söyledigini, Tarik Ümit olayi ile ilgili olarak Mehmet
Eymür'ün kendisine telefon ettigini ve Tarik Ümit'in kendilerince alindigini
söyledigini, kendisinin de mümkün olmadigini, almalari için sebep olmadigini
söyledigini, Abdullah Çatli'yi tanimadigini, Özel harekatta görevli polis
memurlari nereye tayin olurlarsa olsunlar mutlaka Özel Harekat daire
Baskanliginin görüsünün alinmasi gerektigini, Sedat Bucak'a koruma olarak
verilen memurlarla ilgili olarak kendilerinden bir görüs sorulmadigini,
normalde sorulmasi gerektigini, Ayhan Akça'nin evvelce kendisine korumalik
yaptigini, Ayhan Akça ile kurye Dilek Örnek iliskisini Ayhan Akça'nin açiga
alinmasindan sonra ögrendigini, 1988 den beri Ayhan Akça ile birlikte
çalistiklarini ve hem kendisinin hem de Ayhan Akçanin Tokat'li oldugunu ve
hemsehri olduklarini ve güvendigi bir elemani oldugunu,
Doguda, zaman zaman operasyonlar, bölgedeki MIT sorumlusu personel ile
bilgi alisverisi yaptiklarini, operasyon öncesi MIT yetkililerinden bilgi
aldiklarini,
Operasyona katilan özel tim'in en az 20 kisiden olustugunu, ve iki timle
operasyona gidildigini,
Özel tim'in kirsal alana tek basina gitme yetkisinin bulunmadigini, mutlak
surette yanlarinda askeri birlik olmasi gerektigini, Narkotikle özel harekatin
bir baglantisi olmadigini, kendisinin 25 yillik polis olarak sadece esrari
tanidigini, digerlerini bilmedigini, narkotik subelerin kirsal alanda operasyon
tecrübelerinin bulunmamasi nedeniyle kendilerinden yardim istediklerini ve
kirsal alanda pusu atma islerini yaparak Narkotike yardimci olduklarini,
Uyusturucu sevkiyati ile PKK'nin baglantisinin oldugunu, nihai olarak
kendilerinin operasyon mensubu olduklarini,
1993 yilindan beri Özel Harekat daire Baskanligi görevini vekaleten
yürüttügünü, Özel Harekatta 7 bin civarinda personel oldugunu, özel harekatin
lekelenmemesi için elden gelen gayretin gösterildigini ve uygunsuz hali
görülenlerin hemen özel harekattan çikarildigini, özel harekatin yipratilmasi
için memurlarinin MHP'lilerden seçildigi yolunda söylentiler yayildigini ve
bunun gerçekle bir ilgisi olmadigini, PKK ile mücadelede özel harekatin
basarili oldugunu ve bu nedenle PKK örgütünce kendilerine saldirildigini,
Bu güne kadar 6700 kisilik özel harekat kadrosundan, isledikleri suçlar nedeniyle
sadece 28 kisinin meslekten ihraç edildigini, özel harekatin kurulusunun Genel
Kurmay'in Özel Harp Dairesine dayandigini, ilk kuruldugunda Özel Harp
Dairesinin kendilerine kurslar verdigini, PKK ile yürütülen mücadelenin bir
gerilla savasi oldugunu, Askerlerin operasyonlara giderken yanlarinda polis
timi istediklerini,
özel timci polisleri Ankara'ya getirdigi için açiga alindigini, Sedat
Bucak'in kaza geçirmesi üzerine Istanbul'u telefonla aradigini ve Sedat
Bucak'in durumunu sordugunu, Sedat Bucak'i tanidigini ayrica Güneydoguda bütün
asiret reisleriyle yakin iliskilerinin bulundugunu bu insanlarin özel harekata
yardimci olduklarini Sedat Bucak'i sagligini merak ettigi için aradigini,
Istanbul Emniyet Müdürlügünü de aradigini ancak Balikesir'i aramadigini, Behcet
Cantürk öldügü zaman sevindiklerini, Behcet Cantürk'ün Özgür Gündem Gazetesinin
% 30 hissedari oldugunu, PKK'ya en büyük mali ve lojistik destegi sagladiginin
söylendigini, bu operasyonu kimin yaptigini bilmedigini, Savas Buldan'in da
PKK'ya destek verdigi kanaatinde oldugunu, Buldan'larin doguda asiret olarak bu
örgüte yardim ettiklerini, Ömer Lütfü Topal hakkinda böyle bir duyumu
olmadigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmesinde para ve menfaat iliskilerinin
bulunabilecegi kanaatinde oldugunu, Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile Özel
Harekatin karalanmaya çalisildigini, Uzi silahinin özel harekatta
kullanildigini, profosyonelce islenmis olan bu cinayette uzi silahi birakilarak
adeta bir mesaj verilmek istenildigini, bu uzi silahin özel harekattaki silahlardan
olmadigini zaten numarasinin da silinmis oldugunu, Abdullah Çatliyi
tanimadigini, 1995 yilinda Çatli ile oturup konustuklarini ancak Çatli olarak
degil Mehmet Özbay olarak tanidigini, hatta soyadini bile bilmedigini, kazadan
sonra ögrendigini, Ankara'da Sedat Bucak'in yazihanesinde gördügünü ve isadami
ve tekstilci oldugunu kendisine söyledigini, bir-iki defa da Istanbul'da
görüstüklerini,
Emniyette silah uzmani sertifikasi verilmesi gibi bir uygulama aolmadigini,
Korkut Eken'in Balikesir ve Mentes kurslarinda özel harekata ögretmenlik
yaptigini, bunun disinda özel harekatla hiçbir sekilde iliskisinin
bulunmadigini,
Hüseyin Kocadag ile ilk Özel Harekat subesinde beraber çalistiklarini, bir
kadinla iliskisi oldugu gerekçesiyle meslekten ihraç edildigini ve Danistay
Karariyla tekrar meslege döndügünü ve Hakkari Özel Harekat Sube Müdürü olarak
tekrar basladigini,
Ömer Lütfü Topal cinayeti ile ilgili Istanbulda polisce alinan 3 özel
timciyi almak üzere Istanbul'a gidisinde Emniyet Genel Müdürü Alaaddin
Yüksel'in Ankara'da olmadigini ve görevi Emniyet Genel Müdür Yardimcisi Halil
Tug'dan aldigini,
Özel harekatin, istihbarat için adam kullanmadigini, özel harekatta da
böyle bir istihbarat birimi olmadigini,
Bucak asiretinin tamaminin gönüllü köy korucusu olduklarini ve para
almadiklarini, devletten para alan Bucak asireti ile ilgili korucu sayisinin
50'yi geçmedigini, operasyon bölgelerinde arazi sartlarini iyi bilen 3-5
koruyucu da beraberlerine alabildiklerini, bunlarin sadece yol gösterici
olduklarini,
Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayi ile ilgili olarak, Mehmet Eymür'ün
kendisini telefonla aramadigini, kendisinin Yenimahalleye giderek Mehmet eymür
ile yemek yiyip görüstügünü, Mehmet Agar'in bu konuda kendisine bir sey
söylemedigini, Mehmet Eymür ile Tarik Ümit'in kaçirilmasi olayini da
konustuklarini, Mehmet eymür'ün kendisine Tarik Ümit'i Ayhan Akça ve Ziya
Bandirmalioglunun götürdügünü ve Abdullah Çatli'in elinde oldugunu söyledigini,
kendisinin de Ayhan Akçanin Diyarbakir da o gece yaninda oldugunu ve Genel
Müdür ile birlikte Diyarbakirda bulunduklarini, Diyarbakirda olan bir insanin
Istanbul'da Divan Pastanesinden Tarik Ümit'i kaçirmanin mantik disi olduguu
söyledigini,
Mehmet Eymür ile yaptigi görüsmede Mehmet Eymür'ün ``Tarik Ümit'i Abdullah
Çatli biraksin, ya da biraktirin, ben teminat veriyorum, bir daha Tarik Ümit
Abdullah Çatli'nin islerine karismayacak yahut o alana girmeyecek'' dedigini,
kendisinin de Tarik Ümit'in nerede oldugunu bilmedigini söyledigini,
Özel Harekat Daire Baskanliginin herhangibir kisiyi alip sorusturma
hakkinin bulunmadigini,
Özel Çiller ile bir münasebetinin bulunmadigini, ömrü hayatinda Özer
Çiller'i görmedigini,'' belirtmistir. (Ek:210)
38- Bilgi ÜNAL Istanbul Eski Emniyet Müdür Yardimcisi 7.01.1997 tarihli
ifadesinde:
''1952 Balikesir Manyas dogumlu oldugunu, Ömer Lütfü Topal, cinayetinde
olay yerinde 2 tane kalesnikof tüfek birakilmis oldugunu ve bu tüfeklere ait
bos kovanlar ile Istinye tarafindan çalinti oldugu anlasilan bir arabada
ameliyat eldivenleri bulundugunu, teknik büronun yaptigi çalisma sonucu
tüfeklerin bir tanesinin Sarjörü üzerinde ``Taramaya müsait degil, ancak
mukayese müsait yarim bir parmak izi bulundugu'' seklinde tesbit yapildigi, bu
olayi Bodrum Torba'da Regata Oteli ortaklarinin öldürülmesi olayinin bir
misillemesi olarak degerlendirildigini, Ömer Lütfü Topal'in Regata Oteline
ortak oldugunu, bu otelin ortaklarindan birisinin Ömer Lütfü Topal tarafindan
öldürüldügü seklinde kamuoyunda konusmalar oldugunu, hatta konu ile ilgili
olarak Mugladan bir ekibin gelerek Istanbulda 15 gün çalistiklarini, Cinayet
bürosuna gelen bir ihbarda özel harekatçi memurlarin isimlerinin verildigini ve
bunun degerlendirilmesi lazim geldigi yolunda olusturulan ekipte bir kanaat
uyandigini, bu durumu Il Emniyet Müdürü Kemal Yaziciogluna da aktardigini, ve
olumlu görüsünü aldiklarini, bunun üzerine bir memurun Istanbuldan birisinin de
Izmir'den alindigini, üçüncüsü olan Ayhan'in da arkadaslarini sormak için
Subeye geldiginde alindigini,
Ömer Lütfü Topal Cinayetini arastirmakla görevli bir grup olusturduklarini,
Asayis Subesi Müdür Yardimcisi, Cinayet Büro Amiri ve Cinayet Büro Amir
Yardimcisindan bu grubun olustugunu,
Grubun yaptigi çalismada alinan özel harekatçi memurlardan kesinlikle bu
olaya yanasmadiklarini, bu cinayetle ilgilerinin olmadigini,olay gecesi bir
memurun Istanbulda C bölgesi diye bilinen Kadiköy Bölgesinde görevli oldugu,
bir tanesinin Bakirköyde arkadaslariyla yemekte oldugu, diger birinin de
Izmir'de oldugunu,
Alinan polis memurlarinin ve eldeki diger sivil kisilerin Ankara'dan
gelecek ekibe teslim edilmesi için Içisleri Bakani Mehmet Agar'in Istanbul
Emniyet Müdürü Kemal Yaziciogluna talimat verdigini, bunu Kemal Beyin kendisine
aktardigini,
Ankara da Özel Harekat dairesi Baskan Vekili Ibrahim Sahin in Istanbul'a
gelerek Çamlica turnikelerinde memurlari ve sivilleri teslim alarak
götürdügünü, teslim isleminde tutanak düzenlendigini,
Memurlarin teslim saati itibariyle 29 saat gözaltinda kaldiklari, bu sürenin
uzamis olmasinin, Sayin Içisleri Bakaninin talimati üzerine Ankara'dan gelecek
ekibin beklenmesinden kaynaklandigini, yoksa yasal süre içerisinde ilgililerin
saliverilmis olacaklarini, alinan sahislarin sorgulanmadiklarini, isnat edilen
suçla ilgili olarak kendilerine bilgi verildigi ve kagida yazmalarinin
istenildigi, bunun bir uygulama oldugunu ve bu sahislarin olayla ilgili
olmadiklarina dair el yazilarinin oldugunu, bunun ifade niteligini tasimadigi,
kendisinin bu kisilerle yapilan mülakatta bulunmadigini,
Ömer Lütfü Topal'in olay günü aksami casinodan evine giderken müdiresi ile
ortagi Ali Fevzi Bir tarafindan yolcu edildigini, olay günü diger ortagi Sami
Hostan'in il disinda oldugunu,
Emniyetle ilgili ünitelerde hiçbir zaman video ile kayit yapmadiklarini,
böyle bir tesbit yapmalarinin sözkonusu olmadigini, alinan polis memurlari ile
yapilan mülakata yabanci kisilerin girmedigini,
Memurlarin, mülakatta bulunan bütün görevlileri tanimalarinin mümkün
olmadigini, Istanbul Emniyetinde bile qekçok memurun Il Emniyet Müdürü olarak
sahsen kendisini bile tanimadiklarini, ancak ismen taniyabileceklerini,
Ömer Lütfü Topal Cinayeti sorusturmasi ile ilgili olarak kendilerine
herhangibir telkin yada esgeçin seklinde bir zorlama yapilmadigini,
Alinan 3 polis memuru ile ilgili olarak kendilerine resmi yada gayriresmi
sahislardan kimsenin muhatap olmadigini, ve bu konuda bir haber de duymadigini,
Ömer Lütfü Topal Cinayeti ile ilgili olarak yönlendirilmelerinin sözkonusu
olmadigini, böyle bir sey hissetmedigini,
Abdullah Çatliyi tanimadigini, ancak isim olarak tanidigini, Mehmet
Özbay'in Abdullah Çatli oldugunu bilmedigini, Susurluk kazasindan sonra
ögrendigini,
Ömer Lütfü Topal cinayetinde kullanilan silahlardan birisinde Abdullah
Çatlinin Sahin ekli ismi ile 1992 yilinda yurtdisina çikista sahte isim ve
pasaportla yakalanmasinda alinan parmak izi ile benzerlik gösterdigini ve bunun
da ilgili memurlarin kendi islerinde dikkatli davranmis olduklarinin bir sonucu
oldugunu,
Asayis Subesinin bu konuda yaptigi çalismalarla MIT ile direkt bir
iliskisinin olmadigini eldeki mevcut bilgilere göre Ömer Lütfü Topal
cinayetinin aydinlatilmasinin mümkün olmadigini,
Tevfik Agansoy'un öldürülmeden önce de iki kez öldürmeye tesebbüs oldugunu,
olayin 2 sanigini aldiklarini, olaya fiilen karisan 6 kisi oldugunu ve
digerlerinin de isimlerini belirlediklerini, ölenlerden birisinin cinayeti
islemeye gelen sahislardan birisi oldugunu,
Arnavut Sami olarak bilinen Sami Hostan'in Almanyada esrarla yakalanmak ve
kumar oynatmak suçlarindan hakkinda fis düzenlenmis olamsina ragmen, kendisine
silah ruhsati verilmesi ile ilgili olarak bir bilgisinin olmadigini ve bu
kounda bir yorum yapamayacagini,
Haluk Kirci hakkinda bir bilgisinin olmadigini, basinda yansidigi kadariyla
bildigini,
Topal cinayeti gibi profesyonelce islenen cinayetlerde, suçta kullanilan
tabanca, tüfek neyse, özellikle hadise yerinde birakildigini, çünkü
birakilmadigi takdirde baska bir hadisede kullanildigi zaman yakalanma ihtimali
olacagindan o hadisenin de akabinde çözülmesini getirecegini bu nedenle
silahlarin birakilmis olabilecegi, kanaatinde oldugunu,
Özel tim mensuplarindan Oguz'un Hüseyin Kocadag'in korumaligini yaptigi
konusunda bir bilgisi olmadigini,
Ömer Lütfü Topal'in daha önceleri uyusturucu kaçakçiligi yaptigi seklinde
duyumu oldugunu, bugün için uyusturucu kaçakçiligindan çok daha fazla paranin
mevcut gazinolarindan kazandigini, Ömer Lütfü Topal'in gazinocular alemi
içerisinde sevilmeyen bir kisi oldugunu, bu kadar çok düsmani olan bir kisinin
olay günü silahsiz ve tekbasina olmasinin dikkat çekici oldugunu,
Alinan 3 özel tim görevlisi ile Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir'in iliskileri
hakkinda bilgisi olmadigini, Sami Hostan'i hiç tanimadigini ve görmedigini, Ali
Fevci Bir'i de tebligat için Ömer Lütfü Topal'in ogluyla birlikte geldiklerinde
bir defa gördügünü,
Ayhan Akça'yi tanimadigini ve Ibrahim Sahin'in özel korumasi olup
olmadigini bilmedigini,'' belirtmistir. (Ek:211)
39- Habip ASLANTÜRK 28.01.1997 tarihli ifadesinde;
``1971 Istanbul dogumlu oldugunu ve Ilkokul mezunu oldugunu, Abdullah
Çatli'nin Sultan Tekstil firmasinin muhasebe islerinde çalistigini, Abdullah
Çatli'yi, Mehmet Özbay olarak bildigini, Sultan Tekstil'e 1994 yili Agustos
ayinda girdigini, Subat ayina kadar burada çalistigini ve daha sonra BAYSA
Sirketinde çalismak üzere kendisinin Botas'a gidip-gelmekle
görevlendirildigini, kendisi ile birlikte Turgay Maraslinin da bulundugunu,
Mehmet Özbay'in soförlügünü de yaptigini, ancak devamli sahsi soförü olmadigini,
simdi Baysa'da çalistigini,
Mehmet Özbay (Abdullah Çatli)'in Bati Trakyada Türk asilli milletvekili
Sadik Ahmet ile samimi oldugunu, ayrica Sedat Bucak ile de Çatli'nin
gelip-gittiklerini, Mehmet Özbay ile 3-4 defa Ankara'ya geldiklerini, yüksek
insaata ve Sedat Bucak'a bir defasinda ugradiklarini, Mehmet Özbay'a
çevresindekilerin Büyük Reis diye hitap ettiklerini, Haluk Kirci'nin da Çatli
ile birlikte oldugunu, Sultan Tekstilde Haluk Kirci'nin ithalat-ihracat
müdürlügü yaptigini, Mehmet Özbay'in Botastan aldigi iste Ahmet Baydar ile
ortak oldugunu, Mehmet Hadi Özcan'i da Botas'ta bir kez gördügünü, Haluk
Kirci'nin da 2 kez Botas'a geldigini gördügünü, Korkut Eken'i Botas'ta hiç
görmedigini, Botasta çalistigini sonradan gazetelerden ögrendigini,
Mehmet Özbay (Abdullah Çatli)'in Istanbul Floryada evi oldugunu, kendisinin
BMW otomobile bindigini, Haniminin Honda kizinin da suzuki otomobili oldugunu,
sirketleri bulundugunu bu genç yasta bu serveti nasil elde ettigini zaman zaman
kendi aralarinda arkadaslari ile düsünüp konustuklarinin vaki oldugunu,
Mehmet Özbay'in saza, söze, eglenceye düskünlügünün oldugunu, Istanbul
Yesilköyde Balikçi Hasan'a Orfoz restaurant'a, Etilerdeki barlara ve benzeri
yerlere gittiklerini, Mehmet Özbay'in zaman zaman yurtdisina gittigini, Mehmet
Özbay'in iki tane telefonu oldugunu ve 5-6 tane de karti oldugunu, kendi
üzerine Mehmet Özbay'in 2 kart aldirdigini, ayrica soför Çetin Babayigit adina
aldirmis oldugu iki tane de telefonun oldugunu, bu telefonlari da kendi üzerine
devraldigini, ancak telefonlardan birisinin devamli Mehmet Özbay tarafindan
kullanildigini, kendisinde olan telefonun da Mehmet Özbay ile irtibat saglamak
için bulundugunu, Mehmet Özbayin sirketlerinden Sultan Tekstil'in durumunun iyi
oldugunu, Ticaret Odasinca verilmis olan basari belgesinin oldugunu, hatta bir
ara kredi almak istediklerini ancak ithalat-ihracat kosullarina uymadigi için
alamadiklarini,
Haluk Kirci'nin Sultan Tekstilde çalistigi zaman baska bir isim
kullanmadigini ve herkesin onu Haluk Kirci olarak bildigini,
Abdullah Çatli ile Gonca Us'un birlikte yasadiklarini,
Abdullah Çatli ile Sami Hostan'i bir kez birlikte gördügünü hatirladigini,
ancak Sami Hostan'in Abdullah Çatli'yi telefonla arayip aramadigini
bilmedigini, onu sekretere sormak gerektigini, Abdullah Çatli ile Ömer Lütfi
Topal'i birlikte hiç görmedigini ve bilmedigini,'' belirtmistir.(Ek:212)
40- Abdullah ÇETIN 28.01.1997 tarihli ifadesinde;
``1962 Tokat dogumlu oldugunu, 1983 yili Mart ayinda Abdullah Çatli ile
Almanya'da tanistigini, kendisinin parali asker (lejyoner) oldugunu, Nijerya,
Fas, Etiyopya, Çat gibi ülkelerde parali askerlik yaptigini, Fransiz ordusu
emrinde de çalistigini ve oraya kendisini Abdullah Çatli'nin gönderdigini,
Çatli ile tanismasinin tesadüf oldugunu, Çatli'nin çevresindekilerin Çatli'ya
reis diye hitap ettiklerini, Almanyada Düseldorf, Köln, Özerlon sehirlerinde
bazi kahvehaneler oldugunu ve buralara kurye olarak evrak götürüp-getirdigini
ve Çatli'nin bu suretle güvenini kazandigini, Abdullah Çatli'yi enson 1991
yilinda Ankara'da Mülkiyeliler Birliginin arkasinda bulunan Karadeniz
Kahvesinde gördügünü, 1991 den 1993 yilina kadar Güneydogu Anadoluda
çalistigini, Cem Ersever'in komutasindaki birliklere destek saglamakla görevli
olduklarini ve 15'er kisilik gruplar halinde görev yaptiklarini, dagdaki
görevlerinin istihbarat çalismasi yapmak oldugunu, dogrudan JITEM ile
baglarinin olmadigini kendilerine yöredeki köy halkindan bilgi toplamak bilgi
toplamak görevinin verildigini, Ahmet Cem Ersever'i bir kez gördügünü, Güneydogudaki
bu göreve kendisini Çatli'nin, gönderdigini, 1992 yilinin Mayis ayinda
Azerbaycan'a gittigini ve Gence'deki kampta kaldigini C-4 plastik patlayici
konusunda egitildiklerini ve C-4'ün kendisinin uzmanlik alani oldugunu,
Azerbaycan'daki egitimleri sirasinda C4 plastik patlayicilarin Hors Greenmayer
adli sahistan temin edildigini, bu sahsin Azerbaycan da etkisinin çok oldugunu,
Ugur Mumcu suikastini gerçeklestirenlerinde Azerbaycan'daki kampta
egitildiklerini, ancak bu sahislari ismen taniyamiyacagini, bunlardan birisinin
Cefi Kamhi'ye suikast düzenleyenlerden birisi oldugunu ve bu kisiyi teshis
edebildigini, Bunun 1,78 boyunda, esmer, dalgali saçli, sakalli bir insan
oldugunu, ancak ismini bilemiyecegini, Azerbaycandaki kampa egitim amaciyla gelenlerin
isim vermediklerini,
Azerbaycan da ayrica kenevir tarlalarinin korunmasinda da görev aldigini,
27 Eylül 1995 te Manukyan olayinda da C4 plastik patlayicinin
kullanildigini, bildigini,
Abdullah Çatli'nin kendilerini kullandigini, Çatli ile yurtdisi
operasyonlarda bulunmadigini, Haluk Kirci'yi tanimadigini,
Ugur Mumcu'nun evinin bulundugu mahalle ile ilgili olarak istihbarat
çalismasinin kendisi tarafindan yapildigini ancak eylemi kendisinin
yapmadigini, ancak eylemi yapanlarin egitim verdikleri sahislardan oldugunu,
araç altinda egitim verilen 3 kisi oldugunu ve bunlardan birisinin Jefi Kamhiye
suikast düzenliyenlerden birisi oldugunu teshis ettigini,
Güneydogudan geçen uyusturucunun büyük çogunlugunun Azerbaycan'dan
geldigini, çünkü buralarda dönümlerce kenevir tarlalarinin oldugunu,''
belirtmistir. (Ek:213)
41- ARZU YAMAN 22.01.1997 tarihli ifadesinde özetle;
21 Ocak 1968 Kusadasi dogumlu oldugunu, Susurlukta meydana gelen kazada
ölen Gonca Us'un üvey kardesi oldugunu, bu nedenle bilgisine basvuruldugunu,
Kazada ölen Abdullah Çatli'yi halen resmen evlenmek üzere oldugu ve dört
yildir birlikte yasadigi erkek arkadasi Ahmet Baydar vasitasiyla 3,5 sene evvel
ve Mehmet Özbay olarak tanidigini, bundan 1-2 ay sonra Mehmet Özbay ile kiz
kardesi Gonca Us'un tanistiklarini, birlikte dörtlü olarak yemege çiktiklarini,
gezdiklerini, Abdullah Çatli oldugunu bilmediklerini, bir süre sonra kardesinin
Can Apa ile evlendigini ve Mehmet Özbay'dan ayrildigini, evliligi bozulunca
tekrar Mehmet Özbay ile birlikte oldugunu kendilerine duyurmadigini, gizli
tuttugunu,
Arkadasi Ahmet Baydar'in Mehmet Özbay ile sadece arkadas oldugunu,
ortakliklarini kendisinin bilmedigini, kendisinin Mehmet'i medyada tanitilandan
çok farkli bir sekilde tanidigini iyi bir dost, arkadas olarak taniyip
sevdigini, çok para harcamadigini. Mehmet'i Sultan tekstilin sahibi olarak
tanidigini, Meral Hanimla evli oldugunu bildigini, kardesini son gün evden
kimin aldigini bilmedigini, annesinin de bilmedigini çünkü annesinin iki gün
için Çesmeye gittigini ve kardesinin evde yalniz oldugunu belirtmistir.(Ek:214)
42- ABDULLAH KEDEROGLU 23.01.1997 tarihli ifadesinde;
1951 Nevsehir dogumlu oldugunu, jeofizik mühendisi olmasina karsin, 3 ay
MTA'da stajyerlik disinda, 1977 yilindan beri Istanbulda ticaretle ugrastigini,
Istanbula 1969 yilinda ögrenci olarak geldigini, ögrencilik yillarinda çesitli
derneklerde görev aldigini, halen Istanbulda bulunan Nevsehirle ilgili dernegin
2. baskani, Nevsehir Spor'un yönetim kurulu üyesi, Kadiköy Diyanet Vakfinin yönetim
kurulu üyesi ve Taksim Camii yaptirma Vakfinin üyesi oldugunu, Siyasi parti
olarak önceleri MHP'de, 12 Eylülden sonra uzun süre ANAP'ta aktif görev
aldigini, simdi ise DYP Istanbul Il Yönetim Kurulu Üyesi oldugunu,
Son olaylarda ismi geçenlerden iki kisiyi: Abdullah Çatli ve Ibrahim
Sahin'i yakindan tanidigini Abdullah Çatli'yi hem Nevsehirli olmasi, hem de 12
Eylül Öncesinde kendisinin Nevsehir Ögrenci yurdu Müdürü oldugu sirada
Çatli'nin Ankara Ülkü Ocaklari Dernegi Baskani olarak Istanbul'a geldiginde
yurda ugramasi sebebiyle tanidigini, Ibrahim Sahin'i de memleketi olan Kozakli
ilçesinde uzun süre görev yaptigi için tanidigini, bir diger ismi geçen Avsar
Kederoglu'nun ise en küçük erkek kardesi oldugunu, Bunlarla ilgili bildiklerini
kronolojik siraya göre anlatacagini,
Çatli, 12 Eylülden sonra kaçak durumunda oldugunu, 12 Eylül öncesinde Ocak
baskanligini birakinca Istanbula geldigini, kaçak oldugunu gazeteler yazincaya
kadar bir süre Istanbulda Sirkeci de ticaretle mesgul oldugunu, kaçak oldugu duyuluncaa
ortadan kayboldugunu, yurtdisina gitti dendigini, bir süre sonra kendisini
yurtdisindan aradigini, ``Türkiyede ne var, ne yok?'' gibi sorular sordugunu.
