İLK BÖLÜM MASON.ORG
SİTESİNDEN DERLENMİŞTİR
HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI, TÜRKİYE
-------
BÜYÜK ÜSTAD MESAJI
Ebedi hayata gönderdiğimiz Büyük Üstad En Muhterem Sahir Talat AKEV
Kardeşim, son mesajında Masonluğun tarihinden, düşüncelerinden ve yapısından
genel olarak bahsetmişti. Masonun ve Masonluğun tanıtımında evvelce başlamış
olan çalışmaları daha geniş kapsamlı değerlendiren En Muhterem Sahir Talata
AKEV Kardeşimi minnet ve şükranla anarak konulara ve bazı sorulara açıklık
getirmek istiyorum.
Mason öncelikle tarihine ve geleneklerine sahip ve sadıktır. Bu sadakat ve
sahiplik, tarihin ve geleneklerin geleceğin temelini oluşturmasından
kaynaklanmaktadır.
Bu suretle Mason, şimdiki zamanın, faktör ve geleceğin temelini teşkil
etmesi için tarihine ve geleneklerine dinamik yaratıcı olarak sahip ve
sadıktır.
Bu nedenle de kendisini yenilemeye çalışır. Mason insanı, Tanrının
yarattığı durumu ile, diğer deyimle her türlü taassup ve boş inançlardan,
mevki, zenginlik, egositlik vb. hırslardan, ihtiraslardan, çıkarcılıktan
arınmış, Akıl ve Hikmet sahibi üstün bir varlık olarak kabul eder.
İnsana ve insanlığa çok önem verir. İnsanlar arasında ırk, dil, din, renk
gibi ayrımların bulunmadığını kabul eder, bunun için çalışır.
Mason herşeyden önce bulunduğu ülkenin sadık bir vatandaşıdır, yurttaşıdır.
Aynı sadakat ve bağlılığı toplumun, insanın yetiştiği nüve olan aileye de
gösterir. Bu nedenle daha mason olmadan önce Tanrı huzurunda yurduna ve
ailesine bağlı kalacağına, onlar için elinden gelen hiçbir şeyi
esirgemeyeceğine namus ve şerefi üzerine yemin eder.
Mason öncelikle kendisi üzerinde çalışarak olgunluğa ulaşmak ve içinde
bulunduğu toplumu yüceltmek için çaba harcar, herkesle dost olur ve hiç kimseye
düşman olmaz. Hatta mason tahrik edilse bile affetmeye çalışır. Kendisine
haksız hücumlarda bulunanları yumuşaklıkla doğru yola getirmeye gayret eder.
Mason, samimi inançla, hakiki faziletle ve doğru bilgilerle herkesin
görevlerini en iyi şekilde yapabileceğini hatırdan çıkarmayarak yapılan
hataları şefkatle mütalaa eder.
Mason düşüncesinde hürdür. Düşüncesi ve zihniyeti evrenseldir. Bunun sonucu
olarak globalizasyon veya küreselleşme olarak tanımlanabilen bu düşünce hiçbir
şekil ve suretle, hiçbir zaman milliyeti ortadan kaldırmaz. Ancak egoizmi,
ilkelliği ortadan kaldırı. Mason milletine çok sıkı bağlıdır. Mason, toplumda
demokrasiyi, hürriyeti benimser ve korur. Laik devlet anlayışına, Ulu Önder
Atatürk'ün devrimlerine ve anlayışına bağlıdır ve bunları korumayı da zorunlu
görev sayar.
Masonluk asırlardır devam eden evrensel düşünceye sahip bir yapıdadır.
Asırlar boyunca devam eden gelişmelere, değişimlere rağmen masonluk
hayatiyetini muhafaza etmektedir. Bu da masonluğun bir yaşam biçimi olduğunun
kanıtıdır. Yirmibirinci asırda dünya küçülmüştür ve belki de ileri çağlarda
galaksiler de küçülecektir. Ancak bu küçülmeler arttığı oranda insanın,
insanlığın ve insan hak ve özgürlüklerinin de evrenselleştiği bir gerçektir. Bu
suretle insanlık zaman içinde ortak bir şuura sahip olacaktır. Dolayısıyla da
masonluk bugüne kadar var olduğu gibi yine de var olacaktır.
Demir SAVAŞÇIN
Büyük Üstad
-------
MASONİK İŞARETLER(Özel arşiv)

-------
Büyük Üstat bildiri ve röportajları:
Büyük Üstat Mesajı (16 Ocak 1996
Milliyet Gazetesi)
Büyük Üstat Mesajı'nın basındaki
yankıları
Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile
röportaj (Yeni Asır Gazetesi, 13 Aralık 1992)
Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile
röportaj ( Hürriyet Gazetesi, 14 Kasım 1993)
Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile
röportaj (Panorama Dergisi, 1 Aralık 1993, Sayı 34)
Büyük Üstat En Muh:. Orhan Alsaç ile
röportaj (Sabah Gazetesi Pazar Eki, 10 Şubat 1991, Sayı 75)
Büyük Üstat En Muh:. Orhan Alsaç ile
röportaj (Hürriyet Gazetesi, 24 Aralık 1989)
Büyük Üstat En Muh:. Hayrullah Örs
ile röportaj (Miliyet Gazetesi, 28 Ağustos 1972)
Mason ve Masonluk üzerine
Masonluk nasıl bir topluluktur?
Masonluk insana neler öğretir?
Laiklik ve Masonluk
Masonluk ve özgür düşünce
Masonluk sırları, ketumiyet ve
susmanın fazileti
Masonluk aleyhtarı akımlar
Neden ritüel?
Semboller
Yalnız erkekler için
Ünlü Masonlar
Tanınmış Türk Masonları
Dünyadan bazı ünlü Masonlar
Türkiye Masonluk tarihi
Masonluk tarihinden
Cevdet Paşa Tarihi'nde Masonluk
Sultan V. Murad'ın Masonluğu
hakkında belgeler
Necat Mahfil-i Muhteremi ve Himâye-i
Etfâl Cemiyeti
Selâmet Mahfil-i Muhteremi ve
İkmal-i Tahsil Cemiyeti
Bazı sosyal ve kültürel
etkinliklerimiz
Masonik Web siteleri
-------------

Büyük Üstat
Mesaji
16
Ocak 1996 tarihli Milliyet Gazetesinde yayinlanmistir
Ülkemizde zaman zaman Masonluga karsi dile getirilen asla hak etmedigimiz
görüs ve düsünceler, gerçeklerden çok uzak hatta karalamalar seklinde oldugu
halde, her insanin düsüncelerini özgürce söyleyebilmesi gerektigine içtenlikle
inandigimiz için, âninda cevaplamak ve polemiklere girmek yerine, konuyu büyük
çogunlugunun sag duyu sahibi olduguna inandigimiz vatandaslarimizin
degerlendirmesine birakmak, özenle uygulamaya çalistigimiz geleneksel bir
davranistir. Bu arada degerli Basin ve Yayin kuruluslarimizin Masonluk konusuna
objektif olarak yaklasimlari ve sorulari da, yeri geldikçe içtenlikle
degerlendirilip, dogru olarak cevaplandirilmistir.
Ancak son günlerde bazi çevreler, Masonluk hakkinda her türlü hatali görüs
ve söylentilerin sinirlarini da asarak bir siyasi parti baskaninin Mason oldugu
iddiasindan yola çikip, konuyu bir Masonluk suçlamasi biçiminde ve adeta bir
hakaret gibi ele almislardir. Bu nedenle kurulusundan bu yana geçen üçyüz yil
boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dinî inançlarina saygi duyan
Masonlugun ne olup, olmadigini bir kez daha anlatmak geregi duyulmustur.
Büyük Locamizin bu davranisi, su veya bu kisinin üyemiz olup olmamasi
açisindan degil, Masonluk yolunda olmanin bir suçlama veya hakaret
sayilmayacagi açisindan önemlidir.
1. MASONLUGUN
AMACI VE GIZLILIK KONUSU
Masonlugun amaci, bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin
güçlenmesi, insan kisiliginin yüceltilmesi, insanligin özgürlük ve baris içinde
gelismesidir. Bu nedenle Masonluk utanilacak birsey degil, onur duyulacak bir
yasam biçimidir. Çünkü Masonluk, içimizdeki erdemlerin ve insaniyetin disaridan
görülür hale gelmesidir. Ama bütün kusurlarimizdan arinmak, ne yazik ki
olanaksizdir. Kendini bilen hiç kimse "Ben kusursuz tam ve mükemmel bir
insanim" diyemeyecegi için; Masonluga gönül verenler de "Ben
Masonum" dememeye ve baskalarinin Masonlugu hakkinda konusmamaya özen
gösterirler. Bu davranista bir gizlilik, bir korku degil; bir kendini bilme,
bir alçak gönüllülük saklidir. Kaldi ki Türk Masonlugu gizli bir dernek
degildir. Ülkemizin dernekler yasasina göre kurulmustur. Lokallerimizin
adresleri bellidir. Kapilarimizda adimiz yazilidir. Bütün kayitlarimiz
Devletimizin denetimine açiktir.
2. DISA
BAGIMLILIK IDDIASI
Türk Masonlugu, görevlileri üyelerimiz tarafindan iki yilda bir seçilen
Büyük Locamiz tarafindan ülkemizin yasalari dogrultusunda yönetilir. Diger
ülkelerdeki Masonik kuruluslarla idari veya parasal açidan hiç bir baglantisi
yoktur. Iliskilerimiz ayni insanlik gayesine yönelenlerin birbirlerini
tanimalari düzeyindedir.
3. DIN VE
POLITIKA
Evrenin Ulu Yaradani dedigimiz Yüce Allah'a inanmayanlar aramiza
giremezler. Kardeslerimiz dini inançlarinda ve ibadetlerinde serbesttirler.
Toplantimiza Kutsal kitaplar açilarak baslanir.
Dinler tartisma konusu yapilamaz.
Masonluk politik bir kurulus da degildir. Demokrasinin benimsendigi
ülkelerde Masonluk çok saygin bir kurulustur.
Masonluk adi altinda hiç bir politik veya toplumsal eyleme katilinamaz.
Kardeslerimiz diledikleri partilere girebilirler, görev alabilirler ancak
lokallerimizde politik tartismalar yapilamaz.
Politik görüsleri ne olursa olsun, her Türk Masonu Atatürk ilkelerini
korumakla, Lâik Cumhuriyetimizin yasalarina uymakla, vatanimiza sadakatle ve
ülkemizin yararlari için çalismakla yükümlüdür.
4. MASONIK SIR
VE DAYANISMA
Masonik sirlar, eski duvarci ustalarinin yapi san'atina dönük bilgileri
idi. Bugünün teknolojisinde, yapi san'ati sir olmaktan çikmistir. Ancak
ilkelerini efsaneler ve semboller araciligi ile anlatmaya çalisan Masonlukta;
insan hayatinda siki agizliligin önemini vurgulamak ve kurucularimiz dedigimiz
duvarci ustalarinin anisini yasatmak için bazi kelime ve isaretlerden olusan
sembolik bir sir kavrami vardir.
Masonik dayanisma ise, ögrenim çaginda ayni okuldan, askerlikte ayni
devreden, sporda ayni kulüpten olan insanlar arasindaki arkadaslik ve
dayanismadan farkli degildir.
5. SIYONIZM
YAKISTIRMASI
Masonluk politikayla ugrasmadigi gibi, ne Siyonizmle ne de herhangi bir
siyasi akimla ilgisi yoktur. Kaldi ki, Yahudi olmayanlari bünyesine almayan
Siyonizm, 1897'de Filistin'de düzenledigi kongre ile dünyanin dikkatini çekmis,
1948'de Israil Devletinin kurulusu ile hedefine ulasmistir.
Masonlugun kökleri ise 900-1000 yillarindan bu yana yapi san'ati ile
ugrasan duvarci ustalarina kadar uzanmaktadir. Ilkeleri de Siyonizmin sesini
duyurmasindan çok önce: 1717'de kaleme alinmistir. Görülecegi gibi zaman tüneli
içinde bile Siyonizmle Masonluk yan yana degildir.
6.
"TOPLUMA NE KATKINIZ VAR?" SUALI
Masonlar agirlikli olarak egitim alaninda topluma katkida bulunmaya
çalisirlar. Kardeslerimizin veya Localarimizin okuttugu bir çok ögrenci ve
yaptirdiklari okullar vardir. Kizilay, Çocuk
Esirgeme Kurumu <t33.html>, Veremle Savas, Yesilay, Cüzzamla
Savas, Kanserle Savas, Kalp Vakfi, Sev Vakfi, Insanlik Vakfi, Ankara Trafik Hastanesi
gibi kamu yararina çalisan kuruluslarin temelinde halen yöneticileri arasinda
da kardeslerimiz veya eslerimiz bulunmaktadir. Ve bu hizmetler yapilirken sag
elin verdigini sol elin bilmemesine özen gösterilir. Büyük Locamiz da
olanaklari ölçüsünde maddi durumu bozuk ama erdemli ve basarili gençlere
karsiliksiz üniversite bursu vermekte; dogal felaketlere, saglik hizmetlerine,
Milli Savunmamiza dönük Vakiflara, sehit ailelerine, soykirimina ugrayanlara
yardim elini uzatmaya ve yurdumuzu agaçlandirma kampanyalarina katilmaya
çalismaktadir. Ancak bizim için en önemlisi; Masonik ilkelerin dogrultusunda
her gün biraz daha iyi insan olma çabamizin karanlikta kalan insanlar için bir
isik olabilecegi umududur.
7. HUKUK VE
AHLAK KURALLARINA TERS DÜSEN KISILER MASON OLABILIR MI?
Temel prensiplerimiz uyarinca, Hür Masonluk ahlâk saglamliligini sart
kosar. Arasina alacagi kisiler için bu niteligi en basta gelen ilke olarak
kabul eder. Erdemli olmayan kimselerin aramiza girmemelerine özen gösterilir.
Bütün dikkatimize ragmen sizmalar olursa, bunlarin Türk adaleti karsisinda
yüz kizartici suçlardan mahkumiyetlerinin kesinlesmesi halinde tüzüklerimiz
uyarinca derhal kayitlari silinir.
8. TARIH
BOYUNCA MASONLUGU KÖTÜLEMEYE ÇALISANLAR KIMLERDIR?
Masonluga gönül verenler dünyanin her tarafinda barisin, özgürlügün, insan
haklarinin, demokrasinin ve lâik düzenin savunucusu olduklari için; bu
kavramlarin karsisinda yer alan diktatörler, naziler, fasistler ve komünistler
ve her inançtan bagnaz dinciler ve inançsizlar Hür Masonluga karsi daima cephe
almislardir.
9. ASILSIZ
SUÇLAMALAR KARSISINDA HUKUKI DURUMUMUZ
Lâik Cumhuriyetimizin Dernekler Kanunu'na göre kurulmus ve üyeleri saygin
kisilerden olusan Mason Dernegimiz ve Masonluk hakkinda, Türk kamu oyunda
yanlis ve kötü bir imaj yaratmaya çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda
yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa
insanlarin kardesçe yasamalari gerektigine inandigimiz için simdilik hukuki
yollara basvurmuyoruz.
10. SON SÖZ VE
ÜNLÜ TÜRK MASONLARINDAN BIR KAÇI
Masonlugu bir suç gibi göstermeye ve kötülemeye çalisanlari yakin
geçmisimize bakmaya davet ediyoruz. Büyük Devlet adamlarimiz Keçecizade Fuat
Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa Sadrâzam Kardeslerimizin, Plevne
Kahramani Gazi Osman Pasa Kardesimizin, Çocuk
Esirgeme Kurumu <t33.html>'nun kurucusu Tip Profesörü Besim
Ömer Pasa Kardesimizin; ünlü sair ve yazarlarimizdan Namik Kemâl, Ziya Pasa,
Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, öZiya Gkalp
<l22.html> ve Ömer Riza Dogrul Kardeslerimizin; degerli
Seyhülislâm Hayri Efendi ve Musa Kâzim Efendi Kardeslerimizin ülkemize,
insanliga ve Masonluga hizmet etmis, serefli ve seçkin kardeslerimizden bir
kaçi olmalari karsisinda Masonluk suç mudur? Fazilet midir? kararini vermeleri
için onlari vicdanlari ile basbasa birakiyoruz.
Ve son olarak, bugün aramizda bulunan pek çok kardesimizi, bizden sonraki
kusaklarin ülkemize ve insanliga hizmet etmis kisiler arasinda sevgiyle,
saygiyla anacaklarini söylemek istiyoruz.
Evrenin Ulu Yaradani ülkemizden barisi, özgürlügü aydinlik günlerde
kardesçe ve insanca yasamayi eksik etmesin.
Hür
ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi Dernegi
Milliyet
Gazetesi'nde yayinlanan dis âleme yönelik Büyük Üstat Mesaji'nin basindaki
yankilari "MASON RESMI" FOTOMONTAJ ÇIKTI
Hakan
SANLITÜRK - ANKARA 17 Ocak 1996, Milliyet
ANAP Genel baskani Mesut Yilmaz'in
gazetelerde yayinlanan ve Mason oldugunu gösterdigi öne sürülen resminin
fotomontaj oldugu ortaya çikti. Yilmaz'in avukati Erden Arisoy, Mason
iddialarinin gerçekdisi oldugunu, Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük
Locasi'ndan gazetelerde yayinlanan fotograflarin aslini alarak ortaya
çikardi. 24 Aralik seçimleri öncesi
Sabah, Takvim, Ates ve Milli Gazete'de Mesut Yilmaz'in Mason oldugu yönündeki
haber ve resimler yayinlanmis, iddialarin özellikle ANAP'a muhalefet eden
gazetelerde yeniden gündeme getirilmesine sert tepki gösteren Yilmaz, hesap
soracagini belirtmisti. Yilmaz'in "Mahkemede
hesap soralim" talimatini verdigi avukati Erden Arisoy, öncelikle Sabah,
Ates, Takvim ve Milli Gazete aleyhine "Gerçek olmayan, kamuoyunu yaniltan,
güncelligini kaybetmis, seçim yasaklarini ihlal eden yayinlar kisilik haklarina
saldiridir" saviyla Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde toplam 31 milyar
liralik dava açti. Daha sonra, gazetelerde çikan resmin asilsiz oldugunu ortaya
çikarmak için harekete geçen Arisoy, bu amaçla Hür ve Kabuledilmis Masonlar
Büyük Locasi'ndan fotografin aslini istedi. Loca'nin verdigi asil fotografta
Yilmaz'in bulunmadigi görüldü. Loca'dan Genel sekreter Oryal Güventürk ve Genel
Baskan Can Arpaç imzasiyla gönderilen 12.1.1996 tarihli yazida,
"Belirtilen davaci A. Mesut Yilmaz'in Çankaya veya baska bir locada halen
üye olmadigi gibi dernegimizin kayitlarinin tetkikinde, hiçbir zaman
dernegimize üye olmadi" ifadeleri yer aldi.
MASONLAR KENDILERINI ANLATMA GEREGI
DUYDU
17
Ocak 1996, Yeni Yüzyil
Ankara - Merkezi Istanbul'da bulunan
Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi, dün bir gazete ilani vererek
masonlugu tanitti. Milliyet gazetesine verilen ilanda, masonlugun, siyonizm ya
da baska bir siyasî akimla ilgisi bulunmadigi kaydedildi. Özellikle bazi çevrelerin, bir siyasî parti
baskaninin mason oldugu yolunda iddialar ortaya attigi belirtilen ilanda, bu
çevreler tarafindan masonlugun adeta bir "hakaret" gibi ele
alindigina isaret edildi. "Bu nedenle, kurulusumuzdan bu yana geçen 300
yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dinî inançlarina saygi duyan
masonlugun ne olup olmadigini bir kez daha anlatmak geregi duyulmustur"
dendi. Masonlugun amaci ve gizlilik
konusunun degerlendirildigi ilan metninde, masonlarin amacinin, bütün insanlar
arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi oldugu kaydedildi. Masonlugun gizliliginin korkudan degil,
kendini bilme ve alçakgönüllülükten kaynaklandigina isaret edilen ilanda, mason
lokallerinin adreslerinin belli oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi
belirtildi. Bunlarin bütün kayitlarinin devlet denetimine açik oldugu
bildirilen ilanda, masonlarin bütün dinlere saygi duydugu, insan haklari ve
barisin savunucusu olduklari için bu inanç karsisinda olanlarin masonluga cephe
aldiklari öne sürüldü. Masonlugun, ne siyonizm, ne de baska bir siyasî akimla
ilgisi bulunduguna isaret edilen ilanda, masonluk ilkelerinin, siyonizmin
sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi belirtildi. Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Locasi'nin
Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu kaydedilen ilanda, "Mason Dernegimiz ve
Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda yanlis ve kötü bir imaj yaratmaya çalisan
gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize
ragmen, görüsleri farkli da olsa, insanlarin kardesçe yasamalarina inandigimiz
için, simdilik hukuki yollara basvurmuyoruz" dendi. Ünlü
masonlarin birkaçi Ilanda, "Son
söz ve ünlü Türk masonlarindan birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet
adamlarindan Keçecizade Fuat Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa,
Plevne Kahramani Gazi Osman Pasa, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Tip
Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü sair ve yazarlardan Nâmik Kemal, Ziya Pasa,
Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Ömer Riza Dogrul, seyhülislamlar
Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin insanliga ve Masonluga hizmet ettikleri
kaydedildi. (aa)
MASONLAR GÜN ISIGINDA
17
Ocak 1996, Türkiye
Ankara - Merkezi Istanbul'da bulunan
"Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi", dün bir gazete ilani
vererek, "Masonlugu" tanitti. Ilanda, masonlugun, siyonizm ya da
baska bir siyasi akimla ilgili bulunmadigi kaydedildi. Özellikle bazi
çevrelerin, bir siyasi parti baskaninin mason oldugu yolunda iddialar ortaya
arttigi belirtilen ilanda, bu çevreler tarafindan masonlugun adeta bir
"hakaret" gibi ele alindigina isaret edildi. Ilanda,
"Kurulusumuzdan bu yana geçen 300 yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve
insanlarin dini inançlarina saygi duyan masonulgun ne olup olmadigini bir defa
daha anlatmak geregi duyulmustur" denildi.
"Devlet denetimine
açigiz" Masonlugun amaci ve
gizlilik konusunun degerlendirildigi ilan metninde, Masonlarin amacinin, bütün
insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi oldugu kaydedildi.
Masonlugun gizliliginin korkudan degil, kendini bilme ve alçak gönüllülükten
kaynaklandigina isaret edilen ilanda, mason lokallerinin adreslerinin belli
oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi belirtildi. Bunlarin bütün kayitlarinin
devlet denetimine açik oldugu bildirilen ilanda, Masonlarin bütün dinlere saygi
duydugu insan haklari ve barisin savunucusu olduklari için bu inanç karsisinda
olanlarin Masonluga cephe aldiklari öne sürüldü. Masonlugun, ne siyonizm, ne de baska bir
siyasi akimla ilgisi bulunduguna isaret edilen ilanda, Masonluk ilkelerinin,
siyonizmin sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi belirtildi. "Hukuki
yola basvurmuyoruz" "Hür
ve Kabul Edilmis Masonlar Locasi"nin Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu
kaydedilen ilanda, "Mason dernegimiz ve Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda
yanlis ve kötü bir imaj vermeye çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal
haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa,
insanlarin kardesçe yasamalarina inandigimiz için, simdilik hukuki yollara
basvurmuyoruz" denildi. "Ünlü Türk Masonlari" Ilanda, "Son söz ve ünlü Türk
masonlarinda birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet adamlarindan
Keçecizade Fuat Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Çocuk Esirgeme
Kurumu'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü sair ve yazarlardan
Nâmik Kemal, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökâlp ve Ömer Riza
Dogrul, seyhülislam Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin insanliga ve
Masonluga hizmet ettikleri kaydedildi.
HOSGÖRÜ VE MASONLUK
Nail
GÜRELI 19 Ocak 1996, Milliyet
Basinda simdiye kadar görülmemis bir
ilan sali günü Milliyet'te yayinlandi. Türk Masonlugu ilk kez kendini kendi
agzindan tanitma yoluna gidiyordu. O Türk Masonlugu ki, simdiye kadar her türlü
suçlamaya karsi sessiz kalmisti. Bu sessiz kalis, yeni suçlamalara yol açsa da
yine ses vermemeye özen göstermisti. Ama
son bir iki yildir, Türk Masonlarinin kendilerini tanitma yolunda bazi
arayislar içinde oldugu hissediliyordu. Örnegin, üniversite ögrencilerine
verdikleri burslar hakkinda haberler yayinlaniyor, genel kurul denilebilecek
toplantilari kismen basina açiliyor, heyet halinde Anitkabir'i ziyaret
ediyorlar, dogal afetlerde açilan yardim kampanyalarina Mason Dernegi adiyla katiliyorlardi. Ilk kez yayinlanan "tanitim"
ilanina ise, son genel seçim öncesinde ANAP lideri Mesut Yilmaz'a yöneltilen
"Mason" suçlamasinin neden oldugu anlasiliyor. Elbet ilanda Yilmaz'in
adi anilmiyor ve ilanin bu amaçla verilmedigi de belirtiliyor. Masonlar,
konunun "bir Masonluk suçlamasi biçiminde ve adeta bir hakaret gibi"
ele alinmasina karsi çikiyorlardi.
Masonlarin, kamuoyuna birinci agizdan kendilerini tanitici bilgi
vermeleri, bizce yararli bir açilim sayilabilir. Yine fanatik ve bagnaz
karsitlar, Masonluk aleyhinde akillarina geleni söyleyecekler, Mason sözcügünü
bir suçlama araci olarak kullanmayi sürdüreceklerdir. Ama, Masonlugun
kapaliligini, gizlilik olarak gösterip, bu tarafini elestiren ve bilgi
vermedikleri için her türlü suçlamayi hakettigini sananlarin elinden bu
silahlari alinmis olmaktadir. Çünkü, Masonlar amaçlarini ve ne olup ne
olmadiklarini resmen açikliyorlar. Biz
bu açiklamalar arasinda bir noktanin altini çizmek istiyoruz. Söz konusu ilanin
bir yerinde "Evrenin Ulu Yaradani dedigimiz Yüce Allah'a inanmayanlar
aramiza giremezler. Kardeslerimiz dini inançlarinda ve ibadetlerinde
serbesttirler" deniliyor. Bu
durumda, yillar yili hemen her vesileyle Masonlara yöneltilen
"dinsiz" suçlamasi boslukta kaliyor.
Elbet yine bu "resmi" açiklamalari görmezden gelip, Masonluga
suçlamalar yöneltecek, bazi kisileri karalama sifati olarak "Mason"
sözcügünü kullanacak pesin hükümlüler ve maksatlilar çikacaktir. Ugur Mumcu'nun
deyisiyle "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" ortadan
kalkmayacaktir. Biz bu durumda, büyük
gösterilerle "hosgörü" kampanyalari açanlarin düsüncelerini ve
tavirlarini merak ediyoruz.
Kemalistlerle Islâmci kesimin hosgörü içinde bir arada yasamasini
isteyenler, hosgörü adina ellerini biribirlerine kenetleyenler acaba Masonluga
karsi da hosgörü hakki taniyorlar mi?. Masonluga hosgörüyle mi, düsmanlikla mi
bakiyorlar? Eger hosgörüyle bakiyorlarsa, her iki kesimden de zaman zaman
Masonluga sablon halinde, hosgörüden ve bilgiden yoksun olarak yapilan
suçlamalar necilik oluyor? Mason sözcügünü bir hakaret bir suçlama olarak
kullanmak niye? Bakalim bundan sonra
hosgörü ve sevgi havarilerinin tavri ne olacak?
HAKARET
TURNIKE Semih GÜNVER Em. Büyükelçi 22 Ocak 1996,
Cumhuriyet
Mesut Yilmaz, Refah Partisi'nin
gerçeklere uygun olmayarak kendisinin Mason oldugunu iddia etmis oldugunu ve
böylece hakarete ugradigini açiklamis ve Necmettin Erbakan kamuoyu önünde bu
hatasini itiraf ederek özür dilemedikçe Refah lideri ile müzakere masasina
oturmayacagini açiklamisti. Bu garip görünen alinganlik karsisinda hayrete
düsmüstüm. Sahsen ne Masonum, ne Lionum,
ne Rotarienim. Bu Derneklere karsi herhangi bir önyargim da yok. Siyasi
partilerle üyelik iliskim olmadi. Hiçbir partinin taraftari veya düsmani
degilim. Özgürlügü seviyorum. Yarim asira yakin memuriyet hayatinin disiplinini
yasadiktan sonra emeklilikle nihayet özgürlügüme kavustugumu saniyorum. Ve bu
konuda ödün vermeye niyetli degilim. Bu
nedenle düsüncelerimi rahatlikla yaziyorum. Refahlilarin herhangi bir
vatandasimizi Mason olmakla suçlayip hor görmelerine haklari yoktur. Masonlar, Lionlar ve Rotarienler arasinda pek
çok dostum var. Toplantilarina ara sira beni de davet ederler. Birlikte yenilen
ögle yemeklerinden sonra üyelere eski anilarimi ve mesleki görüslerimi anlatma
firsatini bulurum. Bu topluluklara üye olabilmek için ilk aranilan sart ahlak
ve fazilet sahibi olmaktir. Bu kuruluslar siyaset yapmazlar, din istismarindan
kesinlikle uzak kalirlar. Yardimlasma esas gayelerinden birisidir.
Alçakgönüllüdürler. Yaptiklari ile övünmezler. Gizlilik tevazularinin
ifadesidir. "Hür ve Kabul Edilmis
Masonlar Büyük Loca Dernegi"nin Milliyet gazetesinde çikan son ilanini
dikkatle okudum. Dogrulari anlatiyorlardi. Fakat bence buna o kadar da lüzum
yoktu. Mesut Yilmaz olayinda Refahlilar
haksizlik etmislerdir. Kendilerini anlayisla karsilamak olanaksizdir. Mesut
Yilmaz da Mason uldugu iddiasinin bir hakaret oldugunu ileri sürmekle aceleci
davranmistir. Masonsunuz veya degilsiniz. Bu kimseyi ilgilendiremez. Kaldi ki
birakiniz, tarihimizde mason olan büyük devlet adamlarimizi, bugün de her
meslekten pek çok insan, siyasetçi, sanatkâr, kanunlarimiza uygun sekilde
kurulmus olan ve çalismalarini sürdüren bu Derneklerin serefli üyeleridir.
TBMM'nin üyesi milletvekillerimizin arasinda da mason olan önemli kisiler
mevcuttur. Mesut Yilmaz Masonlugu hakaret telâkki etmekle istemeyerek siyaset
alaninda pek çok arkadasini kirmaktadir.
Son iki Erbakan-Mesut Yilmaz konusmalarinda bu konunun da daha gerçekçi
bir yaklasimla ele alinmis görünmesi, firtinanin dindiginin bir isareti
gibidir. Biz de simdilik bu kadarla yetinelim.
GAZETE ILANIYLA MASONLUK TANIMI
17
Ocak 1996, Siyah Beyaz
Haber Merkezi - Merkezi Istanbul'da
bulunan Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi, bir gazete ilani vererek, "Masonlugu"
tanitti. Ilanda, masonlugun, siyonizm ya da baska bir siyasi akimla ilgisi
bulunmadigi kaydedildi. Özellikle bazi
çevrelerin, bir siyasi parti baskaninin Mason oldugu yolunda iddialar ortaya attigi
belirtilen ilanda, bu çevreler tarafindan masonlugun adeta bir
"hakaret" gibi ele alindigina isaret edildi. Ilanda, "bu
nedenle, kurulusumuzdan bu yana geçen 300 yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve
insanlarin dini inançlarina saygi duyan masonlugun ne olup olmadigini bir kez
daha anlatmak geregi duyulmustur" denildi.
Masonlugun amaci ve gizlilik konusunun degerlendirildigi ilan metninde,
Masonlar'in amacinin, "Bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin
güçlenmesi" oldugu kaydedildi.
Masonlugun gizliliginin korkudan degil, kendini bilme ve alçak
gönüllülükten kaynaklandigina isaret edilen ilanda, Mason lokallerinin
adreslerinin belli oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi belirtildi.
Bunlarin bütün kayitlarinin devlet denetimine açik oldugu bildirilen ilanda,
Masonlarin bütün dinlere saygi duydugu, insan haklari ve barisin savunucusu
olduklari için bu inanç karsisinda olanlarin Masonluga cephe aldiklari öne
sürüldü. Masonlugun, ne siyonizm, ne de
baska bir siyasî akimla ilgisi bulunmadiginin vurgulandigi ilanda, Masonluk
ilkelerinin, siyonizmin sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi
belirtildi. Hür ve Kabul Edilmis
Masonlar Locasi'nin Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu kaydedilen ilanda,
"Mason dernegimiz ve Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda yanlis ve kötü bir
imaj yaratmaya çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz
oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa, insanlarin
kardesçe yasamalarina inandigimiz için, simdilik hukuki yollara
basvurmuyoruz" denildi. Ilanda, "Son söz ve ünlü Türk masonlarindan
birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet adamlarindan Keçecizade Fuat
Pasa, Ali Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Plevne Kahramani Gazi Osman
Pasa, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü
sair ve yazarlardan Namik Kemal, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya
Gökalp ve Ömer Riza Dogrul, seyhülislam Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin
insanliga ve Masonluga hizmet ettikleri kaydedildi.
MASON MESUT
ÇIMDIK
19 Ocak 1996, Kayseri Günlük
RP Mesut YILMAZ'i, seçim meydanlarinda
mason olmakla suçladi. Seçimlerden sonra
da, Mesut YILMAZ, bu partiden, kendisine mason suçlamasi ile hakaret edildigi
gerekçesi ile, hükümet kurma çalismalarina baslayabilmek için bu konuda özür
dilenmesini istedi. Sonunda Erbakan Hoca
Mesut'dan özür dilemedi ama, hükümet kurma çalismalarinda da görüsmeyi
baslatti. Hani bir fikra vardir. Padisah, Incili Çavus'a "Öyle bir sey
yap ki, özürün kabahatindan büyük olsun" demis. Bunun üzerine Incili Çavus, bir gün padisahla
yolda giderken bir parmak atmis. Padisah
hiddedlenerek "n'oluyor? diye sorunca Incili Çavus cevabi yapistirmis:
"Özür dilerim Padisahim, hanim sultan sandimdi da...." Mason'lugun ilkelerini bilmeden, kendisine
mason denilmesini hakaret sayan Mesut YILMAZ'in davranisida ayni boyutta. Özürü, kabahatinden büyük... Yillardir mason cemiyetleri üzerine yazilmis
çizilmistir. Hatta bu demek, dinsizler
cemiyeti olarak gösterilmeye gayret edilmistir.
Cumhurbaskani Süleyman Demirel'e Adalet Partisi genel baskani oldugu
dönemlerde, belki de baski yapilarak, bu dernekten istifa etmesi saglanmistir.
"Size dinsiz derler" denilerek, istifa ettirilmesi mümkündür. Ne var
ki, masonlugun dinsizlikle bir ilgisi yoktur.Çünki, bu dernege üye olabilmenin
birinci sarti, Allah'in varligina ve birligine inanmaktir ve bu dernekte iki
sey tartisilmaz. Birincisi din... Ikincisi, siyasi görüsler... Bu dernegin çatisi altinda, bu iki kavramin
tartisilmasina ve hatta konusunun bile açilmasina izin verilmez. Her üye, dini ve siyasi görüslerinde
serbesttir ve sadece bu çati altinda bu konulari açamaz ve tartisamaz. Temel amaci, önce insanin kendisini
yüceltmesi ve birbirine karsi saygi ile ve sevgi ile davranmasidir.
Yardimlasmadir. Toplumun çikarlari için çalismaktir. Bu çikarlar için
çalisirken de, siyaset yapmamak ve dini istismar etmemek esastir. Bu dernegin geçmisinde çok büyük islam
alimlerinin ve devlet adamlarinin oldugu bilinmektedir. Bu dernege üye olan insanlardan hiç birinin
Türkiye'ye zarar verdigi görülmemistir. Her
nedense, birileri, birilerini suçlarken illa ki "Mason" olmakla
suçlayacak ve bundan bir çikar saglamaya çalisacak. Bunu ancak, RP gibi bir parti yapabilir,
karsiliginda da bu dernegin yapisindan ve ilkelerinden habersiz olan Mesut
Yilmaz çikar ve "Bana mason diyerek hareket ettiler..." diyebilir.
REFAHLI MASON
KULIS
Baha KIVANÇ 25 Ocak 1996, Siyah Beyaz
Kardesim Taha'nin yazacak konu
bulamadigi zamanlarda sarildigi Masonlar konusu, ailemizin rezil olmadigi alan
sayisini artirma icraatindan baska bir sey degil. Yavrum Taha, neye elini atsan, dökülüyor,
yani rezil olmadigimiz bir Mason camiasi kalmisti, onlari da kendimize
güldürdün ya, helal olsun sana. Simdi
efendim, nereden geliyor bizim birader Taha'nin Mason düsmanligi, önce biraz
onu açayim. Daha önce de size söz etmistim, ailemizin köklerini olusturanlarin
büyük bir bölümü Ittihat Terakkici'dir. Bu cemiyetin hemen hemen bütün üyeleri
gibi, bizim büyüklerimiz de Masondu. Bunda gizlenecek saklanacak bir sey
görmüyorum. Ben sahsen mason degilm.
Amma velakin su an ailemizin için de de masonlar vardir, fakat ben bunlarin
isimlerini kendi rizalari olmadan açiklamaya mezun degilim. Ancak kendileri
isterlerse açiklayabilirler. Hepsi de dinine bagli Müslüman insanlardir. Taha ailemizin bu özelligini bilir ve aileyi
her seyiyle reddettip inandigi herseye saldirdigi için bundan Masonlarin da
paylarina düseni almasi kadar dogal birsey olamaz. Taha, yazilarinda kulaktan dolma Masonluk
bilgileri kullandigi için herkesi güldürür.
Bildiginiz gibi Masonluk tamamen erkeklere özgü bir cemaattir. Ama,
Taha'nin her konuda oldugu gibi, bu hususta da bilgileri sig ve kit oldugu
için, bir yazisinda, kadin bir Mason buldugunu dahi yazabilmistir. Benim amonyakli sivi vim zekali kardesim
Taha, Masonlarin dinsiz oldugunu zanneder, tabii bir insanda okuma aliskanligi
yoksa, olacagi da budur. Ilhami Sosyal'in, "Dünyada ve Türkiye'de Masonluk
ve Masonlar" kitabini okumus olsa, Masonlarin arasinda Seyhülislamlar
bulundugunu ögrenirdi. Simdi yeniler bilmez, Seyhülislam yani o dönemde ülkenin
en üst düzey din adami oluyor. Mesela Musa Kazim Efendi, Ürgüplü Hayri Bey,
Mevlevi Seyhi Ataullah Efendi, Hoca Mahmut Esat Efendi ve daha niceleri.
Görüldügü gibi Masonluk dinsizlik olsa, bu insanlarin ne isi var? Her neyse, Taha hoslanmadigi insanlara
aklinca Mason diyerek küfür ettigini sanadursun, benim ona daha ilgi çekici
önerilerim olacak. Yavrum Taha,
tanimadigin, bilmedigin insanlarin Mason olup olmadigiyla ugrasacagina yakin
çevrene söyle bir baksan. Etrafin Mason kayniyor çocugum. Mesela, 27 Ocak 1975 yilinda Istanbul'da
kurulan Gün Locasi'na kayitli Basbakan'in esi Özer Uçuran Çiller'den sonraki
sirada yeralan Celal Koru'nun, Zaman gazetesi Basyazari ve Ankara Temsilcisi
Fehmi Koru ile bir akrabaligi var midir, yok mudur bir arastirsana. Hadi aslan
evladim. Hazir elin degmisken Etiler Lion Klubü'nden Fikret Koru'nun da, Fehmi
Koru ile bir yakinligi olup olmadigini sana zahmet bir arastir ve kösenden
kamuoyuna duyur. Arastirmaya baslamisken
Fehmi Koru'nun kayinpederi, Nurcularin önde gideni Süleyman Karagülle'nin de
Mason Safa Karagülle ile bir yakinligi olup olmadigina da bir göz atsan, senden
alasi olmaz, vallahi. Sana bu
arastirmanda, Fetullah Gülen'in Yazarlar ve Gazeteciler Vakfi'nin Çiragan
Sarayi'nda düzenlenen ödül törenini sunan ve elleriyle ödülleri dagitan Mim
Kemal Öke yardimci olur. Belki bilmiyorsundur diye söyleyeyim, Öke'nin rahmetli
babasi Türk Masonlarinin piriydi. Eger
Öke sana yardimci olmazsa, Ilnur Çevik'i ara. Fehmi Koru'nun hiç yanindan ayirmadigi,
içtikleri suyun ayri gitmedigi, birlikte televizyon programlari yaptiklari
Ilnur Çevik'in babasi ve Turkish Daily News gazetesinin sahibi Ilhan Çevik
hayatta olup, Ankara Vadisi'nin bayagi aktif bir Mason biraderdir. Söyle
Ilnur'a, bütün bunlari babasina sorsun.
Simdi sayin okuyucularim, bu dini bütün havalarda dolasan ve sadece
kendilerinin Müslüman oldugunu sananlarin hepsi, güya Mason düsmanidirlar. Ama
Masonlari dizlerinin dibinden ayirmaz, Masonlarin dizlerinin dibinden de
ayrilmazlar. Yavrum Taha, Refah Partisi
Genel Baskani Necmettin Erbakan'in Masonlarla ilgisini niye yazmiyorsun? (Hadi
yorulma kerata, bilgiler benden, yazmasi senden olsun bu seferlik) 10 Ocak 1967, Çinar Otel'de Necmettin -Nermin
çifti evleniyor. Nikah sahitleri Prof.
Bedri Karafakioglu, 33. dereceden Mason, iyi mi? Hadi bunu bosverin, ANAP lideri Mesut
Yilmaz'i Masonlukla suçlayan, Erbakan 1,5 saat elele yemek yedigi, bizzat kendi
emriyle partiye üye yaptigi ve sonra da basin toplantisinda yanina oturttugu
Mason biraderini unutmus görünüyor.
Sayin Erbakan, hani Sevket Kazan ve Fehim Adak'in partiye getirdikleri
Mason birader. Tabii aradan 1,5 yil
geçince unuttu zahir, ben hemen kendisine animsatayim. Sayin Erbakan, Tunceli Hozat'tan belediye
Baskani adayiniz Settar Dinler RP Çankaya Ilçe örgütü üyesi bu esmer delikanli
ayni zamanda 25 Aralik 1955 tarihinde kurulan Ankara Vadisi, Dikmen Locasi'nin
203 no'lu Mason biraderi. Su an 3. derecede bulunan Settar, AB Rh + kanina
kadar Mason birader. Nasil ama? Evet Tahacigim, hadi simdi tüm seyircilerin
gözü sendeyken, bütün bunlarin ne anlama geldigini bir yorumla da, görsünler
bakalim o güvercin takla atma yetenegini?
IZMIRLI
MASONLAR KAPILARINI ILK KEZ YENI ASIR'A AÇTI.
Yeni Asir Gazetesi muhabirleri Aytaç SEFILOGLU ve Hakan YIGIT'in Büyük
Üstad En Muh. Can ARPAÇ K. ile yaptigi röportaji, aynen yayinliyoruz.Hür ve
Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi Büyük Üstadi Can Arpaç, Izmir Locasi'ni ilk
kez YENI ASIR'a açti ve sorularimizi yanitladi.
Kimine göre, bir çikar grubu, kimine göre Tanri tanimaz kisilerin
olusturdugu iddia edilen Mason derneklerinin amacini, Masonlarin Büyük Üstadi
Can Arpaç, "Insanlar arasinda kardeslik baglarinin kurulmasi, insanligin
hürriyet içinde geliserek ilerlemesi" diye tanimliyor.
Mabede Ilk Adim
Arpaç ile Alsancak'taki Izmir Locasi'nda bulustuk. Sade bir odada baslayan
sohbetimizi, Mason mabedinde tamamladik. Büyük bir mavi
<l13.html> perdenin arkasinda yer alan mabedin kapisi
açildiginda karsimiza tastan yapilmis bir kemer çikti. Kemerden geçerek mabede
adimimizi attik.
Maviye boyali tavan minik beyaz yildizlar ile süslenmis ve gökyüzü temsil
edilmisti. Salonun ortasinda, üzerinde Kur'an, Tevrat ve Incil'in yer aldigi
"And Kürsüsü" duruyor. Kutsal kitaplarin önünde Masonlarin simgeleri
gönye ve pergel yer aliyor.
And kürsüsünün arkasinda Mason Locasi'ni yöneten "Üstad"in
oturdugu kürsü duruyor. Kürsünün yaninda Türk bayragi dikkat çekiyor. Üstadin
arkasinda yer alan duvarda, üçgen bir çerçeve içinde isikli bir göz, bu gözün
bir yaninda "isikli bir günes" ile diger yaninda isikli bir hilal
bulunuyor. Göz, gerçegi aramayi, günes ve hilal ise ideal insana ulasmada
geçilecek yolu simgeliyor.
Ilk Mason
hareket
Üstadin masasindaki çekiç ise, otoriteyi simgeliyor. Salonun içinde iki
sira halinde Masonlarin oturduklari koltuklar yer aliyor.
Duvarlarinda, büyük siyah perdeler bulunuyor. Perdeler, ölen Masonlari
anmak için düzenlenen törenlerde çekilerek duvarlar kapatiliyor. Locanin
tabanindaki siyah, beyaz karolar, insanin "dogum-ölüm",
"esaret-özgürlük", "zenginlik-fakirlik" gibi karsitlarla
karsilasacagini, ancak yasam için mücadele etmesini hatirlatiyor.
Mabetten çikarken, Can Arpaç, Türkiye'de Masonik hareketin 1738'de
basladigini, Osmanli Locasi'nin ise 1909'da kuruldugunu söylüyor. Masonlarin
üstadi, sorularimizi söyle yanitliyor:
Masonluk nedir?
ARPAÇ: Mason kelime anlami ile "duvarci" demektir ve geçmisi 400 yil
öncesine dayanan bir mesleki tesekküldür. Masonluk, ideal insan olmak için bir
ugras, bir düsünce tarzi, zor bir hayat yoludur. Bu yolu insanin tek basina
asmasi zordur, dolayisiyla, ayni yola emek verenler bir araya gelerek bu yoldan
daha hizli geçmeye çalisiyorlar. Hür Masonluk, din, inanç ve sosyal durum
ayrimi gözetmeksizin, kendi arasina, iyi ahlakli, serefli ve aydin erkekleri
alir.
Mason
dernekleri çalismalarini neden gizlilik içinde sürdürüyor?
ARPAÇ: Kesinlikle gizli degiliz. Gizli bir kurulus olsak, kapimizin girisinde
tabelamiz olmaz. Cemiyetler Kanunu'na göre kurulmus yasal bir dernegiz. Bir
kisinin Masonlugunu saklamasi da Masonlugun zorlugundan kaynaklaniyor. Çünkü
ben Masonum demek, "Her türlü kusurumu yenmis, örnek bir insanim"
gibi çok zor bir iddia tasiyor. Masonum dedikten sonra attigin her adimda, o
agirligi tasimak zorundasin.
Mason olmak
için ne tür özellikler araniyor?
ARPAÇ: 21 yasini bitirmis, kendi ekmegini kazanan, hür fikirli, iyi ahlak
sahibi, yüz kizartici bir suçu olmayan her erkege kapilarimiz açik. Masonluk,
kurulusu itibariyla Duvarci Ustalari Birligi'ne dayaniyor. 400 yil önceki
kosullarda katedrallerin yapimi, beden gücü gerektiriyordu. Erkeklerden olusan
bir kurulus olmasi ananesi bu yüzdendir.
21 yasini
geçmis kendi isini yapan biri basvursa Mason olabilir mi?
ARPAÇ: Bizim yolumuzu arayanlar, bizim dernek üyelerimizi buluyor. Üyelerimiz
uygun görürlerse bize öneriyorlar. Biz de olumlu görürsek üyemiz oluyor.
Pergel ve gönye
neyi simgeliyor, bu sembollerin anlamlari nedir?
ARPAÇ - Ilk kurulusumuz duvarci ustasindan gelmektedir ve sembollerimiz
geometrik aletlerden gelir. Gönye dogrulugu ifade eder, pergeli ise söyle
yorumluyoruz. Pergelin tepe noktasi bir insanin beyni, çünkü kollara kumanda
ediyor. Iste bir insanin beyni de kollarini kumanda ediyor, arzularini,
hirslarini denetlemesini sagliyor.
Masonlarin
menfaat birligi olusturdugu iddia ediliyor. Dogru mu?
ARPAÇ: Bize yapilan hücumlarin bir tanesi budur. Masonlar, bir menfaat birligi
olusturan insanlar degil, aksine kendi imkanlari nispetinde çevresine, hem
fikri hem de parasal bakimdan yardim etmeyi hedefleyen kisilerdir.
Bir Mason
isadami darbogaza girdiginde, "kardesleri" ya da dernek yardim eder
mi?
ARPAÇ: Dernegin yardimi söz konusu degil, ama kardesleri yardim edebilir.
Kamuoyunda
Masonlarin inançsiz oldugu görüsü de ileri sürülüyor.
ARPAÇ: Tanri inanci olmayan kesin olarak aramiza giremez. Biz Tanri'ya inanci
sart kosuyor, insanlari dini inançlarinda serbest birakiyoruz. Mabedimizde üç
kutsal kitabi hazir bulunduruyoruz. Üyelerimiz inandiklari kutsal kitap üzerine
yemin ediyorlar. Bizim aramizda dinin disinda siyasi tartismalar da yapilmaz.
Birçok Mason
siyasetçi var. Basbakan Demirel'in de Mason oldugu iddia ediliyor.
ARPAÇ: Mason kardeslerimizin siyasi egilimlerine karismayiz. Masonlarin
arasindan siyasetle ugrasan kisilerin çikmasi çok dogal. Zaten Masonlugun
konusu da "insan"dir. Bu yüzden insan, bir taraftan kendisini yönlendirmeye
çalisirken politika ile de ugrasabilir. Kim Masondur, kim degildir konusunda
prensiplerimiz geregi açiklama yapmiyoruz. Biz sadece kendimizin Mason olup
olmadigini deklare etmekle serbestiz. Bir kisi, "Ben Masonum" diyorsa
mesele yok. "Ben Mason degilim" diyorsa Mason degildir.
Size en büyük
elestiri Adnan (Oktar) Hoca'dan geliyor.
ARPAÇ: Bu tür satasmalar ilk degil. Dünya yüzünde bu tür satasmalar 300 yildir
sürüyor. Adnan Hoca'nin kendine göre görüsü olabilir. Masonlugun bir iyi yani
da, her insanin ayri bir görüsü olabilecegini kabul etmesidir. Adnan Hoca'nin
görüsleri bizi rahatsiz etmiyor, çünkü biz gittigimiz yoldan eminiz.
Istanbul'da
bazi bayanlarin da Mason dernegi kurdugu dogru mu?
ARPAÇ: Mason olmak, hiç kimsenin tekelinde degildir. Bizim dernegimize üye
olmamakla birlikte, kafa yapisi, yasantisi itibariyla, üyelerimizden Masonlugu
çok daha iyi uygulayanlar var. Bunlara "Önlüksüz Mason" diyoruz.
Olayi, Masonca yasamak ilkesinden ele alinca, kadin veya erkek olarak fark
gözetmek dogru degil. Yalniz Masonlugun temel prensipleri bayanlari aramiza
almamiza izin vermiyor. Bunun sonucu kadin üye almiyoruz. Bayanlar bir araya
gelip çalismak istiyorsa, çalisabilir, Masonik umdeler herkese açik. Türk
hanimlari, yurt disinda Masonik umdelerle çalisan hanimlarla haberlesmek
suretiyle bir "dernek kurduk" diyebilirler. Bizim için de hiçbir
sakinca yoktur ve bizi rahatsiz etmez. Bildigim kadari ile böyle bir çalisma
var, kötü bir çalisma degil.
Son günlerde
Masonlarin özel bir nikah kiydigindan söz ediliyor.
ARPAÇ: "Mason nikahi" diye ayri bir nikâh yok.
Hürriyet
Gazetesi'nin Büyük Üstat Can Arpaç ile yaptigi röportajin tam metni
Hürriyet
Gazetesinin Büyük Üstat Can ARPAÇ ile yaptigi röportaj, 14/11/1993 tarihinde
ayni gazetede yayinlanmistir. Ancak söz konusu röportaj gazetede kisaltilarak
yer aldigi için, tam metnini yayinliyoruz.
SORU- Masonluk
nedir?
ARPAÇ- Ideal insanlardan olusan bir sevgi dünyasinda baris ve özgürlük
içerisinde yasamak umudunu gerçeklestirmek için ölünceye kadar çalismak
sanatidir.
SORU- Eskiden
Mason olmak çok zordu, simdi herkesi Mason yapiyorlar, deniyor. Eski havasi
kalmadi deniyor. Masonlugun kalitesi düstü mü?
ARPAÇ- Ülkemizde nüfus artisina paralel olarak kültürlü ve düsünen insan
sayisi da artiyor. Dolayisiyla Masonluk yoluna girmek isteyenlerin sayisi da
artiyor. Biz bunlarin arasindan Masonik nitelikleri fazla olanlari özenle
seçmeye çalisiyoruz.
SORU-
Türkiye'de Mason olmak olumsuz bir imaj olarak degerlendiriliyor. Özellikle bir
siyasetçiye Mason demek, çok yaygin ve yipratici. Neden böyle?
ARPAÇ- Masonluga gönül verenleri kötülemenin baslangici eskilere uzanir.
Kilisenin, engizisyon mahkemelerinin ve derebeylerinin bir kâbus gibi
insanlarin üzerine çöktügü günlerde Tanri'ya inanan bütün insanlarin
kardesliginden, esitliginden, özgürlügünden söz etmek bile suç sayilirken, bu
yola gönül koymanin, Katolik Kilisesi veya diktatörlerce hosgörüyle
karsilanmayacagi açiktir. Katolik Kilisesinin attigi çamur bugünlere kadar
izini sürdürebilmistir.
SORU- Ama madem
bu kadar iyi bir sey Masonluk, niye Masonlar bile açiklikla söyleyemiyorlar
bunu? Kendileri sahip çikmiyorlar?
ARPAÇ- Gönülden bagli olanlar, ben Masonum demenin çok büyük bir iddia
olacagini bildikleri için bunu yapmazlar?
SORU- O zaman
niçin hep gizli bir örgüt gibi saklandiniz? Kötü bir sey mi Masonluk?
ARPAÇ- Masonluk gizli degildir. Büyük Locamizin tüzügü 2908 sayili kanuna
göre tanzim edilmis, Içisleri Bakanliginca onaylanmis, bu onay Istanbul Emniyet
Müdürlügü Güvenlik Subesince bize teblig edilmistir. Lokallerimizin adresleri
bellidir. Kapimizda adimiz yazilidir. Ama Masonluga gönül verenler zaman zaman
ugradiklari haksiz saldirilar sirasinda saklanmak zorunda kalmislardir.
SORU- Bir
Masona, Mason musun? diye sorunca, hayir, degilim diye cevap vermesi,
kurallariniza aykiri mi?
ARPAÇ- Bu soruya hayir demek, her kardesimin hakkidir. Çünkü ben Masonum
demek, ben her bakimdan tam ve mükemmel bir insanim anlamina gelir. Kendini
bilen bir insan, böyle bir iddiada bulunamaz. Kurallarimiza ve ananelerimize
aykiri olan, aramizda bulunanlarin adlarini açiklamaktir.
SORU- Ben Mason
olduklarini inkâr edenlerden bahsediyorum.
ARPAÇ- Masonlar Mason musun? diye soruldugu zaman eger Masonlugunu
açiklamakta kendince bir problemi yoksa Mason olmaya çalisiyorum, derler.
Masonum demek, büyük bir iddiadir. Ama endisesi varsa, hayir degilim,
diyebilir.
SORU- Kimler
Mason olabilir?
ARPAÇ- Masonluga yaklasmak isteyen 21 yasinda, Ulu Yaradana inanan, hür
düsünceli, iyi ahlâk sahibi, yüz kizartici suçlardan mahkûmiyeti olmayan, kendi
ekmegini kazanan, kültürlü bir insan ise dernegimize teklif edilebilir.
SORU- Sanirim
bir de kadin olmamasi gerekiyor. Niye kadinlar Mason olamiyor?
ARPAÇ- Bunun kökü Ortaçag'daki Duvarci Loncalarina kadar gidiyor. O günün
kosullari içerisinde ülkeden ülkeye dolasip, bir agir isçi olarak satolar, mabet <l10.html>ler yapan Masonlar,
yaptiklari isin niteligi geregi teskilatlarina kadin almamislar. Giderek bu
gelenek haline gelmis. Biz de bu gelenege saygi gösteriyoruz.
SORU- Loca
toplantilariniz da hep ilgi çekmistir. Burada ne tür törenler yapilir?
ARPAÇ- Genelde insanî degerler ve Masonluk agirlikli konusmalar yapilir.
Bunun yanisira yeni üyelerin girisi, ölen kardeslerimizi anma, evlenen
kardeslerimizi kutlama toplantilari da vardir. Bu toplantilar ortalama bir
buçuk saat sürer. Üye olmayanlar bu toplantilara giremezler. Kiyafete özen
gösterilmelidir. Koyu renk elbise, beyaz gömlek ve kravat aranir. Içki ve
sigara içilmez, hep bir agizdan konusulmaz. Toplantilardan sonra yer ve zaman
uygunsa, dileyen kardesler yemek salonunda beraberce yemek yerler ve sohbet
ederler.
SORU- Yeni
girecek birisine niçin tören yapiliyor?
ARPAÇ- Masonluk yoluna giren kisinin yepyeni bir hayata dogdugunu ona
anlatmak için yapilir. Onun kendine has teatral sekli vardir. Ama insan
haysiyetine ters gelen bir tarafi da yoktur. Tehlikeli yani da yoktur.
SORU- Mason
olmak için siki bir denetimden geçmek, törene katilmak, sorgulanmak ve vasiyet
yazmak gerektiginden bahsediliyor. Bunlar dogru mu?
ARPAÇ- Masonluk yoluna girmeyi isteyenlerin ahlâki niteliklerini
arastiririz. Bu her resmi kurulusun veya sirketin eleman alirken yaptigi
gibidir. Giris töreninin ise, üyeye Masonlugu sembollerle anlatmaya çalisan
teatral bir yönü vardir. Meselâ, gözlerinin baglanip açilmasi bagnazligin ve
kör karanligin bizim disimizda kaldigini, aydinlik ve gerçegin ölümsüzlügünü
sembolize eder. Sorulan soru her Masonda olmasi gereken Tanri inanci
hakkindadir. Vasiyet ise Masonluk yoluna girenin yeni bir hayata dogacaginin,
nefsine, ailesine, vatanina ve bütün insanlara karsi vazifelerini yerine
getirmeye çalisacaginin sembolüdür.
SORU- Kafatasi
ve kemiklerle basbasa kalip onlara basarak and içildigi dogru mu?
ARPAÇ- Kafatasi her insanin kaçinilmaz sonu olan ölümün sembolüdür. Mal,
mülk, söhret geçicidir. Masonluk yoluna giren kisi, ölümünden sonra da
insanlarin anilarinda yasamak istiyorsa hirslarini yenip insanligin yararina
çalismalidir. Ama kafatasina ve kemiklere basmak veya onlara and içmek diye bir
sey yoktur.
SORU- Kiliç,
Ates ve Kumun kullanildigi söyleniyor. Bunun ne anlami var?
ARPAÇ- Kiliç Masonlukta sinif farki olmadigini anlatir, Ates ise insanlarin
hirslarini ve güçlerini, hemcinslerinin yararina kullanirlarsa dünyaya faydali
olurlar, ama içlerindeki ates bencillige dönüsürse yakar kül eder,
anlamindadir. Kum ise birgün toprak olacagimizi ama, geride birakacagimiz
eserlerin toprakta kök salarak yarinin insanlarina kalacagini anlatir.
SORU-
Söylentilere göre kiliçlar ve kafataslari bu törende kullaniliyormus.
ARPAÇ- Bu söylentiler ve bazi resimler abartiliyor. Bizim gerçek
törenlerimizin onda biri orada var. Afrika törenleri gibi keçi kurban etmeler
hep abartilmistir.
SORU- Peki asli
nasildir, anlatamaz misiniz?
ARPAÇ- Bizim düsünce odasi dedigimiz yere bir kere daha konur ve düsün,
vazgeçersen geç denir. Orada bir süre birakilir. Sonra alip tören salonuna
getirdigimizde de Tanriya inanç sart oldugu için bu da sorulur. Sonra onun
anlayabilecegi kadariyla gönye, pergel gibi seyler teatral olarak anlatilir.
Bu, toplanti salonumuz içinde bir çesit turlamadir. Izahat verenlerin yanina
gider. Sonra da iyi insan olacagina dair yemin eder.
SORU- Kiliçlar
da bu törende mi geçiyor, töreni bastan sona anlatir misiniz?
ARPAÇ- Törende bazi seyler teatral biçimde anlatilir. Orasi ancak buraya
gelen yasayan kisiye dönüktür. Geleneklerimize göre bu kadarini bile fazla
anlattik.
SORU-
Masonlugun baska ne sembolleri var? Ne, neyi simgeliyor?
ARPAÇ- Mesela, sakul dogrulugun, tesviye esitligin, kalem planli
çalismanin, tasçi kalemi kusurlari yontmanin sembolleridir.
SORU- Dünyada
ve Türkiye'de kaç Mason var?
ARPAÇ- Türkiye'mizde sekizbinden fazla üyemiz var. Dünyada ise bu sayi
özellikle kültür düzeyi yüksek ülkelerde milyonlari asiyor.
SORU- Ünlü
Masonlarin listesini açiklamak mümkün mü? Mesela Özer Çiller Mason mu?
ARPAÇ- Kendimiz ve sonsuzluga göçmüs kardeslerimiz hariç bir baskasinin
Masonluk yolunda olup olmadigini söyleyemeyiz. Gazi Osman Pasa, Ziya Pasa,
Namik Kemal, ABD Baskanlarinin yüzde doksani, Insan Haklari Beyannamesini
kaleme alanlarin, Kizilayi, Çocuk Esirgeme Kurumu
<t33.html>nu kuranlarin pek çogu Masonluga gönül verenler
arasindadir.
SORU- Masonlar
birbirlerini tutarlar. Hiçbirinin sirti yere gelmez diye bir inanç vardir. Bu
dogru mu?
ARPAÇ- Birbirini yakin taniyan her insan, ayni okulun ayni yil mezunlari,
çesitli kulüplerin üyeleri gerektiginde birbirlerine el uzatirlar. Bu dogaldir
ve Masonlar için de geçerlidir. Ama Masonlar bu dayanismada Mason dernegi üyesi
olmayanlara haksizlik etmemekle de yükümlüdürler.
SORU- Hiç issiz
Mason var mi?
ARPAÇ- Dolu. Kuskusuz issiz ve sikintida olan kardeslerimiz vardir.
SORU- Para dolu
bir sandiktan herkesin ihtiyaci kadar aldigi dogru mu?
ARPAÇ- Içi parayla dolu sihirli bir sandik masallarda olur. Masonlukta
maddi çikarlar kesinlikle sözkonusu degildir. Keske içi parayla dolu sandik
olsa.
SORU- Varligini
kaybeden bir Masona nasil yardim edilir?
ARPAÇ- Imkâni olan akraba ve dostlari nasil yardim etmeye çalisirlarsa,
sikintida olan bir baska üyemize borç vermek, kefil olmak gibi yardimlar
yapabilirler.
SORU- Üyeler
aidat olarak ne ödüyorlar?
ARPAÇ- 1993 için yillik aidat 700.000.-TL'dir.
SORU- Mason
selami nedir? Ne anlam tasir? Escinsellerin selamina benzedigi öne sürülüyor,
karismiyor mu?
ARPAÇ- Escinsellerin nasil bir selami oldugunu bilmiyorum. Mason selami
diye günlük hayatimizda yaygin ve kesin bir uygulama yok. Lokallerimizin
içerisinde sag elimizi kalbimizin üzerine götürmek bir çesit selam sayilabilir.
Bu, sevgi, sadakat, baglilik anlamindadir.
SORU- Yani
tokalasirken bas parmakla karsinizdakinin basparmaginin üzerine üç kez dokunmak
gibi özel temaslariniz yok mu?
ARPAÇ- Tarihe mal olmus konularda öyle seyler söyleniyor ki, söylenenleri
bugün uygulamaya kalksak, gülersiniz.
SORU- Masonlar
toplantilarda birbirini tanimak için çesitli sembolik isaretleri oldugundan söz
ediliyor. Bu dogru mu?
ARPAÇ- Sembolik isaretler kullanmaya gerek kalmadi. Düzenli üye
kayitlarimiz, tanitma kartlarimiz var. Eskiden ülkeden ülkeye dolasan tasçi
ustalarinin birbirlerini tanimak için özel yöntemleri varmis. Simdi eski
ustalarimizin anisina hürmeten bu isaretlerden de tarihi bilgi olarak söz
edilir.
SORU- Bir
toplulukta yardim gerektigi zaman ellerini avuç içleri disari gelecek sekilde
kaldirdiginiz, hatta eger ortam karanliksa Dul kadinin ogluna yardim yok mu?
diye seslendiginiz dogru mu?
ARPAÇ- Yardim çagrisi da 300 yil ötelerde kalmis bir uygulama olabilir.
Bugün için sözkonusu degildir.
SORU- Parola
sözleriniz var mi? Yazismalarda parolalariniz var mi?
ARPAÇ- Parola sözü de geçmisteki uygulamanin anisini yasatmak içindir. Her
çalisma yilinin basinda Masonik ilkelerden birkaçi, o yilin Masonik kelimesi
olarak düzenli üyelerimize verilir. Bu mesela, Kardeslik'tir, Özgürlük'tür,
Sevgi'dir.
SORU- Bu
noktalarin ve parolanin dilekçelerde bile kullanildigindan söz ediliyor. Yani
dilekçenin bir yerinde üçgen nokta varsa bütün kapilar açilirmis.
ARPAÇ- Bunlarin asli astari yok. Biriniz deneyin bakalim, bütün kapilar
açilacak mi?
SORU-
Masonluktan ayrilmak mümkün mü?
ARPAÇ- Bir dernege devam etmek veya ayrilmak kisisel bir karardir. Dileyenler
istedikleri zaman Masonluk yolundan ayrilabilirler.
SORU- Masonlugu
birakmanin ya da sirlarini açiklamanin bir cezasi var mi? Bir Mason sirlarini
açiklarsa boynunun kesilmesine, kör edilmesine razi olacagi yolunda pesin yemin
ettigi yönünde iddialar var.
ARPAÇ- Hiçbir cezasi olamaz. Masonluk bir gönül isidir. Ben bu iste yokum
diyen, üyemiz degildir. Sir konusuna gelince, bu geçmiste vardi. Mesleki bir
sirdi. Yapi sanatinin incelikleri ustadan çiraga bir sir olarak verilir, ölümü
pahasina saklamasi istenirdi. Simdi, ancak siki agizli olmak da bir meziyet
oldugundan bu bir efsane gibi yasatilarak, üyelerimizin yersiz ve bos
konusmalardan kaçinmasi geregi hatirlatilmak istenir.
SORU-
Masonlukla dinin iliskisi nedir? Masonlar dinsiz midir?
ARPAÇ- Muntazam Dünya Masonlugunda ve ülkemizde Ulu Yaradan dedigimiz
yücelerin yücesi Tanri'ya inanmayan Masonluk yoluna alinmaz. Ve insanlar dini
inançlarinda, ibadetlerinde serbesttirler.
SORU- Yahudi
baglantisindan söz edilir hep. Böyle bir sey var mi?
ARPAÇ- Her ülkenin Masonlugu gibi Türk Masonlugu da millidir ve
bagimsizdir. Yahudilikle veya baska bir odakla ilgisi yoktur. Siyonizm
açisindan ele alsak bile siyonizmin geçmisi dün gibi yakin, Operatif Masonlugun
ortaya çikisi onuncu yüzyila kadar gidiyor. Israil Devletinin ortaya çikisi
elli senelik mesele bile degil. Bunlar insani karalama için kolay malzemeler.
Biz de bu tür yayinlarla polemige girmeyiz.
SORU-
Tesekkürler.
TÜRK
MASONLARININ EN ÜST YÖNETICISI CAN ARPAÇ:
"TÜRKIYE'DE
SEKIZ BIN MASON VAR"
Haftalik "Panorama" dergisinin 34. sayisinda yer alan Büyük Üstat
Can ARPAÇ ile yapilan röportaji sunuyoruz. Mesa Sirketler Grubu Yönetim Kurulu
Üyesi, denetçi, Can Arpaç bildigimiz aile babasi, 37 yildir Nükhet Erkin ile
evli. Bir kizi, bir oglu ve bir torunu var. 62 yasindaki Can Arpaç'i, yasiti
aile babalarindan ayiran özellik, "Büyük Üstat" olmasi. 18 Nisan
1992'den beri o, Türk Masonlari'nin en üst seviyedeki yöneticisi. 27 Mart
1959'da 1. dereceden çirak olarak basladigi Masonluk kariyeri sonunda 33. dereceye
ulasmis. Can Arpaç dogdugunda babasi da dört günlük Masonmus. Ama, Can Arpaç'in
çocuklari Mason degil. Istanbul'da dogup Kabatas Lisesi, Istanbul Hukuk
Fakültesi, Halicilik Limited sirketi, 37. dönem yedeksubaylik, Yüksek Ticaret
Okulu, Is Bankasi, Oerlikon A.S. Bölge Müdürlügü duraklarindan geçen kisisel
kariyerini "Büyük Üstat"' ünvaniyla taçlandiran Arpaç, Panorama'nin
sorularini Tuna Caddesi'ndeki "Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük
Locasi"nda cevaplandirdi:
PANORAMA-
Masonluk bir dayanisma cemiyeti mi, tarikat mi sayilmali? Türkiye'deki tarihi
gelisimi nasil oldu?