Ondan sonra da bir daha aramadigi için irtibatlarinin koptugunu, yaklasik 4-5
yil önce tekrar telefonla kendisini aradigini, Türkiyeye gelip gittigini
söyledigini, kendisinin onu arayabilecegi bir numarasi olup olmadigini
sordugunda yok, ben seni ararim dedigini, ondan sonra yaklasik (1) yil
aramadigini, bir gün hatirlayamadigi bir tarihte yapilan Yozgatlilar veya
Kirsehirliler gecesinde otururken yanina geldigini, o gün Çatli'nin gözlükleri
oldugunu, kendisinin sasirip heyecanlandigini, sohbet ettiklerini, Türkiyeye
gelip gittigini, bir gün temelli gelecegini kendisine söyledigini, ondan sonra
bir yada iki kere daha kendisini telefonla aradigini, son iki yildir ise hiç
aramadigindan emin oldugunu, çünkü bu iki yilda kendisinin Hacca ve Umreye
gittigini ve gidis ve dönüslerinde arar diye umdugunu, aramadigini, eger
arasaydi mutlaka hatirlayacagini, Çatli'nin bir huyununda sevdigi insanlara yük
olmayi sevmemek oldugunu, belkide o yüzden kendisini sevdigi için çok
aramadigini, yüzyüze görüstükleri gecede kendisini biraz tedirgin gördügünü, ne
is yaptigini sordugunda, sadece ticaret yaptigini söyledigini, fazla açiklama
yapmadigini, Çatli ile Ibrahim Sahin'in tanistiklarini gazeteler yazinca
ögrendigini, daha önce bilmedigini;
Ibrahim Sahin'in Kozakli'dan sonra tayinen Istanbul'a geldigini ve
kendisini aradigini 2. Subede görev yaptigini söyledigini, kendisinin Sahin'i
ziyaret ettigini, Ibrahim Sahin'in de kendisine ziyarete geldigini,
kendilerinin Istanbulda, 3 erkek kardes ve 2 amcaoglu olarak Halkali Gümrügünün
içinde bir Tir garajlarinin oldugunu, garajin içinde lokanta, kahvehane, büfe
vs. tesisleri bulundugunu, iki tane sigorta acenteliklerinin ise Avcilardaki
bürolarinda oldugunu, Kederoglu Ticaret adinda faaliyet gösteren ve Procter and
Gamble'n hammaddelerini temin eden, asit borik ve sodyum perborat satan bir
firmalari oldugunu, yine Istanbul Avcilar Ambarlida (10) dönümlük bir
çaybahçesi islettiklerini, kendisi Kadiköy-Suadiyede oturdugu için orada da
kendisine ait bir bürosu oldugunu, bu büroda bir arkadasiyla beraber hurda
ithalati yaptiklarini, Ibrahim Sahin'in bir müddet sonra telefonla kendisini
arayarak, görevinin degistigini, Özel Harekat Daire Baskani oldugunu o nedenle
Istanbuldan ayrilacagini söyledigini ve kendilerine polisleriyle beraber ve
ziyaretine geldigini, kendisiyle yaklasik 8-10 kez telefon görüsmesi ve bir kaç
yüzyüze görüsmeleri oldugunu, son olaylardan sonra kendisinin Sahin'e telefon
ederek neler oluyor diye sordugunda, Sahin'in kendisine birileri bizimle
ugrasiyor, bizim veremiyecegimiz hesabimiz yok, bizde ugrasiyoruz dedigini,
daha sonra aradiginda yerinde bulamadigini, görevinden alinmis oldugunu
ögrendigini,
Yine senesini hatirlayamadigi bir gün is yerlerinde otururken, kendisinin
bir küçügü amcaoglunun kendisine ``Avsar'i polisler sik sik ariyor, bir sey var
herhalde'' dedigini. Bir baska gün Halkalidaki isyerine gittiginde genç
birisinin amcaogluyla yemek yedigini gördügünü, kim oldugunu sordugunda
amcaoglunun kendisine ``bu Avsar'i alip birakmis, simdi de her hafta geliyor ve
Avsar'i soruyor'' dedigini. Adamla tanistigini ve sohbet ettiklerini, o kisinin
kendisinin istihbaratçi oldugunu ve Avsari arama sebebinin: Kaybolan Tarik
Ümit'in telefonunda son numara Avsar'in cep telefonu çikmasi oldugunu, Tarik
Ümit'in son kez Avsarin cep telefonundan aranmis oldugunu, bunun üzerine
kendilerinin onlari takibe aldiklarini, bir hafta on gün telefonlarini
dinlenmis oldugunu ancak sonunda onlarin temiz insanlar olduguna kanaat
getirdiklerini, Avsari 2-3 gün götürüp tuttuklarini, Avsar'in kendilerine
yardimci oldugunu, telefonuyla kimlerin konustugunu söyledigini; bu
istihbaratçi basçavusun giderken ``benden size tavsiye: bu adamlarla fazla içli
disli olmayin, bunlar hakkinda dedikodular var. Bende onu arastiriyorum''
dedigini. Ayrica ne yapayim diye sordugunda basçavusun kendisine ``kardesin
Ataköyde bekar evinde kaliyor, hiç olmazsa bir süre yanina evine götür''
dedigini, bunun üzerine kardesini sikistirdigini, kardesinin kendisine ``Agabey
polis ziya telefonu istedi, bende verdim, sonra jandarma beni gözaltina aldi''
dedigini, Halkalidaki isyerinin kalabalik bir yer oldugunu, oraya sik sik
istihbaratçi ve narkotikçi polislerin geldigini, onlara telefon hususunda
yardimci olduklarini, bundan sonra kardesini bir ay kendi evine götürdügünü ve
ikaz ettigini, Ayhan Akça isimli polisin kendi kiracisi olmadigini, gazeteler
yazinca arastirdigini ve Ayhan Akça'nin 2-3 ay önce kiz kardesinin kiracisi
oldugunu ögrendigini, ayrica; isyerine gelen basçavus'un resmi degil sivil
giyimli oldugunu yaninda sivil giyimli bir asker oldugunu hatirladigini, son
olaylarda ismi geçen Haluk Kirci'yi tanimadigini, sadece ismini duydugunu,
Korkut Eken'i de tanimadigini, Ibrahim Sahin'e Istanbul'a geldigi zamanlarda
araba verdiklerini belirtmistir.(Ek:215)
43- CEMALETTIN ÜMIT 30.01.1997 tarihinde ifadesinde;
1929 Düzce dogumlu oldugunu, Operatör doktor olarak Istanbul Alman
hastanesinde çalistigini,
1995 yilinda 3 Marti 4 Mart'a baglayan gece saat 1,5'ta kendisine bir
telefon geldigini, Yegeni Tarik Ümit'in arabasinin Trakya Çerkezköy civarinda
bir yerde terkedilmis olarak bulundugunun o telefonla kendisine bildirildigini,
bunun üzerine olay mahalline gittigini, arabayi hiç hasar görmemis, terk
edilmis ve kapisinin açik olarak buldugunu ve hemen durumu Jandarmaya haber
verdigini, Jandarmayla birlikte olay yerine tekrar gelindigini, zabitlarin
tutuldugunu, arabayi ertesi gün gelip almasini, bu arada jandarmanin arabanin
Tarik Ümit'e ait olup olmadigini tespit etmesi, kendisinin de anahtar bulmasi
gerektigini, yapilan arastirmada aracin plakasinin sahte oldugunun meydana
çiktigini, o yüzden arabayi orada birakmak zorunda kaldigini. daha sonra
Kadiköy Cumhuriyet Savciligina müracaaat ettiklerini, o sirada Jandarmanin bir
basçavusu olayi sorusturmakla görevlendirmis oldugunu ögrendigini,
Özel bir yolla ulastigi Istanbul Cumhuriyet Bassavcisi Avni Bilgin vasitasiyla
gittigi ilgili bir bassavcinin ``bunlardan birsey çikmaz, bosuna ugrasma
mademki geldin, bir dilekçe yazin bakalim'' dedigini,
Kendisinin konuyu özel olarak arastirdigini, bu tespitlerine göre; Tarik
Ümit'in son kez Divan pastanesinde görüldügünü, orada yemek yerken, ertesi gün
Düzce'ye gidecegi için 3 kutu çikolata aldigini, o sirada, ertesi gün bayram
oldugundan dolayi çikolata almaya gelen müsterek aile dostlari, Baha Sen'in
Tarik Ümit'i orada görüp konustugunu, onlarin konustugu sirada Tarik Ümit'in
tanidigi iki beyin daha geldigi ve dörtlü grup olarak sohbete devam
ettiklerini, otururken Baha Sen'le Tarik Ümit'in karsi karsiya diger beylerinde
onlarin yanina oturdugu, Baha Sen'in karsisinda oturan beyi teshis edebilirim
dedigini, sorusturmayi yapan basçavusunda Baha Sen'i dinledigini, Baha Sen'in
anlatimina göre Tarik Ümit ile yeni gelen beylerden birinin agizlarini
kapatarak fiskos yaptiklarini ama ne konustuklarini anliyamadigini, ancak Tarik
Ümit'in ``O niye gelmedi'' diye sordugunu, digerinin de ``O evde bekliyor''
dedigini duydugunu, jandarmanin tespitlerine ve bilahare bu konuda Mit'in de
bir raporu oldugu tespitlerine göre; Tarik Ümit'in ertesi gün bayram sabahi
Düzceye gitmek niyetindeyken, Divan Pastanesine geldikten sonra, cep telefonuyla
arandigini ve orada kararini degistirip, Adapazarindaki kizina ve Düzcedeki
annesine telefon ederek bayrama gelemiyecegini bildirdigini, Tarik Ümit'i cep
telefonundan son arayan telefonun Avsar Kederogluna ait oldugunu, Basçavus
Ahmet'in sorgulamasi sonucu Avsar Kederoglunun telefonunun özel harekatta
görevli polis memuru Ziya'da oldugunu söyledigini, Basçavus Ahmet'in o siralar
kendisine ben meseleyi çözdüm, sonuna kadar geldim, ancak rapor hazirlamam
lazim, bu da (15) gün alir dedigini, sonra birgün Ahmet Basçavustan
sorusturmanin bittigini ögrendigini, özel arastirmalari sonucunda; Ahmet
Basçavusun anilan iki polis memurunu Ataköy tarafinda bulup sorgulamasindan
sonra Ankaradan Ibrahim Sahin kendisini ariyarak benim memurlarimi sikistirma,
çok fazla üzerlerine gitme, ne soracaksan sor, sonra da birak; aslinda senin
onlari sorgulamaya yetkin yok dedigini, Ahmet Basçavusunda ona; ``benim listem
de senin de adin var, seni çagirip ifadeni alacagim'' dedigini, ancak ertesi
gün bir yerlerden geldigini sandigi bir emirle Ahmet Basçavus'un bu isi
biraktigini,
Bu arada Tarik Ümit'in evinde Mehmet Agar'in imzasini tasiyan bir belge
bulduklarini, Hande Ümit'in bu belgeyi Komisyona ulastirdigini sandigini, bu
asamada daha önceki duyumlari ile bunu birlestirdiginde Mehmet Agar'a
ulastigini, son zamanlarda Tarik Ümit'in huzursuz oldugunu, bu huzursuzlugun
Özel Harekat Timiyle ilgili oldugunu, son günlerde Korkut Ekenden tehdit
telefonlarinin geldigini, Tarik Ümit'in Cihangirdeki bürosunda çalisan Ali
Vasitasiyla Korkut Ekenin ``Tarik bize bir oyunlar etti; ayagini denk alsin,
yakinda onun hesabini görecegiz.'' diye haber gönderdigini, Tarik Ümit'in Özel
Harekat Birligine lanse ettigi, kot adi Cavit olan beyin bir gün Tarik Ümite
gelerek ``beni bu insanlara sen lanse ettin, ancak; bunlar seni öldürmem için
para ve silah verdiler, hakkinda böyle düsünüyorlar, ayagini denk al.''
dedigini, ancak bunlari kimden duydugunu hatirliyamadigini, bu duyumlari alinca
Korkut Eken'i arastirdigini, Mehmet Agarin danismani oldugunu ögrenince Mehmet
Agardan bazi seyler ögrenebilecegini düsündügünü ve Agar'a bir mektup
yazdigini, kendisiyle görüsmek istedigini yazdigini, Agar'in o zaman Adalet
Bakani oldugunu ve kendisine uygun bir zamanda görüsürüz diye cevap verdigini.
Hükümet degisiminde Agar'in Içisleri Bakani oldugunu ve kendisinin gidip onunla
görüstügünü, yanina vardiginda Agar'in galiba mektubunuzu kaybettim, yenisi
varmi dedigini, yaninda bulunan yenisini çikarip verdigini ve birlikte
okuduklarini, mektupta ``yardimciniz olan K.E.'nin yönlendirmesi, I.S'nin
yürütmesi, Iki P.M. isimleri belli dedigini, Ayhan Akça ve Ziya
Bandirmalioglunun pastaneye gelerek Tarik Ümit'i alip götürdüler, o gün bu
gündür yok. Bu konuda bana ne yardim yapabilirsiniz'' diye yazdigini, Jandarma
Basçavusundan sasirtma olarak Tarik'in Yalova tarafina, arabasinin Trakya
tarafina götürüldügünü duydugunu, bunu Agar'a söylediginde, Agar'in ayaga
firlayip bunu nereden ögrendigini sordugunu, ayrica bunlari arastirarak, iki
haftaya kadar bir cevap verecegini söyledigini, aradan geçen bir yila yakin
sürede bir cevap vermedigini,
Tarik Ümit'in bir bankaya ortak oldugu yolunda ki haberleri okudugunu,
ancak bankanin kendilerine verdigi cevapta ``kendisi para yatirmadigindan
hisselerinin iptal edildigini'' bildirdigini,
Tarik Ümit'in niçin öldürüldügü yolundaki duyumlarinin ise; devlete zararli
bazi insanlarin yok edilisinde, özel olarak Savas Buldan'in yok edilisinde
Tarik'in isin içinde oldugunu sandigini, çünkü Savas Buldan'in cesedinin
bulundugu yeri (yigilca civarinda) Tarik'tan baska bir polisin bilebilecegini
sanmadigini, Tarik'in son zamanlarda bazi arkadaslarina ``ben bu insanlarin
arasindayim, ama, daha fazla bunlarla çalismam mümkün degil, yedikleri halt
bini geçti, ciddi olarak uyusturucu kaçakçiligi yapiyorlar, bütün ikazlarima,
israrlarima ragmen mani olamadim, notere gidip bütün bu bildiklerimi tespit
ettirecegim ve ben bu insanlari kamuoyuna deklere edecegim'' dedigini, bu
sözlerden sonra demin söyledigi tehditlerin gelmeye basladigini, Tarik'in korkunç
derecede zeki ve cesur oldugunu, kendine güveninin fazla oldugunu bu yüzden
arkadaslari ikaz ettiginde ``kimse bana bir sey yapamaz'' dedigini, Tarik'in
kaçirilisindan bir hafta evvel Korkut Eken'in özel timden birkaç polis memuruna
Tarik'in kaldigi evin tespit edilmesini söyledigi Tarik'in bu tehlikeleri
sezince evine ugramadigi, Tarik'i evinde kistiramayinca bastan anlattigi
sekilde pastaneden alindigini
belirtmistir.(Ek:216)
44- ORAL ÇELIK 29.01.1997 tarihli ifadesinde;
1959 Malatya Hekimhan dogumlu oldugunu, Egitim enstitüsünü bitirdigini,
1980 öncesinde Türkiyedeki sag-sol olaylarina katildigini, sagda Milliyetçi
kanatta yer aldigini, katilmadigi olaylarda kendisine isnat edilen suçlar
oldugundan 12 eylül 1980'den sonra yurtdisina çiktigini, yurtdisina çikarken
ayni görüsü paylayan insanlarin yardimini gördügünü, Harun Çelik adina
düzenlenmis bir sahte pasaportla ve yalniz olarak Türkiyeden ayrildigini,
giderken Tren yolculugu yaptigini, Bulgaristan, Yugoslavya, Italya, Isviçre
yoluyla Avusturyaya direk olarak vardigini, orada Abdullah Çatli ile
bulustugunu, Çatli'nin kendisinden 2-3 gün önce uçakla Ingiltereye gittigini,
Ingiltereye alinmadigi için oradan Avusturyaya geldigini, Çatlinin Hasan
Kurdoglu adina düzenlenmis sahte pasaportla Türkiyeden ayrildigini, Avusturyada
oturma izni alabilmek için Üniversitenin dil kursuna kayit olduklarini,
yurtdisindaki akraba ve tanidiklarin yardimiyla geçindiklerini, Papa olayi
oldugu zaman Avusturyadan Fransaya geçtiklerini, Papa isinde bir rolü
olmadigini, ancak basinda isminin rolü varmis gibi geçtigini, Fransaya
geçtikleri tarihin 1982'nin son aylari oldugunu, Fransada Poitiers sehrinde ki
Üniversiteye Çatli ve Esi ile birlikte kayit yaptirdiklarini, Çatli'nin esinin
uçakla Avusturya'ya oradan da Isviçreye ve Fransaya geldigini, oraya varinca
herseyin Türk Milleti ve Devletinin aleyhinde oldugunu gördüklerini,
kendilerinin orada Türkiye'nin turizm büyükelçisi gibi olduklarini, o sirada
kendilerine ``Türk Devletinin Milletinin aleyhinde çalisan mesela Asala gibi örgütlerle
mücadele edermisiniz, nasil ve ne takdiklerle mücadele edersiniz?"
seklinde teklifler geldigini, bu teklifin devletimizin üst düzeydeki
yetkililerinden geldigini, ancak onlarin ismini söyleyemeyecegini, bu teklifi
alinca kendilerinin de, oralardaki devlet temsilcilerinin, diplomatlarin degil
Türklükle, insanlikla bagdasmayacak seyler yaptiklarini söyleyerek
degistirilmesini istediklerini, kendilerine teklif getiren kisilerin "biz
bunlari degistiremeyiz; bunlar bizim ülkemize mal olmus kisiler; fakat, bizim
devletimiz ve milletimiz sözkonusu, ortada olan bu" dediklerini, o zaman
da kendilerinin Milliyetçi ve Vatanseverler olarak bu teklifi gönüllü olarak
kabul ettiklerini, bu arada suçsuz olarak cezaevinde yatan arkadaslari ve bazi
taninmis politikacilarin serbest birakilmasini istediklerini ve olumlu cevap
aldiklarini, bunun üzerine (12) kisilik bir liste verdiklerini, bu isimlerden
birisinin Mehmet IRMAK oldugunu, Ancak bu 12 kisinin hiç birisinin bu islerden
yararlanmadigini, bu teklifin kendilerine 1981 yilinda kendilerinin Fransada
olduklari zaman yapildigini, aslinda bu tekliflerin o zaman Avrupadaki Türk
federasyonundan tutun da herkese kadar yapildigini, en sonunda kendilerine
Çatli ile birlikte teklif geldigini, teklifi kabul ettikten sonra Fransada
(18), Hollanda da (2), Kanadada, Amerikada, Yugoslavya da Beyrutta,
Yunanistanda, akla gelen pekçok eylem yaptiklarini, bu eylemleri Oral çelik,
Abdullah Çatli ve diger iki kisiden olusan (4) kisilik grubun yaptigi ya da
yaptirdigini, bu arkadaslarindan birisinin mahkemeye geçtigini, gizli celse
oldugunu, yaptiklarini orada anlatarak kendilerine, önceden söz verildigi gibi
ceza indirimi uygulanmasini, yada kanuni takibattan muaf tutulmalarini
istedigini, ancak taleplerinin kabul olmadigini, 10-12 sene mahkumiyet
verildigini duydugunu, 4 arkadasinin da Türkiye'ye döndügünü, onun cezasinin
zaman asimina ugradigini, kendisine de yurt disinda yaptigi hizmetlerden dolayi
kolaylik gösterilmedigini, yurda döner dönmez cezaevine kondugunu ve bos yere
(4) ay hapis yattigini, yurt disinda oldugu yillarda bir kere 1983 yilinda
yurda giris-çikis yaptigini, onun da istihbaratin kontrolü altinda
gerçeklestigini, yurtdisinda olduklari sirada istedikleri pasaportu,
istedikleri yerden alabildiklerini, Türkiye konsolosunun da kendilerine
pasaport verdigini; çünkü, Türk Basini ve Türkiyedeki güya aydinlarin
kendilerini ihbar etmeye basladiklarini, Isviçrede yakalanan bir adamin
kendilerinin eylemleri ile ilgili bilgiler verdigini, bu adamin Nevzat Bilican
oldugunu, bu kisinin birgün Isviçre Polisine giderek yalan yere ben Abdullah
Çatli, Oral Çelik, Mehmet Sener ile eroin isi yaptim dedigini, daha bir kaç
isim daha söyledigini, kendilerinin Ermenileri öldürdügünü söyledigini,
Isviçrenin durumu Türkiye'ye bildirmesi üzerine Türkiye'den ilgili kimselerin
kendilerine-ki o zaman Fransada Çatli ile bir evde oturduklarini bildirdigini,
kendilerinin de oradan kaçtiklarini, bunun üzerine Türkiye-Isviçre arasinda
problem çiktigini, bu olayin 1984 yilinda cerayan ettigini. Bunun üzerine
Türkiyeden bir Devlet Bakaninin Isviçreye gelerek ortami yatistirdigini, Mesut
Yilmaz'in da o sirada bakan oldugunu, daha sonralari da Isviçrenin kendilerine
(Oral Çelik, Çatli ve arkadaslari) ambargo koydugunu, Mesut Yilmaz'in da
Disisleri Bakani olarak kendileri için Isviçre nezdinde tesebbüsleri oldugunu,
duyumlarina göre Mesut Yilmaz'in Çatli ile temasa geçerek bir kulube olan kumar
borcunu sildirdigini, Çatli'nin 1991 yilinda Isviçreden hapisten kaçinca
Türkiyeye döndügünü, Çatlinin bu mahkumiyetinin Nevzat Bilican iftirasi ile
oldugunu, ayni davada kendisi ve Mehmet Sener'in de yargilandigini ve beraat
ettiklerini, çünkü Nevzat Bilican'in daha sonra Isviçre Makamlarina giderek
"ben yalan söyledim, ben PKK'yim, bunlar Milliyetçi bana öyle ifade vermem
söylendi bende öyle söylemistim. Ben Oral Çelik ve Çatli'yi tanimiyorum
bile" dedigini. Fransadaki mahkumiyetlerinin de ayni sekilde Fransiz
Istihbaratinin yaptiklari faaliyetleri anlamasi üzerine hazirladigi düzmece bir
senaryo ile oldugunu, kendilerinin katiyen eroin ile ugrasmadigini, eger
ugrassalardi 100 gr degil 10 ton eroin yükleyip satardik. Çatli'nin Isviçrede
ceza evinden kaçmasinin da çok normal bir sey oldugunu, çünkü orada hüküm
verildikten sonra mahkumlarin baska bir sehir ve cezaevine nakledildigini ve
orada Türkiyedeki yari açik cezaevi sartlarinin oldugunu, yani kolayca
kaçilabildigini, Isviçre cezaevlerindeki yabancilarin % 75'inin kaçtigini, buna
Isviçrenin belkide bilerek göz yumdugunu, böylece yabancilardan kurtuldugunu,
kendileriyle ilgilenenlerden birisinin METE kod isimli üst düzey MIT yetkilisi
oldugunu ancak ismini vermeyecegini, M.Ali Agca ile fazla bir ilgisi
olmadigini, Agca'ya Türkiyede hapisten kaçinca yardim ettigini, Avrupaya yeni
geldigi zamanda biraz yardim ettigini, onun disinda irtibati olmadigini, son
zamanlarda Çatli ile ilgili basinda yer alan iddialari Çatli ile
bagdastiramadigini, Çatli'nin iyi, temiz, saf, politikadan anlamayan, sözünü
söyleyen birisi oldugunu, böyle tiplerin de pek sevilmedigini, Çatli'dan duyduguna
göre Mesut Yilmaz'in kumar borcunu sildirme isi için Çatli ile Yilmaz
Belçika'da yüzyüze görüsmüsler. Ayni yil Çatli'nin, 85 yilina 2,5 ay kala yani
1984'ün 9. ayinda Fransa hapise girdigini, kendisinin de Fransada 86'nin 11.
ayindan 93'ün 11. ayina kadar hapis yattigini ayrica (30) ayda Fransada
görülmemis sürgün cezasi verildigini, o sirada Çatli'nin da Isviçre cezaevinde
oldugunu, Meral Çatli'nin kendisini cezaevinde ziyaret ettigini, 1986 yilinda
Fransa Belçika sinirinda Fransiz polisinin düzmece iddialari ile
tutuklandiginda Bedri Ates kimligini kullandigini, çünkü; eger kendi ismini
verseydi yaptiklari eylemlerinin ortaya çikacagini, belkide Türkiye'ye zarari
olabilecegini, o yüzden baska bir isim kullandigini, kendisini savunan
avukatlarinin MHP'li olmasinin normal oldugunu, çünkü 80 öncesinden tanidigi
arkadaslari oldugunu, Özer Çiller ve Mehmet Agar ile hiç bir yerde ve hiçbir
sekilde görüsmedigini, yurtdisinda bulunduklari sirada liderin Çatli oldugunu,
simdi Çatli öldügü için kendisinin lider sayilabilecegini, çünkü yurtdisinda
Çatli ile ayni evi paylasip, ayni bardaktan su içtigini, yurtdisinda eylemler
yaparken devletten sadece 10 bin dolar para aldiklarini, Çatli yurda döndükten
sonraki zamanlarda kendisinin Fransa, Italya ve Içviçrede ayni suçtan
cezaevinde oldugunu, Çatli ile mektuplastiklarini, kendisi yurda dönünce
Çatli'nin kendisini ziyaret etmedigini, haber gönderdigini, Bedri Ates kimligi
ile yakalandiginda PKK'liyim, PKK'ya hizmet ediyorum dedigini, çünkü kart
alabilmek için ne yaparsan yap Türkiye aleyhine bir sey yapmak gerektigini,
Çatli'nin 1991 yilindaki ANAP kongresinde önce Yildirim Akbulut'u sonra Mesut
Yilmaz'i destekledigini, Yasar Okuyan ve Agah Oktay'in Çatli'yi iyi
tanidiklarini, seçim zamani biz kahramaniz, ASALA'yi yok ettik, yok bilmem
Fransizlari söyle yaptik dediklerini, simdi ise Çatli'yi kötülediklerini,
kendilerinin mücadele ettikleri ASALA'nin belki 500 militaninin oldugunu, fakat
bütün ülkelerin istihbarat birimlerinin bunlara yardimci oldugunu, ASALA kendi
içinde anlasmazliga düstügü için dagildi diyenlerin yalan söyledigini, eger
böyle seyler kendiliginden oluyorsa bu memlekete zararli olan örgütlerin
oldugunu ve onlarin niye kendi kendine dagilmadiginin sorulmasi gerektigini,
yurtdisinda hizmet yürütürken kendilerine MIT'in üst düzeyde yetkililerinin
yardim ettigini ve yönlendirdigini, Çatli'nin Muhsin Yazicioglu ile telefon
görüsmeleri yaptigini, Türkes'le Çatli'nin arasinin hos olmadigini, çünkü
Çatli'nin Türkes hakkinda MIT'e bir rapor yazdigini ve Türkes'in bundan haberi
oldugunu, Çatli'nin Türkiyedeki ticari faaliyetlerinden haberdar olmadigini,
Mehmet Özbay ismini kullandigini bilmedigini, Hüseyin Kocadagi tanimadigini,
Haluk Kirci'yi çok önceden tanidigini, son yillarda görmedigini
belirtmistir.(Ek:217)
45- Mesut YILMAZ'IN 24.12.1996 tarihli ifadesinde;
Topal Cinayeti ile ilgili olarak :
3 Kasim 1996 tarihinde Susurluk Kazasi henüz olmadan devletin Istihbarat
kurulusunda ve Emniyette önemli görevlerde çalisan ve partisi ile baglantili
olan, ancak isimlerini açiklayamiyacagi özel kaynaklarindan edindigi bilgiye
göre;
28 Temmuz 1996 tarihinde Istanbulda meydana gelen Topal Cinayetinin
TOPAL'in ortagi olan Ali Fevzi BIR ve Sami HOSVER (Balikesir ve Susurluk
Emniyetine gelen bir telefonda bu kisinin Gözcü Gazetesi Muhabiri Mehmet
YENISEHIRLI ile birlikte Abdullah ÇATLI' nin cenazesini almaya geldigi ihbar
edilmistir.) ile 3 özel tim mensubu tarafindan islendigi, 29 Temmuzda bu
kisilerin Istanbul Emniyet Müdürlügünce gözaltina alindigi, Emniyet Müdürü ve
Müd. Yard.'nin da bulundugu 6 kisi tarafindan 36 saat süreyle sorgulandigi,
bunlardan Ayhan ismindeki özel tim mensubunun ;
``Sadece Topal cinayetinin degil, daha önce 10'dan fazla cinayeti dogrudan
dogruya Özel Harekat Daire Baskani (Ibrahim SAHIN)'in talimati ve Emniyet Genel
Müdürü (Mehmet AGAR'in) ve o zamanki Basbakan'in (Çiller'in) esinin bilgisi
dahilinde islediklerini'' itiraf ettigini, bu itiraflarin banta alindigini,(3
Özel Tim Mensubunun Emniyet Genel Müdürlügüne Getirilmesi)
Istanbul Emniyet Müdürünün bu durumdan (Topal Cinayeti ile ilgili olarak 3
Özel Tim Mensubunun gözaltina alindigindan) zamanin Içisleri Bakanini haberdar
ettigini, Bakanin Em.Gn.Md. Yard. Halil TUG'u Istanbul'a göndererek bu Özel Tim
mensuplarinin Genel Müdürlüge teslimini talep ettigini, Istanbul Em.Md.'nün
bunu reddetmesi üzerine bizzat Bakanin Istanbul'a gelerek Em.Md. ile
Havaalaninda görüstügünü ve adi geçen saniklarin Genel Müdürlüge teslimini
istedigini, Em.Md.'nün de ancak Resmi Tutanakla vermeyi kabul ettigini ve Özel Harekat
Daire Baskan V. Ibrahim SAHIN'in Istanbul'a gelerek düzenlenen bir tutanakla bu
kisileri Ankara'ya aldigini, Daha sonra görüstügü Emniyet Genel Müdürü Alaattin
YÜKSEL'in 3 özel tim mensubunun sorgulanmak üzere Ankara'ya getirilmesi
konusuda hiçbir bilgisinin olmadigini,
Susurluk Kazasindan bir hafta sonra 10 Kasim 1996 günü kendisine bilgi
veren kisileri Ankara'ya çagirarak bu bilgilerin dogru oldugunu teyit
ettirdigini, ayni gün Istanbul Emniyet Müdürü (Kemal YAZCIOGLU) ile de
görüstügünü ve bu konuyu sordugunu, ancak Em. Md.'nün ``Bu bilgileri kendisine
verirse suç islemis olacagini, bunlardan bir kisminin devlet sirri oldugunu,
kamuoyuna açiklanmasini dogru bulmadigini, ancak Cumhurbaskani isterse bu
bilgileri verebilecegini'' belirttigini,
Kendisinin 12 Kasim günü Cumhurbaskani ile görüserek Istanbul Em.Md.'nü
dinlemesini tavsiye ettigini, C.Baskaninin da 14 Kasim günü Istanbul Valisi ile
birlikte Kemal YAZICIOGLU ile görüstügünü,
Kemal YAZICIOGLU'nun Cumhurbaskani'na ``Özel Tim mensuplarini sorguladiklarini,
bunlardan bir tanesinin bu olayi ve diger olaylari itiraf ettigini, bu isi
devlet için ve yukaridan gelen talimat ile yaptiklarini, bu nedenle sorumlu
olamiyacaklarini ifade ettiklerini, ancak ellerinde kaset vs. gibi maddi bir
delil bulunmadigini, ancak kisilerin, tekrar sorgulanabileceklerini , Içisleri
Bakaninin sifahi talimati ile bunlari Em.Gn.Müdürüne verdigini, ancak Genel
Müdürlügün hiç bir sey yapmiyarak bunlari saliverdigini, hatta Sedat BUCAK'a
koruma olarak verildigini'' belirttigini, C. Baskaninin bunu kendisine ifade
ettigini,
Hatta Cumhurbaskani'nin YAZICIOGLU'nun özel tim mensubunun itiraflarini
içeren kaset veya zabitlari kendisine vermemesinden dolayi sitem ettigini,
''devleti düsünmek gerekiyorsa bir Emniyet müdüründen önce kendisinin devleti
düsünecegini, bunu devlet sirri falan diye sakliyorsa bunun yanlis oldugunu''
kendisine söyledigini,
Kemal YAZICIOGLU'nun elinde ses bandi vs. bulunduguna inandigini, ancak
bunlari Cumhurbaskani'na, Basbakan''a ve kendisine neden vermedigini
bilemiyecegini, bir sebebininin; bu kasetlerde Sn. Özer ÇILLER'in, Sn. Mehmet
AGAR'in isimlerinin geçtigini, Mehmet AGAR'in o sirada kendi bakani oldugunu,
bir baska sebebin; bu kasetleri zamaninda C.Savciligina bildirmedigi için
kendisi hakkindab takibat yapilacagindan endise ederek gizlemis olabilecegini,
ayrica bazi devlet sirlarinin açiga çikmasini istememis olabilecegini,
C.Baskaninin kendisiyle görüsmeden bir gün sonra Basbakan'a mektup yazarak
kendisinin iddialarinin arastirilmasini istedigini, Basbakan'in da Teftis
Kurulu'na bu hususta görev verdigini, ayrica MIT Müstesarligindan bilgi
istedigini, daha sonra Cumhurbaskani'nin 24 Kasim'da Basbakan'la 2 saat
görüstügünü, bu ise hükümetin ciddiyetle egilmesi gerektigini söyledigini,
Kemal YAZICIOGLU'nun daha sonra Basbakanla görüstügünü, Cumhurbaskani'na
söyledigi husulari teyit ettigini, ilaveten kendisine görev verilirse Topal
Cinayeti ve diger baglantilari kisa bir zamanda ortaya çikarabilecegini, bunu
Basbakan'a söyledigini,
YAZICIOGLU, Basbakana ``bu özel tim elemanlarinin A.ÇATLI ve Ali Fevzi BIR
arasindaki telefon irtibatlarini tesbit etmis oldugunu, bunun kayitlarinin
elinde oldugunu'' söyledigini, daha sonra bunlari Basbakanlik Teftis Kuruluna
verdigini, bu telefon kayitlarinin çok önemli deliller oldugunu söyledigini,
Em.Md. Istanbul'a dönerken Içisleri Bakaninin kendisini Ankara'ya
çagirdigini ve kendisine Cumhurbaskani ve Basbakan'a verdigi bilgileri
vermedigi gerekçesiyle görevden uzaklastirdigini,
Istanbul Sariyer C.Savciligi'na sunulan bir ihbar mektubunda yer alan; Ugur
BALIK, Soner TEPEKULE, Ridvan KOCAMAN, Kemal DEMIRAT'in Kusadasi'ndaki Tuana
Kafe'de bulustuklarina dair bir bilgisi olmadigini, ancak bu kafenin bu üç özel
tim mensubuna ait olduguna dair bir bilgi geldigini,
Topal Cinayetinden sonra tutulan tutanakta Topal'a verilen Türkmenistan
pasaportunun bulunmadiginin da ilgisini çektigini,
AYRICA; Sedat BUCAK'in amca oglu olan Fatih BUCAK'in bir ay kadar önce
MIT'e basvurarak ifade vermek istedigini, ifadesinde;
``Topal Cinayeti ile ilgili olarak kendisine iletilen, Emniyet Müdürü
tarafindan Cumhurbaskani'na, Basbakan'a anlatilan bilgileri dogruladigini,
ifadesinde Sedat BUCAK'in Topal Cinayetini azmettirdigini, bunun arkasinda o
kumarhane sahibinden alinacak 6 milyon dolarlik haracin etkili oldugunu, 3 özel
tim mensubunu Sedat Bucak'in önceden tanidigini, korumasi için bunlari
görevlendirttigini, Abdullah ÇATLI'nin da bu olayin bizzat içinde oldugunu''
belirttigini, MIT'te alinan bu ifadeyi kendisinin okudugunu, ancak kendisine
zaptini vermediklerini, Basbakan'a da vermediklerini ögrendigini,
Kendisinin hiç bir zaman elinde video kaset, ses bandi var demedigini,
buraya da olayi çok açik, çok net ispatlayacak materyal ortaya koyacagi
iddiasiyla gelmedigini, ama devletin karistigi iddia edilen bu olayda,
Cumhurbaskani'nin, Basbakan'in beyanlarinin beyanlarinin önemli oldugunu,
bunlarin arastirilmasi gerektigini,
Resmi Mercilerce düzenlenen Sahte Kimlik Belgeleri :
Bu olayla ilgili olarak kendisine intikal eden delillerden bir kisminin
basinda yayinlandigini ve kamuoyunun malumu oldugunu, bunlardan bir kisminin;
Abdullah ÇATLI'ya Müstesar isimle Emniyet Genel Müdürü imzasiyla yetki belgesi,
silah tasima izni, kimlik karti, sürücü belgesi ve pasaport oldugunu,
Emniyet Genel Müdürünün imzasiyla Yasar ÖZ ve Tarik ÜMIT isimli uyusturucu
kaçakçilari adina düzenlenmis yesil pasaport, kimlik belgeleri, markasi, çapi,
seri numarasi yazilmayan bir silah tasima izni oldugu, bunlarin Emniyette
Teknik Danisman, uzman olarak görev yaptiklari, kendilerine yardimci olunmasina
dair yazilar oldugunu, nitekim Yasar ÖZ'ün Istanbul'da yakalandigini, üzerinde
Smith Wesson marka bir silah çiktigini, oysa Silah Ruhsatinda bu silahin markasi,
çapi ve seri numarasinin bulunmadigini, ancak bu belgeleri göstererek serbest
kaldigini, bunun da bu kisilerle devlet adina görev yapan kisiler arasinda
organik bag bulundugunu gösterdigini, bu kisilerin takibata ugramalarinin
engelledigini,
(Mesut YILMAZ ifadesindeki bu konuyla ilgili olarak; 1- Em.Gn.Müdürü Mehmet
AGAR imzasiyla Yasar ÖZ adina düzenlenmis, Silah Tasima izni (Ek: /1 ),
2- Yasar ÖZ adina Daire Baskani olarak düzenlenmis 228576 No'lu Yesil
Pasaport (Ek: /2, 2/a,b,c),
3- Yasar ÖZ adina düzenlenmis Nüfus Cüzdani ve Sürücü Belgesi (Ek: / 3, 3-
a,b),
4- Yasar ÖZ'ün silahlari, pasaport ve kimliklerini belirten Üst Arama ve
Geçici Zaptetme Tutanaklari ve buna iliskin yazismalar ‘Ek: /4, 4/a)
5- Tarik ÜMIT adina düzenlenmis 220307 No'lu pasaport (Ek: /5, 5/a,b,c)
fotokopilerini Komisyon'a elden teslim etmistir.)