ARPAÇ-Masonluk bir dayanisma cemiyeti veya tarikat degildir. Masonluk,
ideal insanlardan olusan bir sevgi dünyasinda, özgürlük ve baris içerisinde
kardesçe yasamayi ögrenmek ve gerçeklestirmek için ömrümüz boyunca çalismak
sanatidir. Türkiye'deki tarihi gelisimini özetlemeye çalisirsak; baslangici
Osmanli Imparatorluguna kadar gidiyor. 1738'de Galata'da Fransizca çalisan bir
locanin varligi sözkonusu. 1773'de Izmir'de Fransizca çalisan bir locaya ait
bir takim döküman da var. Türkiye'de ilk Masonluk kurulusu, Misirli Prens Halim
Pasa'nin 1861'de kurdugu Sura-i Alî-i Osmanî. Ancak bu kurulus o zamanki
saltanat çekismeleri ve Misir hidivleri arasinda çikan anlasmazliklar nedeni
ile 48 yil çalismalarina ara vermis, 1909 yilinin 25 Haziran'inda Misir yüksek
Surâsi'ndan Prens Aziz Hasan Pasa Kardesimiz Masrik-i Azâm-i Osmani (Büyük
Loca)'yi kurmuslardir. Bu dönemde Osmanli Imparatorlugu sinirlari içerisinde 65
locanin varligi bilinmektedir. Birinci Dünya Savasi sonrasi sinirlarimizin
degismesiyle loca sayisi azalmis, 1929'da Masrik-i Azâm-i Osmani'nin adi Türk
Yükseltme Cemiyeti-Türk Büyük Locasi olarak degistirilmistir. 1935 yilinda Türk
Masonlari 35 Muntazam Loca'da çalisiyorlardi. 1935 yili Büyüklerin Büyügü
Atatürk'ün ülkemizin temel taslarini olusturan devrimlerinden birini daha
gerçeklestirdigi yildir. Hakli olarak tekke ve zaviyeler, pek çok cemiyet,
hatta Türk Ocaklari bile kapatilmistir. Türk Masonlarinin harf harf
benimsedikleri Atatürk ilkeleri Halk Evleri tarafindan yürütülmektedir. O zaman
Içisleri Bakani Sükrü Kaya Kardesimizdir. Atamizin yakin çevresinde pek çok
Kardesimiz vardir. Hepsinin görüsü politik bir istismara meydan vermemek için
Türk Masonlugunun kendi iradesiyle çalismalarini durdurmasidir. Kardeslerimiz 9
Ekim 1935'de bir beyanname ile bu kararlarini gerçeklestirmislerdir. Ne yazik
ki bu güzel davranis "Mason Cemiyeti Kapatildi" seklinde istismar
edilmistir. Ve edilmektedir. 13 yillik bir aradan sonra 1948'de Operatör M.Kemal
Öke kardesimizin çabasi ile Yüksek Sura, Türkiye Mason Dernegi adi altinda
çalismalarina baslamis ve Suraya bagli olarak 1951'de Türkiye Büyük Mahfili
kurulmustur. Hükümetçe kapatilan bir dernek olmadigimiz için 1935'de sahibi
oldugumuz lokal binalarimiz tamir ve tefris edilerek hizmete açilmistir. Bundan
sonra düzenli ve saygin bir Büyük Loca haline gelmek için özenle çalismistir.
Diger bir deyisle düzenli Masonlukta Süprem Konsey tarafindan kurulmus degil,
Muntazam Localar tarafindan kurulmus Büyük Loca esas oldugu için gerekli
islemler yapilmis ve 16 Aralik 1956'da Türkiye Büyük Locasi yeniden dogmustur.
P- Masonlugun
gizlilik prensibi oldugunu biliyoruz. Bunun sebebi nedir?
A- Günümüzde Masonluk gizli degil, ülkemizin yasalarina göre kurulmus,
idari ve mali açidan hiç bir dis kurulusla baglantisi olmayan adresi belli bir
dernektir. Pek çok dernek gibi üye olmayanlara kapalidir. Gizlilik ise geçmiste
Ortacag karanliginda Engizisyon devrinde, asiri sag veya asiri solun hakim
oldugu dikta rejimlerinde yasamak zorunda kalan üyelerimiz tarafindan can
güvenlikleri için basvurulan bir yol olmustur. Bugün dileyen her kardesimiz
kendisinin Masonluk yolunda oldugunu söyleyebilir.
P- Masonlar
arasinda bir dayanisma oldugu; gerek bürokraside, gerek siyasette ve gerekse is
hayatinda birbirlerini kayirdiklari düsünülür. Bu ne oranda dogru?
A- Masonlar arasinda körü körüne bir dayanisma yoktur. Bütün insanlar
öncelikle yakin tanidiklari ile elele vermek isterler. Okulda ayni sinifta
olanlar, askerliklerini beraber yapanlar, gençlikleri ayni mahallede geçenler,
ayni partide çalisanlar, bir dayanisma sözkonusu oldugunda yakin tanidiklarini
seçerler. Masonlukta kural, mesala bir is için iki aday varsa ve bu iki adayin
nitelikleri esitse Masonluk yolunda olana sans tanimaktir. Fakat Mason Dernegi
üyesi olmayan aday, kardesimizden örnegin fazla bir yabanci dil biliyorsa ise
alinacak kisi tanimadigimiz kisidir.
P- Masonluga
yönelik en agir elestiri, bu "Kardeslik" yapisinin aslinda Yahudi
Lobiciligi oldugudur. Törenlerde bir "dilortakligi" bulundugunu
gözönüne alirsak, bu suçlamaya ne dersiniz?
A- Bu elestiri tarihi bir yanilgidir. Operatif Masonluk (Duvarcilik)
teskilati yaklasik M.S.975 yilindan bu yana gelir. Spekülatif Masonluk ise
1717'den bu yanadir. Israil Devletinin kurulusu ve Siyonizm dün kadar yakindir.
Terminolojik benzerlikler bulunabilir. Çünkü Masonluk ögretisi Semboller
araciligiyla efsanelerden esinlenerek kaleme alinan teatral metinler kullanarak
yapilir. Özellikle efsanelerin tipki üç kutsal kitapta veya dini törenlerde
oldugu gibi ortak yanlari ve benzerlikleri vardir.
P- Ritüeller,
Masonlukta ne derece önem tasiyor?
A- Ritüel, Masonluga yaklasmak için izledigimiz bir yoldur. Bizim gözümüze,
kulagimiza, gönlümüze ve düsünce dünyamiza seslenerek gerçegi aramamiza ve
ideal insana giden yolu bulmamiza yardim ederler.
P- Isteyen
herkes Mason olabiliyor mu? Ne gibi sartlar ariyorsunuz?
A- Dernegimizin kapilari 21 yasini bitirmis vatanina ve ailesine bagli, Ulu
Yaradan'a inanan, iyi ahlak sahibi, yüz kizartici suçlardan mahkumiyeti
olmayan, kendi ekmegini kazanan, hür düsünceli, kültürlü ve Masonluk yoluna
girmek isteyen her erkege açiktir.
P- Türkiye'de
halen kaç Mason var?
A- Ülkemizde Masonluga gönül verenlerin sayisi, 8.000'in üzerindedir.
P-Masonlugun
çesitli isimler altinda bir iç hiyerarsisi var. Bunlari tanitir misiniz?
Birinden digerine geçmenin ölçüsü nedir?
A- Dernegimizin yönetimi için Büyük Kurul dedigimiz bir Yönetim Kurulu var.
Iki yilda bir demokratik bir seçimle göreve gelir. Yönetim Kurulu baskanina
Büyük Üstad, Yönetim Kurulu üyelerine Büyük Görevliler diyoruz. Herhangi bir
hükümette Basbakan ve bakanlarin hiyerarsik konumu ne ise göreve seçilen
Kardeslerimizin durumu da odur. Ayrica Masonluk yolunda yaslanmis, emek vermis
Kardeslerimize bütün Kardeslerimizin gönülden gelen saygilari ve sevgileri
vardir. Bu sorunuzda, bizim disimizda sik sik sözü edilen sayisal dereceleri
kastediyorsaniz, Masonlugun temelini olusturan ve her Kardesimizin geçmesi
gereken 3 derece vardir. Bunlar, çirak, kalfa ve üstat dereceleridir. Çirak,
Masonluk yoluna giren kisidir. Masonik ögretinin ve ahlaki ilkelerin isiginda,
kendisini bir ham tas gibi yontmaya, hata ve kusurularini düzeltmeye çalisir.
Kalfa, kendini daha yakindan tanimaya, hirslarini sinirlamaya, erdemli olmanin
yollarini önce kendi içinde aramasi gerektigini ögrenmeye çalisir. Üstat, tüm
insanlarla kardeslik sevgisi içerisinde bütünlesmeyi, baskalarinin hakkini en
az kendi hakki kadar korumasi gerektigini, aklin isigindan sapilmayacagini
ögrenir. Ve idael insan olmaya, gönül kazanmaya, böylece ölümün ötesine geçmeye
çalisir. 4'den 33'e kadar olan dereceler ise Üstad derecesindeki
Kardeslerimizin dilerse basvurabilecekleri, felsefî derecelerdir. Burada
Masonlugun tarihi, felsefesi ve sembolizmasi daha derin incelenir. Daha
akademik bir çalismadir. Ancak bu derecelere devam Büyük Locamiz açisindan
hiyerarsik bir ayricalik saglamaz.
P- Masonlar
arasinda maddi yardimlasma var mi?
A- Her insanin yakinlari ile iliskisi ve yardimlasmasi ne ise Masonluk
yolunda olanlarin da durumu aynidir. Bir Kardesimizin ölümü halinde, bir kere
için, üç milyon 500 bin lira ölüm yardimi Dernegimizce yapilmaktadir.
P-Localar nasil
kuruluyor ve islevi ne? Kaçar kisilik oluyor?
A-Bütün üyelerimizi bir araya toplamak mümkün olmadigindan Kardeslerimiz
Loca adini verdigimiz kollar halinde toplaniyorlar. En az 30 Kardesimizin
biraraya gelmesi lazim. Bu 30 Kardesimiz üye sayisi 100 civarina gelen
localardan ayrilabildikleri gibi, birbirleri ile daha yakin tanisan ama çesitli
Localarda kayitli olan kardeslerimizin biraraya gelisleri seklinde de olur.
Localarda, konferanslar, giris törenleri, ölen kardeslerimizi anmak gibi
çalismalar yapilir.
P-Günümüzde
Avrupa'da kimi Localar kadinlara da açik, Türk Masonlarinin bu konudaki tavri
nedir?
A-Geleneksel Masonlugun temelinde yapi ustalari var. Operatif Masonluk
dedigimiz dönemlerde yapilan islerin zorlugu nedeniyle kadinlari almamak kurali
koyulmus. Bu kural ananelerine çok bagli olan Muntazam Masonluk açisindan bugün
de geçerlidir. Eslerimiz çesitli toplantilarimizda yanimizdadir. Sosyal
aktivitelerimizde ve topluma dönük yardimlarimiz için gerektiginde bize destek
olurlar ama, üye olarak dernegimize giremezler.
P- Masonluktan
ihraç mümkün mü? Ihraç edilen var mi?
A- Her dernek gibi, bizim aramizdan da ihraç, istifa ve benzeri yollardan
ayrilmalar olmustur.
P-Masonlugun
"açik" hale dönüsmesini savunanlarin ve "gizlilik"
ilkesinin korunmasi gerektigini savunanlarin gerekçeleri neler?
A- Masonlukta açikliktan amaç Masonlugun ne olup ne olmadiginin dogru
olarak anlatilmasidir. Içtenlikle inaniyorum ki buna hiç bir üyemiz karsi
degildir. Bugün için bir gizlilik prensibimiz olmadigini da az önce ifadeye
çalistim .
Masonlar Büyük
Üstad-i Muhteremi Prof. Dr. Orhan Alsaç ile bir söylesi
Masonluk
yaslandi mi?
Röportaj:
Ayse ÖNAL
Masonluk bugüne kadar üzerinde müthis tasarimlarin, spekülasyonlarin
gelistirildigi gizemli bir isim olarak sunulmustur. Gerek cemiyete katilanlar,
gerekse disardan ilgiyle izleyenler, bu esrarli perdenin altindaki gizi aramanin
her türlü serüvenini yasamislardir. Oysa "Masonluk", dernekler
yasasina göre çalisan, sadece toplantilarinda izledigi ritüel ve simgeler
sistemi ile farklilik gösteren, ancak ritüellerindeki kapalilik nedeniyle perde
arkasinda kalan bir sosyal örgütlenmedir.
Efsanesi Hiram'a, Sultan Süleyman'a dayandigi ve 1600'lü yillarda
"Duvarci ustalarinin" mesleki örgütlenmesi ile baslayan ve sonralari
agirligini en çok Fransiz Ihtilali sirasinda hissettiren bir siyasi ve fikir
örgütü haline dönüsen Masonluk, ülkemizde de 1900'lü yillarin basindan bu yana
temsil edilmektedir.
SABAH "En
Muhterem Büyük Üstat" olan Prof. Orhan Alsaç'la söylesti.
Masonluk,
yüzyillardir son derece güçlü bir örgüt olarak varligini gerek siyasi alanda,
gerekse sosyal alanda hissettirmis olmakla birlikte, artik daha kendi halinde
bir örgüt gibi görünüyor. Bunu Masonlugun yaslanmasina yorumlayabilir miyiz?
Derebeyleri kendi yaptirdiklari yapilarin insaasi için kendi sinirlari
içerisinde çalisan duvarci ustalarina serbest dolasim hakki veriyorlar. Hür
Mason denmesinin sebeplerinden bir tanesi budur. Çirak kalfa ve usta
kademelerinde ayri ayri bu seviyeye ulasip ulasamadigini belirtecek semboller
kullaniliyor.
Daha sonralari, hür Masonlar aralarinda noksan olduguna inandiklari
düsünürleri de aralarina aliyorlar ve onlara da kabul edilmis Mason diyorlar.
Böylece Masonluk bir meslek örgütünden bir fikir örgütü haline dönüsmüs
oluyor...
Masonlugun yaslandigi gibi bir tezi kabul edemeyiz. Çünkü insanligin yüce
idealleri nasil hiç yaslanamiyorsa, bu yüce idealler çerçevesinde insan
yetistirmek amaci tasiyan bu örgüt de yaslanamaz.
Ama, Fransiz
ihtilali sirasinda Robespiyer'le, Danton'la Masonluk nerdeyse çaga damgasini
vurmus. Oysa simdilerde derin bir sukünet görülüyor?"
Büyük insanlar kolay yetismiyor. Bizde de çok önemli fonksiyonlari olmus büyük
insanlar var. Namik Kemal gibi, Sinasi gibi. Ama bu saydiginiz insanlar Mason
olarak bu isleri yaptik demiyorlar. Onlar kendi düsünceleri dogrultusunda
eylemlerini gerçeklestiriyorlar. Ama, elbette düsünce yapilarinda Mason
olmlarinin büyük payi vardir.
Yasadigimiz çagda da Kizilay kurumunun kurulmasi, Insan Haklari
Bildirgesi'nin hazirlanmasi gibi bir çok soylu eylemin altinda imzasi
olanlardan pek çogunun Mason oldugunu biliyoruz.
Ülkemizde
Galatasarayli, Mülkiyeli ve bir de Mason olursaniz sirtiniz yere gelmez derler.
Neden?"
"Bizim prensiplerimizden birisi insana yardim etmektir. Bu yardimi evvela
çok tabii olarak kardeslerimize yapiyoruz. Baskalarina yardim yapmiyoruz
anlaminda degil bu. Üniversitelerde çocuk okutuyoruz, örnegin. Ama yine çok
önemli bir sözümüz vardir, bu dogrultuda yapiyoruz. Yardim, yapani magrur,
yapilani magdur etmemeli diye...
Kimbilir, bu söz de, bu anlamdaki bir yardimlasmanin bir sonucu olarak
kullaniliyor olabilir.
Masonluk
kuruldugu çaglarda büyük bir baskiya ugradigi için üyeleri birbirlerini bir
dizi simgeler ve isaretler araciligi ile tanimak zorundaydi. Ancak artik bu
baskilar çok gerilerde kaldigina göre niçin hâlâ bu teatral hava devam ediyor,
ritüeller, törenler sürüyor. Artik bunlarin çagdas dünyaya uygun biçimde
sadelesmesi gerektigine inaniyor musunuz?
En azindan çagdas olmadigini kabul etmiyoruz. Deneyimlerimiz bize gösteriyor
ki, semboller sözden daha etkilidir. Her an gözümüzün önünde olan sembol bize
ifade ettigi pek çok seyi hatirlatiyor, iyi insan yetistirmek töresine hizmet
ediyor. Semboller geleneklerimize sadik bir topluluk oldugumuz için de ayrica
halen devam ediyor.
Doksanli
yillara baktigimizda üye profili olarak yirmi yil öncesine göre daha mazbut ve maddi
olarak daha az güçlü insanlarin bulundugunu görüyoruz. Daha bir halktan
insanlar mi Mason olmaya basladi?
Bunu tespit etmek mümkün degil. O dönemin ve simdiki üyelerin profilini almak
gerekli. Bunu toplantilarimizda kardeslerimizle tartisiyoruz. Acaba böyle
miyiz, diye. Bunu birkaç misalle anlamak mümkün degil. Bir oran elde etmek
lazim. Bu oran ancak bir arastirma ile anlasilabilir.
Biz, ekonomik durumu dikkate alarak, üye almiyoruz. Bizim için önemli olan
insanligin yararina olmasi ve biraraya geldigimizde konustuklarimizi anlayacak
düzeyde olmasi. Aksi halde bizim aramizda cani sikilir.
Bütün insani
örgütlere insan yetistirdiginiz iddiasindasiniz. Bunu gerçekten yerine
getirebiliyor musunuz?"
Masonluk görevi hiçbir zaman bitmeyecek, ikiyüzelli seneden beri bir sürü çag
degisimine ragmen kalici olmasini böyle ispatlayan bir cemiyettir.
Gelenekler, prensipler disardan görüldügü kadar siki degildir. Kabul
ettigimiz prensipler yeni çaga uyan prensiplerdir. Insan sevgisi yirmibirinci
yüzyilda da yirmiikinci yüzyilda da mutlaka korunmasi gereken, korunamamasi
halinde çok vahim sonuçlar yaratacak kutsal bir prensiptir. Biz birbirimize
bunu ögretmeye çalisiyoruz. Bunu ögretirken de iyi insan olmayi ögreniyoruz.
Kadinlar iyi
insan olamaz diye düsünüp mü araniza almiyorsunuz?"
Biz, hemsirelerimizi daima aramizda telakki ediyoruz. Zamanla cemiyete dogrudan
üye alinirlar mi, alinmazlar mi, bilemiyorum ama bu bizim geleneklere
bagliligimizin bir sonucudur. Tasvip etsek de, etmesek de uymaya mecburuz.
Zaman zaman
üyeleriniz arasinda çok önemli isimlere rastlaniyor. Gücünüz konusuluyor. Bir
örnek var ki, sasirtici, Fatin Rüstü Zorlu bir Masondu. Ancak cemiyetiniz bir
Masonun idam edilmesinde gücünü kullanmadi veya kullanamadi."
Biz kardeslerimize teker teker idamin bir insanlik suçu oldugunu söyleriz ancak
dernek olarak politikanin içinde asla olmayiz. Her konuda tavrimiz böyledir.
Ayrica Fatin Rüstü'nün kardesimiz olup olmadigini bilmiyorum."
Bu kadar çok
dayanisma ve kardeslikten bahsettiginiz halde niçin iki ayri örgüt olarak
faaliyetinizi sürdürüyorsunuz? Zannederim, ayrilmaniz kitlelerin gündemine
Süleyman Demirel'in Mason olup olmadigi tartismasiyla sunulmustu"
Ayrilma, bahsettiginiz olaydan iki sene sonra olmustur. Sanki ilgili gibi
gösteriliyor. Bu iki kurulusun arasindaki farklardan biri, onlarin ateistleri
kabul etmeleri, bizim ise asla kabul etmememizdir. Bir de felsefi dereceler
dedigimiz Masonlugun felsefesi ile ugrasan bir görüsün ayriligidir."
Cemiyetinizden
ayrilmak mümkün müdür?"
Bütün derneklerde oldugu gibi bizde de bir istifa müessesesi vardir. Maddi ve
diger mükellefiyetlerini yerine getirmis kardeslerimiz aramizdan
ayrilabilirler."
Emin Çölasan,
Türkiye'deki en büyük Mason "Üstad-i azam." Prof. Dr. Orhan Alsaç ile
konustu
"Masonlarin
Kimseye Zarari Yok"
Emin
ÇÖLASAN
Sayin Orhan
Alsaç, sizinle bugün Masonluk konusunu konusmak istiyorum. Aslinda bu konuyu
ben de çok iyi bilmiyorum. Sizinle bu konusmayi yapmadan önce Masonlukla ilgili
bazi kitaplar okudum, bilgiler edindim. Ancak isin önemli bir bölümü gizlilige
dayandigi için, konuyu tam olarak kavramam elbette ki mümkün olmadi. Bu
nedenle, bir gazeteci olarak aklima gelen sorulari size sormakla yetinecegim...
Nedir efendim Masonluk, nasil baslamis bu is?
Simdi Bakin Emin Bey, isminden de belli oldugu gibi, Mason demek duvarci ustasi
demektir. Daha dogrusu, özellikle 18. Yüzyil'dan önce Avrupa'da zamanin
mimarlari ve duvarci ustalari, belirli yerlerde çalisiyorlar, çok büyük
mabetler, kiliseler ve katedraller yapiyorlar. O zamanin sartlarinda insanlarin
öyle her yerde çalismasi, gezmesi ve serbestçe dolasmasi mümkün degil. Önemli
bir manastir, katedral veya mabet <l10.html>
yapilacagi zaman, bunlar gruplar halinde oraya gidip çalismaya basliyorlar.
Orada yerlesiyorlar ve islerini sürdürüyorlar. Bundan dolayi "Hür"
kelimesi geliyor. Yani "Hür Masonlar" oluyorlar. O zaman, bu meslek
okullarda ögretilmiyor. Bu yüzden meslegi kendi aralarinda ögretiyorlar.
Gençleri çirak olarak aliyorlar, sonra kalfa yapiyorlar, en sonunda da usta
yapiyorlar. Bunlar kendilerini derecelerine göre tanitiyorlar ve bir yere
gidince is bulmalari mümkün oluyor. Yani kendi aralarinda bir teskilat
kuruyorlar. Tipki bizim eski lonca sistemi gibi bir sey... Biz buna
"operatif Masonluk" diyoruz. Yani fiilen bina ve duvar islerinde
çalisanlarin olusturdugu bir teskilat... Bunlar, çok iyi is yapan kimseler,
Avrupa'daki bütün büyük ve önemli insaatlari bunlari yapiyor. Fakat bir süre
sonra bu isin okullari açilmaya baslayinca, bunlarin etkinligi zayifliyor.
Teskilata kendilerinden olmayanlari, meslekten olmayanlari da almaya
basliyorlar ve bunlari da meslekten kabul ediyorlar... "Hür ve Kabul
Edilmis Mason" sözcükleri iste buradan geliyor. Yani aslinda duvarci
olmadigi halde, duvarci kabul edilerek teskilata alinan kimseler... Çalismalar
bu sekilde sürerken, 1717 yilinda bu is bir düzene sokuluyor. Kurallar
getiriliyor ve localar kuruluyor. Böylece Mason localari ortaya çikiyor. Bunlar
da, her ülkede bir adet büyük locaya baglaniyor.
Simdi siz büyük
locanin baskani misiniz Türkiye'de? Mason deyimiyle en büyük Üstat siz misiniz?
Evet, benim... Büyük locanin baskaniyim... Üstadi Azam'im. Her ülkede bir tane
büyük loca olabiliyor.
Nedir efendim
bu Masonluk denilen olay?
Bizim bazi ilkelerimiz var. Bunlarin benimsenmesi, talim edilmesi için
çalismalar yapariz ve bu ilkeleri günlük hayatimizda da uygulamaya çalisiriz.
Birincisi, Allah'a inanmaktir. Ruhun ölmezligine inaniriz, vatandasi oldugumuz
ülkenin yasalarina saygili olmayi, insanlara saygili olmayi, haktan ve
adaletten yana olmayi amaçlariz. Bagnazliga, taassuba ve totaliter rejimlere
karsiyiz, cehalete karsiyiz. Insanlar arasinda hiçbir sekilde dil, din, ve irk
farki gözetmeyiz.
Masonlar galiba
Allah'a "Allah" degil de, "Evrenin Ulu Mimari" diyorlar...
Nedir bunun sebebi?
Evrenin yaradani, her seyin hâkimi ve yöneticisi oldugu için böyle deniliyor.
Mesela biz "Yücelerin Yücesi" de deriz. "Evrenin Geometrisinin
Kurucusu" da deriz. Yazili metinlerde kullandiklarimiz bunlardir; ama
konusurken "Allah" deriz, "Tanri" deriz.
Bir de efendim,
bazi simgeleriniz ve sembolleriniz var. Nedir onlar?
Biz Masonluktaki ideallerimizin benimsenmesi ve uygulanmasi isinin talimini,
sembollerle yapiyoruz... Çünkü inaniyoruz ki, birçok seyi sembollerle anlatmak,
sözle anlatmaktan daha iyi anlasilir.
Nedir o
sembolleriniz?
Mesela gönyemiz var bizim, Dogrulugun sembolüdür. Pergel, var, ölçülü olmanin
sembolüdür. Buna benzer birçok seyler var. Mesela size mabedimizi gezdirirken
dösemelerde siyah ve beyaz renkleri gördünüz. Bu renkler, çeliskilerin ve
tezatlarin sembolüdür. Gündüz ve geceyi, iyilik ve kötülügü sembolize eder.
Kendimizi egitmek için bunlardan yararlaniriz.
Peki dinler
arasinda bir ayrim yapiyor musunuz?
Hayir... Dinler arasinda bir ayrim yapmak söyle dursun, bizde din tartismasi
yapmak yasaktir. Bizde, ayrica politika tartismasi yapmak da yasaktir... Çünkü
bu iki konu tartisilinca, insanlar arasina kirginlik ve sogukluk girer. Bizim
çatimiz altinda bu tartismalar kesinlikle yapilamaz. Mesela bizde, çesitli
politikaci kardeslerimiz vardir. Bu çati altinda hiçbiri, kendi savundugu
politikalarin dogru, baskalarinin savunduklarinin yanlis oldugunu söyleyemez.
Ayni sekilde, din tartismasi da kesinlikle yasaktir.
Bu arada hemen
sunu soracagim... Birbirinize "Kardes" diyorsunuz galiba?...
Evet... Her Mason digerlerinin kardesidir.
Sayin Alsaç,
önce sunu belirleyin okuyucularimiz için... Sizin bu konusmayi yapmadan önce
beni mabedinize soktunuz ve gezdirdiniz. Ayni bina içerisinde bulunan dört ayri
mabedinizi de gezdim Benim için gerçekten çok degisik ve ilginç bir olay
oldu... Çünkü buralari, Mason olmayanlara yüzyillardan beri kapali olan yerler.
Içeride yabanci sinek bile uçmasi mümkün degil. Penceresi olmayan, degisik bir
biçimde isiklandirilmis, çok ilginç yerler. Içeride çok sayida kiliçlar gördüm,
önlükler, duvarda Günes ve Ay, tavanda yildizlar, bir kösede siyah tüller, mum
benzeri isiklar, kürsüler, baska bazi semboller, gönye ve pergeller ve bazi
yazilar... Ayrica dikkatimi çekti, tam ortada kürsü benzeri bir yerde, üç
Kutsal Kitap yan yana duruyor... Kuran, Incil ve Tevrat... Hangi amaçla
kullaniyorsunuz bu Kutsal Kitaplari burada?
Emin Bey, bir insan Masonluga kabul edilmeden önce çesitli incelemelerden
geçirilir. Sonuç olumlu çikarsa Mason olmasina karar verilir. Ancak bundan önce
yemin etmesi sarttir. O yemini de, kendi inandigi kitabin üzerine elini koyarak
etmesi gerekir. Onun için kutsal kitaplari orada bulunduruyoruz ve yemin
edilecegi zaman onlardan istifade ediyoruz.
Üç kitap
üzerine mi yemin ediliyor?
Hayir, kendi inandigi dinin kitabi üzerine... Biz Müslüman olarak üç kitabi da
kutsal saydigimiz için, üçünü de bulunduruyoruz.
Hangi kitap üzerine yemin etmek isterse, elini onun üzerine koyar.
Yemin metniniz
nasildir efendim?... Onu bana burada okuyabilir misiniz?
Ben, Evrenin Ulu Mimari'nin huzurunda ve burada toplanmis bulunan Masonlarin
önünde kendi istegimle seref ve namusum üzerine yemin ederim ki, yurduma ve
aileme bagli kalacagim. Onlar için, elimden gelen hiçbir seyi esirgemeyecegim.
Cahillik ve taassuba karsi savasacagim. Hak ve adaletten yana olacagim.
Baskasinin hakkini kendiminki gibi koruyacagim. Kardeslerimin yardimina
kosacagim, insanlarin mutluluguna çalisacagim. Bana emanet edilen bütün sirlari
sakli tutacagim. Türkiye Büyük Locasini Türk Masonlugunda tek ve en büyük otorite
olarak taniyacagim. Onun yasalarina bagli kalacagim ve kararlarina uyacagim.
Evrenin Ulu Mimari, Masonlar önünde etmis oldugum bu büyük yeminimi yerine
getirmede bana yardimci olsun.
Evet, Mason
yeminini de böylece ögrenmis olduk. Sayin Alsaç, siz Müslüman insanlarsiniz. Bu
durumda Hiristiyan ve Yahudi Masonlari da kardes olarak mi kabul ediyorsunuz?
Evet, biz bütün insanlari kardes kabul ederiz. Sadece kutsal kitabi olmayanlari
içimize almayiz.
Pek ikimler
Mason olabiliyor?
Herseyden önce, belli bir kültür ve egitim seviyesinde olmasi gerekir... Çünkü
bizim konustuklarimiz, herkes tarafindan kolaylikla anlasilacak seyler
olmayabilir. Dolayisiyla, belirli bir egitimi olmayan kisilerin burada cani
sikilir. Ama bu demek degildir ki, ille de üniversite mezunu olacak... Tabii,
Dernekler Yasasi'na göre, bir dernege üye olabilme vasiflarini tasimasi lazim.
21 yasini doldurmus olmasi lazim. Ayrica yillik aidatimizi verecek parasal gücü
olmasi lazim. Aidatimiz su anda yillik 90 bin lira. Bir de giris ücreti olarak
450 lira aliyoruz.
Baska bir sey
yok mu para olarak?
Baska bir sey yok. Hepsi budur.
Diyelim ki,
herhangi bir kimse Mason olmak istiyor. Hangi asamalardan geçiyor bu is?
Mesela kendisi bize müracaat ediyor, Fakat kendi kendine müracaat edenlerin
sayisi çok az... Ya da biz, birisini görüyoruz, taniyoruz, bizimle birlikte
çalisabilecegine inaniyoruz. Bize katkida bulunabilecegini, bizim de ileride
kendisinden fikir düzeyinde bazi seyler alabilecegimizi görüyoruz ve kendisine
teklifte bulunuyoruz. Eger kabul ederse, belli formaliteleri var. Bize yazili
olarak basvurmasi için bir form veriyoruz. O da, bu isi kendi istegi ile kabul
ettigini imzalayip bize veriyor. Bütün bunlar olup biterken, biz bu kimseyle
ilgili sorusturma yapariz. Görevli kardeslerimiz, kendisini taniyanlarla gidip
görüsürler. Kendisi ile de konusurlar, sohbet ederler. Mesela Allah'a inanip
inanmadigini ona açikça sorarlar. Bütün incelemeler olumlu çikarsa, locada
oylama yapilir. Olumsuz oy çikmazsa, aramiza kabul edilir.
Sizin, Üstadi
Azam olarak su anda üzerinizde bulunan bazi özel seyler var. Bu yemin
törenlerinde veya diger loca toplantilarinda bütün Masonlar böyle özel bazi
seyler giymek zorunda midir?
Hayir, localarda locayi idare edenlerin özel giysileri vardir. Digerlerinin
özel giysisi yok. Yalniz, herkes koyu renk elbise ile gelir.Toplantida önlük ve
beyaz eldiven takilir... Baska bir sey yok. Önlük, size gösterdigimiz
dikdörtgen önlüklerdir. Etrafi mavi
<l13.html> kurdele ile çevrilmis beyaz önlük.... Bunlar
eskiden kuzu derisinden yapilirdi, ama simdi nereden bulacaksiniz kuzu
derisini?...
Simdi Sayin
Alsaç, ben bugüne kadar hiç fakir fukara Mason duymadim, görmedim. Ya da bir
ilkokul mezunu veya düsük dereceli bir memur Mason hiç duymadim. Böylelerini
almiyor musunuz araniza?
Emin Bey, bizim de her dernek gibi belli bir miktar paraya ihtiyacimiz var. En
azindan bu aidati ve giris parasini ödeyecek gücü olmasi lazim. Ikincisi, siz
tanimiyorsunuz ama bizim aramizda lise bitirmemis kardeslerimiz bile vardir. Az
da olsa vardir.
Kaç Mason var
Türkiye'de?
Alti bine yakiniz.
Bu kadar az
misiniz yani?... Ben çok daha fazla oldugumuzu zannederdim.
Maalesef!... Türkiye'de çok az... Bütün dünyada ise üç milyon dolaylarinda
Mason var.
Kadinlari niçin
almiyorsunuz araniza?
Bu, eski bir görenek... Bizim kurallarimiz bundan neredeyse 275 yil önce, 1717.
yilinda Ingiltere'de hazirlanmis... O zaman kadinlarin alinmamasina karar
verilmis. Biz, o zaman hazirlanmis yasalarimiza sahip çiktigimiz için, simdi
onu degistirmek istemiyoruz. O zamandan beri esaslarini degistirmeyen tek
dernek oldugumuzu da iddia ediyoruz.
Sayin Orhan
Alsaç, Masonlar birbirinize "Kardes" diyorsunuz. Kardesler birbirini
kolluyor mu?... Diyelim ki bir ihale isi var. Mason bir yetkili, bu ihaleyi
Mason kardesine verir mi?... Ya da bir Mason memur terfi edecegi zaman, kardesi
olan amiri ona öncelik verir mi?
Böyle bir sey kesinlikle söz konusu degildir. Bizim Mason tabiriyle durum
söyledir: Rakibiyle bütün sartlar esitse, o durumda kardesini tercih edebilir.
Sizin Masonlar
olarak amaciniz nedir efendim?... Elinizde yetki olsa insanlari ne
yapacaksiniz?
Biz insanlarin birbirini sevmesi için çaba harciyoruz ve inaniyoruz ki,
insanlar birbirini severse dünyada baris olur, bütün çeliskiler ortadan kalkar.
Dolayisiyla insanlari sevmeyi, dürüst ve ahlakli olmayi telkin ediyoruz.
O halde herkese
açin kapilarinizi ve herkesi Mason yapin. Bütün bu gizli çalismalarinizi kapali
kapilarin ardinda degil, herkese açik bir biçimde yapin...
Bizim kapilarimiz kapali degil ki... Mason olmak isteyen herkes basvuruda
bulunabilir. Bizim sartlarimiza uyuyorsa, onlari da aramiza aliriz.
Ama yine de,
kapali kapilarin arkasindasiniz.
Her kurulus, bizim gibi kapali kapilarin arkasinda olabilir. Siz bugün bir
kulübe veya dernege dogrudan dogruya gidip onun yönetim kurulunda çalisabilir
misiniz Emin Bey?... Hatta normal yerlerin kapisinda bile "Üye olmayan
giremez" diye yazi vardir.
Ama sizin
birçok gizli yönünüz var. Birtakim sirlariniz var, gizli tuttugunuz seyleriniz
var... Niçin gizlilikleriniz var?
Evet, kardes oldugumuzu belli eden sirlarimiz, isaretlerimiz, kelimelerimiz
var. Bunlari ancak Mason olan kardeslerimiz bilebilir... Bunun da sebebi,
bizden olmayanlarin içimize karismasini istemedigimiz içindir. Bizim binamiza
iki kere bomba koydular Emin Bey!...
Su arada
Masonlukla ilgili epey kitap okudum sizin karsiniza gelmeden önce... Orada,
"Masonlugun sirlarini hiçbir zaman disariya vermeyeceksiniz" diye
seyler var... Ne gibi sirlariniz var sizin?...
Siz Mason olmadiginiz için, ben size onlari nasil söylerim?
Kiyisindan
kösesisinden biraz söyleyin... Hiç söylenmez mi bunlar?
Hiç söylenmez...
Iste bunlar
merak uyandiriyor Masonluk hakkinda....
Biraz da merak uyandirmak lazim ki, bize gelenler merakla gelsin.
Peki size belli
çikarlar saglamak için katilanlar da oluyor mu?
Bütün, telkinlerimizi bu yönde yapmamiza ragmen, maalesef böyle düsünenlerin de
geldigini biliyoruz. Ama bunlar, bir süre sonra bunun mümkün olmadigini
anlarlar. Ya aramizdan ayrilirlar, ya da bize katilirlar. Hatta bazilari,
aramiza sirf merak ettikleri için gelirler. Öylelerini biliyorum ki, önce
gelirler ve bir süre sonra kaybolurlar. Anlarim ki, merakla gelmisler, ilk
merasimi görmüsler ve gitmisler.
Bugüne kadar
sizin sirlarinizi açiklayip da sizleri zor durumda birakanlar hiç oldu mu?
Ben hatirlamiyorum.
Sayin Orhan
Alsaç, az önce Masonlarin kutsal amaçlarindan söz ettiniz ve bütün Masonlari bu
ilkeler dogrultusunda yetistirdiginizi söylediniz. Bu durumda her Mason piril
piril bir insan midir, yoksa sizin aranizda da bazi üçkâgitçilar falan var
midir?
Emin Bey'cigim, biz, bir topluluguz. Mümkün oldugu kadar ince eleyip sik
dokuyarak üye seçeriz. Elbette ki bizim toplulugumuzun bazi özellikleri, bizim
içimizde de var oluyor. Bazen böyleleri aramizdan çikabiliyor. Çok üzülüyoruz.
Bu sizin Mason
localarinda ne yapiyorsunuz?... Törenler nasil oluyor?
Önce sunu söyleyeyim, Ankara'da her biri 50-60 kardesimizden olusan 24 loca
var. Bizim toplantilarimiz iki türdür. Birincisi, bir locanin kendi
meselelerinin görüsüldügü toplantidir ki, biz buna "Aile Celsesi"
deriz. Bir de "Resmi Celse" dedigimiz oturumlar vardir. Bu
oturumlarda, her seferinde bizim Masonluk tarihimizi, konularimizi ve
ilkelerimizi inceleyen konusmalar yapilir. Konusmaci kardeslerimiz önceden
belirlenir. Onlar hazirlik yaparlar, gelip anlatirlar. Anlattiklari konulari
hep birlikte tartisiriz. Tartisma bitince dagiliriz, bir sofrada bulusup yemek
yeriz. Bazen de ayni konularin tartismasini yemekte daha serbest bir biçimde
devam ettiririz.... Törenlerimize gelince... Kabul töreni vardir. Biz üç derece
üzerinden çalisiriz... Çirak, kalfa ve üstat... Onlarin bir dereceden daha
yüksege terfi törenleri vardir. Baska törenler vardir.
Bir de sizin
nikâh töreniniz varmis galiba... Bir kardesiniz evlenince, ona "Masonik
Nikâh" kiyiyormussunuz...
Evet... Evlenmis bir kardesimiz, bu evliligin, kardesleri arasinda teyit
edilmesini ister. Yani orada bir yeniden nikâh kiyma olayi yoktur. Evli
kardesimize, "Birbirinize sadik kalin, birbirinizi kirmayin, yardim
edin" diye bir tören yapilir. Bu törene kadinlar da girebilir.
Sayin Alsaç,
benim aklimi hep kurcalayan bir konu var... Masonluga özellikle sag partiler,
ama bunlarin arasinda da en çok seriatçi partiler karsi çikiyor. Hatta sizin
Siyonist bir Yahudi örgütü oldugunuz konusunda suçlamalar yapilir. Nereden
kaynaklaniyor bu suçlamalar?
Efendim, bundan uzun yillar önce Papalik, Masonlugu aforoz etmistir... Çünkü,
ruhban sinifinin etkinligi azalir diye korkmuslardir. Bizim ilkelerimiz
yayildikça, kendi etkinliklerinin azalacagindan endise etmisler ve Masonlugu
aforoz etmislerdir. Bu durumun etkisiyle, bizde de Masonlarin dinsiz oldugu
söylentileri yayilmistir. Yani bizimkiler, Papaligin bu emrine daha çok
uyuyorlar ve bizi dinsiz olmakla suçluyorlar. Siyonizmle baglantimiz ise hiçbir
sekilde yoktur. Biz, 1717 yilinda yazili belgelerimizle kurulduk. Oysa
Siyonizm, 1896 yilinda ortaya çikti.
O halde
özellikle sag kesim size niçin karsi çikiyor?
Cehaletlerinden... Arastirsalar, gerçegi göreceklerdir.
Sizin Masonlar
olarak hiçbir yanlisiniz, hataniz yok mudur?
Valla bu konuda kendimizi övmek gibi olacak... Belki dört dörtlük degiliz ve
bizim de kusurlarimiz olabilir. Ama bize atfedilen kusurlarimizin olmadigini
kesinlikle söyleyebilirim. Mesela bizi ayni zamanda kökü disarida, vatan haini diye
tanitirlar. Bugüne kadar hiçbir Mason, vatani aleyhinde bir faaliyette
bulunmamistir. Gelmis geçmis onbinlerce Türk Masonu arasinda devlet adamlari,
politikacilar, generaller, bürokratlar ve hatta din adamlari vardir. Bunlarin
hepsiyle biz gurur duyuyoruz.
Atatürk Mason
muydu?
Atatürk'ün Masonlugu konusunda elimizde maalesef bir belge yok. Ama kendisinin
konusmalarindan ve yaptigi telkinlerden, bizde Atatürk'ün Mason oldugu kanisi
uyaniyor. En azindan, kesinlikle biliyoruz ki, Masonluk hakkinda çok derin
bilgisi vardi ve Masonlugu her zaman himaye etmistir.
Inönü Mason
muydu?
Hayir.
Demirel Mason
muydu?
Bizim bir ilkemiz daha var Emin Bey... Biz kendimizden baska hiç kimsenin Mason
oldugunu söyleyemeyiz. Bir kardesimiz Mason oldugunu söyleyebilir ama, bir
Mason bir baskasinin Mason oldugunu asla söyleyemez.
Niçin
söyleyemez?
Çünkü Mason oldugu ortaya çikarsa, bulundugu muhit ve çevre kendisine zarar
verebilir. Bu durum, çok basimiza gelmistir. Basarili birisinin Mason oldugunu
anladiklari zaman, onu bir tarafa birakmislardir veya lâyik oldugu imkânlari
saglamamislardir. Dislamislardir... Ilk zamanlarda Masonlari öldürdükleri bile
olmus Avrupa'da.
Yani bir
insanin Mason oldugu Türkiye'de duyulursa, ona zarar geliyor mu?
Eh bazen!... Onun için biz açiklamiyoruz. Ama isteyen kendisinin Mason oldugunu
söyleyebilir.
Su anda
Türkiye'de devleti ve hükümeti yönetenler arasinda Masonlar var mi?
Politikacilardan ve yöneticilerden yeteri kadar kardesimiz var. Çok degil
ama...
Komutanlardan
var mi?... Mesela orduda ragbet görüyor mu Masonluk?
Bizim, emekli subay kardeslerimiz çok. Fakat bu son çikan Dernekler Yasasi
nedeniyle, memur kimseleri alamiyoruz... Çünkü, bakanligindan izin almasi
lazim. Hiç kimse de "Ben Mason olacagim" diye izin istemiyor.
Askerlerin de baska kuruluslara üye olmasi yasaklandi. Bu durumda askerlerden
de üye alamiyoruz. Su anda hiç asker üyemiz yok.
Sizin bütün
kayitlariniz, üye listeleriniz falan devletin denetimine açik mi?
Gayet tabii... Dernekler Yasasi'na göre çalisan bir kurulusuz. Sik sik gelip
hesaplanmizi, defterlerimizi incelerler. Rapor düzenleyip bir nüshasini bize
verirler. Çok sükür simdiye kadar açigimiz çikmadi.
Sayin Alsaç,
bir sey daha soracagim... siz Masonlar, diyelim ki bir baska yere gittiniz.
Orada baska Mason olup olmadigini ögrenmek ve kendinizin de Mason oldugunu
anlatmak istiyorsunuz. Bu is için belli sifre, parola veya isaretleriniz mi
var?
Bazi evrensel isaretlerimiz ve tanitma seylerimiz vardir.
Ama parola,
sifre gibi seyler var galiba. Bunlar degisir mi arada sirada?
Hayir- Bazisi çok az degisir.
Peki nasil
tanitiyorsunuz kendinizi efendim?... Yani yazili belge götürdügünüz durumlar
disinda, el sikisirken mi bir isaret çakiyorsunuz, ya da göz mü kirpiyorsunuz?-
(Orhan Alsaç çok gülüyor)-
Parola kelimemiz var, el sikarken bir davranisimiz var.
Mesela ne
yapiyorsunuz el sikarken?
O söylenmez ki!- O zaman size bir sir açiklamis olurum, siz de gidip kendinizi
Mason diye tanitirsiniz. Tabii baska seyler de var. Ben hepsini söylemiyorum.
Diyelim ki, bir
vatandasimiz Mason oldu. Sirlarimizi ona yavas yavas mi ögretiyorsunuz?-
Istekli bir insansa, kaç yilda ögrenir herseyi?
Bizim bütün sirlarimizi herhalde ölünceye kadar ancak ögrenir.
Çok mu sir var
sizde?
Evet... Ögrenmeyebilir de... Kendisinin kabiliyetine bakar bu isler. Birçok
kardesler, belli derecede kalirlar... Çünkü bir dereceden digerine geçis için
imtihanimiz var.
Siz su anda
Masonlugun Üstadi Azami olarak bütün sirlari biliyor musunuz?
Ben de bilemem... Bazen kendi aramizda "Su kardesimiz bilir herhalde"
diye konusuruz. Yani benden daha iyi bilenler mutlaka vardir.
Simdi siz, beni
mabedinize soktunuz, hatta orada resim çektirme izni verdiniz. Bu durum, ilk
kez oluyor Türkiye'de- Simdi bazi Mason kardesleriniz bu duruma mutlaka tepki
gösterecektir. Bunlar size gelip de, "Üstadim bu yaptiginiz çok yanlis bir
sey" diyebilirler mi Mason kurallari uyarinca?... Yani sizde elestiri
serbest midir?
Bizim kurallarimiz ve Masonik terbiye içerisinde elestirebilirler. Böyle bir
elestiri gelirse, sanirim gençlerden çok, yasli kardeslerimizden gelir... Biz
artik bu eskiden kalma bazi seyleri yikmak istiyoruz. Yavas yavas biraz açilmak
istiyoruz. Çünkü biz saklandikça, insanlar bizden daha çok süphelenmeye
basliyorlar. Halbuki bizim süphelenecek bir yanimiz yok. Biz fena insanlar
degiliz. Hiç kimseye bir zararimiz yok. Ben, biraz daha açik olmaktan yanayim.
Öyle olmaliyiz ki, bu isi biraz daha yaymamiz mümkün olsun. Dünya Masonlugunda
da artik bu gibi açilmalar oluyor... Yani bizde elestiri vardir ve
kardeslerimiz beni de elestirebilirler.
Siz
kardeslerinizin dini inançlarina müdahale eder misiniz, Masonlar olarak?...
Mesela namaz kilmasina, oruç tutmasina veya bunlari yapmamasina karisir
misiniz?
Bizim için önemli olan, Allah'a inanmasidir. Ötesine biz karismayiz.
Sayin Alsaç,
konusmamizin sonuna geldik. Burada sizin özellikle söylemek istediginiz bir
seyler varsa, lütfen söyleyin... Çünkü Masonluk olayini ister istemez çok
yüzeysel olarak biliyorum- Bir çok seyi bilmedigim için de, aklima baska soru
gelmiyor dogrusu.-
Efendim, sunlari söylemek isterim... Biz artik toplumdan sanki çok ayri bir
kurulus gibi kendimizi gizlemek ve kapamak istemiyoruz. Ama toplum bizden
kaçiyor. Bize yakinlik gösterseler. Insanlarin Mason olmasinda hiçbir sakinca
yok. Çünkü bizde kötülük yok. Ama Masonlugun bir de felsefi yönü var. Bize
gelen kardesimiz isin bu yanini anlayip kavrayacak düzeyde degilse, o zaman
bizim yaptiklarimiz tuhafina gider. Hareketlerimize sasirir ve söylediklerimizi
anlamaz. Törenlerimizi görünce "Ne yapiyor bunlar?" diye sorar. Iste
bu yüzden biz seçerek aliyoruz.
Yanilgiya
ugradiginiz olmuyor mu adam seçerken?
Gayet tabii oluyor.
Isteyen herkes,
Masonluktan ayrilabilir mi?... Begenmezse birakip gidebilir mi?..
Istifa etmek suretiyle, rahatça ayrilir. Ama Mason olarak ona verdigimiz bazi
seyler, elbette ki onda kalacaktir. Sirlar kalacaktir. Bu yüzden de, Mason olan
kisi bir daha Masonluktan çikamaz deriz biz... Çünkü sirlarimizi koruyacagina
yemin etmistir.
Masonluk
olayinin püf noktasi, bu sizin sirlarinizda galiba... Öyle degil mi Sayin
Alsaç?... O sirlari ben bilemedigim için size sormam mümkün olmuyor- Siz de
zaten anlatmiyorsunuz.
Ben size, bizim korkulacak insanlar olmadigimizi anlattim. Bu yeterlidir Emin
Bey...
Sayin Orhan
Alsaç, bu konusma için size çok tesekkür ediyorum. Özellikle beni mabet <l10.html>lerinize soktugunuz için
ayrica tesekkür ediyorum. Böylece gerçekten çok merak ettigim gizli bir yeri
gözlerimle görmüs oldum... Size basarilar diliyorum efendim...
Hürriyet,
24 Aralik Pazar, 1989 </TD
Masonlugun
özelligi
28 Agustos 1972'de Büyük Üstad Hayrullah Örs'ün Milliyet'te yayinlanmis, Abdi Ipekçi ile "Sohbet"i
IPEKÇI
- Masonluk öteden beri üzerinde çok taartisilan, dedikodulara yol açan bir
konu... Herkes bu hususta degisik bilgilere sahip. Masonluk konusunu bize
açiklar misiniz?
ÖRS - Abdi Bey, bu dedikodular deyimini Türkiye için kullanabiliriz. Bugün
meselâ Amerika, Almanya'da, Isveç'te böyle bir dedikodu mevzuubahis degil.
Isveç'te zaten bir anane olarak Kral, Isveç Büyük Locasinin büyük üstadidir.
Isveçliler aristokrasiye merakli olduklari için daima Krali büyük üstad
seçerler.
IPEKÇI - Büyük
üstad dediniz, bu baskan mi oluyor?
ÖRS - Efendim, bizde baskana, büyük üstad denir. Bu aslinda
"usta"dir. Mason'luk ortaçagda kurulmus olan yapi isçilerinin,
bugünün deyimiyle sendikasidir. Lonca'larin zamanla sekil degistirmesinden
dogmustur.
IPEKÇI - Nerede
baslamistir?
ÖRS - Baslangiç olarak, bizim operatif Masonlar dedigimiz, yapi isçilerini
alirsak, Sark'ta baslamistir. Bunlar evvelâ esnafi çirak -kalfa- usta diye üç
zümreye ayirirlar ve geçisler bir imtihan seklinde biraz dinî, biraz mistik
törenlerle yapilirdi.
IPEKÇI - Sark
derken hangi ülkeleri kastediyorsunuz?
ÖRS - Bilhassa Irak. Sonra bizim Ahî teskilâtinin da ondan dogdugu ve
Avrupa'ya da Haçli Seferlerinden geçtigi anlasiliyor. Çünkü o kadar
benzerlikleri var ki, bu tesadüfi olmaz. Avrupa'daki bütün Mason deyimlerinde
bir yapi santiyesi özelligi var. Bizimki o sekilde gelismemis, onun için
Avrupa'dan tekrar bize intikal etmistir. Meselâ bir Gotik Katedral kuruluyor.
Bilhassa Gotikler zamaninda faaliyete baslamis Loncalar. Bu Katedral için
birçok yerden isçi gelecektir. Çünkü bir yerin isçisi, Katedral yapmaya yetmez.
Halbuki eski devirlerde Loncalar, sadece bir sehre bagliydi. Meselâ, kuyumcular
baska yerde kuyumculuk yapamazdi. Bu konuda bir tek sanat müstesna idi:
Yapicilar. Bunlar tas yontuculari, kalfalari ve sürveyanlari ile bir Lonca
teskil ediyorlardi. Bunun adi "Loca"dir. O devirlerde birbirlerini
tanimak için bugünkü gibi ellerinde diploma yahut herhangi bir vesika,
fotografli belge, mahalle muhtari kagidi olmadigi için, birbirlerini birtakim
isaretlerle tanirdi. Bir yerin kalfasi baska yere gittigi zaman kendisini
kolayca tanitabilirdi. Bu gelenek Almanya'da son zamana kadar sürmüstü. 17.
asirin ikinci yarisinda sanirim Ingilizler kulüp hayatini çok severlerdi.
Duvarci vesaire olmadiklari halde bu localara simdiki deyimle fahri üye, yahut
seref üyesi olarak girmisler ve toplanmaya baslamislardi. Buralarda pek üstün
meseleleri konustuklarini sanmam, vakit geçirmek için olsa gerek... Ama
seremonileri devam etmistir. Bunlara centilmen Masonlar diyorlar, hakiki
duvarcilar, yapicilar degildirler. Bunlarin adedi çogaliyor.
IPEKÇI - Bu
safhasinda mahiyetini, karakterini degistirmis oluyor mu?
ÖRS - Karakterini söyle degistiriyor: O zamana kadar maddi olan seyler
sembolik anlam aliyor. Meselâ Gönye dogrulugun sembolü oluyor. Bütün kullanilan
deyimler ve aletler Masonlukta sembolik anlamlar aldigi için, buna
"sembolik Masonluk" da deniyor.
IPEKÇI -
Degisiklik yalniz sembolik anlamda mi?
ÖRS - Zihniyette de oluyor. Ingiliz düsünürleri, meselâ Kralî Cemiyet
üyelerinin bir kismi bu localara giriyorlar ve insanlik ideallerinin
prensiplerini koyuyorlar. Bu arada 14. Lui, Protestanlara gösterilen toleransi
kaldiriyor ve Katolikligi hâkim kiliyor. Protestanlarin bir kismi Ingiltere'ye
gidiyor. Bunlar içinde meselâ meshur bir alim var: Desagulier. O da Mason
oluyor. Bunlarin basit duvarci sembolizmasi içinde o devre göre, üstün
fikirleri tartisiyorlar. Diyorlar ki, insan hürdür. Ikincisi, insan herhangi
bir dine, bir millete mensup olmakla insanlik camiasindan çikmaz. Insanlar bu
farklarini muhafaza etmekle beraber, pekâlâ dost olabilirler. Üçüncüsü su: bir
devlet lâzimdir. Binaenaleyh Masonluk, devletin kanunlarina itaat etmeye
mecburdur. Ne dogrudan dogruya, ne de kendi teskilâtini vasita ederek, herhangi
bir hükümet aleyhine harekete girmeyecektir. Bunun bir kanunnamesi var; o
devirde yapilmis. Bu mecburî bir sey degil. Fakat bunu tatbik etmeyen, bunu kabul
etmeyen Mason localarina düzensiz Masonluk denir. Bu yasa 1723'de
nesredilmistir.
IPEKÇI - Gizli
degildir yani?
ÖRS - Hayir. Bunlarin hiçbiri gizli degil. Bu bir gizli dernek degildir.
Sadece kapali bir dernektir. Bütün bu söylediklerimi ansiklopedilerde
bulabilirsiniz. Bizim ansiklopediler maalesef kendiliklerinden mutlaka bir sey
katiyorlar -Larus'da bulabilirsiniz Bu kanuna biz eski mükellefiyetler, yahut
eski yükümlülükler diyoruz. Bunun basinda Mason, Allah'a inanir, kaidesi
konuyor. Allah'a hiristiyanlarin inandigi gibi teslisle üçlüyle inananilabilir,
Müslümanlarin inandigi gibi tek, esi ve benzeri olmayan Allah olarak
inanilabilir. Budistler gibi inanilabilir. Bunun sekli üzerinde Masonluk ne
münakasa eder, ne de su sekilde düsüneceksin, der. Tam münkir olanlari
almayacaksiniz, diyor. Buna da sebep, böyle insanlarin topluma lâzim olan
seyleri de inkâr etmesi endisesidir. Dogru veya yanlis. Kardesler kurduklari
birtakim müesseselerle toplumun faydasina çalisir. Meselâ Kizilhaç -ki ilk defa
bunu ortaya atan adam Dunant, Masondu- bu, Kizilhaç'i Masonluk kurdu, demek
degildir. Ama bir Mason yapti. Meselâ Dunant gibi, Türkiye'de Kizilay'in
kurulmasi isinde üyelerin kismi azamisi Masondur. Ilk kurulusunda, uzun zaman
onun basinda bulunanlardan Besim Ömer Pasa, Türkiye Masonlarinin büyük üstadi
idi. Bu sekilde faydalari çok büyük olmustur Masonlugun. Görünür fayda olarak
daha ne yaptilar? Birçok seyleri de sayabilirim. Ama sayamadigim birçok seyler
de vardir. Bir misalini söyleyeyim size. Churchill ile Attlee'nin ayni locada,
ayni sirada oturmalari, belki Ingilizlerin birbirleri ile öldüresiye mücadele
etmelerine engel olan seylerden biridir, diyebiliriz.
IPEKÇI - Ikisi
de Mason muydu?
ÖRS - Ikisi de Mason'du.
IPEKÇI -
Efendim, tarihi gelismesini anlatiyordunuz. Ingiltere'den çikip Kit'a
Avrupasi'na geçtiginden söz etmistiniz. Türkiye'ye nasil ve ne zaman gelmistir?
ÖRS - Ben vesikaya dayanmayi seven adamim. Hikâyeler çok. Bir tanesine
göre, Ahmet III. zamaninda sefaretle giden Yirmisekiz Çelebi'nin Mason olarak
döndügü söylenir. Bunun hakkinda birsey bilmiyoruz. Ikinci bir rivayet var:
Kont de Boneval'in -Kumbaraci Ahmet Pasa- Mason oldugu. Fakat o devirde
Fransa'da Masonluk pek parlak degil. Fransa'ya Masonluk geçtikten sonra herkes
aklina göre bir sistem kurdu. Hattâ bunlar için de büyük dolandiricilar vardi.
Meshur Kazanova da Masondur. Hattâ hatiralarinda geçer, kadin localari bile
açmislar. Birsey daha söyleyeyim; muntazam Masonlukta kadin localari yasaktir.
IPEKÇI - Neden?
ÖRS - Bunu hanimlar da sorar herkese. Su cevabi veriyorum; bir dülger
loncasinda marangoz loncasinda eskiden kadin bulunmazdi.
IPEKÇI - Ama bu
devirde kadinlar çalisiyor.
ÖRS - Masonluk bir taraftan kendini ileriye tamamen açmistir. Meselâ
Masonluk XVIII. yüzyildan beri tamamen lâiktir. Masonluk bütün dinlere kapisini
açmistir ve kimsenin dinine taarruz etmez. Masonluk demokratiktir. Hersey
seçimledir. Bir veya iki sene için seçilenin yerine ertesi sene baska birisi
seçilebilir. Bütün localarda da böyledir. Falan su soydandir, bu soydandir
yahut su zengindir, bu zengindir gibi seylere bakilmaz. Bütün bunlara ragmen,
bir muhafazakâr tarafi oldugunu da kabul edelim. Belki yasamasi bunun
sayesinde.
IPEKÇI - Yalniz
burada üstüste oturmayan bir durum var Hayrullah Bey. Bir yanda ne din, ne
siyasi, ne düsünce, ne de insanlarin durumu bakimindan hiçbir ayirim yapmiyor.
Ama cinsiyet konusunda kesin ve kati bir ayirim yapiyor. Bu, baslangiçta iste
erkekler marangozdu, dülgerdi. Kadinlar degildi...
ÖRS - Hayir, yalniz o izahlarla da degil. O devrin münevver hanimlari da
bugünkü hanimlar degildi. Onlar meselâ Molière'in meshur "Bilgiç
Kadinlar"i gibi idiler. Birkaç tane var meshur o devrin sair hanimlari
ama. O devrin kadin seviyesi neydi, yakin zamana kadar neydi?
IPEKÇI - Evet,
simdi Türkiye'deki gelismeye gelelim Hayrullah Bey.
ÖRS - Elimizdeki vesikaya göre; 1760-70'lere dogru Istanbul'da bir Loca
açilmis. Rivayete göre 1738'de de açilmis oldugu söylenen bir Loca var, fakat
döküman yok. 18. asrin ikinci yarisinda ise, Istanbul'da, Izmir'de, Halep'te,
Iskenderun'da kesin olarak bilinen Localar var. Loca açmak için bir büyük
Locadan müsaade almak lâzimdir. Kendisinin Büyük Locasi yoksa, yabanci
memleketten patent almalari lâzimdir. Fransa'ya bagli olanlardan
"Terakki" diyecegimiz bir "Progrès" Locasi vardir. Oraya
1873 senesinin sonbaharinda Namik Kemal'in girmis oldugunu okuyoruz, vesikasi
var. Zaten fotokopileriyle bunlari nesretmek istiyoruz. Bir müddet sonra da,
Sultan Murat ayni Locaya giriyor. Bu konuda türlü rivayetler var. Hikâyenin asli
su: Sultan Murat Mason olmak istemis. Kethüdasi Seyit Bey Mason. Çok ileri
fikirli bir adam. Çok zor durumda kalmis. Reddetse bir türlü, kabul etse Sultan
Aziz'in hismina ugramak ihtimali var. Onun için Kadiköy'de bir evde tamamen
entim, 12 kisilik bir grup tarafindan merasim yapilmis. Ertesi sene onun da
bulundugu bir toplantida kardesi Nurettin efendi, sonra Kemalettin efendi de
Mason olmustur. O devirde yani Sultan Aziz devrinde Masonluga girenler çok.
Pasalar var. O devirdeki matriküller elimizde. Böylece Abdülhamid'e kadar
geliyor. Abdülhamid, Masonlukla ugrasmiyor, Masonlarla ugrasiyor. Bunun da
saiki, Sultan Murad'in tekrar tahta geçirilmesidir. Çünkü akilli oldugu tevsik
edilecek olursa, is bozulacak. Masonlar aleyhine Türkiye'de ilk defa yaygin
nesriyat yapilmasi bu devirdedir. Dinsizlik masalini nerden ele aldilar? Isin
enteresani o. Baska seyler bulabilirlerdi. Meselâ, zati sahaneye suikast
yapacaklar, falan filan derlerdi. Halbuki Mason münkir degildir, dinlere
hürmetlidir. Yalniz müessese olarak dinle mesgul olmaz. Bir ahlâk cemiyetidir.
Bizim içimizde mü'minler, bugün de var, dün de vardi. Mü'min olan kardeslerimiz
çok. Sunu söyleyeyim, iki tane Seyhülislâm hiç tereddütsüz Mason olmustur. Musa
Kâzim Efendi ile Hayri Efendi. Bunlarin kayitlari var. Üçüncü büyük ve
gerçekten üstadlarimizdan biri, Müderris Mahmut Esat efendidir. Defteri Hakani
Naziri. Ben 1926'da Mason oldum. O devirde bizim aramizda ilmiye sinifi
dedigimiz, yani din adamlari, yahut din ulemasindan birçok insanlar vardi.
Sultan Murat'in girmis oldugu ve Progrés Locasinda, iki tane de kadi var. Bir
tanesi Rodos'tadir. Isimleri ile künyeleri kayitli. Sultan Hamid devrinde yine
birçok Masonlar var. Meselâ Emrullah efendi. Bizde dalginligi ile taninir.
Emrullah efendi gerçekten büyük bir adam. Kendi basina, Muhit ül- Maarif adinda
bir ansiklopedi yazmak istemis. Fakat bir tek fasikülünü çikarabilmis, ama o da
bugün iftihar edilecek kadar güzeldir. Sonra Sadrazam Hakki Pasa, Müsir Deli
Fuat Pasa, hattâ hattâ Plevne Müdafii Osman Pasa... Bütün Avrupa
ansiklopedilerinde onun adi geçer. Hürriyetin ilânina kadar bu böyle geliyor.
Hürriyetin ilâninda eskiden kurulmus, yabanci localara bagli olan üç loca, bir
milli büyük loca kurmak istiyor. Hakikaten bir memleketin kendi büyük locasi
olmasi lâzimdir. Yabanci kuruluslarin gelip de bir memlekete loca açmalari hos
bir sey degildir. Böylece Sadrazam Talât Pasa, "Masrik-i Azam-i
Osmanî" adiyla kurulan büyük locanin basina geçmisti Sonra Süleyman Faik
Pasa üstad olmustur. Faik Pasa daha sonra birinci savasta sehit düsmüstür. Bu
loca 1935'e kadar muntazam Masonlukça taninmayan bir büyük loca olarak
"Masrik-i Azâm-i Osmanî" olarak devam etmistir. Taninmamis
olmasinin sebebi, kurulusunun kendi basina buyruk olusudur. Üç muntazam locanin
bir büyük loca kurmasi lâzimdir. Bunlar ise tepeden inme, asagi yukari Sadrazam
emriyle kuruldugu için taninmiyordu. 1935'deki kapanisi hakkinda birçok
hikâyeler vardir. O zaman bütün derneklerin kapandigini hatirlamak lâzimdir. O
devrin gerekli görülen prensibi bu idi. O devirde, bütün dernekler kapanmistir
Türkiye'de. Halkevleri, Halk Partisi var, hepsi buraya girsin, denmistir.
Bakin, Ana Çizgileri ile Türkiye'de Masonluk Tarihi diye bir kitap var.
Içisleri Bakani Sükrü Kaya bu mesele üzerinde o zaman, "Türk Masonlari
kendi ideallerinin hükümetin esas programinda dahil oldugunu görerek kendi
teskilâtlarini kendileri feshetmislerdir. Hükümetin bu is üzerinde hiçbir
tesebbüs ve alâkasi yoktur" demistir. Bu is, o sirada Avrupa'ya aksediyor.
Masonlar da "Biz kendimiz kapattik" diye ilân ediyorlar. Kapatma,
haddizatinda devlet tarafindan bir kapatma degil; elbette ki tavsiye ile; siz
bunu kapatin. Zaten bütün hepsi kapaniyor, diyerek; 1948 senesinde yeniden
açildi. Zaten devletin bir emri ne de bir mahkeme karari vardi.
IPEKÇI - 1935
ile 1948 arasinda hiçbir faaliyet olmadi mi?
ÖRS - Hiçbir faaliyet olmadi.
IPEKÇI -
Atatürk'ün bu konudaki görüsleri bilinir mi?
ÖRS - Müsbettir. Atatürk'ün Mason prensipleriyle bagdasmayacak tarafi yok.
En yakinlari bunlarin içerisinde. Meselâ Sükrü Kaya, meselâ Hariciye Vekili
Tevfik Rüstü Aras. Daha birçoklarini sayabiliriz. Bazilarinin aileleri
açiklanmasini istemez. Yani öyle bir hale geldik ki, iftihar edilecek bir
müessesenin baskani oldugum halde, bakin ne olur ne olmaz diye isim vermekten
kaçiniyorum. Masonluk nerde vardir, nerde yoktur? Evvelâ Mason'luk demirperde
gerisindeki memleketlerde yoktur.
IPEKÇI - Neden
yoktur orada?
ÖRS - Masonluk diktatörlükle ayni zamanda yasayamaz. Bir diktatör rejim,
hür fikre, kendinin kontrol edemedigi birseyin yasamasina tahammül edemez.
Demirperde gerisindeki durum daha ayri. Onlar bizi nedense burjuva
enternasyonali olarak telâkki ediyorlar. Lenin'in de sözleri var:
"Masonlukla mücadele edilmelidir" diye. Meselâ Tito: Bir Yugoslav
isçisi Masonlugun sembolü olan iki sütunu yikiyor seklinde pul çikarmistir.
Ispanya'da Masonluk yoktur. Çünkü Ispanya hem diktatörlük, hem de Katolik
diktatörlüktür. Portekizde de yoktur. Portekiz ve Ispanya'da Masonlar 19.
yüzyilin sonlarinda iskenceye ugramislardir. Arap memleketlerinde Nâsir
kendisinin büyük üstad yapilmasini emir buyurmus ve yaptirmis. Sonra da
kapamistir. Bizim bildigimiz Misir'da çok eski bir Mason gelenegi vardir. Geri
kalan memleketlerin hepsinde vardir Mason teskilati.
IPEKÇI -
Uluslararasi bir burjuva teskilâti oldugu iddiasi ne derece dogru?
ÖRS - Uluslararasi bir irtibati yok ki, burjuva teskilâti olsun. Masonluk,
üyelerini mutlaka belirli bir kültür seviyesine çikmis olan insanlardan alir.
Servet seviyesi demiyorum, kültür seviyesi diyorum. Niçin isçi almiyorsunuz
diyorlar. Isçinin de kendi teskilâti var. Onun da sendikasi var, su var bu var.
Oraya da girebilir. Bunun kurulusu bu.
IPEKÇI-
Isçilere kapali mi yani, prensip olarak?
ÖRS - Kapali degil. Ama gelmez. Kültür seviyesi o çizgiye gelmis olan bir
isçi, pekalâ girer. Amerika'da gayet çok isçi de var. Bizde isçi adindan
korkuyor, yoksa istese gelir. Bize kim gelemez? Biz tahkikat yapiyoruz. Evvelâ
biri talip oluyor. Istiyor girmeyi. Ona Masonlugun ne oldugu anlatiliyor. Ondan
sonra hakkinda locada gizli bir oylama yapiliyor.
IPEKÇI -
Oylama...
ÖRS - Evet. Ondan sonra 3 kisi tahkik ediyor. Bu üç kisinin tahkikatinin
sonunda loca binalarinda da resmi asiliyor, tahkikatindan sonra bu tahkikat
evraki okunuyor, yeniden bir gizli oylamaya gidiliyor. Eger gizli oylamada
belirli bir sayidan çok siyah oy çikarsa red ediliyor. Yani ben istesem de
herhangi bir insana vaad edemem "Seni buraya alirim" diye.
IPEKÇI - Bu
tahkikatta nelere...
ÖRS - Ahlâki durumu nedir? Muhitinde taninis sekli. Mahkûm olmus mudur,
müflis midir, su mudur, bu mudur? Evet, bir insani, insan olarak ölçerler.
Baska bir sey degil.
IPEKÇI -
Efendim, bir de giriste gizil yapilan merasimler var.
ÖRS - Gizli degil.
IPEKÇI - Bu
nedir ve neye lüzum duyulur?
ÖRS - Bu tarihi bir seydir. Belki 14. asirdan kalma. O da degismistir.
Bundan bile mâna çikartiyorlar. Girdigi zaman üzerinde para ve kiymetli sey,
maden diyoruz, bizde bunlar bulundurulmaz. Onlari kendisi bir torbaya koyar.
Bunun manasi sudur: Aslinda insani insan yapan üzerindeki o paralar ve kiymetli
seyler degildir. Insan çiplak ve esit olarak dogar. Bazi tarikatlar tam soyarak
sokuyorlarmis. Onlar gibi yaptigimiz sanilmasin. Yoksullara yardim isteriz biz
o sirada. Yardim kesesi dolasir, çünkü bizim her toplantimizin sonunda bir kese
dolasir, herkes elini sokar o keseye. O keseye para atar.
IPEKÇI - Alan
olmaz mi?
ÖRS - Olur. Olabilir. Alabilir, çünkü onun hakkidir. Eger o gün ihtiyaci
varsa o keseden kendi ihtiyaci kadarini alir. En sonunda o kese üstada verilir.
Para ile bazi localar çocuk okuturlar, bazi localarin bir hastanede yataklari
vardir, kimi vakit o anda bir kardesin herhangi bir kimse için yardim istegi
yerine getirilir. Bu dogrudan dogruya yardimdir.
IPEKÇI - Yalniz
kendi üyelerine degil mi?