Bu belgelerden 50 tane oldugunu, Em.Gn.Md. Istihbarat Daire Baskani Emin
ASLAN'in bu belgeleri imzalamaktan imtina etmesi üzerine bizzat Em. Gn.
Müdürünün imzaladigini, bunlarin 30 küsur kisiye verildigini,
Sn. Basbakan'in ifade ettigi MIT Raporunda adi geçen 58 kisiden biri olan
Hüseyin BAYBASIN isimli sahsin Hollanda'da doldurdugu ses bantlari oldugunu, bu
bantlarda bu sahis; ``Emniyet tarafindan kendisine kimlik karti, yetki belgesi,
pasaport düzenlendigini, daha sonra kendisini kullanan kisilerin kendisini
öldürmek istedigi için Türkiye'den kaçtigini, halen Hollanda'da hapishanede
bulundugunu, istendigi takdirde Türk adli makamlarina ifade vermeye hazir
oldugunu'', ayrica bu bantlarda birçok iddiaya yer verdigini, birçok isimlerin
geçtigini, ayrica ayni kisinin Alman Televizyonuna verdigi beyanatta da ``Eski
Içisleri Bakani'nin kardesi ve kayinbiraderinin kendisi ile temas kurdugunu,
bazi taleplerde bulundugunu'', bunlarin hangilerinin dogru olup olmadiginin
arastirilmasi gerektigini, anilan bantlari istenirse Komisyona verebilecegini,
Bütün ifadelerde geçen Eski Içisleri Bakanindan kastin Mehmet AGAR
oldugunu, sözkonusu sahte belgeleri Emniyet Genel Müdürü sifatiyle
imzaladigini,
Bazi Devlet Görevlilerinin Suça Karismasi :
Cumhurbaskanina verdigi bilgide devlette suça karisan 100-120 kisi
bulundugunu söyledigini, burada kastedilen sayinin belli bir suç için degil,
daha genis anlamda oldugunu; 80 kadar Özel Harekat mensubu oldugunu, 30-40
kadar da yeralti dünyasina mensup kisinin bulundugunu,
Isim olarak Basbakan'in dosyasinda bulunan Mehmet AGAR, Sedat BUCAK, Korkut
EKEN, Abdullah ÇATLI, Tarik ÜMIT, Yasar ÖZ, Hüseyin BAYBASIN, Ibrahim SAHIN ve
bazi Özel Tim mensuplari,
Ayrica Ölmüs Olanlar; Behcet CANTÜRK, Tarik ÜMIT, Savas BULDAN, Medar
SERHAT gibi.
Bunlardan Mehmet AGAR ve Sedat BUCAK disinda bildigi siyasî olmadigini,
Cumhurbaskanina verdigi bilgide ``Bunlarin ortaya çikarilmasi halinde
devletin zarar göreceginden endise ederim'' dedigini, bundan kastinin devlet
adina, devlet menfaati için yapilan birtakim hukuka aykiri örtülü
operasyonlarin daha sonra bir takim adi, sahsi menfaatler için kalkan olarak
kullanildiklari kanaati tasidigini, Istanbul Emniyet Müdürünün elinde kaset ve
ifade oldugu halde, bunlari Cumhurbaskanina ve Basbakana vermekten kaçinmasinin
asil sebebinin de devletin zarar görecegi korkusu oldugunu sandigini, bazi
beyanlarinda bunu ihsas ettigini,
Basbakan'in ``PKK ile mücadele gerekçesi ile dahi devlet içerisinde bu nevi
çetelerin varligina müsamaha gösteremeyiz'' ifadesinin de bu açidan önem
arzettigini,
Bu konuda Milli güvenlik Kurulunun herhangi bir görüsm ve kararinin
olmadigini,
Cumhurbaskani ``kendisinin Cumhurbaskani veya Basbakan olarak hiçbir yargisiz
infaza, hiçbir hukuk disi tasarrufa onayinin olmadigini'' söyledigini,
kendisinin de Eski bir Bakan ve Basbakan olarak ayni seyi teyit ettigini, demek
ki birtakim kisilerin devlet katinda verilmemis bir karari uygulama yetkisini
kendilerinde gördüklerini, baslangiçta 1994 basina kadar bu islerin kisisel
çikar olmaksizin devlet menfaatleri için, terörle mücadele için, terörün
lojistik desteklerini kesmek için yapilmis olabildigini,
Ancak 1994 basindan beri bu isin devlet kontrolünden, devlet sorumlulugundan,
devlet ciddiyetinden çiktigini, bu isi yapan kisilerin kendi kisisel
menfaatlerine hizmet edecek sekle dönüstügünü, bu ayirimin iyi yapilmasi
gerektigini , Çiller'in 1993 yili sonunda Istanbul'da Holiday In Hotel'de
yaptigi bir konusmada ``PKK'ya yardim eden bütün isadamlarinin (ki sayilari 60
kadardir) listesinin ellerinde oldugunu, devletin bunlarin üstüne gitmeye karar
verdigini'' söyledigini, bu konusmanin incelenmesi gerektigini, Çiller'in de
israrla yasadisi olaylarin bireysel oldugunu, bireysel sorusturma yapmak
gerektigini belirttigini, Oysa bu olaylarin planli, organize oldugunu, ancak
bunun devlet katinda alinmis bir kararin uygulamasi olmadigini, birtakim
isgüzarlarin devleti alet ederek bu isi örgütlü biçimde yürüttüklerini, sahsen
bu iste çok büyük menfaatler döndügüne inandigini,
Uyusturucu ticaretinin bizzat devletin himayesinde yürütüldügü,
kumarhanelerden haraç alindiginin vs. sözkonusu oldugu,
Söylemezler Çetesi :
Devletin, özellikle Em. Gn.Md.nün yasadisi birtakim çevrelerle isbirligi
yaptigi, PKK'ya lojistik destek saglayan bazi kisileri önce kullanip sonra
bunlari birbirlerine vurdurttugu,
Devlet içerisindeki , emniyetteki bazi görevlilerin yasadisi islere
bulastiklari, kumarhanelerden, diskoteklerden haraç, uyusturucu ticaretinden
pay aldiklari konusunda duyumlar geldigini, hükümet olduklari dönemde bunlarin
üzerine gitmek istediklerini, bu nedenle Kemal YAZICIOGLU'nu Emniyet Genel
Müdürü yapmak istediklerini, ancak ortagi ile anlasamadiklari için O'nu
Istanbul Emniyet Müdürlügüne getirdiklerini,
Kemal YAZICIOGLU Istanbul'a atandiktan sonra sik sik biraraya geldiklerini,
kendisinden yukarid anlattigi hususlarin üzerine gitmesini istedigini, bir
müddet sonra bu konuda olumlu gelismeler oldugunu,
Ilk olayin Söylemezler Çetesi oldugunu, Istanbul Emniyet Müdür-lügündeki
bazi Müdür Yardimcilarinin, baskomiserlerin bu çeteyle isbirligi yaptiklarini
tesbit ettiklerini, devlet içerisindeki çok sayida kamu görevlisinin bu
çetelerle isbirligi yaptiklarini, daha sonra Söylemez Çetesi ile ilgili
tahkikatin derinlestirildigini , bazilari hakkinda yargi yoluna gidildigini,
Basbakan'in söyledigine göre Söylemez Çetesiyle ilgili Istanbul Küçük-çekmece
Savciligindaki adli sorusturmanin savciya müdahale nedeniyle savci tarafindan
örtbas edildigini, yeni Adalet Bakaninin bu konuda sorusturmanin yeniden
baslatilmasi için talimat verdigini, Ayrica Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde
bu isle ilgili kisilerin ortaya çikarilmasi için idari sorusturma yapmak üzere
2 mülkiye müfettisi, 2 polis müfettisi görevlendirdiklerini, bu sorusturmada
yeni birtakim bulgularin ortaya çikarildigini, olaylara karisan 2 Em. Müdürü
ile 1 baskomiserin firar ettigini, fakat kendileri hükümeti devrettikten sonra
sorusturmanin ayni kararlilikla sürdürülmedigini, görev verilen 2 polis
müfettisine idari görev verildigini, bir anlamda idari tahkikatin askiya
alindigini,
Söylemez olayinda üçbes kisinin hapiste oldugunu, gerisinin kaçak oldugunu,
aslinda devlet içindeki üst düzeydeki asil baglantilarin ortaya çikmadigini,
siyasî baglantilarin kurulamadigini, o kaçak adamlar yakalanip sorgulansa belki
bu baglantilarin ortaya çikarilabilecegini, bunun için de himaye edildigini,
olayin bundan daha genis boyutlu oldugunu,
``Söylemez Dosyasinda adi geçen Hakan FINDIK'in Anavatan Partisinden
ÇETINSAYA'nin bir alacagi nedeniyle Söylemezlerin isyerini basip orada silahini
düsürdügü, ancak halen Emniyet görevlisi olarak görevinin basinda oldugu''
hususunda herhangi bir bilgisinin olmadigini,
M.Ali YAPRAK'in kaçirilmasi :
Gaziantep'te Mehmet Ali Yaprak isimli sahsin kendilerine basvurarak
kendisinin 3 sivil polis tarafindan kaçirildigini, Sedat BUCAK'in bir köyüne
götürüldügünü, onun asiretine mensup kisiler tarafindan sorgulandigini,
kendisinden 20 milyon mark haraç istediklerini, vadeli olmak kosuluyla 3 milyon
marka anlastiklarini, Bu konuyla ilgili olarak Emniyete verdigi ifadede
faillerin ortaya çikarilmadigini ,
Daha sonra Basbakan'in Liderler toplantisinda kendisine ``Yaprak olayinin
savcilik tarafindan örtbas edilmek istendigini, Yeni Adalet Bakaninin çeteyle
baglantisi nedeniyle bu olayin da yeniden sorusturulmasini istedigini, bu
kisinin Sedat BUCAK'in adamlari tarfindan alikonuldugunu'' ifade ettigini,
Vedat AYDIN olayi :
16 Haziran 1991'de Basbakan olduktan 15-20 gün sonra Diyarbakir'da DEP Il
Baskani Vedat AYDIN'in öldürüldügünü, karisinin ifadesine göre ``Emniyet
mensubu oldugunu söyleyen ve kimlik gösteren kisiler tarafindan evinden
alindigini'', sonra da cesedinin bulundugunu, kendisinin de Basbakan olarak MIT
Müstesarini ve Emniyet Genel Müdürünü çagirdigini ve ne olursa olsun bu olayin
faillerinin bulunmasini istedigini, ancak bugüne kadar bu olayin da açikliga
kavusmadigini,
Mehmet AGAR Konusu :
Mehmet AGAR'in ÖZAL zamaninda Ankara Emniyet Müdürü oldugunu, Özal'in
kendisine çok güvendigini, Rahmetli ÖZAL'in Cumhurbaskanligi, AKBULUT'un
Basbakanligi zamaninda Istanbul Emniyet Müdürü oldugunu, bu sirada kendisinin
dogrudan bir temasinin olmadigini, Kendi Basbakanligi döneminde Ünal ERKAN'i
Emniyet Genel Müdürlügüne getirdiklerini, O'nun isine karismak istemediklerini,
Ünal ERKAN'in da daha önce Istanbul Emniyet Müdürü iken AGAR da Müdür
yardimcisi oldugu için O'nu muhafaza etmek istedigini, Kendisi hükümetten
ayrildiktan sonra da 1992 yilinda Erzurum Valisi oldugunu, kendi hükümetinde
Adalet Bakani oluncaya kadar özel bir diyalogu olmadigini, daha sonra da
Içisleri Bakani oldugunu, bu sirada kendisine ``Emniyet'in kendisini (Mesut
YILMAZ'in evini) dinlemedigini'' söylemek için partiye ziyarete geldigini, kendi
Basbakanligi döneminde sikayetçi oldugu tek konunun Emniyet Genel Müdürlügünde
(özellikle Özel Harekat ve Istihbarat Daire Baskanliklarinda) yapmak
istedikleri tasarruflara engel oldugunu,
Mehmet AGAR'in kardesi Yunus AGAR'in Havas'in ortaklarindan oldugunu,
BMW Araba Konusu :
1995 Ocak ayinda Kocaelinde Osman GÜRBÜZ adinda sol illegal örgüte mensup
bir kisinin yakalandigini, üzerinde A.ÇATLI'nin üzerinden çikan evragin
çiktigini, ancak Emniyet Genel Müdürünün devreye girerek bu kisiyi serbest
biraktirdigini, bu sahsin altinda BMW marka bir araba bulundugunu, bu arabanin
Genel Kurmaya ait oldugu ve Ankara'ya istendigi, bu arabanin 3 ay öncesine
kadar Mehmet AGAR tarafindan kullanildigini, önce seçimlerde Elazig'da, Bakan
olduktan sonra da esi tarafindan kullanildigini, bu arabanin motor ve sasi
numarasi olmadigini, 3 ay önce Izmit'e geri gönderildigini,
Abdullah ÇATLI ve Susurluk Konusu :
A.ÇATLI ile Sedat BUCAK'in Istanbul'dan uçakla gelen Hüseyin KOCADAG ile
Izmir'de bulusarak Kusadasi' nda arazi satin almak için oradaki Mal Müdürlügü
ve Tapu Sicil Muhafizligiyla 2-3 gün temas halinde olduklari,
Susurlukta Abdullah ÇATLI'nin üzerinden çikan yerli ve yabanci kredi
kartlari çiktigini, bunun jandarma tutanaklarinda yer aldigini bildigini, ancak
bunun, banka hesap numaralarinin nereye kadar uzandigina dair bir duyumu
olmadigini, bu konunun arastirilmasi gerektigini,
Susurluk kazasini müteakip Jandarma tarfindan tutulan tutanakta A. ÇATLI'ya
Mehmet ÖZBAY adina düzenlenen belgenin yer almamasinin dikkatini çektigi,
Abdullah ÇATLI'nin Topal cinayetindeki silahlardan birinde parmak izinin
çikmasi Istanbul Emniyetinin çalismasi ile ortaya çikmistir. A.ÇATLI 1992
yilinda Sahin EKLI ismiyle yurt disina çikarken yakalandiginda alinan parmak
izleri ile cesedinden alinan parmak izlerinin karsilastirilmasi sonucu
anlasildigini,
Su anda Izmitte hapiste bulunan Hadi ÖZCAN; ``Emniyet tarafindan kendisne
bazi görevler verildigini, bunlardan birinin de Abdullah ÇATLI'yi öldürmek
oldugunu, bunu reddettigini'' söyledigini, ancak ifadesini imzalamadigini,
Kendisinin Haluk KIRCI'yi hiç tanimadigini, yalniz ``Abdullah ÇATLI'nin
ölümünden sonra sansasyonel bir eylem gerçeklestirip O'nun yerine geçmeyi
planladigina bu eylemin de kendisini öldürmek olduguna'' dair bir ihbar mektubu
aldigini,
Abdullah ÇATLI ile iliskileri :
Baskanin ``Abdullah ÇATLI ile kendisinin Genel Baskan seçildigi kongrede
iliski içerisinde oldugu, hatta yardim ettigi iddialari'' ile ilgili sorusu
üzerine;
Kendisinin hayatinda A.ÇATLI'yi hiç görmedigini, Bahçelievler katliamindan
hakkinda giyabi tevkif karari oldugunu, devletle iliski içinde oldugunu ve
birtakim kanunsuz islere karistigini bilerek, ne Abdullah ÇATLI ne de Mehmet
ÖZBAY adiyla hiç kimse ile, ne kongreden önce, ne de sonra hiçbir temasinin olmadigini
,
Abdullah ÇATLI'nin 1996 yilinin 4. ayinda Drej Ali vasitasiyla Silah
Ruhsati'nin Meslegi hanesinde ``Anavatan Il Delegesi'' yazili Gölbasili Mehmet
ÇAKIR'dan bir silah aldigini bilmedigini,
Hüseyin KOCADAG Konusu :
Basta Anavatan Il Baskani olarak Hüseyin KOCADAG'in herhangi bir Il'e
Emniyet Müdürü olmasi için pekçok tavassut geldigini, kendisinin de bunu Kemal
YAZICIOGLU'na sordugunu, O'nun da ``Katiyen olmaz, fevkalade mahzurludur''
dedigini, neden mahzurlu oldugunu sormadigini, Susurluk Kazasindan sonra
Hüseyin KOCADAG'in Mehmet ÖZBAY adina düzenlenen silah ruhsati için tezkiye
veren kisi oldugunu ögrendigini,
Vali Atamalarinda Mafya'nin Etkisi :
Orhan Tasanlar'in böyle bir iddiasinin oldugunu, ancak daha sonra tahkikat
açilinca bunu inkar ettigini, sayet kimin etkili oldugunu açiklasa idi
kendilerine yardimci olmus olacagini, kendi dönemlerinde özellikle Emniyet ve
Vali atamalarinda titiz davrandiklarini, bazi milletvekillerini kirma pahasina
bu türlü etkilerden kaçindiklarini,
Sedat BUCAK hakkindaki Iddialar :
Sedat BUCAK'in amca oglu olan Fatih BUCAK Topal Cinayeti Konusunda
belirtildigi gibi, MIT'e verdigi ifadesinde;
``Sedat BUCAK'in Topal Cinayetini azmettirdigini, bunun arkasinda o
kumarhane sahibinden alinacak 6 milyon dolarlik haracin etkili oldugunu,
Ayrica, Sedat BUCAK'in Ankara'daki Milletvekili lojmaninda ve özel
bürosunda 100'den fazla kalasnikof tüfegin bulundugunu, milletvekili
dokunulmazligindan istifade ederek bu mahalleri silah deposu haline
getirdigini,''
Susurluk Olayinda, Abdullah ÇATLI ile Sedat BUCAK'in Istanbul'dan uçakla
gelen Hüseyin KOCADAG ile Izmir'de bulusarak Kusadasi' nda arazi satin almak
için oradaki Mal Müdürlügü ve Tapu Sicil Muhafizligiyla 2-3 gün temas halinde
olduklari,
Ayrica Sedat BUCAK'in Ankara'daki bazi kumarhanelerden haraç aldiginin Sn.
Basbakan tarafindan Pazar günü ifade edildigi,
Koruculuk Sistemi ve Sedat BUCAK :
Koruculuk Sisteminin iyi niyetle getirildigini, zaman içinde deforme ve
dejenere oldugunu, bu sistemin islah edilmesi gerektigini, ancak bu konuda
dikkatli olunmasi gerektigini, akilli olunmazsa devlet adina PKK kadar riskli
bir operasyon olabilecegini,
Sedat BUCAK'in Koruculuk Sistemindeki yerinin özel oldugunu, devletin Sedat
BUCAK'in asiret mensuplarina ( 700 ila 10 bin kadar oldugu söylenen) silah
verdigini, ancak maas vermedigini, o zaman bu kisilerin ihtiyaçlarinin nasil
karsilandigini, maddi finansmaninin nasil saglandigini sormak gerektigini,
kendisine gelen bilgilerin bunun yasadisi yollardan saglandigi seklinde
oldugunu, bu konuda ciddi emareler oldugunu,
MIT Raporlari :
1988 yilinda gazetelere de yansiyan bir MIT Raporu oldugunu, ancak o zaman
bunun öneminin anlasilmadigini, kendisinin de bunu, bazi üst düzey kisilerin
ahlakî zaaflarini anlatiyor diye degerlendirdigini, 1991'de Basbakan oldugu
sirada Raporu hazirlayan ve bir kismi MIT'ten uzaklastirilmis bulunan kisileri
dinledigini, ``Neden kisileri tahkir ettiklerini'' sordugunu, ancak bu
kisilerin;
``Bu Raporu kisileri tahkir etmek için hazirlamadiklarini, Mafya'nin
birkisim üst düzey devlet görevlilerinin bazi kisisel ve ahlakî zaaflarini
kullanarak devletle organik bir bag kurmaya çalistigini, Raporla buna dikkat
çekmek istediklerini'' söylediklerini,
1993 yilindan sonra bunun sonuçlarini gördüklerini, Devletle Mafya'nin iç
içe girdigini, örnegin Susurluk Kazasinda bulunan A.ÇATLI'nin çantasinda çikan
resimlerde devletin Emniyet Müdürü ile bir asiret reisi ve Abdullah ÇATLI'nin
tatilde , Bucak'in evinde beraber olduklarinin görüldüklerini, yani 1993'ten
sonra bu iliskinin sistematik bir isbirligine dönüstügünü, birlikte
operasyonlar yapildigini, haraçlarin paylasildigini,
Kendi Basbakanligi döneminde bu konularda kendisine herhangi bir MIT Raporu
sunulmadigini, bir MIT Raporu olayi yasanmadigini,
1996 yilinda hükümet kuruldugu zaman 1988 tarihli MIT Raporunda adi geçen
Mehmet AGAR ve Ünal ERKAN''in kabinede görev almalarina itiraz etmedigini,
çünkü o tarihte, devletin emniyetinin, gücünün seferber edildigini bilmedigini,
bu nedenle bu kisileri suçlamasinin mümkün olmadigini, Hatta bizzat
Sn.Çiller'in bu islerle ilgili olduguna, örtülü ödenegin bu maksatla
kullanildigina dair iddialar oldugunu, ancak Basbakan olarak Istanbul Emniyet
Müdürü ile iliskileri sonucu bu bilgilere ulastigini, meger 1993'ten bu yana
devlet imkânlarinin, görevlilerinin, gücünün, yetkilerinin parasinin
kullanilarak hukukdisi iliskilerin sistematik bir sekilde kuruldugunu
anladigini,
Bu islerin tesadüfi olmadigini, Emniyet Genel Müdürünün Içisleri Bakani
olmasinin, Emniyette birtakim kadrolasmalarin olmasinin tesadüfi olmadigini,
sistematik oldugunu, bu nedenle normal hükümet yetkileriyle olayin üzerine
gitmenin mümkün olmadigini, her an engellendigini, bu islerin üzerine
gidilememesinin tek sebebinin siyasî oldugunu ,
Basbakanin, elindeki MIT Raporlarina dayanarak Istanbul'da tanidigi
hemsehrisi bir Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcisi ile yaptigi telefon
görüsmesini dogru olarak söyledigini, iki kisinin arasinda geçen bir konusmanin
MIT Raporuyla Basbakan'a verilmesinin manidar oldugunu, bundan sonra güveninin
kalmadigini,
Özel Harp Dairesi - MIT - Özel Harekat Dairesi :
Genelkurmay bünyesinde Özel Harp Dairesi ismiyle bir dairenin kuruldugunu,
daha sonra NATO'nun aldigi bir karar çerçevesinde GLADIO denilen bütün NATO
ülkelerinde uygulanan bir sisteme dönüstürüldügünü, 1981'de de Italya'da oldugu
gibi birtakim kanunsuz islere kalkismalari, Mafya ile isbirligine girmeleri
nedeniyle bütün NATO ülkeleriyle birlikte yürürlükten kaldirildigini,
Daha sonra bu birimde çalisan bazi elemanlarin MIT'te ve Emniyette
olusturulan Özel Harekat Timinde egitici ve uygulayici olarak görev aldigini
bildigini, Korkut EKEN' in bu kisilerden birisi oldugunu, önce Özel Harp
Dairesinde, sonra MIT'te, daha sonra da Içisleri Bakanliginda Emniyet Müsaviri
olarak görev aldigini, birçok operasyonlarda görev aldigini, yani bu üç kurum
arasinda böyle iliskiler ve geçisler oldugunu, (Bu kisinin Susurluk olayinda
kilit adamlardan biri oldugunu, ancak henüz görevlerden uzaklastirilmadigini,
hala Emniyetteki görevine devam ettigini, ayrica bu kisi MIT'teki görevinden
ayrilip, henüz Emniyetteki görevine baslamadan Botas'ta müsavirlik yaptigi
dönemde Mersin'de bir Botas ihalesinde Çatli'nin paravan bir sirketine ihalenin
verildigini, bu firmanin da bir anlasmayla isi ikinci gelen firmaya
devrettigini, yani bu kisilerin bu tür ihale islerine de bulastiklarinia dair
bilgi geldigini),
Zamaninda Özel Harp dairesinde birlikte görev yapan kisilerin sonradan
birbirleriyle ters düstüklerini, birbirleri hakkinda kamuoyuna bilgiler
sizdirdiklarini, birbirleri aleyhine rapor hazirladiklarini, JITEM'in basinda
görev yapan Cem ERSEVER'in öldürülme olayinda oldugu gibi birbirleriyle
hesaplasmaya dönüstügünü, bunun da faili mechul cinayetlerden birisi oldugunu,
Sayin Cumhurbaskaninin bu olaydan sonra MIT yetkililerini çagirarak bu olayi
çözmelerini istedigini, fakat bugüne kadar bunun ortaya çikarilamadigini,
MIT'in devlet içinde hesaplasma niteliginde gördükleri islerden uzak
durmaya egiliminde oldugunu, hatta zaman zaman devlete gerekli bilgileri
vermeme egiliminde oldugunu, Komisyona karsi da, bagli oldugu makamlara karsi
da bilgi sakladigini, MIT'in buna hakki olmadigini, Özal'in da MIT'in bu
tutumundan rahatsiz oldugunu, özellikle terörle mücadelede MIT'in çalismalarini
yetersiz buldugunu, bu nedenle de Emniyet'in istihbarat birimini güçlendirmeye
çalistigini, terörle mücadelede Özel Harekat Biriminin kuruldugunu,
Her birimin , Emniyetin, Jandarmanin, Genelkurmay'in kendi istihbarat
birimlerini kurduklarini, bunun devlet içinde bir istihbarat kargasasi meydana
getirdigini, bu birimlerin kendi aralarinda rekabete, hatta çatismaya
girdiklerini, istihbarat konusunda yeni bir yapilanmaya ihtiyaç oldugunu,
istihbarat konusunda devletin çok pahali çalistigini, çok para harcadigini,
ancak çok az verim aldigini,
Devletin Istihbarat birimlerinin 1993'den sonra gerek Emniyet
istihbaratinin, gerekse MIT'in iç politika amaçlariyla kullanildigini, Tansu
ÇILLER döneminde MIT içinde Kontrterör birimi olarak yeni bir birimin olusturuldugunu,
Mehmet EYMÜR'ün MIT'e döndügünü ve bu birimin basina getirildigini, bu birimin
de iç politika amaciyla kullanildigini, bunun da büyük bir zafiyet oldugunu,
1993 yilinda önemli gelismeler oldugunu; Tansu ÇILLER'in Basbakan oldugunu,
Mehmet AGAR'in Emniyet Genel Müdürü oldugunu, Içisleri Bakanligi bünyesindeki
istihbarat biriminin güçlendirildigini, teknolojik donanim alindigini, Sn.
Cumhurbaskaninin ``Milli Güvenlik Kurulunda bu hususta alinmis bir karar yok''
demesine ragmen Tansu ÇILLER'in ``Biz PKK'nin lojistik destegini kesecegiz. Bu
destegi saglayan isadamlarinin listesi elimizde, bunlari biliyoruz'' seklinde
beyaninin oldugunu, 1993 sonrasindan itibaren sistematik bir sekilde Mafya
seylerinin öldürüldügünü, bunlarin bazilarinin katillerinin bulundugunu,
bazilarinin bulunamadigini,
MIT'te Tolga ATIK'le birlikte çalisan Basbakanlikta Dis Türklerle ilgili
Müsavir Kamil YÜCEORAN'in ellerindeki dinleme cihazlariyla kendi evini
dinlediklerine dair bir bilgisi olmadigini, yani evini kimin dinledigini
bilmedigini, Mehmet AGAR'in da kendisine evini kesinlikle Emniyet'in
dinlemedigini söyledigini,
Örtülü Ödenek Konusu :
Muhalefetteyken Örtülü ödenegin siyasî amaçla, iç politika amaciyla
kullanildigi duyumunu aldiklarini, Basbakan oldugu zaman bu konuyu
arastirdigini, bilhassa hükümeti devralmadan 15 gün önce bir hafta içinde
çekilen 500 milyar liranin nereye harcandigini arastirdigini, Genelkurmay
Baskanini çagirdigini, bu ödenegin Bosna'da, Kuzey Irak operasyonunda
kullanilip kullanilmadigini sordugunu, ``Kesinlikle böyle bir ödenek
kullanmadiklari'' cevabini aldigini, MIT'e, Emniyet'' de sordugunu, 15-20 Subat
arasi bu kuruluslara da böyle bir ödeme yapilmadigini ögrendigini, Vakiflar
Bankasi Genel Müdürüne Örtülü Ödenek hesabini getirttigini,
Sonra Çiller'e bu parayi nerede kullandigini sordugunu, Çiller'in ``Bunlari
açiklamaya mecbur olmadigini, açiklarsa savas çikacagini, kendisine de
güvenmedigini'' söyledigini, Cumhurbaskanina da söylemedigini,
Abdullah ÇATLI'ya Sedat BUCAK'la birlikte APO'yu öldürmek üzere örtülü
ödenekten 250 milyar lira verilecegi, Genelkurmay ve Emniyetin bilgisi
noktasinda durduruldugu iddiasini gazetelerden okudugunu, bu konuda net
bilgisinin olmadigini,
Bu paranin iç politikada kullanilmasina da gerek olmadigini, çünkü ortada
seçim vs bulunmadigini, bu paranin izahinin olmadigini, bunu ancak ÇILLER'in
açiklayabilecegini,
Budapeste Saldirisi :
Almanyadaki bir toplantidan dönerken yakit ikmali için Budapesteye
indiklerini, hanimlarin da arzusuna uyarak orada gece kaldiklarini, ertesi gün
otelden ayrilacaklari sirada lobide kahve içerken bir sahsin gülerek kendisine
yaklastigini ve kendisine yumruk attigini, korumalarinin müdahale ettigini,
sonradan kendisini arka odaya götürdüklerini, o sirada saldirganin yaninda 3
kisi ile beraber bir Mercedesle kaçtigini,
Buraya geldikten sonra MIT'ten kendisine verilen bilgiye göre; Saldiriyi
Istanbul Halkali'da Sultan Tekstil'in ortagi olan, Abdullah ÇATLI'nin da ortagi
olan Aydin DILEK isimli sahsin Macaristan'daki Ismail HOSKAYA, Veysel ÖZERDEM
ve Erol isimli bir sahisla birlikte 100 bin dolar karsiligi organize
ettiklerini, amaçlarinin siyasî sansasyon veya gözdagi vermek oldugunu,
MIT'in bildirdigine göre saldiriyi gerçeklestiren sahislarin önce Slovakya'ya
daha sonra da Hollanda'ya geçtiklerini, asil saldirida bulunan sahsin da
Hollanda'dan Mersin'e, oradan da Beyrut'a gittigini,
Saldiri'dan önce Türkiye Gazetesinde Ibrahim ÇIFTÇI isimli sahsin Haber
Müdür Yardimcisi Yusuf SANCAK'in odasina girerek Budapeste ile görüstügünü,
bunun dogruluk ve olayla baglantisini bilmedigini,
Uçagin gidis-dönüs programinin belli oldugunu, giderken Prag'da gelirken
Budapeste'de ihtiyaten otelde rezerv yaptirildigini, rezervasyonda yabanci isim
kullanildigini, ayrica Cumartesi aksam oraya vardigini, olayin Pazar sabahi
oldugunu, saldirganlarin kendisini otelde tanimis olabileceklerini,
ÇÖZÜM ÖNERILERI :
Normal devlet teskilatinin hiyerarsik sistemi içerisinde, savcilarla,
müfettislerle devletle organik baga girmis çete olayini çözmelerinin mümkün
olmadigini, birçok engellerle karsilasilacagini, örnegin, ``Bu isi 15 gün
içerisinde çözerim'' diyen Emniyet Müdürünün ertesi günü görevden alindigini,
Cumhurbaskani ve Basbakan'a da önerdigi çözümün;
Devlet Denetleme Kurulu'nun Kamu kurumlarindaki uzmanlardan (örnegin
Istanbul Eski Emniyet Müdürü Kemal YAZICIOGLU ‘dan ) da yararlanarak sorusturma
yapmasinin gerektigini,
Kendisinin Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcilariyla da görüstügünü, onlarin
da kendisine; ``Bu olaylarin bir çete isi oldugunu ,birbirleriyle baglantili
oldugunu, münferit olaylar olmadigini, bu nedenle bütün bu olaylari tek bir
mahkemeye verin, tek bir savcilik sorustursun.Bu Istanbul veya Ankara DGM
olabilir `` dediklerini,
Adalet Bakanliginin Topal Cinayetini, Susurluk olayini, Yaprak olayini tek
bir DGM'de birlestirebilecegini, kendisinin de bunu teklif ettigini, ancak
reddedildigini,
Sonuç Olarak :
Bu konunun çözülmesi için sayet Basbakan'in ``Koalisyon bozulur, siyasî
bosluk olur'' gibi endiselerle olaya ciddiyetle yaklasmazsa, hükümet kurulmasi
için bu meseleden bagimsiz olarak üzerlerine düseni yapacaklarini
söylediklerini,
Bu meselenin sorusturulmasinda geç kalindigini, olay 3 Kasimda olmussa, 4
Kasimda Jandarma tutanagina dayanilarak sorusturmanin baslamasi gerektigini,
çünkü burada aranan bir sahisla bir Emniyet Müdürünün ayni arabanin içinde
birlikte çiktigini, bunun nedeni, bu evraklari kimin düzenlediginin
sorusturulmasinin gerektigini, meydana gelen gecikmede suçlulara delilleri yok
etme imkâni tanindigini, ne adli sorusturmanin, ne de idari sorusturmanin ciddi
yürütülmedigini,
Ifade etmistir.