ÖRS - Hayir, hayir, hayir. Bu yardim kendi üyelerine degildir. Zaten
umumiyet itibariyla kendi üyeleri bu yardima muhtaç degildirler. Fakat bizim
içimizden de eger birisi düskün olursa ki, ben geçende bir anket yaptim, bugün
hiç kimsemiz yok. Böyle bizim tarafimizdan bakilmaya muhtaç. Hani kendi
kendilerine yardim ederler, filan bu degil. Öyle locamiz var ki, bir okulu
himaye etmistir. Zaman zaman ben Istanbul Maarif Müdürlügüm zamaninda bir loca
en fakir okullardan birini göster, dediler bana. O okulun senelerce bütün
ihtiyacini temin ettiler. O okul da bilmiyordu, nereden geldigini bunun.
IPEKÇI - Yani
su halde yardimlasma ilkesi kendi üyeleri arasinda degil, daha çok disariya
dönük.
ÖRS - Disariya daima.
IPEKÇI - Yalniz
ben efendim, birçok hikâyeler dinledim. Meselâ, bir Mason, bir yabanci
memlekete gittiginde orada o belli isaretlerden birisiyle kendisini
tanittiginda karsisindaki adamin baskalarina göstermedigi yardimlardan
yararlanmis. Buna dair birçok hikâyeler duydum.
ÖRS - Simdi bakin, baskalarina göstermedigi yardim demeyelim. Fakat bu
mümkün. Su: Bize de gelen olur, ama isaretlerle falan degil, umumiyet
itibariyla hüviyet varakasiyla. Ona biz, yabanci bir memleketten gelen bir
kardese yapilan ilgiyi gösteririz. Bir otelde oda bulma, yahut "ben gezmek
istiyorum, bana yardim eder misiniz?" Eger bos zamanimiz varsa, biz onu
gezdiririz. Yani böyle, bundan ibarettir bu. Ama çok mustar vaziyete düserse,
meselâ, olmustur, size bir misâl söyleyeyim: bizim bir kardesimiz Almanya'da,
Münih'te buradan kanserli olarak gitti esiyle beraber ve öldü. Ismini
vermeyeyim, çok zor vaziyette kalmisti esi. Çünkü Türkiye'den para bulmak,
cenazeyi Türkiye'ye nakletmek, su bu. Oradaki bir loca hemen her seyi yapti
kendisi için. Esine de para verdiler. Tarih boyunca ta bilmem ne zaman olmus
sey bugün söylenmez. Falan zamanda su yapildi diye. Ama buna mukabil eskiden de
çok iftihar edecegim seyler var. Meselâ Ingilizlerle Amerikalilar, Amerika'nin
Istiklâl Harbi sirasinda dögüstükleri zaman, yanlarinda asker localari var.
Loca çadirlari var. Halen de Ingilizlerin de, Amerikalilarin da hattâ
Fransizlarin da militer localari vardir.
IPEKÇI - Yalniz
askerlere mahsus mu?
ÖRS - Yalniz askerlere. Çünkü onlar yer degistiriyorlar. Gittikleri yere
giremezler. Onun için bu sekilde localar vardir. Bunlardan birinin çadiri
ötekinin eline düstügü zaman, muharebenin tavsadigi zamanda, bir beyaz bayrakla
isaret ederek, gelip aranan Masonlarini öbür tarafa teslim etmislerdir. Bu
hatir hoslugunu yapmislar ama, yine de kiyasiya dövüsmüslerdir.
IPEKÇI -
Efendim, basindan beri verdiginiz izahattan su sonuç çikiyor. Yani Mason
kurulusu daha çok bir sosyal kulüp...
ÖRS - Öyledir, bir nevi ahlâki ve sosyal...
IPEKÇI - Yalniz
bu ihtiyaci karsilamak için mi kurulmustur ve yalniz bu ihtiyaci mi
karsilamaktadir? Bunun disinda bir maksadi yok mudur?
ÖRS - Loca'daki üyeler yarinki toplum insanlarinin yapi taslarinin
sembolleridir. Bunlar bir araya gelerek bir ideal dünya mâbedi kurulacaktir. Bu
mâbed içinde insanlar dövüsmeyecekler. O insanlar birbirlerini yemeyecekler, o
insanlar senin baban, falandi, binaenaleyh sen artik bizim aramiza
giremeyeceksin, demeyecekler falan, filan... Böyle bir idealimiz var. Ama bu
ideal tamamen egitimle ve zamanla olacak bir sey olarak düsünülür. Hiçbir zaman
bunu zorlamakla yapma yoluna gitmek akillarindan geçmez Masonlarin. Evet,
hikâye bu.
IPEKÇI - Simdi
efendim buna dair duyulan süpheler ve tartismalara konu olan hususlar var.
Müsaade ederseniz onlara da deginmek istiyorum. Birisi gizlilik yahut
kapaliliktan doguyor. Bu bahsettiginiz ideale varmak için veyahut o ideal için
çalismak üzere kurulacak cemiyet, neden yalniz gizli yahut kapali bir teskilat
olarak düsünülüyor?
ÖRS - Simdi basindan alalim. Bugünden misâl almayalim; evvelâ isterseniz
ilk kuruldugu zamani alalim. O devirdeki aristokratlar malûm, bunlar için
hattâ, mavi kanli demisler. Kanlarinin bile rengi baska. Aralarindan halktan
insanlar; burjuva da var. Ötekiler zaten böyle bir toplumun içerisine girecek
seviyede degil henüz. Böyle bir toplulugun kapali olmadigini farzetseniz,
meselâ bir locanin halktan bir baskani var. Halbuki o locanin üyelerinin
içerisinde kontlar var; Ingiltere'de ise lordlar var, bilmem ne var, böyle bir
sey açik oldugu takdirde bu müessese yasar mi? Insanlar zayiftir. Kapali iken
tahammül eder, öbür türlüsüne tahammül etmez. Size ben bir misâl söyleyeyim:
Ingiltere krallarindan hangi Edvard'dir bilmiyorum, bir tanesi iste, 18. asrin
sonlarina dogru Iskoçya'nin bir büyük locasi var. Iskoçyalilar demisler ki,
"biz kendimizin almadigimiz insani, büyük üstad olarak basimizda
göremeyiz." Iskoçyalilarin malûm milli taassuplari var. Ve krali almak
için seremonisini yapmislar. O seremonide baskan postaci. Inisiye edilen de
kral. Bu ideal toplum olmadan, insanlar arasinda esitlik olmadan bunu bir yerde
kapali olarak yapmaktan baska hiçbir çare yoktur. Umum Müdür Bey, orada Umum
Müdür Bey degildir. Orada falan kardestir. Bu kapalilik bunun yasamasini temin
etmistir. Kapali olmasaydi yasamazdi. Zaten baska türlü izah edemeyiz ki...
IPEKÇI -
Kapalilik, yani bir ihtiyacin geregidir.
ÖRS - Evet. Ve bu açilamaz.
IPEKÇI -
Islâmiyete aykiri bir kurulus oldugu?
ÖRS - Hiçbir tarafi yoktur. Bir tek seye aykiri sayiyorlar: Cihad'a aykiri
sayiyorlar. Ama Cihad da Islâmiyetin ilk devrinin bir zarureti olmustur. Bugün
için kimse cihad-i fisebilillah tabiatiyla Allah emri olarak, kendi dininden
olmayanlara karsi mücadeleyi istemez.
IPEKÇI -
Siyonizmin bir vasitasi haline gelmis midir?
ÖRS - Hiç alisverisi yoktur. Sebebi de su: Siyonizm yeni bir seydir.
Bilindigi gibi siyonizmin kurulusu 19. yüzyilin uyanma devrinde Yahudiler bir
vatan kurmak istemislerdir. Bunlarin, hattâ ben size biraz itiraf gibi olacak
ama, baslangiçta Yahudi almamislardir Ingiltere'de. Nerde siyonizm?
IPEKÇI -
Baslangiçta siyonist olarak kurulmus olmasi mümkün degildir açiklamaniza göre.
Fakat bugün siyonizmin bir vasitasi haline gelmis midir?
ÖRS - Olamaz. Çünkü siyonizmin zaten ideali tahakkuk etmistir. Siyonizm bir
Siyon'da Kudüs'te bir vatan kurmak degil midir? Onlarin Mason localarina ne
ihtiyaci var? Ayrica onlarin Bene Berit kuruluslari diye bir teskilâti varmis.
Bu sekilde yani bize benzer bir sey degil. Onlar ayri bir milli gaye takip
ediyorlar. Biz milli bir gaye takip etmiyoruz. Bizim gayemiz insanî.
IPEKÇI - Evet,
simdi deginmek istedigim hususa gelmis oldunuz böylelikle. Yani, milli bir gaye
takip etmemek milliyetçilik suuruna karsi bir durum yaratmiyor mu? Bu yolda
yapilan suçlamalara karsi ne diyorsunuz?
ÖRS - Her loca millîdir. Evvela kendi milletine hürmet edecektir. Meselâ
bakin size ben bir sey göndereyim bu seyle alâkali. Belki merakla da okursunuz.
Fransa'da bir loca, Fransa'nin en büyük Katolik hâtibini, Papaz Père Riquet'yi
davet ettiler. Üstad, Père Riquet ile bir konusma yapti, evvelâ takdim ederken
loca'ya, o konusma ve Père Riquet'nin konusmasi da vardir. Diyor ki orada, biz
diyor, söyle düsünüyoruz muhterem peder: "Dünyayi mesut etmeye çalismadan
evvel ilk is, kendi vatanini mesut etmeye çalismaktir. Ancak o takdirde
dünyanin saadeti için insan ugrasabilir." Bizim anladigimiz mânâda, Masonlugun
umumî prensiplerinde Mason evvelâ kendi memleketine baglidir. Kendi memleketine
baglilik, baska memlekete de mutlaka düsman olmayi icab ettirmez. Haddizatinda
insanlar arasinda bir bag vardir. Insanlar arasindaki bu bag, hayatin gidisi
yüzünden körlesmis vaziyettedir. Insanlar birbirlerini yakindan tanisalar bu
bag yeniden kurulabiliyor. Öyle seyler oluyor ki, insan bu insandan bunu nasil
duyuyorum, diye sasiyor. Basit bir insandan o kadar üstün, o kadar yüksek
insanî bir söz duyuyorsunuz ki... Demek ki, o insanda o mündemiç, o var.
IPEKÇI - Çok
tesekkür ederim.
Mason ve
Masonluk üzerine
Kuruldugu
günden bu yana Masonluk, "insanlik" meselesi ile ugrasir. Insanlik
ile, eski "insaniyet" sözündeki gibi, bir taraftan merhametli,
müsamahali, anlayisli, bilgili, olgun insan tanimlanmakta; diger taraftan
insanlik, bütün insanlardan kurulu büyük cemiyeti, yahut bütün insanlarin
tümünü insan etmektedir.
Masonluk, insanligi, her iki manasiyle göz önünde tutar; yani hem, fert
olarak insanin ne oldugunu ve nasil olgunlasabilecegini arastirir; hem de insan
toplulugunun hangi prensiplere uyarak, nasil yasamasi gerektigini tayin etmege
çalisir. Bu ikili faaliyetin tabiî bir neticesi olarak, insanin, o cemiyet
içindeki tutumunu ve görevini tesbit etmek ister.
Yasayan insanin etrafinda yeni yeni dostluk veya düsmanlik iliskileri,
politik akimlar, hadiseler, fikirler belirir. Adetler, kanaatler, zihniyetler
degisir. Önlenmesi imkânsiz hadiseler, birbirlerine zincirlenerek, yeni
durumlar yaratir. Bunlar, kâh iyi, kâh kötü diye vasiflandirilir; fakat insan,
bunlardan hiç birisinin disinda kalmaz.
Büyük bir hareket, hatta kesmekes halindeki dünyanin üstünde -veya içinde-
insan, daima yalniz, daima tek basina, hakikati yahut hakikat zannettigi seyi:
adaleti ve sevgiyi arar.
Insan "yalniz", daha dogrusu "eksik"tir. Bazi
kimselerin, Masonluk teskilâti içinde biraraya gelmek istemelerinin
sebeplerinden bir tanesi de, bu yalnizlik ve eksiklikten kurtulmak arzusu olsa
gerektir: Sanki hepsi eksik ve eksikliklerini bilen kisiler, biraraya toplanmak
suretiyle, birbirlerini tamamlamak, "tam ve mükemmel" bir insan olmak
hevesindedirler. Masonlugu her türlü itikat ve inançlarin, her türlü
ihtiraslarin, siyasî veya dinî cereyanlarin üstünde tutmalarinin sebebi de
budur. Bu sayede sübjektif teferruattan kurtularak, sadece insan olmanin
zevkine varirlar. Kendilerini "tam ve mükemmel bir tek insan" olarak
gördükleri için, bütün insanlari biraraya toplayan cemiyetten, konusmak, onun
istikametlerini tayin etmege çalismak cesaretini bulurlar.
Yalniz, bu teskilâtin içine girecek olan insanin dengeli bir hayat sürmesi
lâzimdir: Tek yönlü hayat, dengeli degildir.
Insanin evvelâ, geçimini saglayan bir meslek hayati vardir. Zamaninin büyük
bir kismini çoluk çocugunun bakimina sarf eder. Bazi insanlar hayatin yalniz bu
yolunda yürürler ve yine de yasadiklarini zannederler: Bilmezler ki, maddî
manada yasamayi temin etmek için asil hayati ihmal etmektedirler.
Dengeli bir
hayat için
Insan isinden bas kaldirdigi zaman, yorgunluklarini giderecek bazi seylerle
mesgul olabilir: Resim yapar, balik tutar; uyur veya bir kulübe aza olarak,
isinin disindaki meselelerle ugrasmak isteyebilir. Bunlar onun hakki, fakat
dengeli bir hayat için kâfi degildir.
Hakikî insanin hayatini, ne maddî geçim için çalismasi, ne de bu çalismanin
dinlenmesi demek olan bir takim "hobi"ler, kaplamalidir: Olgunlasmak,
"kendi kendisini insa etmek" için de bir zaman ayirmalidir. Insan
problemlerini düsünmek; kanaatlere sahip olmak, fakat taassup ve batil
fikirlere itibar etmemek; arzularini keskinlestirmek, fakat ihtiraslarini
yenmek; çok sey istemek, fakat baskalarina zarar vermemek; hayatina bir gaye
tayin edebilmek ve ona dogru yürüyebilecek enerjiyi kendi içinde yaratmak...
Bunlar zor isler olacaktir. Kendi bilgi derecesine, kabiliyetlerine, aklinin
gücüne, içinde yasadigi muhitin sartlarina, ve hele, tesadüflere göre bu yolda
insan, yavas yol alir. bazen tökezler, bazan de yerinde sayar, hatta geri
gittigi bile olur. Masonluk bu yolda yürümeyi kolaylastirir.
Masonluga intisap edenlerin kendi kendilerine sordugu vakidir:
"Acaba Masonluk bana bir sey verdi mi? Verebiliyor mu? Verebilir
mi?"
Bunun cevabi daima müspet olmalidir. Masonluk, kendi kendisini insa etmek
isteyenin bu çabasinin yolunu çizer, ana prensipleri vererek zemini hazirlar.
Sunu ögretir: "Her hadise hakkinda verilecek hüküm, mutlak degil, izafî
olmalidir". Bu düsünce tarzi, kendi kendini ögrenmenin, belki de en mühim
sarti olan "müsamaha"ya götürür.
Sunu da ögretir: Etrafimizi saran insanlar, bir taraftan, hepsi birbirinin
ayni; diger taraftan!birbirinden farkli mahlûklardir. Hepsinin meziyetleri var;
fakat hiç birisinin kusursuz oldugu söylenemez. Her birinin kusur ve
meziyetleri baska baska... Biz, insanlarin, kusurlari ve meziyetleri ile
birlikte kardeslerimiz olduklarini ögrenir ve biliriz. Haklarinda verdigimiz
hükümler, en derin saygi, sevgi ve sefkatle doludur."
Bunlari ögrenmek için Masonlugun içinde olmak lâzimdir; disaridan isitmek
yetmez.
Kendi kendini insa etmek yolunu çizen Masonluk hayatinda da sonsuz
zorluklarla karsilasilir. Herkes, kendi ölçüsünde, bir filozof oldugu için,
kendisine esasli görünen bazi degerleri kabul eder ve onlari muhafaza etmege
çalisir. Fakat, felsefenin getirdigi degerlerde, cemiyet hayatinin gürültülü
patirtili gelismelerinden müteessir olur. Müsbet ilimlerin ve tabiat
ilimlerinin gelismesi süratli; insan ilmi olan felsefenin gelismesi yavas
olmaktadir. Bu dengesizlik insanlarin aklinda krizler yaratir; saglam bilinen
prensiplere ve degerlere olan itimat sarsilip, yok olabilir. Bir insanin,
"hak belledigi yolda", yalniz basina bir ömür çürüttükten sonra, o
yolun "hak yolu" olmadigini görmesi kadar aci, küçültücü, korkunç bir
sey tasavvur edilemez.
Nerden gelip
nereye gidiyoruz?
Felsefe, hele "tradisyonel felsefe" niçin yavas ilerler? Herhalde
kendisine gaye edindigi problemlere ulasmanin insan aklini asmasindan, fakat
belki de bu problemlerin eksik kalmasindan.
Felsefenin cevap vermege çalistigi sualler bilhassa sunlardir:
Insan nedir? Nereden gelip nereye gidiyor?
Bu suallere insanlar hiç bir zaman tam ve mutlak cevap veremediler. Verilen
cevaplar devirlerin sartlarina göre degisebildi. Binlerce seneden beri ayni
fikirlerin münakasasi yapila yapila nihayet öyle bir hale geldi ki, hayatlarini
bu problemlere vakfetmemis olan insanlarin, bunlarla ugrasmasi imkânsiz oldu.
Halbuki bizim, cevabini aradigimiz, baska bazi sualler de var: Insan nasil
yasiyor? Nasil yasamasi lâzimdir?
Bu suallere, dinler, koymus olduklari ahlâk prensipleri ile cevap vermege
çalisirlar. Fakat prensiplerini, Allah, cennet, cehennem, ibadet gibi,
metafizik kavramlara baglarlar. Insanlarin ise, anlamadan inanmalarini
gerektiren metafizik problemlere gitmeden, hayat prensiplerini bulabilmeleri
lâzimdir. Masonluk bu prensipleri, hürriyet, esitlik, kardeslik, çalisma ve
baris sevgisi, demokrasi v.b. olarak, asirlardan beri beyan etmektedir. Bunlar,
insani, dinî akidelerinde tamamen serbest birakmakta fakat, yine de bir hayat
felsefesi verebilmektedir. Temellerini ise, metafizik kavramlarda degil, bu
dünya üzerinde yasayan olgun insanin kendisinde aramaktadir.
Tek tarafli
bilgi eksik ve hamdir
Masonlugun koydugu "insan temeline dayanan bu prensiplere ulasmanin
zorluklari var. Bir insan kendisini nasil bulacak? Insani nasil anlayacak?
Masonik manada olgunluk, insan kültürü, insan bilgisidir. Bu bilginin
üniversel, yani dört tarafli olmasi lâzimdir. Tek tarafli kültür ve bilgi, ne
kadar derin olursa olsun, diger taraflarindan mahrum olacagi için, eksik ve ham
kalacaktir.
Bu olgunlugun belli basli mümeyyiz vasfi "zerafetle yumusatilmis bir
kuvvet"e sahip olmaktir. Yalniz basina veya henüz gelisme halinde olan
kuvvet hamdir, çigdir; hirsli ve saldirgandir; saga sola çarpar; "ask ve
sevgi tanimaz; hayatin saf nesesini tahrip, ihtiraslari tahrik, zulüm ve
cinayetleri tesvik eder". Faydadan çok zarar verir. Sahibini sevimsiz,
hatta tehlikeli hale getirir.
Fakat, kuvvet olmadan hiç bir sey yapilamaz; yalniz onun olgunlasmasi icap
eder ve bu da "kuvvetin kendisine inanmasi" ile olur. Her tuttugunu
yapabilecegine inandiktan sonra kuvvet, aklin aydinligina, kalbin dürüstlügüne
siginmaktan çekinmez; saldirganligi, aceleciligi kalmaz; "kuvvet, akli
hikmetle, irfan ve dirayetle birlesince, hakki, hakikati ve adaleti muzaffer
kilmak suretiyle, pek faydali bir unsur olur". Iste o zaman
"güzellik," kuvvetin ve bizim hikmet dedigimiz "aklin verdigi
bilgi"nin birlesmelerinden dogan bir netice olarak, ortaya çikar. Akil ve
kuvvet birlestikleri vakit, yaptiklari hersey güzel olur.
Kimdir o
mükemmel insan"?
Aklin isigi altinda kuvvetini kullanip güzellikler yaratan insana
"mükemmel insan" demek yerindedir. Bu insani tarif etmege imkân yoksa
da, bazi vasiflari söylenebilir:
Akli tamamen aydinlik, her türlü pesin hükümlerden ve taassuplardan
kurtulmus; görüs zaviyesi, insanlik hakikatini en genis nispette kavrayacak
kadar açik. Onun nazarinda "hakikat" birdir, bölünmez bir bütünün
tamamidir. Herkesin bir felsefe anlayisina ve telakkisine sahip olmaya hakki
vardir; fakat hiç bir felsefî veya baska türlü formül, "hakikat"in
tamami degildir Her felsefî veya dinî inanç, kendi içinde bir bütün, fakat her
birisi, ayni "hakikate baska baska zaviyelerden baktigi için, büyük bir
piramidin birer kösesidir. Piramidin tamami, tek bir insanin kavramaktan âciz
oldugu "hakikat"in kendisidir.
Bu itibarla, ne kadar genis olursa olsun, kendi kültürü ile iktifa etmegi
düsünmez. Fakat ondan vaz geçmegi de aklindan geçirmez, çonkü bu sahada, ne
kadar çok kimsenin kendisinden geride oldugunu, lüzumsuz bir tevazu duygusuna
kapilmadan, görür. Ancak bunu görmek, ona kibir ve azamet vermez, çünkü
kendisinin baskalarindan ileride olmasinin, ne kadar büyük ölçüde tesadüflere
ve sansa bagli oldugunu çok iyi bilir. Kendisindeki "nur"u
baskalarina zorla vermegi asla düsünmez; halbuki o, kendi iktidari dahilinde ve
en uygun sekilde, arzu eden herkese bütün bilgisini vermege hazirdir. Bunu hiç
kimse istemese bile, kendi kendine memnun olmasini, huzur duymasini, kendi
insanligi ile, için için, iftihar etmesini bilir.
Tamamen, bütünü ile, su katilmamacasina bas basa kaldigi vakit dürüst,
vicdaninin sesine her an sadik, kendi içinde kendisine karsi kuvvetli; fakat
kendi faziletine en ufak bir ehemmiyet verdigini göstermez; kendi serefliligini
baskalarinin görmesine yarayacak bir beyanda asla bulunmaz; gösterisli
fedakârliklara veya kendisine ehemmiyet verici tezahürlere tenezzül etmez.
Fazileti de bilgisi kadar, sunîilikten uzak, âdeta utangaç ve mahçuptur.
Baskalarinin zaaflarina karsi ona hâkim olan his, hiddetli bir küçümseme degil,
iyimser bir acimadir.
Imanlidir ama,
onu zorla asilamaz
Dünyanin üzerinde, daha iyi bir dünyaya olan imani ile yasar ve onun
nazarinda, su dünya üzerindeki hayatina mânâ, güzellik ve deger veren, sirf bu
imanidir. Bununla beraber o, gizli bir hazine gibi kendi derinliklerinde
tasidigi imani, hiç kimseye zorla asilamaya kalkmaz.
Mükemmel insanin, Mason idealinin ve ideal Masonun manzarasi, biraz böyle
olsa gerektir. Esasen hiç kimse, fani bir insanin ulasabilecegi mükemmelikten
daha fazlasini elde etmek vehmine kapilmamali, hele böyle bir sey ögünmege
kalkmamalidir. Arkasindan kosulan mükemmelik, insan ölçüsünü geçmez ve, insan
kusurlu olduguna göre, bu gaye elde edilemeyecektir. Herkes, birer fert olarak,
ona gittikçe daha fazla ve gittikçe daha emin bir sekilde yaklasmaya çalisacak,
ideal, daima gözümüzün önünde ve kalbimizin içinde bulunacaktir. Esasen bir
idealin iyiligi, fertlerin ondan fiilen gerçeklestirebildikleri seyle ölçülmez.
Teker teker insanlarin varamayacaklari ideal gayeyi, birbirlerinin
eksikliklerini tamamlayan kimselerin yekûnundan kurulu Masonluk temsil eder ve
herkese, toplu hayatta takip etmeleri gereken yolu gösterir.
Bu yol dikenlerle doludur.
Bir kimsenin kendi binasini insa etmesi güzel bir sey olmakla beraber,
yeterli de degildir. Mason olsun veya olmasin, her dürüst insanin, baskalarina
karsi vazifeleri vardir. Herkes, kendi ölçüsünden, kimisi maddî yardimlari ile,
kimisi düsünce ve fikirleriyle, insanlarin adalet ve sevgi prensiplerine
uyarak, huzur içinde yasamalarina yardimci olmalidir.
Hayatinin muvazeneli olmasini isteyen Mason, evvelâ kendi binasini insa
etmekle kendi kendisine karsi olan birinci vazifesini yerine getirir. Bunun
arkasindan, ögrenip benimsedigi, hürriyet, musavat, adalet, baris sevgisi
vazifesine baslar. Masonlar, kendilerine hayatlarini verircesine bagli binlerce
kardesin arasina girerek, maddi bakimdan gemilerini selâmete çikarmak; insanlik
prensiplerini kendileri hesabina benimseyerek, manevî huzura kavusmak ve bu
rahatliklarin üzerinde uyuklamak için bu meslege girmis degildirler.
Süphe yok ki bir Mason, evvelâ kendisini kurtaracak, yani, aklin gösterdigi
prensiplere sadik, dürüst, kâmil, olgun bir insan olmaga gayret edecek; fakat
sonra, daha öteye giderek, insanlik binasinin temeline, aklin hizmetindeki
kuvvetiyle yontulmus güzel taslar, koyacaktir. Edindigi kültür kendisinde
kalmayacak, olmayanlara verilecektir.
Seçkin, kabiliyetli ve yetistirilmis kimselerden kurulu Masonluk
teskilâtinin, dünyanin gidisi ve düzeni üzerinde büyük bir rolü olmasi
gerektigi muhakkaktir. Fakat Masonluk, bir dernek, bir siyasî parti, veya
herhangi bir hükmî sahsiyet gibi, teskilâti namina faaliyette bulunmaz. Kendi
içinde yetistirdigi azalarin her birisi, kendi adina ve kendi mesuliyeti
altinda hareket eder. Hiç bir Mason, Masonluk namina is görmez. Yalniz, her
birisi, tek bir vücut oldugunu söyledigimiz Masonlugun bir cüz'ü oldugu için,
kendi meslek sahasindaki faaliyeti de, Masonluk ruhunun her yere yayilmasina
sebep olur.
Bir kimse, Mason olmakla, eski sahsiyetini kaybetmis degildir. Yine
ailesinin reisi, yine isinin sahibidir; içtimaî sartlarinda degisen bir sey
yoktur. Fakat Masonluk kültürünü o kadar kendisine mal etmis, Masonluk
prensiplerini o kadar kendisinin bir parçasi haline getirmistir ki, istese de
istemese de, faaliyeti, bu saglam prensiplerin yayilmasina vesile olacaktir.
"Kendi
kendini insa etme"
Bu faaliyet, bilhassa iki yönde kendisini gösterir:
1. - Mason, ögrendigi prensipleri herkese ögretmeye, yaymaga çalisir.
Yalniz, ögretmek nispetten kolaydir. Ama bu da kâfi degil: çünkü ögrenmek,
yapmak ve tatbik etmek degildir. Insanlari bu yola sevk etmek için eldeki tek
vasita, zorlamaga bas vurulmayacagina göre, insanin kendi bildiklerini harfi
harfine uyguladigini göstermekten, yani iyi bir "model" olmaktan
ibarettir. Masonlarin kendi aralarinda söyledikleriyle, faaliyet sahalarindaki
temas ve hareketleri, tutarli olmalidir.
2. - Mason, bunun yani sira, Masonluk prensiplerini, Mason olsun veya
olmasin, bütün insanlarin rehberi haline getirmek için, elinden geleni
yapmalidir. Yine Masonluk namina degil, kendi namina ve kendi mesuliyeti
altinda, kedi meslegi içindeki dar veya genis selâhiyet sahasindan
faydalanmalidir. Orada Mason veya Mason ruhlu insanlarin, yollarini açar; lâyik
görmedigi kimselerin faaliyetlerini, digerleri menfaatine kösteklemege çalisir.
Masonluga teklif etmege utanacagi bir kimseye, imkân bulursa, mesuliyetli isler
vermez; bazan bir tek reyin bile büyük rolü olabilir. Bu, Masondan Masona bir
dayanisma degildir; karakterine inanilan bir insanin, öyle olmayana tercih
edilmesi demektir.
"Kendi kendini insa etme" ve "Mason prensiplerini ögretip
hâkim kilma"ya biz, Masonun vazifeleri diyoruz. Masonlugun prensiplerini
benimsemis olan bir adamin, vazifenin kendisine emrettigi seyden baskasini
istemek içinden gelmez; vazifesini yapacagim diye, kendisini zorlamaga ihtiyaci
yoktur, onu nefes alir gibi yapar.
Bilenle bilmeyenin, hakikî degerle sahte degerin birbirine karistigi
bugünlerde, büyük bir sosyal ve politik çalkalanma içinde kaynasan dünyanin her
yerinde, ve hele Türkiye'de, Masonluk prensiplerine çok ihtiyaç vardir. Hiç
kimse mükemmel insan degil, ancak insanin olabilecegi kadar mükemmeldir.
Mükemmel olan Mason degil, Masonluktur
Masonluk nasil
bir topluluk?
Hür Masonluk,
hiç bir anlamda gizli bir cemiyet degildir. Bu ifade ile kendine özgü kapali
taraflari bulundugunu inkâr etmiyor; toplanti yerleri, üyeligi, hedef, amaç ve
ilkeleri, hatta bir dereceye kadar da usulleri bakimindan hiç bir gizli tarafi
yoktur, demek istiyoruz.
Hür Masonluk, "Ameli sanat temeli üzerine kurulmus bir fikri
sanattir." diye tanimlanmistir. Yani, Hür Masonluk, dogrudan dogruya
Ortaçagda tasçi ve duvarcilarin kurduklari birliklerden ortaya çikmistir. Fakat
iki yüz yildan beri bu sanatlarla dogrudan dogruya bir iliskisi kalmamistir.
Simdiki sistemin, Ortaçag sanatkârlarinin loncalarina benzedigini iddia
budalalik olur. Büyüme, gelisme ve degisme hayatiyet belirtisidir. Hür
Masonlugun uzun zaman yasayan bir birlik, bir kurulus olmasi gerçegi de, genis
degisme, etkin bir yayilma evresi geçirmis oldugunu ve hâlâ da, ruh ve esasta
hiçbir degisiklige ugramadan gelismekte bulundugunu gösterir.
Ortaçag'da
basladi
Bu kardeslik cemiyeti, Norman'larin istilâsindan hemen sonra loncalar
zamanindan itibaren Ingiltere'de ortaya çikmis gibi gözükmektedir. Fakat tasçi
ve duvarcilarin isleri kasabalarin disinda bulundugundan; bunlar loncalar
kurmayip, belirli bir tas ocagina veya bir yapiya bagli "loca" lar
meydana getirmislerdir. Bununla beraber, bu localarin maksat ve gayeleri de,
loncalarinkine çok benzemekteydi. Bu hedef ve gayeler, isi ve meslegi
düzenlemek, bir ahlâk ve davranis standarti telkin etmek ve yeni üyelere bazi
meslek bilgileri vermekte toplaniyordu Beri yandan, meslek ve sanatlarinin o
zamanki kosullari, bir yerde sürekli olarak çalismamayi, çesitli yerlerde is
aramayi gerektirdiginden, birbirlerini tanimak için gizli, bâtinî (ésotérique)
usuller, konulmus bulunuyordu.
Sözünü ettigimiz loca, aslinda, tasçi ve duvarcilara atelye vazifesi
görmekteydi ve oturduklari evlerden ayri bulunuyordu. Bununla birlikte, loca,
sadece atelye olmakla kalmiyor, üstelik hatiri sayilir sosyal bir yönü de
bulunuyordu. Tasçi ve duvarcilar ögle yemeklerini burada yiyip; istirahate
çekiliyorlardi. Locada olup bitenlerin gizli tutulmasi ta eskiden beri sart
kosulmus, locadaki ilk telkin ve ögretim, büyük olasilikla yazi ile kesin ve
açik bir formül halinde ifade edilmeyip, bütünüyle sözlü olarak yapilmistir.
Gizlilik önemli
bir ilke
Hâlâ mevcut olan en eski el yazmasi Masonik eserler, yaklasik olarak 1400
tarihini tasimakta ve Regius ve Cooke manüskrileri olarak bilinmektedir. Her
ikisinde de loca meselelerinde gizlilik, sir tutma kesin hükmü yer almaktadir.
Bu manüskrilerden o ilk devirlerde bile, tasçi ve duvarci olmayan kimselerin de
locaya üye alindiklarini, zaman geçtikçe de, bu ameli olmayan (kabul edilmis)
Masonlarin arttigi görülmektedir. "The Masons Company of London"
(Londra Masonlar Dernegi) nin defterlerinden, 17 nci yüzyilin baslarinda bu
toplulugun içinde "Acception" (kabul) diye bilinen bir fikrî Masonluk
bulundugu anlasilmaktadir.
XVII. yüzyilin ikinci yarisinda localardaki amelî unsurun gittikçe
zayifladigi, düsünsel unsurun kuvvetlendigi, bu asrin sonlarina dogru da birçok
locanin spécultatif bir nitelik kazandigi görülmektedir.
Ilk Büyük Loca
1717'de Londra'da dört Loca meslegin, Londra ve Westminster sehirlerinde
daha iyi bir biçimde düzenlenmesi için merkezi bir makam, otorite kurmak
konusunda aralarinda bir anlasmaya varip, bu kurula "Büyük Loca"
adini verdiler. Bütün büyük localarin ilki olan bu tesekkül, Londra yakinlarini
ve çevresini kapsamaktan daha fazla bir yetkiye, jüridiksiyona sahip olmayi
düsünmemekle birlikte, localari yönetmekteki sagduyulu kararlari sayesinde Hür
Masonluk bütün dünyaya yayildi. Alinan en kapsamli önlemlerden biri de, o tarihe
kadar milli kiliseye sikica baglanmis olan bu meslegi, belirli bir mezhep ve
inanç biçiminden uzak tutmak olmustur. O zaman konulan bu yasa, bugün de
geçerlidir. Nitekim bir numarali Eski Yükümlülükte söyle denir:
"Bir kimse, hangi dinden olursa olsun, yer ve gögün ulu mimarina iman
etmek; ahlâk ve erdem görevlerini yerine getirmek kosuluyla meslegin disinda
tutulmaz, çikarilmaz. Bu suretle, Masonluk iyi, dogru, sadik ve samimi insanlar
birligi ve bu meslegin sonsuza dek uzaginda kalacak olan kimseler arasinda da
gönül yapici, uzlastirici, mutlu dostluk aracidir."
"Yüce
Varliga" inanma kosulu
ste böylece mütevazi bir sekilde 1717'de kurulmus olan Büyük Loca, yalniz
bütün Ingiltere'de degil, ayni zamanda baska ülkelerde de kisa bir zamanda
etkisini duyurdu. 1725'te Irlanda, 1736'da Iskoçya bu örnege uyup, kendi büyük
localarini kurdular ve bu gidis bütün dünyaya yayildi. Bugün Ingiltere Büyük
Locasi tarafindan taninmis bulunan yüz kadar hükümran büyük loca vardir.
Bunlardan baska, özellikle, Avrupa kitasinda ve bazi Latin Amerika
memleketlerinde politikaya kapilmis, üyelik için gerekli bir nitelik olan
"bir Yüce Varliga inanmayi" talep etmediklerinden taninmamis bulunan
büyük gruplar vardir. Büyük locanin karari geregince, halis Masonlar, bu gibi
kuruluslarin üyeleriyle biraraya gelip hiçbir Masonik toplanti yapamazlar.
Ilk Büyük Loca'nin kurulusunun hemen arkasindan, localar bütünüyle
"spéculatif" bir hüviyet almislardir.
Simdi kardeslik cemiyetinin nitelik, ve amaçlarini gözden geçirmek üzere,
meslek tarihini bir yana birakip, Ingiltere Büyük Locasi tarafindan 1938
yilinda yayinlanan resmî bildiriyi asigiya kaydedelim:
Meslegin
hedefleri ve iliskileri
1. - Ingiltere Birlesik Büyük Locasi, 1717'de örgütlenmis bir bünye olarak,
olustugu tarihten beri, kendi jüridiksiyonunda uyumlu biçimde, Hür Masonluk
hedef ve gayelerinin tam ve kesin bir biçimde ileri sürülmesini, kardesçe bir
anlasma içinde bulundugu diger büyük localarla olan iliskilerine ait ilkelerin
tesbit ve tayinini zaman zaman arzuya sayan saymistir.
2. - Yapilan basvurular ve son zamanlarda yayinlanan Hür Masonlugun, gerçek
maksatlarini tahrif eden veya belirsiz kilan beyanlar karsisinda meslegin bazi
temel ilkelerini kuvvetle belirtmek bir kere daha gerekli görülmüstür.
3. - Meslek üyeligine kabul ve üye olmanin ilk sarti, Yüce Varliga inanmak,
iman etmektir. Bu, esas ve hiç bir taviz kabul etmeyen bir sarttir.
4. - Hür Masonlarca kutsal taninan kitaplar, localarda daima açik durur.
Her adayin, edilen yemin veya verilen söze kutsallik izafe edecek, kendi mezhep
ve itikadinca iman edilen kutsal kitap üzerine ant içmesi gerekir.
Yasalara kesin
itaat
5. - Hür Masonluga her girenin, toplumun huzur ve düzenini bozmak, yikmak
egiliminde olan herhangi bir hareketi tesvik ve kayirmasi öncelikle kesin
olarak yasaktir; Hür Masonluga giren bir kimse, yasamakta oldugu ülkenin veya
himayesini saglayan herhangi bir devletin yasalara gerekli itaati göstermeli ve
devletine sadik olmalidir.
6. - Ingiliz Hür Masonlugu, her üyesine sadakat ve vatandaslik görevleri
düsüncesini asilarken, bireye kamu islerinde kendi düsünce ve inançlarini
koruma hakkini tanir. Ancak, bir üyeye, Hür bir Mason olarak, ne herhangi bir
Loca'da, dinî veya siyasî meseleleri görüsüp tartismaya, ne de bu konulardaki
düsüncelerini dile getirmesine hiçbir zaman izin vermez.
7. - Büyük loca, ister içerde, ister disarda olsun, yabanci ve millî
hükümet politikalarina iliskin konular hakkinda herhangi bir fikir beyanini
daima ve kuvvetle reddetmistir. Bir hükümetle diger hükümet ve siyasi partiler
arasindaki iliskileri etkileyen her konudan veya rakip hükümet görüslerine
iliskin meselelerden uzak kalmak ilkesini ihlâl eden herhangi bir harekete, ne
kadar insanî görünürse görünsün, isminin bulastirilmasina kesinlikle izin
vermeyecektir.
8. - Büyük Loca, bu ilkeleri desteklemeyen, bunlara baglanmayan ve
kendilerine Hür Masonlar unvanini takan kuruluslarin varliklarindan haberdar
bulunmaktadir. Bu durum var oldukça, Ingiltere Büyük Locasi, bu gibi
kuruluslarla herhangi bir iliskiye girmeyi veya onlari Hür Mason kabul etmeyi
kesinlikle reddeder.
9. - Ingiltere Büyük Locasi, Hür Masonlugu, yalniz üç derece çerçevesinde
ve ancak Anayasasinda "halis, öz, kadim Masonluk" olarak tarif edilen
sinirlar içinde uygulayan, egemen ve bagimsiz bir örgüttür. Unvani ne olursa
olsun, herhangi üstün bir Masonik otoriteyi tanimaz veya kabul etmez.
10. - Büyük Loca, Ingiltere Büyük Locasi'nin kurulusu itibariyle dayandigi
ilkelere siki sikiya uymakta gevseklik gösteren örgütleri üyelige kabul eden ve
Hür Masonlugu temsil ettikleri iddiasinda bulunan sözde uluslararasi
derneklere, konferanslara katilmayi birçok kez reddetmistir ve redde devam
edecektir. Büyük Loca böyle bir iddiayi ne kabul eyler, ne de düsünce ve
görüsleri, bu türden herhangi bir dernek tarafindan temsil olunabilir.
Temel ilkeler
gizli degil
11. - Bir bölümünü az önce belirttigimiz Hür Masonlugun temel ilkelerinden
herhangi biri gizli degildir. Büyük Loca, bu yerlesmis ve degismez ilkeleri
açikça dile getiren ve sürekli olarak sebatla uyguladigini kanitlamis bulunan
Büyük Localarin taninmasini daima gözönüne alacak, fakat bu ilkelerin yeni veya
degisik bir yorumlanmasini tartismaya hiçbir sekilde girismeyecektir. Ingiltere
Birlesik Büyük Locasi tarafindan Hür Mason olarak taninmak isteyenlerin, bu
ilkeleri içten kabul ve bütünlügü içinde tatbik etmeleri gerekir.
Büyük Locaya, isbu deklarasayonu, özellikle yedinci maddesini hâlâ
destekleyip desteklemedigi sorulmus, Ingiltere Büyük Locasi buna verdigi
cevapta, bu beyanin her kelimesini destekledigini bildirdikten sonra, Irlanda
ve Iskoçya Büyük Localarinin fikirlerini ögrenmek istemistir. Üç büyük loca
arasinda bir toplanti yapilmis ve her üç Büyük Loca, simdiki halde bu
tutumlarindan vazgeçmeye yolaçacak hiçbir durum olmamasi nedeniyle, 1938'de
yayinlanan, sözü geçen beyani terddütsüz bir kez daha onaylamislardir.
Eger, Hür Masonluk siyasal ve dinsel konularda ortaya koydugu görüslerden
ve izledigi yoldan bir kez saptirilacak olursa, yalniz ileride ortaya
çikabilecek herhangi bir hareketi açikça onay ya da kinamaya davet edilmekle
kalmayacak, ayni zamanda, kendi üyeleri arasinda uyusmazlik tohumunu ekmis
olacaktir.
Üç büyük loca, Hür Masonlukla bu davranis biçimine siki siki bagli kalip,
dis dünyanin durmadan degisen doktrinlerinden uzak durarak, ayakta kaldigina;
ve Hür Masonluk temel ilkelerinden en küçük bir sapmaya olanak taniyacak
herhangi bir davranisi tümüyle uygunsuz bulup kinamak zorunda bulunduklarina
inanirlar. Ve isbu büyük localardan herhangi birinin böyle bir sapma yoluna
girmesi halinde, meslegin kadim "landmark"larina uydugu iddiasinda
bulunamayacagi ve eninde sonunda ayrilip dagilacagi görüsüne kuvvetle
katilmaktadirlar.
250 yillik
törenler
Meslegimizin tarihi gelisimine, resmi hedef ve gayelerine bu suretle kisaca
degindikten sonra, simdi de bir müstakbel Mason adayinin Masonluk kurumu ile
olan iliskilerini ele alarak, yemin, taahhüt, vecibe ve cezalar hakkinda bazi
açiklamalarda bulunalim:
Bir locaya katilmaya karar verir de müracaatiniz kabul edilirse en az 250
yillik geçmisi bulunan bir takim törenlerden geçirilerek, meslege alinacaginizi
bilmis olmalisiniz. Ta eskiden bugüne gelen örf ve âdetlerle bezenmis olan bu
törenler, derinden etkileyici bir anlam tasirlar.
Her törenin ana temalarindan birini taahhüt veya yemin olusturur. Kollektif
olarak da, gizlilik, ketumiyet, sadakat, meslege ve genellikle dünyadaki bütün
insanlara hizmet görevlerini kapsar.
Sunu da belirtmekte yarar var: Hür Masonluk, bir sigorta sirketi veya hayir
cemiyeti degildir. Bu topluluga mensup üyeden hiç biri Locasindan ya da
genellikle Masonluktan, ya da, herhangi bir üyesinden malî yardim istemek
hakkina sahip degildir. Masonluk, tümüyle özgecil bir niteliktedir ve bir kimse
Masonluga kabul edilmeden önce, maddî çikar beklemeyecegine iliskin bir
beyanname imzalamakla yükümlüdür.
Hür Masonluk, yiyip içme toplulugu, bir eglence kulübü degildir. Içten
kardeslik duygularini beslemek için, loca üyelerinin birarada sik sik yemek
yemelerinin âdet oldugu dogrudur. Ama bu, Hür Masonlukta gaye degildir, içki ve
yemek toplantilari düzenlemeyen localar da vardir.
"Her gerçek Mason locasi Tanriya ve onun hizmetine adanmistir.
Her aday Yüce Varliga olan inanç ve imanini beyan eder. Göklerin nuru,
rehberligi derece derece niyaz edilir. Hür Masonluk, bütün doktriner farklar ve
siyasî bölünmelerden uzak kalarak, üyelerden -irk, din, mezhep ve itikatlari ne
olursa olsun,- insanlarin hak ve özgürlüklerine bütünüyle uymayi, ebedî olan
Tanrinin kabul ve taninmasini, ülkelerine karsi bagliligi, kanunlara itaati
ister."
Hür Masonluk dinsel ve ahlâksal bir görüsle kurulmustur, fakat, hiçbir
sekilde bir din degildir.
Loca içinde ve Masonik toplantilarda dinselî görüsme ve tartismalarda
bulunmak, kesinlikle yasaktir. Localarda siyasî parti politikaciligi da
yasaktir. Bu, Masonlugun düzen ve kurallarina aykiridir. Kardesligimiz,
toplumsal iliskiler, karsilikli yardim, sikinti içindekilere hayir ve yardimda
bulunmak, herkesin iyiligini istemek gibi ilkelere dayanan bir topluluktur.
Masonluk insana
neler ögretir?
Masonluk
eskidir, insanlara ve milletlere önemli yardimlar yapmistir. Sembolizim yoluyla
Allahla insan ve insanla insan arasindaki iliskileri ögretir. Masonluk insani
karekter sahibi yapar, iyiligi yayar, ahengi ögretir. Bu sayede de vasat bir
insanin çok arzu edip de nadiren erisebildigi kemale, muhakeme ve mantigin
yardimi ile ulasmasina araci olur.
Masonluk Allah sevgisi ile kalpleri isitir, büyük insani prensip kardesligi
ilham eder, üyelerinden söz ve hareketleriyle bu prensibe uymalarini ister.
Böylece birbirlerini aydinlatarak, ihtiraslarini kontrol ederek, sefahatten
igrenerek, sefih bir kimseye kötü bir hastalikla malul oldugu gibi aciyarak,
Masonluk, Evrenin Ulu Mimarinin bütün insanliga!ilham ettigi evrensel, bir
ögretidir. Bu temel üzerine kurulmayan hiçbir sey uzun ömürlü olamaz. Bu
inancin hizmetkârlari, onu anlayan, ona bagli olan bütün Masonlardir. Bu
inançla hareket edenler, iyi hareketleriyle, asagi ve uygunsuz ihtiraslari
birakmalariyla, çikarciligi insanlik mihrabinda kurban etmeleriyle insanin
muktedir olabilecegi iyi ahlaka varabilmek için ortak gayelere ulasabilirler.
Seref ve vazife, zamanin firtinali denizinde yolalan Masonluk gemisine yol
gösteren bir sahil feneridir. Basari saglayacagi, mükâfat getirecegi, alkis
toplayacagi için hareketleri bunlara uydurmak yanlistir. Ama "bu dogrudur,
öyleyse dogru oldugu için yapilmasi lazimdir" zihniyeti hakim olmalidir.
Buna ragmen hata, musamahasizlik, taassup ve sefahate karsi devamli harp
halinde olmak, ancak hata edenlere acimak, müsamahasizliga karsi bile
müsamahali olmak, cahillere ögretmek, kötü sefih insanlari da tekrar kazanmak
için çaba sarfetmek Masonlarin vazifeleri içindedir.
Allahin
varligini kabul
Ancak Masonlugun ana prensiplerinden olan müsamaha, hiçbir suretle tenkit
yapilmayacaktir anlamina alinmamalidir. Daha çocuklugundan tenkide alistirici
bir terbiye almis kimselerde alinganlik kalkar. Hata ve kusurlarimizin
düzeltilmesi için tenkite, tenkidi hos karsilayip tahammül edebilmek için de
sevgiye ihtiyacimiz vardir.
Insansever, felsefi, ilerici olan Masonluk, inanisinin esasi olarak Allahin
varligini ve ruhun sonsuz oldugunu kabul eder. Gayesi de ahlaki, politik,
felsefi ve dini hakikatlerin ve bütün faziletlerin tatbikini saglamaktir. Bunun
vasitasi da tarih boyunca Hürriyet Esitlik ve Kardeslik olmustur. Kanun, nizam,
disiplin ve mesru otoritelere tabi olmak suretiyle Masonluk anarsiyi degil
hükûmeti ve onun anayasasini desteklemistir.
Böyle olmasina ragmen Masonluk ne bir politik parti ne de bir dindir. Onu
dini bir inanç telakki edenler Masonlugun ruhunu degistirmis olurlar. Masonluk
bütün dinlerin temeli olan ve eski devirlere ait inançlari en saf seklinde
muhafaza ederek ögretir. Elinde mevcut olan herseyin esasi hakikatlere
dayanmaktadir. Evrenin Ulu Mimari tarafindan ilk nesillere ilham edilen hakikatlerin
bir kisminin bozuldugu ve degistirildigi de bilinmektedir.
Masonluk evrensel ahlak esasina dayanir. Dünyanin her tarafinda yasayanlara
ve her türlü inanç sahiplerine uygundur. Dogrudan dogruya insanlarin baris ve
mutluluklarini ilgilendiren hakikatlerden baska doktrinler ögretmez. Onu
politika, cizvitlik, münkirlik gibi yönlere sevketmeye çalisanlar Masonlugun
gaye, safiyet ve gerçek yönünü anlamayanlardir. Bu gibi faydasiz zorlama yolunu
tutanlar ve Masonlugun hakiki mahiyetinden ve saf ruhundan yabanci maksatlara
çekenler de vardir.
Özgürlüge saygi
Bir insanin Mason olabilmesi için aranan nitelikler, Allaha ve ruhun
ölümsüzlügüne inanmak, iyi ahlakli ve faziletli olmaktan ibarettir.
Masonluk insanin haysiyetini tanir ve onun lâyik oldugu hürriyetine saygi
gösterir. Cehalet, itibarsizlik, cürüm ve kanunlara itaatsizlik gibi hususlara
ilave olarak, insanlar arasinda fark gözetmek, birini digerinden üstün tutmak
gibi seyleri de kesinlikle kabul etmez.
Bir Masonu baskalarindan ayiran en büyük nitelik onun insanlara olan
sevgisidir. O, insan neslini büyük bir aile olarak tanir, bu aileyi Evrenin Ulu
Mimarinin ördügü olaylar sebekesi içindeki görünmez baglarla birbirine bagli
kabul eder. Öyleyse Masonun ilk görevi insanlara yardim olacaktir.
Esitligin ilk
elçisi
Masonluk, üyelerine birbirlerini sevmeyi, hayatin her safhasinda
birbirlerine yardimci ve destek olmayi, nese ve zevklerinde oldugu gibi aci ve
kederlerini de paylasmayi, itibarlarini korumayi, itikat ve inanis bakimindan
birbirlerinin fikirlerine saygili olmayi ve hatalarina müsamahali olmayi
ögretir.
Dinsel inanç ve kurallar insanlara kardesligi ögretti, ama esitligin ilk
elçisi Masonluk olmustur. Manastirlarda esitlik ve kardeslik vardi, ama
özgürlük yoktu. Masonluk bunu da ekledi ve insanlar için üçlü miras olan
Hürriyet Esitlik ve Kardeslige sahip çikti.
Hürriyet insanin kendi üzerine olan egemenligidir. Bu kisisel egemenlik
haklarindan birer parça verilerek kamu haklari olusturulur. Kamu hakki
olusurken, kisilerin kendi egemenliklerinden verdikleri pay herkes için ayni
olmalidir. Kisinin bu katilma payi esitliktir. Kamu haklari herkesi korur,
kisilere isik tutar. Kisinin herkes tarafindan korunmasi ise kardesliktir.
Insani en fazla ilgilendiren sey kendi haklari, çikarlari ve görevleri ile
ilgili gerçeklerdir. Masonluk da üyelerine bunlari ögretmeye çalisir. Aklin
gelismesiyle insan salt kendi haklarini iyi tanimakla kalmayip, onlara daha çok
deger verir, kendi deger ve onurunu daha iyi kavrar. Bu, deger ve onur, insani
özgürlügünü savunmaya yöneltir. Ama, özgürlük cahil ve zalim olanlar için bir
beladir.
Bilgi en yüce
amaç
Bilgi, karsilikli sevgi ve zekâ ile insanlarin düzeyini yükselterek en iyi
ögretene olanaklar saglayarak, Masonlugun elini uzatmak istedigi en yüce
amaçtir. Kibir, gurur, büyüklük taslama insanin zayifliklaridir. Zenginlik ve
mevki çok kere bu zayifliklara etken olur. Kendini akilli sanarak büyüklük
taslamanin dogru olmadigi Masonlukta özellikle ögretilir. Bos nazariyeler
kurarak gururlanmak, bilgisizlikten de kötüdür. Bilgisizlikten, hatalardan ve
kusurlardan kurtulma olanagi bulunmayan bir insanin alçak gönüllülügü, bu
zayifliklarin bir kefaretidir. Yani alçak gönüllülük ile zayifliklar
birbirlerini dengelerler.
Masonluk santimantal olmayip pratiktir. Üyelerinden nefislerine hakim
olmalarini ister. Güzel sözler söyledikleri halde fena isler yapmalarini kinar.
Ilerleme ve yenilikte faydali olmayi, yüksek mevki ve makamlari isgal etmekten
daha serefli sayar. Insanlarin yüksek kararlarini ilgilendiren hususlarda
siradan halkin sözcüsüdür.
Hakiki Mason memleketinin serefini kendi serefiyle bir tutar. Yurdunun
güzelligini ve itibarini arttirmaya çalisir. Iyilik, sefkat ve insanlik gibi
yüksek duygularin yalniz kanunlar ve nizamlarla degil, ayni zamanda toplum
tarafindan da desteklenmesine çalisir. Zulme baskiya karsi savasanlar
memleketlerinin serefi için çalisiyorlar demektir.
Memleketler her zaman savas içinde olmazlar. Memleketi için savasta ölmek
serefi de her vakit herkese her zaman gelmez. Ama baris halinde zulümle
sefaletle, cehaletle, taassupla savasmak için her Masonun imkânlari vardir. Bu
yönde basarilan büyük islere istirak edip serefine ortak olmak da her zaman
mümkündür.
Laiklik ve
Masonluk
Lâiklik,
etimolojik olarak, din adami sifatini haiz olmayan kisi anlamina gelen, Yunanca
"laikos"tan gelir. Nitekim Ortaçagda lâik deyimi bu anlamda, yani
ruhban sinifina mensup olmayan sahislari ifade etmek maksadiyle kullanilmistir.
Ancak, yine Ortaçagda, Devletin mesrû temelinin tartisilmaga baslanmasi,
lâiklik hakkinda da çesitli görüslerin ileri sürülmesine yol açmistir.
Gerçekten uzun yillar boyunca, yalniz ruhbanî degil ayni zamanda cismanî
bilcümle mesru otoritenin Papaliktan kaynaklandigi görüsü batida egemen
olmustu. Bu görüse dayanak olmak üzere de Roma Imparatoru Constantinus'un
vasiyetnamesinden bahsedilmekte idi. Buna göre kendisine karsi ayaklanan
Massentius'un ordusu ile karsi karsiya gelen Constantinus, nihaî savasin
arefesinde bir rüya görmüs, rüyasinda bir melek elinde tuttugu haçi ona
göstererek "bu isaretle kazanacaksin" demis ve ertesi günü
Constantinus elinde bir haç tutarak ordusunun basina geçmis ve savasi
kazanmisti. Bunun üzerine Constatinus hem kendisini Augustos olarak ilân etmis,
hem de Hiristiyan dininin serbestçe icrasini mümkün kilan bir Emirname
yayinlanmis, bu suretle asirlardan beri Hiristiyanlara karsi yapilan tâkibata
son vermisti. Bu arada Constantinus'un annesi Helen, Hiristiyan oldugunu resmen
açiklamis ve Hz. Isa'nin mezarini ziyaret etmek üzere Filistin'e giderek orada
bir kilise insa ettirmisti. Keza 325 yilinda -Hiristiyanlik tarihinde büyük bir
yeri olan- Iznik Konsili bizzat Imparator Constantinus'un bir konusmasi ile
açilmis ve Imparator Konsil'in fahri baskani seçilmisti.
Hem dini lider,
hem imparator
Iste bu bu olaylar, daha sonralari, Constantinus'un da Hiristiyan oldugu ve
o tarihte papa olarak seçilmis bulunan Saint Sylvestr'in Papaligini kabul
ettigi yolunda bir rivayetin yayginlasmasina yol açti. Tarihen ispatlanmis
olmayan bu hâdiseye, Papalik tarihçileri bir yenisini daha eklediler ve
imparatorun, vasiyetnamesinde, Roma Imparatorlugnu Papa Saint Sylvestr'e hibe
ettigini ileri sürdüler. Tarihen ispatlanmamis, hatta Imparatorlugu ogullari
arasinda taksim etmis olmasi itibariyle tam aksi sabit olmus bulunan bu
vasiyetnameden söyle bir netice çikarildi: Papa ruhanî otorite ve
hükümranligini da Constantinus'un vasiyetnamesinden almakta, böylece sadece
dinî bir baskan olmakla kalmayip, ayni zamanda Devlet baskani yetkisini de haiz
bulunmaktadir. Bu iki sifati itibariyle, yani hem dinî lider hem de Roma
Imparatoru varisi olarak, Papa Hiristiyan âleminde siyasî yetki sahibi olmak
isteyen herkesin üstünde bir mevkie yükselmistir: bunun sonucu olarak, kral
olan veya oldugunu iddia eden bir kimse, papa tarafindan taninmadikça, mesruiyet
kazanamaz hale gelmis ve bu taninmanin önemli nisânesi de, krallik tacinin papa
tarafindan giydirilmesi, yani kralin papanin önünde diz çökmesi olmustur. Bu
olay, yani papanin ruhanî ve cismani otorite ve üstünlügü, çesitli krallarla
papalar arasinda çekismelere yol açmis, bu ihtilâflardan bazan papa galip
çikmis.
Canossa'da diz
çöküp af diledi
Meselâ kilisenin otoritesisini tanimayan Alman Imparatoru Henri IV Papa
Grégoire VII tarafindan afaroz edilince, birçok prens artik mesruiyetini
kaybetmis olan imparatora karsi ayaklanmis ve imparator papanin bulundugu
Canossa sehrindeki satoya gelip, günlerce yalvardiktan sonra, üzerinde çuvaldan
bir elbise ve çiplak ayakla yollarda yürüyerek papanin önünde diz çöküp af
dilemek zorunda kalmis, bazen de mücadeleyi kral kazanmis, mesela: Papa Bonifas
VIII ruhban sinifina mensup olanlarin krala vergi vermelerini yasaklayip (1296
tarihli Clericis Laicos Emirnamesi), krallarin dahi papaya tâbi olduklarini
ilân edince (1302 tarihli Unom Sanctom Emirnamesi), Fransa Krali Güzel Filip
ordu göndererek papayi esir almis, bir yil sonra ölen Bonifos VIII'in yerine
geçen Clément V'i da Avignon'da ikamete zorlamis, hatta Papa Clélement VI
Avignon sehrini 80.000 florine satin almak mecburiyetinde kalmisti.
Iste bu çekismeler ve devamli savaslar, aydinlari ikiye bölmüs,bir kismi
papanin her iki hükümranligini kabul ettikleri halde, diger bazilari
Constantinus'un vasiyetnamesinin gerçek olmadigini, olsa bile bir
imparatorlugun bagislanmasinin hukuken geçerli bulunmadigini, imparator ve
kralin otoritesini dogrudan dogruya Allah'tan aldigini, yoksa bu otoritenin
papa tarafindan ona verilmis olmadigini ileri sürmüslerdir. Süphesiz ki aradan
geçen zaman içerisinde "Milli Devlet" fikri de yol almakta, kralligin
Allah'in inayetine ve ayni zamanda halkin iradesine dayandigi kabul edilmekte,
o zamana kadar papalik ve kilise tarafindan yapilan egitim, evlenme ve defin
gibi birçok kamu hizmetlerinin kralliklar tarafindan yerine getirilmesi
istenmekte idi.
Papaliga en
büyük darbe Fransiz Ihtilali'nden
Fransiz Ihtilâli papaligin cismanî hükümranligina en büyük darbeyi indirdi:
Ruhban sinifinin bütün imtiyazlari kaldirildi, rahiplerin sahip olduklari
araziye Cumhuriyetçe el kondu, okul açmak yetkisi sadece devlete tanindi,
rahiplerin birer Fransiz vatandasi olarak devlete vergi ödemek zorunda
olduklari ve hiçbir siyasî ve kazaî faaliyet icra edemeyecekleri ilân olunarak
Kilise Mahkemeleri ilga olundu; hatta piskosposlarin papa tarafindan degil de
Cumhuriyet tarafindan tâyin edilmeleri, diger rahiplerin ise hak tarafindan
seçilmeleri, manastirlarin kapatilmasi, rahip ve rahibelerin evlenebilmeleri
dahi kabul edildi. Sivil nikâh zorunlu kilindi, cenazeler de devlet tarafindan
kaldirildi. Birinci Napolyon bazi haklari geri verdi ve imparator tacinin papa
tarafindan kendisine giydirilmesini kabul etti ise de, son dakikada
sabirsizlanarak taci papanin elinden alip kendi basina koydu. Ancak Paris'e
gelirken, halkin yol boyunca papaya gösterdigi büyük sevgi, Napolyon'u tedirgin
edince, papa, Roma'ya dönüsünü müteakip, onu esir edip kaçirtti ve Savona
sehrine hapsetti. Napolyon'u afaroz eden Papa Pius VII, devamli baskilara
dayanamayarak, imparatorun hazirladigi bir anlasmayi imza etti ise de, birkaç
hafta sonra bundan rücu ettigini ilân etti.
Diger yandan Italya'da ilerleyen krallik ordulari, papaligin elinde kalan
tek sehri olan Roma'yi kusatarak topa tuttu ve 20 Eylül 1870'te Roma'ya girdi.
Bunun üzerine Vatikan'daki sarayina kapanan Papa Pius IX Italyan Krali Ikinci
Victor Emanuel'i afaroz etti ve bu tutumunu ölünceye kadar sürdürdü.
Masonlarin payi
çok büyük
Bütün bu olalarla Masonlarin payi çok büyük olmustur. Nitekim Roma
surlarinda açilan ilk gedikten içeri girerken sehit olanlarin hatirasini tâziz
için konulan tasta isimleri yazili olanlarin bir çogu Masondu. Bunun gibi
Italyan Büyük Locasi da 20 Eylül tarihini Kurtulus Yildönümü olarak seçmis ve
her yil kutlamistir.
Asirlar süren bu gelismeye attigimiz bu kisa nazar, batida lâiklik
kavraminin geçirdigi gelismenin sebep ve mânâsini anlamaga yeterlidir: Devletin
mesrû temelini papa'nin bir inayet, tercih veya tevcihine degil de, halkin hür
ve serbest iradesine dayandirmak isteyenler, diger bir ifade ile egemenligin
dini bir liderde degil de, kayitsiz sartsiz halkta olduguna inanlar için,
papaligin iddia olunan cismani otoritesine son vermekten baska yol kalmamisti.
Süphesiz ki mesele yalniz devletin mesrû temelinin tespiti ile bitmiyordu.
Gerçekten papalik ve kilise sadece ruhbani bir yetkiye sahipse sivil hayatin
hiç bir veçhesine de karisamazdi: çocuk ve gençleri devlet okutacak, nikâhi
devlet kiyacak, fert kilisenin kanun ve emirlerine itaat edecek, bu kanun ve
emirlerin mesrû olabilmeleri için kilisenin kanun ve emirlerine uygun olmalari
sarti aranmayacak, yine fert devlet emrettigi zaman ona vergi verecek, devletin
teskil ettigi ordu da, gerekirse papalik kuvvetlerine karsi dahi savasacakti.
Iste batida lâiklik devlete bu imkânlari vermekte ve kilisenin bu hususlara
karismamasina saglamayi hedef almakta idi.
Devletin görevi
dinler arasinda tercih yapmamak
Buna karsilik münhasiran cismanî bir hükümranligi elinde tutan devletin,
ruhanî otoriteye müdahalesi de düsünülemezdi: din ferdi ilgilendiren bir konu
idi; devletin din mevzuunda resmî bir görüsü olamazdi. Bu itibarla devlet din
hizmetlerinin yerine getirilmesine karisamaz, bu hizmetleri organize etmek
isini deruhte edemezdi. Devletin bu sahadaki görev ve yetkisi ferdin kendi
inandigi dinî vecibeleri serbestçe yerine getirmesini saglamak, isteyenin
begendigi dinin icaplarina göre hareket etmesine imkân tanimak, baskasinin
dinine karisilmasina engel olmak, din adamlarinin veya belirli bir dine mensup
olanlarin o dinin emrettigi gibi giyinmelerine, hareket etmelerine, kendi
dinlerine taraftar kazanmak maksadiyle propagandada bulunmalarina cevap vermek,
dinler arasinda bir tercih yapmamak, hatta dinsizlik hürriyetini dahi tanimak,
kimsenin dinî vecibelerini yerine getirmemesi sebebiyle tenkit ve muaahaze
olunmasina imkân vermemek seklinde özetlenebilirdi.
Lâikligin batidaki bu anlamindan çesiti ülkelerde sapmalar olmamis
degildir. Meselâ Italya, Ispanya ve Fransa'da, Devlet okullarinin yanibasinda,
kilisenin de okul açmasina imkân taninmis, kilisede kilinan nikâhin devletçe
taninmasi kabul edilmis, defin merasiminin yine ruhanî âyinle kilisede icrasi
benimsenmis, hatta birçok anayasa ve kanun, meselâ halen yürürlükte olan Yunan
Anayasasi, devletin resmî dininin Hiristiyanlik olup diger dinlere müsamaha
edildigine dair hükümler ihtiva etmis, böylece dinler devletçe taninmis veya
tolere edilmis olmak üzere adetâ ikiye ayrilarak devletin bu alanda bir
"tercih" yaptigi dahi görülmüstür.
Masonluktan
ihraç edilen Mason milletvekilleri
Lâiklik anlayisindan bir "sapma" olarak nitelendirilen bu
davranislar XIX asrin sonlarinda Masonluk camiasinda bazi firtinalarin esmesine
de yol açmamis degildir. Meselâ Italyan Parlementosunda kilisenin de okul
açmasina izin veren bir kanunun kabul edilmesi üzerine, Italyan Büyük Locasi bu
kanuna müspet oy vermis olan Mason milletvekillerinin Masonluktan ihraç
edilmelerine karar vermistir.
Bununla beraber, bütün bu gelismeler sirasinda Avrupa Masonlugunun tâkip
ettigi çizgiyi tespit etmek için, Katolik ülkelerdeki Masonlukla, Calvinizm,
Anglikanizm, Luterianizm gibi mezheplerin hükümran oldugu ülkelerdeki Masonlugu
ayirmak yerinde olur.
Katolik ülkelerdeki Masonlar, lâikligin yukarida açiklanan her iki anlamina
sahip çikmislar, hatta bu yüzden, papa tarafindan afaroz edilmeyi dahi göze
almislardir. Insanin her bakimdan hür olmasini isteyen Masonlar, bu hürriyetin
en önemli vechesinin de vicdan hürriyeti oldugunu daima ileri sürmüsler, ruhban
sinifina imtiyaz taninmasina, dinî vecibeleri yerine getirmeye sahislara
karisilmasina, kilisenin siyasî bir güç olarak ortaya çikmasina, kamu
hizmetlerinden bir kisminin kilise tarafindan yerine getirilmesine karsi
çikmislar, dinî inanislari açisindan insanlar arasinda fark gözetilmesini
lâiklige aykiri saymislardir.
Reformist olan ülkelerde ise, Masonlugun ortaya çikmasindan önce Katolik
Kilisesi ile baglar kopmus oldugundan, Masonlar böyle bir mücadelenin içine
girmek zorunda kalmamislar, aksine gerçek Masonlugun reformist bir ülkede
kurulabilecegini, zira lâikligin-tam manasiyle- böyle bir memlekette
bulunabilecegini ileri sürmüslerdir. Ancak bu ülkelerde de ters yönden dinî bir
taassup hâkim olmus, baska din ve mezheplere karsi baski yapildigi görülmüstür.
Simdiye kadar lâikligin batidaki gelismesinden bahsetmis olmamiz sebebsiz
degildir: Katolik Kilisesinin tutumu felsefî, hukukî ve siyasî bir kavram
olarak lâikligi ortaya çikardigina göre, bu gelismenin tarihi sebeb ve seyrini
gözden geçirmemiz sartti.
Ya bizde
lâiklik nasil gelisti?
Memleketimize gelince, bizde lâiklik özellikle Ikinci Mesrutiyet
zamanindaki batililasma hareketiyle baslar ve bilindigi gibi, Cumhuriyetin
ilânindan bir müddet sonra hukukî bir müessese olarak anayasalarimiza ve
kanunlarimiza girer. Ancak bizdeki tatbikatina ve bunun dogurdugu tartismalara
geçmeden önce, Romalilarin "bütün ilimlerin anasi" adini taktiklari
tarihe göz atmakta yine fayda vardir.
Islâm dini -bütün dinler gibi- kendisine inananlarin yasayis tarzlarini da
düzenler, bir takim vecibeler, ibadet sekilleri ve yasaklar koyar. Esasen bir
inanisi felsefi veya ahlakî bir akide olmaktan çikarip, bir "din"
haline getiren bazi unsurlar vardir ki, bunlar da insan ve tabiat-üstü bir
varligin, yoktan var edici veya düzenleyici bir kudretin mevcudiyetine inanmak,
insanin bu varliga karsi bir takim mükellefiyetleri oldugunu kabul etmek,
belirli yer ve zamanlarda ve yine belirli tarzlarda yerine getirilmesi gereken
bazi ibadet sekillerinin bulunduguna inanmak ve öldükten sonra o üstün kudretin
insan hakkinda hüküm verecegine kani olmak seklinde özetlenebilir. Süphesiz ki,
bu ana prensiplerden baska, her din kendisine göre bazi dogmalar vaz ve bunlara
tamamiyle inanilmasini emreder, hatta bunlarin tartisilmasini dahi yasaklar.
Islamiyet en
müsamahali din. Ancak...
slâm Dini, bu açidan, en müsamahali, tefsire en çok, hatta "kiyasi
fukuha", yani fakihlerin, âlimlerin kiyas târikiyle hüküm koymalarina dahi
cevaz veren bir din olmussa da, yine tartisilmaz bazi dogmalari, yerine
getirilmesi mecburî bazi ibadet sekillerini ihtiva etmistir, ve baska türlüsü
esasen düsünülemez. Ancak ilk Islâm devletlerinin kurulmasiyle birlikte, söyle
bir durum da ortaya çikmistir: Hulefayî râsidin, yani Dört Halife zamaninda,
dinî lider ayni zamanda devlet baskani idi, yani ruhanî hükümranlikla cismanî
iktidar ayni sahista birlesmisti. Bu dönemden sonra ise, devlet baskanligini
eline geçiren ayni zamanda halife oldu. Yani ilk dönemde bir sahis halife oldu
ve bu durum Cumhuriyetle birlikte saltanatla haliflegin ayrilmasina kadar
sürdü.
Bu böyle olunca Islâm âleminde teokratik bir düzenin hâkim oldugu
süphesizdir. Ancak, özellikle Osmanlilarda, bu teokratik düzenin batida
görülenden çok farkli oldugu müsahade olunmaktadir. Birkaç misal verelim.
Batida papaligin hâkimiyetini kabul ederek veya etmeyerek kurulan çesitli
kralliklar, Katolik dininden her sapmayi en büyük suç sayarak daima siddetle
bastirmak, dinden olmayanlara ise asla müsamaha etmemek hussunda birbirleriyle
yarismislardir. Ispanya'da Yahudilere karsi zulümler had safhaya çikmis oldugu
gibi, sekiz asirlik Arap hâkimiyeti sona erdigi zaman dinlerini yine de
muhufaza etmis olan Ispanyollara, Arap ordusunun çekilmesinden sonra Ispanya'da
kalmis olan Müslümanlari Hiristiyanlastirmak için 50 sene kâfi gelmisti. Bugün
Aldomar soyadini tasiyan Ispanyollarin esas adlarinin Ömer oldugu
bilinmektedir. Keza Güney Fransa'da Albigeois hareketi baslayinca, önce papalik
sonra Fransiz Kralligi, Katolik Kilisesinin ögretisinden önemsiz bir kaç
noktada ayrilan bu bölge halki üzerine ordular göndererek, feci iskencelere
tâbi tuttuklari bu halkin kilise hâkimiyetini kabul etmelerini saglamislar,
daha sonra yine Fransa'da dualari Lâtince degil de Fransizca okumak isteyen
Huguenot'lar, Saint Barthélemy gecesinde tuzaga düsürülerek katledilmislerdi.
Ayni hareketleri Protestan Almanya'da Yahudi Katoliklere, hatta pazar günleri
kiliseye gitmeyen kimselere karsi da gösterilmis, Ingiltere'de ise Püritenlerin
taassubu meshur olmustur.
Zorla din
degstirtmek günah
Islâm'da ise durum söyle gelismistir: Baska dinden olan kimse, zimmet
akdini yaparsa, yani bir cizye vermeyi ve Müslümanlarla savasmamayi kabul
ederse, darülislâmda oturmak, ticaret yapmak ve dinini muhafaza etmek imkânina
sahip olurdu. Ona kimse dokunmaz, özellikle dinini degistirmege icbar edemezdi.
Esasen bir kimseye zorla din degistirmek günahtir, çünkü Allah bir kimsenin hak
dinine gelmesini istemisse, nasil olsa Allah'in arzusu bir gün yerine gelecek,
yani o sahis Müslüman olacaktir. Onu zorla Müslüman yapmak, Allah'in isine
müdahale etmek, Allah'in Islâmlastirmak istemedigi bir kimsenin Müslüman
olmasina yol açmak olur. Islâm âleminde çesitli ve çok kere savaslara yol açan
ihtilâflarin ekserisi ise siyasî sebeble ortaya çikmis, Ali ve ogullari bu
yüzden öldürülmüstü. Bu itibarla batida görüldügü vechile ve o manada teokratik
bir düzen, Islâm âleminin meçhulüdür.
Bundan baska, Osmanli Imparatorlugunda da bu mânâda -yani Seritata
tamamiyle sadik kalan ve baska dinden onlari tolere etmeyen- bir teokrasi câri
olmamistir. Bunun için de bazi misâller verelim. Bilindigi gibi bazi suç ve
cezalar Kur'an'da yer alir ve bu suçlar islendigi zaman Kur'an'in hükmü, yani
seriat yerine getirilip, Kur'an'da görülen cezalar tatbik etmek zarurî olur.
Fatih
Kanunnamesi'nde farkli yorum
Bu suçlardan biri de zinadir ve cezasi da recimdir. Halbuki Fatih
Kanunnamesine göre zina eden kadina verilecek ceza dayak cezasidir: Kadin evli
ise degnek adedi artar. Ancak kadin veya onun yerine bir baskasi bir degnek
karsiliginda iki akçe ödeyecek olursa, ceza "cerime"ye, yani para
cezasina dönüsür. Dikkat edilmelidir ki, hüküm, ayni zamanda Halife olan Kanuni
Sultan Süleyman'in Kanunnamesinde de tekrarlanmistir. Ikinci misâl de sudur.
Kanunî devrinde Ramazan'da kahvede santranç oynayan iki gence bir softa hakaret
ederek, ibadet yerine oyun oynadiklari için kâfir olduklarini söyler ve kadiya
sikâyet eder. Kadi ne yapacagini bilemez ve durumu Seyhülislâm Ebussuut Efendi'den
sorar. Ebussuut Efendi'nin cevabi söyledir: "Bu durumda olan sahislari
mülâyim bir tarzda ikaz etmek yerinde ise de, bir Müslümana kâfir demek asla
caiz degildir. Asil bunu söyleyen küfür etmis, yani kâfir olmus ve karisi bos
düsmüstür. Bu itibarla onun tecdidi imân ve tecdidi nikâh etmesi
vâciptir". Böyle bir hosgörüyü, cumartesi günü isik yakmayanlari iskenceye
tâbi tutan, engizisyon mahkemeli batida bulmak imkânsizdir.
Üçüncü misâli Fatih Veziriâzâmi Mahmut Pasa tarafindan 1463 tarihinde
Franko Bobaniç adinda bir gayrimüslime verilen su Il-cân Mektubu'nda
görmekteyiz. Mektup aynen söyledir: "Bâis-i tahrir-i kitâp ve müceb-i
tastiri hitap oldur ki, çün dârende-i mektup Franko Bobaniç, Dubrovnik'ten
çikip Hazreti hilâfetpenahî Sultanül-guzât ve I-mucahidin-halledet
hilâfetuhu'ming-Novarbarda'dagi hasslarina gelüp mütemekkin olmag içün il-cân
mektubun taleb eyledi.
Biz dahi bu hükmü virdük ki tereddüt çekmeyüp ta'allûkâtiyle ve etbâ ve
esyâ'iyle gelüp mezkûr hâsslarda otura. Anda sâkin olan sâyir re'âyâ nice ise
ol dahi karar üzere olup asûde ve müreffehu'l-hâl ola. Hiç ferd, efrâdi
âfirîden anga mâni' olup bi-vechin el-vücûh malina ve ta'allukâtina ve esbâbina
ve nefsine ta'arruz degürmeye ve despot zamâninda vâki' olan kazayasi ihmal
olunup sorulmaya.
Söyle bileler, bitiyi mütala'a kilanlar tahkik bilûp i'timad kilalar.
Tahriren fî evyii cemâzîy'il-evvel, sene sem'a ve sittîn ve semâ-miye,
Be-makâm-i
Konstantiniyye"
Derkenar olarak yazilan satih'ta -yani serhte- de söyle denilmektedir:
"fi'cümle ma'denlerde otura ve gayri yirde otura. Ve pâdisâhung memâllik-i
mahrusesinde yörüyüp satt bâzr ve muamele ide. Hiç kimse ser'a ve örfe muhafil
te'addi itmeye. Söyle bileler".
Naksidil
Sultan'in öyküsü
Ayni dönemde, Hiristiyan batinin herhangi bir ülkeside bir Müslümana ülkeye
gelip huzur içinde oturmak, istedigi yer gitmek, diledigi sekilde ticaret
yapmak yetkisinin tanindigina, bu yetkinin bütün akraba ve hizmetkârlarina da
tesmil edildigine dair bir örnege tesadüf edilebilecegini zannetmiyoruz.
Nihayet son bir misal daha verelim, 1. Abdülhamit'in son zevcesi Naksidil
Sultanin esas adi Aimée Dubuce de Riverie idi. Kendisi Martinik'li bir créole
yani melez olup, sonralari Fransiz imparatoriçesi olan Josephine Bonaparte'in
teyzesinin kizi idi. Fransa'dan Martinik'e gemi ile dönerken Cezayirli
korsanlar tarafindan gemi yagma edilmis ve Aimée kaçirilarak Osmanli Sarayina
takdim edilmisti. Burada Naksidil adi verilen Fransiz kizi Padisahla evlenmis
ve dördüncü kadinefendi olmustur. Birinci Abdülhamid'in iki oglu vardi: biri
ikinci zevcesi Sineperver'den dogan ve sonra IV Mustafa olarak bir aralik tahta
çikacak olan Mustafa ve digeri de Provensal Kadin diye anilan üçüncü
zevcesinden olup, Üçüncü Selim'in katli üzerinde Ikinci Mahmut unvani ile tahta
çikacak olan Mahmut'tur. Mahmut'un annesi öldügü zaman Abdülhamit 4 yasindaki
bu çocugun bakimi ile Naksidil'i görevlendirir ve Naksidil Mahmut'a analik
eder, onu evlât edinir, onu Sinerperver Sultan tarafindan verilen zehirden ve
yaklasan Alemdar Mustafa Pasa'dan evvel davranip Üçüncü Selim'i katlettikten
sonra veliaht Mahmut'da öldürmek için sarayi altüst eden yeniçerilerin elinden
kurtarir. Mahmut'a Fransizca ögretir ve bu Padisah zamaninda baslayan
batililasma hareketinin esas mürevvici olur. Napolyon'un bir tablosunu yapan Fransiz
ressam Berthaux'yu Istanbul'a davet eder ve bu ressam Sultan Mahmut'un at
üstündeki meshur tablosunu yapar. Sultan Mahmut da nâdir evlâdin gerçek anasini
sevdiginden çok daha fazla Naksidil Sultan'a baglandi.
Rahiplerin
günlügünden
Naksidil Sultan 48 yasinda veremden Topkapi Sarayi'nda ölür. Simdi bu ölüm
sahnesini Istanbul'daki Capucins Rahiplerinin günlügünden (Cilt V sah. 399)
aynen okuyalim.
"1817 kasiminin bir gecesi idi. Istanbul'daki capucin manastirinin
basrahibi, Peder Chrysostome, hücresine çekilmis, salibin karsisinda diz
çökmüstü. Evleri yalayan siddetli rüzgâr sebebiyle gicirdamalar ve korku verici
iniltiler duyulmakta idi. Bogaz'dan gelen Karadeniz rüzgârlari, firtina
getirmisti.
Peder Chrysostome, manastirin kapisina siddetle ve defalarca vuruldugunu
duydu; biraz sonra kapici rahip, benzi uçmus ve titreyerek içeri girdi:
arkasinda iki yeniçeri bulunmakta idi. Bunlardan biri basrahibe yaklasarak bir
ferman uzatti. Muhterem Peder sasirarak bunu okudu ve derhal kiliseye kosarak
orada bir dakika kaldi, sora iki yeniçeri ile birlikte Pera rihtimina vardi.
Üçü birden onlari bekleyen oniki çifteli bir kayiga bindiler. Kayik derhal
uzaklasti ve gecenin karanliginda gözden kayboldu.
Naksidl'in son
anlari
Ayni ânda zengin renklerle dekore edilmis, sahane halilarla dösenmis
odasinda, bir kadin müthis sancilar içinde kivranmakta idi. Elli yaslarinda
görünmekle beraber, çok güzel oldugu ve gayet ince hatlara malik oldugu göze
çarpmakta idi. Zayif ve sararmis kadinin son demlerini yasadigi anlasilmakta
idi. Tavandan sarkan bir lamba ile pembe mumlarin yanmakta oldugu samdanlar bu
sessiz odada olan bitenlerin görülmesine imkân vermekte idi. Yatagin yaninda
Rumlar gibi giyinmis bir doktor sik sik hastanin nabzini yoklamakta, kapinin
yanindaki paravanin arkasindaki zenci halayiklar, verilen emirleri yerine
getirmege hazir bir vaziyette ayakta durmakta idiler.
Biraz ötede bir adam çok büyük bir üzüntüye garkedilmis sekilde oturmakta
idi. Otuz yaslarinda vardi. Boyu ortadan uzundu. Alni yüksek ve asil, emretma
aliskanliginin okundugu gözleri çehresine vakâr ve hâkim bir ifade vermekte
idi. Kiyafeti basit fakat nâdir bir zarafette idi. Zaptedemedigi hiçkirik ve
iniltileri, çektigi iztirabi ve aciyi açiga vurmakta idi.
Kapinin disinda hafif bir gürültü isitildigi zaman geceyarisini geçmisti.
Bir zenci yaklasarak ve yerlere kadar egilerek "Disardan içeri gelsin
mi?" diye sordu.
"Atalarinizin
dininde ölmek istediniz..."
Hükümdar içeri alinmasini isaret etti. Bunun üzerine yeniçerilerin
getirdikleri Peder Chrysostome odaya girdi. Bu bölgelerde herkesin kendisine
itaat ettigi sahis, bir el isaretiyle odada bulunanlari disari çikartti ve
hastaya yaklasarak söyle dedi: "Validem, atalarinizin dininde ölmek
istediniz. Arzunuz yerine gelsin: Iste katolik bir rahip".
Bu sözleri söyledikten sonra, hükümdar disari çikti. Bir saat boyunca, iyi
capucin rahibi, hastanin üzerine egilerek, ona günah çikartti. Agliyordu. Hasta
da aglamakta idi. Sonra, hükümdar annesinin yatagina yaklasinca, rahip mukaddes
güllaci basinin üzerine kaldirdi ve ölmekte olan hastanin dudaklari arasina
koydu. Bu en son ânda, bu duygulandirici sahnenin hasmetli ve tek sahidi yere
kapanip "Allah" diyerek secdeye vardi.
Bu sirada Peder Chrysostome'un kaçirildigi hemen duyulmus ve Istanbul frenk
mahallesinde çabucak yayilmisti. Sabahin erken saatlerinden itibaren Pera ve
Galata'da herkesin kendine göre yorumladigi bu esrarengiz kaybolustan baska bir
sey konusulmaz olmustu. Bazilari iyi din adaminin Yedikule zindanina
kapatildigini, diger bazilari ise, daha ileri giderek, trajik bir sekilde
öldügünü söylüyorlardi. Hakikati ögrenmekte sabirsizlanan bazilari ise
manastira geldiler. Fakat büyük bir sürprizle karsilastilar: Basrahibi kilisede
mihrabin alt basamaginda yüzükoyun yere kapanmis dua ederken buldular.
Bugün Fatih
Camii'nin avlusunda yatiyor
Allahla basbasa, etrafinda olup bitenlerin farkina dahi varamayan Peder
Chrysostome, gözlerinden yaslar dökülürken ve alni terden sirilsiklam geceleyin
ölmüs olan Valide Sultanin ruhu için dua ediyordu" Halen Fatih Câminin,
avlusunda kendi yaptirdigi türbede yatan Naksidil Sultanin mezar tasina Sadik
mahlasi altinda, Sultan Mahmut sü kitâbeyi yazdirmistir:
"Günes
mizaçli, saf ve asîl
Basit hasmeti ile Sarki fethetti
Onun sayesinde tabiat canlandi
Büyüklügü ve her yana yayilan Sani
Memleti bir gül bahçesine çevirdi
Çiçekler onunla mutlu oldu
Ve hatirasini daima yâd edeceklerdir.
Cihan Hükümdari Mahmudu Sâni
Onun sevgisi ile mesbu idi
Ve Muhterem Validesi Naksidil'in hasmetli basina
Dualarla topragi birlikte koydu.
Ben Sadik kanli yaslar dökerek
Tarihini düsüyorum."
Bu dramatik ölümün tarihi Hicrî 1233, milâdi 1817 dir ve ayni yil, bazi
tablolari dolayisiyle, ünlü ressam Goya Ispanya'da Engizisyon Mahkemesi
huzurunda hesap vermek ve ülkesini terketmek zorunda kalmaktadir.
Osmanlilar
bugünkü anlamiyla lâik degildi
Ancak, bütün bunlardan Osmanli Imparatorlugunun, bugünkü anlami ile, lâik
bir Devlet oldugnu sonucunu çikarmak hatali olur. Devletin dinî hizmetleri
organize ettigi, Devlet Baskaninin ayni zamanda dinî lider oldugu, özellikle
Müslümanlar arasindaki hukukî münasebet ve ihtilâflarin dinî kaidelere, yani
Seriata göre bir çözüme baglandigi, padisahin Seriattan aldigi yetki ile, yani
tâzir hakkinda istinaden, diledigini cezalandirdigi bir düzenin lâik oldugunu
söylemek imkânsizdir.
Bununla beraber, imparatorlugun gerileme döneminde iki fikrin mücadele
ettigi göze çarpmaktadir: Bazilari -meselâ Kabakçi Mustafa isyaninda ve 31 Mart
ayaklanmasinda oldugu gibi- her gerilemenin dinden ayrilmis olmaktan
kaynaklandigini ileri sürmüsler, diger bazilari -meselâ Tanzimatçilar ve
Ittihatçilar- geri kalmanin sebebi yeterince batililasma olmamakta
görmüslerdir.
Atatürk'ün tek
hedefi lâiklik
Cumhuriyetin kabulünü müteakip, Atatürk'ün baslattigi inkilâplarin tek
hedefinin Türkiye'de lâikligin yerlestirilmesi oldugunu, söylemekte hata
yoktur. Gerçekten basa giyilen serpusa dinî bir mânâ izafe edildigi, yani
Müslüman olanla olmayan bu serpusa göre ayrildigi içindir ki, Sapka Iksasi
Hakkinda Kanun kabul edilmis, aile, miras ve özel hukuk münasebetlerini ser'i
hükümlerden arindirmak maksadiyledir ki, Medenî Kanun yayinlanmis, hafta tatili
cumadan pazara getirilmis, takvim, tarti, saat ve ölçü birimleri ayni gerekçe
ile degistirilmistir. Ancak en anlamli degisiklik harf inkilâbi olmustur.
Gerçekten Kuran'i Kerim dogrudan dogruya Allah'tan nâzil oldugu cihetle, yalniz
muhteva itibariyle degil, sekil itibariyle de mukaddestir. Bu itibarla, bir
anlayisa göre, Kur'an'i baska dile çevirmek ne kadar caiz degilse, Arapça
olarak fakat baska alfabe ile yazmak da o derece caiz degildir. Bu itibarla
Arap harflerini yasaklamak, bazi çevrelerce dine aykiri davranis sayilmistir.
Halbuki Harf Inkilâbi, Arapçanin degil, Türkçenin Lâtin harfleriyle yazilmasi
maksadini gütmekte di. Demek oluyordu ki Atatürk Inkilâplari demek dahi dogru
degildir: Atatürk'ün bir tek inkilâbi olmustur, o da lâikliktir; diger bütün
reformlar, adetâ bir mozaigin parçalari gibi, bu büyük inkilâbin degisik
veçhelerini teskil etmislerdir.
Lâiklige
saldirilar
Ancak çok geçmeden, lâikligin anlami üzerinde tartismalar bizde de basladi.
Bir taraftan lâikligin dinsizlik oldugu, ayni zamanda dinî lider olmayan bir
devlet baskanina itaat edilemeyecegi, Islâmi kaidelere göre yönetilmeyen bir
ülkede yasayanlarin büyük çogunlugu Müslüman olsa bile o ülkenin darül-islâm
olmayip bir darül-harp oldugu fikirleri yayilmaya baslandi. Diger yandan dinî
vecibeleri yerine getirmek, bir yerde toplanip dua etmek, dinin icaplarini
ögretmek ve icaplara uygun bir tarzda yasamak, Arap harflerini ögrenmek ve
ögretmek lâiklige aykiri hareketler sayilarak bazen cezalandirildi, çok kere de
bu gibi kimseler rencide, hatta istiskal edilerek teshir olundu. Bir taraftan
"din elden gidiyor" denirken öte yandan "irtica hotladi,
inkilâplar elden gidiyor" denildi.
Türk Masonlugu
Atatürk'ün yaninda
Türkiye Masonlari, lâiklik konusunda öteden beri Atatürk, inkilâplarinin
yaninda yer aldilar ve batidaki Masonlarin çizgisinden ayrildilar. Çünkü
Masonluk dini asla inkâr etmez, zira yoktan var edici, hiç olmazsa
baslangiçtaki kaosu düzenleyici tabiat-üstü bir kudretin varligina inanmayi ilk
ve vazgeçilmez sart sayar. Ancak Masonluk din problemini tek basina degil de,
insan hak ve hürriyetleri probleminin bir parçasi olarak mütalaâ eder.
Masonluga göre bir dine inanip inanmamakta, o dinin icaplarini yerine getirip
getirmemekte serbest olmayan, yani vicdan hürriyetine malik bulunmayan insan
hür olamaz. Madem ki Masonluk hür insan yaratmak ister ve en büyük nimetin
hürriyet olduguna inanir, su halde vicdan hürriyetine de inanir. Bu inanista
din tamamiyle ferdî alanda kalan, fertle inandigi Allah arasindaki
münasebetlere iliskin bulunan bir olaydir. Bu olay karsisinda Devletin biri
menfî digeri müspet iki tutumu olabilir: menfiî tutum kimsenin dinine, dinî
inanislarina karismamak, dinî icaplarin serbestçe yerine getirilmesine engel
olmamak: müspet tutum ise dine yapilacak müdaheleleri, dinî hislere vuku
bulacak saldirilari önlemek ve gerekiyorsa cezalandirmaktir.
Bununla beraber dinin icaplarini yerine getirmek, baskalarinin haklarina
tecavüze, umumun sükun ve huzurunun bozulmasina yol açiyorsa, meselâ bir dinin
mensuplari ibadet yerlerinin disinda bir takim toplantilar, gösteri yürüyüsleri
yapiyorlarsa, devlet buna müdahale edebilir ve böyle bir müdahale vicdan
hürriyetini ihlâl anlamina gelmez. Gerçekten bütün hürriyetler gibi vicdan
hürriyetinin de bir siniri vardir ve bu sinir da baskalarinin hak ve
hürriyetlerinin basladigi yerden ibarettir. Devlet bu sinir içinde vicdan
hürriyetinin serbestçe icrasini temin eder; bu sinir asilinca baskalarinin,
toplumun hatta devletin haklarini korumak da devletin görevi oldugu için,
sinirin asilmamasina nezaret eder.
Masonluk bir
denge sistemidir
Bu sebepledir ki, umumî yerlerde izinsiz dinî toplantilar yapmakla bu gibi
yerlerde dinî nahiyette olmayan izinsiz toplantilar yapmak arasinda fark
gözetilemez. Umuma açik yerlerde yapilan izinsiz bir gösteri, nümayis, toplanti
ve yürüyüs karsisinda devletin takinacagi tavir bunlarin dini mahiyette olup
olmamalarina göre degisemez ve devlete ancak böyle davranmakta hem vicdan
hürriyetine hem de lâiklik prensiplerine saygili oldugunu ispatlamis olur.
Buna karsilik dinî organisazyonlarin da devlete karsi bazi vecibeeri
vardir, o da devletin tasarruflarina müdahele etmemek, bu tasarruflarin dinî akide
ve prensiplere aykiri olsa bile devletin koydugu kaidelere uygun bir sekilde
yönetilmesi yolunda bir talepte bulunmamaktir. Esasen sirf ferdi ilgilendiren,
sirf fertle Allah arasindaki münasebetlere iliskin bulunan dinin, devlet isine
karismasi, fertle devlet arasindaki münasebetleri de düzenlemege kalkismasi,
dinin bu ferdî alandan çikmasina, politik bir veçhe iktisap etmesine yol açar
ki, vicdan hürriyetine aykiri düser.
Masonluk bir denge sistemi olduguna ve din sirf ferdî alanda kaldigi sürece
bu denge muhafaza edilebilecegine göre, devletin dine karismamasi, dinin de
devletin belirli bir dinin icaplarina uygun bir tarzda yönetilmesini talep
etmemesi halinde bu denge kurulabilir: Dindar olan bir kimse, dinin gereklerine
uygun hareket etmeyen bir sahsi bu icaplara uymaya zorlayacak veya devletin
böyle bir zorlama yapmasini isteyecek olursa, Masonlar da ona
"mürteci" der ve bu gibi müdaheleleri lâiklige aykiri sayar; buna
karsilik bir kimse dinî vecibelerini yerine getiren, belirli bir dinin akidelerine
uygun bir tarzda yasayan bir sahsi bu vecibelerini yerine getirmemege, baska
türlü davranmaga zorlayacak ya da devletin böyle bir zorlama yapmasini
isteyecek olursa, Masonlar ona da "mürteci" der ve bu gibi
müdahaleleri vicdan hürriyetine aykiri addeder.
Bu dengenin gözetilmesi ve titizlikle korunmasi halindedir ki, bir ülkede
gerçek din ve vicdan hürriyeti teessüs edebilir: Masonik kitap ve etütleri ile
hakli bir üne kavusmus olan Amerikali Masonlardan Henry C. Clausen Kardes'in
dedigi gibi, Masonluk din adamlarinin istibdadina oldugu kadar, din
aleyhtarlarinin istibdadina da karsidir.
Masonluk ve
özgür düsünce
Çagimiz tüm
devrimlerin, ayaklanmalarin, toplum-içi savaslarin, karsi devrimlerin
-yasalarin ve/veya kisitlamalarin insaan hak ve özgürlükleri adina yapilmasi (ya
da öyle söylenmesi) "Özgürlük" üzerine çok titiz biçimde durmamiza
yol açmaktadir. Özgürlük ve temel hak ilkelerinin kaynagini, asmalarini ve
anlam örgüsünü bilmedikçe, insan hak ve özgürlüklerinin savunmasinin geregince
yapilamayacagi ortadadir. Hatta birakin savunmayi, en iyi niyetle bile olsa bu
hak ve özgürlükleri çignemek isten bile degildir.
Özgürlük kelimesinin tam bir tanimlamasini verebilmek olanaksizdir. Yazili
hukuk, hak bildirileri, anayasalar ve yasalarda gerçegi tam yansitan bir
tanimlama yok gibidir. Yazili hukuk, genellikle özgürlügün insanoglu için ne
anlama geldigini, gerçekten özgür olup olmadigini, kendini asan birine bagli
bulunup bulunmadigini, madde dünyasinin bu özgürlüklerini ne ölçüde etkiledigi
konusuna deginmemektedir. Yazili hukuk, özgürlük olayini daha çok kaliplari
içinde degerlendirmektedir.
Düsünürler ve yazarlar da ayni zorlugun içinde kalmislardir. Montesquieu
özgürlük için "Bu kadar degisik anlama gelebilen, zihinleri bu kadar
ugrastiran baska bir kelime yoktur" der ve devam eder:
"Kimileri özgürlügü, önceden kendisine sinirsiz bir zor kullanma
yetkisi verilmis kisiyi düsürmekteki kolaylik anlamina almis, kimileri de boyun
egecekleri kisiyi seçmek yetkisi sanmislardir. Baskalari, silahlanmak ve zor kullanmak
hakki olarak benimsemisler; daha baskalari da yapacaklari yasalarla yönetilmek
anlamini vermislerdir. Bir ulus da, uzun bir süre, özgürlügü sakal birakmak
yetkisi saymistir. Kimileri bu adi bir hükümet biçimine vererek öteki hükümet
biçimlerini ondan yoksun birakmislardir. Demokrasinin tadini alanlar
demokrasiye, monarsiden yararlananlar monarsiye mal etmislerdir.
Özgürlük nedir?
Sözün kisasi herkes, kendi geleneklerine ya da egilimlerine uygun düsen
hükümet biçimine bu adi verip isin içinden siyrilmistir. Sonunda demokrasilerde
ulus, her istedigini yapiyormus göründügünden özgürlügü demokrasiye
yakistirmislar, ulusun yetkisiyle özgürlügünü birbirine karistirmislardir.
Çagimiz düsünürlerinden Harold Laski'ye göre ise "Çagdas uygarligin
gerektirdigi toplumsal kosullar içinde kisinin mutlulugunu saglamak için
herhangi bir kisitlamaya basvurulmamasina özgürlük demektedir". Laski'ye
göre özgürlük kisitlamanin kalkmasidir. Yoksa ne Rousseau'nun ileri sürdügü
gibi "kisi özgürlüge zorlanmaktadir"ne de Hegel'in dedigi gibi
"Özgürlük yasalara uymaktadir". Yasalar onlari kisitlamiyorsa,
insanlar yasalara uyarken özgürdürler. Eger bu yasalara istemeyerek, zorla
gönülrizalari olmaksizin boyun egiyorlarsa, o zaman özgür degildirler.
Görüldügü gibi özgürlük kavraminin anlami ya da açiklamasi ister istemez
yasalara ya da kisitlamalara iliskin bir takim sözcüleri içermekte.
Daha dogrusu yasa ve özgürlük birbirileriyle sürekli olarak iliskide
bulunan iki sözcük. Yasalar özgürlüklerin dogmasina yol açmakta, ayni yasalar
özgürlüklerin kullanilmasini engellemekte ya da kisitlamaktadir. Yasanin üstün
tutulmadigi bir ülkede özgürlükten söz etmek kolay degildir. Ne var ki baskici
bir yasa da özgürlügü yok etmekten baska bir ise yaramaz.
Burada eski Yunan sitesindeki özgürlük kavramina göz atmakta yarar var.
Eski Yunan'da
özgürlük anlayisi
Eski Yunandan söz açilinca, Yunan Sitesindeki Demokrasi fikri akla gelir
genellikle. Yunanda uygulanan Demokrasi, dogrudan uygulanan Demokrasi, Doguda
uygulanan mutlak kralligin, baski yönetimlerinin bir karsiti olarak ele
aliniyordu. Antik sitelerde çogunlugun egemenligine dayanan bir yönetim
biçiminin varligi birçok kimseyi yaniltmis, bu sitelerde bir özgürlük bulundugu
kanisini uyandirmistir. Azinlik baskisinin ne denli kötü oldugunu biliyoruz;
ama unutmamali ki, çogunlugun baskisi da kötüdür, tehlikelidir ve bundan
kurtulus daha da zordur. Çogunlugun baskisi karsisinda azinligin elinde hiç bir
güç yoktur. Yunan sitelerinde bir yasa düsüncesi vardi; ama yasayapicidaki bu
yasayapici çokluk egemen halkin bütünü idi; yasanin üstünde sayiyordu
kendisini. Bu yüzden egemen yurttasin istedigini yapabilmek yetkisi bir bakima
sinirsiz oluyordu. Buna karsi koyacak baska bir güç yoktu toplumda. Kendi
yaptiklari yasalardan baska hiçbir güce boyun egmek zorunda degillerdi. Bundan
ötürü de Avrupa'da özgürlük düsüncesinin öncüsü sayilan Atina Sitesi kolaylikla
zorbaliga kayivermisti.
Yunan Sitelerinde yasayanlar kesinlikle devletin baskisi altidaydilar ve
bugünün özgürlük düsüncesinden habersizdiler.
Fustel de Coulanges bu baskiyi, buyruk altinda bulunmayi kesin terimlerle
anlatiyor. Antik dünyada yasayanlarin özel hayatlari bile devletin boyundurugu
altindadir. Birçok Yunan Sitelerinde erkeklerin bekâr kalmalari yasakti.
Isparta sitesinde yalniz bekâr erkekler degil, geç evlenen erkekler bile
cezalandirilirdi. Atina'da ise, kadinlarin yolculuga çikarken yanlarina ancak
üç elbise alabilecekleri kaydi konmustu. Rodos'ta sakal trasi yaptirmak
yasakti. Bizans'ta evinde ustura bulunduran cezalandirilirdi. Isparta'da ise
herkes biyiklarini kesmek zorundaydi.
Düsünce
özgürlügünden vazgeçilemez
Burada özgürlügün tüm açiklamalarini vermeye kalkarsak web sayfalarimiz
yetismez. Bu nedenle yasanin özgürlük olarak tanimladigi birtakim haklara göz
atalim isterseniz. Din, vicdan, düsünce özgürlügü; kisi güvenligi gibi
geleneksel haklar bu yasalarin çizdigi özgürlüklerin yalnizca birkaçidir.
Bunlardan en önemlilerinden biri de düsünce özgürlügü. Bilgili kültürlü ve
kafasini egitmis insanlarin yeni ufuklari arayabilme, bunlari sinirlamalar,
kisitlamalar olmaksizin söyleyebilme en önemli konulardan biridir.
Yasadiklari toplumda önemli mevkilere yükselmis, sözü dinlenir; tavsiyesi
alinir birçok Mason düsünce özgürlügünün yilmaz birer savunucusu olmuslardir.
Amacimiz özgürlüklerin açiklamasini ya da anlatimini yapmak degil. Birer
Mason olarak basta düsünce özgürlügü dahil, tüm temel hak ve özgürlükleri iyi
anlayip savunabilmektir.
Özgürlük
çabalarinin ardindaki Masonlar
Birçok gerçek Masonun özgürlüklerin dogmasi, yasayabilmesi ve yayilabilmesi
için savastigini unutmamaliyiz.
12 Haziran 1776 tarihinde yayinlanan Virginia Haklar Bildirisi, 4 Temmuz
1776'da yayinlanan Amerikan Bagimsizlik Bildirisi ve 26 Agustos 1789 tarihli
Fransiz Insan ve Yurttas Haklari Bildirisi, gibi özgürlük kavraminin temel
anitlarinin altinda birçok Masonun imzasi bulunmaktadir. Hatta bu imzadan da
öte bu bildirilerin esasini teskil eden "Hümanist" düsüncelerin
olusturulmasi onlarin eseridir.
Bu savasim, "Masonlugun varolmasinin" en büyük etkenlerinden
biridir.
Insanlarin özgürlüklerinin kisitlandigi düsünce ve konusma özgürlüklerinin
olmadigi bir ortami degistirmek için tarih boyunca savasanlar daima
Masonlardir. Zekânin siddetle bastirilmasina karsi çikanlar ve düsündüklerini
özgürce söyleme gücünü kendilerinde bulanlarin çogu Masondu. Akil ve özgürlügün
yerlesmesi için savasanlarin birçogunun Mason olmasi bir rastlanti degildir.
Localarda yapilan egitimler, ritüeller, gelenek ve düsünce felsefeleri baska
türlü olmalarina zaten izin vermemektedir. Ritüellerin içinde yalniz üyelerin
degil, herkesin özgülügünün savunuldugu, yalniz onlarin kendi düsüncelerinin
dogru olmadigi; baskalarinin da onlar kadar dogru düsünüp bunlari söyleme
hakkina sahip olduklari açikça ifade edilmektedir.
Aklin yolu tek
olamaz
"Insanlign gelismesinde en büyük etken zekânin durmadan
olgunlasmasidir" diyen Masonik düsünce, bu zekânin akilci meyvalarinin
özgürce yayilmasi ve tartisilmasini daima savunmaktadir. Özgürce söylenip
tartisilmayan bir düsünce ya da kuramin dogru veya saglikli bir çözüm
getirdigini anlayabilmek olanaksizdir. Düsüncelerin özgürce söylenip,
tartisilmadigi toplumlarda ilerlemeden bahsetmek tamamiyle olanaksizdir. Bu
nedenle Masonik felsefe daima insanlarin düsündüklerini özgürce söyleme hakkina
sahip olduklarini savunmus ve uygulamistir.
Iyi bir Mason, karsisindaki insanlarin düsüncelerinin yanlis oldugu savina
varsa bile, onlarin bu düsüncelerini söylemelerine engel olmamalidir. Zira
yanlis da olsa, bir düsüncenin söylenememesi demek, tartisma ve özgürlük
ortaminin bulunmamasi demektir. Böyle bir ortami Masonik felsefe reddeder.
Masonluk, akil prensibine uygun düsüncelerin üyeleri arasinda yayilmasina
çalismaktadir. Ancak aklin yolu birdir diyerek, degisik düsüncelerin üyeleri
tarafindan reddedilmesine karsi çikar. Her düsüncenin özgürce söylenerek
tartisilabilmesini saglar, böylece gerçege uygun düsünceler gelismesine ortam
yaratir.
Bir düsünürün dedigi gibi:
"Sizin düsüncenize katilmiyorum, ama düsüncenizi özgürce söylemek için
verdiginiz savasta sizi sonuna kadar destekliyorum."
Masonluk
sirlari, ketumiyet ve susmanin fazileti
Bu yazida konunun palemigine girmekten ziyade, üç bölüm halinde etüdünün
yapilmasi tercih edilmistir. Birincisi: Dis âlemin bütün merak, gazap ve
simseklerini üzerine çeken Masonluk sirlari, bu gizlilik nedir? Nedir saglanan,
nedir söyenmeyenler? Asirlar boyunca kendini bilmezlerin, kin ve nefretini
çekmesine sebep nedir? Ikincisi: Ketumiyetin, üçüncüsü: Susmanin basit bir
incelemesi olacaktir.
Masonluk üzerinde; tarih boyunca binlerce cilt eser yazilmistir. Sayisiz
esere konu olmasina ragmen, büyük halk topluluklarina dikkat edilecek olursa,
Masonlugun gizliligi daima meraklarini çekmistir. Masonluk toplumsal bir
yasayis ülküsünü gerçeklestirmege çalisir. Asla gizli degil, ancak kapali bir
cemiyettir. Bir cemiyetin gizli olmasi için; varolusunun bilinmemesi,
saklanmasi, üyelerinin taninmamasi lâzimdir. Halbuki Masonlugun temel
kurallari, yasalari, tarihi, üyelerinin adlari gizli degildir. Masonluk
sirlarinin açiklanmasi landmarklara göre yasaktir. Fakat, buradaki
"sir" bu dört duvar, bu gök kubbe altinda geçen hususlara aittir.
Kardesler arasinda bir gizliligin, müsterek bir sirrin olusudur ki, bunlar en
siki ve en samimi baglarin dogmasina sebep olurlar. Iste haricî âleme akseden
bu kenetlenme ve baglilik; kâh sevimli ve fakat çogu zaman hinç dolu bir
heyecan ve zihinlerde devamli bir esrar perdesinin merak konusu olup çikarlar.
Semboller dili
Masonlugun düsünce konusu olarak ortaya koydugu fikirler, alisagelmis
yazili dille tümüyle ifade olunmazlar. Masonlugun doktrini olarak ilkelerinin
yalniz okunarak ögrenilememesinin ve dolayisi ile sirlarinin anlasilamayisinin
sebebi budur. Masonlugun dili remizler ve semboller
<t27.html> dilidir. Fakat anlatmak istedikleri mânâlar bu
sembol ve remizlerin yabancilarin göremeyecekleri, ulasamayacaklari, aslinda
nur ile dolu karanlik temellerindedir. Meslegine bagli her Mason, bu
derinliklere tefekkür ve felsefe yolu ile eristikleri içindir ki bir nevi gizli
ögretim halini alir. Öyle bir ögretim ki, ögrencisi de hocasi da Masonun ta
kendisidir. Malzemesi düsünce, hedefi nurdur. Bu manevi ögretim, mükemmeligin
gelismesini saglar.
Semboller ilgisizlere fazla bir sey ifade etmezler. Lâkin, anlayanlara
ifade ettikleri mânâlar çok derindir. Semboller hayal gücüne çok kolaylikla
yerlesirler. Bu sebeple kelime ve lisanla yapilan ögretim, hiçbir zaman hayal
gücüne seslenen semboller <t27.html>in
yerini tutamazlar. Her insanin ayri ayri görüsü, ayri ayri düsünüsü vardir. Bu
sebepele sembollerden çikacak mânâlar herkese göre kademe kademe degisebilir.
Meselâ: mala, tugla ve harç birlestirme aracidir. Fakat spekülatif Masonlukta
malanin baska baska manalarina ulasilir. Kimine göre, mala insanlar arasindaki
pürüzleri düzelten bir anlam tasidigi gibi, kusurlari tashih eden diger bir
mânâ noksanliklarin kapatilmasi ve göze hos görünebilme gibi diger anlamlar da
tasir. Zihinden zihine; konusulan veya yazilan dille ve kelimelerle hitap
edilir. Kalpten kalbe ise; konusulmayan, yazilmayan kelimelerle hitap edilir ki
iste bunlar sembollerdir. Masonik semboller, bir hayat boyu etüdüdür ve sonu
gelmez bir mânâ zenginligi tasirlar.
Masonlugun amaci gerçekleri arastirmaktir. Fakat bu arastirma için bir ders
veya bir metot ögretmez. Masonlar, kendi anlayis, düsünüs ve degerlendirisleri
ile gerçege ulasmaya çalisir ve bu çalisma sonu bilinmeyenin çözülüsüne, yani
sonsuzluga kadar sürer.
Semboller
okumakla kavranamaz
Masonluga kabul merasiminin bir tekris ile olusu, bir tören yapilisi ve bir
takim sirlar ögretilerek bitirilisi, kabul olunan biraderleri ilham yolu ile
hakikate dogru sürüklemek için yapilmis bir ruhî akit halini alir. Bu o kardese
gösterilen inancin, itimadin baslangici ve dolayisiyla ta içine isleyisidir.
Nur ve ziyanin ta kalbe varisi ve oradan disa aksedisidir. Bu yol, yazi
dilinden sezgi ve dogus diline dogru açilan ufuklarin hareket noktasidir. Bu
baslangiç Yüce Varliga, bilinmeyene, görünenden görünmeyene, sinirlidan sonsuza
geçerek hakikati kavramak imkânini saglar. Bu sebepledir ki haricîler, istedikleri
kadar, gerek ciltler dolusu kitap okuyarak, gerekse kulaktan dolma olarak
Masonlugu anlamaga çalissinlar, hiçbir zaman Masonluk sembollerinin derin
mânâsini anlayamazlar. Yine bu sebepledir ki, Masonluk onlar için daima bir sir
ve gizlilik perdesi altinda görülür. Demek oluyor ki; Masonluk sirri aslinda
sembolik ve insiyatik mahiyettedir. Bu, daima yanlis yorumlanmis ve Masonluga
hücum sebebi olmustur.
Netice olarak, söz konsu olan usul, adab, isaretler, sözler lemsler v.s.
herkesçe uzun zamandir bilinen, evvelce kararlastirilmis bir sir degil, içten
dogan, yüzeye akseden bir varolus sirridir ve iste Masonluga gizli bir cemiyet
denisinin ana sebebi budur. Gayet iyi anlasilacagi gibi, gizli degil, kapali
bir cemiyettir. Bu gizlilik, bu kapalilik, bütün insanlarin, bütün Masonik
sembolleri anlayacaklari seviyeye ulasmalarina kadar sürecek ve ancak insanlik
bu mertebeye ulastigi gün Masonluga ihtiyaç kalmayacaktir.
Ya ketumiyet?
Sir saklamanin "ketumiyet" in etüdüne gelince: Sir saklamak ne
kadar zor olursa olsun, sir açiklamanin da kendine has bir zevki oldugunu,
baskalarina bilmedikleri bir seyi anlatmanin tatli keyfini burada bir çirpida
ve tamamiyla inkâr etmek kolay bir sey degildir. Fakat kendilerini bu zevkin
esaretinden kurtaramayanlar veya en azindan kontrol altina alamayanlar,
zaaflarin en tehlikelisine, insanî güvenin en zayifina sahip demektir. Çünkü
sirlar, kimseye anlatmamak bedeli ile verilmis emanetlerdir. Yerine getirmemek,
ya da günlük dille, emanete ihanet ancak pismanlik verir. Bazi kimseler vardir
ki; kendilerine verilen sirlari oldugu gibi açiklamazlar, fakat hareket
tarzlari, mimikleri, dolayli konusmalari öyle bir hal alir ki, baskalarinin o
sirri anlamamalari için aptal olmalari lâzimdir. Düsünceleri ile saklamaga
çalissalar, hal ve tavirlari ile belli ederler. Hatta bazan sükûtlari bile
çekilen bir nutka bedel olur.
Sir tutamayan
toplumda sevilmez
Tuhaftir bu tip insanlar, sir sakladiklarina inanirlar. Sir saklamasini
bilmeyen insanlarin, yaptiklari hareketlerle ne gibi neticelerin dogabilecegini
düsünürler mi? Bu ihaneti yapmakla ettikleri yeminlere, verdikleri sözlere
sadakatsizligin akibetini bilirler mi? Karsisindakinin özel hayatini,
cemiyetteki yerini, mevkiini, is durumunu nasil altüst edebileceklerini tahmin
edebilirler mi? Bu tip insanlarin belki her zaman baskalarina zarari dokunmaz,
fakat kendi kendilerinin çukurunu kazdiklari muhakkaktir. Bu sebeple bu tip
insanlar cemiyet içinde daima sevilmeyen, itimat edilmeyen insanlar arasinda
yer alirlar. Bir anlik zevk karsiligi agizdan bir defa çikmis sözü, tekrar geri
alip sir haline getirmege hiç bir kuvvet yetmez. En siki ve en samimi baglar
bir sirrin vücuda getirdikleridir. Bu durumda iki sirdas, iki bedende bir ruh
gibidir. Ayri ayri iki var olusun bir noktadan hareket edisi ve yine bir
noktaya varmak çabasidir.
Bir sirrin devamli olarak saklanabilmesi, insan ruhunu en çok
olgunlastiran, nefse hâkimiyeti saglayan en büyük faktördür. Irademizin
kuvvetli olmasi, dogal ve terbiye edilmemis hislerin irademizle kontrol altina
alinabilmesi, iyilik veya kötülügümüzün de esasini teskil ederler. Her ne kadar
bir düsünür: "Sözünü tutmanin en iyi çaresi kimseye sir vermemektir"
demisse de; bir ideal, bir gerçek, bir mutlak ugruna ketumiyet üzerine yemin
etmis bir toplulukta böyle bir düsünceye asla yer yoktur.
Sir, bir irade
sinavidir
Bir sir verilmedigi, söylenmedigi, saklandigi müddetçe o sirra hâkim olan
biziz, fakat bir kere agzimizdan çikmis olmasin, o sir bize öyle bir hâkim olur
ki, âdeta onun esiri haline geliriz. Söylenmis bir sözün artik gizlenecek
cazibesi kaybolmustur. Halbuki söylenmemis sözü, verilmemis sirri olan insan
her zaman kuvvetli, her zaman kendine güvenen, her zaman asildir. Sirlar hiçbir
zaman bir düsünürün dedigi gibi: "Saklanmalari için baskalarina verdigimiz
emanetler" olmamalidir. Sir, söylendigi zaman ise insan onun avuçlarinin
içine girer. Sir siklamak insan irade ve benliginin âdeta bir imtihanidir. Bu
imtihani kazanamayanin hayatta hiçbir imtihani kazanmasina imkân yoktur. Önemli
olan saklanan sirrin degeri degil, ketum olabilmek ve saklamasini bilmektir. En
basit ve en kiymetsiz bir sey bile gizlendigi müddetçe cazip ve merak
konusudur. La Bruyere'in dedigi gibi: "Her kim olursa olsun, bir sir tevdi
etmek zorunda kaldigimiz zaman, ondan ihanet etmiyecegine dair namus sözü,
yemin aliniz ki, sözünü tutmayacak olursa, yemini tutmamis bir insanin vicdan
azabi ile karsi karsiya kalsin".
Mason, kendine tevdi edilen sirlari kalbinin en derin kösesinde saklamak
zorundadir. Bir ölü kadar sessiz, bir mezar kadar ketum olmalidir. Bu bir Mason
için bir yemin, bir seref, bir vicdan borcudur. Önemli olan neyi istedigini,
neyi istemedigini bilmektir. Davis Star'in dedigi gibi: "Nereye gittigini
bilen adama yol vermek için dünya yana çekilir."
Susmak bir
sanattir
Susmak sanatina gelince; çok eski devirlerden, bilhassa Pitagoras'lar,
Sokrat'lar, Platon'lar, Epiktetos'lar zamanindan beri ruhu kuvvetlendirmek,
sahsiyet kazandirmak, nefse hâkimiyeti, sahsî tekâmülü saglamak, ideallere,
gerçege, mutlaga dogru disiplinli bir sekilde ulasmak bakimindan üzerinde en
çok durulan husus "susmak sanati" olmustur. Bundan "sanat"
diye söz etmekle verdigimiz degeri takdir mümkündür. Bu mevzuda Pitagoras
kurallari en iyi ölçüdür. Susmanin en büyük degeri düsünmek için bir baslangiç
oldugu kadar, ruh için cazibe ve istekler dünyasina bir galebedir. Burada
Decartes'in: "Düsünüyorum, öyle ise varim" sözünden, mantik yolu ile
geriye dogru gidersek; var olusmuzu anlamak için düsünmege, düsünmek için de susmaya
ihtiyacimiz olduguna göre, varolusumuzun hissedilisi ancak susmak ile mümkün
oldugu neticesi ortaya çikar. Bu suretle düsünce yolu ile; gizli kalmis
hakikatleri görmege baslar, genis ufuklarin açilmis oldugunu görürüz. Bu, öz
benligimizin en öz faaliyetidir. Çünkü bu öz benligimiz dedigimiz sey saf bir
bilgi ve nur kaynagi halindeki kudrettir. Bu, aslimiza dönüs kendimizi
bulustur. Evet susacak ve düsünecegiz. Düsünecegiz ki; gerçekler ve mutlaga
gidis yolumuzu kendimiz bulalim. Evet bulacagiz. Bulacagiz ki; bizim malimiz,
bizim parçamiz, bizim özümüz olsun. Evet bizim özümüz olsun. Bizim özümüz olsun
ki; hakikîsi, en dogrusu ve en güzeli olsun.
Her türlü iç ve dis etki ile konusan ve hatta feryat eden insanin susmasi,
bu iç ve dis tesirlerden kurtulusu, dolayisiyla ruhun madde dünyasina zaferinin
ta kendisidir.
"Çok
isitelim, az konusalim"
Insan konustuguna çok kere pisman olur, fakat sustuguna pisman olmus insana
asla rastlamaz. Bir düsünürün dedigi gibi: "Herkes çok konusan agzin
kapanmasini ve az konusan agzin açilmasini bekler." Susmak zamana ve
zemine göre çok kere bir sürü söz söylemekten çok daha fazlasini ifade eder.
Diogenes'in dedigi gibi: "Tanri bize çok isitelim diye iki kulak ve fakat
az konusalim diye bir dil vermistir." En yüksek bilgelik sükûtun, sessizligin
esrarengiz koridorlarinda gizlidir. Nietzsche'nin Zerdüst'ün de "Insanlar
arasinda yasamak güçtür. Susmak çok güçtür de ondan," deyisi gibi.
Masonlukta insiyatik ögretim, sembollerin derin mânâ ve vukufuna yönelis,
kökünü düsünceden alir ve bunlarin mutlu neticelerini zihnimizin en derin
köselerine verir. Gerçek, kullanilan kelimelerin kendileri olmaktan çikmakta ve
özünde saklanmaktadir. Ancak susmak ve neticesinde olan sessizlik, kendimize
dönüsüm yolu ile bu derin sesi isitmek imkânini saglar.
Masonlari söyle tarif etmek mümkündür. Her Mason bir gül, Mason toplulugu
bir gül demeti, loca da bir gülistandir. Temennimiz, memleketimizin ve hatta
bütün dünyanin bir gülistan, her ferdin de sahane gül demetini daha da
güzellestiren bir konca olmalaridir. Fakat bu sahane armoni dis âlemden ünlü
bir sairin
"Iki adam
hapishane parmakliklarindan disari baktilar
Biri çamuru, digeri piril piril yildizlari gördü"
deyisi gibi; çok zaman diken, çok zaman rengârenk demet olarak
görülmektedir. Bülbüle gülü tarif icap etmedigi gibi, dikenden baska bir sey
görmek istemeyene gülün renk ve konusundan ilham vermek ne mümkün!
Masonluk
aleyhtari akimlar
Franmasonluk
aleyhtarlarini üç ayri sinifta ele almak mümkündür:
1. Dinî yönden
2. Siyasî yönden
3. Sosyal yönden
aleyhte olanlar. Saldirilarin kendisine gelince, genellikle, asagidaki
maddelerin bir veya birkaçi tarzinda ceryan ederler:
1. Resmî beyanlar. Papalarin, resmî organlarin ferman ve beyanlari gibi.
2. Diktatörlerin emir ve eylemleri. Hitler ve Mussolini'nin icraati gibi.
3. Baski gruplari veya tek tek kisilerin yayinladigi kitap, brosür ve diger
yayinlar.
4. Tefsirli ritüel açiklamalari (ifsaatlar).
5. "National Christian Association" (Millî Hristiyan Birligi)
gibi "gizli cemiyetlerin" aleyhinde çalismak üzere kurulan gruplar.
6. Anti-Masonik müzelerin kurulmasi. Hitler'in yaptigi gibi.
7. Din adamlarinin vaizlari.
Masonlarin iyi niyetli bazi yayinlarinin suiniyetle yorumlanmasi Mason
aleyhtarlarinin kullandiklari malzemenin çogunlugunu olusturur. Kiliselerinki
gibi Masonlugun resmî bir organi yoktur; bu nedenle bu baski gruplari için
Franmasonlugun hakikaten özgür oldugunu ve her yazarin ancak kendi hesabina
yazabilecegini anlamak mümkün degildir. Franmasonlugun resmî organi yoktur.
Dinî ve siyasî konularda, kutuplasmalarin üzerinde bulunan Franmasonluk
hesabina, hiçbir Masonun veya Mason grubunun konusmaga yetkisi yoktur; bu tür
konulara temas eden Masonlar ancak kendi sahsî düsüncelerini dile getirirler.
Zaman, zaman, "peki, öyleyse neden Franmasonlugun düsmanlari
vardir?" sorusu sorulur. "Masonic Service of the United States"
örgütünün Mayis 1949 tarihli "Short Talk Bulletin"de bu soruya ilginç
bir cevap verilmektedir:
"Bu saldirilarin yüzlerce sebebi vardir; hirs, kiskançlik, isim yapma
arzusu, hayal kirikligi basarinin ancak vicdansiz davranisla mümkün
olabilecegine dair inanç, sorumlulugu baskasina yükleme ihtiyaci... listenin
sonu yokur. "Iki degisik inanç, doktrin, dogma, din, felsefe ve siyasî
sistem arasinda daima sürtünmeler olur. Franmasonluk bazi felsefelerle yan yana
yasamayacak bir felsefedir. Ya biri gitmeli ya da Franmasonluk yasaklanmalidir.
Umuma uygulanan kanunlarin üzerinde kisilerin bulunabilecegini kabul eden
insanlarin yasayabildigi, kanunlar yerine kisilerin hükûmet ettigi ülkelerde
Franmasonluk afaroz edilir, zulme ugrar, dagitilir ve kapatilir.
Franmasonluk daima siyasî fikir hürriyetini, dinî inanç hürriyetini, kanun
önünde kisinin hürriyetini, ferdin itibarini, önemini ve degerini savunmustur.
Franmasonlukta yüksek ve alçak kimse yoktur. - Masonlar tesviye üzerinde
bulusurlar.
Saldirilarin karsisinda, Franmasonluk, susmanin getirdigi tehlikelerin
bilincindedir. Sükût bilinçli olmalidir. Lowa Büyük Locasi Büyük Sekreteri, B.
Delzell Birader, Subat 1953'te Washington'da toplanan Büyük Sekreterler
toplantisinda, "Düsmanlarimiz vardir. Sebatkârdirlar. Masonlugun
yanlislarini bize söyler dururlar. Cehalet onlari konusturmaktadir. Biz,
Masonlar, bilinçli olmaliyiz" demisti.
Massachussetts B... Üs...'i, Thomas S. Ray Birader, 10 Eylül 1952 tarihinde
asagidaki konusmayi yapmisti:
"Bir dinin hiçbir özelligi bizde yoktur. Hiçbir doktriner beyanla bir
itikat ve iman ikrarimiz yoktur. Teolojimiz yoktur. Tapinma ritüelimiz yoktur.
Bir kilise veya sinagogda oldugu gibi dinî mânada sembollerimiz yoktur. Sembollerimiz
karakterin tekâmülü ve insan iliskileriyle ilgilidir. Sembollerimiz hayat
binasi yapiminda kullanilacak aletlerdir.
"Varmak istedigimiz, bir dinin maksadi degildir. Ruhun kurtulusu ile
ilgili degiliz. Haricileri Mason yapmaga çalismayiz. Elestiricilerimizin kabul
edebilecegi herhangi bir din tarifine giremeyiz. Bir haricî Demokratik Partiye
veya Y. M. C. A., ye (Gençlik spor ve kültür kulübü) yazildigi gibi, Mason
oldugu zaman da bir yeni dine girmez. Kaldi ki, Franmasonluga kabulü esnasinda
beraberinde getirdigi kendi dinine aykiri birsey bulamayacaktir."
Anti - Masonik brosür veya kitaplardan yarim düzine okumakla bir tek
tanesini okumak arasinda fark yoktur. Hepsi, bazi ayrinti degisikligiyle, ayni
masali anlatirlar. Son senelerde bu tür saldirilarin siddeti de azalmistir,
zira, ayni sözler tekrarlandikça, sonuçta, kiskirtici güçlerini kaybederler.
Ingiltere'da
Masonluk aleyhtarligi
Genel olarak, bilinen ilk Masonluk aleyhtari olay, 24 Subat 1652 tarihli
Kelso manastiri mahkeme zabitlarindan saptanabilmektedir. Rahip James
Ainslie'nin Masonlugu sikâyet konusu olunca, Kelso Manastiri mahkeme heyeti
"Mason kelimesinde ne günah, ne de skandal vardir" seklinde bir karar
almistir.
Ilk Anti - Masonik nesriyat ise 1698 senesinde Londra'da bastirilan bir
brosürdür. Brosürün maksadi "Hiristiyan kusaklari uyarma" olup
saldiriyi su sekilde özetleyebiliriz:
"...Özel âyinleri ve yeminleri ile kendilerine Franmason olarak
adlandiran kimseler Tanri huzurunda kötülük yapmaktadirlar... Bunlar
Antikristtir... Gizli yerlerde bulusup gizli isaretlerle biribirlerini
tanirlar..."
Bu brosürden kalan tek örnek Ingiltere Büyük Locasi kütüphanesinde
saklanmaktadir.
Ingiltere'de Büyük Locanin 1717 de kurulusunu Masonlugun hizli gelismesi
izlemisti. Kurulustan hemen sonra, bu gelismeye paralel olarak, Ingiliz
basininda Masonluk hakkinda ard arda sansasyonel haberler çikmaga baslamisti.
Bu durumu Masonlarin kendileri tesvik etmisler, her önlerine gelene demeç
vermisler, alâmetlerini takarak resmi geçitler tertip etmisler, Loca
toplantilarini gazete ilânlari vasitasiyla Kardeslere duyurmuslardir. Bu
faaliyetin neticesi olarak, Masonlar ve Masonluk hakkinda inanilmayacak kadar
çok makale, brosür, risale yazilmisti. Bunlardan bazilari adi referans,
bazilari övücü yazilar, bazilari ise Masonlugun faaliyeti ile amacini anlatmaga
çalisan nesriyatti; bunlarin yaninda, çok kere, küstah ve kaba iftiralar içeren
saldirilar veya hicivler de görülmekteydi. Bir de, Masonlarin polemiklere
kapilip yayinladiklari cevaplar vardi. Nihayet, ifsaat tâbir ettigimiz, çogu
zaman para kazanmak maksadiyla, halk içinde Masonluk hakkinda merak uyandiran
yayinlari da yukarida sayilanlara eklemek gerekir.
Çogunlugun Anglikan veya Protestan oldugu bugünkü Ingiltere'de Papaligin
afarozlarinin etkisi olmamistir. Buna ragmen, tek tük Anti - Masonik yazilarin
nesredildikleri gözükmektedir. Bunlarin en önemlisi, Katolikligi kabul eden,
Walton Hannah isimli eski bir Anglikan Papazinin "Darkness Visible"
(Gözüken Karanlik) adi altinda bir sözde ifsaatidir. (Walton Hannah 1966
senesinde Montreal'da ölmüstür.) Anglikan Kilisesinin resmen Masonlugu savunan
tutumu karsisinda bu yayinlarin kamuoyu üzerinde etkisi az olmakla birlikte,
1966 da, BBC, Masonluk hakkinda yaptigi bir televizyon serisinde bu maksatli ifsaati
kullanmistir. Cenaze merasimleri ile bazi dinî bayramlarda Masonlarin
alâmetlerini takarak yaptiklari gösteriler de televizyonda yayinlanmisti.
Bu olaylarin kiskirtmasi ile Ingiltere Büyük Locasi Idare Kurulu asagida
çevirisi verilen karari almisti:
"Masonlukla
din iliskisi üzerine":
"Masonlugun gerek kendi bünyesinde, gerek disinda olasi herhangi bir
yanlis anlamaya yer verip Ingiliz Franmasonlugun itibarini zedelememek üzere
Kurul konu üzerine azami dikkatle egilmistir.
"Masonluk ne bir din, ne de bir dinin yerini tutabilecek bir
kavramdir. Dogma ve teoloji alanlarina kesinlikle müdahale etmez. Masonluk,
üyelerine bütün inançlar tarafindan kabul edilebilecek bir hal ve hareket
standardi vermege çalismaktadir. Dolayisiyla, Masonluk dine rakip olmamakla
birlikte, ögretisinin dinî ögretiyi tamamlayici nitelikte oldugu umulur. Öte
yandan, Masonlugun ana kosulu her üyesinin bir Yüksek Varliga inanmasi ve Ona
karsi görevlerini ihmal etmemesidir.
"Masonluk dinî inanci olmayan kimseyi bünyesine kabul etmeyip,
kabulden sonra da dinine bagli kalmasini arar. Bu durumda, Masonluga karsi
yerlesmis bir saplantisi bulunmayan kisiler için, Masonlugun dinin savunucusu
oldugu konusunda yeterli kanit mevcuttur."
Savas öncesi
Avrupa'da durum ve
Isviçre'de Mason aleyhtarligi:
1 nci Dünya Savasinin aci anilari üzerine bina edilen 1930 larin Avrupasi
basininda Masonluga karsi genis bir kampanyaya girisilmisti. Fransiz basininda,
Masonluk lâikligi savunmakla, Katolik Kilisesi ile mücadele etmekle, politik
sistem olarak fasizmle mücadeleyle, Milletler Cemiyetine önderlikle ve Solcu
Millî Birligi icat edip onu yönetmekle suçlaniyordu. Alman gazeteleri ise
Masonlukla Yahudî meselesini birlestirmisler, Jüdeo-Masonik tehlikenin
çanlarini çalmaya baslamislardi. Italyan basininda, Italya'nin basina gelen
bütün felâketler Masonlarin altindan çikmis gibi gösteriliyordu. 1 nci Dünya
Savasi'ndan galip çikmis Italya'nin savas ganimetleri edinmesine Masonluk engel
olmustu. Versailles antlasmasi Masonlugun Italya'ya karsi bir komplosuydu.
Masonluk aleyhtari hareket için, Mussolini'nin kendisi "Bu, yikilan
mâbedlerin intikamidir" demisti.
Yunan Kilisesi'nin kurucusu Basilo (329 - 379) "Iftira edin, bol
iftira edin, daima bir leke kalacaktir" demisti.
Ispanya ve Polonya'da Masonluk yasaklanmis, Masonlar zulme ugramislardi.
Birçok Avrupa ülkesinde Masonluk uykuya yatmis veya kapatilmisti. Bu ülkelerin
çogunda, zaten, insan haklari ve demokrasi diye birsey kalmamisti. Bu defa,
Avrupanin en eski demokrasisinde, insana ve vatandasa saygiyi esirgemeyen
devlet gelenegine sahip Isviçre'de, Hitlerizmin etkisi altinda, Masonluk
aleyhinde siddetli bir akim baslamisti.
Bazi çevreler Masonlugu aile düzeni ve vatanin düsmani, sosyal hayati
mahvedecek unsur, karanlikta en imkânsiz komplolarin pesinde kosan bir cemiyet
olarak tesvir ediyorlardi. Aleyhtar kampanyanin kizismasi üzerine, Masonlugun
gelecegi hakkinda, ülke çapinda bir referandum yapilmasi kararlastirilmisti.
Referandum öncesi taraflarin kampanyasi gayet ilgi çekicidir.
Isviçre Federal Konseyi, uzun, tarafsiz bir raporun okunmasindan sonra
Masonlugun beraatina 2 ye karsi 106 oyla karar vermisti.
Liberal demokratlar, liberal muhafazakârlar, köylü ve sosyalistler ayni
yönde karar vermislerdir. Beklendigi gibi, Protestan Kilisesi de Masonlugun yaninda
gözükmüstü. Ilgi çekici husus Katoliklerin hareket tarziydi. Katolik
piskoposlar hareketin tamamen siyasî oldugunu iddia ederek bu polemikte
Masonluk aleyhine cephe almayi red etmislerdi. Buna karsilik, daha sert bir dil
kullanan Katolik Muhafazakâr Partisi, Kilisenin prensip ve tarihî sebeplerle
Masonluga karsi oldugunu; Masonluk prensiplerinin kendi ilkeleri ile
bagdasmadigini kabul eden her Katoligin, bu fikir çarpismasina sadece manevî
silâhlarla devam edecegini ve hiçbir surette özel kanunlarin arkasina siginip
polisin yardimiyla Masonlugu kapatmaya çalismayacagini ilân ederek, medenî
cesaretini göstermisti.
1937 senesinde nüfusu takriben 4.200.000 olan Isviçre'de Mason sayisinin
5000 den az oldugu düsünülürse, Masonluk hakkinda uyanan bu siddetli polemik
ancak hürriyet prensiplerine Isviçre halkinin içten bagliligi ile
açiklanabilir. Bu insanlar, Masonlugun arkasindan vicdan ve düsünce
hürriyetlerinin de hedef olacagini, ve ilki kurtarilmazsa digerlerinin de
batacagini idrak etmislerdi.
Vasat Isviçreli ise örnek olarak gösterilen birçok ünlü adami sütunlarinda
barindirmis, daima toplumun ve demokrasinin yararina çalismis, sosyal hayatta
uzlastirici bir rol oynamis Masonlugu mahkûm etmek istememisti.
Nihayet, 25 Kantona bölünmüs olan Isviçre'de (3 ü ikiser yarim kanton olan
22 adet kanton) 28 Kasim 1937 tarihinde referandum yapilmis, neticede, Friburg
Kantonu haricinde, ülkenin tamaminda halk Masonlugun lehinde oyunu kullanmisti.
Büyük bir Alman, büyük bir düsünür ve büyük bir Mason olan Lessing Birader,
"saglam, saglikli bir devlet daima Masonlugun yasamasina izin vermistir;
Masonluga tahammül göstermemek devletin zafiyetini ortaya koyar", demisti.
Bu sözler 200 sene önce söylenmisti.
Kilise ve
Masonluk düsmanligi:
Kilisenin Mason aleyhtarligi Papa XII ci Clement'in 4 Mayis 1738 tarihli
"In Eminenti" isimli fermani ile baslar. Bu fermanin yayinlanmasina
baslica sebep olarak asagidakileri sayabiliriz:
1. Katolik dininde günah çikarmak esastir ve Masonlarin ketumiyet yeminleri
bu esasa aykiri düsmekteydi.
2. Localarda Protestan ve Katoliklerin biribirlerine "kardes"
demeleri dinler arasinda esitligi getirerek Katolik dininin üstünlük iddiasini
zedeleyici mahiyetteydi.
3. Apostolik tabir edilen Katolik mezhebinin mecburiyeti, mensuplarinin her
yerde ve her firsatta mezheplerinin propagandasini yapip baska inançlara sahip
olan zavallilari Katolik yapmak suretiyle ruhlarinin kurtulusunu temin etmekti.
Ilkesi tolerans olan Localarda Katolikligin bu sartinin yerine gelmesi
imkânsizdi.
4. Ingiltere Büyük Locasi liderlerinin çogu Protestandi ve Kilise,
Protestanlarin Masonlugu Katoliklige karsi kullanmalarindan korkuyordu.
5. Lord Herbert of Cherbourg (1538 - 1648) tarafindan baslatilan
"Deizm" hareketi Localardaki tolerans havasi sayesinde kuvvet
kazanmisti.
6. Franmasonluk ihtilâlci Jakobit hareketi destekler mahiyette bir siyasî
kurulus olarak gözükebiliyordu.
7. Katolik Kilisesi daima kendi kontrolu disinda kalan her türlü cemiyete
karsi cephe almisti, ve kendi arazisi üzerinde, biri Roma'da, digeri de
Floransa'da olmak üzere, liberal görüslü, birer Loca kurulmustu.
Herhangi bir Papalik fermaninin Fransa'da yürürlüge girmesinden önce,
Fransiz parlamentosunda onaylanmasi gerekmekteydi. "In Eminenti"
bilhassa Fransa parlamentosuna sunulmadigindan, söz konusu afaroz Fransa'da
etkisiz kalmis, hatta, XVIII ve XIX cu yüzyillarda birçok Katolik Fransiz
papazi Loca sütunlarini süslemisti. Afarozun etkisiz kalmasi Fransiz
Localarini, kita Avrupasinda, bir liman haline sokmus ve bu Localarda esen
tolerans havasi özgürlük, esitlik, kardeslik düsturlari, ilerici fikirlerin
gelismesine hizmet etmisti.
Ancak, diger Katolik ülkelerde, Kilise nüfuzunu kullanabilmis ve Masonluga
karsi siddetle harekete geçmisti. "In Eminenti"nin dogrudan sonucu
olarak, Italya, Portekiz ve Ispanya'da üç tipik olay asagida verilmistir.
Tommaso Crudeli
olayi (Italya - 1739):
Tommaso Crudeli Floransa'da bir Locanin faal üyesi, muhtemelen de Üstadi.
Muhteremiydi. 9 Mayis 1739 tarihinde Engizisyon tarafindan Santa Croce
Manastiri'na hapsedilmis ve orada iskence edilmisti. Engizisyon mahkemesi
Crudeli'den Franmasonlugun sirlarini itiraf etmesini istiyordu. Bir suç
islemedigine inanan Crudeli, itiraf edilecek bir hususun bulunmadiginda
diretmis, Locasinin diger üyelerinin isimlerini açiklamamisti. Ingiltere Büyük
Locasi 1731 senesinde La Hey'de tekris edilen Loren Dukasinin araciligiyla,
Nisan 1741 de Crudeli'nin serbest birakilmasini saglayabilmisti.
John Coustos
olayi (Portekiz - 1743):
Ingiliz vatandasi John Coustos 1743 yilinda Lizbon'a yerlesmis, orada
Locanin Üstadi. Muhteremi olmustu. Katolik Portekiz'de Masonlar evlerde gizlice
toplanirlardi. Bir ihbar üzerine Engizisyon mahkemesi tarafindan tutuklanan
John Coustos, kendisine uygulanan iskencenin etkisi altinda, bütün bildiklerini
anlatmisti. Ingiltere Büyükelçisinin araciligiyla Ekim 1744 te serbest
birakilan Coustos, Londraya dönüp 1746 da Engizisyon mahkemesinin seyri üzerine
anilarini yayinlamisti. Lizbon Engizisyon mahkemesinin, bugün yeni bulunan,
Coustos'la ilgili zabitlari ile Coustos'un anilari biribirlerini destekleyen
iki belge olarak karsimizdadir ve zamanin Masonik örf ve âdetleri, bu sayede,
aydinliga kavusmaktadir.