Basbakanligin Fax Telefonu :
Mesut YILMAZ'in komisyona sundugu ``Belgeler Dosyasi''nda; Kanada'nin
Toronto bölgesinde bir posta kutusunda yakalanan esrardan hareketle tutuklanan
Bert Samuel DAVISON'in ifadesinden David DINGWALL isimli sahsin esrar
sevkiyatini idare ettigi, bu sahsin telefon irtibatlari arasinda Türkiye'de
(90-312-417 04 76) numarali telefonun da bulundugu, bu telefondan MICHAEL isimli
bir kisi ile bir kaç kere görüstügünün anlasildigi ve Kanada polisi tarafindan
bu telefon abonesinin kim oldugunun soruldugu, yapilan tetkikte bu numaranin
Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügünün Fax numarasi oldugunun tesbit edildigi,
ancak Basbakanlik Özel Kalem Müdürlügü bu telefondan kesinlikle böyle bir
görüsme yapilmadigini belirttigi, yapilan görüsmelerin tarihlerinin de tesbit
edilemedigi, telefon faturalarindaki dökümün de bulunamadigi'' anlasilmistir.
(Ek: 218)
46- Trabzon Milletvekili Eyüp Asik 29.01.1997 tarihli ifadesinde;
1994-1995 yillarinda TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetler Hakkinda Arastirma
Komisyonunda çalistigini ve pekçok faili meçhul siyasi cinayetler üzerinde
durduklarini, Ugur Mumcu cinayetini çözdüklerini, ne zaman bir yere el atsalar
ellerinin geri itildigini, devletin bazi makamlarinin bu isi bildigini, Devlet
Güvenlik Mahkemesi Bassavcisinin, bu isle ugrasmayin dedigini, netice
itibariyle devlette bazi adamlarin bu islerinin önünü kestigini,
Komisyonun net bir yere varamayacagini, mahkemelerin de varamayacagini,
Türkiyede bir seyin netlestigini ve Türkiyede bu islerle ilgili çete olusumunun
var oldugunu, bunun da son susurluk kazasindan sonra ortaya çikan belgelerle de
kanitlanmis oldugunu, çete kurmakla ilgili Türk Ceza Kanununun 313 ve 314.
maddelerinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alani disina çikarilmaya
çalisildigini, DGM'den bu yetkilerin alinmasi halinde bu çalismalardan bir
sonuç alinamiyacagini, bunun demokratiklesme adina yapildigi söylense de dogru
olmadigini, DGM'nin bu yetkileri elinden alinmaz ise bu mahkemelerin çeteleri
çözebilecek yeterli bilgi ve belgelere sahip oldugunu,
Bu komisyonun çalismalarinin da bir sonuç dogurmayacagini,
Ancak bir tesbitten ibaret kalacagini,
Topal cinayeti ile ilgili olarak Kemal Yazicioglu ile ilk defa görüsenin
kendisi oldugunu, ilk görüsmelerinde Kemal Yazicioglunun Topal Cinayeti
faillerinin tarafindan bilindigini kendisine söyledigini, bunun Susurlukla da
baglantili oldugunu söyledigini, Özel timcilerin itiraflarda bulunduklarini,
iyi bir arastirmayla oyain çözülebilecegini kendisine söyledigini, kaset gibi,
itiraf tutanagi gibi, telefon baglantilari, parmak izi gibi birtakim bulgular
oldugunu söyledigini,
12 Aralik 1994 tarihinde Kocaeli-Gebze'de Osman Gürbüz isimli THKP-C'ye
mensup asiri sol görüslü bir militanin polisle silahli çatisma sonrasinda
yakalandigini, bu sahsin evinde 3,5 milyarlik çek-senet, Istanbul'da polislik
yapan Ahmet Tecer adli polise ait bir kimlik, iki silah, cep telefonu ve 5.25
BMW araç ele geçirildigini, ancak bu isin üzerine gidilmemesi için Genel
Müdürlükten Kocaeline talimat verilerek adamlarin birakilmasinin istenildigi,
yakalanan sahsin itirafçi oldugunun ve Jitem'de görevli Assubay Ahmet'in adami
olabileceginin söylenildigini, BMW otomobilin Genel Kurmaya ait oldugunun ifade
edilerek korkut Eken tarafindan Kocaeliden alinarak Ankara'ya getirildigini, bu
aracin kmotor ve sasi numaralarinin hiç olmadigini, PKK itirafçilarinin da bazi
islerde kullanildigini, BMW Genelkurmay'a ait ise neden oraya verilmedigini,
Istanbul Sultanbeyli'de bir arazi mafyasinin oldugunu, bu çete içerisinde
bir komiser, 1 Emniyet Müdürü, 2-3 polis memuru ile Ziya Baycan, Saziye Barin,
Ibrahim Genç ve halen cezaevinde bulunan Abdullah Sülük gibi sahislarin
oldugunu, ancak mahkeme kayitlarinda bu sahislarin birbirleriyle baglantisinin
pek gözükmedigini, oysa burada 17 cinayetin oldugunu, 2 yil içinde bu
cinayetlerin islenmis oldugunu, olaylarin adliye'ye intikal ettigini ancak
münferit olaylar seklinde intikal etmis oldugunu, Ziya Baycan çetesinin isadami
Mehmet koçaslan'dan 200 milyar lira aldigini Ibrahim Genç'in de Ziya Baycan
çetesinin bir elemani oldugunu, bu sahsin Istanbul da döviz bürosunun oldugunu,
çetenin paralarinin aklanmasi isiyle ugrastigini, ancak su anda Ibrahim Genç'in
suçlu durumda gözükmedigini, Ibrahim Genç'in Sedat demir'e para verdigini,
Çete faaliyetleri ile ilgili suçlarin sorusturulmasinda polise verilen
gözalti süresinin yeterli olmadigini ve 7-15 gün arasinda tam çözülemese de
evraklarin adli mercilere intikal ettirilmek zorunda oldugunu, bu nedenle daha
uzun zaman alabilecek çete sorusturmalarinin bu süre içinde çözülmesi mümkün
olmadigindan sorusturmanin nihai amacina ulasamadigini ve bunun yapisal bir
sorun oldugunu, hukukta, yargida bu sorunlarin çözülmesi gerektigini,
Mehmet Agar, Ibrahim Sahin,Korkut Eken ve Abdullah Çatli arasinda geçen yil
mart ayindan bu yana bir çekisme basladigini, birbirlerini yok etme planlari
yapmaya dogru gittiklerini,
Hadi Özcan'in poliste alinan bir ifadesinde kendisinden Abdullah Çatli,
Yesil ve Kürsat Yilmaz'in öldürülmesinin istenildigini belirttigini ancak bu
ifadesini Savcilikta reddettigini, Ayrica Türkiye de Milli Istihbarat, Jitem ve
Emniyet arasinda bir yaris oldugunu,
Sami Hostan'in Topal cinayeti içinde bulundugunun söylendigini, bu sahsin
ayni zamanda Topal'in ortagi oldugunu, Sami Hostan'in telefon baglantilarinin,
kayitlarinin elde edilmesi halinde devlette önemli kisilerle görüstügünün
anlasilacagini,
Ömer lütfi Topal Cinayeti ile suçlanan polislerin sorgulamalarinin 5 kisi
tarafindan yapildigini, ifade tutanaklari ve ses kasetinin oldugunu Kemal
Yazicioglunun kendisine söyledigini, Kemal Yazicioglunun bu bilgiyi
sorusturmayi yürüten Sentürk Demiral'den aldigini, oysa böyle bir kasetin
olmadigini Sentürk Demiral'in daha sonra kendisine söyledigini, ifade tutanagi
da kaset de yok dedigini, ayrica yapilan isin bir sorgulama da olmadigini
kendisine söyledigini,
Ömer Lütfi Topal'in öldürülmeden evvel Yesil Kod adli Ahmet Demir'e bazi
havaleler gönderdigini, Yesil'in Jitem'e bagli bir haberci oldugunu, ``Yesil''
kod adi ile dolasan sahis oldugunu, paranin miktarinin 10 milyon dolar oldugunu
ve Ömer Lütfi Topal'in bu parayi verdigini, yine Is Bankasi araciligi ile Van
iline gidip gelen bir para oldugunu da bildigini,
Ömer Lütfi Topal'in yakinlarina ``10 milyon dolari verdik havaleyi yaptik,
kelleyi kurtardik, dolayisiyle artik benu koruyacaklar, beni öldürmeyecekler''
dedigininin söylendigini,
Devlet içindeki özel örgütlenmede bunlarin sayisinin 50-100 kisiyi
geçmedigini, Ugur Mumcu Cinayetinin de devlet içindeki bu olusumun bilgisi
dahilinde yapilmis olabilecegini,
Devlette bir görevliden destek almayan çetenin, mafyanin bir gün bile
ayakta durmasinin mümkün olmadigini,
Bugün ise devlette birisine haraç vermeyen pavyoncu, devlette birisine
haraç vermeyen kumarhane sahibi, devlette birisine ortak olmayan çek-senet
mafyasi olmadigini,
Susurluk kazasi olmasaydi yakin bir gelecekte belki siyasetin akibetini de
bu çetelerin tayin edecegini, mafyanin tayin edecegini,
Mehmet Agar ile Sedat Bucak'in ayni kategori içinde olacagini
zannetmedigini, Mehmet Agar'in bu isleri hazir buldugunu, Çatli'nin Mehmet
Agar'dan çok evvel bu isin içinde oldugunu Mehmet Agar'in Çatli'yi hazir
buldugunu ve görevi geregi onunla iliski kurdugunu, Yasar Öz ile kimligi
dolayisiyla Mehmet Agar'in iliskisinin ortaya çiktigini, hukuk nizaminda böyle
seylerin olamiyacagini ve hesabinin sorulmasi gerektigini,
Sedat Bucak'in birçok olayin içinde oldugunu bu sahsin adam öldürmeye
tesbbüs, yara alma, büroda tehdit gibi islerinin oldugunu,
Hakkari, Batman, Van üçgeninde eroin isinin hala devam ettigini ve dönen
paranin Türkiyenin milli ekonomisinde dönen para kadar oldugunu, uyusturucu
isine karisan asker, polis her kim olursa olsun suçlulari ortaya çikarmak ve bu
isi durdurmak gerektigini,
Yasar öz, dosyasinin en önemli dosyalardan birisi oldugunu, bu dosyada hem
sahte belge bulundugunu hem de sahte belgenin devlet tarafindan kabul
edildigini ve Emniyet Genel müdürünün de bu sahsin serbest birakilmasini
istedigini,'' beyan etmistir.(Ek:219)
47- MEHMET SENA SÖYLEMEZ 2 Mart 1997 tarihli ifadesinde;
Aslen Mus'lu, Kürt kökenli, 1961 dogumlu, doktor, genel cerrah oludugunu,
Esinin Mus Eski Milletvekili Mehmet Emin SEVER'in yegeni ve doktor oldugu, 1995
yilina kadar Ankara Numune hastanesinde çalistigini, 6 kardes olduklarini,
kardeslerinden birinin baskomiser, birinin astsubay, birinin emekli polis,
birinin de emekli isçi oldugu,
1994 yilinda bir araba parki meselesi yüzünden Bucak ailesinden Sedat
BUCAK'in yegeni uyusturucu, alkol bagimlisi Sultan Memduh BUCAK tarafindan
vuruldugunu, (kardesinin de O'nu öldürdügünü), bu tarihe kadar Bucak ailesini
hiç tanimadigini, bundan sonra aralarinda kan davasi basladigini, vurulan insan
olmasina ragmen Ankara'da gözaltina alindigini ve sorgulandigini, bu
sorgulamada Ankara Asayis Müdür Yard. Ali Ihsan SARIKAVAK'in kendisine ``Biz
Bucaklarin dostuyuz. Seni ve ailenden herkesi öldürecegiz'' dedigini, (Bu
kisinin daha sonra abisi ve yegenini öldürenlerle birlikte oturup kalktigini,)
Sedat BUCAK'in Mehmet AGAR ile ortakligi, karanlik islere eraber girip
çikmalari yüzünden kendisine bagli polisleri kendi üzerlerine saldirttigini,
kendilerine saldiranlarin daima polisler oldugunu,
Bir oaydan dolayi Bilkent Üniversitesinde okuyan yegeninin tutuklandigini,
iskence gördügünü ve o zaman Adalet Bakani olan Mehmet AGAR'in emri ile
özellikle Eskisehir Hapishanesine gönderildigini, yegeni yem olarak kullanilarak
O'na elbise, çamasir, para vs. götüren agabeyi ve diger yegeninin orada
Savcidan izin alma bahanesi ile bekletildigini, bu sirada ziyaret günü
olmamasina ragmen oraya gelen Ülkücü Mafyasindan bazi kimselerin güya ziyaret
amaci ile oraya gelerek agabeyi ve yegenini teshis ederek dönüs yolunda pusu
kurduklarini ve (13 Mart 1996 günü) agabeyi ve yegenini öldürdüklerini, onlara
ates edenlerin polisler oldugunu, bu olayin maddi delillerinin
arastirilmadigini, örnegin Orada bulunan Mercedesin içinde vurulan insanlarin
saç killari, parmak izleri, tükürük ve kanlarinin oldugunu, yillar geçse de DNA
testi ile bunlarin kime ait oldugunun tesbitinin mümkün oldugunu, ayrica Fatih
BUCAK adina kayitli bir cep telefonu bulundugunu, bu telefondan kimlerle
görüsüldügünün tesbit edilebildigini, Daha sonra bu öldürme olayinin çig köfte
partisi ile kutlandigini, bu partiye; Mehmet AGAR'in, Yalim EREZ'in, Sedat
BUCAK'in ve Necmeddin Dedenin katildigini, ancak bu davanin kapatildigini,
Sedat DEMIR ve Deniz GÖKÇETIN'in kendi taraftarlari olmadigini, bu
kisilerin yine Mehmet AGAR'in adamlari oldugunu, agabeyini pusuya düsürtüp
öldürmek için bu insanlarin kullanildigini, bu müdürlerle beraber olan
Baskomiser Halim APAYDIN'in agabeyine arabasinin vererek Eskisehir'e
gönderdigini, ancak ne zaman gidecegini (katillere) haber vererek karsiliginda
çek aldigini, eylemin sonucunda agabeyinin öldügünü,
Kendisinin 11 Haziran 199'da Adana'da bulunan agabeyini ziyaretten dönerken
Pozanti'da vuruldugunu, kendisini vuran insanlarin Istanbul Polisi oldugunu,
güya operasyon yaptiklarini, bundan Adana polisinin haberi olmadigini, bu
kisilerin Istanbul disinda operasyon yapmak için görev belgelerinin olmadigini,
oraya gelmek için bir gerekçelerinin de olmadigini, kendisi orada ölseydi
olayin faili mechul olacagini, trafik polislerinin, kamyoncularin,
vatandaslarin gelerek kendisini kurtardigini, bunun üzerine isi
resmilestirdiklerini, kendisini vurmalarina bir bahane bulmak için kendisini
ÇETE olmarak suçladiklarini, kendi arabasinda silah oldugunu iddia ettiklerini,
bunun kesinlikle yalan oldugunu, Orada ( POZANTI'da) yakalandiklari , Adana'da
hastanede yarali iken Adana Terörle Mücadele ekipleri tarafindan ifadesi
alindigi halde Istanbul'da yakalanmis gibi tutanak tutuldugunu, Pozanti'da
hiçbir islem yapilmadigini, olayin Pozanti Savcisindan gizlendigini, daha sonra
Istanbul'a götürüldügünü, burada hiçbir ifade vermedigini, hiçbir seye de imza
atmadigini, ancak kendi ifadesi olarak sahte bir ifadenin düzenlendigini,
mahkemeye aleyhine delil olarak sunulan tek seyin bu ifade oldugunu, kendisinin
bir sey itiraf edecekse bunu Adana'da itiraf edecegini, oysa Adana'da verdigi
ifadede ``Hiç bir sey yapmadim'' dedigini, o ifadenin kesinlikle kendi ifade
olmadigini,
Ayrica kardeslerine de çesitli uydurma seyler imzalatildigini, kardesinin
tutuklama karari oldugu halde, kardesinin savcinin, hakimin karsisina
çikarilmadigini, 4 yil gezdirildigini, iskenceden geçirildigini, bunun
arkasinda da Mehmet AGAR'in oldugunu,
Kendisi tutuklandigi zaman, memur oldugu için memur kogusuna konulmasi
gerekirken, Adalet Bakani Mehmet AGAR'in imzasiyla Kütahya Cezaevine
gönderildigini, çünkü burada abisini öldürmekten zanli insanlarin bulundugunu,
50 kadar Urfa'li bulundugunu, Sedat BUCAK'la yakin iliskisi olan Müslüm BAKAN adinda
birinin kardesinin oldugunu, bu cezaevine konulursa kendisinin muhakkak
öldürülecegini, bunu da M.AGAR'in kendisini öldürsünler diye Adalet Bakani
olarak yetkisini kullanarak bilerek yaptigini, orada vicdan sahibi bir savcinin
durumu farkederek kendisini koymadigini, buradan sevkinin itirafçilarin
bulundugu Kirklareli cezaevine çiktigini,
Eminönü Belediye Baskani Ahmet ÇETINSAYA'nin yegeninin öldürülmesi olayi
ile hiç bir ilgisinin olmadigini, orada beraber yargilandiklari insanlarin
sonradan kendilerine polis tarafindan aldatildiklarini söylediklerini
belirtmistir.(Ek:220)
48- ABDÜLGANI KIZILKAYA 28.02.1997 tarihli ifadesinde;
1966 Urfa-Siverek dogumlu, ilkokul mezunu, Asiret içinde resmi korucu,
Sedat BUCAK'in da yakin akrabasi ve özel korumasi oldugunu, 4 yildir beraber
olduklarini,
Susurluk kazasi oldugunda Sedat BUCAK'i arkadan takip ettiklerini, kazadan
4-5 dakika sonra olay mahalline vardiklarinda, arabanin kamyonun altinda
oldugunu, halatla vatandasin yardimi ile 15 dakikalik bir ugrastan sonra
arabayi kamyonun altindan çikardiklarini, Sedat Beyi ve cesetleri de ancak
ondan sonra çikarabildiklerini, hatta Sedat Beyin öldügünü sandigini, asfaltin
üzerine uzattigini, Sedat Beyin burada konusmasina imkân olmadigini, ``Silahimi
verin, tabancami verin'' sözünü hastanede söyledigini,
ARENA'da yayinlanan resimde ise arabanin kamyonun altinda oldugunu, demekki
birilerinin kendilerinden önce olay yerine vararak resimleri çektiklerini,
silahlari da arabanin arka koltuguna onlarin koymus olabilecegini, (bunlar
üzerindeki parmak izlerinin rahatlikla kontrol edilebilecegini ve kime ait
oldugunun anlasilabilecegini) çünkü arabayi kendisinin hazirladigini, arka
koltukta silah görmedigini, yalniz arabanin arkasindan milletvekillerine
verilen Sedat BUCAK'a ait çantanin düstügünü, bu çantayi aldigini, Balikesire
giderken ve Istanbul'da havaalaninda da bu çantanin elinde oldugunu, bunun
resimlerde de göründügünü, bu çantada Sedat Beyin kimligi ile 230 milyon
liranin bulundugunu, zaten bu parayi çantaya beyaz bir poset içinde kendisinin
koydugunu, çantadan baska bir sey almadigini,
Sedat BUCAK'in M-16 ve MP-5 marka ve baska hertürlü silahinin oldugunu,
bunlarin devletin verdigini, arabada bu silahlarin mermilerinin de oldugunun
söylendigini, peki mermileri varsa, susturucu varsa da silahlarin nerede
oldugunu, Eger Sedat BUCAK'a ait silah oldugunu bilseydi rahatlikla kendisine
ait oldugunu söyliyecegini, 4 yil yatip çikacagini, ancak kesinlikle böyle bir
sey olmadigini, kendisinin silah, susturucu falan görmedigini,
Mehmet ÖZBAY'i 1,5 yildir Sedat BUCAK'in yanina gelip gittigi için
tanidigini, ancak Abdullah ÇATLI olarak bilmedigini, esasen Abdullah ÇATLI'nin
kim oldugunu da bilmedigini, bu kisinin Siverek'e, Ankara'ya Sedat Beyin yanina
geldigini, Istanbul'da da görüstüklerini, kendisinin bol içki kullandigini,
ancak kokain falan kullanmadigini, daha dogrusu bilmedigini,
Hüseyin KOCADAG'in cebinden okunmus toprak çiktigini, bunun toz esrar
olarak kamuoyuna sunuldugunu,
Sami HOSTAN'i tanidigini, Kazadan önce Istanbul'da görüstüklerini ve yurt
disina Galatasaray'in maçina gittigini, kendilerini takip etmesinin mümkün
olmadigini, ancak telefonla görüstüklerini ,
Kendilerini kimsenin takip ettiklerinden süphelenmediklerini, ancak Izmirde
Otelde kendisine ``Gani Dikkatli olun'' dedigini, oradan Kusadasina
geçtiklerini, genelde yolda her arabadan süphelendiklerini,
Ali ÇÖRÜ'yü de tanidigini, maça gelirken görüstüklerini, ancak Ankara'ya
Sedat Beyin yanina gelmedigini,
Gonca US'u Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü,
Ahmet BAYDAR'i tanimadigini,
Sedat BUCAK'in Susurluk Kazasinda beraber oldugu kisilerle daha önce hep
birlikte beraber olduklarini görmedigini belirtmistir.(Ek:221)
49- MUSTAFA ALTINOK 28. 02.1997 tarihli ifadesinde;
1960 Yozgat dogumlu, Sorgun Lisesi mezunu, 1985'de Sorgun Lisesi mezunu,
evli, 3 çocuklu oldugunu, okuldan mezun olduktan sonra 1985 sonundan itibaren
Basbakanlik'da koruma memuru olarak göreve basladigini, 1987 yilinda Gölbasina
Özel Harekat kursuna gittigini, kurstan sonra 1987 onuncu ayinda Sanliurfa'ya
gittigini, 1990'a kadar burada kaldigini, sark dönüsü Istanbul Terörle Mücadele
Müdürlügünde göreve basladigini, 6 ay öncesine kadar burada görev yaptigini, 28
Agustos 1996'Da Sedat BUCAK'in koruma görevine atandigini,
Susurluk Kazasi öncesi Ankara'dan Istanbul'a gittiklerini, kendisinin 15
gün evinde kaldigini, buradan Yalova'ya geçtiklerini, maç seyrettiklerini,
sonra Burhaniye'ye gittiklerini, bir arsaya baktiklarini, oradan Izmir'e
gittiklerini, Izmir'de 2 gün, Kusadasinda 2 gün kaldiklarini, dönüste malum
kazanin oldugunu,
Gidis ve dönüste kendilerini takip eden kimseyi görmedigini,
hissetmedigini, arkadaslarinin da hissetmediklerini,
Kazadan 5 dakika sonra olay yerine geldiklerini, yarali ve ölüleri
çikarmaya çikarmaya çalistiklarini, bu sirada arabadan Sedat BUCAK'in, Mehmet
ÖZBAY'in ve Hüseyin KOCADAG'in zati silahlari disinda bir silah çikmadigini,
baska hiç bir silah ve mermi görmedigini, arabadan hiçbir sey almadigini, para
çantasini Gani'nin almis olabilecegini, kaza yerine vardiklarinda arka bagajin
açik oldugunu, ama silah falan görmedigini, yaralilari kurtardiktan sonra
arabanin yaninda Enver'in kaldigini,
Abdullah ÇATLI'yi bir yil kadar önce Ayhan ÇARKIN'in yaninda Mehmet ÖZBAY
olarak tanidigini, kendisinden hiç süphelenmedigini, çünkü adamin tasima
ruhsatli silahi oldugunu, uçaklara bindigini, büyük adamlarla, mesela
milletvekilleri ile görüstügünü, kendisini Emniyet Müdürlügünde, Müdür
odasinda, koridorda, bahçede, yolda gördügünü,
Sami HOSTAN'i da Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü,
Ali Fevzi BIR'in ismini bu olaylardan sonra duydugunu,
Ömer Lütfi TOPAL'i hiç tanimadigini, TOPAL cinayetinde sanik olmadigini, o
gün nöbetçi ekiple görevde oldugunu, arkadaslarina da çok güvendigini, onlara
kefil oldugunu, onlarin böyle bir cinayeti isleyceklerine ihtimal vermedigini,
buna inanmadigini,
Mehmet ÖZBAY'in kokain kullandigini sanmadigini, çok düzenli, kibar,
efendi, iyi bir insan oldugunu, O'nun tetik çekecek bir insan olduguna
inanmadigini, duyunca çok sasirdigini, is sahibi oldugunu, is yerine bir defa
gittigini, orada ortagi Ahmet BAYDAR'i da gördügünü,
Kendilerinin çete kurmakla suçlandigini, Sedat BUCAK'in yanina gideli 3 ay
oldugunu, 3 ayda çete kurulamiyacagini, Ayhan ÇARKIN'la beraber, ama ayri ayri
timlerde çalistiklarini, bazi nokta operasyonlarda müsterek görev yaptiklarini,
bu operasyonlarda kesinlikle sivil kisilerin bulunmadigini, Güneydoguda da
Jandarma bölgesinde görev yaptiklarini, yüzlerini de kapatmadiklarini, faili
mechul olaylarda ölenlerin bu operasyonlarda ölmedigini, bu operasyonlar
yüzünden DEV-SOL tarafindan evine gelindigini, öldürülmek istendigini,
Ibrahim SAHIN'in Sami ile, yahut Ömer Lütfi TOPAL'la bir iliskisinin
olamiyacagini, I.SAHIN ve Korkut EKEN'in Özel Harekat Kursunda hocalari
oldugunu, onlari çok iyi ve dürüst olarak bildigini,
1991 yilinda Hasan Pasa olayindan dolayi Avrupa Insan Haklari Mahkemesinde
yargilandiklarini, bu olayda içeridekilere teslim olun dediklerini, ancak ``Biz
fasistlere teslim olmayiz'' dediklerini, slogan attiklarini, silahli çatisma
oldugunu, bir arkadaslarinin yaralandigini, içerde beraat ettiklerini, daha
sonra Insan Haklari Mahkemesinde dava açildigini ve devam ettigini
belirtmistir.(Ek:222)
50- ENVER ULU 28. 02. 1997 tarihli ifadesinde;
1963 Trabzon dogumlu oldugunu, ilkokulu babasinin memuriyeti dolayisiyle
Diyarbakir, Ankara ve Çankiri'da okudugunu, Ortatahsilini Trabzon'da
tamamladigini, 1983'te askere gittigini, asker dönüsü 1986'da polislik
imtihanini kazanarak 100. yil Polis Okuluna gittigini, buradan mezun olarak
ayni yil Ankara Hassas Bölgeler Sb. Md.'de göreve basladigini, 1987 Mayisinda
Özel Harekat kursuna katildigini, ayni yil Siirt'e sark hizmetine gittigini,
1990'da sark hizmetini bitirerek Ankara'ya Özel Harekat Subesine geldigini,
1991'de Istanbul'a gittigini, 1993'te tekrar Ankara'ya geldigini, 1994'te Sedat
BUCAK'in korumasina verildigini, 1995'de kendi istegiyle Izmir'e tayin
oldugunu, burada 1996'da Özel Harekat'tan ayrildigini, Korumalar Subesine
geçtigini, sonra terörde çalistigini, Daha sonra tekrar Sedat BUCAK'in
korumaligina verildigini,
Susurluk Kazasi'ndan önce Sedat Beyle önce Istanbul'a, oradan Mehmet
ÖZBAY'la birlikte Izmir'e gittiklerini, buradan Sedat Beyin Kusadasinda bulunan
yazligina gittiklerini, Izmir'de Prensis Otelde kaldiklarini, burada Mehmet
AGAR'in kizinin bulundugunu, Sedat BUCAK Mehmet ÖZBAY'la birlikte M.AGAR'in
kizina geçmis olsun ziyaretinde bulunduklarini, Mehmet AGAR'in orada
olmadigini, Sedat BUCAK'in dostu olan Hüseyin KOCADAG'in Izmir'de kendilerine
katildigini,
Yolda araya kamyon konvoyunun girmesi nedeniyle Sedat Beylerden
koptuklarini ve malum kazanin oldugunu, kazayi görünce durduklarini, Mehmet Bey
ve yanindaki bayandan iniltiler geldigini, kimsenin yardimci olmadigini, önce
arabayi çekip çikardiklarini, korumasi oldugu için Mustafa ALTINOK'la birlikte
Sedat Beyi kurtarmaya çalistiklarini, bir arabaya atarak Balikesir'e
gittiklerini, Hüseyin Bey'i ve digerlerini diger arkadaslarinin çikardigini,
Kaza mahalline vardiklarinda arabanin bagajinin açik oldugunu, kapilarinin
da açik olabilecegini, arabada zati silahlar disinda uzun namlulu silah filan
görmedigini, görselerdi toparliyacaklarini, Sedat Beyin içinde para bulunan
çantasini kendi korumasinin almis olabilecegini, kendisinin almadigini,
Abdullah ÇATLI'yi Mehmet ÖZBAY olarak 1,5-2 sene önce 1995 yilinda, Sedat
Beyden önce bir arkadas toplantisinda tanidigini, daha sonraSedat Beyin yanina
gelip giderken gördügünü, kisi olarak tanimaya basladigini, beraber yemege
çiktiklarini, ancak bildigi simalardan birileriyle beraber olmadiklarini,
Çatli'yi Ibrahim SAHIN'in makaminda görmedigini, Çatli'nin kokain kullandigini
bilmedigini, sanmadigini,
Sami HOSTAN'i Sedat BUCAK'in yaninda bir-iki defa gördügünü,
Ali Fevzi BIR'i de ALIÇO olarak bir defa yine Sedat Beyin yaninda
gördügünü,
Hüseyin KOCADAG'i Özel Harekatçi oldugu için 1987'denberi Diyarbakir'dan
tanidigini,
1988'de arkadasini kazaen yaralamaktan 6 ay bir disiplin cezasi aldigini,
kendisinin Ömer Lütfi TOPAL cinayeti ile ilgisi olmadigini, halen ÇETE
kurmaktan yargilandigini belirtmistir. (Ek:223)
51- BURHANETTIN BIGALI 02.03. 1997 tarihli ifadesinde;
1927 Bergama'nin Göçbeyli nahiyesinde dogdugunu, 13 yasinda Konya askeri
Ortaokulu'na gittigini, 1947'de Harbiye'yi, 1959'da Harp Akademisini
bitirdigini, 1972 yilinda General oldugunu, Istanbul Garnizon Kurmay
Baskanligi, Harp Akademileri Kurmay Baskanligi, Erzurum'da Tümen Komutanligi,
Kara Kuvvetleri Istihbarat Baskanligi, Genelkurmay Sikiyönetim ve Koordinasyon
Baskanligi ve 6. Kolordu Komutanligi görevlerinden sonra
1981 yilinda MIT müstesari oldugunu 1986 yili Agustos ayina kadar 5 yil bu
görevde kaldigini,Orgenaral olarak 2. Ordu Komutanligi ve arkasindan da
Jandarma Genel Komutanligi görevlerinde bulunduktan sonra 1990 yilinda emekli
oldugunu,
MIT Kanununa göre; ``MIT'in görevinin, T.C.'nin ülkesiyle, milletiyle
bütünlügüne, varligina, bagimsizligina, güvenligine, anayasal düzenine ve millî
gücünü meydana getiren bütün unsurlara karsi, içten ve distan yöneltilen mevcut
ve muhtemel faaliyetler hakkinda millî güvenlik istihbaratinidevlet çapinda
olusturmak, bunlari Cumhurbaskani, Basbakan, Genelkurmay Baskani ve Milli
Güvenlik Kurulu ile gerekli kuruluslara bildirmek'' oldugunu,
Çesitli Kamu kurum ve kuruluslarinin yukaridaki baglamda elde ettikleri
bilgileri MIT'e bildirmelerinin gerekli oldugunu, bu bilgilerin bir havuzda
toplanmasinin gerektigini,
MIT Kanununa göre; `` MIT müstesarinin baskanliginda Bakanliklar ve diger
kurum ve kuruluslar arasinda yukarida belirtilen görev ve yükümlülüklerin yerine
getirilmesiyle ilgili koordinasyon saglanmasi ve istihbarat çalismalarinin
yönetilmesinde temel görüsler olusturmak üzere Milli Istihbarat Koordinasyon
Kurulu'nun olusturuldugunu, bu kurulun her üç ayda bir toplanmasi
gerektigini'',
Kendi döneminde Koordinasyon Kurulunu hep topladigini, Oysa bugün bunun
saglikli sekilde yapilamadigini, kurumlar arasinda, özellikle Emniyet, Jandarma
ve MIT arasinda kopukluk oldugunu, MIT'in gelen bilgileri degerlendirerek icra
etmek üzere yine emniyete verdigini,
MIT'in öcü olmadigini, millî bir kurulusumuz oldugunu, Basbakanin,
bakanlarin bu kurulustan brifing almasi gerektigini, bu kurumu tanimalari ve
yardimci olmalari gerektigini, MIT'in disariya gidecek büyükelçilere brifing
verdigini, onlarin teröre karsi, mesela Asala eylemlerine karsi nasil hareket
edeceklerini anlattigini, dis temsilciliklerimizin korunmasi için gerekli
tedbirleri aldigini, ayrica dis temsilciliklerimizin sik sik kontrol
edildigini, bir sürü dinleme cihazi vs. bulundugunu, MIT'in ihtiyaç duydugu
elekronik, teknik cihazlarla donatilmasi gerektigini, Avrupa'daki Türk
varligini, dis temsilciliklerimizi korumak için çevre kusak ülkelere dikkat
etmek, istihbarati daima güncel tutmak gerektigini,
30 Kasim 1983 tarihi itibariyle 195 Asala eylemi oldugunu, 56 kisinin
hayatini kaybettigini, bunlardan 39'unun Türk oldugunu,
Bu Asala eylemlerine karsi siyaseten dost ülkelerin istihbarat teskilatlari
ile isbirligi yaptiklarini, ayrica bu devletlere bir gün bu eylemlerin
kendilerine zarar verecegini anlattiklarini, nitekim ölen insanlarin 17'sinin
çesitli yabanci ülke vatandaslari oldugunu, bu ülkelerin zarar gördügünü,
ayrica Türkiye ile ticari münasebeti olan ülkelerin bunlari desteklememeleri
için uyardiklarini, ayrica Ermeniler içinde de bu eylemlerden rahatsiz olan
insanlar oldugunu, siyasî platformda da bunlarin hakliliklarini isbat
edemediklerini, ve sonuçta Ermeni terörünün sona erdigini, kismen de bu isi
PKK'nin sürdürdügünü,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teröre terörle mukabele etmedigini, Abdullah
ÇATLI ismini MIT müstesari oldugu dönemde hiç duymadigini, böyle bir kisinin
MIT tarafindan Asala'ya karsi kullanilmasinin asla sözkonusu olmadigini,
Müstesarin bilgisi olmadan alt düzeyde birilerinin de böyle bir sey
yapmalarinin mümkün olmadigini, MIT'in kisilere pasaport verme görevi
olmadigini, dolayisiyle bu kisilere pasaport falan vermedigini, kendilerinin
Asala terörüne karsi dis temsilciliklerde sadece pasif koruma tedbirleri