Jose Torrubia
olayi (Ispanya - 1751):
2 Temmuz 1751 tarihinde, Ispanya Kirali VI. Ferdinand, Masonluk aleyhinde
bir fermani imzaladiktan sonra, Ispanyol Engizisyon mahkemesi üyelerinden
Fransisken kesis, Jose Torrubia Peder, özel bir izin elde ettikten sonra, takma
bir isimle bir Locada tekris edilmis ve Mason yeminini etmisti. Tekrisinden
sonra Jose Torrubia birçok Locayi ziyaret etmis, ve böylece, sonradan
Enggizisyon mahkemesi tarafindan tutuklanan yüzlerce biraderin isimlerini
saptayabilmisti.
Clement XII den sonra gelen Papalarin bu ilk afarozu tazelemeleri, her
defasinda degisik tarihî, dinî, felsefî, siyasî veya toplumsal sebeplere
dayaniyordu. Söz konusu sebepleri asagidaki sekilde özetlemek mümkündür:
1. 1309 senesinde papa Clement V tarafindan afaroz edilen ve Fransa Kirali
Philippe le Bel tarafindan iskence edilen Templier Sövalyeleri ile reisleri
Jasques de Molay'in idami bazi üst derecelerin ritüellerine konu edilmisti Her
ne kadar bu sembolik ritüellerde Philippe le Bel dünyevî ve Clement V ruhanî
despotizmi remzederlerse de, ritüeldeki papalik aleyhinde bulunan kisim Kilise
tarafindan hos karsilanmamisti.
2. Fransiz ihtilâlinin kahramanlarinin çogu Masondu.
3. Napolyon Bonapart, afarozlar bahanesiyle, Fransiz Masonlugunu siyasete
âlet ederek Papanin kudretine karsi kullanmaya çalisti.
4. Restorasyon devrinde Charles X ve Louis Philippe gibi hükümdarlar
Masondu; ancak, Louis Philippe devrinde, Karbonari, Misraim Riti gibi
paramasonik teskilâtlar kurulmus ve bunlarda antiklerikalizm, sosyalizm,
cumhuriyetçilik, bonapartçilik gibi cereyanlar gelismis ve bu hareketler
muhafazakâr ve kiralci Kilise ile çatisma yoluna girmisti.
5. 1848 Fransiz Ihtilâlinde Masonlarin büyük rolü olmustu.
6. Franmason Garibaldi Vatikan'a ait topraklari isgal etmis, Vatikan'in
siyasî nüfuzunu kirmisti.
7. 19 cu yüzyilin ikinci yarisinda Masonlar dinle devletin ayrilmasini,
bosanma hakkini talep etmeye ve aydinlar arasinda bu düsünceleri yaymaga
baslamislardi.
8. Birinci Enternasyonal'i hazirlayan Proudhon Masondu, Marx'in da Mason
oldugu iddia edilir. Enternasyonal'in Fransiz kolunu teskil eden Benoit Malon,
Varlin, Frankel ve Julles Vallès Masondu.
9. 18 Mart - 28 Mayis 1871 kanli Paris Komünü baskiya karsi bir
ayaklanmaydi ve kahramanlarinin çogu Masondu. Barikatlarin üzerinde Masonlar
bayraklari ve alametleri ile çarpismislardi.
Yukaridaki açiklamanin isiginda, Kilisenin Mason aleyhtari fermanlari
kronolojik sira ile incelendikleri zaman, günün siyasî ve sosyal egilimine göre
Vatikan'in saldirilarindaki evrim izlenebilmektedir.
Clement XII:
"In Eminenti"
(1652-1740, papaligi: 1730-1740)
"Liberi Muratori" veya Franmason tabir edilen cemiyetin mahkûm
edilmesi ve azalarinin afarozu ve bu afarozun ancak, bizzat Papa tarafindan,
veya ölüm aninda kaldirilabilecegine dair bu ferman 4 Mayis 1738 tarihinde
yayinlanmisti. Söz konusu fermanda, ilk mutad cümlelerle süslü giristen sonra,
Masonlugun tarifi yapilir":
"Liberi Muratori ve Franmason tabir edilen cemiyete her din ve
mezhepten adam kabul edilir; bunlar gösteristen ibaret olan haricî bir namus
kisvesi altinda, kendilerini biribirlerine baglayan ve en agir müeyyidelere
çarpilmak pahasina, toplantilarinda geçenler hakkinda mutlak ketumiyeti
muhafaza edeceklerine dair bir yemini, Mukaddes Yazilar üzerine ederler."
"Suç daima kendi kendini ele verir... bu toplantilar, bu cemiyet, iman
sahibi kimselere o kadar ters düsmektedir ki, haysiyet sahibi insanlar bu
cemiyete girenlerin ahlâksizligindan süphe etmezler. Utanilacak hareketleri
olmasaydi, herhalde, isiga çikmamak için bu kadar dikkat sarf etmezlerdi.
Zaten, bu sebeple, birçok prens ülkesinde bu cemiyeti yasaklamistir.....Devletin
huzuruna ve ruhlarin kurtulusuna engel olan bu cemiyetin medenî ve dinî
kanunlara uyamayacagina kanaat getirmis olup..... masum ruhlari ve basit
insanlari bastan çikarmalarina mâni olmak vazifemizdir.
"Nihayet, bu günahkârlik dalgasini durdurmak ve BIZCE MALUM, iyi haber
almis ve dogru baska sebeplere dayanarak, Kardeslerimiz, Aziz Roma Kilisesi
Muhterem Kardinalleriyle de istisare ettikten sonra, ve kendi sasmaz
bilgilerimizden de kuvvet alarak, isbu fermanla, isimleri ne olursa olsun, Franmason
Cemiyetlerini ebediyen mahkûm ve yasak ediyoruz".
Bundan sonra gelen uzun bir paragrafta Masonlarin ve onlarla temasta
bulunanlarin afaroz edilecekleri ve bu afarozun ancak Papa tarafindan veya ölüm
halinde kaldirilabilecegi ifade edilmektedir. Ayrica, bütün Kilise mensuplari,
muhtelif papaz ve engizisyoncularin, mevkileri ne olursa olsun, yukaridaki
maddede tarif edilen kisileri takip etmeleri ve heretiklere uygulanan cezalarin
aynen bunlara da uygulanmasi emredilmektedir. Bu fermana karsi gelenlerin
Allah, St. Pierre ve St. Paul'ün gazabina ugriyacaklari ilâve edildikten sonra,
ferman mutat sekliyle son bulmaktadir.
Avignon
Arsövekinin fermani:
(Avignon sehri 1309 ve 1377 arasi papaligin merkezi olmustu. Clement VI.
1348 senesinde, Avignon sehrini Provence devletinden satin almisti. Avignon
1791 de Fransa'ya Iltihak etmistir. (Larousse))
"Kilisenin afaroz kararina ragmen, bazi kimselerin kendilerini seytana
kaptirip mutsuz bir yeniligin aldatici zevkine uyarak, Franmason Cemiyetine
katildiklarini görüyoruz," diye bir giristen sonra, Arsövek, "In
Eminenti" fermaninin müeyyidelerini tekrarlayip afaroz sebeplerini bir bir
açiklar. Bu sebepler aynen söyledir:
1. Bu cemiyetin toplantilarinda her din ve mezhepten insanlar bulunur. Bu
sebeple, tek dogru din olan Katolik dini safiyetini kaybetmek tehlikesi ile
karsilasmaktadir.
2. Bu toplantilarda yapilan her seyin gizli kalmasini öngören bir ketumiyet
yemini mevcuttur.
3. Herhangi bir toplantida yapilan ve konusulanlarin din veya devlete karsi
yöneltilmis olup olmadigini tahkik etmeye memur makamlarin sorularina, sözde
yemin dolayisiyla, cevap vermeyi red etmektedirler.
4. Amme makamlarinin kontrolundan uzak cemiyetlerin mevcudiyeti medenî ve
dinî kurallara aykiridir.
5. Bu cemiyet ve toplantilar birçok devlet tarafindan yasaklanmistir.
6. Akli basinda, itibarli, namuslari ile taninmis kimseler bu cemiyet ve
toplantilari mahkûm etmekte ve onlara devam edenleri anormallik ve
intizamsizlikla suçlamaktadirlar.
Engizitörlerin görevleri ve fermanin her kilisede ilân sekli açiklandiktan
sonra, asagidaki ilginç paragrafi okuyoruz:
"Franmason denen cemiyetin nizamnamelerini ve bu cemiyete katilanlarin
imzalarini ihtiva eden, elle yazilmis bir kitabin varligini ögrenmis
bulunuyoruz. Bu kitaba sahip olanlarin bunu kendimize veya Bas Engizitöre
vermelerini, ayrica bu kitabin kimin elinde bulundugunu bilenlerin de durumu
Bas Engizitöre veya herhangi bir piskoposa ihbar etmelerini önemle emreder, söz
konusu emri yerine getirmeyenlerin afaroz edileceklerini ilân ederiz.
Benoit XIV:
"Providas"
(1675 - 1758, papaligi: 1740 - 1758)
Benoit XIV, 15 Nisan 1751 tarihli "Providas" isimli fermani ile
Clement XIII nin "In Eminenti" fermanini teyid etme geregini
hissetmisti:
"Selefimiz tarafindan konan afaroz cezasi, tarafimizdan simdiye kadar
ayrica teyid edilmediginden, artik geçerli olmadigini düsünen cahiller
mevcuttur...."
Bu fermaninda, Benoit XIV, Clément XII nin fermanini oldugu gibi
tekrarladiktan sonra Franmasonlugun afaroz edilme sebeplerini 6 maddede
özetlemistir:
"Yukarida tekrarlanan afaroz etme sebeplerinin basinda, bu nevi
cemiyetlerde her çesit din ve mezhebe ait kisilerin birlikte toplanmalaridir.
Bu durumun Katolik dininin safiyetini nasil zedeleyebilecegi asikârdir. Diger
bir sebep, bu cemiyet azalarinin ketumiyet yemini ile bagli olmalaridir....
Namuslu olaylar daima aydinligi ararlar, cürum gölgede saklanmaga çalisir.
Üçüncü sebep yeminin kendinden gelmektedir. Kanun kuvveti, devlet, din ve amme
menfaati ile ilgili herhangi bir hususu ögrenmek üzere bu cemiyet mensuplarini
sorguya çekme geregini hissettigi zaman, bunlar ettikleri yeminin dogru cevap
verme mecburiyetini ortadan kaldirdigina inanmaktadirlar. Dördüncü sebep bütün
bu cemiyetlerin siyasî ve dinî kanunlara aykiri bir kurulusa sahip olmalaridir,
zira, her cemiyetin kurulus iznini devlet baskanindan (Prens) almasi sarttir.
Besinci sebep birçok ülkede prenslerin bu cemiyetleri yasaklamis olmalaridir.
Nihayet, sonuncu sebep bu cemiyetlerin iyi bilinen kisiler nezdinde kötü bir
söhrete sahip olmalaridir..."
Benoit XIV, fermaninin sonunda prenslerin bütün tab'alarini ferman
hükümlerine uymaya davet ederek, Masonluk hakkinda bildiklerini ihbar
etmeyenlerin afaroz edileceklerini ve bu kisiler için "...kendi
çocuklarimiz olsalar bile, imparatorlugumuzda serefsiz kimselerdir,
saraylarimizda yerleri kalmamistir, bizlerle temas etmeyeceklerdir, ve, sert
bir sekilde ve merhametsizce cezalandirilacaklardir" demektedir.
Pie VII:
"Ecclesiam":
(1742 - 1823, papaligi 1800 - 1823)
Fransiz ihtilâli ve Napolyon savaslari ile karisan Avrupa'da, kardeslik
ilkelerine dayanan ve siyasî bir faaliyet göstererek "Carbonari"
cemiyeti kurulmustu. Her ne kadar, ileride, bu cemiyet kita Avrupasi
Masonlugunun siyasî bir yön almasina yol açmissa da, Masonlukla ilgisi yoktu.
Pie VII, "Carbonari" cemiyeti ile Masonluk arasinda, hatali olarak,
bir yakinlasma görerek, 13 Eylül 1821 de "Ecclesiam" isimli fermanini
nesretmisti. Fermanin basligi "Demnatio societatis secretae nuncupatae
Carbonarium" idi.
Söz konusu fermanin ilginç kisimlari asagida verilmistir:
"Karisik günlerimizde, Tanri ve Hazret-i Isa'ya karsi, bir tek insan
gibi birlesip mücadele eden günahkârlarin varligini herkes bilmektedir;
Kiliseyi sarsmayi basaramayan bu kisiler, yanlis bir felsefe ve bos sofizmlerle
inanç sahiplerini kandirarak Kiliseden koparmaga çalismaktadirlar. Bu
emellerine daha kolayca erisebilmek üzere, gizli cemiyetler, gizli mezhepler
kurmuslar, bu suretle ihtilâl ve suç örgütlerine daha kalabalik bir toplulugu
çekmeye gayret etmislerdir. Uzun zamandan beri bu cemiyetlerin farkinda olan
Makamimiz, bunlarin din ve cemiyet aleyhinde, gölgedeki faaliyetlerini açiga
çikarmis ve onlara karsi sert ve özgür sesini yükseltmisti....Maksatlari din
hususunda umursamazligi yaygin hale getirmek, kendi fantezi ve fikirlerine
uygun bir din kurmak, Hazret-i Isa'nin kendini kurban etmesi ve ölümünden sonra
tekrar dirilmesine ait efsaneyi kriminel merasimleriyle kirletmek, Kilisenin
kutsiyetini avamin asagilmasina terketmektir... Bu cemiyet Kirallarin ve
kumanda mevkiinde olanlarin gücüne karsi direnmenin dogru oldugunu iddia
etmekte ve kirallara zalim demek cüretini göstermektedir....."
Mutad afarozlar fermani tamamlamaktadir.
Leon XII:
"Quo Graviora"
(1760 - 1829, papaligi: 1823 - 1829)
"Leon XII, 13 Mart 1825 tarihinde nesrettigi "Quo Graviora"
isimli fermaninda, In Eminenti, Providas ve Ecclesiam fermanlarini
tekrarladiktan sonra, söz konusu fermanlara halkin itibarinin az olmasindan,
gizli cemiyetlerin arada çogalip üniversitelere nüfuz ederek genç dimaglara
tesir ettiklerinden yakinmaktadir. Ayrica, Masonlarin Katolik dinine
saldirilarda bulunup Hazret-i Isa'nin mevcudiyetinin bir skandal oldugunu,
Allahin mevcut olmadigini ve ruhun vücutla beraber öldügünü iddia ettiklerini
ilâve etmektedir.
"Durum bu merkezde iken, vazifemiz bu gizli cemiyetleri yeniden mahkûm
etmektir... Bugün mevcut olan gizli cemiyetlerle ileride kurulabilecek
olanlarin tamamini ilelebet yasaklamaktayiz.... Bu cemiyetlerle ilgili
olanlar.... ve cemiyetler hakkinda bilgi sahibi olup da ihbar etmeyenler afaroz
edilecekler ve ölüm dösegi hariç, hiçbir kuvvet bu afarozu kaldiramiyacaktir...
Herseyden önce ve mutlak olarak bu cemiyetlere girenlerin etmis olduklari
ketumiyet yeminini geçersiz ilân etmekteyiz... "Allah yoktur"
diyenler aralarina kabul ettiklerine yemin ettirme cüretini
göstermektedirler...."
"... Havlamasini bilmeyen dilsiz köpekler gibi davranip sürülerimizin
ellerimizden alinmasina, kuzularimizin bu aç kurtlar tarafindan yutulmasina
müsaade etmeyelim. Bunlara karsi mücadelemizde bizi hiçbir sey
durdurmasin".
Leon XII, fermaninin sonunda muhbirlere ve cephe degistirebilecek gizli
cemiyet mensuplarina bir senelik bir pismanlik süresi tanimaktadir; bu süre
içinde günah çikaracak ve ihbarlarda bulunacak olanlar affedileceklerdir.
Pie VII:
"Traditi"
(1761 - 1830, Papaligi: 1829 - 1830)
Pie VIII, 21 Mayis 1829 tarihli "Traditi" isimli fermaninda gizli
cemiyetlerin sofizm ve hatalarindan ve gençligin yetistirilmesine sahip çikma
arzularindan sikâyet etmektedir.
"... Ögrencilerinin kalp ve dimaglarina sekil vermek üzere,
ögretmenlerin mutlak güç sahibi olduklari bilinmektedir; bu sebeple, gizli
cemiyet mensuplari gençlige sapik ögretmenler vermege çalisip kendilerini
Allah'in yolundan uzak Baal yollarina sürüklemeye çalismaktadirlar.... Böylece,
din korkusunu, ahlâk kuralini, kutsal doktrini attiktan sonra, devlet ve din
kuvvetlerini hiçe sayarak, her türlü kargasadan, hatadan, saldiridan çekinmeyen
gençlerimizi sizlanarak seyretmekteyiz..."
Gregoire XVI:
"Mirari"
(1765 - 1846, Papaligi: 1831 - 1846)
5 Agustos 1832 tarihli "Mirari" isimli fermaninda Grégoire XVI,
Kilisenin temellerinin sarsildigini yazmaktadir:
"... Kilisenin tanrisal otoritesi saldiriya ugramakta, haklari
ellerinden alinmaktadir; Kilise dünyevî konularla ugrasmaya zorlanmaktadir;
büyük bir haksizliga ugrayarak, uluslarin nefretine terk edilmektedir.
Piskoposlara olan itaat borcu ve piskoposlarin haklari artik gözönüne
alinmamaktadir; Katolik dogmalarina dolayli ve gizli yollardan degil, açiktan
açiga kriminel saldirilarda bulunan yeni ve korkunç fikirler akademi ve
liseleri çalkalamaktadir; ögretmenlerin düsturlari ve olusturduklari örnek
ögrencileri ayarttigi zaman, dinin ugradigi felâket çok daha büyük olmakta ve
ahlâk daha derin bir sekilde bozulmaktadir. Böylece, dinin yarattigi fren
zedelendigi zaman, sadece sayesinde tutunabilen hükümdarliklar ve temin
edilebilen otorite yavas yavas yikilmakta, kamu düzeni bozulmakta, prensler
düsmekte, her çesidiyle kanun gücü yokolmaktadir."
"Bu felâketlerin baslica sebebi bu cemiyetlerin düzenledikleri
suikastlerdir; her çesit herezi, en kriminel mezhepler, dinî cürümler, ayip ve
küfr bir lâgimin içinde bütün pisliklerin karisip akmasi gibi, bu cemiyetlerde
akmaktadir."
"... Karsilastigimiz büyük tehlikenin içinde bizi üzen diger bir husus,
bu gizli cemiyetlerde her çesit dogru ve yanlis din mensuplarinin birlesmeleri
ve sözde dine hürmetten, fakat gerçekte, yenilik susamisligi ile ve her yerde
devrimi yerlestirmek amaciyla, her türlü özgürlügü tesvik etmeleri, Kilise ve
devletin mallarina karsi zihinleri uyandirmalari, en saygideger otoriteyi bile
yikmaya çalismalaridir..."
Pie IX:
"Qui Pluribus" ve "Multiplices Inter"
(1792 - 1878, Papaligi: 1846 - 1878)
16 Temmuz 1846 tarihinde bir genel af ilân eden Pie IX, ayni senenin 9
Kasiminda "Qui Pluribis", 19 sene sonra da, 25 Eylül 1865 tarihinde,
"Multiplices Inter" isimli fermanlarini nesretmisti.
Sahtekârligi ile ün salmis Leo Taxil "Le Vatican et les Franc
Maçons" isimli kitabinda, bir eliyle verdigini digeri ile geri almakta;
bir taraftan Pie IX'un kutsiyetinden bahsetmekte, diger taraftan da ayni
Papanin Mason oldugunu yazmakta ve Pierre Larousse'un Pie IX'un hayati ile
ilgili makalesinden bir paragrafi nakletmektedir:
Pie IX: (Jean Marie, Mastai - Ferreti Kontu), papa, Sinigaglia'da 13 Mayis
1792 tarihinde dogmustur. Volterra Kolejinde okuyan Jean Mastai, tahsilini 18
yasinda tamamladiktan sonra seçecegi meslek hakkinda bir tereddüt devresi
geçirmis, bu arada, söylentiye göre, Masonluga kabul edilmistir."
Yukaridaki bilginin isiginda Pie IX'un Franmasonluk aleyhindeki iki fermani
önem kazanmaktadir.
Önce "Qui Pluribus" tan bazi seçmeler:
"... Bütün bu korkunç hâtalari, cürmü tesvik için kullanilan usullerin
çoklugunu hâtira getirdigimiz zaman, ruhumuz dehsete kapilmakta, kalbimiz acidan
çökmektedir; isigin düsmani bu dimaglar bütün ruhlarin içinde kutsal aski
söndürmekte fevkalâde bir kabiliyet göstermektedirler..."
"Muhterem Kardeslerim, Hiristiyan isminin bu amansiz düsmanlari...
sadece Allaha küfür kusmak için agizlarini açmaktadirlar; açikça ve her türlü
reklâm yolunu kullanarak, dinimizin kutsal tedrisatinin insan uydurmasi
oldugunu, Katolik Kilisesi doktrinlerini cemiyetin yararina aykiri düstügünü
iddia etmektedirler. Daha uzaga gidip, Hazret-i Isa ile Allahin varligini bile
inkâr etmektedirler... Cahil halki daha kolay büyülemek maksadiyla, gerçek
mutluluk bilgisine sadece kendilerinin sahip olduklarini söylemektedirler;
Tabiati yaratan, yüksek ve çok müsfik Allahin, fevkalâde bir sefkat göstererek,
insanin kurtulusunu temin için göstermege tenezzül ettigi her seyin arastirmasi
felsefenin maksadi degilmis gibi, kendilerine filozof ismini yakistirmaga
tereddüt etmemektedirler... Böylece, yanlis ve aldatici bir mantik kullanarak,
ve insan mantiginin yüceligini iddia ederek, mantigin Hazret-i Isa'ya olan
inancin üstünde oldugunu, hatta, bu inancin mantiga aykiri oldugunu
söylemektedirler. Hayir, bundan daha mânasiz, dine, mantigin kendisine daha
karsi bir fikir düsünülemez...
"Muhterem Kardeslerim, ilk vazifenizin piskopos gücünüzü kullanarak
Katolik inancini korumak, sizlere emanet edilen sürünün bu inancinda
sarsilmamasini temin etmek oldugunu bilmektesiniz, zira, inanci sarsilan
ebediyet için yok olacaktir... Yolunu sasirmis bir kuzu buldugunuz zaman, onu
sefkatle kucaklayarak yuvasina geri getiriniz..."
"Multipices
Inter" dan bazi seçmeler:
"... Bizden önce gelenlerin sözlerini hükümdarlar dikkate almadi.
Böyle ciddi bir mevzuda, bu kadar yumusakça davranmamis olsalardi, Avrupayi
atesle kaplayan, bunca ihtilâl ve savas önlenecek bugünkü belâlar Kilisenin
basina gelmeyecekti...
"Afaroz tehdidi ile ilân edilen fermanlarimizin lâik hükümetleri
tarafindan red edildigi ülkelerde (Fransa) geçerli olmadiklarini sananlar
yanilmaktadirlar... Aziz Pierre'in halefleri Roma Piskoposlarinin (papalar)
Kilise üzerindeki otoriteleri medenî (lâik) hükümet kuvvetine dayanabilir ve
onun tarafindan kisitlanabilir mi?"
"Bu cemiyetlerin üyeleri Hazret-i Isa'nin geleceklerini haber verdigi
koyun postu altinda gizlenmis kurtlar gibidirler, maksatlari sürüyü yemektir.
Hazret-i Isa'nin halefi tarafindan onlara Ave (selâm) demek bile
yasaklanmisti..."
Masonluk hakkinda en akil almaz iftiralari yayan, Masonluk düsmani
yazilarin belli basli kaynagi olan Leo Taxil halkin inanma ihtiyacini istismar
ederek para kazanma yolunu bulmustu. Mason olduktan sonra, "mystères de la
Franc Maçonnerie Deevollés (Franmasonlugun Sirlarinin Açiklanmasi). "Satan
Franc Maçon", gibi eserleriyle Mason aleyhtarligini kiskirtmis ve
Kilisenin gözüne girmisti.
Taxil'in genis muhayyilesi ve fevkalâde cazip uslübü, her yazdigini cahil
halka inandiriyordu. "33 dereceli "Palladist" Albert Pike"a
her cuma günü saat 3 te seytanin kendisi gözüküyordu... Seytan, piyano çalan,
silindir sapkali ve frakli bir timsah seklinde genç kizlari korkutuyordu....
v.s.
Lüsiferyen (seytanî) Masonluk uydurmalarinda, "Paladisme" mezhebi
yüksek rahibesi, 33 dereceli Diana Vaughan, sonradan pismanlik duyarak tövbe
etmis ve Katoliklige dönmüstü. Taxil, Diana Vaughan'in sahsiyetini yoktan
uydurmus, mevcudiyetine halki inandirmisti. Hatta, 19 Nisan 1897 tarihinde, Leo
Taxil büyük bir merakli kalabaligini toplayarak, Diana Vaughan'i kendilerine
takdim etmeyi vaad etmisti. Kararlastirilan gün ve saatte, Leo Taxil yalniz
gelmis, konferansçi kürsüsünden, Diana Vaughan'la beraber bütün diger yazip
söylediklerinin uydurmalardan ibaret oldugunu açiklayarak, halkla alay etmek
suretiyle çok para kazandigini ilân etmis ve millete, aptal inanci için
tesekkür ettikten sonra, genel kargasaliktan yararlanarak ortadan kaybolmustu.
Bu olayin ardindan, 20 Haziran 1897 tarihinde, Leo Taxil Papa Leon XIII e
ithaf ettigi "La Bible Amusante" (Eglenceli Mukaddes Kitap) isimli
kitabiyla kutsal ne varsa alay etmis, sonucunda afaroz edilmisti.
Asil adi Joachim Pecchi olan Leon XIII'e ithaf mektubunda, "Mukaddes
Güvercinden ilham alan ey zavalli Leonlarin XIII üncüsü, sevgili
Joachim..." diye hitap edip, taksitle takdis edilmesini rica etmekte,
Papalik makaminin mutlak yanilmazliginin nerede kaldigini sormaktadir.
Leon
XIII:"Humanum Genus"
(1810 - 1903, Papaligi: 1878 - 1903)
Leon XIII Mason aleyhtarligi ile taninmis bir papaydi. 20 Nisan 1884 tarihinde
nesredilmis olan "Humanum Genus" isimli fermani yüzyilimizda hüküm
süren yeni siyasî düsüncelere karsi cephe aldigindan ilgi çekicidir:
"... Seytanin kiskançligi yüzünden beseriyetin Allahtan ayri düstügü
günden beri dünyamiz iki cepheye bölünmüstür; bunlardan ilki hak ve fâzilet
için, digeri de fâzilet ve hakikata aykiri hersey için mücadele etmektedirler.
Bunlarin ikincisi Iblis'in hükümdarligidir... tanrisal kanunlara riayet
etmeyip, Allahsiz yasamaya, hatta, Allahla mücadeleye tevessül edenler bu
hükümdarligin tab'asini teskil ederler... Zamanimizda, Franmason isimli, çok
yaygin ve kuvvetli bir teskilâta sahip bir cemiyetin tesviki ve yardimiyla,
karanlik kuvvetlere tapanlar, fevkalâde bir gayret içinde, birlesmis
durumdalar. Bunlar artik niyetlerini gizleme ihtiyacini bile duymadan Allahin
Yüksek Varligi ile mücadele etmektedirler..."
"... Biz teslim edilen ruhlarin ebediyet için kaybolmalarini önlemek,
savnmayi taahhüt ettigimiz Hazret-i Isa'nin kutsal devletini, yalniz muhafaza
degil, büyümesini, yeni fetihler yapmasini temin etmek üzere, görevimiz,
tehlikeyi görüp düsmanlarimizi ihbar etmek, projelerine karsi mümkün her türlü
direnmeyi göstermekdir..."
"Hareketlerinin, prensiplerinin, yasalarinin, törenlerin ifsa
edilmeleriyle, Mason mezhebinin ana gayesi isiga çikarilmistir ve kendi
azalarinin sahadeti bu bilgiye ilâve edilmistir. Bu hâdiselerin karsisinda
Apostolik Taht'in Franmason cemiyetini, Hiristiyanliga karsi oldugu gibi
devlete de karsi bir mezhep olarak âlenen ilân etmesi ve bu mezhebe karsi en
agir müeyyideleri tatbik etmesi kadar tabii birsey yoktur."
"... Her müsait durumdan istifade ederek, Masonlarin etkisinin en büyük
gözüktügü doktrinal tezleri teker teker ele aldik. Bu sekilde, "Quod
Apostolici Munesis" isimli fermanimizla sosyalist ve komünistlerin korkunç
sistemleri ile mücadeleye çalistik. "Arcanum" isimli fermanimizla
izdivacin temelini teskil ettigi evcil cemiyeti müdafaa ettik.
"Diuturnum" isimli fermanimizla, Hiristiyan usu (sagesse)
prensiplerine göre siyasî iktidarin menseini ve bu iktidarin dogal düzenle
oldugu gibi uluslarin ve prensiplerin kurtulusu ile de olan fevkalâde ahengini
göstermeye çalistik..."
"... Masonlar kendilerini felsefe ve edebiyat dostu gibi göstererek
ilmin gelismesini temin için toplandiklarini iddia ederler. Sadece uygarligin
gelismesi için gayretlerinden ve zavalli halk için olan sevgilerinden söz
ederler. Sözde maksatlari, halkin durumunu yükseltmek ve medenî toplumun
çikarlarini daha çok sayida kisiye götürmektir..."
Bundan sonra, Leon XIII Masonlugun ketumiyete ve disipline dayanan
sisteminin gayri ahlâki oldugunu, gölgede geçen toplantilarinin kriminel
maksatlar gizlediklerini söyleyip söyle devam etmektedir:
"Söz konusu cemiyetin dogal adalet ve ahlâk kurallarina aykiri
olduklarini kanitlamak için mantikla hakikati dinlemek yeterlidir..."
"Franmasonlarin arzulari - ve bütün gayretleri ayni maksada
yönelmektedir - Hiristiyanligin icabi olan her türlü sosyal ve dinî disiplini
tamamen yikmak ve yerine prensiplerini natüralizmden alan ve kendi fikirlerine
göre sekillendirilmis yeni kurallari oturtmaktir... Natüralistlerin ilk
prensibi insan mantiginin her seyin üzerinde olusudur... Allahin herhangi bir
vayhin mensei oldugunu reddederler. Onlar için, mantigin kabul
edebileceklerinin disinda dinî dogma, hakikat veya lâfina itimat edilebilecek
vaiz yoktur. Katolik Kilisesinin on birinci vazifesi Allahin vahyi olan
emanetleri bütün safiyetleri ile muhafaza etmek, insanlari kurtarmak üzere bu
emanetlerin tedrisatini yaymak oldugundan, Masonlarin en büyük saldirilari
Kutsal Kiliseye karsi olmaktadir."
"... Medenî toplumun içinde Kilisenin hasmet ve otoritesini hiçe
indirmek suretiyle dinle devleti ayirmaya... Kilisenin teskilât ve
düsturlarinin tamamen disinda bir devlet kurmaya çalismaktadirlar."
"... Kilisenin dogal ile tanrisal haklarinin hepsi bu saldirilara
hedef olmaktadir... Kilisenin her hakkini kisitlayan kanunlar parlamentolardan
geçirilmektedir... Uydurma sebeplere dayanarak Papayi, özgürlügü ve haklarinin
müdafaasi için sart olan devlet kuvvetinden (souveraineté temporelle) mahrum
etmekten baska... simdi de menseini Tanridan bulan bu teskilâti (papaligi) yok
etmenin pesindeler."
"... En farkli dinlere bagli kisilere mabedlerini açmakla dinî inancin
önemsiz mefhumlar mertebesine indirilmesine ve her çesit dini es bir kaide
üzerinde göstermege çalismaktadirlar. Zaten, kendi basina bu prensip Katolik
dinini yikmaga yeterlidir. Katolik dini tek dogru din oldugundan, küfürlerin ve
adaletsizliklerin en büyüklerine hedef olmadan diger dinlerin kendisine esit
kabul edilmelerine asla müsamaha edemez... Bütünüyle alindigi zaman,
Franmasonluk Tanriya inanci sart kosuyormus gibi gözükmesine ragmen, bu inanç
herbir azasi için saglam ve sarsilmaz bir hakikat gibi kabul edilmemektedir.
Tanri meselesinin kendi bünyelerinde anlasmazliklara yol açtigini
gizlememektedirler. Allahin mevcudiyetini kabul edenlerle red edenler ve
panteistler gibi yanlis yolda olanlar... farksiz bir sekilde cemiyetlerine
kabul edilirler."
"Bu temel sarsildigi takdirde, dogal düzenin prensipleri sarsilacak,
Yaradanin hür bir hareketiyle dünyanin yaratilmis oldugu, Allahin
mukadderatimizi tâyin ettigi, ruhun ölmezligi ve simdiki hayatimizdan sonra,
gelecekte, sonsuz bir yasamin bizi bekledigi gibi mefhumlar hakkinda beserî
mantik süpheye düsebilecektir... Ahlâk bozulacak... beserin kurtulusu tehlikeye
düsecektir..."
"... Masonlarin ahlâk anlayisina gelince, "toplum ahlâki - özgür
ahlâk - serbest ahlâk" diye tâbir ettikleri ve dinî fikirlere hiç yer
vermeyen bir ahlâk sisteminin gençlige asilanmasini istemektedirler... Halbuki,
Hiristiyan ahlâkinin yerini bir baskasi alinca, örf ve âdetlerin nasil
bozuldugu malûmunuzdur... Karanlik kuvvetlerle olan mücadelemizde dünyevî
arzularimizdan siyrilip en güç is sartlarina ve iztiraba katlanabilmemiz
lâzimdir. Masonlar ise, her türlü vahiy ve Tanrisal müdahaleyi kesinlikle
redderek mukadderata olan inanci zedelemektedirler... Güzel sanatlara realizmi
getirmekle... gelecek dünyaya olan ümidi yok etmekte, mutlulugu ebedî olmayan
seylere baglamaktadirlar... Masonlar için evlilik bir mukaveleden ibarettir,
dolayisiyla, taraflarin mutabakati ile fesh edilebilecegini iddia
etmektedirler... Gene çocuklarin egitimlerinde dinî ögretimin lüzumsuz oldugunu
söylemekte, büyüdüklerinde diledikleri dini seçmekte serbest birakilmalarini
arzu etmektedirler... Simdiden, birçok ülkede gençlige egitimin lâik mekteplere
terk edilmesini temin edebilmislerdir."
"Siyasal bilgilerle ilgili dogmalarina gelince, Masonlara göre, bütün
insanlar hukuken esittir. Esit olduklarindan, birinin digerlerine kumanda
etmesi dogru degildir, ve kendilerinden gelmeyen bir otoriteye itaatlarini
temin etmeye kimsenin yetkisi yoktur. Bütün güç özgür halkin elindedir,
iktidarda bulunanlar, ancak halkin lütfu ile bu mevkidedirler ve halkin fikri
degistigi takdirde, devlet baskanlarinin haklari, arzu etmedikleri takdirde
dahi, ellerinden alinmalidir... Ayrica, dinler arasinda tercih
yapilamiyacagina, dolayisiyla, bütün dinler esit muamele göreceklerine göre,
devlet ate olmalidir."
"... Yukarida isaretlemis oldugumuz hâdiseler Franmasonlarin gizli
maksatlarini kâfi derecede açiga çikarmaktadir... Tanrinin emri ile, cemiyet
halinde yasamak üzere, insanlar dünyaya gelmektedir; cemiyetin idamesi için
otorite sarttir ve cemiyeti yaratan Varlik otoriteyi de yaratmistir.
Dolayisiyla, iktidar kimin elinde ise, o Allahin sözcüsüdür. Bu sebeple,
cemiyetin ihtiyacina uyarak, herseyi yöneten Allaha itaat ettigimiz gibi, yasal
iktidara da itaat etmek borcumuzdur; bu otoriteye itaat mecburiyetinin halkin
arzusuna terk edilmesi hakikata aykiridir. Ayrica, akil seviyeleri, fikrî
imkânlari ve fizikî enerjileri ayni olmayan ve degisik mizaçlara sahip olan
insanlarin esit olabileceklerini iddia ederek hepsine kanun nazarinda ayni
haklari saglamak kadar abes birsey olamaz."
"Kilise, insanlara kumanda etme hakkinin dogrudan dogruya Allahtan
geldigini söylemekle vatandaslarin itaatini, hürmet ve iyi niyetlerini daha
kolay bir sekilde temin etmektedir..."
Afarozun
kalkmasi mümkün degil
Daha sonra, Leon XIII Masonlukla mücadele için bütün inanç sahibi olanlarin
uyanik olmalarini, sarî bir hastalik gibi yayilan Masonik fikirlerle mücadele
etmelerini, her yerde "Masonlugun maskesini koparmaga çalismalarini",
Hiristiyan felsefesinin yazili ve sözlü olarak, her firsatta, açiklanmasini,
gençligin egitimine azamî katilmalarini önlemek için Kilisenin otoritesi
altinda isçi sendikalarinin kurulmalarini teklif etmektedir.
Roma Kilisesi Papalarin "infailible" olmalari, yani, papalarin
"excathedra" (makamlarinin otoritesi ile) aldiklari kararlarin
sasmaz, mutlak hatâsiz nitelikte olmalari prensibi üzerine bina edilmistir; bu
sebeple, eski bir hatâyi kabul ve düzeltme mânasina geleceginden, geçmisteki
bir afarozun kaldirilmasi mümkün degildir.
Ancak Copernik - Galile hâdiselerinde veya günümüzde Darwin'in
nazariyelerinin kabul edilmelerinde oldugu gibi, eski kararlara yeni tefsirler
bulmak suretiyle, bazen vuku bulan büyük rötarlara ragmen, Vatikan, artik
yerlesmis, herkes tarafindan kabul edilmis gerçeklere, fikirlere, uyma imkânini
daima aramistir.
Zamanimizda, Papa 23 cü Jean ve 2 ci Vatikan Okümenik Konsilinin sonuçlari
kendilerini göstermege baslamis, gayri resmî de olsa, Amerika ve Fransa'da,
Kilise ile Franmasonluk arasinda baglanti kurulmus, hatta Boston Kardinali
Cushing, Boston sehrinde, "Kardeslik" Locasinda, ökümenizm'le ilgili
bir konferans vermis; Paris'te bir arsövek Grande Lodge de France'a bagli bir
Locayi ziyaret etmistir. Bu olaylara Vatikan'in seyirci kalarak müdahale
etmeyisi Kilise - Franmasonluk iliskilerinde büyük bir asamadir.
Neden ritüel?
XVI. Louis'in
karisi, Kraliçe Marie Antoinette, kizkardesi Marie-Christine'e Masonlukla
ilgili yazdigi mektubunda, Masonlarin çalismalarindan endise etmenin yersiz
oldugunu, Tanriya inandiklarini ve amaçlarinin topluma yardim etmek oldugunu
ifade ettikten sonra, "Herseye ragmen, yardim yapilmak istendiginde bu
kadar merasime gerek olmadigini saniyorum; ancak kisileri seçtikleri
yöntemlerde serbest birakmaliyiz; yeter ki iyilik yapilsin, ötesi önemli
degil," diyordu. Bu soru hâlâ zaman zaman soruluyor.
Hür Masonluk Ortaçag'da kurulup günümüze kadar gelebilen ve hala
güncelligini koruyabilen tek cemiyettir; bunu da herhalde degismeyen insanlik
ilkelerine ve de ritüeline borçludur. Inisyatik bir cemiyet olan Hür Masonluk
tasçi ve duvarci loncalarinin spekülatif devamidir ve zamaninin Ahî
loncalarinda da benzerleri olan ritüellerini, çaga uydurarak muhafaza etmistir.
Beraberce uygulanan ritüel, ögretilerinin yaninda, heyecan ve düsünce birligi
içinde beraberlik ve güven duygularini hissettirerek, kisinin bir gruba ait
oldugunu simgeler ve kardeslik bagini pekistirir. Inisyatik olmayan
cemiyetlerde de kabul ve terfi törenleri, doktorlarin, doçentlerin,
profesörlerin unvanlarini kazanmalari, yeni seçilen milletvekillerinin,
askerlerin yemin törenleri, hukukçularin siniflarina göre cübbe giymeleri,
protokoller olaylar hep ritüel ögeleri içerir.
Masonluk bir
ahlak sistemi
Hür Masonluk, bir tarife göre, alegoriler perdesi ardina gizlenmis ve
sembollerle ifade olunan bir ahlâk sistemidir. Ortak degerleri paylasan,
alegori ve sembolizmanin felsefelerini anlayabilen kardesler için Masonik
ritüeller derin bir anlam tasirken, olaya yabanci olanlara gülünç dahi
gelebilir. Bunu kinamamak gerekir. Fizik bilmeyene quantum mekanigi, matematik
bilmeyenlere diferansiyel denklemler de bir anlam tasimaz.
Hür Masonlukta, dünyevî sikintilar içinde olan Kardesin, isinin ve modern
kentin sikintili trafiginin stresinden kurtulmasi, ritüelin kendisinin baska
bir dünyaya tasimasi ile olur. Ritüel sembol ve alegorilerle ögretir, kisiyi
düsünmeye sevk eder.
Inisyatik
ritüelin ögeleri:
Adayin
harici dünya ile olan baglarini gevsetip yok eden hareket, söz ve efektler;
Mitlerle
yüklü bir drama ile adayin yeni bir kutsal dünyaya girmesi;
Duvarci
ustasinin aletlerinin takdimi ile adayin bu kutsal dünyaya kabul edildiginin
tescili;
Adayin
Mason olarak topluma nasil faydali olabileceginin ve Landmarklarin (Masonlugun
ananevi temel ilkeleri) anlatimi;
Adayin
yemin etmesi;
Bundan
sonra sonsuza dek tekris edilmis olmanin niteligini tasiyacak yeni kardesin
dünyada mevcut yoksulluk ve acilar hatirlatilarak, harici dünyaya dönüsünü
saglayacak geçisin uygulanmasi.
Ritüelin
çatisi:
Mâbet
tabir edilen mekânin tahsis edilmis olmasi;
Is'ad
edilmis görevlilerin töreni yürütmeleri;
Haricilerle
henüz törenin uygulandigi dereceyi kazanmamis kardeslerin uzaklastirilmalari;
Adayin
ölümü ile yeniden dogusunun, baska bir deyimle karanliklardan kurtularak, Nur'a
kavusmasinin sahnelenmesi;
Adaya
yolculuklar yaptirilarak sinanmasi;
Etkileyici
bir yeminin edilmesi;
Adaya
kazandigi yeni kisiligin simgelerinin, yani, önlük, beyaz eldiven ve tasçi -
duvarci isçilerin kullandiklari avadanliklarin takdim edilmesi;
Isaret
ve kelimelerin verilmesi;
Locanin
kapanis töreni;
Kardes
sofrasinda gayri resmi tarzda adayin kutlanmasi, aday konusturularak
sikilganliginin giderilmesi, entelektüel, edebî, ve de mizahî konusmalarla
çalismalarin sonuçlandirilmasi.
Semboller
Sembollerin tüm
manevî hayatimizda ne ölçüde rol oynadigini çogu kez pek bilmeyiz, bunun
farkina pek varmayiz. Onun için de, Mason olmayan biri, Masonlugun semboller
dünyasini kendisine yabanci, hatta garip bile kabul bulabilir. Oysa gündelik
yasamimizdaki sayisiz sembolik davranislar gözden kaçmaktadir. Ne biçim olarak
yepyeni, ne de anlam bakimindan yeni bulunmus bir sey olan bu Masonik semboller
Masonluga yeni katilmis kisileri bile yadirgatabilir. Hele bir de kuru mantik
çaginda yasadigimizi ve bu çagin kupkuru mantikli, her türlü gizlemelerden uzak
düsüncelerden hoslandigini, sembolik gereksinmelerin zaman ve düsünüs
biçimleriyle degisiklige ugrayacagini gözönünde tutarsak, Masonluk toplulugu
içinde de sembollere verilen degerin bir yandan onu bütünüyle reddetme
egiliminden, onu oldugundan daha önemli görmeye kadar varisini gayet iyi
anlayabiliriz.
Bayrak da bir
sembol degil mi?
Sembolleri, manevî olan seyleri algilanabilir biçime getirmek ve yasami
anlamli bir biçimde göstermek için bir araç diye açiklamak mümkündür. Bu çok
genis yorumlanmis kavram içinde sembollerin iki özelligi yatmaktadir. Sembol,
soyut düsüncelere herkesin anlayacagi bir biçim verebilir. Öte yandan somut
nesneleri manevî alana çikarabilir. Sanat, örnegin inanci, sevgiyi ve umudu;
haç, yürek ve gemi çapasi sembolleriyle gösterebilir. Öte yandan tüm devlet
düzenini özel biçimde renklendirilmis ve üzerine özel desenler çizilmis bir
parça bez ile sembolize etmekteyiz. Bayrak, sancak dedigimiz bu bez direge
çekilirken, ya da geçit resimlerinde önümüzden geçilirken durmamiz, hatta
ugrunda ölmemiz bize küçüklügümüzden beri söylenmis, bunun sembolik anlami bize
anlatilmaya çalisilmistir. Yemin ettigimiz zaman bir elimizi kaldiririz. Oysa
bu davranis sirasinda, eger yeminimizi bozarsak Tanri'nin öcalici gücünü
çagiracagimizi sembolik olarak canlandirdigimizin farkinda bile degilizdir.
Bizden çok önce yasamis kusaklarin yasam tecrübelerini ve bilgece görüslerini
sembolik sözler, atasözleri yoluyla gündelik yasamimizda sürdürmekteyiz.
"Sembollerin Tarihi" adli eserin yazari Max Schlesinger sembolik
gereksinmelerin sonsuza dek varolacagini su sözcüklerle belirtiyor: "Tarih
bize sembollere olan istegin daha fazla ya da daha az oldugu zamanlarin
varligini göstermekte. Günümüz kültürlerinde semboller gücünden epey sey
yitirmislerdir. Ancak bunlarin bir takim kökleri hâlâ ayaktadir. Gündelik yasam
bile yeni yeni semboller yaratmaktadir. Krallarin tacini ayaklar altinda
çigneyen halk yeni bayraklar dalgalandirmaktadir. Bütün sembollerin günün
birinde yerini aydinlanmis bir mantigia biraktiklarini düsünsek bile, iste
özellikle o zaman, insan dogaüstü düzeye kaçmakta, gerçeklerin ve bilimin
kendisine veremeyecegi mutluluklari arayip, bulup, tatmaktadir. Iste bunlar da
sembollerle olmaktadir."
Çaglar arasinda
saglam bir köprü
Sembollerin en belirgin özelligi, topluluk duygusunu yüceltmeleridir.
Semboller, çaglar ile insanlar arasinda köprüler kurar. Friedrich Albert
Lange'nin dedigi gibi, semboller, "insanin vazgeçemeyecegi gerçegin
tamamlayicisidir."
Günümüzde Masonlarin çalistiklari semboller bilinçli olarak yaratilmistir.
Sayilari, Masonluk sistemine göre degisir, fakat genellikle çok fazladir.
Masonluk tarihi içinde bazi semboller zamanla kaybolmustur ve tarihsel
arastirmalarla yeniden ortaya çikarilmaktadir. Yeni semboller ise zaman zaman
ritüellere eklenmektedir. Ancak Masonlukta hiç degismeyen semboller Süleyman
Tapinagi üzerine olanlaridir.
Masonlukta
semboller
Spekülatif Masonlugun baslarindaki sembolizma karmasasi geçtikten sonra
geriye herkesin anlayabilecegi, kolay kavranabilir semboller kalmistir. Bir
yapida malzeme, avadanliklar ve yapiyi gerçeklestiren güçler bulundugu
düsünülürse, Masonlugun sembolleri de son derece açik ve seçik bir görünüse
bürünmektedir. Masonik bir sembol üzerinde düsündügümüzde aklimiza birçok sey
gelir, ama bu düsüncelerimiz hep bir yönde olmaktadir. Bir loca çalismasinda
sembollere bol bol degilinir, sözlü ya da yazili olarak yapilan sembolik
açiklamalar ise genellikle hep ayni temanin birbirinden pek farkli olmayan
çesitlemeleridir. Isterse ritüelin türlü yerlerinde su ya da bu sözcüklerle
renklendirilsin, sembollerin kendileri degismez.
Masonik çalisma, Masonun kendi kendisi üzerinde yorucu ve sabirla yürütmesi
gereken bir çabadir. Mason ham tasi, yani kendisini yontarak küp tas haline,
yani gerçek bir Mason haline getirmek zorundadir. Ham tasi yontma sembolü ayni
zamanda Süleyman Tapinaginin, dünyanin ilk tas yapisinin insasini hatirlatir.
Bir grup çalismasinin ürünüdür ayni zamanda Süleyman Tapinagi. Böylece
"ham tas" demek bile tek tek Masonlara, kendilerine, yakinlarina ve
topluluga olan görevlerini bir anda hatirlayabilmeye yeterlidir. Salt sembol
olarak kalmayan, sembolik bir eylem olarak da görülen "kardeslik
zinciri" sadece birbirinin esi özelliklere sahip halkalarin birbirleriyle
olan iliskisini gözler önüne sermekle kalmaz, bu zincirin içinde ayni görüs ve
düsünüs biçiminin hiç bir kopukluk olmadan halkadan halkaya geçtigini de hatirlatir.
Bunun için de sadece halkayi meydana getiren topluluk üyelerinin varliklarini
degil, ayni zamanda bu zincirin halkalari olan Masonlarin arasinda hiç
bozulmamasi gereken bir uyumun da bulunmasini öngörür.
Gönye ve Pergel
sembolü
Genellikle Mason olmayanlarin da Masonlugun simgesi olarak bildikleri gönye
ve pergel çok eski kaynaklara kadar gider. Bu birbiri üzerine yerlestirilen
avadanliklar sadece duvarcilarin isaretleri degil, ayni zamanda en eski
misterlerde bile bulunan ve çok yaygin sembollerdi. Örnegin Dürer'in Melankoli
adli tablosunda da bu sembolleri görmekteyiz. Bugüne kadar açiklamasi
yapilmayan bu tablodaki gönye ve pergel sembolünün çok eski zamanlardan gelen
bir gelenegin devami oldugu kuskusuz.
Tekris töreni
de bir sembol
Sembolik davranislar bir yandan tanisma isareti olarak önemlidir. Öte
yandan ise bunlar inisiyasyonu, yani eristirmeyi gerçeklestirirler. Ister en
ilkel toplumlarda bir gencin yetiskinler arasina alinma, eristirme töreni
olsun, isterse Masonluk gibi yüce düsünüslerin isigi altinda kurulmus bir
topluluga alinma (tekris) sirasinda olsun, bu davranislarin anlami genellikle
aynidir. Yeni topluluga alinma, daha yüksek bir düzeye çikarilma olarak
görüldügüne göre, bu bir arindirma, ya da yeniden hayata döndürme, uyandirma
seremonisi olarak kabul edilmektedir. Eristirme seremonileri arasindaki
benzerlikler insani çesitli kültler arasinda yakin baglar bulundugu görüsüne
yöneltebilir. Hatta bu nedenle bir çiragin bütün Masonik yasami boyunca yanlis
düsünceler içinde kalabildigi görülmektedir. Biçimsel benzerlikler her zaman
organik bir iliskinin varligini yansitmayabilir. Bu bakimdan salt biçimsel
benzerliklere bakarak Masonluk ile benzer sembollere sahip baska topluluklar
arasinda akrabalik baglari aramak hatali bir davranis olur.
Semboller Masonlugun özellikle iç yapisi için çok önemlidir. Dünyanin
neresinde olursa olsun, hangi Masonik rit
<l12.html>e mensup olursa olsun, her Mason ,insanlik mabedinin
yapimi konusunda ayni seyi düsünmekte, bundan ayni seyi anlamaktadir.
Ayni dogrultuda
düsünmeyi asilar
Semboller Masonluk gibi, ayni amaca yönelik çok sayida kisiden olusan
topluluklar için vazgeçilmez bir sey olan, ayni biçimde düsünmeyi de asilar.
Salt mantiksal açidan baktigimizda semboller gayeye ulasmak için çok gerekli
bir araçtir. En ilkel meyhane arkadasliginda bile zamanla bu grubu birarada
tutan bazi ortak aliskanliklar belirir. Günümüzde milyonlarca insani ayni çati
altinda, ayni ülkü ugruna toplayan Masonluk sembolsüz olamaz. Eger Masonlukta
semboller ortadan kalkarsa, üç asirdir ayakta duran bu yüce kurulusun çökmesi
isten bile degildir.
Ritüellerle kaynasmis olan sembollerin tek tek kisilere neler
söyleyebildigi ancak bir ölçüde açiklanabilir. Bu etkinin derinligine bir etki
oldugu, Masonik törenlerin genellikle dinsel kutsama törenleri ile
karistirilmasindan bell olmaktadir. Törenlerde söylenen sözlerin, müzigin,
toplantilarin ciddî havasinin bazi kisilere dinsel törenleri animsatmasi
dogaldir. "Eski Yükümler"de bütün iyi ve ahlâkli kisilerin üzerinde
görüs birligine vardiklari bir dinden söz edilse bile, bu Masonlugun dinsel bir
kurulus oldugu anlamina gelmez. Çünkü I"nsanlik Mabedi" sembolü, daha
iyi bir öbür dünyanin simgesi degildir. Bu, üzerinde insanlarin yasadiklari
dünyada Masonlari çalismaya çagirir.
Günümüz Masonlari için semboller, binlerce yildir söylene söylene belki de
bikkinlik getirmis olan ahlâk yasalarina dayanir ve ahlâkli biçimde davranmayi
telkin eder. Ancak dis dünyada geçirdigimiz her gün, bizim bu ahlâkli bir dünya
özlememizin gerçeklesmesi için ne kadar yol katetmemizin gerekli oldugunu
göstermektedir. Mason için gaye sadece ahlâk yasalarini bilmek ve ögrenmek
degil, bunu, yüce mesleginin amacina ulasmasi için, her firsatta uygulamaktir.
RIT NEDIR?
Lugat Tarifi:
Rit bir seremoni veya usulde mutat kelimeler ve jestlerle tatbik edilen bir
sekildedir. Mesela dini bir servis gibi.
Masonik tarifi: Albert Pike'nin tarifi: "Rit, tek bir yüksek idareye
tabi olan bir veya birden fazla tesekkül tarafindan kurulan bir dereceler,
mertebe ve sisilesidir.'
Bernard Jones'un tarifi: "Rit, saglam bir hedefi kelimenin tam
anlamiyla sadelestirmek veya remzetmek için düsünülmüs ve Hürmasonlar için
kelimenin manasindan aydinlanan bir düsüncedir. Masonlukta Rit kelimesi bir
ritüel sistemi olarak kullanilir. Mesela Iskoç Riti, York Riti gibi. Bu
hallerde bu terim özel bir tören düzeni ile uyum haline getirilmis sözler
ritüelini kapsar. Rit orijinali olan Latince'de bir âdeti ifade eder bugün ise
ciddi bir seremoni demektir.'
Ritin Masonlukta bugünkü kullanilisini anlatmak için Little Masonic Library
de verilen (Y) harfini ele alalim. Bu harfin bir alt kismi, yukarisinda da iki
kolu vardir. Alt kisim kollari besleyen kök, yani ilk üç dereceyi, sembolik
Masonlugu, yukaridaki kollardan biri Iskoç Ritini digeri de York Ritini gösteriyor.
Birçok Ritler bulunmasina ragmen, bu ikisi Masonlari en fazla ilgilendiren
en genis ve muntazam iki Rittir. Yüksek dereceler diye bildigimiz 4 - 33
dereceler Iskoç Ritidir ve Türkiye Yüksek Surasi da Eski ve Kabuledilmis Iskoç
Ritine baglidir.
Bu Ritler kanlarini (Y) harfinin alt tarafi ile remzedilen Sembolik
Masonluktan alirlar, yani üyelerini yalniz Büyük Localardaki Üstat Masonlardan
seçerler. Ritin üyeleri ayni zamanda Büyük Locanin da üyesi olmak
mecburiyetindedirler. Ne sebeple olursa olsun Büyük Locadaki üyeligini kaybeden
bir Masonun Ritteki üyeligi de otomatikman silinir. Sembolik Localar Masonlugun
temelidir ve Masonluk bunlarsiz yasayamaz.
Yalniz Erkekler
Için
Localar Genel Tüzügümüzün 59. Maddesi, "Masonluga yalniz, medeni
haklara sahip, yirmibir yasini doldurmus, hür, iyi ahlâkli, namuslu, serefli ve
aydin erkekler kabul edilebilir. Bu niteliklerden herhangi birisini kaybedenler
Masonluktan çikarilirlar." demektedir.
Anglosaksonlarin "Bir Büyük Locayi tanimaya iliskin temel ilkelerinin"
4. maddesine göre "Büyük Locanin ve Locanin üyeleri yalniz erkeklerden
meydana gelecektir".
1723 Anderson Anayasasinin Hür Masonun yükümlülükleriyle ilgili III.
Bölümünün son paragrafinda da "Bir Loca'ya üye olarak alinacak kimselerin,
iyi ve dogru erkekler, hür dogmus, ergin yasta ve sir saklayabilir olmalari,
köle, kadin, ahlâksiz ve saibeli erkekler olmamalari, fakat iyi söhret sahibi
olmalari gerekir" denmistir.
Böyle olmasina ragmen, erkek Localarinda kadinlar da tekris edilmistir.
Belki hepsi belgeli degildir, tersimatlara girmemistir ama, hikâyeleri anlatila
anlatila günümüze kadar gelmistir.
Paris'te Portsmouth Düsesinin malikânesinde toplanan bir Loca vardir,
1735'te Düsesin Aubigny'deki satosuna naklolmustur. Locayi Düses himaye
etmektedir. Acaba tekris edilmis midir, bilinmiyor.
Delikten
herseyi seyreder
1710'da Cork'da bir tekris yapilmistir. Doneraile Vikontunun Loca
toplantilarini düzenledigi salonun yan duvari deliktir. Locanin bir toplantisi
sirasinda yan odadaki kitaplikta uyumakta olan Vikontun kizkardesi Elizabeth
St. Leger birdenbire uyanir. Belki kötü bir niyeti de yoktur ama, oturur
delikten seyreder. Seyreder ama, Gözcü'ye yakalanir. Bunun üzerine ve
agabeyinin de israriyla hemen kendisini tekris ederler. Anlatilanlara göre, bir
daha toplantiya katilmamistir ama, hayati Masonlarin arasinda geçmistir.
Bunun gibi daha birçok hikâye var. 1779'da oldugu tahmin ediliyor.
Dorset'te bir evde Locanin toplandigi odadaki duvar saatinin dolabinin içinde
bir kadin yakalamislar, onu da hemen orada Mason yapmislar.
1170 yilinda 120 No.lu Paladian Locasi'na Havard isimli bir hanimin fahri
üye olmasi önerilmis, kabul edilmesi üzerine hanim tekris edilmis.
Gene Iskoçya'ya bagli Melrose Locasina Masonluga ait çok sey bildigi için
bir hanimin alindigi söyleniyor.
Köpek dolapta
yakaladi
Mason olmayan Kaptan Gambier'e Chatam'da bir kadin anlatmis. Masonlarin
toplantilarda ne yaptiklarini merak eden bir kadin önceden dolaba girip
saklanmis. Ama kendisini arayan köpeginin de koklaya koklaya dolaba girmek
istemesi üzerine yakalanmis. Ve usulüne göre tekris etmisler.
Kuzey Carolina'da, Taylorsville kentinde 253 No.lu Lee Locasina 1840
yilinda Catherine Sweet isimli bir hanim tekris edilmis. Bu hanim bir yildan
fazla bir zamandir gizlice toplantilari dinlermis. Kendisini yakalayip da üç
derece üzerine imtihan ettiklerinde verdigi cevaplara sasirmayan kalmamis.
Tekrisinden sonra bir daha Locaya girmemis ama, Masonluga olan ilgisi ölümüne
dek sürmüs.
Konfederasyon Ordusunda Subay olan Charles Lilley karisina Çirak Mason
olmasini önermis, o da onun istegi üzerine kabul edilip tekris olmus.
Fransiz General De Xaintarilles'in karisi da erkek gibi savasmis bir
askermis. Bu hanim 1802 yilinda bir gün "Les Frêres Artistes" isimli
Locaya gelmis ve Locanin üyesi olmus, toplantilara da devam etmis.
Bir de kendisinin erkeklerle esit oldugunu iddia eden Kontes Barkoczy var.
Tek çocuk oldugu için Macar yasasina göre erkek çocuk gibi kabul ediliyormus.
Yasal olarak erkek oldugundan 1875'te Macaristan Grand Orient'inda tekris
edilmis. Ama daha sonra tekriste görev almis olanlari ihraç etmisler.
Kadin mi, erkek
mi?
Eon Sövalyesi olarak taninan Charles Geneviève Louise Auguste André
Timothée Déon de Beaumont'un durumu ilginç. Bu kisi XV. Louis'nin gizli ajani
ve bir transvesti. 1768'de Londra'da 376 No.lu Immortalité Locasinda tekris
edilmis. Üç yil sonra da ayni Locada II. Nazir olmus. 1777'de iki sahidin
ifadesi üzerine kadin sayilmis. Ama cerrah Thomas Copeland ölüm raporuna erkek
oldugunu yazmis.
Imparatoriçe Maria Theresa da 1751 yilinda bir Locanin toplantisina gelip
oturmus.
1802'de 85 yasinda ölen Norwich'li Bayan Beaton Hür-Masonmus. Gazete ketum
biri oldugunu, sahip oldugu sirlarin kendisiyle birlikte gömüldügünü yazmis.
1770 yilinda Neweastle Chronicle gazetesindeki bir ilan çikmis: "22. Alay
Locasinin toplandigi Newgate'deki Crown Inn Pub'unun sahibesi Bayan Bell yan
duvara iki delik açarak Masonlarin bütün sirlarini ögrenmis, simdi isteyen her
hanima bunlari ögretmeye hazirdir."
1864 yilinda Yeni Zellanda'da Wanganui kentinde Rutland Otel'inin barmaid'i
de toplantilari dinlermis. Gene Wales Prensi Kral Edward'in isad törenin
baslamasindan bir saat önce Royal Albert Hall'in üst katinda iki barmaid
yakalanmis.
Örnekleri çogaltmak mümkün. Kimbilir daha bilmedigimiz, duymadigimiz neler
olmustur. Erkeklere Mahsus olunca hanimlar merak ediyor. Kadinlara Mahsus
olsaydi, erkekler merak etmeyecek miydi?
DEVLET
ADAMLARI VE POLITIKACILAR 5. Murad (1840-1904) 33. Osmanli Padisahi Sehzade
Kemaleddin Efendi (1847-1905) 5. Murad'in kardesi Sehzade
Nureddin Efendi (1851-1885) 5. Murad'in kardesi Ahmed
Seyid 5. Murad'in Basmabeyincisi Koca Mustafa Resit Pasa (1800-1858)
Sadriazam sAli Paa <l55.html> (1815-1871)
Sadriazam Keçeci zade Fuat Pasa (1815-1869) Sadriazam Tunuslu
Ethem Pasa (1818-1893) Sadriazam Hayreddin Pasa (1821-1890)
Sadriazam Mithat Pasa (1822-1884) Sadriazam
Ahmet Vefik Pasa (1823-1891)
Sadriazam ve yazar Ibrahim Hakki Pasa (1863-1918) Sadriazam ve yazar Talât
Pasa (1874-1921) Sadriazam M. Rasit Erer (1868-1952) Mâliye,
Maarif ve Evkaf Nâziri, ögretmen Cemal Pasa (1872-1922) Bahriye
Nâziri Cavit Bey (1875-1926) Mâliye Nâziri
Tevfik Bey Mâliye Nâziri
(1916-1917) Ahmet Nesimî Sayman ( ? - 1958) Hariciye Nâziri Ali
Münif Nafia Naziri (1917-1918) Kirkor Agaton (1825-1868) Posta
Nâziri Ethem Pertev Pasa (1827-1872) Devlet adami ve yazar Prens
Mehmed Abdülhalin Pasa (1830-1894) Devlet adami ve musikisinas Prens
Aziz Hasan Pasa Süleyman Asaf (1841-1913) Devlet adami ve sair Damat
Ahmet Nami Bey (1873- ?) Sam Valisi, Abdülhamid'in damadi Resit
Pasa Ankara Valisi Mithat Sükrü Bleda (1874-1956) Ittihat
ve Terakkî Firkasi Umumî kâtibi Faik Süleyman (1886- ?) Mâliye
Müstesari Cevdet Mâsuk (1895- ?) Temyiz Mahkemesi âzasi Ali
Sefkatî (1872-1896) Hürriyet Kahramani
Abdullah Macid Bey (1841-1917)
Matbuat-i Dahiliye Müdürü Azmi Polis Müdürü Bedri
Polis Müdürü Bahattin Sâkir Ittihat ve Terakkî Merkez-i Umumî azasi Ebu
Bekir Hâzim Politika adami Ibrahim Temo (1865-1945) Politika
adami Resneli Niyazi (1873-1913) Hürriyet Kahramani Suphi
Hayrettin Pasa Istanbul Sehremini Cemal Pasa (1872-1922) Devlet adami ve
kumandan Kâzim Özalp (1880-1968) Büyük Millet Meclisi Reisi Hasan
Saka (1886-1960) Basbakan (1947-1948)
Suat Hayri Ürgüplü (1903-1981)
Basbakan (1965) Mümtaz Ökmen Basbakan yardimcisi, Adalet Bakani (1946) Akif
Iyidogan (1894- ?) Basbakan Yardimcisi
Ahmet Salih Korur (1904-1982)
Basbakanlik müstesari Bekir Sami Kunduh (1865-1933) Disisleri
Bakani (1920-1921) Tevfik Rüstü Aras (1883-1972) Disisleri Bakani (1925-1938) Selim
Sarper (1899-1968) Disisleri Bakani (1960-1962) Mehmet
Cemil Uybadin (1881-1957) Içisleri Bakani (1925-1927) Sükrü
Kaya (1883-1959) Içisleri Bakani (1927-1938) Hasan
Menemencioglu Adalet Bakani (1941-1943)
Vasif Çinar Millî Egitim
Bakani (1924-1925) Mustafa Necati (1894-1929) Millî Egitim Bakani (1925-1929) Hasan
Ali Yücel (1897-1961) Millî Egitim Bakani (1938-1946) Münir
Birsel Milli Savunma Bakani (1947-1948)
Hulûsi Köymen (1891-1965)
Milli Savunma Bakani (1951-1952) Resat Muhlis Erkmen (1891- ?) Tarim
Bakani (1931-1937) (1939) Mümtaz Tarhan (1908-1970) Çalisma
Bakani (1955-1957) Zühtü Velibese Ticaret Bakani (1950-1951) Ahmed
Dalli Ticaret Bakani (1969-1970) Celal Tevfik Karasapan (1899-1973)
Bakan, Millî Emniyet Baskani Cevat Abbas Gürer (1887- ?) Atatürk'ün
yâveri, Bolu Milletvekili Süleyman Asaf (1841-1913) Bursa
Milletvekili Bekir Lütfü (1875-1933) Tokat Milletvekili Niyazi
Ismet Gözcü (1884-1966) Istanbul MIlletvekili Saip
Özer (1888-1956) Çorum Milletvekili Haydar Nâfiz Antalya Milletvekili Saadettin
Riza Istanbul Milletvekili Mehmet Rüstü (1893- ?) Bursa
Milletvekili Hüseyin Izzet (1897- ) Afyon Milletvekili Dr.
Fuat Kirklareli Milletvekili Haci Mehmet (1882- ?) Kütahya
Milletvekili Mahmut Nedim (1882- ?) Malatya Milletvekili Resit
Kadri (1884- ?) Kayseri Milletvekili
Kâzim Pasa (1878- ?)
Diyarbakir Milletvekili Lûtfi Müfit (1875- ?) Kirsehir
Milletvekili Hâzim Muammer (1893- ?) Kirsehir Milletvekili Hayrettin
Ismail (1887- ?) Bilecik Milletvekili
Hamdi Ismail (1893- ?) Konya
Milletvekili Dr. Yigitoglu Galip (1893- ?) Antalya Milletvekili Osman
Nuri (1880- ?) Manisa Milletvekili Mükerrem (1885- ?) Isparta
Milletvekili Dr. Ahmet Refik (1873- ?) Bursa Milletvekili Resit
Kadri (1884- ?) Kayseri Millet Vekili
Süreyya Tevfik (1892- ?)
Tokat Milletvekili Ahmet Remzi (1893- ?) Gaziantep Milletvekili Refet
Pasa Istanbul Milletvekili Ahmet Riza Milletvekili Esat
Nuri (1882- ?) Amasya Millitvekili Ragipzade Hüsnü (1886- ?) Milletvekili Mehmet
Nuri (1869- ?) Milletvekili Kâzim Hüsnü (1863- ?) Milletvekili Ali
Riza (1887- ?) Mardin Milletvekili Menemenlioglu Kemal (1883- ?) Manisa
Milletvekili Dr. Mazhar Mehmet (1885- ?) Aydin Milletvekili Ismail
Hakki (1876- ?) Kütahya Milletvekili
Mehmet Halit (1883- ?)
Ankara-Burdur Milletvekili Hilmi Uran (1886-1957)
Milletvekili Nisim Masliyah Milletvekili Fikret Milletvekili, Dr. Ihsan
Serif Milletvekili, ögretmen Selim Sirri Tarcan (1874-1956)
Milletvekili, egitimci Muhittin Üstündag (1883-1953) Istanbul
Valisi Lutfi Kirdar (1888-1961) Istanbul Valisi Nevzat
Tandogan (1894-1946) Ankara Valisi Fatin Güvendiren (1873- ?) Bursa
Valisi Mehmet Esref (1879- ?) Izmit Valisi
Mustafa Rahmi Aydin
Valisi Salih Kiliç (1899- ?) Ankara Emniyet Md., Vali M.
Resat Mimaroglu (1882-1953) Sûra-yi Devlet Reisi, Millet Vekili Ali
Riza Sûrayi Devlet Daire Baskani Ali Riza Sun Temyiz Mahkemesi
âzasi Suat Muhtar Davaz Sefir, Paris Büyük Elçisi Hüseyin
Râgip Moskova Sefiri Kenan Ömer Öner (1881- ?) Avukat,
Politikaci
ASKERLER
Humbaraci Ahmet Pasa (1675-1742)Comte de Bonneval, topçulugu islah eden Hobart
Pasa (1822-1886) Ingiliz Amirali, Türk Müsiri Namik
Pasazade Hüseyin Cemil Pasa Abdülaziz'in Basmabeyincisi (1830-1890) Mehmet
Rauf Pasa Abdülaziz'in Basyaveri Gazi Osman Pasa (1832-1900) Plevne
Kahramani Fuat Pasa (Deli) (1835-1931) Müsir
Faik Süleyman Pasa (1886- ?)
1.Cihan Harbinde Kafkas cephesinde sehit olmustur Hüseyin
Hüsnü Pasa (1850-1926) Erkâniharp pasasi
Ali Ihsan Sâbis Pasa (1882-1957)
Birinci Ordu Kumandani Ali Kemal Sariay Pasa (1875-1965)
Jandarma Umum Kumandani Ali Remzi Yigitgüder Pasa (1883-1965)
Topçu Erkâni Harbi Zeki Dogan Pasa (1896-1961) Hava Kuvvetleri Kumandani Yümni
Üresin Pasa (1897- ?) Münakalat Vekili
Esref Manas Pasa (1896-1963)
Y.S. üyesi
BILGINLER
VE PROFESÖRLER Münif Pasa (Mehmet Tahir) (1828-1919) Bilgin ve Devlet
adami Antranik Gircikyan Pasa Tip Doktoru
Selim Sâbit Efendi (1829-1910)
Memlekette yeni usul maarifi kuran Mehmet Ali Baba
<l33.html> (1853 - 1943) Kizilay ve Çocuk Esirgeme Kurumu <t33.html>'nun
kurucularindan Hüseyin Kâzim Kadri (1870-1934) Lügatçi, yazar Hasan
Cemil Çambel (1877-1967) T.T.K. Baskani
Mustafa Zühtü Inhan (1881-1970)
Iktisat Profesörü Samim Gönensay Hukuk Profesörü
Neset Ömer Irdelp (1882-1952)
Tip Profesörü Faik Sabri Duran (1882-1943) Cografya Profesörü Mustafa
Sekip Tunç (1886- ?) Psikoloji Profesörü
Mustafa Inan (1881-1970)
I.T.Ü. Rektörü M.Kemal Öke (1884-1955) Tip Profesörü Vasfi
Rasit Sevig (1887-1971) Hukuk Profesörü
Besim Ömer Akalin (1862-1940)
Tip Profesörü, Rektör, Milletvekili Niyazi Ismet Gözcü (1884-1966) Tip
Profesörü Hüsnü Hâmit (1887- ?) Fen Fakültesi Reisi Mustafa
Hulki Erem (1888-1956) Profesör, Rektör
Suphi Kâmil (1889- ?) Y.Müh.,
Rektör Burhanettin Toker (1890-1951) Hekim, Ord. Prof. Salih
Murat Uzdilek (1891-1967) Fizik Profesörü
Fahri Arel (1894- ?) Hekim,
Ord. Prof. Muzaffer Sevki (1897- ?) Tip Profesörü Kerim
Erim (1894-1952) Matematik Profesörü, dekan
Cevat Memduh Altar (1902-1995)
Müzikolog Kâzim Ismail Gürkan (1905-1972) Tip Profesörü, Rektör Mehmet
Ali Özeken (1905-1953) Iktisat Profesörü
Enver Ziya Karal (1906-1982)
Tarih profesörü, T.T.K Baskani Mukbil Gökdogan (1908-1992)
Dr.Y.Müh.Mim., Bayindirlik Bakani (1960-1961)
Hayrullah Örs (1901-1977)
Egitimci, Topkapi Sarayi Müzesi Müdürü Hamdi Peynircioglu (1908-1982) Ord.
Prof. Dr., Rektör Macit Erbudak (1912-1981) Harita Profesörü Ziya
Umur (1916-1990) Hukuk Profesörü Yusuf Râzi Y.Müh. Mektebi
Müderrisi Suphi Kâmil Topografya hocasi, Y.Müh. M. Direktörü Sedat
Tavat Hekim, Ord. Prof.
SAIRLER
VE YAZARLAR Sinâsi (1824-1871) Gazeteci, yazar Ziya
Pasa (1829-1880) Sâir, devlet adami Teodor Kasap (1835-1905) Gazeteci ve
yazar Namik Kemal (1840-1888) Büyük vatan sâiri Güllü
Agop (Yâkup) (1840-1891) Tiyatrocu ve yazar
Mehmet Emin Bey (1844-1874)
Yazar Diran Kelekyan (1862-1918) Lügatçi, yazar Ahmet
Rasim (1864-1932) Yazar, gazeteci Kâzim Nâmi Duru (1867-1967) Yazar,
ögretmen Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944) Millî sâir Riza
Tevfik (1869-1949) Yazar, filozof Refik Nevzad (1873-1953) Yazar,
gazeteci Hüseyin Cahit Yalçin (1874-1957) Yazar, gazeteci öZiya Gkalp <l22.html> (1876-1924)
Yazar, sosyolog Ahmet Mithat Efendi <l44.html>
(1884 - 1912) Maarifçi, yazar, gazeteci
Fazil Ahmet Aykaç (1884-1967)
Yazar Mithat Cemal Kuntay (1885-1956) Sâir, Noter Ibrahim
Necmi Dilmen (1887-1945) Yazar, dilbilimci
Ahmet Emin Yalman (1888-1973)
Yazar, gazeteci Resat Nuri Güntekin (1889-1956) Yazar, ögretmen Ömer
Riza Dogrul (1893-1952) Yazar Veli Boland Yazar, ögretmen Agâh
Sirri Levend (1894-1978) Yazar, gazeteci
Kadircan Kafli (1899-1969)
Yazar, gazeteci Nurettin Artam (1900-1958) Yazar
Kemal Salih Sel (1900-1975)
Yazar, gazeteci Mümtaz Faik Fenik (1904-1974) Yazar, gazeteci
SANATKARLAR
Sükrü Senozan (1875-1954) Müzisyen
Ali Sami Boyar (1880-1967)
Ressam Nazmi Ziya Güran (1881-1937) Ressam
Namik Ismail (1890-1935)
Ressam, G.S.A. Müdürü Behzat Butak (1891-1963) Sahne
sanatkâri I.Galip Arcan (1893-1974) Sahne sanatkâri Ramiz
Gökçe (1900-1953) Karikatürist, ögretmen
Nurullah Sevket Taskiran (1901-1952)
Opera sanatkâri Mesut Cemil Tel (1902-1963) Müzisyen Mithat
Fenmen (1915-1982) Piyanist Ayhan Isik (1929-1979) Sinema
sanatçisi Orhan Tanrikulu (1932-1989) Orkestra sefi Halûk
Tezonar (1942-1994) Heykeltras
DIN
ADAMLARI Mahmut Esad Efendi (1857-1917) Müderris Musa
Kâzim Efendi (1858-1918) Seyhülislâm
Hayri Efendi (1867-1927)
Seyhülislâm Mustafa Hâfiz Sükrü (1871- ?) Berlin Sefareti Bas imami Hasim
Veli (1875- ?) Sefaret imami
------------
(1884 - 1912)
Durmadan okuyan ve okudugunu okuyucularina onlarin anlayacagi dille anlatan
adam, iste Ahmet Mithat'in en kolay tarifi... 1,85 santime varan boyu, genis
omuzlari, yüzünü çevreleyen bol ve gür sakali, enfiye çekmekten deliklerinin
derisi köselesmis ufacik burnu, yuvarlak çenesi ve belirgin elmacik kemikleri
ve heybetli vücutla uyumlu basi ile Türk edebiyat tarihinin bu en popüler ve
sevimli simasini yasadigi devirlerde sik sik Babiali'de görmek mümkün olurdu.
Pantolonunun arka cebinde daima tasidigi tabancasi ceketini kabartirdi. Bir
cebinden Figaro gazetesinin basligi görülür, öteki cebinden de matbaaya
verilmek üzere hazirlanmis müsveddeler sarkardi.. Kelimelerle portresini
çizmeye çalistigimiz A. Mithat Efendi'nin babasi, Mevlâna gibi Horasan'dan
çikip Konya'ya gelip yerlesmis bir Türktür. Tespit edilememis sebepler yüzünden
Kuzey Kafkasya'ya gelerek orada bir Çerkez beyinin maiyetine girmistir. Bu
Çerkes beyinin adi Hüseyin olup Çerkezlerin Adega - Sabsih kabilesinin Havcir
kolundandir ve Nefise hanimla evlidir.
Istanbul'a
gelis
1244 - 1828 tarihlerinde Ruslar bu Müslüman Abaza yurduna göz
koyduklarindan Anapa Kalesi 41 günlük kusatma ve muharebeden sonra 24 haziranda
düsman eline düsüyor ve 14 Eylül 1829 Eylül 1829 tarihli Edirne muharebesiyle
Anapa'yi terkediyoruz, fakat Hüseyin bey harbi terk etmeyenlerin safindadir.
Çocuklarini ve ailesini en yakin ve güvendigi mesai arkadasi Süleyman efendiye
(A. Mithat'in babasi) emanet ederek Istanbul'a göç etmelerini sagliyor. Nefise
hanim gebedir. Zorlu bir yolculuktan sonra Istanbul'a geliyorlar, Tophane'de -
bir eve yerlesiyorlar. Nefise hanim çocugunu, ilerde Sultan Abdülmecid'in
mabeyincilerinden Hilmi Efendiye es ve Ahmet Mithat Efendinin eserlerinde
imzasini gördügümüz Beyoglu Belediye dairesi müdürü Mehmet Cevdet'e anne olacak
Fatma hanimi burada dogurmustur. Istanbul'a yerlesen aileye Süleyman Efendi
bakmaktadir. Zaman geçtikçe varliklari azalan ailenin geçimini Nefise hanimin
diktigi bekâr çamasirlarini Süleyman Efendinin satmasiyle elde edilen çok az
bir para ile ancak sagladiklarini görüyoruz. Bu sirada konu komsunun israrli
talepleri ve Nefise hanimin da kabulü ile Nefise hanim ile Süleyman Efendi
evleniyorlar.
Annesinin 6.
çocugu
Bu izdivaçtan 1248 (1832) yilinda Halime Serife hanim, 1250 (1834)'te Ismet
Efendi, 1256 (1840)'ta Hafize hanim, 1260 (1344) tarihinde de annesinin 6.
çocugu olarak Ahmet Mithat dünyaya geliyor. Ahmet Mithat'in küçüklügü büyük
yokluk ve sikintilarla geçmistir. Çok yaramaz ve afacan bir çocuk olan Ahmet
Mithat'i nihayet babasi Misirçarsisi'nda bir dükkâna bogaz tokluguna çirak
olarak vermek zorunda kaliyor. Bu sirada ana bir kardesi Hafiz Ibrahim Aga
yetismistir. Kendisince Vidin vilâyeti dahilinde bir kaza müdürlügü veriliyor.
1853 / 1854 Kirim harbi esnasinda Hafiz Ibrahim Aga bütün aileyi Vidin'e yanina
aldiriyor, bu münasebetle Ahmet Mithat ilk ögrenimine Vidin'de baslamis oluyor.
Aile 1859 tarihinde tekrar Istanbul'a gelince, Tophane'de Kumbaraci Yokusundaki
Sibyan mektebine devam ediyor. Bu sirada Hafiz Aga Vidin Eyaletine atanan
Mithat Pasanin maiyetine giriyor ve ailesini Nis'e yerlestiriyor. Bu esnada 17
yasinda bulunan Ahmet Mithat Efendi Nis rüstiyesinde ögrenimini tamamliyor
(1863). O esnada ismi yalniz Ahmet olan büyük düsünür, agabeyi Hafiz Aganin
araciligiyla ile 100 kurus maasla Mektubi Kalemine çirag ediliyor. Çok
çaliskan, dürüst bir memur oldugu için kisa zamanda Midhat Pasanin nazari
dikkatini çekiyor. Bos zamanlarini da degerlendirerek cami derslerine devam
ediyor ve dogu kültürünü kuvvetlendiriyor. Bu sirada vilâyet memurlarindan
Dragan Efendiden Fransizca ögreniyor ve ayni zamanda yeni yayin hayatina giren
Tuna gazetesine yazilar yaziyor. Onun bu yogun faaliyetini gözünden kaçirmayan
Mithat Pasa kendisine Mithat ismini vermis ve onu daima himaye etmistir.
Yolculuk
Bagdat'a
Sonradan Sofya'da Servet Hanimla evlenen Ahmet Mithat bu tarihlerde sefahat
âlemine atilmis ve bir müddet devam eden bu ruhsal bunalim sirasinda intihara
bile tesebbüs etmistir. Dostlarinin yardimiyla kendini çabuk toplayan Ahmet
Mithat yine eski çalisma hayatina baslamis, bu arada Tuna idare-i nehriyesinde
sandik eminligi yapmis, fakat kasa mevcudunun fazla çikmasina üzülerek istifa
etmistir. Bundan sonra ziraat müdürlügü kitabetinde ve ayni zamanda da Tuna
gazetesi basmuhabirliginde sekiz ay kadar görev yaptiktan sonra, Mithat Pasanin
Bagdat Valiligine tayini üzerine onun maiyetine girmistir. Vazifesi Bagdat'ta
kurulacak matbaa ile vilâyet gazetesi "Zevra" yi idare etmektir.
Ahmet Mithat'in Bagdat'taki görevi kendisi için çok yararli olmustur. Bir
yandan Bati kültürünü kuvvetlendirmek için müze müdürü Hamdi beyin tavsiyesiyle
Avrupa'dan getirdigi eserleri okuyor, diger yandan her dine girip çikmis garip
bir sima olan Can Muattar adinda dogulu bir filozoftan Farsça ve din felsefesi
ögreniyordu. Bu esnada Ahmet Mithat'in telif hayatina atildigina tanik
oluyoruz. "Hâce-i Evvel" ile "Kissadan Hisse" adli eserini
bu tarihte yayinlamis ve yine "Letâif-i Rivâyât" serisinde çikan
hikâyelerinin bir kismini da Bagdat'ta yazmisti. Bu esnada Basra mutasarrifi
olan agabeyi Hâfiz Pasanin vefati üzerine on bes kisiden fazla olan ailesinin
bütün yükünü omuzlarina yüklenen Ahmet Mithat, Mithat Pasayi güçlükle ikna
ederek istifa edip 1871 senesi baharinda Istanbul'a gelmistir.
Ilk matbaasi
Tahtakale'de
Istanbul'da kendisine teklif olunan Ceride'i Havadis basmuharrirligini
kabul etmis, ayni zamanda Tahtakale'de bir ev tutarak ilk matbaasini kurmustur.
Bu matbaada basta Ahmet Mithat olmak üzere bütün ev halki yazilarini birlikte
dizmis, basmis ve forma haline getirerek satilmak üzere aktarlara
dagitmislardir. Daha fazla çalismak zorunda kalan Ahmet Mithat Basiret'e ve
diger gazetelere yazi yazmaya basladi. Matbaasini büyütmek amaciyla
Asmaalti'nda Çamlihan'da büyücek bir oda tutarak birkaç amele ile ise basladi
ve nihayet Bâb-i âlî Caddesindeki büyük bir daireyi matbaa haline getirdi.
Ahmet Mithat bu sirada çikarmakta oldugu Dagarcik'la yetinmeyerek Devir adinda
gündelik bir gazete imtiyazi aldiysa da, gazete daha ilk sayisinda kapatildi
(29. Agustos. 1872). Bu kapatmaya sebep, Ahmet Mithat Efendinin yeni sadrazam
olan Mithat Pasaya yazdigi açik mektuptur. Bu mektubun bazi yerlerini okuyalim:
"Ey vekil-i mutlak! Geçende padisahimizin zimam-i idaresini senin
eline verdigi millet-i osmaniyye, bilirsin ki birkaç yüz atli ile Sögüt
nahiyesinden firlayip solugu Viyana'da almis ve bir firkasi dahi öte tarafta
Hindistan'a dayanmis bir millet-i muazzamadir." Memleketin geri kaldigini
örneklerle gösterdikten sonra :
"Ey gayretli vezir! En evvel sunu bil ki bizim bugünkü hal-i
tedennimiz yalniz simdiki halde hemcivarimiza nisbetle tedennidir. Sakin
zannetme ki eski halimize nisbetle tedenni ettik, hayir! Biz yine o cihangir
babalarin cihangirlige müsteit ve muktedir ogullariyiz. Bizim kanimiz hâlâ
Osmanli kani ve tavrimiz hâlâ Osmanli tavridir. Belki bazi cihetlerce
babalarimiza takaddümümüz bile vardir. Ancak biz Avrupa'nin bugünkü
terakkiyatina nisbetle geride kaldik. Avrupa ile... Yalniz Avrupa ile degil,
cihan ile harp etmege hâlâ cesaretimiz vardir. Bundan henüz yeis getirmedik.
Fakat insaf et ki Avrupa'nin yeni eslihasina karsi bizim yatagan biçagi ve
çakmakli pistov ne rübet ve menzilette (=derece) kalir?"
Diyor. Ülkenin çesitli ihtiyaçlarina göz gezdirerek:
"Gözümüz
açilirsa neyi görecegiz?"
"Biz maarif istiyoruz. Adam olmak istiyoruz. Hükümet, bunlarin maarif
ile gözleri açilirsa zapt-u rabtlari (=asayis) müskül olur diye, bizde maarifi
imsak ediyor. Pekâlâ, gözümüz açilirsa neyi görecegiz?
Bir fenalik var da onu göreceksek, o fenalik niçin oluyor?
Ey asaf! Biz saadet isteriz. Sehrah-i medeniyyette herkes yol aldi, bir
takimi menzil-i maksuda vardi. Onlar sadr-i saadette murabbanisin (bagdas
kurarak oturan) oldular. Biz ilerleyemedik. Biz geride kaldik, onlarin
saadetine nazar-i tahassürle bakiyoruz. Ah biz bu derecede kalacak adamlar
miyiz?
Herkes bize barbar diyor. Çünkü bizi fakir, cahil görüyorlar. Ah biz bu
hakareti görecek babalarin evlâdi miyiz?...
Bizi okut, sanat ögret, zengin et, ta ki biz de gögsümüzü gere gere Osmanliyiz
diyebilelim. Terakki isteriz ey veziriâzâm, terakki isteriz! Esbabini sen bulup
irade edeceksin. Biz de buldugun esbaba tevessül edecegiz. Sen mektep yap, eger
okumazsak kabahat bizim. Sen fabrikalar, nümune çiftlikleri yap, isletmezsek
kabahat bizim. Sen bize hürriyet bahset, suiistimal edersek kabahat bizim. Sen
bizi san ve azamet-i milliyyeyi muhafaza için cenge sevk et. Gitmez ve
iktizasina göre bire kadar kirilincaya degin cenk etmezsek (yalniz kabahat
degil) namussuzluk bizim!".
Hükümet "Devir" in lisanini çok sert buldu ve gazeteyi kapatti.
Ahmet Mithat Efendi "Devir" den sonra, kardesi Mehmet Cevdet adina
Bedir adli bir gazete imtiyazi aldi. Ilk sayisi 26 Eylül 1872'de çikan bu
gazetenin ancak 13 sayisi yayinlandi ve kapatildi.
Mithat Efendi "Bedir" in yerine kasim 1872'de bir gazete degil,
bir dergi yayinina basladi, adini da "Dagarcik" koydu.
Dagarcik'ta Osmanlicanin yenilenmesi konusuna döndügünü görüyoruz. Büyük
muharrir:
"Osmanlilar Asya'yi vustadan geldikleri zaman beraber getirmis olduklari
lisani muhafaza etmis olsaydilar da, badehu tarakkiyat-i medeniyye nisbetince
lisanin dahi terakkiyatini yine Türkçe dairesinde aramis olsaydilar kendilerine
pek büyük tesekkürler ederdik."
Dilimiz yabanci
kelimeler isgalinde
Dedikten sonra dilimizi yabanci kelimelerin nasil istilâ ettigini anlatiyor
ve :
"Gele gele Osmanli kitabeti o dereceyi bulmustur ki kaleme alinan bir
seyi, ne Arap ve ne Acem ve ne de Türk anlayamayarak bu lisan yalniz bir kaç
zat arasinda tedavül eden bir lisan-i hususî haline girmis ve azligin çokluga
tabi olmasi darbimesel hükmünden iken, bu azlik, çoklugu kendisine tabi etmek
davasina düserek nihayet milleti âdeta lisansiz birakmistir.
Fakat bir milletin lisansiz kalmasi mümkün ve mutasavver degildir. Gayesi
yukarida dahi denildigi veçhile milletimiz ana lisani bulunan Türkçeyi
kaybederek onun yerine (Osmanli lisani) isminden baska hiç bir isim kabul
edemeyecek olan bir lisani ögrenmistir." Dedikten sonra Sinasi'nin
dilimizi sadelestirmek için yaptigi hizmete isaret ediyor. Fakat dilin daha çok
sadelestirilmesinin zorunlu oldugunu ileri sürerek:
Bir kelimenin Türkçesi ve fakat mâruf olan Türkçesi var ise, onun yerine
Arapça ve Acemce bir söz kullanilmazsa lisanimizin sadeligi bir kat daha
artar... "Amali hayriye" diyecegimize "hayir ameller",
"zümre-i üdeba" yazacagimiza "edipler zümresi" desek ve her
izafette bu sureti kabul etsek..."
Diyor.
Hele Türkçe güvercin ve örümcek gibi sözcükler varken, durup dururken
kebuter ve ankebut gibi Arapça ve Farsça sözcükler "kullanmaktan
sakinilmasi"ni tavsiye ediyor.
Saldirilarin
hedefi
O sirada Mithat Efendi hiç beklenmedik bir saldiriyla karsi karsiya kaldi.
"Dagarcik" a yazdigi "velâdet" ve "duvardan bir
sada" baslikli makalelerinde dönemin görüslerine deginen Mithat Efendiye
Hoca Ishak Efendi, "ey kâfir-i bî-dîn", hitabiyla agiza alinmayacak
küfürler savuruyordu. Mithat Efendinin bir, bir buçuk sene yazarligini yaptigi,
fakat gazeteden çekilmesi üzerine her firsatta aleyhine yürüdügü Basiret
gazetesi bu saldirilari mal bulmus magribi gibi yayinlamaktan çekinmedi. Fakat
Mithat Efendi bir yandan Namik Kemal'in basyazar oldugu Ibret gazetesinde, bir
yandan Dagarcik'ta Hoca Ishak Efendiye lâyik oldugu siddetli cevabi verdi.
Namik Kemal'in o sirada Ibret'te çikan yazilari gittikçe siddetini artiriyordu.
Yayinlanacak kitaplarin Maarif Meclisinin incelemesinden geçirilmesinin zorunlu
olduguna iliskin Maarif Nezaretince alinan karar aleyhine Namik Kemal'in üst
üste birkaç makale yazmasi üzerine Ibret gazetesi hükümetçe kapatildi. Bir ay
sonra tekrar çikmaga baslayinca maarif, reji, Altinci Daire aleyhine siddetli
yazilar birbirini izledi. Ibret'te Mithat Efendinin de ara sira imzasi
görülüyordu. Bu sirada basta Namik Kemal olmak üzere Mithat Efendi, Tevfik
(Ebüzziya), Ali Bey, Nuri Bey gibi yazarlar ülkede sahne edebiyatini
gelistirmek için çalisiyorlardi. Gedikpasa tiyatrosunda 26 zilka'de (28 Aralik
1873) aksami Ali Beyin Moliere'den adapte ettigi "Ayyar Hamza" ile
Tevfik (Ebüziyya) Beyin "Ecel-i Kaza" si, (30 Mart 1873) aksami,
Mithat Efendi'nin "Eyvah" adli piyesi oynandi. 1 Nisan 1873 aksami da
Namik Kemal'in "Vatan Yahut Silistre"si temsil edildi. Piyesin
temsili seyirciler arasinda tarif edilmez bir heyecan yaratti. "Yasa
Kemal" sesleri tiyatroyu yikacak bir siddetle tekrarlandi. Ertesi günü de
Mithat Efendinin "Ibret"te çikan ve Namik Kemal'in eserini öven bir
yazisinda "millet-i metbua" tabirini kullanmasi gerekçe gösterilerek
gazete kapatildigi gibi, istibdat idaresi Namik Kemal ve arkadaslarini sürgüne
gönderdi... Namik Kemal Magosa'ya, Mithat Efendi ile Ebüzziya Tevfik Bey
Rodos'a, Nuri ve Hakki Beyler de Akkâ'ya sürüldü.
Sürgünde geçen
günler
Mithat Efendi, önce bir süre, Rodos Kalesine kapatildiysa da, sonralari bu
hayata uyum saglayarak zamanini okumak ve yazi yazmakla geçirdi. 38 ay süren
sürgün hayatinda Kirkanbar'in 30 sayisini yayinladigi gibi Hasan Râkim Efendi,
Dünyaya Ikinci Gelis, Açikbas, Ahz-i Sâr, Hokkabaz Kitabi, Kari Koca Masali,
Letâif-i Rivâyât serisinden birkaç eseri ve Kâinat adi altinda basladigi genel
tarih serisinden önsöz ile Ingiltere, Danimarka, Isveç, Norveç, Rusya, Fransa,
Belçika, Hollanda ve Almanya tarihlerini çikarmistir. Yine sürgün bulundugu
yillarda, Rodos'ta Ibrahim Pasa camii avlusunda, Medresei Süleymaniye adi
altinda bir okul açarak çocuklara yeni yöntemle dersler vermistir. Nihayet
1876'da Abdülaziz'in hal'i üzerine, affedilerek Istanbul'a gelmistir. Bu esnada
Ahmet Mithat'in büyük bir hizla isine sarildigini görüyoruz. Bir yandan eski
eserlerini basarken, bir yandan da yeni eserlerini kaleme aliyordu. Ahmet
Mithat'in asil gazetecilik hayati 27 Haziran 1878'de, imtiyazi Mehmet Cevdet
namina alinan Tercümân-i Hakikat'in yayini ile baslar. Edebiyat bölümünü damadi
Muallim Naci'nin idare ettigi bu gazete zamanin durgun geçen kültür hayatina renk
ve hareket getirmistir. Ahmet Rasim, Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Tevfik Fikret
gibi gençlerin feyz aldiklari bir kurum olmustur. Ilk kez kendisinden süphe
eden ve hareketlerini kontrol altinda tutan Abdülhamit, onun yalniz okuyan ve
okudugunu okuyucularina, onlarin anladigi dilde anlatan bir idealist oldugu
inancina varinca serbest birakmis ve kimseye göstermedigi iltifati Mithat
Efendiye göstermekten geri kalmamistir. Su vaka, bu itimadin güzel bir
örnegidir:
Abdülhamit bir gün A. Mithat Efendiyi huzuruna davet eder ve kendisiyle çok
özel ve arkadas gibi konusurken birden eslerinden biri içeri girer. Mithat
Efendi yüzünü duvara döner, esi de odaya girip girmemek konusunda bir tereddüt
ani geçirir. Bu anda Abdülhamit emir veren sesiyle "Efendi yüzünü dön",
"Hanim sen de buraya gel, zira bu gördügün muhterem zat Ahmet Mithat
Efendidir ve eli öpülecek adamdir," der. Ahmet Mithat Efendinin ricalarina
ragmen esine elini öptürtür...
Darüssafaka
nöbetinde öldü
Ahmet Mithat Efendi 1885'te karantinalar baskâtibi olmus, 1895'te ise
Meclisi-Umur-u Sihhiyye ikinci reisligine terfi etmistir. 1888'de Stockholm'de
toplanan 8 ci Müstesrikler Kongresinde Türkiye'yi temsil etmis ve bu vesileyle
üç buçuk ay Avrupa'da bulunmustur. Abdülhamit devrinde bâlâ rütbesine yükselen
Mithat Efendi, Ikinci Mesrutiyette (1908) tahdid-is in kanunu uyarinca emekli
olmustur. Ancak meclis-i vükelâ karari ile Dar-ül-Fünunda genel tarih, felsefe
tarihi ve dinler tarihi okutmus, bir yandan da Darül-muallimatta pedagoji ve
tarih, Medrese-ül-Vâizin'de ise dinler tarihi hocaligi yapmistir. Nihayet fahrî
olarak çalistigi "Darüssafaka"da nöbetçi bulundugu 28 Aralik 1912
pazar gecesi kalp krizinden vefat etmistir.
Ahmet Mithat Efendi zamanini titiz bir psikolog gözü ile incelemis ve
içinde yasadigi topluma en yararli olacak bir kimseyi düsünmüs ve kendisini bu
hayal ettigi kimse yerine koymustur ki, Ahmet Mithat'a göre bu bir ilkokul
ögretmeni olmalidir. Ahmet Mithat gazetecidir, romancidir, tiyatro yazaridir,
tarihçidir, felsefecidir, teknik ve bilimsel yazilarin yazaridir,
ögretmendir... Fakat bütün bunlarin içinde ona en çok yakisan unvaniyle
"Hâce-i evvel" dir. O ülkede öyle bir dershane kurmustur ki bunun
duvarlari vatan sinirlari, kubbesi vatan semasidir. Daima okumak, birseyler ögrenmek,
ögrendiklerini okurlarina, onlarin anlayacagi dille anlatmak... Iste Ahmet
Mithat'in yapmak istedigi sey. Ahmet Mithat bir roman yazarken ilk kez o roman
ile okuyucularina vermek istedigi bilgileri planlar, sonra romanin konusu içine
bu bilgileri yerlestirirdi. Bir romaninda olay kahramanlarindan birisinden
sözederken arada, "30 metre vardi" diye bir lâf eder ve hem
arkasindan: "ey kari, metre deyip geçme" diye bir parantez açar,
burada metre, hektometre, kilometreden, santimetreye kadar bilgiler verirdi.
"Ey kari!.."
"Ahmet Metin ve Sirzat" ismindeki romaninda gemi yapimindan
sözeder ve gemi ile Adalardenizi'nden geçerken tam sirasi deyip Yunan
mitolojisi hakkinda bilgi verirdi. Büyük romanci ve yazar olmadi, fakat ilk
romanci ve hikâyeci oldu. "Ilk" olmak büyük bir ayricaliktir ve
edebiyat tarihimize Bati edebiyatinin bu türlerini getirmis olmak bakimindan
büyük bir deger ifadesidir. Sanatli yazi yazmak ona göre aydinlatirken göz
kamastiran bir simsektir. O istiyordu ki her cümle yüzyillarca zifiri
karanlikta birakilmis Türk dimaglarina uygun bir isik olsun, Ahmet Mithat iste
bu sanatin sanatkâri oldu. Su, hava gibi eser yaratan bir "Hâce-i
evvel" oldu. Durmadan, dinlenmeden yazdi. 18 adedi basilmamis 226 eseri
vardir ki bu sayi onun nasil çalistigini gösteren güzel bir örnektir.
Özel hayatinda dostlarina, çocuklarina bagli, hassas bir insan olan Ahmet
Mithat, Beykoz'daki yalisinin üst katinda bir tiyatro sahnesi yaptirarak
eserlerinin bir bölümünü kendi çocuklari ve komsu çocuklarindan olusturdugu bir
kadroya temsil ettirir, kendisi de bizzat rejisörlügünü yapardi. Hazircevap bir
insan olan ve aruz vezniyle yazilmis çok güzel siirleri de bulunan Ahmet
Mithat, yakinlarina daima müspet ilimlere itibar göstermelerini, durmadan
çalisip okumalarini tavsiye ederdi. Hazircevapligina güzel bir örnek olarak bir
olayina deginmekte yarar var:
Hazircevap
A.Mithat Efendi
Ahmet Mithat Efendi Beykoz esrafindan Vecihi Beyle çok sevismekte ve sik
sik bulusup konusmaktadir. Vecihi Bey hiç bir sebep yokken birdenbire
ziyaretlerini keser, Mithat Efendi kimi görse "Vecihi nerede?" diye
sorar ve gelmesini rica eder. Çok muzip olan Vecihi Bey bu esnada agzinda çok
az kalan bir iki disini de çikarip gayet güzel, inci tanesi gibi takma disler
takmistir. Ve bu is sonuçlanana kadar Mithat Efendiyi ziyaret etmemistir.
Mithat Efendi, bir gün ansizin ziyaretine gelen Vecihi Beyi bambaska bir
sekilde, güzel ve muntazam disleriyle görünce derhal eline kalemi alir ve
Zannetme Vecihi
kocadi da isi bitti,
Iste o civanin bak yeniden disi bitti!
misralarini süratle yazar.
Büyük Türk yazari ve mütefekkiri Ahmet Mithat, simdi Fatih camisi avlusunda
çok sevdigi Fatih Sultan Mehmet ile karsi karsiya ve saire Nigâr Hanimin :
Gayretindir
sevdiren fazl ü ulûmu ümmete
Verzisindir (=çalismandir) anlatan sevda-i sa'yi millete
misralariyla süslü mermer sandukasinin içinde pek ender faniye nasip olan
bir vicdan huzuru içinde ebedî uykusunu uyumaktadir.
Ziya Gökalp
Ziya Gökalp,
çagdas Türk düsünce tarihinin büyük mütefekkirlerindendir. Türkçülük akiminin felsefesini
yapmis, Türkiye'de millî edebiyatin gelismesini saglamis bir sosyolog ve
mürsittir.
Tarihin çesitli medeniyet eserlerini kucaginda tasiyan Diyarbakir'da dogdu.
Bu sehir, kütüphaneleri, medreseleri ile Anadolu'nun en eski kültür merkezidir.
1876 yilinin 23 Mart günü, Ziya Gökalp'in babasi vilâyet evrak müdürü Tevfik
Efendi, evinin selâmliginda oturmus, esinin dogum haberini beklerken Çolu Hoca
adinda bir ziyaretçi geliyor :
- Bu saatte bir oglunuz olacak, adini Mehmet Ziya koyunuz, diyor. Gerçekten,
bir süre sonra Tevfik Efendinin bir oglu dünyaya geliyor, adini Mehmet Ziya
koyuyorlar.
Ana ve baba, çocugun yetismesi için büyük ihtimam gösteriyor. Küçük Ziya,
daha yedi sekiz yaslarinda Sah Ismailleri, Asik Keremleri okuyor. On dört
yasina gelince Ziya Pasalarin, Namik Kemallerin eserlerinden zevk almaga
basliyor. Tevfik Efendi ileri görüslü bir insandir. Ziya'ya okuma zevkini
asiliyor, onu yüce ülkülerle besliyor. Namik Kemal'in öldügü gün ogluna:
"Bugün büyük bir matem günüdür, çünkü milletin en büyük adami Namik Kemal
öldü. Sen de onun yolundan gideceksin, onun gibi vatansever, hürriyetsever
olacaksin", diyor. Psikolojik bir anlayisla yapilmis olan bu telkin, Ziya
için bir baba vasiyeti olmus, ona istikamet vermistir.
Ziya rüstiyede okurken sevgili babasi ölüyor. Onun yerini amcasi Hasib
Efendi aliyor. Hasib Efendi Islâm felsefesini iyi bilen, aydin bir insandir.
Ziya'ya Ibni Sina, Ibni Rüsd, Imam Gazali gibi büyük Islâm filozoflarini
tanitiyor. Arapçayi, Farsçayi ve ilmî arastirma metodunu ögretiyor.
Ziya, 1890'a dogru idadiye giriyor. Kelâm, fizik ve biyoloji okuyor. Müsbet
ve menfi bu iki akim, kafasinda hakikat simsekleri yerine derin bir süphecilik
dogurmustur. "Insan" denen ve kalbin biricik pinari olan faziletli
varligin âciz, hürriyetsiz, iradesiz, "madde"den yapilmis bir makine
olmasini akli almiyor. Binbir tehlike ile tehdit edilen, fakat bunun farkinda
olmayan Türk milletinin istibdattan nasil kurtulabilecegini düsünüyor. Bunun
için mucize lâzim. Bir ümit felsefesi ariyor. O günkü Türk toplumunun
problemlerini ele almayan tasavvuf ve kelâm bilimleri ona bu felsefeyi
vermiyor. "Insanligi yükseltmek, milleti, vatani kurtulmus görmek
istiyorum" diyor. "Hakikat-i kübra" adini verdigi "Büyük
hakikat" i ariyor. "Onu bulabilsem, hiç bir derdim kalmayacak"
derken, korkunç bir fikir buhranina yuvarlandigini ifade etmis bulunuyordu.
Böylesine engin emellerle dolu bir ruh, Diyarbakir'in öldürücü istibdat
havasinda yasayabilir miydi? Felsefî düsüncelerin dogurdugu bu buhran onu
intihara sürükledi. Kursun beyninde kalmis, fakat olay zararsiz atlatilmistir.
Ziya o siralarda bir ihtilâl sarkisi yazarken bilinçaltinin karanligindan
fiskiran bir misra ona aradigi hakikatin kaynagini gösteriyordu :
Mev'uttur (vaat
edilmistir) bugün bana namusu milletin
Ülkülerine ulasmak kararindadir. Amcasina haber vermeden Istanbul'a
gidiyor. O zamanin parasiz okullarindan biri olan baytar okuluna yaziliyor.
Tibbiyelilerin kurmus oldugu gizli cemiyete girmeyi de ihmal etmiyor. Yol
harçligi olarak kendisine gönderilen paralari, yardim olarak gizli cemiyetlere
veriyor. Bazen kendisi günlerce parasiz kaliyor. Baytar okulunun son sinifinda
iken, istibdat aleyhindeki gizli haraketlere katildigi için tevkif ediliyor.
Taskisla'da dokuz ay hapsedildikten sonra (1900), Diyarbakir'a sürülüyor.
Ölmüs olan amcasinin vasiyetine uyarak kizi ile evlenmistir. Sade bir hayat
sürüyor. Mesrutiyetin ilânina kadar gelip geçici birkaç memurluktan baska bir
isle mesgul degildir. Amcasinin biraktigi servetin mühim bir kismini
Diyarbakir'a sürülmüs olan hürriyet mücahitleri için harcamis, emlâkinin
yarisindan fazlasini ve kiymetli esyalarini da satmistir. Parayi sevmiyor.
Durup dinlenmeden okuyor, yaziyor, düsünüyor; kendi tefekkür dünyasinda
yasiyor.
Mesrutiyet ilân edilince (1908), Ittihat ve Terakki Cemiyetinin Diyarbakir
subesini açiyor. Bir yil sonra, bu cemiyetin Selânik'te toplanan kongresine
Diyarbakir delegesi olarak katilmis (1910), Merkez-i Umumî üyeligine
seçilmistir. Ittihat ve Terakki mektebinde sosyoloji okutuyor, Ali Canip'le Ömer
Seyfettin'in çikardiklari Genç Kalemler dergisine giriyor. Yazilarinda
kullandigi takma adlardan biri de Gökalp'tir. Ziya Gökalp, otuz bes yasindaki
bu genç mütefekkir, basini ve aydinlari etrafina toplayan bir kutuptur. Dis
görünüsü ile çok sey vaat etmez. Münzevî ruhlu, çekingen ve alçakgönüllüdür.
Fakat konusmaya baslayinca hemen fark edilir ki o, ince zekâsi, derin ilmi ve
olaganüstü telkin kabiliyeti ile bir fikir ve mücadele kuvveti, bir mürsittir.
Genç kalemlerde dil, felsefe ve sosyolojiye ait makaleler yaziyor. Bu
derginin ele aldigi Türk dilinin sadelesmesi davasini ilmî olarak inceliyor. bu
dava daha önce Tanzimat yazarlarinca da ileri sürülmüs, ama söz ve dilek
halinde kalmis, pek dar ölçüde uygulanmis, yazi dili ile konusma dili
birlestirilememistir.
Ziya Gökalp, sade dil akimini müdafaa ederken, Islâm kültürü arasinda
benligini kaybeden Türklügü kurtarmak istiyordu. Ona göre sade dil ilmî ve
millî bir zarurettir. Osmanlica ile Türklük kaybolmustur. Çünkü dil,
milliyetçiligin temelidir. Hukuk, ahlâk, güzel duygular gibi bütün degerler
dile anlatilir. Millî kültürün yayilmasi, dilin sadelesmesi ile gerçeklesir.
Vatan manzumesinde, vatani dille ne güzel uzlastirir:
Bir
ülke ki camiinde türkçe ezan okunur,
Köylü anlar namazdaki manasini duanin.
Bir ülke ki mektebinde türkçe Kur'an okunur,
Ey Türk eli, iste senin orasidir vatanin.
Küçük, büyük herkes bilir buyrugunu Hüdanin.
Dilin sadelesmesi prensiplerini de etraflica ele aliyordu. Yasayan dildi
Türkçe. Karsiligi bulunan Arapça, Farsça kelimeleri, tamlamalari ve bu dillerin
dilbilgisi kurallarini atmak gerekirdi.
Arapçaya
meyletme,
Iran'a da hiç gitme
Tecvidi halktan ögren,
Fasihlerden isitme.
Baska Türk lehçelerinden kelime almamak, kökü Türkçe de olsa ölü kelimeleri
Türkçeye sokmamak lâzimdi.
Türkçelesmis
Türkçedir,
Eski köke tapmayiz.
Ziya Gökalp'e göre ölü kelimeleri dile sokmak, dilin tabiî tekâmülüne ve
kendi öz kurallarina aykiridir. Türk halkinin bildigi her kelime millidir. Bu
fikirler Ömer Seyfettin, Falih Rifki Atay, Orhan Seyfi Orhan, Halit Fahri
Ozansoy gibi yazarlari ve sairleri aydinlatmis, Türkiye'de millî edebiyat
akiminin gelismesine sebep olmustur.
Ziya Gökalp, Osmanli Imparatorlugunun çöktügü devrin fikir anarsisi içinde
gidilecek yolu gösteren bir mütefekkirdir. Türkcülügün esaslarini, batinin ilim
anlayisi ile incelemis bir sosyologtur. Yasadigi devirde, Osmanli Devleti
idaresindeki Türk olmayan unsurlar millî benliklerini duyuyor, Türklerden
ayrilmak istiyorlardi. Türkler ise Türkçülük, Osmanlicilik, Islâmcilik gibi üç
cereyandan hangisini seçmek gerektigi hakkinda millî bir suura erememislerdi.
Bu üç cereyani ilk defa uzlastiran mütefekkir Ziya Gökalp'tir.
Gökalp'e göre, Türkiye için en lüzumlu sey, millî suurun uyanmasi ve asrin
gidisine uyulmasi idi. Modern olmak, batinin ilmini, teknigini kabul etmek
demektir. Hem dogu, hem bati ilmi diye iki ilim, iki anlayis olamaz. Darülfünun
bati anlayisina göre düzenlenmelidir. Seriye mahkemeleri kalkmalidir. Din,
vicdan mevzuudur. Layik bir devlet teskilâtina lüzum vardir.
Yikilmis ve yasatilmasi imkânsiz ataerkil (pedersahi) aile yerine modern
Türk ailesinin kurulmasini istiyor. Bunun saglanmasi için eski Türk ailesini
ilmî olarak inceliyor. Ailenin hukuk, iktisat ve ahlâk bakimindan tesekkülü
için medenî kanunun islah edilmesini ileri sürüyordu. Modern aile, nikâh,
bosanma, miras mevzularindaki düsünceleri bugünkü Türk toplumunda kabul edilmis
esaslardir.
Milliyetçilik fikrinin gelismesi yalniz Osmanli tarihini degil, Türk
tarihini incelemekle gerçeklesebilirdi. Edebiyatin kaynagi bati degil, Türk
folkloru, Türk milletinin hayati olmalidir. millî suuru uyandirmak için fikir
Türkçülügü lâzimdir. Çünkü medeniyet uluslararasidir, müsterektir. Fakat hars
(kültür) millîdir, diyordu.
Milliyetçiligi, "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir"
diye tarif ediyor; ekonomi, dil, din, hukuk, ahlâk ve aile bakimindan
Türkçülügün izahini yapiyor. Ona göre milliyetçilik, irkçilik degildir. Ziya
Gökalp'in Turanciligi "irkçilik" diye anlasilmamalidir.
Vatan
ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan...
diyorsa da Turan'i, Osmanli birligini tamamlayan bir ülkü olarak anliyor.
Tarihî determinizmin ortaya çikardigi bir tesekkül olarak kabul ediyor.
Türkçülügün esaslari eserinde: "Millet ne irkî, ne kavmî, ne cografi,
de de siyasî bir zümredir", "...bugünkü duruma göre Türkçülügün üç
mefkûresi olmalidir. Bunlarin hakikate en yakin olani Türkiyeciliktir"
diyor. Ikinci mefkûrenin Oguzculuk, üçüncü ve uzak mefkûrenin de Turancilik
yani bütün Türklerin birlesmesi oldugunu tehayyül ediyor.
Malta'da sürgünken Anadolu'nun elden gitmesi tehlikesini anlamis, realist
bir Türkçü olarak, Çoban ile Bülbül'ü yazmisti.
Çoban
dedi: -Ülkeler hep gitse de,
Kopmaz benden Anadolu ülkesi.
Bülbül dedi: -Düsman haset etse de,
Istanbul'da sakiyacak Türk sesi.
"Mabedimizin
üstünde bir mesale söndü"
Gökalp'in sosyoloji sistemi, Durkheim'in içtimaî mefküreciligidir. Yalniz,
bu mefküreciligi millî bir tefekkür açisindan ele alir. Sosyal mevzulardaki
örneklerini Türk tarihinden, Türk hayatindan seçer. Gökalp, Mondros
mütarekesinden sonra Üçlü Anlasma Devletlerinin Istanbul'u isgali üzerine
Ingilizler tarafindan Malta'ya sürülüyor (1919-1921). Sürgün bitince
Diyarbakir'a dönüyor. Kurtulus Savasi sirasinda Maarif Vekâleti Telif ve
Tercüme Heyeti üyesi olarak Ankara'ya gidiyor. 1923'te Diyarbakir'dan
milletvekili seçiliyor. 1924'te hastalaniyor. Tedavi için gittigi Istanbul'da
kirk dokuz yasinda ebediyete intikal ediyor.
Ittihat ve Terakki'yi parmaginda çevirecek kadar siyasi bir güce de sahip
olan Ziya Gökalp, hiçbir memurluk istememis, bakanliklara "Firavun
mevkii" demistir. Onun yüksek ahlâkini Yakup Kadri Karaosmanoglu söyle
anlatir: "Bulutlarin ve simseklerin üstünde berrak sema ile arkadas olan
yüksek tepeler gibi her vakit insan ihtiraslarinin üstünde sakin basi, merkez-i
umumî azaliginda bulundugu zamanlarda bile bir an gündelik politika adini
verdigimiz sitmali dalgalanislarin üzerine egilmedi. Daima yüksek gördü, yüksek
düsündü. Her seyden önce yüksek bir insandi". Büyük mütefekkirin ölümü
ile, Rusen Esref Ünaydin'in dedigi gibi: "Mabedimizin üstünde bir mesale
söndü, fakat binlerce el o mesaleden kendi mesalesini yaktiktan sonra"!
ALI PASA
Ali
Pasa, MEHMET EMIN (1815-1871), Tanzimat Devri Osmanli sadrazamlarindan ve
diplomatlarindandir.
Abdülmecit ve Abdülaziz devirlerinin en sikintili bunalim yillarinda devlet
islerinin basina getirilmis bir vezir; zekâ beceriklilik, yararlik isteyen
isleri yönetmis büyük bir devlet adamidir. 1846-1867 yillari arasinda sekiz
defa disisleri bakanliginda, bes defa da sadrazamlikta bulunmustur.
Bununla beraber bu degerli vezir, korkunç hücumlarin konusu olmus, en nefis
meyvalarla yüklü bir agaç gibi, taslamalara ugramis, zamaninin fikir ve sanat
adamlarinin kendisine karsi besledigi düsmanlik tarihe geçmistir.
Sinasi, Ziya Pasa, Namik Kemal, Ali Suavi gibi ünlü Türk yazar ve
mütefekkirleri, Girit ihtilâlindeki basarilarini alaya almislar, mesrutiyetçi
olmadigini söylemisler; degersiz bir insanin, bir kapici olan Ali Aga'nin
çocugu oldugunu yazmislardir. Bati kaynaklari ise degerini göklere çikarmistir.
Avusturya Imparatoru ve Macaristan Krali Franz Joseph, Sultan Abdülaziz'i
ziyaret için Istanbul'a geldigi zaman Ali Pasanin yalisina da gitmis, bu ince
jesti ile Pasanin milletlerarasi büyük itibarini anlatmak istemistir.
Mehmet Emin Ali Efendi, gerçekten yoksul bir adamin ogludur. Istanbul'da
Mercanaga camiine bakan bir evcikte dogdu. Babasi Ali Riza Efendi
Misirçarsisi'nda aktarlik eden, sabah aksam da saray kapisini açip kapamakla
geçinen bir insan. Mehmet Emin'i mahalle mektebine verdiler. Kuran hatmetti,
Beyazit camiinde Arapça dilbilgisi okudu. Babasinin ölümünden sonra, geçim
sikintisina ugradi, bu yüzden iyi bir ögrenimden yoksun kaldi ve Divani Hümayun
kalemine girdi (1829). Orada âdeta oldugu üzere kendisine -dilek mahiyetinde
olmali- Ali takmaadi verildi. Bir zaman sonra tercüme odasina memur edildi.
Diger kalem kâtipleri gibi Fransizca dersi almaga basladi.
Kendini
yetistirmeye çalisiyor
1835'te Ahmet Fethi Pasa Viyana'ya elçi olarak gönderildigi zaman, zeki ve
dürüst bir genç olarak taninan Ali Efendi de beraber gidiyor. Bir buçuk yil
kaldigi Viyana'da Fransizcayi çok iyi ögreniyor. Istanbul'a gelince Divani
Hümayun tercümani oluyor. Koca Resit Pasa Londra elçiligine tayin edilince
(1838), onunla birlikte Londra'ya gönderiliyor. Iyi bir ögrenim görmekten
yoksun kaldigini anladigi için kendini yetistirmege çalisiyor. Abdülmecit tahta
çikinca (1839), Resit Pasa ile Istanbul'a geliyor.
O devirde Koca Resit Pasa'nin konagi, Abdülmecit devri Türkiye'sinin fikir
yönünü idare eden bir okuldu. Sinasi, Ziya Pasa, Ahmet Cevdet, Ahmet Vefik ve
Midhat Pasalar gibi Ali Pasa da bu okuldan "Nur ve Ziya" aliyor,
Resit Pasanin himayesini kazaniyor.
1846'da Hariciye naziri oluyor. 1848'te vezirlik ve müsirlik rütbesi
veriliyor. Abdülaziz'i devirmek isteyen Yeni Osmanlilar, Tanzimatin getirdigi
yeniliklerin ve sarayin koruyucusu olan Ali Pasanin amansiz düsmandirlar. Ziya
Pasa, Ali Pasayi alaya almak (tehzil) için yazdigi Zafername'de diyor ki:
"Sadrazam Efendimizin bu kadar parasi ve serveti oldugunu anladik ama,
bunlari nerede edindi? Eger pederinden miras kaldi desek, bahçe kapicisi olan
bir fakirin mirasçisina ne birakacagi malûmdur."
"Bahsis
kabul etmeyen zat"
Yabancilar da Ali Pasanin "Türkiye'nin büyük politika adamlari
arasinda bahsis kabul etmeyen zat" oldugunu söylüyorlar; Ziya Pasa ise
büyük bir garezkârlikla, Ali Pasanin Divani Hümayun kaleminde kâtipken o
zamanin tasiti olan pazar kayigina verecek parasi olmadigi için Bebek'teki
evinden Babiâliye çok defa yaya gidip geldigini bilmez görünüyor. Ve yine
Zafernamede:
Eyleyen
dilârasina bir kere nigâh
Bir dahi âleme bakmaktan eder istikrah
(Güzel gözlerine bir bakan bir daha dünyaya bakmaktan tiksinir)
misralariyla pasa alaya aliniyor.
Pasanin ufak tefekligi, incecik vücudu ve bu vücut üstünde yükselen büyük
basi da degerini çekemeyenler için alay konusu olmustur. Fakat bu gururlu, bu
temkinli bas, 1852'de Koca Resit Pasa'nin tyersiz azli üzerine sadaret makamini
süsleyecektir.
Abdülmecit, Ali Pasaya yazmis oldugu fermanda: "Senin mücerrebimiz
olan hilye-i (güzel huylar) sidk u istikamet ve dirayet ve liyakatin ciheti ile
vekâlet-i mutlakamiz uhdene...." diyerek sadarete tayin ediliyor.
Bir fazilet
örnegi
Ali Pasa velinimeti Koca Resit Pasanin yerine sadrazam olmayi uygun
bulmuyor. Yasinin henüz kirka (38 yasin içindedir) varmadigini arz ederek
affini rica ediyor. Padisah Abdülmecit, "insallah bu makamda sakal
agartirsiniz" diye israr edince kabule mecbur kaliyor. Babiâlide yapilan
törenden sonra, Resit Pasanin Baltalimani'ndaki yalisina gidiyor. Resit Pasa,
hiç ummadigi bu büyüklük karsisinda memnun oluyor. Yeni sadrazami merdiven
basinda karsiliyor. Ali Pasa, egiliyor, etegini öpmeye davraniyor! Ne büyük bir
degerbilirlik ve fazilet örnegi! Halbuki o zaman Londra'da çikan Hürriyet
Gazetesinde, imzasiz bir basmakalede Ali Pasa için: "Degil sadaret, degil
padisahlik, degil cihangirlik, belki Allahlik derecesi verilse kendine az
görür" deniliyor!
Resit Pasa ile Ali Pasa arasinda bir rekabet dogdugu ve bunun düsmanlik
haline geldigi benimsenmis bir düsüncedir. Bunda garezkâr fitnecilerin büyük
rolü olmustur. Bununla beraber objektif bir hükme varmak için yeter derecede
deliller yoktur. Koca Resit Pasa, tekrar sadarete geldigi zaman Ali Pasayi
hariciye nazirligina tayin etmis olduguna göre, iki büyük Mason fazilet
yarismasinda birbirlerinden üstündürler.
Ali Pasa 1855'te ikinci defa sadarete getiriliyor. 1856'da Paris
Antlasmasini Türkiye'nin basdelegesi olarak imzaliyor. Mustafa Resit Pasanin
ölümü üzerine (1858), üçüncü defa ve Abdülaziz'in tahta çikisindan (1861)
dördüncü, 1867'de de besinci defa sadrazamliga tayin ediliyor.
Ali Pasa
Girit'te
2 Eylül 1866'da Girit isyani basliyor. Asiler Yunanistan'a katilmaga karar
veriyorlar. Osmanli Devleti isyani bastirmak için adaya kirk bin kisilik bir
kuvvet gönderiyor. Avrupa Devletleri tahkikat yapilmasini istiyorlar. Abdülaziz
milletlerarasi bir komisyon teskil etmek ve plebisit yapmak teklifini siddetle
reddediyor. "Meselenin nazik bir sekilde halledilmesine memuren"
sadrazam Ali Pasayi Girid'e gönderiyor.
Ziya Pasaya Zafername'sinde, Ali Pasanin Girit'te barisin, dirlik
düzenligin kurulmasini saglayan büyük basarisini su misralarla hiçe indirmek
istiyor:
Sadr-i âli-i
zemane ne yapardi aceba
Köprülü zade su hengâmede sag olsa idi
Kapucu zade ile farki budur Köprülü'nün
Birisi almis idi, digeri verdi Girit'i
Askere verdi
kumandayi misal-i Bonapart (Bonapart gibi)
Gerçi kim gelmedi bu silsilesinden ceneral
Vermedi
ablukada san-i donanmaya halel
Ingiliz devletine olsa sezardir (lâyiktir) amiral
Bu, gerçek degildir. Ali Pasa Girit'e varinca siyaset, idare, askerlik ve
maliye islerini düzeltmek çarelerini arastiriyor. Asiler hakkinda af ilân
ediyor, elebaslari ile müzakereye giriserek, zorla isyan ettirilen kitlelerin
itaatini sagliyor, adanin büyük bir kisminda "sulh ve sükûnu"
sagliyor.
Girit'in
Yunanistan'a katilmasini önlüyor
Her bölgeden iki Islâm, Iki Hiristiyan milletvekili seçtirerek genel bir
meclis kuruyor. Halka agir gelen vergilerin kaldirilmasini ve hafifletilmesini
sagliyor. Girit'e bir çesit özerklik (muhtariyet) taniyarak adanin Yunanistan'a
katilmasini önlüyor.
Bu akillica tedbirleri ile 1869'da toplanan Paris Konferansinde Türk tezini
ve isteklerini kabul ettirmis, bir zaman sonra Türk-Yunan münasebetleri yeniden
kurulmus, bütün Hiristiyanlarin Osmanli Devletinden ayrilmasini ileri süren Rus
tezi de suya düsmüstür. Ziya Pasa:
Girit'i aldi
geri savlet-i kalemi (kilicinin ve kaleminin gücü)
Halkina gelmis iken daiye-i istiklâl (istiklâl istegi)
demekle biraz da, farkina varmadan, hakki teslim etmis olmuyor mu? Süphesiz
Zafername hiciv vadisinde degerli bir sanat eseridir, fakat haksizlik, kin ve
zulüm ifade eden bir eser.
Ali Pasa
mesrutiyet düsmani mi?
Yeni Osmanlilar (Jön Türkler) Ali pasanin mesrutiyet düsmani oldugunu
söylerler. onlarin istedikleri anayasa (Kanun-i Esasî), demokrasi (nizam-i
serbestane) ve millet meclisi (Sûra-i ümmet) idi. Fakat bu meselelerde bir
anlasmaya varamamislardir: Ziya Pasa ile Namik Kemal dincidir, Ali Suavi ile
Mustafa Fazil Pasa ise layiktirler.
Abdurrahman Seref diyor ki: "Istedikleri sey ne idi? Memlekette kabili
icra mi idi? iste bunu lâyikiyle tayin edemiyorlardi."
Ali ve Fuat Pasalar diyorlardi ki: "Osmanli toplulugu birçok
dinlerden, mezheplerden, dillerden, rengârenk irklarla milliyetlerden meydana
gelmistir. Dünyanin üç büyük kitasina kol atmis olan böyle bir imparatorluk
içinde parlamento, bu usurlar için bir millî ve dinî mücadele meydanindan baska
bir sey degildir. seçim sirasinda o unsurlarla ilgili yabanci devletler türlü
entriklar çevireceklerdir. Bati tarzinda bir mesrutiyet, imparatorlugun
dagilmasina yol açar."
Degerli tarih yazari Ismail Hami Danismend, Osmanli Tarihi Kronolojisinde
diyor ki: "Yeni Osmanlilarin en büyük hatasi mesrutiyeti, rengârenk
Osmanli unsurlarini birbirine hemen perçinleyecek sihirli bir lehim sanmis
olmalaridir. 19. asrin basindan beri milliyet suurunun Osmanli toplumuna için
için nasil hulûl etmis oldugunun farkinda degildirler. bütün yazilarinda bu
tarihî gaflet sezilmektedir. Mesrutiyet tarihimiz Ali Pasanin hakli oldugunu
göstermistir."
Yeni Osmanlilari Paris'e çagiran Misirli Mustafa Fazil Pasa iki buçuk
milyan altin mirasin sahibidir. Hidivlik hakkini kaybettigi için Jön Türkleri
siyasî oyunlarina alet etmistir. Ali Suavinin Malûmat Gazetesinde yazdigina
göre Namik Kemal'e, Ahmet Rifat beye ayda binbeseryüz altin frank vermektedir.
En büyük ayligi alan da Ziya Pasadir ve Paris'te bir eli yagda bir eli balda
yasamistir!
Demokrasi
yapisina ilk harci o koydu
Ali Pasanin yurt içindeki hizmetleri de büyüktür. "Teskil-i
vilâyet". tüzügü ile, eski eyaletler yerine vilâyet, sancak, kaza ve
nahiye teskilâtini kuruyor. Kuvvetler birligine dayanan Meclis-i Vâlâ-yi
Ahkâm-i Adliye'yi kaldiriyor. Sûrayi Devlet ile Divan-i Ahkâm-i Adliyeyi teskil
ederek, idare ve adliye islerini ayiriyor. Kuvvetler ayriligi esnasina
yönelerek Türkiye'de demokrasi yapisinin ilk harcini koyuyor.
Osmanli Imparatorlugunun yoluna "nur ve ziya" saçmis, onu
aydinlatmis bu büyük zekâ, 7 eylül 1871'de Bebek'teki yalisinda sönmüstür. Bu
temiz ve dogru adam ebediyete göç ettigi zaman ailesine borçtan baska bir sey
birakmamistir. Onun degerini, batililarin Osmanli aydinlarindan çok daha iyi
anladiklari bir gerçektir.
1870 savasi ile Fransa'da Imparatorluk devrildigi zaman, basbakan ve
Cumhurbaskani olan ünlü tarih yazari Thiers meclisteki nutkunda, sulh
tesebbüsüne girismeden önce Ali Pasanin da fikrini sormus oldugunu söylemistir.
Napoleon'un "Ali Pasa gibi bir hariciye nazarim olsaydi" dedigi bir
gerçektir.
"Ölümü
Türkiye için bir felaket oldu"
Basvekil Bismark, pasanin siyasi notlarini yazarken kullandigi yazi
takimini üçyüz liraya satin aldirip müzeye koydurmustur.
Pasanin ölümünden sonra Paris gazetesinde yayimlanan bir makalede "Ali
Pasanin ölümü yalniz Osmanlilik için degil, bütün Avrupa devletleri, özellikle
Fransa için aci verici bir olaydir". deniliyor. Tarihçi Sinyobos:
"Ali Pasanin ölümü Türkiye için felâket olmustur" cümlesi ile
kaybolusunun mânasini anlatiyor.
Abdülaziz'in de, eger dogru nakledilmisse, Ali Pasanin ölümünden sevinç
duydugu söyleniyor. Pasa öldükten sonra padisah, sarayin ileri gelenlerinden
birine demis ki: "Su kanepeyi görüyor musun, Ali beni çok geceler bunun
üstünde sabahlatmistir". Ingiltere'nin Istanbul elçisi Sir Hanri Olyot,
Pasanin ölüm haberini isiten Abdülaziz'in: "Artik serbest oldum, padisah
oldugumu simdi anlamaga basladim". dedigini yaziyor. Ibnülemin Mahmut
Kemal Inal'in söyledigi gibi:
Esiri nekbet
oldum gerçi Ali'den halâs oldum
(Ali'den kurtuldum ama, felâketin esiri oldum.)
dese idi, gerçegi daha iyi anlatmis olurdu. Çünkü Ali Pasanin ölümünden
sonra Osmanli Devletinin hukukunu koruyacak, iç ve dis politikada denge kuracak
bir devlet adami bulunamamistir.
Süleymaniye camiindeki mezarinda ebedî uykusuna dalmis bulunan Ali Pasa,
Türk Masonlugunun sönmeyen mesalelerinden biridir.
Dünyadan bazi
ünlü Masonlar
NOBEL
ÖDÜLÜ DUNANT, Jean Henri (1828-1910) 1901 Baris ödülü DUCOMMUN, Elie (1833-1906)1902 Baris
ödülü CARDUCCI, Giosue
(1851-1925)1906 Edebiyat ödülü ROOSEVELT,
Theodore (1858-1919)1906 Baris ödülü KIPLING,
Rudyard (1865-1936) 1907 Edebiyat ödülü OSTWALD,
Wilhelm (1853-1932) 1909 Kimya ödülü FRIED,
Alfred (1864-1921) 1911 Baris ödülü RICHET,
Charles (1850-1932) 1913 Tip ödülü LAFONTAINE,
Henri (1854-1943) 1913 Baris ödülü BOURGEOIS,
L. Victor Auguste (1851-1925) 1920 Baris ödülü
STRESEMANN, Gustav
(1878-1929) 1926 Baris ödülü CHURCHILL,
Winston (1874-1965) 1953 Edebiyat ödülü
DEVLET
BASKANLARI - HÜKÜMDARLAR Almanya Imparatoru Wilhelm I (1797-1888) Hannover Krali Ernest August (1771-1851) Prusya Krali Büyük Friedrich (1712-1786) Prusya Krali Friedrich Wilhelm II (1859-1941)
ve 28 hükümdar Afganistan
Habibullah Han (1872-1919) Muhammed Han Belçika Leopold I (1750-1865) Brezilya
Imparator Dom Pedro I (1798-1834) Bulgaristan
Alexander von Battenberg (1857-1893)
Java
Peorbohadi Ningrat Danimarka
Friedrich VI Christian VII (1786-1848) Friedrich
VII Christian X (1870-1947) Fransa
Napoléon I (1769-1821) Charles X (1757-1836) Louis XVIII (1755-1824) Hawaii
Kamehameha IV (1779-1874) Kalakaua I (1836-1891) Hindistan
Tippu Sahib Bjalwapur Hollanda Louis Bonaparte (1778-1846) Wilhelm
II Ingiltere George IV (1762-1830)
Wilhelm IV Edward
VII (1841-1910) Edward VIII (1892-1972)
Ispanya
Joseph Bonaparte (1768-1844) Isveç
Gustaf III (1746-1792) Gustaf IV (1778-1837) Karl XIII (1748-1818) Karl XIV, Bernadotte (1763-1844) Oskar I (1799-1859) Karl XV (1826-1872) Oskar II (1829-1907) Gustaf V (1858-1950) Gustaf VI (1882-1973) Misir
Tevfik Pasa (1767-1815) Napoli
Joachim Murat (1767-1815) Norveç
Haakon VII (1872-1957) Polonya
Stanislas I (1704-1766) Stanislas II (1732-1798) Rusya
Petro III (1728-1762) Paul I Alexandre II (1818-1881) Türkiye Murat V <t32.html> (1840-1904)
Ürdün
Hüseyin (1935-) Yunanistan Kral George I (1845-1947)
DEVLET
BASKANLARI - CUMHURBASKANLARI A.B.D. Washington
<l01.html> (1732-1799) Monroe (1758-1831) Jakson (1767-1845)
Polk (1795-1849) Buchanan (1791-1868) A. Johnson (1808-1875) Garfield (1831-1881) McKinley (1843-1901) Th. Roosevelt (1858-1919) Harding (1865-1923) F.D.Roosevelt (1882-1945) Truman (1884-1972) Nixon (1913-) L.B. Johnson (1908-1973)
Ford (1913-) Arjantin Miranda Alvear (1868-1942) Mitre
Rivadiva (1780-1845) Lopez Urquiza (1800-1870) Samienti (1811-1888) Bolivya
Sucre (1795-1830) Brezilya
Fonesca Çin Sun-Yat-Sen (1866-1925) Çang-Kay-Sek
(1887-1975) Fransa Carnot Sadi (1837-1894)
Félix Fauré (1841-1899) Paul Doumer (1857-1932) Haiti
Boyer (1776-1850) Hyppolite Petion (1770-1818) Honduras Barahona Tosta Isviçre
Borel Frey (1878-1922) Furrer (1805-1861)
Lachenal (1849-1918) Ruchet Ruchonnet (1834-1893) Kolombiya Bolivar (1783-1830) Caldas
Narino (1750-1823) Satander (1792-1840) Küba
Palma Gomez Machado y Morles Meksika
Victoria (1786-1843) Guerrero (1783-1831) Pedraza Echeverria (1922-) Bravo
Juarez Garcia (1806-1872) Diaz (1830-1915)
Madero (1873-1913) Calles (1877-1945) Portes Gil (1891-1958) Ortiz
Rubio Peru Santander Legua San Roma Sili O'Higgins (1787-1862) Martinez
de Rozas Enriquez Allende (1908-1973) Venezuella
Paéz (1790-1973)
DEVLET
ADAMLARI VE POLITIKACILAR A.B.D. Istiklâl
Beyannamesini imza eden 56 kisinin 53'ü Ilk Kurucu Meclisin 55 üyesinden 50'si
Ilk kurulan 13 Devletin bütün Valileri Washington'un 29 Generalinden 20'si, 106
subayindan 104'ü Almanya CAROLATH, Heinrich (1852-1920), Meclis
Baskani DÖNYOFF, Ludwig (1742-1803), Prusya Devlet adami ve maresal. GÖRRES, Josef (1776-1848), Alman Devlet
adami HARDENBERG, Karl August (1750-1822) Prusya Disisleri bakani. HAUKWITZ, Christian (1792-1804) Prusya
Devlet adami ve bakan. KAEMPF,
Johannes - 19912-1918 yillari arasinda Almanya Millet Meclisi Baskani. LASKER, Eduard (1829-1884) Alman
Nasyonal Liberal Partisini kuran, yöneten ve Bismark politikasina karsi çikan
politikaci. LIST, Friedrich
(1789-1846) Alman iktisatçisi ve milletvekili. SCHACHT, Hjalmar (1877-1970) Ünlü Alman maliyecisi. STEIN, Henrich Friedrich Karl, Baron
von (1757-1831) Prusya devlet adami, Maliye Bakani, köylülerin kurtaricisi. STRESEMANN, Gustav (1878-1828) Alman
Halk Partisi Baskani ve Basbakani. Fransa ARAGO, Emanuel (1812-1896) Bakan CHOISEUL, Etienne Fraçois Duc de (1719-1785) Fransiz Devlet adami. DANTON, Georges Jaques (1759-1794)
Fransiz ihtilâli önderlerinden. DESMOULINS,
Camille (1760-1794) Fransiz Politika yazari ve politikaci. GAMBETTA, Léon (1838-1882) 1870-71'de Parisi kurtarmak için çaba
harcayan siyaset adami ve avukat. GUYOT,
Yves (1843-1927) Sömürgecilikle savasan hürriyet taraftari politikaci ve
iktisatçi. LA FAYETTE, Marie Joseph,
Marquis de (1757-1834) Fransiz generali ve politikacisi. Amerika kurtulus savaslarina
katildi. LA ROCHEFOUCAULD, Fraçois
Alexandre, Duc de (1747-1827) Fransada ilk tasarruf sandiklarini kuran
politikaci. MARAT, Jean-Paul
(1743-1793) Doktor ve Fransiz ihtilâlinin ileri gelen politikacilarindan. MIRABEAU, Victor Riqueti, Marquis de
(1715-1789) MIRABEAU, Honoré -
Gabriel (1749-1791) Yazar ve Fransiz ihtilâli hatiplerinden. Louis Philippe d'ORLEANS (1747-1793) 16.Louis'nin
kuzeni Fransiz Ihtilâline karisti. PROUDHON,
Pierre - Joseph (1809-1865) Sosyalist filozof ve yazar. ROBESPIERRE, Maximilien de (1758-1794) Avukat ve politikaci. TALLEYRAND - PERIGORD, Charles -
Maurice de, Prince de Bénévent (1754-1838) Devlet adami ve diplomat. VIVIANI,
René (1863-1925) Devlet adami, gazeteci, adliye ve Millî Egitim Bakani. Ingiltere
CHURCHILL, Winston S. (1874-1965)
Ingiliz politikacisi ve yazari. Italya CAVOUR, Camillo (1810-1861) Italya birligini yapanlardan; basbakan.
Misir
HALIM PASA (1831-1894) Osmanli
Devlet Surasi Baskanligi yapmistir. Misir Büyük Locasinin kurucusudur. ZAGLUL PASA (1850-1927) Misirda Ingiliz
hakimiyetine son vermege çalismis ve "Misir Milletinin babasi"
ünvanini almistir.
ASKERLER
A.B.D. AUSTIN, Stephen (1793-1836) Özgürlük
savasinda yararligi görülen General. DEWEY,
George (1837-1917) Ispanyol Amerikan savasinda Ispanyol donanmasini yok eden
Amiral. FARRAGUT, David (1801-1870)
A.B.D.'nin ilk amirali. Ingiltere ile yapilan savaslarda ün yapmistir. GREEN, Nathaniel (1742-1786) Washington
ordusu komutanlarindan. LEE, Henry
(1756-1818) Amerikan özgürlük savasi Generallerinden, Kongre üyesi. STEUBEN, Friedrich von (1730-1794)
Büyük Friedrich'in komutanlarindan iken Amerikaya gitmis ve Washington ordusunu
organize etmistir. Almanya BLÜCHER,
Gebhard Leberecht, Wahlstadt prensi (1742-1819) Waterloo, Feldmaresal. GNEISENAU, August Neldhart, Kont
(1760-1831) von Blücherin Kurmay Baskani. KLEIST,
Friedrich Heinrich Ferdinand, Nollendorf Kontu (1762-1823) Nollendorf savasinda
Fransizlari yenen General. SCHARNHORST,
Gerhard (1755-1813) Prusya Ordusunu organize eden General, Genel Kurmay Baskani.