aldiklarini,
Kendi döneminde ne disarida, ne de içeride bir takim sag ve sol
militanlarin, Abdullah ÇATLI gibi, Oral ÇELIK gibi kimselerin tetikçi olarak
kullanilmadigini, istihbarat haricinde herhangi bir operasyonda sivil kisilerin
kullanilmadigini, bunun mümkün olmadigini, bu kisilerin kendileri tarafindan
korunmadigini,
MIT Müstesari iken MIT bünyesinde silah kaçakçiligi, uyusturucu kaçakçiligi
gibi teröre destek veren islerle ilgilenmek üzere Kaçakçilik Dairesinin
kuruldugunu, bunun sebebinin 12 Eylül'de çok sayida silah yakalandigini, yani
terörü silah kaçakçiliginin destekledigini, O'nu da uyusturucu kaçakçiliginin
destekledigini belirlediklerini, bunun sonucunda 1984 yilinda uyusturucu
kaçakçiligina bulasan Mafya Babalari operasyonu yaptiklarini, Dündar KILIÇ,
Behçet CANTÜRK gibi insanlarin sorgulandiklarini, haklarinda fezleke
düzenlendigini ve adli makamlara sevkedildigini, sonucunun ne oldugunu
bilmedigini, Mehmet EYMÜR'ün bu Kaçakçilik Dairesinin basina getirildigini, bu
kisinin çok çaliskan birisi oldugunu, konusu ile ilgili sorgulamalara
katildigini,
Dündar KILIÇ ve benzeri babalarin MIT içindeki, kamudaki insanlarla,
(Örnegin iddia edildigi gibi, MIT Istanbul Bölge Eski Müdürü Nuri GÜNDES ile
yahut Istanbul Emniyet Eski Müdürü Sükrü BALCI ile ) iliski içinde olduklarina
dair bir bilgisi olmadigini, buna inanmanin da mümkün olmadigini,
Mehmet EYMÜR'ün 1987 yilinda yayinladigi çesitli devlet görevlileri
hakkindaki Raporun kendisinden sonra oldugunu, sonucunda da MIT'ten ihraç
edildigini, sonradan nedenini bilmedigi bir sekilde geri alindigini,
Korkut EKEN'in kendi zamaninda MIT'te olmadigini, sonra yarbay olarak bir
dönem Mehmet EYMÜR'le birlikte MIT'te çalistigini, bu rapor dolayi sonra
ikisinin birlikte uzaklastirildigini, halen Emniyet Genel Müdürlügü danismani
olarak çalistigini duydugunu,
Kendi MIT Müstesarligi döneminde Nuri GÜNDES hakkinda Dündar KILIÇ'la
iliskisi olduguna dair bazi iddialar oldugunu, daha üst görevli kimselerden
olusan bir komisyonla hakkinda tahkikat yaptirdigini, katiyen böyle bir sey
olmadigina dair rapor verdiklerini, iddialarin tamamen yanlis oldugunu, Mehmet
EYMÜR'ün Nuri GÜNDES hakkindaki iddialarinin birtakim sahsi husumetlerden
kaynaklandigini, Nuri GÜNDES'le ilgili olarak Dündar KILIÇ'in verdigi
bilgilerin ortadan kaldirildigi iddialarinin dogru olmadigini,
JITEM diye bir kurulusun kendi Jandarma Komutanligi döneminde
kurulmadigini, kendisinin 1990 yilinda emekli oldugunu, bunun 1993 yilindan
sonra ortaya çiktigini, arkadaslarina sordugu zaman da böyle bir seyin
olmadigini ifade ettiklerini,
Mehmet Ali AGCA'nin 1982 yilinda askeri cezaevinden kaçirilmasi sirasinda
MIT'te görevli olduklarini, ancak o günlerde islerinin çok yogun oldugunu, bu
nedenle Basbakanliktan özel bir emir de verilmedigi için bu konu ile
ilgilenmediklerini, bu tip cezaevi firarlarinin herzaman oldugunu, hapishanelerin
iç ve dis güvenliklerinin ayri ayri Bakanliklarda olmasinin bunda rolü
oldugunu,
PKK'nin Ankara'daki Istanbul'daki örgütlenmesine karsi istihbari
çalismalarin ve diger tedbirlerin iyi oldugu kanaatinda oldugunu,
Istihbarat Teskilatinin kanuni prosedür içinde alelusul sunu bunu dinleme
yetkisinin olmadigini, önemli bir hedefi,bir örgüt mensubunun ancak savciligin
müsaadesi alinarak dinlenebilecegini, ancak simdi birçok kisinin elinde dinleme
cihazinin olabilecegini, buna karsi tedbir alinmasi gerektigini, örnegin bu
komisyonun dinlenmemesi için MIT'ten uzman çagrilarak kontrol
yaptirilabilecegini, bir parti lideri dinlendigini iddia ediyorsa, O'nun da
çagirip uzmanlara kontrol ettirebilecegini,
MIT'te görev yapan kisilerin siyasî görüslerinin, ideolojilerinin
görevlerini etkilememesi gerektigini, bazi siyasî kisilerin MIT elemanlarini
MIT Müstesarinin bilgisi disinda ayri bir yapilanma içinde, mesela Asala'ya
karsi kullanmalarinin kendi döneminde olmadigini, siyasîlerden böyle bir
direktif almadigini, simdi de olmamasi gerektigini, varsa bilemiyecegini,
MIT'in Tarik ÜMIT gibi yasadisi islere bulasmis, uyusturucu kaçakçilarini
istihbari amaçla kullanmasinin, istihbarat alinmasi karsiliginda onlarin
yasadisi eylemlerine göz yumulmasinin, hatta yardimci olunmasinin asla dogru
olmadigini, bunun mümkün de olmadigini, kendi zamaninda da sureti katiyede
böyle bir seyin olmadigini,
MIT'in sivillesmesini, yani basina sivil bir insanin gelmsini dogru
bulmadigini, çünkü yabanci birisinin teskilati taniyincaya kadar uzun zaman
geçecegini, oysa askeri birimlerde benzeri istihbari birimler oldugundan asker
kisilerin konuya yabanci olmadigini, örnegin kendisinin Kara Kuvvetleri
Istihbarat Baskanligi yaptigini,
MIT'in bazi bilgileri bagli oldugu siyasî kisilere vermedigi iddiasina
katilmadigini, Basbakanlar ne zaman isterlerse MIT'ten bilgi alabileceklerini,
Milletvekillerinin de Basbakan'in izniyle brifing alabilecegini, ABD'de CIA
Baskaninin hergün konutundan çikarken Disisleri Bakaninin arabasina binerek
isyerine varincaya kadar son 24 saat içinde dünyada olan gelismeleri
bildirdigini, bunun bizde de olabilecegini,
Çesitli basin organlarinda zaman zaman MIT kaynakli oldugu iddia edilen
rapor, etüd veya bilgi notlarinin çogu zaman gerçegi yansitmadigini, ancak MIT'in
kendini tanitmak amaciyla kamuoyunu aydinlatmasini dogru buldugunu, herkesin bu
millî kurulusumuzu tanimasi gerektigini,
PKK terörüne karsi askerin yetersiz oldugu iddiasiyla Özel Harekat
Polisinin asiri derecede güçlendirilmesine karsi oldugunu, bunun zaman içinde
kontrolden çikabilecegini, askerdeki disiplini bunlarda saglamanin çok zor
oldugunu, yalnizca askerin yaptigi çevirme harekatindan sonra yakin operasyon
için özel komando egitimi almis sinirli sayida Özel Harekat Timinin
bulundurulmasinin yeterli olacagini belirtmistir.(Ek:224)
52- HÜSEYIN OGUZ 18.02.1997 tarihli ifadesinde;
1959 Edirne Ipsala dogumlu oldugunu, daha sonra nüfusunu Izmir Karaburun
Merkez Mahallesine aldirdigini, Baba adi Mehmet, ana adi Havva oldugunu, halen
Elazig Il Jandarma Komutanligi Merkez Bölügü personel Islem Astsubayi olarak
çalistigini,
1977 yilinda Astsubay Okulunu bitirdigini, 1977-1981 arasinda Diyarbakirda
görev yaptigini, önce 1977-1979 arasinda Kulp'ta, 1979-1981 arasinda Ergani'de
çalistigini,
1981 yilinda Ergani Kesantas Köyü matematik ögretmeni, Afyon Kirali
Kasabasi'ndan babasi Adalet Partisi Ilçe Baskani olan ve okulda kürtçe
konusulmasina, sarki söylenmesine karsi olan Kadir ismindeki ögretmenin
Ergani-Afyon yolunda otobüs içinde biçaklanarak öldürüldügünü, bunun Kesantas
Köyünden Saban ismindeki failini kendisinin buldugunu,
1981-1983 arasinda Bursa'da 6 ay komando'da çalistigini, 1982'de Sorgu'ya
geçtigini,
1983-1986 yillarinda Kars'ta çalistigini, bu sirada 1984 yilinda 3 ay 10 gün
faili mechullerle ilgili sorgu kursuna katildigini (Babasi Faili Mechul gittigi
için bu konuda hobisi oldugunu), burada herhangi bir terör ya da faili mechul
olayi hatirlamadigini,
1986-1993 yillarinda Usak Il Jandarma'da sorgu kisim amiri olarak çalistigini,
narkotik sorumluluguna baktigini, burada Dev-Sol içindeki bir hesaplasma
dolayisiyla Ulubey Ilçesinin Büyükkayali köyüne atilan 1 ceset disinda önemli
bir olay olmadigini,
1993-1996 yillarinda (1 Temmuz 1996 tarihine kadar) Malatya Il Jandarma'da
sorgu görevinde çalistigini,
Malatya'da görev yaparken 1996 yilinda Elazig-Malatya arasindaki Kömürhan
Köprüsünün yakininda 20-25 yaslarinda genç bir erkekle genç bir bayan cesedinin
bulundugunu, her ikisinin de ellerinin arkadan bagli oldugunu ve enselerinden
vuruldugunu, olay yerinde 9 mm. Makina Kimya Mermileri oldugunu, erkegin
ayaklarinin çiplak oldugunu, ayakkabilarinin kendine ait olmadigini tesbit
ettiklerini, her ikisinin de temiz giyimli, erkegin ttrasli oldugunu, bayanin
da bakire kiz oldugunu ve iç çamasirlarinin dahi çok temiz oldugunu, bunlardan
hareketle bu olayin baskasi tarafindan degil, kesinlikle güvenlik güçleri
tarafindan gerçeklestirilmis bir INFAZ oldugu kanaatine vardiklarini, örgüt isi
olsaydi, örgütün maktülün ayagina ``Ajan veya provakatörün sonu budur'' gibi
bir bildiri birakacagini,
Maktullerin kimliklerini tesbit etmek için olay yerinde çektigi resimleri
basina verdigini, kizin babasinin resmi gazetede görerek kendilerini aradigini
ve Malatya'ya geldigini, cesedi morgta teshis ettigini, adamin Mersin Gülnar
ilçesinde ayakkabi tamircisi ve fakir bir aile oludugunu, kizin Dicle
Üniversitesi Yabanci Diller bölümünde ögrenci oldugunu, herhangi bir olayla
ilgisinin olmadigini,
Erkegin ise; Diyarbakir Silvan nüfusuna kayitli olup Sivas'ta 2 yillik
yüksek okulu bitirdigini, Diyarbakir'da is ararken kizla tanistiklarini,
güvenlik güçlerince gözaltina alindigina dair bir kaydinin olmadigini,
Diyarbakir'daki sistemi bildigini, buna göre bir kisinin bu sekilde
öldürülmesi için kürt kökenli olmasi ve PKK'ya MÜZAHIR olmasinin (yani PKK'ya
hafif bir sempatisinin olmasinin) yeterli oldugunu, kendini devlet yanlisi
tanitan birinin ``Falan PKK yanlisidir'' gibi bir ihbari üzerine adamin özel
harekatçi kiyafetiyle evinden alindigini ve 2-3 kisilik infaz ekibi (Tetik
Timi) tarafindan infaz yapildigini, buna Istihbarat biriminin karar verdigini,
ancak son zamanlarda infazlarin durdugunu,
Bu kisinin de bu sisteme göre tahminen müzahir olmasi nedeniyle yanindaki
kizla beraber Diyarbakir ekiplerince gözaltina alindigini, onlar gözaltindayken
baska bir infaz olayina tanik olduklarindan bu taniklari yok etmek için infaz
edilmis olabilirler diye degerlendirdigini, çünkü o sirada 5 kisinin daha
Diyarbakir'da atildigini bildigini, ayrica bu kisileri polisin gözaltina
aldiginin da kesin oldugunu, kizin bir arkadasinin ailesine telefon ederek
yurda gelmedigini bildirdigini,
Ayrica Diyarbakir'la cesetlerin bulundugu yer arasinda 11-12 tane kontrol
noktasinin bulundugunu, güvenlik güçlerinden baska kimsenin bu noktalari
yanindaki bu kisilerle veya cesetlerle geçmesinin mümkün olmadigini, ceset
birakilan yerin güvenlik amirinin de normalden bu isten haberdar olmasinin
gerektigini, ancak Malatya'da fazla güvenlik görevlisi olmadigini da düsünerek
cesetleri Malatya'ya, Jandarma bölgesine biraktiklarini,
Olayi arastirmak üzere Il Merkez Bölük Komutani Üstegmen Abdullah KAYA ile
Kriminalci Uzman Çavus Ergun KAYAKAYA ve Ali Basçavusun Diyarbakir'a
gittiklerini, kendisinin gitmek istemedigini ve gitmedigini, bu ekibin polis ve
jandarmaya ugradiklarini, adi geçen kisilerin (maktüllerin) poliste gözaltina
alindiklarini ögrendiklerini, ancak burada kendilerine; ``Sizin ne isinize
geliyor, bunun sizinle alakasi yok, çekin gidin görevinize'' dendigini, böylece
hiç bir evrak almadan ,hiç bir islem yapmadan geri geldiklerini, onlara ``Iyi
ki sizi de infaz etmemisler'' dedigini, olayin böylece kaldigini,
Yesil ve Veli KÜÇÜK :
YESIL'in aslen Bingöl Solhan Asmakaya Köyü nüfusuna kayitli, 1953 dogumlu
Salih oglu Mahmut YILDIRIM oldugunu, Sakalli diye anilan isinin de ayni sahis
oldugunu, çocuklugunun Elazig'da geçtigini, 1982 yilinda Ülkü Ocaklari
davasindan Elazig Polisince gözaltina alindigini, ``Devletin manevi sahsiyetine
hakaret ve Polis Memuruna hakaret''ten 2 fisi bulundugunu, kendisini gördügünü,
uzun boylu, 1,85 boyunda, esmer bir sahis oldugunu, çok zengin oldugunu,
Yesil'in önce polisle birlikte çalistigini, daha sonra Cem ERSEVER'le
tanisarak JITEM'de çalismaya basladigini, O'nunla birlikte Suriye'ye gidip
geldigini, Jandarma istihbarat birimlerinden herkesin yesili tanidigini,
Yesil'in Emniyet ve Jandarma teskilatlarina rahat girip çiktigini, hatta bazan
kapida karsilandigini, Kürtçe bildigi için herkesle rahat dialog kurdugunu,
Çatli'dan da önemli ve üstte bir adam oldugunu, bilhassa Jandarma'da çok önemli
oldugunu, Çatli ile de ülkücülükten dolayi birbirlerini tanidigini, ayrica
Jandarma'da da ülkücü olanlarin oldugunu, bunlar arasinda da iliski oldugunu,
Yesil'in Korkuut EKEN'i de Sedat BUCAK'i da, hatta Mehmet AGAR'i da tanidigini,
hatta Mehmet AGAR'in ``Bu adami öldürün'' diye emir de verdigini,
Yesil'le irtibati olanlarin Ankara'da Cinnah Caddesinde Kumarhane veya
Birahane gibi herkesin girip çikmadigi bir yerde bulustuklarini,
Tuggeneral Veli KÜÇÜK'ün de Yesil'i çok iyi tanidigini, beraber
çalistiklarini, Yesil'in Veli KÜÇÜK'ün sözünden çikmadigini, Veli KÜÇÜK bir
zamanlar JITEM'in en kidemli, en sözü geçen kisisi oldugunu, bu kisiyi tutan
kötü insanlar çogunlukta olduklari için general oldugunu, Kocaeli Jandarma
Komutaniyken birkaç sorusturma geçirdigini, ancak bunlarin kapatildigini, Veli
KÜÇÜK'ün dogudan ayrildiktan sonra da telefonla dogudaki bazi seyleri
yaptigini, Kocaeli Jandarma Komutani olduktan sonra Yesil'in de Istanbul
tarafina kaydigini, bu tarafta da infazlarin basladigini, faili mechullerin
arttigini,
1993 yilinda Diyarbakir'da birtakim infazlar yapildigi zaman Yesil'in de
orada oldugunu, tetikçi olarak görev yaptigini, Diyarbakirda Vedat AYDIN'i
Yesil'in iki kisiyle Özel Harekatçi elbisesi giyerek evine gidip, ``Polis''
diyerek kaçirdigini, sonra da infaz ettigini, yanindakilerden birinin Alaattin
KANAT olabilecegini, bu kisinin de PKK itirafçisi ve tetikçi oldugunu, Ankara
açik cezaevinden konusmasin diye kaçirildigini, belki de infaz edilecegini,
Yesil'in Malatya'ya da girmek istedigini, ancak o zamanki Jandarma Alay
Komutani Yasar ERCAN'in buna izin vermedigini, bir defa Malatya Alay
Komutanligina geldigini, Alay Komutanini sordugunu, ancak Yasar Albay'in
kendisini kabul etmedigini, kendisinin de orada gördügünü,
Yesil'in Alaattin ÇAKICI'yi çok iyi tanidigini, bir zamanlar Istanbul'da
çikan çek-senet mafyasinda da oldugunu, çünkü Yesil'in parasiz is yapmadigini,
çok parasi oldugunu, çok para harcadigini, bekar oldugunu, kadina düskünlügü
bulundugunu,
Yesil'in uyusturucu olayini en iyi yönlendiren kisi oldugunu, TORBACI tabir
edilen tasiyici oldugunu, arabasiyla getirip götürdügünü, Uyusturucu'nun
Yüksekova'da imal edildigini, sevk yolunun VAN oldugunu ve oradan
ayarlandigini, Istanbul'da da pazarlanip satildigini, Güvenlik güçlerinden
zaafi olanlarin, menfaati olanlarin bu olaya yardimci oldugunu, bütün bu
irtibatlari Yesil'in sagladigini, nerede ne kadar güvenlik gücü olduguna dair
istihbarati da Yesil'in sagladigini, Yesil'in bankaya yatirdigi 300 bin mark,
50 bin dolari Urfa Suruç (veya Siverek) nüfusuna kayitli Ahmet DEMIR'in
çektigini,
Yesil'in halen MIT'te çalistigini sandigini, üç gün önce Istanbul'da MIT
tarafindan sorgulandigini, Sabanci Suikastinin tetikçisi DHKP'li Ismail AKKOL'u
Suriye'den Yesil'in getirip MIT'e teslim ettigini, Çünkü Yesil'in Cem
ERSEVER'le birlikte Suriye'ye gidip geldigini, Suriye istihbarati ile irtibati
oldugunu,
Bütün bu bilgileri Jandarma Genel Komutanliginda istihbaratçi olarak
çalisan samimi arkadaslarindan sifahi olarak aldigini,
Dogan ERSAHIN :
Malatya Pötürge Tosunlu Köyü'nden Dogan ERSAHIN adinda Mafyanin çok önemli
bir adami oldugunu, bu kisinin halen cezaevinde bulunan Israilli MOSSAD ajani
Gülbahar ATES'in kocasi (ve Pötürgeli) olan Celal ATES'in ve Izzet Avni
ÖZTÜRK'ün de arkadasi oldugunu, (Celal ATES'in de Hollanda'da öldürüldügünü)
Dogan ERSAHIN'in Veli KÜÇÜK Kocaeli Jandarma Komutani oldugu sirada Kocaeli
Jandarmasinin elinden firar ettigini, Malatya nüfusuna kayitli oldugu için
olayla ilgilendigini, Kocaeli Jandarmasini telefonla arayarak Erdogan EMELCE
adinda bir astsubayla görüstügünü, O'na ``Sizin pisliginizi biz mi
temizleyecegiz, 800 milyon para almissiniz'' dedigini, Dogan ERSAHIN'in adami
Mehmet ATES'in annesinden para alinip sevk sirasinda yemekte kaçtiginin açik
oldugunu, Veli KÜÇÜK'ün bu yüzden sorusturma geçirmis olabilecegini,
Kocaeli Jandarma Komutani Veli KÜÇÜK'ün kendilerine Dogan ERSAHIN'in
Malatya'ya geldigini, Gülbahar ATES'le konustugunu söyledigini ve bu kadinin
telefonunu verdigini, kendisinin de Gülbahar ATES'le konustugunu, kadinin
kendisine ``Evladim Dogan ERSAHIN'i Veli KÜÇÜK koruyor, nerede oldugunu onlar
çok iyi biliyor, O Malatya'da degil, bana sorma'' dedigini,
Dogan ERSAHIN'in bir tetikçi oldugunu, ilk icraatinin bir vatandasin
kafasini kesip kahvede masanin üzerine koymak oldugunu, Kocaelinden firar
ettikten sonra da Yüzbasi elbisesi ile Malatya'ya gelerek Battalgazi'de evi
olan Tekin COSKUN ile görüstügünü, (Tekin'i polisin çok iyi tanidigini, çek
senet mafyasi ile ugrastigini, Alaattin ÇAKICI'nin da arkadasi oldugunu,
kendisinin bu adamla tanistigini, evine gittigini) Battalgazi'de bir vatandasi
evinden çikardigini ve bahçede öldürdügünü, olayin polis bölgesinde oldugunu,
(öldürülen adamin akrabasi olan Aydin ÖZTÜRK adindaki vatandasla kendisinin
görüstügünü, hala da görüstügünü), daha sonra Dogan ERSAHIN'in muhtar olan
kardesinin misilleme olarak öldürüldügünü, bu dosyanin da adliyede faili mechul
olarak kaldigini, kendilerinin failini bildigini, polisten bazilarinin da
bildigini, ancak kanitlamak istemiyeceklerini, çünkü onlarin da zarar
görecegini, bu cinayetin bir uyusturucu hesaplasmasi nedeniyle islendigini,
Dogan ERSAHIN olayiyla 6 ay ugrastigini, daha sonra yakalandigini, ancak yine
firar ettigini, bu kisinin toplam üç defa firar ettigini, bir sefer de
Istanbul'dan firar ettigini, bu Dogan ERSAHIN'in zabita ile genel
birlikteliginden ziyade ferdi bir menfaat paylasiminin sözkonusu oldugunu,
Dogan ERSAHIN'in Yesille birbirlerini tanimadiklarini,
Genellikle pismanlik yasasindan faydalananlarin tetikçi olarak
kullanildigini, neticede tetigi çekenlerin de infaz edildigini, bu nedenle
faili mechullerin yakalanamiyacagini,
HAKKARI :
1 Temmuz 1996'da Hakkari Il Jandarma Alay Komutanligi Istihbarat Sube Subay
Vekill1igine atandigini, burada kendinden önce Binbasi Ibrahim IÇGÜDER'in görev
yaptigini, çalisacagi odayi temizlerken çekmecede 2 adet tabanca buldugunu,
birinin 14'lü Saddam, digeri daha önce hiç görmedigi bir silah oldugunu, önce
bir astsubayla kendisi bir tutanak tuttugunu, sonra tabancalari Komutan
Yardimcisi Mesut KURU'ya, sonra da Alay Komutani Necati KILIÇKAYA Albay'a
götürdügünü, ancak alay komutanin bekledigi tepkiyi göstermeden Arif ÖZKAN
Basçavusa gödererek ``Buluntu Silah'' tutanagi tutturdugunu, kendi tutanagini
sakliyarak daha sonra Diyarbakir DGM'ne verdigini,
Alay Komutanindan kendi kurs gördügü alan olan SORGU'da çalismak istedigini
söyledigini ve bu konuda israr ettigini, ancak Alay komutaninin bunu kabul etmiyerek
kendini Semdinli'nin ORTAKLAR KARAKOLU'na sürdügünü, bu karakolda 19Temmuz-16
Agustos tarihleri arasinda görev yaptigini,
Bu karakolun 1995 yilinda baskina ugradigini ve 17 erin sehit oldugunu, bu
konuda bir sorusturma yapilmadigini, ancak Bölük Komutaninin bu olaydan kendini
kurtarmak için (Arkadasi Astsubay Ali SEN'in kardesi olan) Urfa-Viransehir'li
Uzman Çavus Hasim SEN'i sorguya çektigini, O'na iskence yaptigini, hatta cop
soktugunu, bunun üzerine adi geçen astsubayin bütün özel esyalarini da
karakolda birakarak firar edip Isviçreye gittigini, orada MED-TV'ye beyanat
verdigini, bunun da ülkemiz aleyhine oldugnu,
Ortaklar Karakolundan Hakkari Il Jandarma Harekat Asayis Müdürü Yarbay
Adnan KESKIN'le birlikte ayrilarak birlikte bir rapor yazdiklarini, yapilmasi
lazim gelen seyleri yazdiklarini,
Buradan Hakkari-Van-Yüksekova arasindaki üçgende yer alan ve önemli bir
kontrol noktasi olan YENIKÖPRÜ Karakolu'na atandigini, Burada görev yaparken 06
plakali kirmizi bir Opel aracin geçerken askerlerin aramak istedigini, içinde
bulunan bir Baskomiserin aratmak istemedigini, kendisinin de onlarla münakasa
ettigini, aracin gitmek istedigi yönden vazgeçerek Hakkari'ye geri döndügünü,
bunun üzerine kendisinin de 2 gün sonra Il Merkezine bagli BAGISLI Karakolu'na
tayin edildigini, Bagisli'ya varinca Karakol Komutaninin odasinda 2 kilo esrar
buldugunu, burada 8 gün kaldigini, buradan Hakkari'ye döndügünü,
Hakkari'de daha önce Usak'ta birlikte çalistigi için tanidigi ve Tugay'da
çalisan, dürüst bir insan olan Yarbay Hami ÇAKIR'a gizlice telefon ettigini ve
gördügü yolsuzluklari anlatarak kendisini Yüksekova'ya aldirmasini istedigini,
Onun da Pasa'ya söyliyerek 4-5 gün içinde 20 Ekim'de (gerçekte 20 Eylül)
YÜKSEKOVA'ya tayinini çikardigini,
Ayni gün Yüksekova'da göreve basliyarak gözaltinda bulunan 37 kisinin
sorgusunu yaptigini, bunlardan kirsaldan gelen silahli militan Ferhat DURNA'nin
ifadesinin önemli oldugunu, Ertesi günü (21 Eylül) Anavatan Ilçe Baskani Tahir
BASKIN'in gelerek yegeni Necip BASKIN'in kaçirildigini söyledigini, olayla
hemen ilgilenip bunun fidye amaçli oldugunu anladiginda korucu ve
itirafçilardan süphelendigini, bunlardan Kahraman BILGIÇ'i çagirip da
kaçirilirken Necip BASKIN'in yaninda bulunan Ilhami BASKIN'la yüzlestirilince
renginin attigini, bunun üzerine Kahraman BILGIÇ'i hemen sorguya çektigini, hiç
bir iskence yapmadan, çay, sigara ikram ederek adamin ifadesini aldigini,
Yüce KARADEMIR Olayi :
Önce üstünü basini bosalttigini, cüzdanindan 1000 Irak Dinarinin çiktigini,
defterinde ``15 Agustos 1996 tarihinden itibaren beni ara- Yüce KARADEMIR''
seklinde bir not buldugunu, Yüce KARADEMIR'in kim oldugunu sordugunu, ``Çukurca
Komanda Taburunda Ikmal Astsubayi oldugunu'' ögrendigini, bir itirafçinin ikmal
astsubayi ile iliskisine anlam veremedigi için Onunla ne iliskisi oldugunu
sordugunu,
Kahraman BILGIÇ'in ``kendisinin bu astsubayda 7 adet Lav silahi, Uzi ve
bir- kaç el bombasinin oldugunu, kendisi ile Ankara'da banka soyacaklarini
planladiklarini, Yüce Astsubayin herseyi ayarladigini, silahlari, elbiseleri
Ankara'ya götürdügünü, burada sözlüsünü ayarladigini, bir kaç gün sonra cep
telefonundan kendisini arayacagini, isterse simdi de arayabilecegini''
anlattigini, önce bunlara inanamadigini, sonra bu ifadeleri tutanaga geçirerek
ve mesaj halinde üst makamlara gönderdiklerini,
Daha sonra bu kisinin Ankara'da tutuklanarak Hakkari'ye getirildigini, bunu
Van askeri savciligina götürmek üzere kendisinin görevlendirildigini, Yücel'i
07.10.1997 tarihinde alarak Van'a götürüp Askeri Savciliga teslim ettigini,
Yolda giderken 7 saat süre arabada kendisi ile konustugunu, ``10.600 marki,
7 tane tapuyu nereden buldugunu, bu silahlarin ne oldugunu sordugunu'', O'nun
da; ``Çeto isimli bir kaçakçidan bahsettigini, Kidemli Binbasi Cengiz
YILDIRIM'a (Halen Yarbay, Jan.Gn. Kom. Sinir Kaçakçilik Sb.Md.) 2 sifir kales,
bir M-16, 16'li Baretta, 9 mm. verdigini , bir kalesi Bayram AKDOGAN'a (Halen
Albay, Nigde Alay Komutani), M-16'yi Hamdi POYRAZ'a verdigini, bunu Kahraman
BILGIÇ'in de dogruladigini, kendisi ikmal subayi oldugu için bunlari
verebildigini, ayrica Ramazan ismindeki bir astsubaya 75 milyon karsiligi silah
sattigini'' söyledigini, Ayrica Yüce KARADEMIR'in özel esyalari arasinda 2
orijinal sifir kales, 5 tabanca, bir tane ucuna susturucu takilabilen UZI marka
suikast silahi ve 2 çuval askeri malzemeyi ve 10.600 marki teslim aldigini ,
Necip BASKIN'in Kaçirilmasi :
Daha sonra Necip BASKIN olayini net bir sekilde anlattigini,
yüzlestermelerinin yapildigini, buna göre; Komiser Fatih (Fatih ÖZKAN ismindeki
polis memuru), Kahraman BILGIÇ, Korucu Kadir (Abdülkerim ÖZCÜK) ve birkaç
korucunun Korucubasi Mehmet Emin ERGEN'in evinde toplandiklarini ve bir düzen
kurduklarini, önce A Köyünde, B Köyünde koyunlari kaçirip Mus'ta satmayi ve
parasini kirismayi, bunun için ``PKK Kaçirdi'' diye propaganda etmeyi
planladiklarini, MHP Ilçe Baskani Tahir'in de MENSE' SEHADETNAMESINI
ayarlayacagini söyledigini, Ayni toplantida BASKIN'lardan birini kaçirmayi, PKK
tarafindan kaçirilmis süsü verilerek alacaklari fidyeyi paylasmayi, sonra da
teslim sirasinda hem Necip BASKIN'i hem de para getirenleri öldürmeyi, sonra da
``PKK ile çatismada öldürüldüler'' demeyi planladiklarini, Komsu Köyden
Korucubasi M.Emin ERGEN'in istihbarat çalismasi yaptigini, (20 Eylül gecesi)
Kahraman BILGIÇ'in PKK militani kiliginda olmak üzere, üç polis, üç korucu
BASKIN'larin köyüne gittiklerini, Kahraman BILGIÇ'in Necip BASKIN'in evine
girdigini, yüzünün açik oldugunu, elinde de bir M-16 marka silah oldugunu
(Örgüt mensuplarinda genellikle kalesnikof oldugunu), odada Üniversite
ögrencisi Necip BASKIN'la Ilhami BASKIN'in ve bir yasli kadinla bir çocugun
yattigini, K.BILGIÇ'in kendisini PKK örgüt üyesi olarak tanittigini, önceden
hazirlanmis mühürlü imzali 200 bin marklik bagis makbuzunu Ilhami BASKIN'a vererek
Necip BASKIN'i da yol gösterme bahanesi ile yanina alip çiktigini, Necip
BASKIN'i Komiser Fatih'in Mazda marka arabasina bindirdiklerini, yolda
gözlerini bagladiklarini, dogru Özel Harekat kapisindan Emniyete götürdüklerini
ve mescide kapattiklarini, bu arada da Il Emniyet Müdürü'ne telefon ederek
``bir milis ele geçirdiklerini, muhtemelen PKK'nin bulusmasi oldugunu, aksam
bir operasyon yapacaklarini'', bunun üzerine Emniyet Müdürünün yardima
ihtiyaçlari olup olmadigini sordugunu, Fatih'in de ``buna gerek olmadigini,
kuvvetlerinin yettigini'' söyledigini, böylece öldürme eylemine kilif
hazirladiklarini, sonra da Necip BASKIN'in verdigi numaraya telefon ederek
parayi istediklerini, telefona Tahir BASKIN'in çiktigini, paranin çok oldugunu,
biraz müsade etmelerini istedigini, daha sonra da Jandarma Taburuna gidip Hami
Yarbay'a durumu anlattigini, Korucu ve polislerden süphelendigini de
söyledigini, bunun üzerine telefonun dinlemeye alindigini, buradan telefon
edilen yerin tesbit edildigini, bu arada Kahraman BILGIÇ'in tabura
çagrildigini, bunun üzerine K.BILGIÇ'in Komiser FATIH'e telefonla bilgi
verdigini, bunun üzerine Fatih'in Necip BASKIN'i ikindi vakti stadyum yakinina
biraktigini, K.BILGIÇ'in tekrar sorguya çekildigini, herseyi anlattigini, sonra
da Necip BASKIN ile yüzlestirildigini ve Necip BILGIÇ'in Kahraman'i teshis
ettigini, daha sonra olay yerinde YER GÖSTERIMI yaptiklarini ve bunu kasete
aldiklarini,
Bundan sonra Polislerin ifadeden vazgeçsin diye Tahir BASKIN'in bir
akrabasinin evine 2 kilo esrar koydurdugunu, bunu koyan çocugun da
yakalandigini, ifadesini kendisinin aldigini, çocugun ``kendisinin polisler
tarafindan ölümle tehdit edildigini'' söyledigini,
Kurmay Albay Hamdi POYRAZ :
Kahraman BILGIÇ'in bu sorgusunda, halen Genelkurmay'da Icra Tetkik Dairesi
Baskani olan, o zaman Tugay'da Kurmay Albay Hamdi POYRAZ'dan bahsettigini,
Hamdi POYRAZ'in Kendisi (K.BILGIÇ) ile Kemal ve Ismet ÖLMEZ ve sözde haber
elemani bir Kuzey Irak'yi Çukurca ÇIGLI'ya gönderdigini, yolda arandiklari
zaman rahat geçmeleri için bir yazi verdigini, Çigli'da kendisinin askeriyede
kaldigini, Kuzey Irakli'nin Irak'a geçtigini, sonra içi silah dolu agir bir
çuvalla geri geldigini, bunu Ismet ÖLMEZ'le birlikte Tugay Karargahina Hamdi
POYRAZ'in odasina götürdüklerini,
Piyade Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL :
Kahraman BILGIÇ talimatlari Albay Hamdi POYRAZ'dan aldigini, Binbasi Mehmet
Emin YURDAKUL ile de görevlere gittigini,
Özel Harekat Timi ile birlikte ASAGIKONAK köyünde operasyon yaparken
kendisinin ( K.BILGIÇ'in) kümesten 13 kilo eroin ile 4 adet silah çikardigini,
tabancalari Tabur Komutani Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL'a verdigini, Binbasinin
da bu silahlardan birini Belediye Baskani Ali Ihsan ZEYDAN'a verdigini,
digerlerini bilmedigini, Eroinin 8 kilosunun Mehmet Emin YURDAKUL'un
taburundaki bir astsubaya verdigini, Bu astsubayin Izmir'de yakalandigini,
tifadesinde Binbasinin ismini vermedigini, çünkü bunun için Mehmet Emin
YURDAKUL'un karisinin adi geçen astsubayin karisina 480 veya 580 milyon lira
gönderdigini,