TIRPITZ, Alfred von (1849-1929)
Alman Büyük Amirali, Alman savas Donanmasi kurucusu. WEGNER, Adalbert (1848-1916) 1. Dünya savasinda Kowno kalesi
komutani. Güney Amerika BOLIVAR,
Simon (1783-1830) Birçok Güney Amerika ülkesinin kurucusu. Bolivya devleti onun
adini almistir. Cezayir ABDÜLKADIR
(1808-1883) Kuzey Afrikali Arap Emiri, Fransanin en cesur düsmanlarindan biri.
Savaslarda daima insanligini göstermesi ile de taninmistir. Çekoslovakya
STEFANIK (1880-1919) Astronom 1.
Dünya savasinda gönüllü olarak Çek Lejyonuna girmis ve önder olmustur.
Çekoslovakyanin kurulusda Savunma Bakani. Fransa BEAUHARNAIS, Vicomte Alexandre de (1760-1794) Ren Ordusu komutani,
General. BEAUHARNAIS, Eugène de
(1781-1824) Napolyonun üvey oglu Italyada Kral naibi olmustur. BERNADOTTE, Jean (1763-1844) Napolyonun
maresallerinden. Isveç Krali oldu (Charles XIV). JOFFRE, Joseph (1852-1931) Fransiz Maresali. 1916'ya kadar Fransiz
Ordulari Baskomutani. MASSENA,
André, Duc de Rivoli, Prince D'Essling (1758-1817) Napolyonun ünlü komutanlarindan,
Maresal. MELLINET, Emile (1798-1874)
Kirim savasina istirak etmis ve yaralanmis Fransiz Generali, Senatör. NEY, Michel, Duc d'Elchingen, Prince de
la Moskova (1769-1815) Napolyonun "Yigitlerin yigidi" dedigi ünlü
Fransiz Generali. SEBASTIANI,
Horace, Kont (1772-1851) Fransiz Maresali. Istanbulda sefirlik yapmistir. Ingiltere
HAIG, Douglas (1861-1928) Ingiliz
Feldmaresali. 1. Dünya savasinda Fransadaki Ingiliz Ordusu Komutani. GRANT, Alfred (1861-) Ingiliz Amirali. KITCHENER, Horatio Herbert, Hartum ve
Aspell Kontu (1850-1916) Ingiliz Feldmaresali. NELSON, Horatio, Bronte Dükü (1758-1805) Abukir'de Napolyonun
donanmasini yok eden ve Ingilizlere deniz hakimiyetini saglayan ünlü Ingiliz
amirali. SHACKLETON, Ernst Henry
(1874-1922) Scott'la beraber Güney Kutbu kâsifi, deniz subayi. WELLINGTON, Arthur (1769-1852) Waterloo
galiplerinden, Basbakan. Italya GARIBALDI, Giuseppe (1807-1882) Italya birligi kurucularindan,
milli kahraman. AMEGLIO, (1854-1922)
Italyan generali ve senatörü. BIXIO,
Girolamo (1821-1873) italyan özgürlük savasinda Avusturyalilara karsi savasi
plânlayan General. CAPELLO, Luigi
(1859-1930) Italyan generali, 1. Dünya savasinda 2. Ordu Komutani. Rusya
KUTUZOF, Michael (1745-1813)
Napolyonun istilâsindan Rusyayi kurtaran Rus Generali.
BILGINLER
VE PROFESÖRLER A.B.D. FRANKLIN, Benjamin (1706-1790)
Paratoneri bulan Amerikali Devlet adami ve fizikçi. Almanya BRUGSH Pasa (1827-1894) Ejiptolog FICHTE, Johann Gottlieb (1762-1814)
Jena'da profesör ve filozof. KLAPROTH,
Martin Heinrich (1743-1817) Titanium ve Uraniumu bulan Kimyaci. SCHLIEMANN, Heinrich (1822-1890) Ilk
arkeologlardan, Troya'ya kazan. Fransa ALEMBERT, Jean, Le Rond d'(1717-1783) Fransiz yazar, filozof ve
matematikçisi. ARAGO, François
(1786-1853) Fransiz fizikçi ve astronomu. CONDORCET,
Antoine Caritat, Marquis de (1743-1794) Fransiz matematikçi, iktisatçi ve
filozofu. DIDEROT, Denis (1713-1784)
Fransiz ansiklopedistlerinin temeli, hürriyet fikrinin yayincisi , filozof. HELVETIUS, Claude, Adrien (1715-1771)
Fransiz filozofu ve ansiklopedisti. LALANDE,
Joseph - Jérome Lefrançois de (1732-1807) Fransiz astronumu. LITTRE, Emil (1801-1881) Fransiz
filozfu ve ünlü lügat yazari. MONTESQUIEU,
Charles de Secondat, Baron de la Brede et de, (1689-1755) Fransiz yazari ve
filozofu. MONTGOLFIER, Etienne
(1745-1799) Kardesi ile birlikte ilk sicak hava balonunu bulan. Ingiltere
GIBBON, Edward (1737-1794) Ingiliz
tarihçi ve yazari. Italya BACCELLI,
Guido (1832-1916) Büyük Italyan fizikçisi. ROMAGNOSI,
Giovanni (1761-1835) Italyan Hukuk bilgini ve ünlü filozof. VILLARI, Pasquale (1827-1917) Italyan
tarihçisi VIVANTE, Cesare (1855-)
Ünivertise profesörü
DOKTORLAR
VE TABIAT BILGINLERI A.B.D. MAYO, Charles (1865-1939) Ünlü Mayo
klinigini kuran ve tibbî arastirmalar için bir buçuk milyon dolar bagislayan
Amerikali cerrah. Ingiltere JENNER,
Edward (1749-1823) Çiçek asisini bulan ve ilk defa uygulayan doktor. RICHARDSON, Sir Ward Benjamin
(1828-1897). Ilk defa mevzii anesteziyi uygulayan doktor.
SAIRLER
VE YAZARLAR A.B.D. TWAIN, S. L. Clemens, Mark - denir
(1835-1910) Almanya GOETHE,
Wolfgang (1749-1832) HERDER, Johann
Gottfried von (1744-1803) IFFLAND,
August Wilhelm (1759-1814) KLEIST,
Heinrich von (1777-1811) SCHLEGEL,
Wilhelm (1767-1845) WIELAND,
Christoph - Martin (1733-1813) Fransiz ABOUT, Edmond (1828-1885) BEAUMARCHAIS,
Pierre - Augustin Caron de (1732-1799) CHENIER,
André (1762-1794) GAUTIER, Théophile
(1811-1872) NERVAL, Gérard de
(1808-1855) PREVOST, Marcel
(1862-1941) MENDES, Catulle
(1841-1909) STENDAHL, Henri Beyle
(1783-1842) VOLTAIRE, François -
Marie Arouet (1694-1778) Ingiltere DOYLE, Arthur Conan (1859-1930) KIPLING, Rusyard (1865-1936) SCOTT,
Walter (1771-1832) SWIFT, Jonathan
(1667-1745) DICKENS, Charles
(1812-1870) Ispanya BLASCO IBANEZ,
Vicente (1867-1928) Isviçre DUNANT,
Henri (1828-1910) Italya ALFIERI,
Vittorio (1749-1803) MANZONI,
Alessandro (1785-1873) CARDUCCI,
Giosue (1835-1907) Rusya PUSKIN,
Alexandre (1799-1837) TOLSTOV, Leon
(1828-1910)
MÜZISYENLER
A.B.D. BERLIN, Irving (1888 - ) CADMAN, Charles Wakefield (1881 - ) SOUSA, Johnn, Philipp (1856 - ) Almanya
ABT,
Franz (1819 - 1885) DAMROSCH,
Leopold (1832-1885) DAVID, Ferdinand
(1810-1873) DÖRFFEL, Alfred
(1821-1905) GLEITZ, Karl (1862-1920)
KAYSER, Philipp Christoph
(1755-1823) LINDPAITNER, Peter
Joseph (1791-1856) LITOLFF, Henry
Charles (1818-1891) LOEWE, Carl
(1796-1896) LORTZING, Gustav Adolf
(1801-1851) NAUMANN, Johann Gottlieb
(1741-1801) NEEFE, Christian
Gottlieb (1748-1798) REICHARDT,
Johann Friedrich (1752-1814) REISSIGER,
C.G. (1798-1859) ROMBERG, Andreas
(1767-1821) SCHEIBE, Johann Adolf
(1708-1776) SCHNEIDER, Johann
Christian Friedrich (1786-1853) SCHNEIDER,
Johann Gottileb (1809-1864) SPEYER,
Wilhelm (1790-1878) SPOHR, Ludwig
(1784-1859) STEGMANN, Karl David
(1751-1826) TSCHIRCH, Wilhelm
(1818-1892) WILHELM, Karl
(1815-1873) Avusturya BRÜLL,
Ignaz (1846-1907) HAYDN, Franz Josef
(1732-1809) HUMMEL, Johann Nepomuk
(1778-1837) MOZART, Leopold
(1719-1787) MOZART
<l06.html>, Wolfgang Amadeus (1756-1791) BEETHOVEN, Ludwig van (1770-1827) Belçika
BENOIT, Peter Léonard Léopold
(1834-1901) CAMPENHOUT, François van
(1779-1848) SEVAIS, Adrien François
(1807-1886) VIEUXTEMPS, Henri
(1820-1881) Çekoslovakya KOCIAN,
Jaroslav (1884 - ) NEDBAL, Oscar
(1874-1930) Danimarka BERGGREEN,
Andreas Peter (1801-1880) LASSEN,
Eduard (1830-1904) Finlandiya SIBELIUS,
Jahn (1865-1957) Fransa BOIELDIEU,
François - Adrien (1775-1834) DALAYRAC,
Nicolas (1753-1809 DUPONT, Pierre
(1821-1870) MEHUL, Etienne
(1763-1817) MEYERBEER, Giacomo
(1791-1864) NAUDOT, Jean Jacques ( -
) RAMEAU, Jean Philippe (1682-1764) Ingiltere
ALCOCK, John (1715-1806) ATTWOOD, Thomas (1765-1838) BARRETT, Alexander (1836-1891) BOYCE, William (1710-1779) CAREY, Henry (1690-1743) COOKE, Thomas Simpson (1782-1848) COSTA, Sir Michele (1809-1884) CUMMINGS, William Hayman (1831-1915) CUSINS, Sir William George (1833-1893) FANING, Eaton (1850-1927) GADSBY, Maurice (1696-1755) HATTON, John L. (1809-1886) IMMYNS, John (1764 - ) LANDON, Sir Ronald (1873 - ) LLOYD, Charles (1849-1919) MORNINGTON, Garrett Colley Wellesley
(1735-1781) SAWYER, Frank Joseph
(1857-1908) SMART, Sir George
(1776-1867) SMITH, Johns Stafford
(1750-1836) SULLIVAN, Sir Arthur
Seymur (1842-1900) WALLACE, William
Vincent (1815-1865) WEBBE, Samuel
(1740-1816) WESLEY, Samuel
(1766-1837) Ispanya CLAVE, José
Anselmo (1824-1874) Italya BOITO, Arrigo
(1842-1918) CHERUBINI,
Maria-Zenobio-Salvatore (1760-1842) GEMINIANI,
Francesco Xaverio (1674-1762) LABLACHE,
Luigi (1794-1858) MINGOTTI, Pietro (
- 1759) PUCCINI, Giacomo (1858-1924)
SARTI, Giuseppe (1729-1802) Macaristan
LISZT, Franz (1811-1886) Norveç
BULL, Ole Bornemann (1818-1880) Polonya
ELSNER, Joseph (1769-1854) Yugoslavya MOKRANJAC,
Stevan (1855-1914)
PLASTIK
SANATLAR, RESIM Almanya CHODOWIECKI, Daniel (1726-1801) CORINTH, Lovis (1858-1925) NATTER, Joh. Lorenz (1705-1763) Belçika
DILLENS, Adolphe (1821-1877) GODECHARLES, Guillome (1750-1835) LENS, André-Corneille (1739-1822) Danimarka
THORWALDSEN, Bertel (1770-1844) Fransa
BARTHOLDI, Frederic Auguste
(1834-1904) BOUCHER, François
(1703-1770) DAVID, Jacques Louis
(1784-1825) GREUZE, Jean Baptiste
(1725-1805) HOUDON, Jean-Antoine
(1741-1828) MILLET, Jean-François
(1814-1875) MOREAU, Jean-Michel
(1741-1814) PRUD'HON, Pierre-Paul
(1758-1823) VERNET, Joseph
(1714-1789) VIOLLET-LE-DUC, Eugène
(1814-1879) Ingiltere BELL,
Andrew (1726-1809) HOGARTH, William
(1697-1764) SANDBY, Thomas
(1721-1798) Italya BARTOLOZZI,
Francesco (1728-1813)
SINEMA
SANATKARLARI Douglas FAIRBANKS
Harold LLOYD Oliver HARDY Clark GABLE John WAYNE
TÜRKIYE
MASONLUK TARIHININ ANAHATLARI
GIRIS
:
Türkiye Masonluk tarihini :
<l61.html> <l61.html> üüüiisÖTrkiye Byk Locas'nn Kuruluu ncesi, <l61.html>
<l62.html> <l62.html> üüüiisöiTrkiye Byk Locas'nn Kuruluu ile Uyku
Dnemi Aras <l62.html>
<l63.html> <l63.html> öUyku Dnemi <l63.html>
<l64.html> <l64.html> öiiiUyku Dnemi ile Tannma Olay Aras <l64.html>
<l65.html> <l65.html> iiiTannma Olay Sonras <l65.html>
olarak baslica bes bölümde özetlemek ve bu bölümler içinde de Türkiye
Masonlugunu yakindan ilgilendiren önemli olaylarin altlarini çizerek anlatmak yararli
olur.
BIRINCI DÖNEM
Türkiye Büyük
Locasi Kurulusu Öncesi:
Bu dönem, günümüzde geçerli olan Spekülatif Masonlugun 1717 yilinda
Ingiltere'de resmen kurulmasi ile Türkiye'de Ikinci Mesrutiyet'in ilanini
takiben 1909 yilinda ilk Türkiye Büyük Locasi'nin kurulmasi arasinda geçen
döneme iliskin olmak üzere Osmanli Devleti topraklari üzerinde gerçeklestirilen
resmî ve gayriresmî masonik faaliyetleri kapsar. Türkiye'deki masonik
faaliyetin özellikle Tanzimat döneminden önceki bölümü ve kismen Birinci Mesrutiyet
dönemi yabanci tarihî ve masonik kaynaklara göre açiklanir.
Bu dönemin özellikle Birinci ve Ikinci Mesrutiyet dönemleri gibi daha geç
evrelerindeki masonik faaliyet, Türkiye'de Masonlugun asil kurulus asamasini
kapsayan Ikinci Dönem'le çok yakindan ilgili oldugundan satirbaslari hâlinde
tarih sirasiyla asagida açiklanmistir.
Günümüz Masonlugunun temelleri, 1717 yilinda Ingiltere'de atilir ve ilk
Masonik nizam 1723 yilinda "Constitutions" adiyla belirlenir.
Ingiltere Büyük Locasi adina James Anderson'un editasyonu ile yayinlanan bu
nizama, kaleme alan kisinin adiyla Anderson Nizamati veya Anderson Anayasasi da
denir. Bu ilk Anayasa gerek Katolik Kilise ve gerekse bazi masonik çevreler
tarafindan fazla laik hatta deistik bulunarak elestirilince; yine Anderson
tarafindan revize edilen metin 1738 yilinda yeniden ikinci kere yayinlanir. Bu
ikinci metinde, ilk yasada mason olmak için öngörülen "Allah'siz ve Dinsiz
olmamak" sartina ek ve açiklayici olarak, "Nuh Peygamber'in
buyruklarina inanmak" sartinin getirilmesiyle; Masonlugun etki alani
Hiristiyan âleminin disina yayilarak; özellikle Musevi ve Müslüman gibi diger
Ibrahim gelenegi dinlerini ilgilendirmeye baslar. Nitekim, 1738 yilindan
itibaren, diger ülklelerde oldugu gibi, Osmanli Devleti topraklarinda Masonik
faaliyetin baslamis oldugu çesitli yayinlardan anlasilir.
Türkiye Masonlugu ile ilgili ilk gayriresmî bilgi 1721 yilina ait olup;
Istanbul'da Fransiz Masonlari tarafindan bir loca kurulup çalistigi
seklindedir.
Ingiltere'de yayinlanan St.James Evening Post adli bir Londra gazetesinin
24 Mayis 1738 tarihli nüshasinda: "Istanbul, Izmir ve Halep'te Mason
localarinin açildigi ve bunlara çok sayida Müslüman Türk'ün girdigi"
haberi yer alir. Ayni bilgiler, Clavel'in 1843 tarihli Historie Pittoresque de
la Franc-Maçonnerie adli kitabinda ve Freemasons Quaterly Review adli dergide
de geçmektedir. Bazi görüslere göre, Türkiye'de Masonik faaliyetin baslamasi
daha geriye, 1730 yilina çekilir.
Ilk Türk
Masonlari
Osmanli topraklarinda adi bilinen ilk locanin, 3 Subat 1748 yilinda Iskoçya
obediyansina bagli olarak Ingiliz konsolosu Alexander Drummond tarafindan
Halep'te kurulan Iskenderun Locasi oldugu sanilir.
Ilk Türk Masonlarinin, Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi ve Ibrahim
Müteferrika olabilecegi ileri sürülür. Sait Çelebi, basta Fransa olmak üzere
çesitli Avrupa ülkelerinde önemli görevlerde bulunmus hatta sadrazamlik da
yapmis bir Osmanli devlet adamidir. Ibrahim Müteferrika ile birlikte
Istanbul'da ilk matbaayi 1727 yilinda kurmuslardir. Bunlara ilâve olarak geçen
üçüncü isim Müslüman olduktan sonra Humbaraci Ahmet Pasa olarak Osmanli
tarihine geçen bir devlet adami ve Askerî Mühendislik Mektebi'nin kurucusu
Comte de Bonneval adi Fransiz asilzadesidir. Türkiye'deki ilk Masonluk
hareketinin Lâle Devri olarak tanimlanan Bati ile iliskileri güçlendirme, sanat
ve kültürde siçrama yapildigi döneme rastlamasi tesadüf degidir. Bati Uygarligi
kurumu Masonlugun, böylesi bir geçis asamasinda Türkiye'ye girmesi anlamlidir.
Sait Çelebi'nin bir ihtimal görevli olarak bulundugu Fransa'da; daha kuvvetli
bir ihtimalle 1738-61 yillari arasinda Istanbul'da Masonluga girdigi sanilir.
Bu ilk Masonik kurulus asamasi, I.Mahmut'un 1748 fermani ile Mason localarinin
faaliyetinin yasaklanmasiyla son bulur.
III. Selim'den itibaren Bati ile baslayan iyi iliskiler nedeniyle Masonluk
faaliyetleri de yeni bir ivme kazanmaya baslarsa da, II.Mahmut'un Vak'a'yi
Hayriye'yi izleyen 1826 fermani ile yeniden budanir. Ancak, daha sonra
Abdülmecid döneminde, özellikle Kirim Savasi (1833-56) sirasinda Osmanli
Devleti ile basta Ingiltere, Fransa ve Italya olmak üzere çesitli Avrupa
devletleri arasinda baslayan siyasal ve askerî isbirliginin sosyal ve kültürel
platforma siçramasiyla, Istanbul ve Izmir'de yeni Mason localari kurulmaya;
önemli devlet adamlari ve aydinlar Mason olmaya baslarlar. Örnek olarak,
dönemin bilinen ünlü Masonlarinin arasinda Koca Mustafa Resit Pasa'nin adi
geçer. Avrupa'da Reform ve Rönesansla baslayan Bati Uygarligi anlayisinin
Osmanli Devleti tarafindan kismen idrak edilerek 19.yy'in ortasinda ülkeye
uyarlama zihniyetinin resmen belgelenmesi anlamindaki 1839 Tanzimat Fermani ve
hareketi, 18.yy'dan itibaren Avrupa modelinin olusmasinda büyük katkisi olan
Masonluk kurumunu da Avrupa kültürü kapsaminda daha hizli bir sekilde ithal
eder. Istanbul ve Izmir'de kurulan localar, özellikle Ingiliz ve Fransiz;
kismen Alman ve Italyan kökenlidir ve yayilma etkinliklerinde yabanci
obediyanslar arasinda rekabeti asan belirgin çekisme vardir. Bu süreçte dünya
Masonlugunda, Türkiye'yi de ilgilendiren en önemli olay, 1813 tarihi itibariyle
Ingiltere'deki Masonik ikiligin sona ererek iki ayri kurulusun Ingiltere
Birlesik Büyük Locasi adi altinda birlesmesi ve böylece Ingiliz Masonlugunun
dünya çapinda, belki de en etkili, Masonik güç merkezi haline gelmesidir.
Ingiliz Masonlugu özellikle disisleri görevlilerinin misyonerligi altinda
dünyanin çesitli ülkelerine hizla yayilmaya baslayacak; Ingiltere ile siyasal,
askerî ve ekonomik ilisikiye giren devletler kültürel ve sosyal kapsamda Ingiliz
Masonlugu ile tanisacaklardir. Tabiî tanisma tek odakli olamamis; Ingiltere ile
güç yarisindaki Fransa, Almanya, Italya, Ispanya gibi diger Avrupa ülkelerinin
Masonik rekabeti de su üstüne çikmistir. Bu nedenle, sözü edilen ülkelerin, petrol
kaynagi olarak hedef platformu ve pazari niteligindeki Osmanli topraklari,
siyasal sürece eklenen kültürel ve sosyal etkilesim kapsaminda, çok çesitli
tarz ve boyutta Masonik kurulustan ve bunlarin arasindaki rekabetten payini
büyük ölçüde almistir.
Abdülaziz
döneminde Masonluk
Bu kapsamda, Istanbul'da kurulan ilk loca, Ingiliz obediyansina bagli
Oriental Lodge'dur.1856 yilina kadar çalismasini sürdürmüstür.
Bunu takiben ilk yabanci Büyük Loca, Fransiz obediyansina bagli olarak 1857
yilinda Izmir'de kurulur. Adi Grand Lodge de Turquie'dir. Bu büyük locaya bagli
olarak herbiri ayri dilde çalisan alti loca vardir. Türkçe çalisan locanin adi
Orhaniye Locasi'dir. Üyelerinin büyük çogunlugu Osmanli Devleti'nde geçici
misyonla bulunan yabanci görevliler oldugu ve Türklerin sayisi hayli sinirli
oldugu için, localar kisa ömürlü olmustur.
Abdülaziz'in tahta çikmasindan itibaren Masonik faaliyetlerde de bir
hizlanma olmus ve bu dönem II.Abdülhamit'in saltanatinin basladigi 1876 yilina
kadar sürmüstür. Ingiltere Büyük Elçisi Sir Henry Bulver tarafindan, kurulus
tarihi kesin olmamakla birlikte, kendi adini tasiyan ve Ingiliz obediyansina
bagli olarak Istanbul'da bir loca kuruldugu ve daha sonra kendisinin büyük loca
hâline dönüsen bu kurulusa Ingiltere Birlesik Büyük Locasi tarafindan 1861
yilinda Tasra Büyük Üstadi tayin edildigi bilinir. Bu obediyansa bagli olarak
Istanbul'da kurulan localar: 1865 yilinda Ser (Amour, Sevgi) Locasi, 1867
yilinda Proatos (Le Progrés, Gelisim) Locasi ve L'Etoile du Bosphore (Bogaziçi
Yildizi) Locasi'dir.
Bu localarin arasinda, Türkiye Masonluk Tarihi'nde önemli yeri olan Ser
Locasi'dir. Ser Locasi'nin üyeleri arasinda: Sultan
V. Murat <t32.html>, Sehzade Nurettin Efendi, Sehzade
Selahattin Efendi, Sadrazam Keçecizade Fuat Pasa, Sadrazam Mithat Pasa, Sadrazam
Ahmet Vefik Pasa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Pasa, Sadrazam Ibrahim Hakki Pasa,
Berlin Büyük Elçisi Sadullah Pasa, gazeteci ve edebiyatçi Sinasi Bey, sair ve
devlet adami Ziya Pasa, sair ve edip Namik Kemal Bey; Ali Haydar Bey gibi
devlet, siyaset ve kültür adamlari bulunmaktadir. Istibdat döneminde çesitli
yabanci obediyanslara ait Mason localari, hürriyet taraftari aydinlarin
barinagi olmus ve buralarda fikrî olarak yetisen Masonlar Mesrutiyet sisteminin
kurulmasinda, hem fikrî hem de eylemsel olarak, önemli roller üstlenmislerdir.
Bu kadro, Birinci Mesrutiyet'in kurulmasinda çok etkili oldugu gibi; ayni
zamanda, dönemin siyasal ve sosyal kararakterini yansitan isiklar olmuslardir.
Osmanli Devleti'nde Eski ve Kabul Edilmis Skoç Riti Yüksek Sûrasi'nin ilk
kurulus tarihi 1861'dir. O zamanki adi Kadîm ve Makbul Iskoç Riti Sûra-i Ali-i
Osmanî'dir. Kurucusu, Misir asilli Sadrazam Sait Halim Pasa'nin oglu olan Prens
Abdülhalim Pasa'dir. Kurucularinin kimligi tam bilinmemekle birlikte,
genellikle görevli olarak bulunan yabancilardan olustugu sanilir. Kurulusu 1869
yilinda ABD Güney Ana Jurisdiksyonu tarafindan kabul ve tasdik edilmistir. Bu
olusum gerek Mason sayisinin azligi ve gerekse mevcut localarin çesitli yabanci
obediyanslara bagli olmasi nedeniyle Mesrutiyet dönemine kadar önemli bir
etkinlik gösterememis; hatta, kisa bir süre sonra dagilarak çok kisa ömürlü
olmustur. Ancak, bu kurulus birçok yabanci Yüksek Sûra tarafindan da tanindigi
gibi; 1861 yili da, ABD Güney Ana Jurisdiksyonu tarafindan Türkiye Yüksek
Sûrasi kurulus tarihi olarak kabul edilmistir.
Abdülhamit
dönemi ve baskilar
Masonluk faaliyetleri Abdülhamit'in Istibdat Dönemi'ndeki siyasal baskisi
nedeniyle kismen azalmis olmakla birlikte, daha ziyade Istanbul disinda etkili
olmustur. Bu dönemde, Masonik faaliyetin, hatta 1883 yilinda bir balo yapilacak
kadar, yasaklanmamasinin ve göz yumulmasinin nedeni, gerek Abdülhamit'in rakibi
olarak göz altinda bekletilen V. Murat'in Mason olmasindan duyulan çekinceye ve
gerekse Masonik faaliyet içinde yer alan çogunlugun yabanci uyruklu olmasindan
duyulan yersiz korkuya dayanir. Abdülhamit, efsanevî denge politikasi ile
Masonluga dokunarak yabanci ülkelerin tepkisini çekmemeyi ve ayni sekilde
etkili bir güç saydigi V.Murat'in Mason kardeslerini karsisina almak
istememistir. Ancak, 1904 yilinda V.Murat'in vefatindan sonra Masonlara karsi
tutumu sertlesecek ve bunun için Masonik faaliyet Istanbul disinda, özellikle
Makedonya ve Selanik'te, yogunlasacaktir. Bu evrede, 1905'li yillarda,
Istanbul'da çalisan önemli bir loca Italyan obediyansina bagli olarak
Kadiköy'de kurulan Kalkedonya Locasi'dir. Bu locanin üyeleri arasinda, Hakki
Sinasi Pasa, Ihsan Abidin Bey, Süleyman Faik Pasa ve Fuat Hulusi Demirelli
gibi, daha sonraki Türkiye Masonlugunda öncülük yapacak önemli isimlere
rastlanmaktadir.
Yukarida deginildigi gibi, bu dönemde Istanbul disina kayan Masonik
merkezlerden en önemlsi Selaniktir. Ayni merkezde Ittihat ve Terakki
Cemiyeti'nin siyasal odaklasmasiyla baslayan olusuma paralel ve hatta entegre
olarak, çesitli yabanci obediyanslara bagli localar 1900'lerin hemen basindan
itibaren Selanik'te faaliyete geçmistir. Bu localarin, Fransiz Ihtilâli'nin
Masonik mottosu Hürriyet-Esitlik-Kardeslik ilkelerini temel alarak siyasal
etkinliklerde de bulunduklari; Istanbul'daki Abdülhamit istibdat rejimini
devirmek için çalistiklari; bu konularda Ittihat Terakkî unsurlari ile
isbirligi yaptiklari; ayrica, Balkanlardaki milletlerin bagimsizliklarina
kavusmasi için siyasal ve moral destek sagladiklari bilinmektedir. Bu localarin
arasinda, hem etkinlikleri hem Türkiye Masonluk tarihindeki önemli rolleri
nedeniyle adlari basta gelen ilk ikisi: Italyan obediyansina bagli olarak 1902
yilinda kurulan Macedonia Risorta (Yeniden Dirilen Makedonya) Locasi ile
Fransiz obediyansina bagli olarak 1904 yilinda Rizorta'dan dogum suretiyle
kurulan Véritas (Fazilet) Locasi'dir. Bu iki locanin üyeleri arasinda günün
önemli siyaset ve devlet adamlari ile komutanlari oldugu gibi; Türkiye Masonluk
tarihinin ilerideki degerli isimleri de bu localardan yetisecektir. Örnek
olarak, Macedonia-Risorta Locasi'nin üyelerinin arasinda: Kâzim Özalp Pasa,
Sadrazam Mehmet Talat Pasa, Mithat Sükrü Bleda, Mehmet Cavit Bey, Manyasizade
Refik Bey ve Kâzim Nami Duru'nun; Véritas Locasi'nin üyeleri arasinda: Bahriye
Naziri Cemal Pasa, Faik Süleyman Pasa, Ismail Canbulat Bey, Hoca Fehmi Efendi,
Osman Adil Bey, Mehmet Servet Bey, Fazli Necip Bey ve Emanuel Karasu Efendi'nin
adlari geçer. Bu üst düzey Mason kadrosu, 1908 Ikinci Mesrutiyet'in ilânini
takiben, Istanbul'daki Masonlarla müstereken önce Yüksek Sûra'yi sonra Büyük
Loca'yi kurarak Türkiye'de Millî Masonlugun temelini atacaktir.
Yüksek Sûra'nin
kurulusu
Ayni zamanda Ittihat Terakki'nin yöneticileri olan bu kadro, 1908'de
Mesrutiyet'in ikinci defa ilani ile iktidari ele geçirdikten sonra, siyasal
etkinliklerini de kullanarak, Osmanli topraklarinda, yabanci obediyanslarin
disinda Millî Masonlugu kurmak isterler. Girisimleri daha sonra büyük Masonik
sorunlar çikaracak kadar yanlis ve kusurlu bile olsa, kendilerinin iyi
niyetlerinden ve samimiyetlerinden kusku duymamak gerekir. Çünkü, Masonlugu
millilestirmek ve çesitli obediyanslar tarafindan yürütülmekte olan Masonik
faaliyetin yabancilarin egemenliginden kurtarmak isterler. Ilk olarak, isim
olarak mevcut ama etkinligini kaybetmis Yüksek Sûra'nin yeniden kurulmasi
islemi, Belçika Yüksek Sûrasi'nin girisimi ve Misir Yüksek Sûrasi'nin araciligi
Istanbul'da gerçeklestirilir. Yüksek Sûra'nin ayni isim altinda fiilî kurulus
tarihi 3 Mart 1909 veya resmî kurulus tarihi 24 Haziran 1909'dur. Kurulus
görevi için, Misir Yüksek Sûrasi tarafindan, Istanbul'da 1..Kolordu 2.Selimiye
Süvari Firkasi Komutani olarak bulunan, Prens Aziz Hasan Pasa seçilir ve
yardimci olarak Belçika Yüksek Sûrasi üyesi Jozef Sakanini atanir. Prens Aziz
Hasan Pasa, 1861'deki ilk Yüksek Sûra'nin kurucusu olan Prens Abdülhalim
Pasa'nin yegenidir. Yüksek Sûra yöneticileri olarak: Hâkim Büyük Amir Prens
Aziz Hasan Pasa, Kaymakam Maliye Bakani Mehmet Cavit Bey, Büyük Müfettis Mehmet
Talat Sai Pasa, Büyük Hâtip Mithat Sükrü Bleda ve Büyük Katip Davit Kohen
seçilir. Bunlarin disinda, Riza Tevfik Bölükbasi, Fuat Hulusi Demirelli gibi
gibi isimler kurucular arasinda yer alir. Daha sonra, Faik Süleyman Pasa, Dr.
Mehmet Ali Baba, Jandarma Genel Komutani Galip Bey, Hüseyin Cahit Yalçin gibi
diger ünlü kisiler de Yüksek Sûra'ya katilir.
Böylece 1909'da yeniden Sûra-i Ali-i Osmanî adiyla reorganize edilen Yüksek
Sûra, kendi bünyesine bagli olmak üzere, Vatan, Muhibban-i Hürriyet, Safak ve
Vefa adlarinda üç derecede çalisan yani sembolik dört loca kurar. Bu localara,
daha sonra, Misir Büyük Locasi'na bagli Resne ve Uhuvvet-i Osmanîyye
localariyla, Fransiz obediyansina bagli olarak çalismakta olan Renaissance
Locasi'ndan ayrilan Masonlarin kurdugu Terakkî ve Ittihat Hakikî Muhipleri
Locasi katilir. Böylece, Yüksek Sûra'ya bagli sembolik localarin sayisi yediye
yükselir. Bir Büyük Loca kurulmasi için gerekli loca sayisina erisilmis olur.
Aslinda Yüksek Sûra'larin Masonik kurallar ve gelenege göre sembolik localar kurmak
yetkisi yoktur. Ama, amaç Millî Masonlugun merkezi olacak bir büyük loca
kurulmasi söz konusu olunca ve bu büyük locayi olusturacak localari kuracak
baska bir Masonik otorite de olmayinca, Yüksek Sûra bu hatali yönteme basvurmak
zorunda kalmis ve yanlislik ancak 60 yil sonra büyük çabalarla telafi
edilebilmistir.
Yüksek Sûra'nin 24 Haziran 1909 tarihli toplantisinda bir Büyük Loca
(Mesriki Azam) kurulmasi karari alinir. 9 Temmuz 1909 tarihli bir sirkülerle
Osmanli topraklarinda çalisan localarin delegeleri Büyük Loca'yi kurmak üzere
13 Temmuz 1909 tarihinde toplanacak Genel Kurul'a çagrilir. Katilan delegelerin
çogunlugu ülkedeki yabanci obediyanslara bagli localara veya Yüksek Sûra
tarafindan kurulan localara mensuptur. 13 Temmuz 1909 Sali günü saat 10.00'da
Galata-Noradukyan Hani adresindeki David Kohen'in bürosunda toplanan 14 Mason
tarafindan Masrik-i Azam-i Osmanî adi altinda ilk Türkiye Büyük Locasi'nin
kurulmasi kararlastirilir. Ancak, bu toplantida yeterli çogunluk saglanmadigi
düsüncesiyle, 1 Agustos 1909 Pazar günü Beyoglu-Haçopulos Pasaji Lokali'nde
ikinci defa Genel Kurul toplanir. Bu toplantiya 29 delege katilir ve Türkiye
Büyük Locasi'nin ilk yöneticilerini seçer. Büyük Üstad'liga, yani Üstad-i
Azamliga, Meclis-i Mebusan Baskan Vekili Mehmet Talat Sai Pasa getirilir. Büyük
Üstad Kaymakami Jandarma Genel Komutani Galip Pasa, Büyük Hatip Dr. Riza Tevfik
Bölükbasi, Büyük Kâtip Avukat Osman Talat Bey olur. Böylece Türkiye Büyük
Locasi, Türk Masonlugu'nun ilk millî merkezi olarak resmen kurulmus olur.
Ancak, kurulus islemi Yüksek Sûra'nin vesayeti ve himayesi altinda
yapildigindan gayrimuntazam bir Masonik kurulus niteliginde olacaktir.
IKINCI DÖNEM
Türkiye Büyük
Locasi'nin Kurulusu ile Uyku Dönemi Arasi:
Türk Masonluk Tarihi'nin ikinci dönemi, Türkiye Büyük Locasi'nin 1909
yilinda kurulusundan itibaren 1935 yilindaki Uyku Dönemine kadar geçen 26
yillik süreyi kapsar. Süre kisa gibi görünmesine ragmen, bu dönemde gelisen çok
önemli siyasal olaylar Türk Masonlugunun yapisini ve gelisimini yakindan
ilgilendirmistir. 1909 Ikinci Mesrutiyeti takiben baslayan savaslar özellikle
Birinci Dünya Savasi ve Istiklâl Savasini takiben, 1923'den itibaren Osmanli
Devleti'nin fiilen sona erip Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi; bunu izleyen
Atatürk Inkilâbi'na bagli köklü yapisal degisimler; dünyayi etkileyen 1930
ekonomik buhraninin ve siyasal çalkantilarin Türkiye'ye yansimalari ve bunun
sonucu olarak iç ve dis siyasal baskilarin büyük olumsuz etkileriyle Türk
Masonlugunun 1935 Uyku Dönemi'ne girmesine yol açan olumsuz gelismeler, bu
dönemin önemli göstergeleridir. Bu 26 yillik süreyi de, Türkiye Masonluk
Tarihi'nin 1909-1935 arasi kesitinden önemli dönüm noktalarini satirbaslari
seklinde açiklayarak yorumlamak mümkündür.
Türkiye Büyük Locasi'nin 1 Agustos 1909 tarihinde görevlilerini seçmesinden
üç ay sonra, 1 Kasim 1909 tarihinde Türkiye Yüksek Sûrasi ile Türkiye Büyük
Locasi arasinda bir "Konkordato" imzalanir. Büyük Üstad Talat Pasa ve
Hâkim Büyük Amir Aziz Hasan Pasa tarafindan imzalanan bu anlasmaya göre: Yüksek
Sûra, Osmanli topraklari üzerinde yapilacak Masonlugun ilk üç derece
çalismalarinin tek egemen yöneticisi olarak Büyük Loca'yi kabul eder. Yazili
metin, Yüksek Sûra'nin aslinda kendisine ait olan bir hakki ilk üç derece için
Büyük Loca'ya devrettigi seklinde bir hâkimiyet ifadesi tasimaktadir. Çünkü,
Türkiye Büyük Locasi yukarida deginildigi gibi, evrensel Masonik intizam
kurallarina ve nizam ilkelerine aykiri olarak, Türkiye Yüksek Sûrasi tarafindan
kurulmustur. Büyük Loca'nin gayrinizamî kurulus yöntemi ileride basini
agritacak ve uzun yillar dünya muntazam Masonluk camiasi tarafindan
gayrimuntazam sayilarak taninmamasina yol açacaktir. Nitekim, ileride
deginilecegi gibi, Türkiye Büyük Locasi'nin muntazam Masonluk âleminin
temsilcisi konumundaki Ingiltere Birlesik Büyük Locasi tarafindan taninmasi
sirasinda sikinti çekilmis; ancak, 1 Agustos 1909 tarihli kurucu localar
listesindeki Resne Locasi'nin bagli oldugu Misir Büyük Locasi'nin muntazam bir
Masonik kurulus oldugunun tesbit edilmesiyle Türkiye Masonlugu'nun dünya
muntazam Masonluk camiasinca tam olarak taninmasi mümkün olabilmistir.
Kurulus sekli
muntazam degil
Özetle, Türkiye Büyük Locasi'nin 1909 yilindaki kurulusu, dünyada kabul
edilen Masonik kural ve ilkelere göre, maalesef muntazam degildir. Ancak, bunu
herhangi bir suiniyet veya kural tanimazlik yerine, kurulusta rol alanlarin
Masonik dikkatsizligine baglamak dogru olur. Ayrica, muntazam Masonluk
dünyasinin temsilcisi durumundaki Ingiltere'nin ve müttefiklerinin, o dönemde
Osmanli Devleti'nin siyaseten karsisinda hatta düsmani oldugunu hatirlamak da,
kurucular için bir kadirsinasliktir. Dolayisiyle, Türkiye Büyük Locasi'nin
gayrimuntazam kurulusunda Masonik eksiklik yaninda, kurulusu ilgilendiren
ortamin siyasal zorunluluklari da unutulmamalidir.
Türkiye Büyük Locasi'nin 1909 yilinda kurulusundan Cumhuriyet'in 1923
yilinda ilanina kadar geçen dönemde, ilk Büyük Üstad Sadrazam Mehmet Talat Sai
Pasa (1909)'dan itibaren sirayla, Mirliva Faik Süleyman Pasa (1910), Doktor
Mehmet Ali Erel Baba (1912), tekrar Mirliva Faik Süleyman Pasa (1915, Kafkas
Cephesinde sehit düser), Maliye Naziri Mehmet Cavit Bey (1917), Riza Tevfik
Bölükbasi (1918), Fuat Hulusi Demirelli (1919) ve Dr. Besim Ömer Akalin Pasa
(1921) Büyük Üstad olurlar. Cumhuriyet'in ilânina geçen süredeki Hâkim Büyük
Amirler: Aziz Hasan Pasa (1909), Jozef Sakanini (1913), Mithat Sükrü Bleda
(1914)ve Dr.Mehmet Ali Erel Baba (1915)'dir.
Bu listede özellikle iki isim görevlerinin ve ölümlerinin benzerligi
nedeniyle ilgi çekicidir. Ilk Büyük Üstad Sadrazam Mehmet Talat Sai Pasa, 1903
yilinda Macedonia-Risorta ve 1904'de Véritas Locasi'na girer. 1909'da ilk Büyük
Üstad seçilir. Görevini 1910 yilina kadar sürdürür. Sonra hükûmette görev alir;
önce Posta Naziri, sonra Sadrazam olur. Ülkeyi Birinci Dünya Savasi'na
sokanlarin arasinda yer alirak suçlanir. Bu nedenle savastaki yenilgiyi takiben
1918'de ülkeden kaçmak zorunda kalir. 1921'de Almanya'da sehit edilir.
Kemikleri 1943 yilinda Türkiye'ye getirilir. Ikinci önemli kisi, ikinci ve
dördüncü Büyük Üstad Mirliva Faik Süleyman Pasa'dir. Masonlugu 1905 yilinda
Véritas Locasi'nda baslar. Kadiköy'deki Kalkedonya Locasi'nin üyesi ve Ziya-i
Sark Locasi'nin kurucusudur. Dördüncü Büyük Üstadligi sirasinda Kolordu
Komutani göreviyle tayin edildigi Rus Savasi-Kafkas Cephesi'nde henüz 40
yasindayken 1916 yilinda sehit olur.
Masonluk yara
aliyor
Türk Masonlugunun 1909'da Ittihat ve Terakki'nin ileri gelenleri tarafindan
kurulmasi ve bu nedenle localarin adeta partinin bir yan kurusu seklinde
siyasete bulastirilmasi, iktidarin el degistirdigi 1918 yilina kadar Masonlugun
büyük ölçüde zararina olur. Bu tarihten sonra, iktidara gelen Hürriyet ve
Itilâfçilar localardaki Ittihatçilarla kiyasiya mücadeleye giristikleri gibi;
ayni zamanda da, Masonlugu kendi çikarlari için kullanmaya çalisirlar ve
politize ederler. Bu olumsuz gelisme Ingiltere'de görülen Hanoverci-Stuartçi
Masonlarin veya Fransa'daki Kralci-Cumhuriyetçi Masonlarin kavgasinin
Türkiye'de bir görüntüsü gibidir. Olaylar çok kötü gelisir. Zaten, dünyada ne zaman
siyaset Masonluga bulassa, Masonluk için kötü sonuçlar dogurmustur. Türkiye'de
aynisi olur. Türk Masonlugu, Riza Tevfik Bölükbasi'nin Büyük Üstad'ligi
döneminde Masonluga karistirilan çirkin politika yüzünden, maalesef büyük yara
alir. Muhalefetteki Hürriyet ve Itilâf Firkasi taraftari Riza Tevfik Bölükbasi
gazetesinde, iktidardaki Ittihat ve Terakki Partisi üyesi Seyhülislâm Musa
Kazim Efendi'yi "Farmason" ilan eder ve agir suçlamalarda bulunur. Bu
sirada yapilan seçimleri Hürriyet ve Itilâf Firkasi'nin kazanmasi üzerine,
Beyoglu'ndaki Mason lokaline polisiye baskin düzenlenir. Ancak, baskina
gelenler suç unsuru bulamadiklari gibi, Masonlugun çalismalarinin insanî ve
ahlakî boyutunu ögrenirler; olay kapanir. Ancak, kisisel siyasî ihtirasi
nedeniyle Masonluga ihanet eden Riza Tevfik Bölükbasi Masonluktan istifa etmek
zorunda kalir. Itilafçilarin, isgal kuvvetleri ile de isbirligi yaparak
Ittihatçi Masonlari ve bu arada Kemalci Masonlari elimine etme çabalari,
Istiklâl Savasi'nin sonuçlandigi 1922 yilina kadar devam eder. Bu arada,
1919-22 Istiklâl Savasi sürecinde Türk Masonlarinin çesitli askerî ve idarî
görevlerde ön saflarda bulunduklarini belirtmek gerekir. Özetle, 1909-22
arasinda geçen 13 yil içinde, ülkemizdeki loca sayisinda belirgin bir artis olmussa
da, hem Masonlugun teskilati zayif kalmis hem ülkenin içinde oldugu siyasal
kesmekes içinde Masonluk çesitli büyük yaralar almis ve maruz kaldigi
olumsuzluklar nedeniyle toplum içinde antipati dogurmus hatta antimasonik
cephenin genislemesine sebep olmustur. Bunun nedeni, Türkiye Masonlugunun,
Masonik ilkelerin aksine, siyasal çekismelere ve politik ihtiraslara alet
edilmek sistenmesidir.
Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak, 1909 ile 1935 Uyku Dönemi arasinda
kurulan 65 locanin adlari, kurulus tarihleri ve kurulduklari yerler söyle
siralanabilir: Vatan (1909, Istanbul), Muhibbani Hürriyet (1909, Istanbul),
Vefa (1909, Istanbul), Safak (1909, Istanbul), Resne (1908 öncesi Misir
beratli, 1909'da Istanbul), Ittihat ve Terakki Muhipleri (1909, Istanbul),
Uhuvveti Osmaniye (1980 öncesi Misir beratli, 1909'da Istanbul), Mesrutiyet
(Ispanya beratli, 1909'da Istanbul), Ziya-i Sark (Kadiköy, 1910), Hilali Osmanî
(1910, Istanbul), Bizansio Rizorta (1910, Istanbul; 1925'de Akasya adini alir),
Itidal (1910, Lübnan), Hürriyet ve Itidal (1910, Lübnan), Ennasira (1910,
Misir), El Felâh (Misir, 1910), El Mürüvve (1910, Misir), Nurul Muhabbe (1910,
Misir), Sems'ül Masrik (1910, Misir), El Vahdeti Osmaniye (1910, Sam), Halep
(1910, Halep), Mabedi Süleyman (1910, Kudüs), Ittihad'ül Halit (1910, Humus),
Merci Uyunil Osmanî (1910, Beytur), Tulû (1910, Yanya), Cebel (1911, Beyrut),
Sulh (1911, Mersin), El Kemâl (1911, Kahire), La Fidelite (1911, Kahire),
Nur'ül Hüdâ (1911, Kahire), Nevzad-i Hürriyet (1912, Istanbul), Vezne (1913,
Sivas), Isik (1913, Malatya), Necmi Terakki (1914, Elazig), Necat (1916,
Istanbul), Selamet (1918, Istanbul), Intibah (1918, Istanbul), Günes (1918,
Izmir), Murat (1921, Istanbul), Etoile d'Orient (1921, Istanbul), Aydin (1923,
Istanbul), Tulû'u Hakikat (1923, Istanbul), Istanbul (1924, Istanbul), Ehram
(1924, Izmir), Gençlik (1924, Istanbul), Vedat (1925, Istanbul), Reveil (1925,
Istanbul), Cumhuriyet (1925, Ankara), Merih (1926, Izmir), Zuhal (1926, Izmir),
Azim (1926, Istanbul), Cenup Yildizi (1926, Gaziantep), Kemâl (1927, Istanbul),
Isik (1928, Samsun), Nevzad-i Hürriyet (1928, Izmit), Cumhuriyet Yildizi (1930,
Kadiköy), Saturne (1930, Karsiyaka), Ülker (1930, Manisa), Nilüfer (1930,
Bursa), Inkilâp (1932, Istanbul), Ege (1932, Izmir), Homere (1933, G.O.F.'a
bagliyken katilma, Istanbul), Özkardes (1933, Bursa), Nara (1933, Bursa),
Renaissance (1935, G.O.F.'a bagliyken katilma, Istanbul). Listeden anlasildigi
gibi, 1909'a Türkiye Büyük Locasi'nin kurulmasina ragmen, yabanci obediyanslara
bagli bazi localar da uzun yillar çalismalarini sürdürmüsler ve ancak
1933-35'lerde Büyük Loca'ya katilmislardir. Büyük Loca'ya bagli olarak Osmanli
topraklari üzerinde kurulmus olan localarin bir kismi da 1923 yilinda
Cumhuriyetin ilani ile birlikte ulusal sinirlarin disinda kalmistir. Bu
itibarla, 1935 yili itibari ile Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak çalisan
localarin sayisi 31'e düsmüstür.
Masonluk hizla
gelisiyor
Yukaridaki listenin okunmasi uzun ve zahmetli olmasina ragmen çok
anlamlidir. Çünkü, Istanbul ve Izmir disindaki ortamin Mason localarinin
kurulmasina ve yayilmasina imkân verecek derecede kültürlü ve aydin oldugunu
göstermektedir. Örnek olarak, 1910-12 yillarina rastlayan Birinci Dünya Savasi
döneminde Lübnan, Suriye ve Misir gibi simdiki komsu ülkelerin yaninda;
Anadolu'da Sivas, Malatya ve Elazig'da; Cumhuriyet'in ilanindan sonraki 1926-30
döneminde, Bursa, Gaziantep, Samsun, Izmit ve Manisa'da kurulan localar
verilebilir. Yukaridaki listenin analizinden baska bir önemli sonuç daha
çikmaktadir. Resmî temelleri 1909 yilinda atilan Türkiye Masonlugu, Istiklâl
Savasi sirasindaki zorunlu duraklamadan sonra, özellikle 1923 yilindan itibaren
1935 yilina kadar geçen sürede hizla gelismistir. 1909'dan 1923'e kadar kurulan
40 kadar loca kurulmus olmasina ragmen, Istiklâl Savasi sirasinda bunlarin
büyük bölümü kapanmis veya Türkiye disinda kalmistir. Geriye kalan loca sayisi
sadece 8'dir. 1923'den sonra baslayan Türkiye Cumhuriyeti sinirlari içinde 12
yilda yeniden 25 loca kurularak, 1935 yilina ulasan toplam loca sayisi 31'i
bulmustur. Büyük savaslar görmüs, buhranlar atlatmis, vatani bölünmüs ve de
Masonik mazisi sadece çeyrek yüzyil olan bir memlekette 25'i yeni 31 loca
olmasi büyük basari sayilmalidir.
Türkiye Büyük Locasi ile baslayan Masonik hayir ve hasenat isleri 1917
yilinda Istanbul'da Necat Locasi'nin kurulmasiyla daha bir hareketlenir. Necat
Locasi, 1917 yilinda bakima ve korunmaya ihtiyaci olan çocuklarla ilgili
girisimlere baslar. Amaç, özellikle savas sonrasi yoksullasan ailelerin
çocuklarinin ve yetimlerin korunma, bakim ve egitiminin üstlenilmesidir. Bu
proje öteki localarin üyeleri tarafindan da benimsenir. Ancak, projenin loca
bazindan çikarilarak Masonlarin birey olarak ilgilendikleri bir tarza
dönüstürülmesi daha uygun bulunur. Bunun üzerine 1917 yilinda, Masonlar
tarafindan âHimye-i Etfal Cemiyeti <t33.html>
adiyla günümüzdeki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun Istanbul'da temelleri atilir.
Ancak, Istiklâl Savasi nedeniyle kurum uzunca bir süre etkinligini kaybeder ve
silinmeye dogru gider. Ancak, Dr.Besim Ömer Akalin Pasa'nin 1921 yilinda Büyük
Üstad olmasini takiben, gösterdigi üstün gayretle yeniden canlandirilarak,
bugünkü konumu ve islevi kazandirilir. Çocuk Esirgeme Kurumu, Masonik sefkat ve
hasenat erdemlerinin eyleme dönüsmüs bir sembolü olarak Türk Masonlarinin Türk
toplumuna degerli bir armaganidir. Çocuk Esirgeme Kurumu'nun disinda
Istanbul'da 1914 yilinda Masonlar tarafindan kurulmus Topkapi Fukaraperver
Cemiyeti ve 1926 yilinda Izmir'de yine Masonlar tarafindan kurulan Yetimlere
Yardim Cemiyeti de Masonik hayir ve hasenat kapsaminda bireysel olarak
Masonlarin topluma kazandirdigi sefkat hizmetleridir.
Türkiye Büyük Locasi'nin dünya Masonluk camiasinda taninmasi, gerek 1909-23
arasinda gerekse 1923 Cumhuriyet'ten sonraki sürede, kurulusunun gayrimuntazam
ve gayrinizamî olmasi nedeniyle, çok sinirli ölçüde gerçeklesmis; daha dogrusu,
Ingiltere Birlesik Büyük Locasi'nin öncüsü oldugu muntazam Büyük Localar
tarafindan taninmamistir. Nitekim, Cumhuriyet'i takiben Anglo-Sakson Masonlugu
tarafindan tanisma girisimi olumlu sonuçlanmamis ve Dünya Muntazam Masonlugu'
na geçilememistir. Ancak, gayrimuntazam camianin öncüsü Grand Orient De France
ve benzeri diger bazi obediyanslar bazinda taninmis ve onlarla iliskilere
girebilmistir. Bu tanismalarin kapsaminda, 23 Ekim 1921 tarihinde Cenevre'de
düzenlenen A.M.I. (Association Maçonnique Internationale) adli Uluslararasi
Masonluk Örgütü'nün toplantisina, Fransa, New York, Viyana, Belçika, Ispanya,
Italya, Hollanda, Portekiz Büyük Localari ile birlikte, göndermis oldugu
temsilcisi Prof.Muslihiddin Adil vasitasiyla katilmis ve hazirlanan
deklarasyonu imzalamistir. Daha sonra, Masonik intizama uymayan kuruluslarin da
bu Örgüt'te yer almasi nedeniyle, Holllanda ve New York muntazam Büyük
Localarinin A.M.I.'den ayrilmasina ve Örgüt'ün gayrimuntazam sayilmasina
ragmen, Türkiye Büyük Locasi 1935 yilina kadar yapilan bütün kongrelere
katilmistir. Cumhuriyet'in kurulusunu takiben 1927 yilindaki A.M.I. kongresinde
alinan "Territoralite" karari geregince, bir ülkede yabanci
obediyanslara bagli olarak çalisan localarin on yil içinde millî büyük locaya
katilmasi ilkesi dogrultusunda Türkiye'de arta kalan bazi yabanci localarin da
Türkiye Büyük Locasi'na katilmasi gerçeklesmistir. 1935 tarihinden itibaren Uyku
Dönemi'ne girildiginden bu temaslar kesilmis ve Türkiye Büyük Locasi'nin
intizam kazanmasiyla birlikte de tamamen sona ermistir.
Cumhuriyet
döneminde Masonluk
Cumhuriyet'in 1923 yilinda ilâni ile birlikte Türk Masonlugu yeni bir boyut
ve anlam kazanir. Yabancilarin isgalinden ve etkilerinde kurtulan ülkede
herseyde oldugu gibi Masonlukta da yeni bir ulusallik anlayisi ve bilinçlenme
boyutu görülür. Masonluk kendi bünyesini Atatürk Inkilâbi'nin ilkelerine öz ve
biçim olarak uyarlamaya çalisir. Masonlugun savunageldigi
Hürriyet-Esitlik-Kardeslik ilkeleri artik gerçeklesmis; Cumhuriyet yönetimi
kurulmus ve içinde büyük ölçüde Masonlarin da yer aldigi kadro büyük yetkilerle
isbasina geçmistir. Ülkenin, ulusun ve Atatürk'ün, Bati Uygarligi'nin penceresi
saydigi Masonluktan büyük beklentileri vardir. Masonlar beslenen ümitleri bosa
çikarmamak zorundadirlar. Resmî ve özel kurumlarda Osmanlicadan gelen eski
isimlerin Türkçeleriyle degistirilmesine paralel olarak, Türkiye Büyük
Locasi'nin ilk ismi olan Masrik-i Azam-i Osmanî adi Türkiye Büyük Masriki;
Yüksek Sûra'nin Sûra-i Ali-i Osmanî ismi de Türkiye Yüksek Sûrasi olarak
degistirilmistir.
Atatürk'ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanlarin büyük bir bölümü
Masondur. Bir bakima yönetim ve devrimlerin gerçeklestirilmesi Masonlara emanet
edilmistir. Söyle bir hatirlanirsa: Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Pasa,
Ali Ihsan Sabis Pasa, Meclis Baskani Kâzim Özalp Pasa, Meclis Baskani
Abdülhalik Renda, Basbakan Hasan Saka, Içisleri Bakanlari Sükrü Kaya ve Mehmet
Cemil Ubaydin, Disisleri Bakanlari Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüstü Aras,
Saglik Bakanlari Riza Nur, Adnan Adivar, Refik Saydam, Behçet Uz, Millî Egitim
Bakani Resit Galip ve Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakani Sirri Bellioglu,
Milletvekilleri Cevat Abbas, Atif Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Resit
Saffet Atabinen, Memduh Sevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Silay, Ahmet
Agaoglu, Ankara Valisi Nevzat Tandogan ve Belediye Baskani Süleyman Asaf Ilbay,
Istanbul Valileri Muhittin Üstündag ve Lütfü Kirdar, Danistay Baskani Mustafa
Resat Mimaroglu, Yargitay Üyesi Servet Yesarî, Parti Müfettisi Hakki Sinasi
Pasa, Polis Müdürleri Bedri Bey, Zeki Dervis, Muhip Nihat Kuran, Jandarma Genel
Komutani Galip Pasa, Istiklâl Mahkemesi Baskani Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet
Ali Pasa, Prof. Fuat Süreyya Pasa, Atatürk'ün çevresinde ülkeye hizmet eden
Masonlardir.
Ancak, Osmanli döneminde ayni Ittihatçilarda oldugu gibi, Cumhuriyet
döneminde de hem Parti'de ve hükûmette görevli hem de Masonlukta yönetici
olarak bulunan Masonlardan bazilarinin iki ayri görevlerini birbirine
karistirmalari Masonluk için zararli olmustur. Halk Parti'li Masonlarin,
Masonlugun yönetimini kendi tekellerine almak istemeleri ve partinin
görüslerini Masonlara empoze ettirmeye çalismalari, hür düsünce yanlisi
Masonlarda tepki yaratmis ve localarda tatsiz tartismalara ve fikir
ayriliklarina yol açmistir. Bu nedenle, Masonluk içinde de bazi karsi
devrimcilerin ekmegine yag sürüldügü gibi; bazi aydin Masonlarin yerinde
elestirilerine de yanlis anlama ve degerlendirmeler yüzünden Masonlugun Atatürk
Inkilâbi'na karsi oldugu gibi kulp takilmaya ve iftira atilmaya çalisilmistir.
Bu bakimdan, Parti'li Masonlarin localardaki politik faaliyetleri Masonlugun
aleyhine gelismistir. Bu durum, Masonik yönden, Ittihat partizanligini takiben
Cumhuriyet dönemindeki ilk siyasal olumsuzluktur.
Dernek
statüsüne geçis
Cumhuriyet'in ilâni ile Uyku Dönemi arasindaki dönemde, yani 1923-35
yillari arasindaki 12 yilda Türkiye Büyük Locasi'nin Büyük Üstadlari,
sirasiyla, Dr. Besim Ömer Akalin Pasa (1921), Servet Yesarî (1924), Fikret
Takiyyiddin Onuralp (1926), Edip Servet Tör (1927), Servet Yesarî (1929), Mim
Kemal Öke (1930), Mustafa Hakki Nalçaci (1933), Muhittin Osman Omay (1933)'dir.
Ayni dönemdeki Türkiye Yüksek Sûrasi Hâkim Büyük Amirleri: Dr. Mehmet Ali Erel
Baba (1915), Fikret Takiyyiddin (1926), Fuat Hulusi Demirelli (1928), Servet
Yesarî (1931), Mustafa Resat Mimaroglu (1933), Dr. Ismail Hursit (1933)'tir.
Cumhuriyet döneminde, Cemiyetler Kanunu geregi olarak, Türkiye'deki
Masonluk kurumlari da birer dernek statüsüne sokulmustur. Büyük Üstad Edip
Server Tör (1927-30) döneminde, Türkiye Büyük Locasi'nin resmî statüsünü içeren
dernege 29 Temmuz 1927 tarihinde Tekâmülü Fikrî Cemiyeti adi verilmis; bu isim
1929 yilinda Türk Yükseltme Cemiyeti olarak degistirilmistir. Daha sonra, 1932
yilinda, Türkiye Yüksek Sûrasi'nin olusturdugu diger dernege Türkiye Yüksek
Masonluk Cemiyeti adi verilmistir. Bu dönemde Masonik mekân temini yönünden en
önemli girisim, 1929 yilinda Nuruziya Sokak'daki bir zamanlar ünlü müzisyen
Franz List'in misafir kaldigi binanin satin alinmasidir. Ayrica, Türkiye
Masonlugu yayini olarak 1931 yilindan itibaren Büyük Sark dergisi çikarilmaya
baslamis ve Uyku Dönemi'nin basladigi 1935 yilina kadar 19 sayi çikarilmistir.
Bu dönemdeki diger önemli bir hizmet de, vefat eden Masonlarin muhtaç durumdaki
ailelerine yardim etmek üzere Teavün Sandigi kurulmasidir. Mustafa Hakki
Nalçaci (1933)'nin Büyük Üstadligi döneminde, Türkiye Büyük Masriki derneginin
resmi adinin Türk Yükseltme Cemiyeti olmasina ek olarak, Cemiyet'in tüzügüne de
" ... bu cemiyetin üyelerine Mason denir." açiklamasi getirilmistir.
Masonlugun Mart 1925 tarihindeki Genel Kurul toplantisinda
"Cumhurreisi Mustafa Kemal Pasa'ya 33o'nin tevcih edilmesinin münasip
olacagi" hakkinda teklif yapilir. Ayrica, bu derece ile birlikte, fahrî
reislik ve Rit hamiligi de verilmesi fikri benimsenir. Ancak, resmî teklif
götürülmeden önce, özel olarak bu husustaki görüsünü almasi için Hâkim Büyük
Amir Dr.Fikret Takiyeddin görevlendirilir. Dr.Fikret, Tekirdag Milletvekili
Cemil Ubaydin'in da hazir bulundugu bir sohbette, Atatürk'e bu ön teklifi
yaparak fikrini sorar. Atatürk'ün cevabi "Simdilik kalsin. Kendinizi
gösteriniz. Sonra görüsürüz." seklinde olur. Dolayisiyla Atatürk, Bati
Uygarligina entegrasyon projesi için Masonlugun önemli hizmetlerle kendilerini
göstermelerini beklemekte ve onlara güvendigini beyan etmektedir.
1926 Yilinda Izmir-Çesmealti'nda yapilan ve Atatürk'den baska, Ismet Inönü,
Vali Kâzim Dirik, Izmir Is Bankasi Müdürü Firuz Vasi ve Izmir Sanayi Müdürü
Serif Onay'in hazir bulunduklari sohbette; Halk Partisi Izmir Mutemedi ve ayni
zamanda Günes Mahfili üyesi Dr.Sadrettin tarafindan Atatürk'e "Masonluga
katilmasi hâlinde büyük kuvvet kazanilacagi" söylenir. Atatürk'ün cevabi
söyledir: "Ben sizin çok faydali bir tesekkül oldugunuzu, insanlik
idealine büyük hizmet ettiginizi biliyorum. Bunun için size mümkün oldugu kadar
yardimci olmak isterim. Mussolini'nin yaptigi gibi takibata ugramaniza asla
müsaade etmeyecegim. Sadece büyük vazifem itibari ile sizin usullerinize tâbi
olamayacagim için, araniza katilabilmem mümkün degildir." Bu beyan,
Atatürk'ün gerçekten Masonlugu çok iyi bildigini ve yakindan tanidigini
vurgulamaktadir.
Masonluk ve
Havuz - Yavuz davasi
Türkiye Masonlugu'na "1928 Yavuz-Havuz Davasi"nin Olumsuz Etkisi:
Cumhuriyet tarihinin ilk önemli yolsuzlugu, 1924 yilinda Yavuz Gemisi'nin
onarimini üstlenen Bahriye Vekili Topçu Ihsan Eryavuz'un kurdugu sirketin
karistigi ve kamuoyunun büyük tepkisine yol açan olaydir. Yavuz-Havuz Davasi
olarak bilinen bu olayda suçlu sirketin ortaklari arasinda, 1925-27 yillari
arasinda Büyük Üstad ve 1926-28 yillari arasinda Hâkim Büyük Amir olarak en üst
görevleri üstlenmis Dr. Fikret Takiyeddin Onuralp'in de bulunmasi Türkiye Masonlugunu
derinden üzmüs ve yaralamistir. Bu kisinin sanik olarak Yüce Divan'a
gönderilmesiyle Masonik görevi son bulmasina ve Nisan 1928'de cezasinin
açiklanmasi ile birlikte kaydi silinmesine ragmen; bu olay, antimasonik çevrede
"Masonik çikar iliskisi seklinde" karsi propaganda malzemesi olarak
kullanilmis ve Masonluk aleyhdari dedikodu kaynagi olmustur. Yüce Divan
tarafindan yargilanip suçlu bulunan ve cezasini çeken bu kisiyi savunmak artik
anlamsizdir. Ama Türk Masonlari için önemli olan, yargilama sirasinda Yüce
Divan'da hâkim üye olarak görevli olan dönemin Hâkim Büyük Amiri Fuat Hulusi
Demirelli'nin, verilen cezayi az bularak karara muhalefet etmek asaletini ve
adaleti göstermesidir. Bu örnek, birbirlerine Kardes sevgisiyle bagli
Masonlarin, vicdanlarindaki adalet ilkesini ve kalplerindeki yurt sevgisini her
seyin üstünde tuttuklarinin somut bir kanitidir.
Türkiye Masonlugunda "1930 Intihabat Buhrani" Vak'asi: Halk
Partisi, 1 Agustos 1930 yilindaki Türkiye Büyük Locasi Genel Kurulu'na müdahale
ederek, Cemiyetler Kanunu'na göre dernek statüsünde sayilan Türk Masonlugunu,
diger derneklere yaptigi gibi, yönetimsel olarak kendi güdümü ve egemenligi
altina almak ister. Bunun için, Genel Kurul Delegesi olan, Cumhuriyet Halk
Partisi Istanbul Müfettisi Hakki Sinasi Pasa'yi görevlendirir. Masonik kidemi
nedeniyle Genel Kurul Baskanigini üstlenen Hakki Sinasi Pasa, Parti'nin görüsü
dogrultusunda daha önceden hazirlanmis Yönetim Kurulu aday listesini delegelere
dagitarak, Hükûmet emri olarak baski yapar ve zorla seçilmesini saglar. Bu
listeye göre, Servet Yesarî Büyük Üstad, Mim Kemal Öke Kaymakam seçilir. Ama,
bu baski ve yasadisi olay onurlu Masonlar arasinda büyük bir tepkiye yol açar.
Necat ve Etoile d'Orient Localari, Yönetim Kurulu nezdinde, seçime politik olarak
müdahale edilmesini siddetle protesto ederler. Bunun üzerine, Yönetim Kurulu bu
localarin çalismalarini geçici olarak durdurur. Ama, siyasal baskiyi
kendilerine yediremeyen Masonlarin gitgide artan hakli tepkileri sonunda,
Yönetim Kurulu tarafindan 31 Ekim 1930 tarihinde toplanan Genel Kurul'da
seçimler yenilenir. Olayi protesto eden iki Loca'nin kapatma cezasi kararlari
alinmamis sayilir. Büyük Üstadliga Mim Kemal Öke, Kaymakamliga Mustafa Hakki
Nalçaci seçilir. Siyasal baskiya karsi Masonluga yakisir bir hakça direnis
niteligindeki bu olay, Türkiye Masonlugu için bir seref sayfasi olmakla
birlikte; hem karsitlarini hirslandirmasi hem de Parti'deki bazi tarafsizlari
da karsisina almasi açisindan talihsizlik olmus ve siyasal sonuçlari ile
kamuoyu tepkileri 1935'e kadar geçen bes yil içinde Masonlugun aleyhine
tirmanmistir.
Türkiye
Masonlugu'nda "1932 Azim Vak'asi":
Türkiye Masonluk Tarihi'nde pek iz birakmadan ucuz atlatilan bir olay 1932
Azim Vak!asi'dir. Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak çalisan Azim Locasi,
Localar Genel Tüzügü'ndeki görev süresi ile ilgili bir hükmü protesto etmek
amaciyla, tüm üyeleri tarafindan 11 Ocak 1931 tarihinde imzalanan bir
önergeyle, uykuya yatirilmasini ister. Yönetim Kurulu ceza olarak Loca'yi
geçici; Genel Kurul 8 Nisan 1932 tarihinde sürekli kapatir ve üyelerinin
gayrimuntazam sayilarak cezalandirilmasina karar verir. Olay bundan sonra
gelisir. Kapanan Loca'nin yedi üyesi bir araya gelerek, 21 Mart 1932 tarihinde
Müstakil Türk Masonlugu Azim Yüksek Mahfili adiyla yeni bir dernek; yani, yeni
bir büyük loca kurarlar. Girisimin önderi Ahmet Nehri, 4 Mayis 1932 tarihinde
Vakit Gazetesi'ne vardigi beyanatta, bu girisimin Türk Masonlugunu
kozmopolitlikten kurtarmak için yapildigini ve Türkiye'de kanunî sartlari haiz
tek kurulus olduklarini açiklar. Herhalde çok kisa ömürlü olan bu Büyük
Loca'nin akibeti meçhudür. Ancak, kisisel tepkiye dayanan yari-teorik bir eylem
bile olsa, Türkiye Masonlugundaki ilk bölünme girisimi olmasi açisindan
önemlidir.
Türkiye Masonlugu'na "1933 Mahmut Esat Bozkurt Vak'asi" nin
Olumsuz Etkisi: Türkiye Masonlugu'nda Uyku Dönemi'nin baslamasina etkili olan
antimasonik propaganda ve eylemin önderleri siyaset adamlari olan Sükrü
Saraçoglu, Recep Peker ve Mahmut Esat Bozkurt arasindan en basta geleni Adalet
Bakani Mahmut Esat Bozkurt'tur. Adalet Bakanligina kadar yükselen Hukuk doktoru
olan Mahmut Esat Bozkurt'un Masonluga mugber olmasinin bir önemli sebebi, Mason
olmak için 1925 yilinda basvurdugu Istanbul-Necat Locasi'na kabul
edilmeyisidir. Bundan dolayi, Masonluga düsman olmus; olumsuz propagandasi
yaninda bizzat komplolara da karismistir. Ilk eylemi, Parti grubunda Masonluk
aleyhine verdigi gensorudur. Soruyu cevaplayan Içisleri Bakani Vekili Sükrü
Kaya, Masonlugun yasalara aykiri bir kurulus olmadigini beyan etmistir. Mahmut
Esat Bozkurt'un ikinci eylemi, 1-2 Agustos 1933 sabaha karsi bes civarinda,
Izmir-Karsiyaka'daki Zuhal Mahfili'nin lokalini otomobilinden kursunlamasidir.