Mehmet Emin YURDAKUL'un kendisi (Kahraman BILGIÇ) ile birlikte iki çobanla
daha sonra taniklik yapmasin diye namaz kilarken babalarini öldürdüklerini,
ayrica Esendere Yolu'nda iki gencin öldürülüp karli bir zamanda atildigini,
Abdullah CANAN ‘in da Mehmet Emin YURDAKUL'un tabura aldirdigini, bir hafta
taburda sorguladigini, sonra da kendisinin tabura getirdigi ve üstegmen diye
tanittigi, ancak gerçekte üstegmen olmayan iki tetikçiye öldürttügünü,
kendisine (K.BILGIÇ'e) de kimseye söyleme dedigini,
(Kahraman BILGIÇ'in) Bu olayla ilgili olarak Abdullah CANAN'in akrabasi
olan Mehmet CANAN'la Yakup EDIS'in evinde (Abdullah CANAN'dan haber almak veya
kurtarmak için) pazarlik yaptiklarini 24 bin marka anlastiklarini, Mehmet
CANAN'in bunun 7 bin markini ev sahibi Yakup EDIS'e biraktigini, bunu Kemal ve
Ismet ÖLMEZ'in kardesi Burhan ÖLMEZ'e verdigini, çünkü onlarla beraber
oldugunu, daha sonra bunlarla Otel Senler'de görüstügünü,
Bu Ölmezlerin ve Yakup EDIS'in 1984 yilinda PKK'yi bölgeye sokan insanlar
oldugunu, ancak sonradan bundan zarar gördükleri için devlet yanlisi
olduklarini,
Kaçakçilik Olaylari :
Kahraman BILGIÇ, Hasan ÖZTUNÇ'un ZEYDAN'in bir alti Korucubasi oldugunu,
devlet yanlisi geçindigini, Çolak Hasan lakabini tasidigini, korucularin
maasini bile vekaletle O'nun aldigini,
Bir de Kemal ÖLMEZ ve Ismet ÖLMEZ oldugunu, bu kisilerin daha önce fakir
olduklarini, Hkkariye giden otobüslerde muavinlik yaptiklarini, simdi ise
altlarinda birer CHAVROLET marka araba oldugunu, bunlari Kurmay Albay Hamdi
POYRAZ'in kendisine (K.BILGIÇ'e) tanittigini, Kemal ÖLMEZ'in Vahyettin ASLAN'in
yazihanesine gelerek tehdit ettigini, ancak O'ndan para alamadiklarini,
Refah Partisi Ilçe Baskani Fakin MENGEÇ'in (askeriyeye malzeme veren bir
esnafmis) de ``tehdit edildigini, sikayet dilekçesi verdigini, ancak dilekçenin
Emniyete gelip takildigini, o zana isin içinde polisin de oldugunu anladigini,
korkusundan takip edemedigini'' kendisine (Hüseyin OGUZ'a) anlattigini,
Hüseyin OGUZ, Astsubay Aydin, Tegmen Yalçin KARAKURT ve Atilla Astsubayla
birlikte bu islerin üzerine korkusuzca gitmek için silah üzerine yemin
ettiklerini, bundan sonra sikayeti olanlarin dilekçe vermeleri için Fakin
MENGEÇ'e haber gönderdigini,
Daha sonra taburda Hamdi ÇAKIR Yarbay ve Ersan ALKAN Albayla birlikte halka
güven vermek, ``olaylarin üzerine gidiyoruz'' imajini vermek ve halki devletin
yanina çekmek için bir halk toplantisi yapmaya karar verdiklerini, asiret ileri
gelenlerini çagirdiklarini, hepsinin geldigini, yalnizca Belediye Baskaninin
gelmedigini, kolonya, çikolota alarak vatandasa ikram ettiklerini, orada bir
vatandasin ``Abdullah CANAN olayi da çözülecek mi?'' diye sordugunu, Abdullah
CANAN'in oglu Vahap CANAN'in da Mehmet BALKIZ Yüzbasiya gittigini, yakasina
yapistigini, ``Babamin katilleri sizsiniz'' dedigini, bunun üzerine kendisini
dövdüklerini, Çünkü babasini çagirtip tabura gönderenin Mehmet BALKIZ Yüzbasi
oldugunu söyledigini, bunun üzerine bu çocugu kenara çekip özel telefonunu
verdigini ve kendisini aramasini istedigini,
Kahraman BILGIÇ'in ifadelerini mesaj halinde Alaya, Tugaya, Genel
Komutanliga çekildigini, Alaydan Yalçin Tegmen'e telefon açilarak kendisi
(Hüseyin OGUZ) için ``Ulan sen Silahli Kuvvetlerini hedef aldin.''seklinde
tepki gösterdiklerini,
Bunun üzerine Albay Hasan, Yarbay Hami ÇAKIR, kendisi (H.OGUZ), Aydin
Basçavus, Yalçin Tegmen'in toplandiklarini, Hami Yarbay'in ``Dürüstçe mücadele
ediyoruz, yanlis birsey olmasin'' dedigini, olaya siyaset karistirilmamasi
gerektigini konustuklarini,
Yalçin Tegmen'in ``Abi bunlar bizi infaz edecekler, bunlari not üsecegim,
yazacagim, kasete alacagim'' dedigini, kendisinin de ``Ben sonuna kadar
mücadele edecegini, kendisini desteklemelerini `` istedigini, kendisinin de
Atilla Astsubaya ``yer gösterimi ve ifade sirasinda alinan kasetleri çogalt''
dedigini, ifadeleri de 6 nüsha yazdigini, birini özel olarak saklamasi için
Atilla Astsubaya verdigini, O'nun da özel valizine sakladigini, toplantida 5
suret ifade yazdiklarini söyledigini, Ersan ALKAN Albayin ``Bu ifade tutanaklarini
yok edeceksiniz'' dedigini, ``Neden'' diye sormasi üzerine Albay'in ``Bu Tugay
Komutanina, Genelkurmaya'a, bir yere siçriyor'' dedigini,
Kahraman BILGIÇ'in ifadesini kendisinin aldigini, ancak orada geçici
görevli oldugu için imza atmadigini, bu tutanaklarin PBIK (Personel Bilgi
Islem) Kod numarasi yazilarak imzalandigini, bu ifadelerdeki imzalarin Tegmen
Yalçin KARAKURT ile Astsubay Aydin'a ait oldugunu, Aydin'in soyadini
hatirlamadigini, bu sorgunun Atlla ATES astsubay tarafindan kamera ile çekilerek
banta da alindigini,
Yüksekovaya gidisinin 8. günü görevinin bittigini söylediklerini, Il
Jandarma Alay Komutani Necati KILIÇKAYA'nin kendisini istedigini ve çok acele
gelmesini istedigini, orada yol güvenliginin olmadigini, yolda infazdan
korktugunu, tedbir alarak YENIKÖPRÜ'ye geldigini, buradan tanidigi Erdal
Astsubay'in kendisini BRT denilen araçla Hakkari'ye ilettigini, burada çok kötü
karsilandigini, telefonla görüsmesi, çarsiya çikmasinin yasaklandigini, bunun
üzerine 4 Kasim'da (4 Ekim olmali) Atilla Astsubay adina misafirhaneye
baglattiklari özel telefondan esini aradigini, olaylari anlattigini,
7.10.1996 tarihinde de tututklanmis olan Yüce Astsubayi Van'a Askeri
mahkemeye götürmek üzere görevlendirildigini, Van'da Abdullah CANAN'in akrabasi
olan Eski Hakkari Milletvekili Esat CANAN'in telefonunu bularak kendisi ile 2
saat konustugunu, bildigi herseyi anlattigini, kendisini kurtarmasini
istedigini, O'nun da bunu basina anlattigini,
10 Ekim'de Hakkari'ye dönünce basina demeç vermissin diye kendisini sorguya
çektiklerini, kendisinin de halen Malatya'da görevli Ismail adindaki helikopter
pilotu üstegmenden kendisini kaçirmasini istedigini, ayin 16'sinda Tugay'da
bulusmak üzere anlastiklarini,
Bu arada Mahmut ISIK adindaki milletvekilini özel telefonla aradigini,
olaylari anlattigini, ``Askerlik hayati beni buradan çikarmaz, infaz ederler.
Kaset varsa konusmayi al'' dedigini, O'nun tavsiyesi üzerine ATV'den Suat
isminde birinin kendisini aradigini, O'na da herseyi anlattigini, eger infaz
ederlerse yayinlanmak üzere anlastiklarini, medya'da resmim çikarsa belki
kurtulurum diye düsündügünü,
Ayin 16'sinda sivil bir taksi ile Ismail Üstegmenle bulusmak üzere Tugaya
gittigini, ancak alaydan oraya gittigini ögrendikleri için acele alaya
çagirdiklarini ``Jandarma Genel Komutaninin kendisini istedigini''
söylediklerini, Mahmut ISIK'in Içisleri ve Savunma Bakanini arayarak durumu
anlattigini, bunun üzeri Genel Komutanliktan çagrildigini, ancak yine de
infazdan süphelendigi için Ali KARDES ismindeki Izmir'li bir askere evnin
telefonumu vererek, babasina açmasini ve kendi durumunu anlatmasini istedigini,
Ayin 17'sinde bir daha dönmemek niyetiyle valizini alarak Hakkari'den
ayrildigini ve Ankara'ya geldigini, Komutanliga GITMEDEN önce Mahmut ISIK'i
buldugunu ve konustugunu, ATV'den Suat'la Onun evinde bulusarak görüntü
verdigini, sonra Jandarma Genel Komutanligina gittigini, burada bir gün 12
sayfa ifade verdigini, anlattiklarina inanmadiklarini, kaçirilan adamin PKK'li
oldugunu söylediklerini, kendisine 20 Ekim'de Komutan'la görüsecegini
söyledikleri halde 20 gün Ankara'da kaldigini, fakat Genel Komutanla
görüsemedigini, ifadesinde askeri personeli ve Jandarmayi da yazdigi için
görüsmek istememis olabilecegini, sonra tayinini istedigini,
10 Kasim'da Elazig'a tayininin çiktigini, mehil müddetini kullanarak
Elazig'a gittigini, burada pek hos karsilanmadigini, bir Ilçe Jandarma Bölük
Komutanligi'na Harekat subayligi gibi bir göreve verdiklerini, orada bir ay
kaldigini, telefon irtibati falan olmayan bu yere kendisini susturmak için
verdiklerin, bonra 30 Kasim'da Diyarbakir'a gidip Devlet Güvenlik Mahkemesin'de
9 saat 16 sayfa ifade verdigini, çünkü adliyeye, hukuka güvendigini,
Hakkari'deki menfaat sebekesine karsi Vali'nin hiçbir etkinliginin
olmadigini, kendisinin de ulusamadigini, adli sistemin de orada birsey
yapmasinin mümkün olmadigini,
Otluca Köyü Olayi :
Yüksekova Tugayi'nin çevresinde tel örgü kiyisinda koruma amaçli pusu
atildigini, bu pusu timinin gece saat 24.20-24.30'da pusuya düsürülerek 2
astusbay, 4 erin sehit edildigini, telsiz konusmalarini dinledigini, sehit olan
astsubaylarin pusuya düsünce israrla yardim istedigini, ancak birlik yok
bahanesiyle yardima gidilmedigini, ancak 2 gün sonra bölgede operasyonlara
baslandigini, Tugay'a 1-2 km. yakininda bulunan OTLUCA Köyünden basta muhtar
olmak üzere 5 yasinda çocuk dahil birçok insanin tugaya götürüldügünü,
bunlardan 5 tanesinin eline illegal 5 kales verilerek mahkemeye verildigini,
bununla ilgili arama tutanagi tutmasi için Alay Komutani Necati KILIÇKAYA,
Yalçin YALINCAK astsubaya emir verdigini, ancak bu astsubay kabul etmedigi için
baska bir üstçavusa tutturdugunu, ancak savcilik bunlara inanmadigi için
takipsizlik verdigini,
Bu arada Otluca Köyünün tamamen bosaltildigini, köyden 2-4 bin civarinda
koyunun tugaya getirilerek kesildigini, bu olaydan sonra bu köyden 24 kisinin
kirsala çikarak örgüte katildigini, bu hareketle örgütün gücüne güç katilmis
oldugunu,
Yücel ZEYDAN ( PKK Yüksekova Daglica Tabur Komutani - Rüstem Kod adli)
Yücel ZEYDAN'in Hakkari Milletvekili Mustafa ZEYDAN'in oglu oldugunu,
Iran'da annesinin yanina sik sik gittigini, (Mustafa ZEYDAN'in bir karisinin da
Iran'da oldugunu), telefonla babasi ile de görüstügünü, Mustafa ZEYDAN'in bir
oglunun da Saglik Bakanligi'nda üst düzeyde görevli oldugunu,
Yücel ZEYDAN'in amca çocuklarinin da korucu oldugunu, Yücelle sik sik
görüstüklerini, bu nedenle de Hakkari Bölgesinde PKK'nin eylem yapmadigini,
Hakkari'de bütün önemli ihaleleri Mustafa ZEYDAN'in akrabalarinin aldigini,
sonunda PKK'ya da devlet parasinin gittigini, son olarak 100 milyonluk Yatili
Bölge Okulu ihalesini yine Mustafa ZEYDAN'in yakin akrabalarinin aldigini,
Mustafa ZEYDAN, istedigi adami korucu yaptirdigini, Vali'ye telefon ettigi
zaman almamazlik yapamiyacagini,
Yüksekova'li Mehmet oglu Bayram AKSU adinda bir vatandasin bulundugunu,
bunun gönüllü istihbaratçilik yaptigini, halen Van'da oldugunu, bunun gerek
Yesille gerekse diger faili mechullerle ilgili herseyi bildigini,
Asiret Yapisi :
Hakkari'de irili ufakli 23 asiret bulundugunu, Yüksekova'da da 3 büyük
asiret oldugunu, Bunlarin Piyanis , Doski ve Jirki asiretleri oldugunu,
Bunlardan JIRKI asiretinin 200 elemani ile çok ciddi ve samimi bir mücadele
verdigini,
PIYANIS Asiretinin (Mustafa ZEYDAN'in asireti) 9 bin korucusu oldugunu,
ancak bunlarin Yücel ZEYDAN nedeniyle PKK ile ciddi bir mücadelesinin
olmadigini, Fakin MENGIÇ (RP ilçe baskani) ‘nin yaninda bir kuyumcu oldugunu,
bu kuyumcudan altin alma olayi oldugunu, suçlularin Piyanis asiretinden
oldugunu, isin içinde bir de astegmenin oldugunu, bu astegmenin magduru sanik
olarak mahkemeye çikardigini, sonra asiretler arasinda husumet omlmamasi için
asiret ileri gelenlerinin araya girerek baristirdiklarini,
Korucu Sistemi :
Koruculuk Sisteminde korucubasi, onun altinda tim veya takim komutani, onun
altinda da elemanlar oldugu, Her timin 20 kisiden olustugu, tim komutaninin
elemanlarin vekaletini, korucubasinin da tim komutanlarindan özlük haklarina
iliskin vekalet aldigini, korucubasinin kendine bagli olanlarin maaslarini aldigini,
asil mücadeleyi yürütenlere bir çuval un, seker, çay vs. verilerek isin
götürüldügünü, korucubasilari ve tim komutanlarinin göreve falan
gitmediklerini, bunlar sehirde bazi hatiri sayilir kisilerin korunmasinda görev
almis göründüklerini, sehirde ikamet edip devletten maas aldiklarini,
altlarinda yepyeni Toyoto arabalar oldugunu, kisaca iyi menfaat sagladiklarini,
Koruculuk Sisteminin doguda Silahli Kuvvetlerin ve Emniyet Teskilatinin
bütün etkinligini bitirdigini, daha üstün silahlarinin oldugunu, ayrica alt
yapisi halk oldugu için daha etkili oldugunu, garip vatandasin hakkini
aramasinin mümkün olmadigini, ne Vali'ye ne komutana, ne de korucubasina
ulasamadigini, adalet sisteminin de dogru çalismadigini,
Güvenlik güçlerinden bir kisminin da oradaki menfaat islerine bulastigini,
orada herkesin derdinin iyi model bir araba, bir ev, bir yazlik alip dönmek
oldugunu, dönerken de yaninda illegal yollardan edinilmis silahlar alip
götürdüklerini,
JITEM ( Jandarma Istihbarat Terörle Mücadele )
Bunun kanunen mevcut ve örgütlenme semasi içinde bir birim olmadigini,
ancak Jandarma'da resmen Istihbarat birimlerinin bulundugunu, ancak bu
birimlerin terörle fiilen mücadele görevlerinin olmadigini, görevlerinin sadece
istihbarat oldugunu,
JITEM'in ise Cem ERSEVER tarafindan fiilen kuruldugunu, Diyarbakir,
Elazigi, Mardin, Hakkari gibi bazi hassas illerde gayriresmi olarak
örgütlendigini, her ilde bulunmadigini, ama JITEM elemanlarinin Jandarma Genel
Komutanligi Istihbarat Baskanligina bagli olarak çalistiklarini, genellikle kod
adi kullandiklari, kendisinin Jitem elemani olmadigini, sadece Jandarma
Istihbarat subelerinde sorgu amiri olarak görev yaptigini,
Istihbarat birimlerinin terörle mücadele yaparken menfaat mücadelesi
yaptiklarini, mesela Cem ERSEVER'in yaninda çalisan ismini hatirlamadigi bir
astsubayin adli emanetteki 2-3 bin silahi alarak güneydoguda koruculara
sattigini, bu kisinin yakalandigini ve yargilandigini,
Cem ERSEVER'in asil amacinin menfaat temini oldugunu, JITEM adinin da
birtakim kirli islerde daha çok ise yaradigini, çünkü terörle mücadele görevi
olunca gözalti süresinin daha uzun oldugunu, sonradan JITEM‘in lagvedildigini,
Cem ERSEVER'in de mecburen emekli oldugunu, kendisini Jandarmanin diger
elemanlarinin temizledigi iddiasinin yanlis oldugunu, kendisinin çok uyanik
birisi oldugunu, kolay tuzaga düsmeyecegini, ancak Mahkemeye gelirken alarak
kaçirdiklarini, sorguladiklarini ve siringa sorgusu sonucu öldürdüklerini,
otopsi raporunu okuyan arkadaslarindan ögrendigini, bu siriga sorgusunu
herkesin bilmedigini,
Cem ERSEVER'i Habur Gümrük Müdürünün Kemal ismindeki oglunun (veya
soförünün ) öldürdügünü, bunu içerde yapilan konusmalardan bildigini, su anda
bunu bilenler asker olduklari için konusamak istemediklerini, ancak not
tuttuklarini, ileride çikip konusacaklarini,
Cem ERSEVER'in karisinin suriyeli oldugunu, bu yolla Suriye istihbarat
servisi ile irtibat kurdugunu, bu servise bilgi sizdirdigini, bu nedenle de
Jandarma Genel Komutanligi tarafindan dislandigini, bu nedenle de öldürüldügünü,
Yesil'in de kendisi ile irtibati dolayisiyle Suriye ile baglantisi oldugunu,
Uyusturucu Kaçakçiligi :
Uyusturucu'da Van'in bir merkez oldugunu, Van'dan her tarafa uyusturucu
sevkiyatinin yapilabildigini, Pazarlamasinin da Istanbul'da yapildigini, Van'da
bir kadinin uyusturucu'nun THC (Tetro Hidro Karnobilen) yani kalite kontrolünü
yaptigini,
Bir baska kanalin yani Suriye hattinin Mardin-Habur Hattinin oldugunu,
buradaki sevkiyatinin GKK (Geçici Köy Koruculari) vasitasiyla, onlarin
gümrüklerdeki akrabalari kanaliyla geçis saglandigini,
Daha sonra bu konuda zaafi olan, çok para kazanma hirsi olan güvenlik gücü
mensuplarinin devreye girdigini, bunlarin bazan kendi arabalari ile uyusturu
naklini sagladiklarini, bunlarin arabalarinin aranmadigini, özellikle PKK
istihbarati için Suriyeye gidip gelenlerin bu arada bu isi de ayarladiklarini,
bir menfaat sebekesi olusturduklarini,
Bu olaylari bilen namuslu insanlarin az oldugunu, ancak atilma veya
öldürülme korkusundan konusamiyacaklarini,
Bu menfaat sebekesinin TBMM'ne kadar uzandigini, mesela Mustafa ZEYDAN'in
bu isin içinde oldugunu,
Sedat BUCAK'in Urfa'da devletten daha güçlü oldugunu, uyusturucu
trafiginden de menfaat aldigini,
Ugur Mumcu Cinayeti :
Ugur Mumcu'nun C-4 plastik patlayicisi ile öldürüldügünü, bunun iz
birakmadigini, Malatya'da Tekin COSKUN denilen kisinin evinde C-4 bulunddugunu,
bu kisinin poliste gözaltina alindigini, kendisini Ugur TONIK adinda
Istanbul'da oturan yasli bir adamin kurtardigini, bu adamla da Tekin COSKUN'la
birlikte Büyük Otel'de görüstügünü, Tekin COSKUN'un Ugur MUMCU'nun aleyhine
konustugunu, O'nun öldürtmüs olabilecegini,
Tekin COSKUN'un Alattin ÇAKICI'nin çok yakin arkadasi oldugunu, çek- senet
isiyle ugrastigini, bu nedenle baska sehirlerde de adaminin olabilecegini,
kendisinin evine giderek görüstügünü, 361 30 45 çagri ve 0542 231 02 90
numarali cep telefonu bulundugu, bu kisinin Abdullah ÇATLI'yi da tanidigini,
Esref BITLIS Olayi :
Esref BITLIS'in kesinlikle suikaste kurban gittigini, C-4 bombasi ile
öldürüldügünü, C-4'ün uçaga pilot elbisesi içinde sokuldugunu, Bursa'li nöbetçi
bir askerin bunu gördügünü, Jandarma içinde de Esref Pasa'nin suikastle
öldürüldügüne kanatinde olan pek çok insan oldugunu, ancak ortaya
çikarilmasinin istenmedigini,
Malatya'da Turan Abi gibi akrabalarinin bulundugunu, kendisinin onlarla da
sürekli görüstügünü,
Bahtiyar AYDIN Olayi :
Bahtiyar AYDIN'i bir PKK itirafçisinin öldürdügünü, sebebinin de Silahli
Kuvvetlerde bir kesimin siddettten yana oldugunu, bir kesimin de siddete, öldürmeye
karsi olan, halki kazanalim dedigini, Bahtiyar AYDIN'in terörle mücadelede
siddete karsi olan bir insan oldugunu, bu nedenle öldürüldügünü,
Hulusi SAYIN - Ismail SELEN Cinayetleri :
Bunlardan birisinin sagci, birisinin solcu oldugunu, bir zamanlar
Jandarma'da SELENCILER, SAYINCILAR oldugunu, ideolojik olarak ikiye
bölündügünü, birinin katilinin bir astsubay oldugunu, birisinin digerine karsi
misilleme olarak öldürüldügünü, yani konunun tamamen ideolojik oldugunu,
uyusturucu falan olmadigini, bunlarda polisin herhangi bir katkisinin
olmadigini,
Hakkari Emniyet Müdürü :
Sahsen tanimadigini, ancak Mahmut YASAR ve Cevat DEMIR adindaki uyusturucu
kaçakçilarinin Polis tarafindan istihbaratçi olarak kullanildigini, bundan
Emniyet Müdürünün mutlaka haberdar oldugunu, aranan bir sahsin güvenlik
güçlerince kullanilmasinin yasal olmadigini, bunu dogru bulmadigini,
Operasyon ve Infaz Timleri :
Operasyon Timlerinin bir Yüzbasinin sorumlulugunda mutlaka rütbeli tegmen,
üstegmen, astsubay veya uzman çavuslardan, yani gençlerden olustugunu,
Yüzbasidan daha yüksek rütbede kimsenin operasyona katilmadigini, dikkat
edilirse sehit olanlarin hep er, astsubay ve uzman çavuslardan oldugunu,
bunlarin vatansever, kahraman ve dürüst insanlar oldugunu, operasyon yapilacak
yeryerin önceden planlanarak operasyon yapildigini,
Infaz timlerinin ise üç kisiden olustugunu, çogunlukla silahsiz, korumasiz
insanlara yönelik oldugunu, bu insanlarin evlerinden alinarak infaz edilip bir
dereye atildigini,
Öldürülen Itirafçilar :
Üzümlü Karakolu Baskinindan sonra teslim olan biri Suriyeli, digeri
Mardin'li 2 kizin Tugaya getirildigini, sonra kaybolduklarini, yani infaz
edildigini, halbuki Tugayin gözaltina alma yetkisinin olmadigini,
Bu itirafçilari kazanmak gerektigini belirtmistir.(Ek:225)
53- DILEK ÖRNEK' IN 02.031997 Tarihli Ifadesidir
1974 yilinda Hollanda'da dogdugunu, 22 yildan beri ailesiyle birlikte
Hollanda'da oturdugunu, Ortaokulu, yüksekokulu orada okudugunu, ailesinin halen
Hollanda'da oturdugunu, annesinin ev hanimi, babasinin Lastik Fabrikasindan
emekli isçi oldugunu, her ikisinin de sag oldugunu, bir ablasinin iki küçük
erkek kardesinin oldugunu, 1995 yilina kadar 2 yil Mc Donald'da çalistigini,
sonra ayrildigini,
Daha önce Hollanda'da olan Teyzesinin 2 yildan beri Ispanya'da oturdugunu,
orada Teyzesinin kocasi olan enistesinin lokantacilik yaptigini, ayrica
ticaretle ugrastigini,
1,5 yildan beri enistesi Ercan DOGAN'a kuryelik yaptigini, bu ise
teyzesinin istegi üzerine basladigini, enistesinin kendisine para vererek
Istanbul'a gönderdigini, ilk seferinde teyzesi ile birlikte Istanbul'a
geldigini, teyzesinin orada kendisini Mehmet ve Latif'le tanistirdigini, daha
sonra devamli kendisinin yalniz geldigini, kendisine teslim edilen PESETA
(Ispanyol parasi ) cinsinden paketler halindeki parayi, Havaalaninda kendisini
karsilayan Mehmet ve Lütfi'ye arabalarinin içinde teslim ettigini, sonra
Havaalanina yakin Çinar oteline gittigini, hiç disari çikmadan otelde bir gece
kaldiktan sonra Swisair veya Iberia uçaklariyla Hollanda'ya döndügünü, her
türlü otel ve yolculuk masraflarini kendisine verilen paradan kendisinin
karsiladigini,
Bu paranin ne parasi oldugunu kesinlikle bilmedigini, sormadigini,
saymadigini, yalnizca parayi verip kendi parasini (her seferinde 4-5 bin mark)
aldigini, kendisine teslim edilirken de paranin sayilmadigini, belgesiz teslim
edildigini, Enistesinin ``Istanbul'a gidince seni karsilayacaklar, ayrica
havaalaninda kolaylik gösterecekler'' dedigini, herhangi bir sikinti ile
karsilasirsa ``Mehmetlerin misafiriyim'' demesini tenbih ettigini, parayi
normal bir valizde getirdigini, valizi bagaja verdigini, çikarken aldigini, hiç
arama yapilmadigini, bir defasinda aramak istediklerini, ancak orada birisinin
geldigini, ``Tamam bu geçebilir'' dedigini, bu yardimin bir ayarlama sonucu
bilerek yapilip yapilmadigini bilmedigini,
Türkiyeye 10-15 defa bu sekilde para getirdigini, bunun disinda da tatil
için memleketi Iskenderun'a gitmek üzere Istanbul'dan Adana'ya uçakla
gittigini, bu giris çikislari da sayarak 52 defa giris çikis yaptigini iddia
ettiklerini, polisteki ifadesinde iskence ile tamaminin para getirmek için
oldugunu kabul etmek zorunda kaldigini, gerçekte bu is için yalnizca 10-15 defa
giris yaptigini, kendisinin Hollanda vatandasi oldugunu, Türkiyeye Hollanda
Pasaportuyla giris yaptigini, bazan da Türk Pasaportuyla giris yaptigini, kendi
adina tek pasaportu oldugunu,
Kendisinden baska Parsel ve Simon'un da kuryelik yaptigini, beraber gelip
gitmediklerini, onlarin da parayi Mehmet ile Latif'e verdiklerini sandigini,
parayi verdigi Mehmet (ALAKENT) ve Latif'in halen firarda olduklarini,
Anne ve babasinin bu isi yaptigini bilmedigini, Ispanya'ya giderken
Teyzemlere gidiyorum diye gittigini, masraflarini teyzelerinin karsiladigini
söyledigini, kazandigi paralari ise harcadigini, anne ve babasinin yakalaninca
bu isi yaptigini ögrendigini, ablasinin ve kardeslerinin kesinlikle bu isi
yapmadiklarini,
Garo'yu Hollanda'dan tanidigini, kendisinin Kuyumculuk yaptigini, sik sik
da Ispanya'da enistesinin evinde karsilastiklarini,
Lokman'i sahsen tanimadigini, Teyzelerinden Azer Döviz'in sahibi olarak
adini çok duydugunu, Feramez'in, Yusuf'un Lokman'in ortaklari oldugunu
enistesinden duydugunu, ( bu Iranli Yusuf'un halen tutuklu oldugunu), Musavvat
diye birini tanimadigini,
Ayhan AKÇA'yi tanimadigini, ancak Narkotik'te kendisini gösterdiklerini,
tanimadigini söyledigini, adini daha sonra mahkemede ögrendigini, 34 B 2034
plakali BMW arabayi da daha önce hiç görmedigini, yakalaninca narkotikte
gördügünü, Bundan 2,5 ay önce yakalandigini ve o tarihten beri Bayrampasa
cezaevinde oldugunu, kendisinden bir hafta sonra enistesinin de Antalya'da
tutuklanarak ayni cezaevine getirildigini, cezaevindeki ihtiyaçlarinin enistesi
tarafindan karsilandigini, haftada bir dilekçe vererek enistesi ile ``es
görüsü'' yaptiklarini, bu arada enistesinin ihtiyaci olan parayi verdigini,
Enistesi Ercan DOGAN'in 43 yasinda oldugunu, Tüarkiye'de herhangi bir
siyasi partiyle ve ülkü ocaklariyla iliskisinin olmadigini, bunu kesinlikle
bildigini,
Gardiyan Nebile ile Bayrampasa cezaevinde tanistigini, arkadas olduklarini,
çikinca aramak için telefon numarasini aldigini, daha sonra kendilerinin
Bakirköy Cezaevine nakledildiklerini ifade etmistir.(Ek:226)
54- Hursit HAN 02 Mart 1997 tarihli ifadesinde;
1955 Hakkari-Yüksekova dogumlu, tahsilsiz oldugu, 10 kardes olduklarini,
Yüksekova'da sirketi, Istanbul'da Kapaliçarsi'da döviz bürosu bulundugu, ancak
Balkan Döviz bürosunu sattigini, bir sirketi oldugunu, memlekette iken
koyunculuk yaptiklarini, 2 köyleri bulundugunu, kendilerinin besleyip
sattiklarini, maddi durumlarinin iyi oldugunu,
Körfez Krizi zamaninda, Vali ve Kaymakam'in Kuzey Irak'tan kaçanlar için
para topladigini, kendisinin de Barzani'ye gönderilmek üzere adamlari
vasitasiyla Belediye Baskani'na 1 milyar lira verdirdigini, bizzat Vali'ye veya
Kaymakam'a vermedigini, Bunun Celal KORKMAZ tarafindan yazilan Kurt Kapani adli
kitapta yer aldigini, çünkü bu yazarin bu paranin verilisine sahit oldugunu,
14 Temmuz 1994 tarihinde güneydoguda sehit olan asker ve polis es ve
çocuklari için Ahmet YESIL ismindeki birinin telefonu üzerine Ahmet DEMIR adina
250 milyon lira yatirttigini, sahsen ne Yesil'i, ne de Ahmet DEMIR'i
tanimadigini, ancak Yesil'in adini çok duydugunu,
Kendisi hakkindaki iddianin 750 kilo esrarla ilgili oldugu, önce oglunun
tutuklandigi, 2 gün sonra da kendisinin evden alindigini, ancak bu miktar bir
esrari yakalatan adamin kendisinin evde oturup tutuklanmayi beklemiyecegini,
kaçmasi gerektigini, bunun bir tezgah oldugunu, sebebinin de ; Yesil'in telefon
ederek kendisinden para istedigini, sonra da eve 2 adet mektup birakildigini,
``Çocuklarini aliriz'' dendigini, ``Akibetin Savas, Haci, Mecit gibi olur''
dendigini, vermeyince 750 kilo esrari üzerlerine attiklarini, kendisi yakalandiktan
sonra da ayni sahis, ihbar eden sahis eve 2 mektup daha attigini, önce malin
yakalandigini, sonra kendisinin alindigini, isin içinde polis oldugunu, yani
mektubu atanin polisle beraber çalistigini, asil sebebin ; kendisinin dogulu,
yani kürt olusu oldugunu, 6 aydir tutuklu oldugunu, agabeyinin de kendisi ile
beraber yargilandigini,
Daha önce de akrabalarinin, arkadaslarinin ayni nedenle öldürüldügünü,
Örnek olarak;
Altindag Nüfus Müdürü olan Kayinbiraderi ve dayisinin oglu olan Mecit
BASKIN'in sirf kürt oldugu için 1994 yilinda 3 kursunla öldürüldügünü, diger
kayinbiraderi Necip BASKIN'in Yüksekova'da polis tarafindan kaçirildigini,
öldürülmekten kilpayi kurtuldugunu,
Dayisi oglu Savas BULDAN'in 1993 yilinda evden polis tarafindan alindigini,
içinde tarife göre Korkut EKEN'in bulundugu Mercedes 300 bir arabaya
bindirilerek Çinar Oteline götürüldügünü ve iskenceyle öldürüldügünü, sonra da
Bolu Yigilca'ya atildigini, O'ndan para istemediklerini, o zaman para
meselesinin olmadigini, para isinin 1995'de çiktigini,
Yine dayisi Haci PARAY'in da ayni sekilde öldürüldügünü,
Saglik Bakanligi Müfettisi hemsehrisi Namik ERDOGAN'i da Ankara'da alinip
götürüldügünü,
Ayni asiretten Abdullah CANAN'in da Mehmet Emin YURDAKUL adindaki subay
tarafindan alinarak öldürüldügünü,
Ayrica Arkadasi ve akrabasi olan Iran'li Lazim ISMAIL'i aldiklari zaman
kardesini birakacagiz diye diger kardesinden 300 bin mark, 60 bin dolar
aldiklarini, 13 gün sonra da 2 kisinin cenazesini getirdigini,
Yine arkadasi Adnan YILDIRIM'in aynen Savas BULDAN gibi Korkut EKEN
tarafindan alindigini ve öldürüldügünü,
Bu olaylari birçok insanin bildigini, ancak korkularindan
söyleyemediklerini, mesela; Istanbul'da SARKIT Otelinin sahibi Cumhur YARKIZ'in
çogunu bildigini, ‘ndan da para istendigini, kendisinin bulunarak bilgisine
basvurulmasi gerektigini,
1994'de ayni sekilde sehit ailelerine diye Ahmet YILDIZ adina 250 milyon
lira gönderen Aga YILDIZ'i tanimadigini, Selim ISIK'i tanidigini, Istanbul'da
esnaf oldugunu belirtmistir. (Ek:227)
X- GENEL DEGERLENDIRME
Yasadisi örgütlerin devletle olan baglantilari ile Susurluk'ta meydana
gelen kaza olayinin ve arkasindaki iliskilerin aydinliga kavusturulmasi
amaciyla kurulan 10/89 Sayili Arastirma Komisyonumuzun çalismasi için gerekli
olan sürenin azligi, yetkilerinin kisitliligi ve arastirma konularinin
genisligi karsisinda büyük fedakarlikla dört aylik bir sürede elde edilen bilgi
ve belgeler çerçevesinde konu degerlendirilmistir.
03.11.1996 tarihinde Susurluk Ilçesi civarinda meydana gelen trafik
kazasinda, ayni otomobil içerisinde Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak ve Hüseyin
Kocadag'in birlikte bulunmalari, o tarihten itibaren, Türkiye gündeminde bas
sirayi alarak bugüne kadar süregelen tartismalarin en önemli konusunu teskil
etmistir.
12.11.1996 tarihinde Cumhurbaskani ile bir görüsme yapan, Anavatan Partisi
Genel Baskaninin... bazi devlet görevlilerinin uyusturucu, kumarhane, haraç ve
adam öldürme gibi eylemlere karistiklarini, devlet tarafindan aranan bazi
silahli eylemcilerinde bu devlet görevlileri tarafindan kullanildigini... ifade
etmesi sebebiyle Sayin Cumhurbaskani 13 Kasim 1996 tarihli mektupla bu
bilgileri Basbakana intikal ettirmislerdir. Bu mektupta özetle.... ``Emniyet
Genel Müdürlügü bünyesinde özel harekat dairesi vardir... bu dairenin bazi
elemanlari uyusturucu, kumarhane, haraç ve adam öldürme gibi islere
karismaktadir... Ö.L. Topal'i öldürenlerin itiraflari fevkalade enteresandir...
asiret reisi devleti kullanmaktadir... Devlette görevli bazi kisilerin Özel
Hareket Daire Baskani Ibrahim Sahin'den talimat aldiklari ve bunun Içisleri
Bakani dahil bir takim yüksek yerlerin bilgisi dahilinde oldugu
söylenmektedir...'' seklinde iddia edilen hususlara yer vermislerdir. Bu
iddialar nazara alinarak Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanligi, Içisleri
Bakanligi ve Emniyet Genel Müdürlügü Teftis Kurullari tarafindan arastirmalar
yapilmistir. Ayrica Türkiye Büyük Millet Meclisi'n de bu konularla ilgili bir
arastirma komisyonu teskil edilerek arastirmalar sürdürülmüstür. Bu bilgilerin
ve arastirmalarin yaninda Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Bassavciliginca da hazirlik tahkikati yukarida izah edilen olaylar ayri ayri
tahkik edilmis ve toplanan delillere istinaden olusan kanaat fezlekenin
muhtelif bölümlerinde ayrintili olarak izah ve ifade edilmistir.
Yukarida izah ve ifade edildigi üzere;
- Türkiye'de katliam sanigi olarak giyabi tutuklama karari ile, yurt
disinda uyusturucu kaçakçiligi ve cezaevi firarisi olarak Interpol tarafindan
kirmizi bülten ile aranan bir silahli eylemci ile, bu kisiyi yakalamak veya
bulundugu yeri derhal güvenlik birimlerine bildirmekle görevli ve yükümlü olan
üst düzey bir emniyet mensubunun bir milletvekilinin ayni ortamlarda birlikte
olmalari ve bu birlikteligi, Abdullah Çatli'nin gerçek kimligi bilinerek uzun
süreli yakin iliskiler içerisinde sürdürülmüs olmasi,
Bu kisilerin her üçününde üzerinde ruhsatli tabancalari, yanlarindaki
korumalarin ayri ayri zati silahlarinin bulunmasina ragmen ayrica saldiri,
suikast ve gizlice cinayet islemekte kullanilabilecek vahim nitelikte ve sayida
silahlari ve mermilerle, 34 NUL 63 numarali sahte plakalari (koruma amaçli
olmadigi Ist.Emn.Md. yazi ve arastirmasi ile saptanmistir.) ve birçok sahte
belgeleri yanlarinda bulundurduklari nazara alindiginda, bu kisilerin son olaydaki
beraberliginin basit bir tatil gezisi veya bassagligi ziyareti ile izah
edilmesi inandirici görülmemistir. Kaldiki, yukaridaki tesbitlere göre bu
beraberlik tesadüf degil önceden tesbit edilmis bir bulusma oldugu, Istanbul'da
bulunduklari ilk günde Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak ve Hüseyin Kocadag'in
gizlenin bulusmalari ve görüsmelerinden anlasilmaktadir.
Bu durum, adi geçen kisilerin, yanlarinda koruma olarak bulundurduklari
kisilerle birlikte, yasalara aykiri silahli bir eylem hazirliginda bulunduklari
kanaatini olusturmustur.
- Bu silahlardan ve mermilerden bir bölümünün Özel Harekat Daire Baskanligi
kaynakli olduklari ve 1993-1994 yillari itibariyle Emniyet Genel Müdürlügünde
kuvve kayitlarinda bulunmalari gerektigi tesbit edilmistir. Buna ragmen bu
silah ve mermilerin kaza yapan otomobil içerisinde ve orada bulunan kisiler
elinde ne maksatla bulunduklari ve onlara nasil intikal ettirildikleri, Emniyet
Genel Müdürlügünün cevabi yazilarinda, izah edilememistir. Silah tasimasina
yardimci olunmasi hususundaki özel belgeler ve diger iliskilerde nazara
alindiginda bu silah ve belgelerin, belirtilen tarihlerde Emniyet Genel Müdürü
olan Mehmet Agar ve Özel Harekat Daire Baskan Vekili olan Ibrahim Sahin'in
talimatlari ve bilgileri dahilinde adi geçen kisilere verildigi kanaati
olusmustur.
- Abdullah Çatli'nin üzerinde bulunan ve yukarida ayrintilari izah edilen
sahte belgeler, Abdullah Çatli (Mehmet Özbay sahte kimligi ile) ve Yasar Öz
adina düzenlenen silah tasima izin belgeleri ve hususi yesil pasaportlarinda
yine, Mehmet Agar'in Emniyet Genel Müdürü oldugu dönemlerde ve onun bilgisi ve
talimati dogrultusunda düzenlenerek, bu belgelerle, devlet tarafindan aranan ve
birçok yasadisi eyleme katilmis olduklari saptanan kisilerin kolaylikla silah
tasimalari ve kolaylikla yurtdisina çikis ve dönüsleri saglanarak çesitli
imtiyazlarla donatilmis olduklari anlasilmistir.
- Ömer Lütfü Topal isimli kisinin öldürülmesinde (olay yukarida ayrintili
olarak izah edilmistir) kullanilan silahin sarjöründe Abdullah Çatli'nin parmak
izi bulunmus ve Abdullah Çatli'nin bu olaya istirak etmis oldugu bu somut delil
ile tesbit edilmistir. Öldürülen Ö. Lütfü Topal Istanbul'da ve Türkiye'nin
muhtelif yerlerinde faaliyet gösteren birçok kumarhanenin isletmecisidir. Bu
isletmelerden çok büyük miktarlarda paralar kazanilmaktadir. Sami Hostan ve Ali
Fevzi Bir isimli sahislarda Ömer Lütfü Topal'in Istanbul'daki bir
kumarhanesinin ortaklaridir. Bu kisiler bir ihbar üzerine üç polis memuru ile
(A. Çarkin, E. Ersoy, O.Yorulmaz) birlikte Ö.L.Topal'in cinayet zanlilari
olarak gözaltina alinmislardir. Ist.Emm.Md.Asayis Sube Md.de gözaltinda
bulunduklari sirada daha ilk saatlerden itibaren Sedat Edip Bucak Istanbul Il
Emniyet Müdürüne defalarca telefon açarak bu kisileri gözaltindan kurtarmaya ve
arastirmanin genisletilmesini engellemeye yönelik girisimlerde bulunmustur,
arastirmanin 1. günü henüz tamamlandiginda ise. Mehmet Agar'in talimati Ibrahim
Sahin'in bizzat Istanbul'a gelmesi ile bu kisiler apar topar Istanbul Emniyet
Müdürlügünden Ankara Emniyet Genel Müdürlügüne götürülmüs ve orada kisaca
ifadeleri alinip yüzeysel bir inceleme ile ve yasal olmayan bir uygulama ile
serbest birakilmislardir. Hatta daha sonra birçok olayda adi geçen Ayhan
Akça'nin saliverilme tutanaginda imzasi bulunmasi dikkat çekicidir.Kaldiki
Istanbul'daki sorgulama ve sorusturmanin hukuka uygun sekilde yapilmadigi ve
iddia edilen kasetin de elde edilemedigi anlasilmistir.
Bu kisilerin acele olarak Ankara Emniyet Genel Müdürlügüne götürülmeleri,
özel timler hakkinda kamuoyunda olumsuz kanaat olusmasini önlemek olarak izah
edilmeye çalisilmistir. Ancak, bu kisilerden ikisi sivil sahistir, özel
timlerle iliskileri yoktur. Diger polis memurlarinin ise önceki tarihlerde özel
harekat dairesi ile iliskileri zaten kesilmistir. Kaldiki, bu tür uygulamanin
mutad olmadigi bizzat Istanbul Il Emniyet Müdürünün ifadesinde belirtilmistir.
Söyleki; Emniyet amiri, baskomiser ve komiser rütbelerinde birçok emniyet
mensubu muhtelif suçlardan muhtelif tarihlerde Istanbul Emniyet Müdürlügünde
gözaltina alinarak sorgulamalari yapildigi halde (hatta bir bölümü orada
suimuameleye maruz kaldiklarini iddia etmislerdir.) Emniyet Genel Müdürlügü
veya Içisleri Bakanliginin bu kisiler hakkinda yapilan islemler ile herhangi
bir sekilde ilgilenmedikleri ve ayrica Emniyet Genel Müdürlügü nezdinde
herhangi bir arastirmaya kalkismadiklari, zaten bu olayda Emniyet Genel Müdürü
Alaattin Yüksel'in de devre disi birakildigi ve kendisine herhangi bir bilgi
verilmedigi anlasilmistir. Bunlarin disinda, Ö. Lütfü Topal'in öldürülmesi
olayi sebebiyle gözaltina alinan bu üç polis memuru (Mustafa Altinok, Enver Ulu
ve Ömer Kaplan isimli polis memurlariile birlikte) Ö.L.Topal'in öldürülmesine
tekabül eden zaman diliminde, Sedat Edip Bucak'a koruma görevlisi olarak tayin
edilerek orada toplanmalari saglanmistir. (koruma tayininde aciliyet unsurunun
bulunmadigi ve birkisim islemlerdeki usulsüzlükler Basbakanlik Teftis Kurulu
Raporunda ve yukaridaki ilgili bölümlerde izah edilmistir.) Ö.L.Topal'in
öldürülmesine istirak ettigi somut delillerle saptanan Abdullah Çatli ile bu
olayin zanlilari olarak gözaltina alinan ve ayni zamanda Ö.L. Topal'in
ortaklari olan Sami Hostan ve Ali Fevzi Bir ile, Sedat Edip Bucak ve onun
yukarida isimleri yazili korumalari, uzun süreden beri tanismaktadirlar ve
siksik biraraya gelmektedirler. Keza, bu kisilerin hepsi Mehmet Agar ve Ibrahim
Sahin ile de tanismakta ve onlarla da iliskili bulunmaktadirlar. Ö. L. Topal'in
öldürüldügü günlere tekabül eden zaman diliminde ve ayrica bu olaydan önceki ve
sonraki günlerde, Abdullah Çatli, Sedat Edip Bucak, Sami Hostan, Ali Fevzi Bir
ve Sedat Edip Bucak'in korumalari arasinda yogun ve dikkat çekici sekilde
telefon görüsmeleri yapildigi tesbit edilmistir. (telefon görüsmelerinin
detaylari birkisim saniklar hakkinda iddianame ile dava açilmak üzere tefrik
edilen dosyada ayrintili olarak izah edilmistir.) Yine, olayin vuku buldugu
tarihe yakin zamanlarda Abdullah Çatli, Sami Hostan, Ali Fevzi Bir ve
S.E.Bucak'inkorumalari, Siverek'te S.E.Bucak'in ikametgahinda toplanmislardir.
(fotograflarla ilgili bölümde izah edilmistir.)
Adi geçen bu kisilerin böyle bir olay etrafinda yogun görüsme, beraberlik
ve dayanisma içerisinde bulunmalari, özel kasitla hareket ettikleri kanaatini
olusturmaktadir.
- Tarik Ümit'in kaybolmasi olayi ile ilgili bölümde izah edildigi üzere;
Tarik Ümit'in kayboldugu gün, en son görüstügü kisiler Ibrahim Sahin'in uzun
süredir yaninda bulunan ve görev iliskilerinin disinda daha ileri özel
iliskiler içerisinde olduklari anlasilan polis memurlari Ayhan Akça ve Ziya
Bandirmalioglu'dur. Ayhan Akça ve Ziya Bandirmalioglunun Tarik Ümit'in
kaybolmasi olayi ile ilgilerini tesbit eden ve bu istikamette arastirma yapan
Jn.Ast.Sb. Ahmet Altintas'a Ibrahim Sahin yasal olmayan bir sekilde müdahale
ederek arastirmanin sürdürülmesini önlemistir. Bu olayda yine Abdullah Çatli,
Sami Hostan, Haluk Kirci, Ibrahim Sahin, Ayhan Akça, Ziya Bandirmalioglu ve
Ayhan Çarkin'in isimleri geçmektedir. Tarik Ümit'in kaybolmasi olayinda bu
kisilerle iliskiyi tesbit eden MIT konturterör Daire Baskani Mehmet Eymür,
Tarik Ümit'in Abdullah Çatli ve adamlari tarafindan kaçirildigini ve
sorgulandigini ifade ederek durumu Emniyet Genel Müdürü Mehmet Agar ve Özel
Harekat Daire Baskan Vekili Ibrahim Sahin'e intikal ettirmistir. Bu isimler ve
bildirim karsisinda Mehmet Agar ve Ibrahim Sahin'in davranislari bu olayda
Abdullah Çatli'nin varligi ve adi geçen diger kisilerle birlikte eylemleri
hususunda bilgi sahibi olduklarini göstermistir.
Ayrica, Ibrahim Sahin'in koruma görevlisi olan Ayhan Akça'nin, yurtdisindan
ülkeye, uyusturucu madde satisindan elde edilen parayi nakletmek suçundan
yakalanan Dilek Örnek hakkinda, Istanbul DGM.C. Bassavciliginca halen tahkikati
sürdürülmekte olan olaydada sanik olarak hakkinda yasal islem yapilmaktadir.
- Ayhan Akça ve Ziya Bandirmalioglu'nun çocuklarinin Istanbul'da bir
gazinoda yapilan sünnet dügününde dosyada mübrez birkisim fotograflarda
görüldügü üzere Abdullah Çatli ve Ibrahim Sahin'in, fezlekede adi geçen tüm
polis memurlari ile birlikte olduklari görülmektedir. Ziya Bandirmalioglu'nun
Istanbul DGM.C. Bassavciliginda sanik sifati ile alinan ifadesinde bu dügünde
kirveligini yapan Abdullah Çatli'nin bu görevi Ankara'da Sedat Edip Bucak'in
yazihanesinde bulunduklari bir sirada onunda önerisi ile birlikte
kararlastirdiklari ve gazinonun ve dügününde bulunan sanatçilarin tüm
masraflarinin Abdullah Çatli tarafindan ödendigini ifade etmistir. Bu olayda,
adi geçen kisiler arasindaki iliskilerin ve beraberligin boyutlarini
göstermektedir.
Tüm bu deliller ve belgeler ile birlikte nazara alindiginda, haklarinda
fezleke düzenlenen kisilerle (ayrica haklarinda iddianame ile dava açilan ve
yukarida isimleri geçen) kisilerin tüm olaylarda isimlerinin birlikte
yeraldiklari görülmektedir.
Bu birlik ve beraberligin tesadüflerden ibaret olmadigi, polis memurlari
saniklarin sadece koruma görevi yapmak maksadiyla tayin ve tahsis
edilmedikleri, bunlarin özel kasit altinda bir araya toplandiklari ve bu
suretle; devlet tarafindan muhtelif suçlardan aranan kisiler, kumarhane
isletmecileri, birkisim yönetici ve siyasetçiler ile özel harekat daire
baskanliginda görevli bazi polis memurlarinin cürüm islemek için tesekkül
olusturduklari veya bu tesekküle katildiklari anlasilmistir.
Yapilan inceleme ve alinan bilgiler çerçevesinde degerlendirildiginde;
konunun hukuksal, ekonomik, siyasal ,sosyal ve uluslararasi boyutlari
bulunmaktadir.
Çikar amaçli yasadisi örgütlerin devletle olan iliskileri vardir ve
devletin içinde yasadisi örgütlenme olusturulmaya çalisilmistir. Bu örgütlenme
esas olarak, hukuk devletinden uzaklasilmasindan kaynaklanmistir. 1982
Anayasasi hukuk boslugu ortaya çikarmistir. Bu kamu yöneticileri üzerinde
sorumluluk olusmamasina neden olmustur. 1982 Anayasasi'nin Geçici 15 nci
maddesi ile getirilen dönemin Milli Güvenlik Konseyi Üyelerinin her türlü
hukuki ve cezai sorumlulugunun bulunmadigina iliskin düzenleme buna bir
örnektir. Geçmis iktidarlar dönemindeki ``Anayasayi bir kere delsek ne çikar'',
``Benim memurum isini bilir'' seklindeki hukuk disi uygulamalara iliskin
sözler, kamu yöneticilerinin kendi baslarina hareket etmelerine yöneltmistir.
Köseyi dön anlayisi yerlesmistir.
Devletin gizli istihbarat örgütleri ile ilgili yapi bozukluklari vardir. Bu
örgütler kendi asil isleri yerine, operasyonlara ve baska islere katildiklari
anlasilmistir. Bu nedenle, hukuk disi faaliyetlere girismelerinin
denetlenmesinin zor oldugu ve kendi mevzuatlarina uyup uymadiklari dahi
bilinememektedir. Mehmet EYMÜR'ün ifadesine göre, Gizli istihbarat örgütlerinin
(MIT, Genelkurmay Istihbarat, Polis Istihbarat , JITEM v.s.) kontrol
mekanizmalari olmadigindan, yaptiklari islerin hukuka uygun olup olmadigi
denetlenememektedir.
Organize suç örgütlerinin devlete sizmalarinin baska bir nedeni de,
ekonomiktir. Bu örgütler ekonomik güç elde etmek için siyasal gücü de
kullanmaktadirlar. Karaparanin aklanmasinda, özellikle uyusturucudan
sagladiklari gelirlerin (tahminen 50 milyar $) aklanmasi gerekliligi devlete
sizmalarinda etkili olmustur. Ihracati tesvik eden kararlar alinmistir. Bu, önce
ihracatin verilen tesvikler ile desteklenmesi seklinde olmustur. Yapilan bu
uygulamalar kayitdisi ekonomi içinde karapara aklama islerini
kolaylastirmistir. Bunlarin bir kismi hayali ihracat seklinde gerçeklesmis ve
ihracati patlatmistir. Karapara ile ilgili ihracat tesvikleri, siyasîler
tarafindan düzenlenen Karar, Teblig ve Genelgeler ile uygulanmistir. Dönemin
Basbakan'inin Isviçre'deki bir otelde Berber Yasar ve Sekerciyan gibi bu alanda
bilinen kisilerle görüsmesi bu isin göstergelerindendir. Daha sonra ayni
dönemde gazinolarin açilmasi için hukuki kararlarin alinmasi da anlamlidir.
Karaparanin aklanmasi için çok sayida kumarhane ve gazinolarin açilmasina
izin verilmistir. Özellikle, 1994 yilindan sonra yogunlasarak, Ömer Lütfi
TOPAL'in sahibi oldugu Emperyal A.S'ye oyun salonlari izinleri verilmesi,
giyabi tutuklu iken Istanbul'da gazinolar arasinda elini kolunu sallayarak
dolasmasi, ayrica dikkat çekici niteliktedir.
Bankacilik mevzuatinda yapilan düzenlemelerden sonra banka kurulmasi
kolaylastirilmis hatta tek subeli bankalar açilmasina izin verilmis ve bazi
bankalarin mevduat ve öz kaynaklarinin üzerinde Hazine Bonusu ve Devlet Tahvili
alarak sözkonusu kara paralarini aklamalarina olanak saglanmistir.
Ayni sekilde döviz bürolarinin sayisi hizla artarak bu islemleri
kolaylastirir hale gelmistir. Özetle, karparanin aklanmasina uygun sartlar her
dönemde hazirlanmistir.
Bütün bu organizasyonlarin bu kisilerce rahatlikla yapilabilmesi, vize alma
zorlugu bulunan ülkelerden kolaylikla vize almalari ve yasal olmayan islerini
karsi ülkelerde rahatlikla yapabilmeleri bu organizasyonlarin yurtdisi
baglantilarinin da bulundugunu göstermektedir. Nitekim, Abdullah ÇATLI'nin 142
kere yurtdisina kolaylikla giris ve çikis yapmasi, vize zorlugu bulunan
ülkelerden kolaylikla vize almasi buna bir örnektir. Bu iliskiler gizli servis
düzeyinde (örnegin, Agca - Papa iliskisi) veya yasadisi örgütlerin
birbirleriyle iliskisi seklinde ortaya çikmaktadir. Öte yandan, uyusturucu maddelerin
yapiminda kulllanilan kimyasal maddelerin Avrupa ülkelerinde üretilmesi ve
Avrupadan çikis yapmasi da bu görüsümüzü dogrulamaktadir. Komisyonumuzun
yeterli zamani ve imkânlarinin olmamasi nedeniyle, konunun yurtdisi boyutu
arastirilamamistir.
Diger taraftan; Milletin ahlakî degerlerini önemsemeyen bazi kamu
görevlileri söz konusu yasal olmayan gelismelerde etkili olmustur.
Bazen de siyasîlerin konularindaki bilgi yetersizligi bu organizasyonlarin
islerini kolaylastirmistir.
Öte yandan, Türkiye'nin cografik ve stratejik sartlari da bu olusumlarda
etkili olmustur.
Toplumun sosyo - psikolojik yönünü birinci derecede etkileyen bu tür
olaylarin baglantisi olan ve kamu adina bulundugu mevkiide görev yapan personel
hangi mevkide olursa olsun, bu personelin bagli oldugu kurum hangi kurum olursa
olsun ``Kurumun prestijinin sarsilacagi, yara alacagi yada devletin zarar
görecegi'' düsüncesinin arkasina siginilip yanlis yapanlara göz yumulmasi
yerine, hakkin adaletinin tesisi ve kanun hakimiyetinin saglanmasi için kisi
veya kurum farki gözetilmeden yolsuzluklarin üzerine gidilmelidir.
Bilgisi ve görüsüne basvurulan birkisim kisiler Komisyonumuza; olaylarin
1970'li yillarda basladigini ve o dönemde devlette bazi güçlerin, sag - sol
kavgasini baslattiklarini, devletin içindeki bazi kurumlarin haberdar oldugunu
ve yönlendirdigini, sabah sol görüslü kisilere sikilan silahin aksam sag
görüslü kisilere sikildigini söylemislerdir. Bu olaylar 12 Eylül 1980'ne kadar
devam etmistir. 12 Eylül'den sonra bir kismi ülkücü olarak bilinen ve aranilan
sahislardan olan bazilarinin devlet tarafindan yurtiçinde ve yurtdisinda bazi
operasyonlarda kullanildigi, Komisyonumuza verilen beyanlar ve intikal eden
birtakim bilgi ve belgelerden anlasilmistir. Bu sekilde kullanildigi anlasilan
kisilerin, devlet imkânlarindan; yesil pasaport, silah belgesi ve bir takim
maddi imkânlar seklinde en yüksek seviyede yararlandirildiklari görülmüstür.
Önce resmi sekilde mesru amaçlarla olusturulan teskilatlarda yer alan bazi
sahislar bir süre sonra aralarinda kurduklari iç örgütlenmeler ile mesru
islerinin yaninda kendi adlarina çikara dayali yasadisi isler yaptiklari bu
kisilerin yeterince kontrol altinda tutulamadigi ve neticede tamamen kendi
kisisel çikarlari için hareket ettikleri anlasilmaktadir.
Bu olayin gerisinde;
1980'den sonra Türkiye'de görülen hizli ekonomik ve sosyal degisimin, bazi
rantlarin ortaya çikmasina yol açmasi; bu rantlarin çok büyük rakamlara
ulasmasi, bu kisileri hayali ihracat, haraç, çek senet tahsilati, kumar,
uyusturucu ticareti v.b. yasadisi islerden çikar saglamaya yöneltmistir.
Kayitdisi ekonomide bu isleri kolaylastirmistir. Kamu sektöründe ``Benim
memurum isini bilir'' felsefesinin hakim kilindigi, bu dönemde bazi resmi
olmayan gruplar (örnegin Papatyalar) Devlet islerini bazi yönleriyle istismar
eder hale geldigi ve devlet idaresinin yozlastirildigi anlasilmaktadir. Hatta
bu tip kisi ve guruplarin Türkiye'deki bilinen bazi siyasal partilerin
kongrelerini etkiler hale geldikleri de yasanmis bir vakadir. Bu olumsuz gelismeler
anilan kisilere daha da cesaret verirken, çikar amaçli organize suç
örgütlerinin faaliyet sahalari genislemis, etkinligi daha da artmistir.
Konunun bilimsel yönüne bakildiginda; 70'li yillarin baslangicindan
itibaren Bati ülkelerinde suç kovusturmasiyla yetkili makamlar, o zamana kadar
anlami ve kapsami tam olarak teshis edilmeyen bir suçluluk türüyle mücadele
hakkinda, yeni arastirma ve arayislara girismislerdir. Bu suçlulugun failleri,
suç isleme metodlarini sürekli gelistirmekte ve böylece bu konudaki polis
kovusturmasindan rahatlikla kurtulabilmektedirler. Çok gelismis bir
profesyonellik ve ticarilestirme yoluyla islenen bu suçlar, organize suçluluk
olarak adlandirilmistir. Bu tür suçlarin islenmesine katilanlar, legal bir
görüntü arkasinda, serbest piyasa ekonomisinin imkânlarindan yasalara uygun
davranan isadamlari gibi yararlanabilmektedirler. Hemen belirtmek gerekir ki,
sözkonusu suçlarin failleri, illegal faaliyetlerinin toplum disinda kalarak
degil, aksine legal bir görüntünün korunmasinda hatta bazen toplumun birkisim
tabakalarinin destegiyle sürdürmektedirler.
Organize suçlarin teshisindeki zorluklar ve bu tür suçlulugun verdigi
zararin önemi nedeniyle, klasik metodlar disinda yeni mücadele yollarinin
aranmasi arastirmalarini zorunlu kilmistir. Bu tip suçlar ile mücadelenin
zorlugu, bu organizasyonlarin iç bünyesine müdahele veya sizmayi önleyen ve çok
iyi isleyen savunma, engelleme, sizdirmama mekanizmalarini sahip olmalaridir.
Bu savunma mekanizmasi; yasadisi eylemlerin iyi bir sekilde düsünülüp
planlanmasina ve icrasina, hiyerarsik bir grupsal yapilanmaya, uluslararasi
irtibatlar kurmaya, profesyonel biçimde isleyen bir lojistige, yasadisi
kazançlarin degerlendirilmesi ve mesrulastirilmasina, hizmet etmektedir.
Disaridan gelecek müdahaleleri engelleyen bu mekanizma ile ceza kovusturmasina
karsi özel önlemler alinmakta, örnegin komplocu taktikler uygulanmakta, kamu
görevlilerine rüsvet verilmekte, tutuklu saniklar bilgilendirilmekte ve
yakinlarinin ihtiyaçlari giderilmekte, onlara avukat tutulmaktadir.
Organize suçluluk çerçevesinde, organize olus biçimine göre farkli bazi
derecelendirmeler, kademeler yapilabilir. Bu bakimdan en alt kademede çete
suçlulugunun varligina sahit olunmaktadir. Orta derecede organize suçluluk ise,
saglam, düzenli bir planlama ve stabil bir yapi göstermektedir. Agir organize
suçluluk ise, mafya benzeri organizasyonlar sozkonusu olup, bunlar ekonomik
kazanç yaninda siyasî gücü de elde etmeyi amaçlamaktadir.
Genis aile, çikara dayali yasadisi örgütlenme biçiminin organize ettigi suç
ve suçluyu yasalara karsi koruma güvencesini yasadisi odaklarin korumasi
altinda gören genis bir kitle yaratmak ve bu kitlede yer alan bireylere
yasadisi isler yaptirmak, ki bunlar; silah, uyusturucu madde kaçakçiligi,
gecekonduculuk, uyusturucudan kazanilan paralarin banka, bankerlik,
müteahhitlik ve kumarhanelerde aklanmasi islemi, toprak gaspi, isgal, adalet
mekanizmasinin felce ugratilmasi, dolayli iflaslar, irtikap, tekellesme,
tekelleri kirmaya tesebbüs edenlere karsi güç kullanimi, silahli soygun, gasp,
girisimcilik maskesi altinda yasal bosluklardan yararlanarak ekonomik çikar
saglamak, avukatlik meslegini mafya toplum düzeninin devamini saglamak amaciyla
istismar ederek, adalet mekanizmasina paraziter unsurlar sokmak ve adalet dagitiminda
aracilik yapmak, (hemsehrilik, akrabalik, dostluk) iliskileri tesis ederek veya
bu iliskileri kötüye kullanarak kolluk kuvvetlerini devletin degil, Mafya
grubun çikarlari dogrultusunda kazanip yönlendirmek, haraç almak, korsan
endüstri kurmak (marka, kaset, plak, ilaç, gida maddesi ve her türlü sanayi
ürünün sahtekarligi), kalpazanlik, eksik gramajli ambalajlar, kaçak et kesimi,
kaçak gida maddesi üretimi, pazar yerlerinde yer belirlenmesi, her türlü ihale
yolsuzluklari, ihalelerde kaba kuvvet kullanilmasi, minibüs ve dolmus
hatlarinin paylasimi, çay bahçeleri isletmeciligi, yerel yönetimler üzerinde
rüsvet ve kaba kuvvet kullanarak baski tesis edilmesi, imar ve iskan islerinde
yapilan yolsuzluklara arabuluculuk edilmesi (vergi daireleri, su ve elektrik
isleri, tapu dairelerinde) yapilan yolsuzluklarda arabuluculuk yapilmasi, kamu
görevi yapan dairelere para karsiligi adam yerlestirilmesi, sendikalarda
faaliyette bulunarak kisi ve gruba çikar saglanmasi, her türlü bilet
sahtekarligi, fuhusun organize edilmesi, randevu evlerinin korunmasinin
üstlenilmesi, yolsuzluga egilimli bazi bürokratlarla fuhus ve kumar sektörü
yönetimi arasinda aracilik yapmak, bürokratik tayinlerde aracilik yapmak, her
türlü ideolojik çatismanin tirmandirilmasi ve böylece silah ve cephane
tüketimine uygun pazarlar yaratilmasi, uyusturcu pazarlari yaratilmasi terörün
bir yönetim ve iktidar araci olarak sürekli kullanilmasi, merkezi devlet
otoritesine karsi güç kullanarak zaafa ugratilmasi, meydana gelen otorite
boslugunun yasadisi örgütlü güçler tarafindan doldurulmasi, v.s.
Diger taraftan yasalara herkesten fazla saygiliymis gibi davranmak. Bu iki
yüzlü davranisini bilip de bilmiyormus gibi görünen yandaslari, bürokrati
kollamak ve kullanmak. Bu iki yüzlülüge karsi çikan bürokrata karsi ise
yildirmak amaciyla kaba kuvvet ve silah kullanimi da dahil her türlü gücü
kullanmak... baski yapmak... bu örgütlerin ilgi alanlari ve tipik davranislari
olmustur.Hatta bazi kamu görevlilerinin öldürülmesi örnek olarak
degerlendirilebilir.
Uygulama ve fiili durumun tesbiti amaciyla komisyon tutanaklarina yeniden
dönüldügünde,
Bu kontrol edilemeyen güçlerin devletin bazi kurumlarinda çalisan birkisim
görevliler ile iliski içinde bulunduklari, siyasî baglantilar kurduklari
kuvvetle muhtemel görülmektedir. 1990'li yillarin basindan itibaren
Güneydogu'daki terör olaylarinin artis göstermesi, bu bölgede ``terör ranti''
dogurmustur. Bu Bölgedeki asiret reislerinin güçlü hale getirilmesi bu rantin
artirilmasini ve bölüsümünü kolaylastirmistir. Dogu ve güneydogudaki feodal
yapinin olumsuzluguna yönelik iliskilerin bulunmasi, geçici köy koruculugu
sistemi içerisinde toplumsal boyutuyla yarattigi mahzurlari yaninda,
asiretlerin uyusturucu ve silah kaçakçiligi yapmasina zemin hazirlamistir.
Faili meçhul cinayetler binleri bulmustur. Nitekim faili meçhul cinayetlerle
ilgili olarak Hüseyin OGUZ ``Aksam istihbarat örgütleri bize bir liste verirdi,
sabahleyin de tetikçiler bu listeleri gider vururlardi'' demistir. Faili meçhul
cinayetler yasadisi örgüt mensuplarinin basi sayilacak kisiler üzerinde
yogunlasmistir. Örnegin, kumarhaneler krali olarak bilinen Ömer Lütfi TOPAL,
uyusturucu ticaretinin önde gelen kisilerinden Behçet CANTÜRK v.s. Siyasal
nitelikli cinayetlerin önemlice bir kesiminin suçlularinin bulunamamis ve
cezalandirilamamis olmasi, bir yandan bu cinayetleri yüreklendirici bir ortam
olustururken, diger yandan da devlete olan güveni ciddi bir biçimde
sarsmaktadir. Bu cinayetlerin kimler tarafindan islenmis olabilecegi yolunda
çesitli tahmin, spekülasyon ve suçlamalara da neden olmaktadir. Bazan bu
suçlamalar çesitli odaklarca amaçli olarak da yapilmaktadir. Bunun sonucu
kitleler arasinda kirginliklar, güvensizlikler ve zaman zaman da kutuplasmalar
dogmakta, tüm bunlar toplumun iç bütünlügünü, iç barisini agir bir biçimde
sarsmakta ve devlet - toplum iliskisini ciddi bir biçimde zedelemektedir. Bu
nedenle yasal olmayan eylemlere karisan kisiye, ister kamu görevlisi ister
görevi olmasin vatandas olsun, yapilan eylem sonucunda hakkinda idari ve cezai
islem yapilacagina yönelik kanun hakimiyeti saglanmalidir.
Yine, ülkemizde uzun süreden beri yasanan yüksek enflasyon ahlakî
yozlasmayi beraberinde getirmistir. Bütün bu olumsuzluklar, kontrolsuz kalan
güçlerin rant sektörlerini ele geçirmelerine imkân saglamistir. Bu rant
sektörlerinin degerlendirilmesinde sözügeçen kisilerle birlikte, güvenlik
güçlerinden birkisim görevliler, birkisim siyasetçilerin de bu kisilerle iliski
içerisine girdigi anlasilmistir. Özel Hareket Daire Baskani Ibrahim Sahin ve
Özel Hareket Daire Baskanligi'na bagli birkisim polis memurlarinin devletçe
terörle mücadelede kullanilmak üzere ithal edilen silahlari ve imkânlarini
sözkonusu yasadisi güçlerin islerinde kullandiklari iddialari ile
yargilanmaktadirlar.
Bu kisilerin bu sekilde yasal olmayan yollardan bu ``rant'' lari
saglamalarinda devlet görevlilerinden himaye gördükleri ve isbirligi içinde
olduklari açiktir. Diger bir ifade ile, yasadisi örgütlerin yasadisi
faaliyetlerinin devlet içerisinde bulunan bazi sahislarla irtibatli olduklari
anlasilmistir. Bu irtibat, yapilan yasadisi faaliyetlere göz yumma, biilfiil
isbirligi içerisinde olma seklinde ortaya çikmistir. Bu yasadisi örgütlerin,
genelde uyusturucu, silah kaçakçiligi, kumarhanelerden gelir elde ederek
varliklarini idame ettirdikleri anlasilmistir. Hukuka bagli çagdas hukuk
devleti giristigi tüm eylemlerin ister kendi ajanlari olsun ister tasaron
kullansin, yaptirdigi tüm faaliyetlerden sorumludur. bazi kamu görevlileri ve
bazi siyasetçilerin isgal ettikleri makamlari kisisel kazanç ve siyasî
amaçlarla istismar etmeleri giderek yayginlasmakta; bu neticede, örgütlü
organize suçlari besleyen bir kaynak mahiyeti tasir hale gelmektedir. Kaldi ki
hukuk devleti mesru olmayan personel kullanmamasi gerekmektedir.
Bu iliskilere örnek olmasi bakimindan; Yurdisinda uyusturucu madde
kaçakçiligindan 5 yil Belçika, 5 yil ABD'de mahkumiyeti bulunan Ömer Lütfi
TOPAL'in Yönetim Kurulu Baskani ve sahibi oldugu Emperyal Otelcilik ve Turizm
A.S. özellikle 1994 yilindan sonra Turizm Bakanliginca yayinlanan Talih
Oyunlari Yönetmeliginin ilgili hükümlerine göre, sözkonusu uyusturucu madde
kaçakçiligindan almis oldugu mahkumiyetten dolayi hiçbir sekilde bu sirkete
talih oyunlari isletme izni verilmemesi gerekiriken, adigeçenin yönetim kurulu
baskani ve sahibi oldugu sözkonusu sirket adina 13 sirkete talih oyunlari
isletme izni Turizm Bakanliginca verilmistir. Diger taraftan, sadece bir otelde
kayit disi bulunan oyun masalari ve oyun makinalari için devlete ödenmesi
gereken katki paylarindan sadece 1994 yilinda yaklasik 200.000 $ kaybi vardir..
Bu rakam tüm kumarhaneler için bütün yillari içine alacak sekilde
düsünüldügünde büyük rakamlara ulasacagi tahmin edilmektedir. Mevcut oyun araç
ve gereçleri yokmus gibi gösterilerek, bunlarin yerine kayitdisi kumar alanlarinin
olusmasini saglamak amacina yönelik oldugu düsünülen ithallere izin
verilmistir.
Kamuoyunda hayali ihracat olarak bilinen konuda, gerçek disi ihracat
yapanlara genellikle belirtilen organizasyonlara haksiz yere devlet bütçesinden
trilyonlarca tesvikler ödenmistir. Hazine arazilerinin yagmalanmasina izin
verilmistir. Yasa disi örgüt mensuplarinin basi sayilan kisiler hakkinda
çesitli suç iddialarina ragmen herhangi bir islem yapilamamasi, yakalananlarin
bir kisminin ( Örnegin, Kürsat YILMAZ) ellerini kollarini sallayarak
hapishanelerden ceza aldiklari gün çikmalari düsündürücüdür. Yasa disi örgüt
mensuplarina yapilan baskinlar önceden kendilerine bildirildiklerinden, yapilan
baskinlardan sonuç alinamamistir. Eski Basbakan Yardimcisi Murat KARAYALÇIN,
Devlet ve Çalisma Eski Bakani Ziya HALIS, HADEP Denizli Il Baskani Yavuz
ALTINMAKAS, DEHA TV Sahibi Bulut ÖZDEMIR'i öldürecektik. Musa ANTER'i de
öldürdük diye ve haklarinda Diyarbakir Devlet Güvenlik Mahkemesince yakalama
müzekkeresi düzenlenmis olan suçlularin otellerde agirlanmasi düsündürücüdür.
Ayrica bu kisileri yasalar geregi ihbar ile görevli ve sorumlu olanlarin da
sorgulanmasi gereklidir. Bütün dünyada yankilar uyandiran Uluslararasi rüsvet
ve yolsuzluklarin önemli bir örnegi olan Lockheed olayi ülkemizi de yakindan
ilgilendirmistir. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1976 yilinda
Meclis Arastirma Komisyonu kurulmustur. 15 ay çalisma neticesinde 524 sayi ile
278 sayfalik bir rapor hazirlanmistir. Bu rapor bugün tartistigimiz gerçekleri yillar
önce görmemizi saglayabilirdi. O nedenle Lockheed raporunun yeniden gün isigina
getirilmesi uygun olacaktir. Yasa disi örgütlerin hukuk devleti kurallari
çerçevesinde önlenmesi ve tamamen ortadan kaldirilmasi gerekirken, aksine
büyütülmüslerdir. Bu büyüme siyasîler, güvenlik güçleri, istihbarat
teskilatlarinin görevlerini yapmamasindan kaynaklanmistir. Bütün bu gelismeler
yasadisi olarak adlandirilan bu örgütlerin ve olusumlarin büyümelerine ve
etkinliklerini artirmalarina yol açmistir. Bütün bu gelismelere ragmen, hukuki
takibatlar yapilamamis, yapilanlardan da bir çogu sonuçsuz kalmistir.
Sözkonusu suç örgütleri ile ilgili bilgiler devletin güvenlik birimlerinde
oldugu halde, bu bilgilerin devletin en üst seviyedeki görevlilerine verilmesi
gerektigi, verilmemis ise ilgili kamu görevlilerinin sorumlulugunun bulundugu
düsünülmektedir.
Devlet içinde çok sayida istihbarat teskilati kurulurken, bunlar arasinda
koordinasyonsuzluk ve çekisme yasandigi anlasilmistir. Hatta JITEM'in ne görev
yaptigi tam olarak ögrenilememistir.Jitemin varligi tartisilirken eylemlerinin
tartismasiz gerçek oldugu ortaya çikmistir. Kamu sektöründeki teftis ve denetim
sistemi bu arada islevsiz birakilarak denetim sistemi çökertilmistir. Özellikle
kamu kuruluslarinda, muayyen bir dönemden itibaren devlet içerisinde çalisma
mekanizmasini yavaslattigi ve ekonomik gelismeyi engelledigi gerekçe
gösterilerek denetim, inceleme ve teftis islemleri yavaslatilmis, denetim
elemanlarinin ücretleri alt seviyelere çekilmistir. Denetim islemleri periyodik
olarak her yil yapilmak yerine, ihtiyaç duyuldugunda yapilir hale
getirilmistir. Devletin güvenlik raporlarinda mafya ile iliskisi oldugu
söylenen kisilerin zaman zaman en önemli görevlere atanmis ve Bakan dahi
yapilmistir.. Hasan Celal GÜZEL'in verdigi bilgilere göre, bunlarin bilinçli
yapildigi, yolsuzluga karistigi iddia edilen Bakanlarin bir bakanliktan
alinarak, baska bir bakanliga atandigi ögrenilmistir. Bütün bu gelismeler
sonucunda, çagdas anlamda hukuk devleti olma yapisindan uzaklasilmis ve devlet
içinden de yandaslar, isbirlikçileri olan yasadisi güçler olusumuna ve bu
güçlerin yasal olmayan sekilde yukarida belirtilen alanlardan büyük kazançlar
saglamalarina olanak saglanmistir. Bu örgütler amaçlarina ulasmak için, her
türlü yasadisi faaliyeti (tehdit, adam öldürme, haraç, v.s) yapar hale
gelmistir. Olaylarin üzerine gidecek devlet görevlilerinin (güvenlik güçleri,
adli merciler) ve vatandaslarin ( sikayet, sahitlik seklinde) güvenligi
yeterince saglanamamis ve sözkonusu yasal olmayan güçler her türlü yasal
olmayan islerini kolaylikla yapar hale getirilmistir. Bu durum vatandasin
devlete olan güvenini olumsuz yönde etkilemistir. Olaylarin bu sekilde
gelismesinde, devletimiz adina kamu görevlilerince yapilan birkisim islemlerin
devlet sirri kavrami altinda saklanmasi etkili olmustur. Buna, Korkut EKEN'in
``Silahlari nereye verdigimi söyleyemem. Çünkü devlet sirridir'' demesi bir
örnek olusturmaktadir. Yasalarimizin bu olaylara yönelik cezalarinin yeterince
caydirici olmamasi da bu olusumlari desteklemistir.
Çikar temeline dayali organize suç örgütlerinin devletin yasal ve idari
bakimdan bos biraktigi veya zaafiyeti bulundugu alanlarda, faaliyet sahasi
bulmakta ve yasamlarini hem birbirleriyle hem de yurtdisi uzantilariyla ve bazi
kamu görevlileriyle de sürekli veya is bazinda isbirligi yaparak sürdürmekte
olduklari görülmektedir.
Örgüt suçlari ile mücadele ister siyasî amaçli, isterse çikar amaçli suç
örgütleri olsun bu yeni tip suçluluga göre, düzenlenmis hukuk normlarina
ihtiyaç göstermektedir. Bu normlarin vakit geçirilmeden hazirlanmasi gerektigni
son aylarda ve çalismalarimiz sirasinda yasadigimiz olaylar bize göstermistir.
Yasal ve idari sistemin günün kosullarina uyarliyarak devleti güçlendirmek
sarttir. Aksi halde; demokratik yapilarin hukuk devletine iliskin kurumlarin
varligi yasadisi ve kriminal ögelerin sizmasiyla birlikte temelinden
çökertilebilmektedir. Konu örgütlerde bir örneklik yoktur. Herhangi bir
kesintide hizla degismekte ve yeni sekliyle teskilatlanmaktadir.
Kanunilik ve mesruluk arasindaki baglanti demokrasinin olmazsa olmaz
kosuludur. Herseyin hukukun içerisinde cereyan etmesini saglamak ve gözetmek
devletin görevidir. Çözümün mesruiyetin disinda aranmasi kabul edilmemelidir.
Hukuk devleti, az yetkiyle çok is yapilan devlettir. Bu devlette, kamu
görevlileri sadece yasalarin uygulayicisi olduklarinin bilincindedir. Bu
tariften yola çikarak, devlette görev alan bürokratlar yasalarin disina çikarak
uygulama hakkini kendilerinde görmektedirler. Bazi bürokratlarin, kendilerini
devletin sahibi gibi görebilmekte ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden bilgi
gizlemektedirler. Komisyon çalismalarimiz sirasinda, bazi Devlet kuruluslari
Komisyon çalismalarina yeterince aydinlatici bilgi vermemislerdir.
Özellikle,Genelkurmay Baskanligi Komisyonumuzca istenilen bilgilere karsilik
sert bir cevap vermistir. MIT Komisyonumuzu bilgi vermemistir. Bu durum
vatandasin devlete olan güvenini olumsuz yönde etkilemistir.
ÖNERILER
Komisyonumuzca mezkur konuyla ilgili olarak alinan bilgiler ve yapilan
incelemeler ile daha önce Meclis Arastirma Komisyonlarinca tanzim edilen Hayali
Ihracat ve Faili Meçhul Suçlari Arastirma Komisyonlarinin raporlarinda yer alan
konumuzla alakali önerilerden bir kaçi da raporumuza alinarak, asagidaki
önerilerin yapilmasi uygun görülmüstür.
TBMM'nce Yapilmasi Gerekenler:
• Adalet ve Yargi reformu yapilmalidir. Bu konudaki reform yasa tasarilari
süratle yasalastirilmalidir. Yarginin yeniden yapilandirilmasi ve yargilamanin
hizlandirilmasi ile olaylarin üzerine kararlilik ile gidilebilmesi için gerekli
düzenlemeler yapilmalidir. Hakim ve savcilarin mali durumu iyilestirilmelidir.
Adli polis teskilati kurulmalidir.
Türk Ceza Kanunu kapsamina günümüz suç tiplerini karsilayacak maddeler konulmalidir.
Türk Ceza Kanununda, organize suçlara iliskin yer alan cezalar caydirci hale
getirilmelidir.
Devlet sirri kavraminin sinirlarinin belirlenmesi ve bu sirlarin
parlamentonun bilgisine istenildiginde açilmasi hukuk devletine islerlik
kazandirmak açisindan gerekli görülmektedir.
Herkese mal beyani getirilmelidir. Kamu görevlilerinin mal beyanlari açik
olmalidir. Parasal iliskilerin sözkonusu olabilecegi yerlerde görev yapan kamu
görevlilerinin mal varliklarindaki degisiklikler mutlaka en az iki yilda bir
denetim elemanlarinca hakli bir artis gösterip göstermedigi açisindan kontrol
edilmelidir. Ayni sekilde TBMM üyelerinin mal varliklarinin Sayistay tarafindan
denetlenmesine imkân veren düzenlemelerin yapilmasi gerekmektedir. Bu paralelde
3628 sayili Kanunda gerekli degisiklikler biran önce gerçeklestirilmelidir.
Özel kisiler için nereden buldun Yasasi etkin bir sekilde çalistirilmalidir.
Devlet yapisinin yeniden düzenlenmesi, mafya, uyusturucu kaçakçiligi, mason
localari, 1980 öncesi terör, kontgerilla, mafya, kumarhaneler; halkin
güvenliginin saglanabilmesi için arastirilmalidir. Italya'daki Gladyo
hareketinin arkasinda P-2 Mason Locasi çikmistir. Bu nedenle, Türkiye'deki
benzerleri hakkinda böyle bir fikrin dogmamasi için genis bir arastirma yapilmalidir.
Güneydogudaki feodal yapi, terörün nedenleri ve arkasindaki rantin,
koruculugun, uyusturucu ticareti ve karaparayla ilgili devlet içindeki
organizasyonlarin her yönüyle arastirilmasi gerekmektedir.
Olaganüstü hal kaldirilmalidir. Güneydogu, ekonomik ve sosyal yönden hizla
kalkindirilmalidir. Bu bölgede egitim ve kültür seviyesi yükseltilmelidir.
Türkiye'de Meclis Arastirma Komisyonlarinin görev süresi artirilmali ve
yetkileri genisletilmelidir. Kamuoyuna mal olmus konularin yeterli ayrintida incelenebilmesi
için yeterli süre iznini verecek Iç Tüzük düzenlemeleri geciktirilmeden
yapilmalidir. Ayrica, bu Komisyonlara islevsel hale getirecek yeni düzenlemeler
yapilarak, bu Komisyonlarin yetkileri artirilmalidir.
Ülkemizde mevcut Ihtisas Komisyonlarinin yaninda, Bati Ülkelerindeki her
konuda inceleme, arastirma ve denetleme yetkisi olan Daimi Komisyonlarin
kurulmasi yönünde gerekli Iç Tüzük degisikliginin yapilmasi yararli olacaktir
Polis, jandarma ve istihbarat birimlerinin yeniden yapilanmasi, etkinliklerinin
artirilmasi, fonksiyonlarinin tanimlanmasi, etkin görev yapmalari için mali ve
sosyal imkânlarinin iyilestirilmesi, moral güçlerini arttiracak alt yapinin
olusturulmasi, hem güvenlik güçlerinin kendi aralarinda, hem istihbarat
birimlerinin kendi aralarinda, hem de bu birimler arasinda koordineli çalisma
saglayacak bir yapi olusturulmalidir.Istihbarat birimleri arasindaki
koordinasyonsuzluk süratle giderilmelidir. Istihbaratin sivillestirilerek tek
çati altinda toplanmasi ve Basbakan ve Parlamentoya karsi sorumlu olmasini
saglayici düzenlemeler geciktirilmeden alinmalidir.
Güvenlik güçlerinin yurttaslarin güvenligiyle ilgili bir sekilde
olusturulmasi yararli olacaktir.Polis özel timlerine jandarma bölgelerinde de
rahatlikla operasyon yapabilmelerini saglayan hukuki düzenlemeler yapilmalidir.
Sehirlerde emniyet, köylerde jandarma adi suçlara yöneltilmeli, terör suçlari
ile mücadele polis özel timlerin birakilmalidir. Polisin sehirlerde ve kirda da
ayni görevi yapabilecek sekilde yeniden düzenlenmesi, Jandarmanin Silahli
Kuvvetler içerisinde ülke korumasi ile ilgili görevlere çekilmesi gerekir.
Terörle mücadelede yöntemin yanlisligi konusunda cidi bir Meclis
Arastirmasi yapilmalidir. Terör sorunu üzerine dogru teshisler konularak,
ortaya çikan terör ranti kaldirilmalidir.
Parti içi demokrasi gerçeklestirilmeli, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim
Yasasi dahil, devletin tüm kurum ve kuruluslariyla, demokrasinin gerçek
ilkeleriyle uyusur sekilde yeniden yapilandirilmasi saglanmalidir. Bürokratik
olusum bu yapiya uygun hale getirlmelidir.
Bütün kamu görevlilerinin isledikleri suç iddialarindan dolayi haklarinda
gerekli yasal takibatlarin ilgili adli mercilerce dogrudan yapilmasini
engelleyen düzenlemeler (Memurin Muhakemati Hakkinda Kanunu Muvakkat) degistirilerek,
ilgili adli mercilere bütün kamu görevlileri hakkinda dogrudan takibat
yapabilme imkâni saglanmalidir.
Yasadisi suç örgütlerinin uyusturucu madde kaçakçiligi, kumar, haraç, çek -
senet tahsilati ve arazi yagmalamalarinin süratle önüne geçilmesi ve benzer
amaçlara yönelik olacak olusumlarin engellenmesi için, Adalet Bakanliginca
hazirlanan Organize Suç Önleme ve Suç Örgütleri Hakkinda Kanun Tasarisi zaman
geçirilmeden yasalastirilmalidir. Bu Yasa Tasarisindaki cezalar caydirici
olmasi bakimindan en yüksek seviyede tutulmalidir. Bu yasa düzenlemesinde
sözkonusu yasadisi islerden elde edilen varliklarin genis kapsamli sekilde
tamaminin devlet tarafindan müsaderesini zorunlu kilan hükümler konulmalidir.
Tek merkezden yönetilen bir sistemle mücadele usulü getirilmeli ve bu merkezce
esgüdüm saglanmalidir. Bu paralelde özel mücadele ve kovusturma birimleri
olusturulmalidir.
Polis suç kanitlari toplama ve degerlendirme yasasi çikartilmalidir.
Psikotropik maddelerin kullanimi ve takibine dair yasanin eksikliklerinin
giderilmesi yönünde bir çalisma yapilmalidir.
Kuvvetler ayriligi ilkesi fiilen uygulamaya geçirilmelidir.
Yasama dokunulmazligi yeniden düzenlenmelidir.
Bankalar Kanununda yapilacak degisiklik ile büyük miktarlarda para akimlari
kontrol altina alinmalidir.
Geçici Köy Koruculugunun kaldirilmasi, bu gerçeklesinceye kadarda
sinirlandirilmasi ve bu saglanincaya kadar da siki bir kontrol altinda
tutulmasi gerekmektedir.
Yasadisi olaylarin yogunluk gösterdigi, daha çok büyük rantlarin ortaya
çiktigi yerler, basta Istanbul olmak üzere metropollerdir. Özellikle Istanbul
yurtiçinde yasadisi yasamin merkezi konumundadir. Bu nedenle irdelenmesi
gerekir. Istanbul'un idari yapisinin gözden geçirilerek, yönetici kadrolarina
yapilacak atamalara özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir. Yine memur
statüsündeki kamu görevlilerinin atama, terfi ve görev süreleri ile özlük
haklarinin düzenlenmesi önem arzetmektedir.
Yürütme Organinca (Ilgili Idarelerce) Yapilmasi Gerekenler:
Hukukun üstünlügü saglanmalidir. Bütün islemler hukuk içerisinde ve kamu
vicdanini tatmin edici sekilde meydana gelmelidir.
Silah alimlari kontrol altina alinmalidir.Herkese silah ruhsati
verilmemelidir. Her silahin balistik kayitlari bulunmalidir. Ruhsatsiz silah
bulundurmanin cezasi caydirici hale getirilmelidir.
Kamu kuruluslarinin Güneydogudaki kadrolarina, asaleten, yetenekli,
liyakatli ve deneyimli personelin atanmasi yapilmalidir.
Kanundaki haklardan istifade eden itirafçilara yeni kimlikler verilerek
OHAL Bölgesinden uzaklastirilmalari saglanmalidir. Adeta, bu sahislari devletin
veya baska kisilerin kullanmasi görüntüsünü veren devlet - itirafçi iliskisine
son verilmelidir. Bu baglamda, Itirafçilik Yasasi yeniden ele alinmalidir.
Gümrükler kontrol altina alinmalidir.
Büyüksehirlere göçün önlenmesi hususunda gerekli tedbirlerin alinmasi
gerekmektedir.
Denetim ve Teftis sistemi çok önemli olup, önemine uygun bir konuma
getirilmelidir. Teftis sistemine islerlik kazandirilmalidir. Denetim
elemanlarinin yetkileri ve imkânlari iyilestirilmelidir. Içinde bulundugu
birimin en üst kademesi ile ilgilendirilmeli, müdaheleden korunmali ve güvence
getirilmelidir. Kamu idarelerindeki teftis ve denetim islemlerinin periyodik
olarak sürekli yapilmasi saglanmalidir.
Özellestirmede karaparanin aklanmasina izin verilmemelidir.
Kumarhaneler tamamen kapatilmalidir.
Kayitdisi ekonominin kayit altina alinmasi gereklidir.
Organize suçlarla ilgili olarak bir bilgi bankasi olusturulmalidir
Faili meçhul olaylar, ilgili güvenlik birimleri ve adli mercilerce mutlaka
aydinlatilmalidir.
Basbakanlik Teftis Kurulu'unun bu konudaki raporunda deginilen, Maliye ve
Içisleri Bakanligi ile Emniyet Genel Müdürlügü bünyesindeki inceleme ve
sorusturma sonuçlari takip edilmelidir. Mezkur rapordaki öneriler ilgili kamu
kurum ve kuruluslarinca yerine getirilmelidir.
Raporun bir örneginin önerilen hususlarinin gereginin yerine getirilmesi
için ilgili Devlet Kuruluslarina intikali saglanmalidir.
Sonuç ve kanatine varilmistir.
Is bu rapor saygi ile Yüce Meclis'in takdirine sunulur. 03.04.1997
-----------