Yanindaki arkadaslari, daha sonra Atatürk'e suikast suçuyla asilacak olan Giritli
Sevki ve Torbalili Emin adli iki kabadayidir. Sikayet üzerine olay polise
intikal eder. Olayi üstlenen Giritli Sevki tutuklanip cezaevine konur. Olay
Içisleri'ne bildirilir. Ama, Masonlarin resmî sikayeti olmadigindan sadece kamu
davasi açilir. Çünkü, Türkiye Büyük Locasi, Izmir'e sadece kamu kovusturmasi
ile yetinilmesinini uygun gördügünü belirtmistir. Giritli Sevki'ye verilen ceza
tecil edilir. Olay, 6-7 Agustos 1933 tarihli Izmir gazetelerinde kamuyouna
duyurulduktan sonra kapanir. Ancak, Masonluk karsitlari tarafindan bu olay
çarpitilarak Masonlugun aleyhine kullanildigi gibi, 1935'de baslayacak Uyku
Dönemi için olumsuz bir siyasal zemin hazirlanmasina yol açmistir. Bu olayda,
Adalet Bakani Mahmut Esat Bozkurt'un Izmir suikasti girisimcisi olarak asilacak
Giritli Sevki ile Masonluga karsi isbirligi içinde bulunmasi, hâlâ sebebi
aydinlanamayan, önemli bir siyasal komplodur. Olay, Izmir'de bulunan Atatürk'e,
Salih Bozok ve Tahsin Özer tarafindan duyuruldugunda; su cevap alinir :
"Bu ne biçim is? Gece yarisi bir cemiyete silâh atmak olur mu? Atilir mi ?
Eger, cemiyetin faaliyeti zararliysa, kanunla kapatilsin. Silâha ne lüzûm var?
Burasi dag basi degil ki."
Türkiye Büyük Locasi'nin üyesi oldugu yukarida açiklanan Association
Maçonnique International A.M.I.'nin 8.Konvani 5-23 Eylül 1932 tarihleri
arasinda Istanbul'da yapilmis ve konvana Büyük Üstad Musatafa Hakki Nalçaci
baskanlik etmistir. Kongreye, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Ispanya, Fransa,
Yunanistan, Lüksemburg, Polonya, Isviçre, Çekoslavakya, Yugoslavya, Meksika,
Porteriko, San Salvador, Brezilya, Sili, Kolombiya, Ekvator, Paraguvay,
Honduras, Arjantin ve Bolivya olmak üzere 23 ülkenin Mason temsilcileri
katilmistir. Medya olaya büyük ilgi göstermis ve bu ilgi de Türk Masonlarinca
gururla karsilanmistir. Ama, bu toplantinin üç yil sonra 1935'de baslayacak
Uyku Dönemi'ne uluslararasi iliskiler ve kökü disaridalik bahane edilerek
olumsuz bir sebep teskil edecegi de unutulmamalidir. Konvan Baskani tarafindan
Atatürk'e gönderilen "Milletler arasindaki Mason Birligi Konvani'nin
Istanbul'da toplanmasi münasebetiyle, hür ve laik Türkiye'mizin Büyük
Kurtaricisinin saglik ve saadetinin devami ve yurdumuzun refahla yükselmesi,
maddî ve manevî terakkisi yolunda görülen muvaffakiyetin temadisi temenniyetina
hürmetle ve candan alkislarla müttefiken karar verilmis oldugu marûdur, Ulu
Gazimiz." sekildeki mesaja Umumî Kâtip Hikmet Bayur Imzasi ile Atatürk'ün
verdigi cevap "Türkiye hakkindaki her temenniyatinizi havi telgrafinizdan
Reisicumhur hazretlerinin memnun olduklarini bildiririm efendim."
olmustur.
ÜÇÜNCÜ DÖNEM
Türkiye
Masonlugu'nda Uyku Dönemi:
1935-48 Yillari arasindaki dönem teorik olarak Türkiye Masonlugu'nun Uyku
Dönemi olarak tanimlanir. Çünkü, bu 13 yil süresince Masonik faaliyetler genel
olarak durmustur. Ancak, baska bir bakisla Uyku Dönemi'nin: 1935-39 arasindaki
4 yilini resmen ve fiilen uykuda kalis, 1939-48 arasindaki 9 yilini Masonluk
resmen kapali ama bazi localarin açilmis olmasina ragmen zorunlu nedenlerle
fiilen çalisamayis hatta 1948-51 arasindaki 3 yillik ilave süreyi Masonluk
resmen açilmis olmasina ragmen Yüksek Sûra egemenligi altinda çalisma süresi
olarak siniflandirmak da mümkündür. Uyku Dönemi'ne zemin hazirlayan sebepler,
olayin Masonik ve siyasal açidan gelisimi ve Masonik faaliyetin yeniden
baslamasi satirbaslari hâlinde söyle özetlenebilir.Türkiye Masonlugu'nun Uyku
Dönemi'ne girisini bir anlamda mecburî kilan dis ve iç sebepler vardir. Bu
sebeplerin yigisimi nedeniyle meydana gelen kamuoyu baskisi ve politik
zorlamalarin sonunda ortaya çikan siyasal karar böylesi bir yaptirimi, uzun
vadede düsünüldügünde Masonlugun lehine düsünülebilecek sekilde, zorunlu hâle
getirmistir. Dis baskilar, dünyadaki nazizim, fasizim, komünizm gibi kapali
rejimlerle yönetilen totaliter devletlerde, hür düsünce ve demokratik haklardan
yana olan Masonlugun kapatilmasi ve Masonlarin eziyet altinda birakilmasi gibi
antimasonik eylemlerin yurdumuza yansimasi ve yandaslari tarafindan ayni
antimasonik siyasetin devlet politikasi sekline dönüstürülmesi girisimidir.
Yürürlükteki tek partili sistemin sonucu olarak, ülkede meydana gelen siyasal
buhranlar hatta isyanlar da göz önüne alindiginda, tüm kuruluslarin (Türk
Ocaklari, Kadinlari Himâye Cemiyeti, Muallimler Dernegi, Izcilik Teskilati)
parti denetimi altina alinmak istenerek yasayla kapatilmasi bir gerekçedir.
Osmanli döneminden beri süregelen antimasonik atmosferin gerek Masonlugun
kusuru nedeniyle gerekse türlü kisisel sebeplerle Masonluga karsit olanlarin
etkisiyle yogunlasmasi ve özellikle parti içinde taraftar bulmasi da bir önemli
sebeptir. Masonluk içinde meydana gelen bazi olumsuz olaylarin yaninda;
Masonlugun, siyasî polemiklerin olusturdugu tutucu hatta devrim karsitiymis
gibi, zahirî görüntüsü Masonluga güvenen ve Bati Uygarligi entegrasyonu için
bel baglayan en üst düzey yöneticileri rahatsiz etmistir. Bu nedenle, devletin
dorugunda alinan karar, Masonlugun yasa ile kapatilarak ilerisi için telafi
edilemez zarara ugramasini önlemek için, Masonlarin kendi kendilerini
kapatmalarini yani uykuya yatmalarini istemektir. Dönemin iç ve dis siyasal ve
sosyal olaylarinin yaninda Masonlugun içinde bulundugu durum da dikkate
alindiginda, Masonluk agacinin gövdesini kesmek; ama, kökünü topragin altinda
gelecekteki olumlu sartlar için özenle korumaktan daha baska bir çözüm bulmak
herhalde mümkün olmamistir.
"Kendi
teskilatlarini kendileri fesh etmislerdir"
Bu önemli çözümü kararlastiran ATATÜRK, dönemin Içisleri Bakani Sükrü Kaya
ile görüsür ve Masonlarin üst düzey yöneticilerine durumun vahametini
açiklamasini ve yasaya gerek olmadan kendi kendini kapatmasi mesajini
iletmesini ister. Bunun üzerine Sükrü Kaya, dönemin üst düzey Mason
yöneticileri olan Büyük Üstad Muhittin Osman Omay, Hâkim Büyük Amir Ismail
Hursit, Dr.Fuat Süreyya Pasa, Muhip Nihat Kuran, Nevzat Tandogan, Mustafa Resat
Mimaroglu, Dr.Ferit Rasim'i toplayarak Atatürk'ün mesajini aktarir ve
"...Masonlugun artik faaliyetini tâtil etmesinin lâzim geldigine partice
karar verilmis oldugu, hükûmetin de bu karari tatbik mevkiine koymak zorunda oldugunu
" belirtir. Mason yöneticiler "kapatma için genel kurul karari
gerektigini ve kendilerinin böyle bir yetkileri olmadigini" ileri sürüp
ayak direrlerse de, Sükrü Kaya "baskaca bir özel yasa çikarilmasina gerek
kalmadan kararin orada kendileri tarafindan derhal alinmasi" zorunlugunu
vurgulayarak bastirir. Sonuçta, kendisi tarafindan hazirlanmis ve 10 Ekim 1935
günü Anadolu ajansi tarafindan yayinlanacak su ünlü tarihî bildirgeyi Mason
yöneticilerine imzalatir: "Mes'ul ve maruf imzalar altinda Ajansimiza
verilmistir. Türk Mason Cemiyeti memleketimizin sosyal tekâmülünü ve günden
güne artan muazzam terakkilerini dikkate alarak ve Türkiye Cumhuriyeti'nde
hâkim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatindan dogan
iyilikleri müsahade ederek faaliyetine -bu hususta hiçbir kanun olmaksizin
nihayet vermeyi ve bütün mallarini memleketimizin sosyal ve kültürel
kalkinmasina çalisan Halk Evlerine teberruu muvafik görmüstür." Buna ek
olarak Bakan Sükrü Kaya hükûmet adina kamuoyuna yaptigi resmî açiklamada
"Türk Masonlari kendi ideallerinin hükûmetin esas programina dahil
oldugunu görerek, kendi teskilatlarini kendileri fesh etmislerdir. Hükûmetin bu
is üzerinde hiçbir tesebbüsü ve alâkasi yoktur." beyani ile, Masonlarin
kendi kendilerine uykuya yattiklarini belirtir. Büyük Üstad Muhittin Osman
Omay, Ankara'da bu bildiriyi imzalamasinin ardindan Istanbul'a döndügünde 3
Aralik 1935 tarihli dilekçe ile Masonlarin faaliyetini tâtil ve mallarini hibe
ettigini resmen bildirmistir. Isin dogrusu, Mason yöneticiler maruz kaldiklari
baski karsisinda, aslinda bir hükûmet karari veya kanun olmadigi için hukuk
disi olarak telakki edilen bir davranis sonunda, faaliyetlerini tâtil etmek
zorunda birakilmislardir. Yöneticiler korkmuslar midir ? Evet; ama daha baska
ne yapabilirlerdi ? Çözüm yerinde midir? Evet; çünkü, yasa çikmadan bu çözüm
bulundugundan; ileride uygun zeminde yasa degisimine gerek olmaksizin
Masonlugun uyandirilmasi ve bu tarihe kadar korunmasi mümkün olabilmistir.
Mesele elden geldigincer az zararla çözümlenmistir. Böylece, Türk Yükseltme
Cemiyeti adiyla Türkiye Büyük Locasi ile ona bagli localar ve Türkiye Yüksek
Sûrasi'na bagli atelyeler faaliyetlerini tâtil ederek Uyku Dönemi'ne girmis;
ama, Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti adiyla ayri bir tüzel kisiligi olan Türkiye
Yüksek Sûrasi varligini devam ettirmis; 1935 yilinda vefat eden Ismail
Hursit'in yerine Nurettin Ramih Hâkim Büyük Amir seçilmistir.
Türkiye Yüksek
Sûrasi çalisiyor
Böylece üç yil geçer ve 1938 yilina gelinir. Türkiye Yüksek Sûrasi,
Cemiyetler Kanunu'nun kabul edilmesinden de yararlanarak üye sayisini yeterli
sayiya çikarir ve çalismalarini yeniden etkinlestirir. Ayrica, muhtemelen Skoç
Riti 1786 Anayasasi'nin verdigi yetkiye dayanarak 1939 yilinda Ideal, Kültür ve
Ülkü adlarinda üç yeni sembolik loca kurar. Yüksek Sûra'nin bu girisimi Masonik
nizam yönünden, ayni 1909'da oldugu gibi, hatali olsa da; uykuya yatma
olayindan henüz dört yil sonra Masonik faaliyetin baslamasi yolunda atilan ilk
adim olmasi yönünden ilginçtir. Fakat kurulan localar, o sirada baslayan Ikinci
Dünya Savasi'nin getirdigi olaganüstü durum ve sartlar nedeniyle uzun süre
çalisamazlar. Ancak, üç locanin içinden Ideal Locasi'nin 3 Haziran 1945
yilindan sonra itibaren çalismalarini sürdürdügü mevcut kayitlardan
anlasilmaktadir.
Dünyada savasin bitmesi ve baris dönemine girilmesi, çok partili demokratik
sistemin baslamasi, ülkede esmeye baslayan hürriyet havasi ve nihayet 5 Haziran
1946 tarihinde yeni Cemiyetler Kanunu'nun yürürlüge girmesiyle; zaten
gayriresmî olarak çalismakta olan Masonlar da artik resmen uyanip fiilen
faaliyete baslama zamaninin geldigini hissederler. Bunu pratige dökmek üzere,
hepsi de Yüksek Sûra üyesi olan Mecdi Akasya, Cevdet Hamdi Balim, Muhip Nihat
Kuran, Hazim Atif Kuyucak, Orhan Tahsin tarafindan 5 Subat 1948 tarihinde
Istanbul Vilayetine verilen dilekçeyle Türk Mason Dernegi kurulur ve Türkiye
Masonlari yeniden resmen faaliyete baslar. Böylece 1935'de baslayan uykudan 13
yil sonra 1948'de uyanilir. Istanbul'u takiben, Aralik 1948'de Izmir ve Ocak
1949'da Ankara subeleri açilir. Istanbul'daki merkez Siraserviler'de Safiye
Ayla'dan kiralanan dairedir. Bundan sonraki gelismeler Türkiye Masonlugu'nun
Uyku Dönemi sonrasina iliskin tarihçesini olusturur.
4.DÖNEM YOK
BESINCI DÖNEM
Türkiye
Masonlugu'nda Taninma Olayi Sonrasi:
Türk Masonlugunu Konsekrasyon Töreni'ni takiben dünya Masonluk camiasinda
hak ettigi yeri almasiyla yani birçok obediyans tarafindan -Ingiltere ve
benzerleri hariç- taninmasiyla baslayan dönemde, bazi ilginç olaylar da
birbirini izler. Bunlarin en önemlileri Belge Olayi ve bunu takip eden Bölünme
Olayi'dir. Daha sonraki sürede Ingiltere Birlesik Büyük Locasi'nin önderliginde
diger obediyanslar tarafindan da Türkiye Büyük Locasi kitle hâlinde
taninacaktir. Türkiye Masonlugu 1970 yilindan itibaren gitgide geliserek
günümüze dogru çalismalarini basariyla sürdürmeye devam eder. Bu olaylari da
satirbaslari hâlinde özetle hatirlamak yararli olur.
Belge Olayi
Bu olayi analiz etmek için Nisan 1965'deki Konsekrasyon Töreni'nin alti ay
öncesine dönmek gerekir. 1964 yili sonbaharinda bir partinin kongresinde
baskanliga adayligini koyan kisinin karsitlari kendisinin seçilmemesi için
Mason oldugunu belirten propaganda yaparlar ve Mason oldugunu gösteren
belgelerin fotokopilerini dagitirlar. Aslinda 1956 yilinda Ankara Bilgi
Locasi'nda Mason olan bu kisi bir süre sonra Locasina devam etmemeye
baslamistir. Bundan dolayi da, Locasi tarafindan Büyük Locaya verilen isim
listelerinden adi çikarilmistir. Ancak, henüz fiilen gayrimuntazam ilan
edilmemistir. Bu kisi, arkadasi Hikmet Turat vasitasiyla Türkiye Büyük
Locasi'nin resmî adi olan Türk Yükseltme Cemiyeti-Ankara Subesi'ne dilekçeyle
basvurarak, kendisine Cemiyet'in üyesi olmadigini belirten bir belgenin
verilmesini ister. Ankara'daki üye matrikül listelerini inceleyen Sube Baskani
Kaymakam Necdet Egeran 11 Kasim 1964 tarihli bir yaziyla " ...Cemiyet'te
kaydinin bulunmadigi" seklinde bir Belge verir. Iste, Türk Masonlugu'nun
bölünmesine zahiren de olsa bir sebep teskil edecek kadar tirmandirilan Belge
Olayi budur. Yine politikanin Masonluga bulastirilmasi seklindeki bu olay,
Masonlarin çogunlugu tarafindan tepkiyle karsilanir. Büyük Loca yayinladigi 28
Aralik 1964 tarihli levha ile olaya açiklik getirir ve böylesi bir durumu
onaylayamadigini belirtir. Bir yandan da, kurdugu bir inceleme komisyonu
Ankara'ya göndererek durumu arastirir. Komisyon raporunda, verilen Belge
isleminde suç unsuruna rastlamadigini belirtilir. Böylece olay, aslinda için
için devam etmesine ragmen, resmen kapanir. Hiç kimse bu olayla ilgili olarak
Masonik yargi organlarina sikayette bulunmaz veya basvurmaz.
Konsekrasyondan
iki gün sonra...
Bu olayin üstünden tam 170 gün ve Konsekrasyon Töreni yapilmasinin
üzerinden de sadece 2 gün geçer. 1 Mayis 1965 günü Türkiye Büyük Locasi'nin
Konvani vardir. Konvan'da bu konu yeniden gündeme getirilirse de, Büyük Üstad
Ekrem Tok yaptigi tarihî yatistirici konusmayla meseleyi kapatir. Ertesi gün
Büyük Üstad seçimi yapilacaktir. Büyük Üstadlik seçimine katilan adaylardan
Kaymakam Necdet Egeran ve Yüksek Sûra 2 Mayis 1965 tarihinde az oy farki ile
Necdet Egeran Büyük Üstad seçilir. Yüksek Sûra'nin yöneticileri Masonik
kurallar yönünden hiçbir haklari olmadigi hâlde Türkiye Büyük Locasi'nin
seçimine itiraz ederler. Etkiledikleri Masonlar aracigi ile Büyük Loca'nin
yetki alanina müdahale etmeye baslarlar. Ayrica, ayni zamanda Yüksek Sûra'ya
devam eden Ekrem Tok ve Necdet Egeran'i yargilayip, Ekrem Tok'u Masonik
görevinde kusuru oldugu nedeniyle bir yil Masonik hak mahrumiyeti ile; Necdet
Egeran'i Belge Olayi ve seçim meselesi nedeniyle Masonluktan ihraç karari ile
cezalandirirlar. Aslinda, Yüksek Sûra'nin böyle kararlar vererek ve yargilama
yaparak Büyük Loca'nin yetki sahasindaki islemlere karismak hakki yoktur. Ama,
özellikle, Konsekrasyon Töreni ile Büyük Loca'nin tam bagimsizligini kazanmasi,
bir anlamda Yüksek Sûra'nin Büyük Loca üzerindeki egemenlik hakkini kaybetmesi
ve gücünü yitirmesi olarak degerlendiren bazi yöneticiler, maalesef Türk
Masonlugu'nu böylesi bir kesmekese sürüklemislerdir.
Türkiye Büyük Locasi ve Türkiye Yüksek Sûrasi arasinda gerek dogrudan,
gerek yazisma yolu ile gerekse aracili olarak yapilan uzlasma görüsmeleri,
Yüksek Sûra'nin anlamsiz derece uzlasmaz ve kati tutumu ile basarisiz kalir.
Büyük Üstad Necdet Egeran, gerek üzerindeki baski nedeniyle gerekse Türkiye
Masonlugu'nun içine düsürüldügü bunalimi asmasina yardimci olmak amaciyla, 14
Kasim 1965 tarihinde, yani seçildikten 8 ay sonra, görevinden ve Masonluktan
istifa eder. Ancak, üyesi oldugu Bilgi Locasi'nin israri karsisinda Masonluktan
istifa kararini geri alir
Üzücü
gelismeler devam ediyor
Bu olayi takiben Türkiye Büyük Locasi'nin Konvani 5 Aralik 1965 günü
yapilir. Büyük Üstadliga Hayrullah Örs, Kaymakamliga Sekûr Ökten ve Büyük
Kâtiplige Nafiz Egemen seçilir. Önceki Büyük Üstad Necdet Egeran, yeni seçilen
Büyük Üstad Hayrullah Örs'ün Is'adini yapar. Bu üzücü olayin artik bu sekilde
kapanmis olmasi gerekirken, büsbütün olumsuz gelisir ve Türkiye Masonlugu'nu
Bölünme Olayi'na kadar getirir.
1965 yilinin bir sevindirici olayi, 22 Agustos 1965 tarihinde Mimar Sinan
Arastirma Locasi'nin kurulmasi olarak belirtilebilir. Ayrica, Istanbul'da
Freedom, Ankara'da Yildiz ve Izmir'de Ephesus adlarinda Ingilizce konusan
localarin kurulmasi da, Türk Masonlugunun evrensel muntazam dünya Masonlugu ile
iletisim kurmasi yolunda atilmis önemli adimlardir.
Bölünme Olayi
Türkiye Büyük Locasi'na karsi olumsuz davranisini sürdüren ve sürtüsmeyi
tirmandiran Yüksek Sûra, 9 Nisan 1966 tarihinde Büyük Loca'ya gönderdigi bir
levha ile aralarindaki Konkordatoyu fesh ettigini bildirir. 22 Nisan 1966'da
toplanan Büyük Loca Konvani'nda Necdet Egeran'in suçlu olmadigi ve Haysiyet
Divani'na verilemesine gerek olmadigi karari alinir. 25 Mayis 1966 günü Yüksek
Sûra, gönderdigi levha ile Türkiye Büyük Locasi ile her türlü münasebeti
kestigini bildirir. Böylece, Türkiye Masonlugunun iki merkezi arasindaki
Masonik bagi tek tarafli olarak maalesef koparir. Yüksek Sûra'nin mevcut
üyelerinin bir kisminin amaci, Türkiye Büyük Loca üzerindeki egemenliklerini
kaybettikleri düsüncesiyle, sembolik localar üzerinde egemenlik
saglayabilecekleri yeni bir Masonik merkez yani Büyük Loca kurarak Türkiye
Masonlugunu bölmektir. Nitekim, bu arzularini hemen gerçeklestirirler; 4
Haziran 1966 tarihinde Tepebasi No.111'deki merkezde toplanan 7 locanin
delegeleri tarafindan, bir kisim Yüksek Sûra üyelerinin destegi ve katilimiyla,
Yüksek Sûra'nin patenti ile ve himayesi altinda Türkiye Büyük Mason Mahfili
adiyla yeni bir Masonik kurulus olustururlar. Yüksek Sûra'nin Büyük Loca ile iliskisini
kesmesinin üzerinden henüz on gün geçmesine ragmen derhal kendisine bagli bir
Masonik kurulus tesis etmesi; aslinda bunun hazirliginin ve plan programinin
bir kisim Yüksek Sûra üyeleri tarafindan çok önceden yapildiginin ve geriye
sadece uygulamaya konulmasinin ve bir dernek kurulmasi kaldiginin en önemli
kanitidir. Dernegin adi Türkiye Büyük Mason Mahfili Dernegi olur. Büyük
Üstadliga Orhan Hançerlioglu seçilir. Türkiye Büyük Locasi Büyük Üstadi
Hayrullah Örs, böyle bir klandestin örgüt kuran kisileri haricî âleme iade eder
ve bu karar 23 Nisan 1967 tarihinde toplanan Büyük Loca Konvani tarafindan
onaylanir. Böylece, Türk Masonlugu'nda bir kisim Yüksek Sûra üyelerinin Büyük
Loca üzerindeki egemenliklerinin kaybolmasini sahsi ihtiras hatta kin meselesi
yapmalarindan dolayi Türkiye Masonlugu 1966 yilinda ikiye bölünür.
Yüksek Sûra'nin
reorganizasyonu
Yukarida özenle vurgulanmaya çalisildigi gibi Büyük Loca'ya karsi bu
olumsuz tavri sergileyenler ve yeni Büyük Mason Mahfili'ni kuranlar, Yüksek
Sûra'nin bir kisim üyeleridir. Nitekim, yeni kurulan localara Yüksek Sûra
üyelerinin üye olmasi karari da, yapilan baskiya ragmen, ancak 9'a karsi 11
oyla alinabilmistir. Yani, Yüksek Sûra üyelerinin bir kismi Masonluga
yakismayan bu davranisin karsisindadir. Alinan karara muhalif kalan 10 Yüksek
Sûra üyesi (Ekrem Tok, Mecit Duruiz, Yakup Çelebi, Mehmet Ali Kirca, Arif Anil,
Mukbil Gökdogan, Ertugrul Kemal Eyüboglu, Alaettin Mizanoglu, Mes'ut Gün, Zühtü
Berke), 17 Ekim 1967 tarihinde yayinladilari bir bildiri ile eski Yüksek
Sûra'nin Masonik kimligini kaybettigini açikladiktan sonra; 15 Aralik 1967
tarihli levha ile de Türkiye Büyük Locasi içinde kalan ve yukarida adlari
belirtilen üyelerle Yüksek Sûra'yi reorganize ettiklerini ilân ederler. Hâkim
Büyük ¶mirlige Ekrem Tok seçilir. Reorganize edilen Yüksek Sûra, çok kisa
zamanda Skoç Riti sistemini kurarak faaliyete baslar. Masonluk âlemi içindeki
tüm muntazam Yüksek Sûralarla temasa geçerek Türkiye'deki tek muntazam Eski ve
Kabul Edilmis Skoç Riti olarak taninmasini saglar ve çalismalarini bu yolda
basariyla sürdürür. Türkiye Yüksek Sûrasi ile Türkiye Hür ve Kabul Edilmis
Masonlar Büyük Locasi arasinda 1968 yilinda yapilan bir Konkodato ile iliskiler
belirlenir. Yüksek Sûra'nin dernek statüsüne göre adi Türkiye Fikir ve Kültür
Dernegi'dir. Dernek merkezi ve Yüksek Sûra merkezi Beyoglu-Arslan Yatagi
Sokak'tadir. Ekrem Tok'tan sonraki Hâkim Büyük Amirler: Ertugrul Kemal Eyüboglu
(1971), Mukbil Gökdogan (1975), Sahir Erman (1985) ve Faruk Erengül (1995)'dir.
Tanisma islemleri
Yukarida açiklandigi gibi, Iskoçya Büyük Locasi tarafindan 29 Nisan 1965
tarihinde yapilan Konsekrasyon Töreni ile Türkiye Büyük Locasi'nin muntazam
oldugu dünya muntazam Mason obediyanslarindan pek çogu tarafindan kabul
edilmesine ragmen, mensein muntazamligi ilkesi üzerinde titizlikle duran
Ingiltere ve Irlanda Büyük Localari tarafindan yeterli sayilmamistir. Bu
sorunun çözümlenmesi için söyle bir pragmatik, daha dogrusu zevahiri kurtaran,
bir çözüm bulunur. Ilk bölümden hatirlanirsa, 1909 yilinda Türkiye Büyük
Loca'sini kuran localar arasinda adi geçen Resne Locasi mense olarak Misir
Büyük Locasi'na baglidir. Misir Büyük Locasi, Ingiltere Birlesik Büyük Locasi
ile iyi iliskiler içinde bulunmus oldugu gibi, Resne Locasi da Ingiltere
arsivlerinde muntazam loca olarak kayitlidir. Ingiltere Büyük Locasi, kendi vaz
etmis oldugu taninma ilkelerini çignemeden, Türkiye Büyük Locasi ile dostluk
iliskisi kurmaya niyetli oldugundan, Türkiye Büyük Locasi'nin kurulusunda yer
alan Resne Locasi'nin muntazamligini çare olarak yeterli görmüstür. Böylece, 9
Eylül 1970 tarihinden itibaren Ingiltere Birlesik Büyük Locasi ve Ekim 1970'de
Irlanda Büyük Locasi ile tanisma islemi gerçeklestirilerek, Türkiye Büyük
Locasi ile dünya muntazam Masonluk obediyanslari arasindaki tüm engeller
ortadan kalkmistir. Bu nedenle, Türkiye Masonlugu'nun tam düze çikis tarihi
olarak 1970 yilini vermek ve 1970-1909 arasindaki yaklasik 60 yili, ayni bir
insan hayati gibi, çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemi olarak ayirmak
mümkündür.
Böylece, 1966 yilinda Büyük Üstad seçilen Hayrullah Örs'ün basarili
yönetimi altinda, aslinda Bölünme ile büyük bir yara olan Türkiye Masonlugu,
kendi kendini yenileyerek ve basarili hizmetlerle büyüyerek 1970'li yillara
gelir. Hayrullah Örs Büyük Üstadin görev süresi 1973 yilina kadar sürecektir.
Bu zaman zarfinda 14 Kasim 1970 tarihinde Türkiye Büyük Locasi Tüzügü tanzim
edilir. Arsiv ve kitaplik kurulmasi kararlari alinir. 1973 yilinda Dernekler
Yasasi'nda yapilan bir degisiklik nedeniyle, Büyük Loca'nin tam adinin önündeki
Türkiye kelimesi kaldirilarak Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi adi
kullanilmaya baslar. Ama, özellikle dis temaslarda olmak üzere, genellikle
kisaca Türkiye Büyük Locasi tanimi geçerli ve yeterli olur.
Daha sonra seçilen Büyük Üstadlar, Nafiz Ekemen (1973-79), Halit Arpaç
(1980-81), Sekûr Ökten (1981-86), Cavit Yenicioglu (1986-88), Orhan Alsaç
(1988-90), Suha Aksoy (1991), Can Arpaç (1992-96) ve Tunç Timurkan (1996'da
göreve basladi)'dir.
Bu sürede Masonlugun Türkiye'de yayilmasi aktivitelerine hiz verilir ve
ayni zamanda dis ülkelere dostluk ziyaretleri yapilir. Örnek olarak, 1975
yilinda Avusturya Büyük Locasi Konvani'na katilinir; yine 1975'de Paris'te
Grande Loge Nationale Française ziyaret edilir; 1987'de Israil'de Türkçe çalisan
Nur Locasi açilir; 1986'da Iskoçya Büyük Locasi'nin 250.Kurulus Yildönümü
münasebetiyle Iskoçya ve Ingiltere Büyük Localari ile iki ayri loca ziyaret
edilir; 1990'da Almanya-Frankfurt'ta Türkçe çalisan Türkay Locasi'nin açilisina
katilinir. 1992-96 yillari arasinda, Avusturya, Yunanistan, Japonya, Honkong,
Kanada, Fransa, Isviçre, Almanya, Ingiltere, Pensilvanya Büyük Localari ziyaret
edilir ve ABD Büyük Üstadlar Toplantisi'na katilinir.
Insanlik
yolunda hizmetler
Dis faaliyetlerin yaninda yapilan iç aktiviteler de söyle özetlenebilir:
1985 yilinda Adana Locasi açilir; 1990 yilinda Izmir'de SEV (Sosyal dayanisma
ve Mutlu Emeklilik Vakfi) kurulur; 1991'de Bodrum Locasi kurulur ve 1992'de
Bodrum Locasi Mabed tahsis töreni yapilir; 1992'de Tesviye Dergisi yayinlanmaya
baslar; 1992'de Izmir-Karsiyaka semt locasi açilir; 1993'de Antalya Locasi
açilir; 1994'de Nuruziya'daki Sosyal Bina hizmete açilir; 1995'de
Istanbul-Yakacik semt locasi açilir; 1995'de Eskisehir Locasi açilir; 1996'da
Marmaris Locasi açilir; 1997'de Marmaris Mabedi temel atma töreni yapilir.
Günümüzde muntazam Türkiye Masonlugu'nun egemen ve nâzim otoritesi, kisa
adi Türkiye Büyük Locasi veya sadece Büyük Loca olarak bilinen Hür ve Kabul
Edilmis Masonlar Büyük Locasi'dir. Çalisma merkezi Istanbul'da Nuruziya
Sokak'tadir. Dernek olarak adi Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Dernegi'dir.
Istanbul'da Beyoglu ve Yakacik'tan baska, Ankara'da, Izmir-Alsancak ve
Karsiyaka'da, Bursa, Adana, Antalya, Bodrum, Marmaris, Eskisehir'de yaygin 150
kadar locasi ve 11.000 Mason ile insanlik yolundaki çalismalarini yürütmeye
gayret etmektedir.
Günümüzde Türkiye'deki Skoç Riti derecelerinin muntazam otoritesi Eski ve
Kabuledilmis Skoç Riti Sonuncu ve 33. Derecesi Türkiye Yüksek Sûrasi'dir. Kisa
adi Türkiye Yüksek Sûrasi veya Yüksek Sûra; dernek adi Kültür ve Fikir
Dernegi'dir. Merkezi Beyoglu - Arslan Yatagi Sokak'tadir. Istanbul disinda,
Ankara-Bahçelievler ve Bursa'daki çalisma yerleri ve 2.500 kadar Skoç Masonu
üyesi ile, Türkiye Büyük Locasi ile aralarindaki anlasmaya göre belirlenmis
kurallar dahilinde, insanlik yolunda hizmet eden Masonlarin bilgilerini ve
Masonik kültürlerini Skoç Riti vasitasiyla zenginlestirmeye pekistirmeye
çalismaktadir.
Cevdet Pasa Tarihi'nde Masonluk* ...Fakat
Haçli Savaslari ile Avrupalilar Istanbul'un fethini bir kaç yüz sene
geciktirdiler. Ve bu savaslar olmasaydi belki bütün Avrupa Islam toplulugunun
eline geçebilirdi. Haçli savaslarindan asil maksat Kudüs sehrinin
Avrupalilar'in elinde kalmasi hususu idi. Avrupalilar o neticeye erisememisler
ise de bu seferler Avrupa'nin ve en çok Fransa'nin büyük çikarlari ile
sonuçlanmistir. Zira o zamana göre bilim, fen ve sanayi Istanbul ile Misir'da
en yüksek derecede oldugundan buralarda Avrupalilar çok sey ögrenmisler ve
hayli Rum, Suryani ve Arap kitaplari satin alarak Avrupa'ya götürüp
inceleyerek, önce taklit olarak siir söylemeye ve hikâyeler yazmaya baslamislar
ve ondan sonra Avrupa'da eski Yunan ve Latin kitaplari okunmaya basladigi gibi
Arabistan'dan Ispanya'ya sirayet ederek Islamlarin bildikleri bilim ve
fenlerden Endülüs'te Emevilerin baskenti olan Kortoba'ya gidip gelen
Avrupalilarin ögrendikleri tip, kimya, botanik, hesap, geometri, mantik ve
astronomi gibi fenler dahî Avrupa'nin her tarafinda yayilmaya baslayip ol vakte
kadar Avrupaca bilinmeyen çesitli bitki ve mallar dahî ondan sonra meydana
çikmistir. Daha sonra Avrupa'nin her
tarafinda mektepler açilarak bilim ve sanayi, hâlâ hayret nazarlari ile
baktigimiz en yüksek mertebesine ulasmistir. Ve Avrupalilar önce Araap ve
Rum'un medeniyetini görerek taklid edip sonradan en yüksek degere
ulastirmislardir. Ve bu savaslar münasebetiyle harp sanatini ögrenip Avrupa'da
gemi yapim sanati dahî ol asirdan sonra ilerlemistir. Ve sefer arkadasligi yakinligi ile
Avrupalilar birbirleri ile kaynasarak ve görüserek kendilerini bir millet gibi
taniyip medeniyet icabi oldugu üzere aralarinda yardimlasma düsüncesi dogarak
yoksullara ve hastalara bakmak üzere birkaç müessese kurduktan baska yalniz
insanliga hizmet etmek ve her din ve mezhepten üye almak üzere, Avrupa'da hâlâ
mûteber olan FARMASON'luk dahî o tarihten sonra meydana çikmistir; kendi
aralarinda Kemankes sirri gibi bir sir olarak birbirlerini tanimak için bir
takim alâmet ve isaretleri vardir. Ve medenî
memleketlerde seyahat ile Avrupalilarin gözleri açilip ondan sonra her hususta
akla tatbik ile karar vermeye ve Kilisenin telkin edegeldigi kör inançlar ve
mutaassip düsüncelerden vaz geçmeye baslamislardir. Ve ekserisi bu seferler
münasebetiyle Roma'ya (Papalik) gidip orada geçerli olan hileleri, sahsî
maksatlari görüp hakikati ögrenmeleri ile hayliden hayli fikir
degistirmislerdir. Neticede Haçli seferleri esnasinda Papalarin nufuzu pek
ziyade artmis iken ondan sonra düsmeye baslayip, afaroz keyfiyeti dahî herkesin
nazarinda itibardan düsmekle, Papalar dahî mutedilane harekete mecbur
olmuslardir. Hatta Fransa Krali Louis pek mutaassip olup iki defa Haçli
Seferlerin katilmis iken, "Fransa Devleti yalniz Allah'a râcidir, Papanin
hiç bir sekilde müdahaleye hakki yoktur" deyû ilân etmisti. *Cevdet
Tarihi, 1286 baskisi, C.VI, s. 54-56, Avrupa ahvalini anlatan bölüm'den
Türkçelestirilerek alinmistir.
Cevdet
Pasa Tarihi - Tarih-i Cevdet yahut Tarih-i vekayi-i Devlet-i Aliyye, Ahmet Cevdet Pasa'nin (1822
-1895) Osmanli tarihinin bir bölümünü anlatan 12 ciltlik eseri. 1851'de kurulan
Encümen-i Dânis, Osmanli tarihini üç bölüme ayirarak, üyeleri arasinda bulunan
Cevdet Pasa'yi 1765 -1825 yillari arasi dönemi yazmakla görevlendirdi. Cevdet
Tarihi 1774 - 1825 arasinda, Küçük Kaynarca antlasmasindan Yeniçeri Ocagi'nin
kaldirilisina (Vaka-i Hayriye) kadar geçen olaylari kapsar. Eserin kaynaklari
genellikle vakanüvis tarihleri, özel tarihçilerin eserleri ve resmi
belgelerdir. Bu arada Arapça ve Farsça bazi eserlerden de yararlanilmistir.
Ayrica Cevdet PAsa, Bati'da yazillmis tarih kitaplarina da basvurdugunu söyler.
V. Murad'in
Masonlugu hakkinda belgeler
Osmanli
Padisahlarindan V. Murad'in sehzadeligi sirasinda Mason oldugu öteden beri
bilinmekte idi, ancak, dogru olarak bilinen de bundan ibaretti. Surada burada
görülen malûmat, Masonluk âleminin disindaki kaynaklardan elde edilmis
bulundugundan, eksik oldugu gibi bazen de uydurulmus veya yakistirilmis
seylerdi.
Abdülmecidin büyük oglu Sehzade Murad, 1840 senesinde dogmus, tahsil çagina
gelince bir çok hocalardan Türkçe, Arapça ve Fransizca dersleri almis ve garp
musikisi ögrenmistir.
1861'de babasi Abdülmecidin ölümü ve amcasi Abdülaziz'in tahta çikmasi ile
Veliahd ilân edildi. Daha fazla garp kültürünün tesiri altinda kalmis,
demokratik idare taraftarligi sâyi olmustu. Bu bakimdan "Yeni
Osmanlilar" denilen zümre onun tahta çikmasini arzu etmekte idi.
Abdülazizle Misir ve Avrupa seyahatlerinde beraber bulundu. Bu son seyahatte,
Napoli, Tulon üzerinden Paris'e gidildi, orada bir müddet kalindiktan sonra Kraliçe
Viktorya'nin davetlisi olarak Londra ziyaret edildi ve Istanbula dönüldü.
(21.6.1567 - 7.8.1867).
Oldukça iyi yetismis olup Fransizca da bildigi için görüstügü Avrupa
hükümdar ve prenslerinin takdirini kazandi. Rivayete göre, hakkindaki
teveccühlerden cani sikilan Abdülaziz, seyahatin yarisinda Murad efendiyi
Istanbul'a göndermek istemis ise de, bu hâlin Avrupa hükümdarlarina karsi fena
tesir edeceginin Fuat Pasa tarafindan söylenmesi üzerine tasavvurundan
vazgeçmistir.
Sehzade Murad vaktini Kurbagalidere'deki köskünde geçirir, Namik Kemâl,
Ziya bey (pasa) ile içki âlemleri yapar, ahbaplik ederdi.
Fransiz Grand Orient'inin, kurulusundan 1875 senesine kadarki çalismalari
hakkinda bütün önemli vesikalarin kopyalarini verdigi Fransiz Milli
Kütüphanesi'nden elde edilen belgelere göre, Sehzade Murad'in Masonluga kabul
töreni (Tekris) "Proodos" Locasi tarafindan yapilmistir.
Fransiz Grand Orient'ina tâbi olan bu Loca, gene ayni G. O.'a tâbi l'Union
d'Orient Locasindan ayrilan Masonlar tarafindan ve Rumca çalismak üzere 1868
senesinde kurulmustur.
Kabul töreni
Kadiköy'de yapildi
Tekrisi yapan Üstadi. Muhterem. Kleanti Skalyeri, 1833 yilinda Istanbul'da
dogmus, 1865'te l'Union d'Orient Locasinda Louis Amiable'in Üstadi Muhteremligi
sirasinda tekris edilmisti. Fransa'da dogmus ve orada Mason olmus olan Louis
Amiable ise, hukuk doktoru olup, avukatlik ve Bab-i Alî'de hukuk müsavirligi
yapmakta idi. Bu ikisi Sehzade Murad'in tekris edildigi Proodos Locasinin
kurucularindandir.
Tekris merasimi 20 Ekim 1872 tarihinde, Kadiköyü'nde Louis Amiable'in
evinde yapilmistir. Louis Amiable'in Hatip olarak katildigi bu toplantida diger
vazifelilerin çogu yerine de, Locada sayilari az olan Türkler, vekâleten
bulunmuslardir. Locanin âmil azasi o tarihlerde 65 kisi kadar oldugu halde,
ilerde görecegimiz sebeplerden bu toplantiya vazifeliler dahil 11 kisi istirak
etmistir. Bu toplantida Türkçe çalisilmistir. Önemli celse zabit suretlerinin
G. O.'a gönderilmesi âdet oldugundan, bu celsenin zapti da vesikalar arasinda
bulunmaktadir:
Tekris celsesi
zapti :
"20 Kasim 1872'de
Kadiköyü'nde, Louis Amiable K.in evinde su K.'ler hazir bulunuyorlardi:
Üs. Muh. Kleanti
Skalyeri
1. Na. vazifesinde Ragib
efendi
2. Na. vazifesinde Hilmi
efendi
Hatip vazifesinde Louis
Amblable
Sekreter vazifesinde Ahmet
bey
Muhakkik vazifesinde Seyit
bey
Merasim Üs. vazifesinde Jozef
Makaryos
ve Nuri bey, Tevfik bey, Jan
Skalyeri ve Jorj Plati K.'ler. Tam ögle
vakti. Proodos Muh. L.'sinin çalismalari
Türkçe olarak, Ç. derecesinde alisilmis sirlarla açildi. Üs. Muh., skrüten neticesi uygun oldugu
takdirde Sehzade Murad efendinin tekrisi için toplanilmis oldugunu
bildirdi. Aday için en iyi bilgileri
veren üç tahkik levhasi okundu. Hatibin mütalâasi alindiktan sonra dolastirilan
skrüten Sarka lekesiz ve temiz geldi.
Daha sonra ritüelin gösterdigi usullerle adayin tekrisine baslandi.
Kendisine nur verildikten sonra, Hat. Louis Amlable tarafindan Fransizca ve
Sek. Ahmet bey tarafindan ise Türkçe olarak birer konusma yapildi. Kardeslik zinciri kuruldu. A.A. kelime
verildikten sonra, mevcut K.'lerin hepsi bu sirri saklayacaklarina yemin
ettiler. Tam gece yarisi."
Gizlilik içide
Bu zaptin altinda, Murad dahil celsede bulunanlarin hepsinin imzalari
vardir.
Bu tarihlerde Istanbul'da en az 15 Loca bulunmakta idi. Bunlardan Fransiz
G.O.'na bagli l'Etoile du Bosphore, l'Union d'Orient, Proodos ve Ser Localari
ile Italyan G.O. na bagli Italia Locasi, yani bes Loca, Beyoglu'nda Agahamami
sokaginda, müstereken kiralamis olduklari bir lokalde çalismakta idiler. Tekris
celsesinin bu binada degil de Louis Amiable'in evinde yapilmis olmasiin sebebi
gizliligi temin içindi. Hatta Loca K.'lerinin bile pek azi bu hadiseden
haberdar edilmislerdi. Veliahdin tekrisini G. O.'a bildiren mektubunda Üs. Muh.
Kleanti Skalyeri bu durumu söyle izah ediyor :
"23 Ekim 1872 Fransiz G. O.'na Çok
sevgili Kardeslerim, Gayri muntazam
baslamis, yani Teskilâtimizin Nizamnamelerine aykiri bulunmasina ragmen,
Masonlugun Umumî ve Fransiz G. O.'nin hususî menfaatlerine uygun olan ve yeni
tamamlamis oldugum bir eseri size bildirmek isterim. Fakat meseleyi anlatmadan önce sunu da
belirtmek isterim ki, güzel Kurulusumuza en çok ihtiyaci olan memleket
bizimkidir. Burada çesitli din'ler, milletler, irklar, dolayisile
anlasmazliklar ve kinler vardir. Padisah, Nazirlarin ve halkin büyük ekseriyeti
Masonluga kötü gözle bakarlar. "Hafiyeler kapimizda" Kaç defa Mabetlerimizin kapisinda
bekleyen hafiyeler gördük, kaç defa, maksadi aramiza girip Müslüman Kardeslerin
isimlerini ögrenmeye çalisan kimseleri bilmeden tekris ettik. Bu Müslüman
Kardeslerin bir çogu ya isinden atilmis, ya rütbeleri alinmis veya sürülmüstür.
Bizim tam bir isim listemiz polisin elindedir. Masonlugun, Müslümanlari
Hiristiyanlastirmaktan baska gayesi olmayan bir teskilât olduguna Padisahi
inandirmak için Türkçe bir kitap yazilmistir.
Bu hadiselerin sonunda cesaretlerini kaybeden Müslüman Kardesler,
Localara eskisi gibi devam edemez oldular. Masonlugun Vâdîmizde çökmek üzere
oldugunu üzülerek müsahade ederken, ilerde çok faydali olabilecek bir hamle
yapmak imkânini bulduk. Son günlerde
sahsen bana yapilan bir müracaatla Osmanli Imparatorlugu tahtinin varisi Prens
Murad efendinin tekrisi teklif edildi. Bu teklif, Muh. L.'mizin âmil azasi, Üs.
Mason ve Veliahdin bas kethüdasi Seyit Bey tarafindan yapildi. Asagida anlatacagim sebeplerden en siki
ketumiyetin muhfaza edilmesi ve tekrisin disariya sizmasina meydan verilmemesi
lûzumlu idi. Padisah, uzun zamandan beri
kendisinden sonra, yegeninin yerine oglunun tahta çikmasini istemekte ve bunun
için çalismaktadir. Fakat Osmanlilarin dinî ve millî gelenekleri buna karsidir,
ve tahtin varisi halkin ve Nâzirlarin büyük bir kismi tarafindan
tutulmaktadir. "Ögrenilirse, cezalandiriliriz!" Murad efendi Teskilâtimizin aradigi bütün
kalitelere sahip olduktan baska, faziletleri ve tekâmül için duydugu sevgi ile
ilerde vataninin ve Teskilâtimizin bir zaferi olacaktir. Murad efendi çoktan
beri nura kavusmak istemekte fakat bu projesini gerçeklestirememekte idi. Hiç
bir prensip sahibi olmayan, kalpsiz, mantiksiz, hakikî tekâmülün düsmani
bulunan ve tahtin varisini degistirme çareleri arayan Padisahin kulagina
Veliahdin tekrisi hadisesi giderse, aradigi kiymetli bahaneyi bulmus olacaktir.
Veliahdin dinsiz, imansiz "gâvur" oldugu ilân edilerek halkin
taassubu tahrik edilecek ve muhtemelen Veliahd ve Kardeslerinin tahta çikma
haklari alinacak, tekrisine sebep olanlar cezalandirilacaklardir. Burada da
Masonluk, yanliz Müslümanlar tarafindan degil, Avrupa'da oldugu gibi bütün
cahil halk tarafindan iânetlenmistir.
Gördügünüz gibi Kardeslerim, Nizamnameler ve Masonluk vazifelerim
arasinda zor durumda kalmistim. Bir taraftan Nizamnamelere uyacagima yemin
etmistim, diger taraftan Masonlugun Umumî ve Fransiz G.O.'nin hususî
menfaatleri için de Nizamnamelere aykiri olarak Veliahdi tekris etmeli
idim. Teklifi kabul etmemek,
Teskilâtimiza karsi Veliahdin eline bir silâh vermek olacakti, çünkü o da umumî
kanaate uyarak bizim, krallara ve dinlere karsi oldugumuz fikrine inanacakti.
Sonra, ya bir Ingiliz veya Italyan Locasi bu tekrisi yaparsa, G. O.'i böyle bir
kazançtan niye mahrum etmeli? "Sir saklamaya her zaman riayet
edilmiyor" Prensin tekrisini
yapmak, Nizamnamelere göre yapmak, yâni haricî olarak adini ilân etmek, bütün
Loca âzâsina haber vermek, Prensi lokale getirtmek, hem kendisi hem de bu
memleketteki Teskilâtimiz için zararli olurdu, çünkü biliyorsunuz Kardeslerim,
sir saklamaya her zaman riayet edilmiyor.
Bunun için Nizamnamenin tekris hakkindaki bazi maddelerini ihmâl ederek
ikili vazifemi yaptim: birincisi, durumu ve üstün kaliteleri ile çok sey
vâdeden bir kimseyi Teskilâtimiza kazandirmak, ikincisi, Fransiz Mason
tarihine, ilerde Sultan olacak bir kimsenin tekrisi gibi benzeri olmayan bir
hadiseyi kaydetmek, Muameleye baslamadan
önce, dostum ve Kardesim Louis Amiable'in nasihatlarini ve fikirlerini aldim.
Masonlugun Umumî ve Fransiz G. O.'nin hususî menfaatleri için yaptigi gayret ve
hizmetlerle tanidiginiz bu Kardes, bana cesaret verdi ve isbirligi vaadetti. Bu tekrisi, Muh. Proodos Locasinin Üs. Muh.'i
olarak atölye adina, fakat kimseye bildirmeden ve sadece Locada güvendigim bir
kaç âzâ ile gerçeklestirmem de aramizda kararlastirildi. Netice olarak, 20 Ekim 1872 aksaminin
7'sinde, Loca Muhak.'i Jozef Makaryos, kurucu ve R.C. Abdurrahman Hilmi, Üs.
Mason Seyit, Üs. Mason Ragib efendi, Ç. Mason Tevfik bey, Ç. Mason Nuri bey,
hepsi Proodos Locasi âmil azasi; ayrica l'Union d'Orient Locasindan Dr. Jan
Skalyeri ve Refet Ahmet K.lerle, Kadiköyü'nde Proodos Muh. Locasi kurucu ve
âmil azasi Louis Amiable'in evine gittik. Daha önceden evin bir salonunu
Masonik Lokal haline getirmistik. Anayasa ve Ritüelin Tekris hususundaki bütün
icaplarini yerine getirerek, mevcut bütün K.lerin imzalamis olduklari sureti
ilisik zapta göre tekris merasimini ifa ettik.
Simdi K.lerim, Masonlugun Umumî menfaatleri için tasvibinizi ve ayni
zamanda, birkaç gün içinde Murad efendiyi ikinci ve üçüncü dereceye terfi
ettirebilmem için gerekli müsaadenin verilmesini istiyorum. "Hosgeldin
mektubu iyi olur" Bu hadisenin
resmî bültenlerde nesredilmemesini ve ben size bildirinceye kadar bütün Masonik
nesriyata mani olunmasini, Teskilâtimizin buradaki menfaatleri bakimindan rica
ederim. Ayrica, Fransiz G.O.'nun, benim
araciligimla kendisine bir tebrik ve hosgeldin mektubu yazmasinin çok uygun
olacagini sanirim: bundan çok hoslanacaktir.
G.O.'nin bu faaliyetlerimi hatali bulacagi yerde begenecegini
umarak... Candan bagli Kardesiniz Prodos
L.si Üs. Muhteremi Kleanti Skalyeri"
Bu yaziya, zabittan baska Louis Amiable'in bir mektubu ile Hatip olarak
yaptigi konusmanin metni de eklenmistir. Sek. Ahmet bey tarafindan yapildigini
zabittan anladigimiz Türkçe konusmanin menti yoktur.
Président du Conseil de l'Ordre", yani Teskilât reisinin verdigi
cevabin müsvettesi, suret olarak saklanmis:
"8.11.1872 Istanbul Vadisinde
Proodos Muh. L.si Üs. Muh.' Kleanti Skalyeri'ye, Prens Murad efendinin
tekrisini ve bu tekrisin hangi sartlar altinda yapilmis oldugunu bildiren
23.10.1872 tarihli mektubunuzu aldim. "Veliahda 2. ve 3. dereceleri de
verin!" Bu haberinizi büyük bir
alâka ile karsiladim. Türkiye tahti varisinin tekrisine ben de sizin gibi büyük
bir kiymet vermekteyim. Fransiz G. O.'nina bagli bir atölyede nur aldigi için
kendimizi tebrik etmeliyiz. Böyle önemli
bir isi tahakkuk ettirebilmek için Nizamnamelerin disina çikmak mecburiyetinde
kalmis bulunmaniz can sikici olmakla beraber, sizi böyle hareket etmeye mecbur
eden düsüncelerinizi anliyorum; memleketin ve yeni tekris olan Kardesin içinde
bulundugu pek hususî sartlara bakarak, kanunlarimiza uymamakta hakli oldugunuzu
kabul ediyorum. Sirasi geldigi vakit ve
icab ederse Konsey'de müdafaanizi ben kendim yapacagim. Sevgili Kardesim, eserinize devam ediniz ve
yeni Kardese ikinci ve üçüncü dereceleri ayni gizlilik içinde veriniz. Öyle
yapiniz ki, bu derecelerin tedrisati aklinda ve kalbinde silinmeyecek izler
biraksin. Böylece Masonluga vataniniza ve insanliga çok büyük bir hizmette
bulunmus olacaksiniz. Kardes
sevgilerimin kabulü.... de St. Jean"
Kleanti Skalyeri'den, "Fransiz G.
O.'nda Teskilât Konseyi Reisi, de St. Jean Kardese. Murad efendinin ikinci ve üçüncü derecelere
terfii için bana selâhiyet veren ve bu sembolik derecelerin tedrisatinin da
aklinda ve kalbinde silinmeyecek izler birakmasini tavsiye eden mektubunuzu
aldim. Bunun üzerine, 8 Aralik Pazar
günü, saat aksamin altisinda, Beyoglu, Agahamam sokagi 12 No.lu mahaldeki
Masonik Lokalde toplandik ve ayni gizlilik içinde ve bütün sekillere uyarak
Veliahda ikinci ve üçüncü sembolik dereceleri verdim. Veliahd o derece duygulandi ki, çalismalar
kapandiktan sonra sabahin ikisine kadar, Masonik ve Masonlugun memleketimizde
yayilmasi çarelerini konusmak için kaldi. Fransiz G. O.'na bagli olan fakat
yanliz Türkçe çalisan bir Locanin kurulmasini teklif etti; derhal, benim
riyasetimde bir muvakkat Loca teskil edildi ve vazifelilerin seçiminden sonra
Locaya "Envari Sarkiyye" adi verildi. Içtüzügünün hazirlanmasi için
bir komisyon kurduk. Bu komisyon isini bitirir bitirmez kurulus için resmen
müracaat edecegiz. Bu mektubuma ilisik
olarak 8 Aralik celsesi zabit suretleri ile Veliahd için diploma talebini
bulacaksiniz, bunun bir an önce gönderilmesini rica ederim. Birkaç gün önce G.O.'dan Abravanelli, Farazi,
Nuri bey ve Tevfik bey K.lerin diplomalarini talep etmistim, ve bu talebimde
son ikisinin çiraklik devrelerini doldurmadan ikinci ve üçüncü derecelere
birden terfilerinin sebebini bildirmemistim. Bunun sebebi, 8 Aralik tarihli
celsede yeteri kadar Üs. Mason bulunmasini temin etmek ve ayni zamanda bu iki
Kardesin, Nuri bey ve Tevfik beyin araciligi ile ihtiyacimiz olan muhtelif
parçalari o zamana kadar hazirlamakti; Locaya, bu Kardeslerin erken
terfilerinin sebebini, ikinci ve üçüncü derece ritüellerin Türkçeye tercümesini
en iyi bu K.lerin yapabileceklerini ve bu tercümelere ihtiyaç bulundugu için bu
K.lerin erken terfi ettirildikleri seklinde bildirdim, ve mes'uliyeti üzerime
aldigimi söyledim. Amiable K. de size
yazmak istiyordu, fakat sag eli kalem tutamayacak kadar agridigi için yazamadi,
iyi olur olmaz yazacagini bildirmemi istedi; bu sebepten, Prense yazilacak
tebrik mektubunun sekli hakkinda istediginiz malûmati da gönderemedi. Bana kalirsa bu tebrik mektubunu, kendisinin
durumunu ve deger verdiklerine karsi samimî ve liberal karakterini göz önünde
bulundurarak, memleketinizin âdetlerine göre yazmaniz daha uygun olur. Bu
mektubu geciktirmemenizi rica ederim.
Kardes sevgilerimin kabulü... Candan bagli Kardesiniz Proodos Muh. L.si
Üs. Muh.i Kleanti Skalyeri"
Meslegi: Prince
Impérial
Ikinci ve üçüncü derece celselerinin zabit suretleri ile diploma talebi
formu da bu mektuba ilisik olarak gönderilmistir. Diploma talebi formunda
Sehzâde Murad için su bilgiler var :
Adi : Mehmet Murad - Meslegi : Prince Impérial, taht varisi - Dogumu : 25
Recep 1256 (5840) - Ikametgâhi : Istanbul - Tekris ve terfi tarihleri ve Lâtin
harfleri ile ve Fransiz imlâsina göre kendi imzasi.
Baska bir mektupla Kleanti Skalyeri Fransa'dan Murad efendi için bir kordon
ve önlük istiyor. Mektubunda diyor ki, "lütfen Prens Murad efendi için
kendi zevkinize göre bir kordon ve önlük satin alarak gönderin; suna da dikkat
edin, Türkler süslü ve zengin seyleri severler. Bunlar için 250 frank
harcayabilirsiniz."
Bir hesap pusulasindan da 240 franga bu ikisinin alindigi anlasiliyor.
Vesikalar arasinda Sehzade Murad'a yazilan tebrik mektubunun üç sureti var.
Hepsi ayni metin ve güzel bir kaligrafi ile yazilmis fakat üzerindeki
tashihlerden anlasildigina göre, ya bir yanlis görülmüs veya sayfa tertibi
begenilmemis, kusursuz oluncaya kadar tekrar tekrar yazdirilmis.
En önemli vesikalardan biri de Sehzade Murad'in bu mektuba verdigi
cevaptir: Fransizca, kendi el yazisi ile yazilmis ve üç noktali imzasi ile.
Sehzade
Nurettin efendi de Mason
Daha sonra, Abdülmecid'in 6. oglu, Sehzade Murad'in kardesi Nurettin
efendinin ayni gizlilik içinde tekris edildigini (Kasim 1873) ve Hatip
konusmasini bu sefer Murad'in yaptigini baska vesikalarda görüyoruz. Bu
konusmanin metni vesikalar arasinda yok, fakat konusmasi sebebile kendisine
yazilmis bir tebrik mektubunun sureti var.
Nurettin efendinin, tekris edildigi günün aksami, l'Union d'Orient
Sapitrinde, Veliahd Murad efendinin 18. dereceye kabul töreninin yapildigi ve
daha yüksek dereceler istedigi bildiriliyor. Bu husustaki yazisma evraki da
vesikalar arasinda mevcuttur.
24 Agustos 1875'te Abdülmecidin 4. oglu sehzade Kemalettin efendi de ayni
sartlarla, bu sefer Kleanti Skalyeri'nin evinde tekris ediliyor. Veliahd Murad
efendi ile ilgili vesikalar bunlardan ibaret.
Sultan Murad
hakkindaki eski bilgiler
Simdiye kadar 5. Murad'in Masonlugu hakkinda dogru olarak bilinen, sadece
Mason oldugudur. Bu hususta sunlar yazilmis:
Kemalettin Apak B.'in 1932'de basilmis bir konferansindan:
"....O vakitler henüz Sehzade bulunan Sultan Murad dahi Ser Mahfeline
intisab eylemis ve burada Mason olmustur... O zamanlar bu Mahfelin, Üs. Muh.'i
Iran Sefiri kebiri Muhsin Han idi... Sair Ziya Pasa, Abdülaziz zamaninda
Mabeyni baskâtibi idi. Her halde Murad efendiyi Mason yaptiran rehberler
arasinda mühim rolü vardir."
1934'te basilmis olan "Muhibban-I Hürriyet Muh. Mahfelinin çeyrek
asirlik hayati tarihçesi" adli brosürden :
"Ilk ve muvakkat Suray-i Alî Prens Halim pasa tarafindan 1861
tarihinde ve Istanbul'da tesekkül etmisti. Bu ilk teessüste mukayyet bulunanlar
arasinda zamanin veliahdi Rose Croix derecesini haiz besinci Murad ile Üs.
derecesinde bulunan biraderi Prens Nurettin efendi ve Kemalettin efendiler
görülmektedir."
Besinci Murad'in Masonlugu hakkinda en fazla tafsilât, Ziya Sakir'in
"Besinci Murad'in hayati" isimli kitabinda var (1943). Hulâsa olarak
söyle yaziyor :
"Tavsiye
Ingiliz Veliahtindan geldi"
"Sultan Abdülaziz'le Avrupa'ya seyahate giden Murad efendi, seyahatten
avdetinden bir müddet sonra Ingiltere'de tanistigi ve Masonluk hakkinda
görüstügü Ingiliz Veliahdi Prens dö Gal'den Masonluga girmesini tavsiye eden
bir mektup almisti. Kisa bir müddet sonra da Dr. Kapolyon ile hususî kâtip
Seyit bey kendisine müracaat ederek Kleanti Iskalyeri isminde bir zat sizi
ziyaret edecek demislerdi. Iskalyeri, 1868 senesinde tesekkül eden Proodos
Mahfelinin müessisi ve Üs. Muh. i idi. Aslen Yunanli oldugu halde teskilât için
Istanbul'a gelmisti. Kleanti, Fransiz Masrikindan aldigi bir mektubu Murad
efendiye göstermisti. Bu mektupta Osmanli Veliahdina 18 derece verilerek hususî
merasimle Kardesler arasina alinmasi bildirilmisti. Murad efendi bu teklifi
büyük bir memnuniyetle kabul etmisti. Birkaç gün sonra Besiktas sarayinin tenha
bir odasinda Üs. Muh. Kleanti Iskalyeri, Üstatlardan Giritli Dr. Minos
Volonaki, Dr. Yani Esamelos, Bursali Epaminonda'dan mürekkep bir heyet
huzurunda Osmanli Veliahdi, her türlü merasimden âri bir sekilde, ve yanliz
teblig suretile tekris edilmis ve Aziz Biraderlik sehadetnamesile bu dereceye
mahsus silâhlar, kordon ve tabliye kendisine verilmisti."
Kemalettin Apak B. 1950'de genisletilmis olarak ikinci baskisini yaptigi
kitabinda, "Ziya Sakir yanilmaktadir, Besinci Murad Ser Locasinda tekris
edilmistir" diye israr etmekte ve kendince sebepler zikretmektedir.
Belleten'de (1944) Besinci Murad'la ilgili çok önemli bes makale nesreden
Ismail Hakki Uzunçarsili, Besinci Murad'in Masonlugu hakkinda Ziya Sakir'in
kitabini mehaz göstererek ayni seyleri söylüyor.
"Osmanli imparatorlugu Tarihi" isimli kitabinda Zuhurî Danisman,
daha da ileriye giderek "Londra'da bulundugu vakit Ingiltere veliahdinin
delâletile Franmason Cemiyetine girmisti" diyor.
Mason olma
fikrini kimden almisti?
Bu yazilanlarin uydurma veya yakistirma olduklari anlasiliyor. Iki nokta
önemlidir. Birincisi, Besinci Murad'a teblig suretile 18 derecenin birden
verilmedigi, aksine, tekris ve terfilerinin hepsinin usulüne göre yapildigidir.
Ikincisi, Kleanti Skalyerinin bu maksatla teskilât tarafindan Istanbula
gönderilmedigidir. Yukarda görüldügü gibi Skalyeri Istanbulda dogmus ve
Istanbulda tekris edilmistir.
Besinci Murad'a Mason olma fikri nereden gelmisti? Prens dö Gal'in
tavsiyesi yahut teklifi hikâyesi dogru olsa, o zamanlar Istanbulda çalismakta
olan Ingiliz Localarindan birine girmesi icab etmez mi idi? Louis Amiable G.
O.'a yazdigi bir mektupta söyle söylemekte: "Murad efendi Masonlugu basit
bir merak saiki ile istemistir ve tekristeki bütün denemelere tâbi olmayi arzu
etmistir: kendisine ilk defa Masonluktan bahseden maiyetindeki adamlarinin
intibalarini ögrenmekle de iktifa edebilirdi."
Bu ibareden, Masonluktan kendisine ilk defa maiyetindeki adamlarin
bahsettigi neticesi çikarilabilir mi? Proodos Locasinin matrikülünün tetkiki de
bu kanaati kuvvetlendiriyor:
Proodos
Locasinda tek müslüman Türk
Besinci Murad'in tekris edildigi 1872 senesine kadar Proodos Locasinda bir
tek müslüman Türk ismine rastlaniyor: Abdurrahman Hilmi, l'Etoile du Bosphore
Locasinda tekris olmus, l'Union d'Orient Locasina tebennî etmis ve kurucu
olarak Proodos Locasina katilmis. 1872'de R. C. derecesinde 13 senelik Mason
(53 yasinda)
Proodos Locasinin kuruldugu 1868'den 1872 yilinin basina kadar matrikülde
baska Türk ismi görülmüyor. 1872 yilinda ise, Murad'in tekris edildigi 20 Ekim
tarihine kadar, 8 ayda 12 Müslüman Türk tekris edilir, 3 kisi de baska
Localardan katilir. Bunlarin bir kisminin 5. Murad'la ilgilerini biliyoruz.
Esasli bir arastirmada hepsinin ilgilerini tesbit etmek ihtimal dahilindedir. 8
Subat 1872'de ilk tekris edilenin adi, matrikülde Ali Safaati bey diye
yazilmakta ise de büyük hürriyet kahramani Ali Sefkatî beydir. Bunun arkasindan
Namik Kemâl ile Seyit bey 24 Subat 1872'de tekris edilmislerdir. Mason oldugu
bu belgelerde açikça görülen Namik Kemâl, Besinci Murad'a veliahligi sirasinda
Fransizca dersleri vermis ve arkadas olmuslardir. Seyit bey ise, Murad'in
basmabeyincisidir. 2 Nisan 1872'de tebennî suretiyle Locaya katilan (53
yasinda) Mehmet Ragip efendi, Murad'in maiyetinde memurdur, 3 senelik Üstat
Masondur ve Izmir'de Orhaniye Locasinda tekris olmustur. (Orhaniye Locasi
hakkinda hiçbir bilgimiz yoktur).
Sultan Murad tekris olduktan sonra da Türkler bu Locaya girmeye devam
etmislerdir.
Bu vesikalarin arasina 1884 senesine ait olan matrikül cetveli de
karismistir. Sultan Murad'in hal edilip Abdülhamid'in tahta çikmasindan 8 sene
sonra Locada bir tek Türk kalmamistir.
Hikâyenin sonu.
Tekrisinden 3,5 sene sonra, 1876 Mayisinda Abdülaziz hal ediliyor. Murad
efendi, Padisah Besinci Murad nami ile tahta çikiyor. 6 gün sonra Abdülaziz
intihar ediyor. Bu hâdise, Sultan Murad'in bozuk olan asabini iyice sarsiyor ve
kendisinde cinnetin ilk belirtileri tahta çikisinin haftasinda görülüyor. Bir
zaman hastaligini halktan saklamak istiyorlarsa da muvaffak olamiyorlar. Üç ay
üç gün süren ismen hükümdarlikta bulunduktan sonra tahttan indirilerek Ikinci
Abdülhamit hükümdar ilân ediliyor. Sultan Murad Çiragan sarayina naklediliyor
ve 1905'te ölünceye kadar 29 sene orada mahpus kaliyor.
Sultan Murad hal'inden sonra iyilesiyor, bu sefer de iyi oldugu halktan
gizleniyor.
Masonlar, Saltanattan hal edildikten sonra da Sultan Murad'in hayati ile
alâkadar olmuslar ve Abdülhamit tarafindan öldürülmemesi için tedbir almaya
çalismislardi.
Çiragan
Sarayi'ndan kaçirilacakti
Sultan Murad'i tekrar tahta çikarmak veya Çiragan Sarayindan kaçirmak için
birkaç tesebbüs yapilmistir. Bunlarin sonuncusu, Kleanti Skalyeri - Aziz bey
Komitesi denen teskilât tarafindan 1878 senesinde yapilmak istenmistir.
Skalyeri ile onun komitesine dahil bulunan Surayi Devlet muavinlerinden Ali
Sefkatî bey, bazi sahislar vasitasiyle Sultan Murad ve Validesi ile muhabere
etmisler ve sonra birkaç defa da Çiragan Sarayinin genis su yolundan gizlice
girmek suretiyle Sultan Murad ile görüsmüslerdi. Nihayet bu komite, azalari
Aksaray'da Aziz beyin evinde toplandiklari sirada içlerinden birinin ihbari
üzerine basildi; komiteye dahil olanlardan Skalyeri ile Çerkes cariyelerinden
Naksibend kalfa ve Ali Sefkatî bey kaçmayi basarmislar, digerleri yakalanarak,
Aziz bey ile Agâh efendi vicahen, Skalyeri ile Ali Sefkatî giyaben idama mahkûm
edilip, digerleri de muhtelif cezalara çarptirilmislar ise de, Aziz bey ve Agâh
efendinin cezalari on beser seneye indirilerek Akkâ'da ve digerleri bazi
mahallerde hapsedilmislerdir.
Kleanti Skalyeri saklandiktan az sonra Yunanistan'a kaçmis, Naksibend kalfa
da rivayete göre Mason cemiyetinin yardimi ile Yunanistana kaçirilmis, Ali
Sefkatî bey de Fransaya kaçmistir.
Necat Mahfil-i
Muhteremi ve Himâye-i Etfâl Cemiyeti
Necat Locasi,
35 numara ve 17 Mayis 1916 tarihli "Patent" ile Istanbul'da Dr.
Ismail Hursit, Muhittin Osman Omay, Dr. Besim Zeki Dervis, Osman Tevfik, Dr.
Ismail Fehmi, Modyano Kardesler tarafindan kurulmustur. Locanin ilk Üs...
Muh...'i Ismail Hursit K... idi.
1930 senesinde kisa bir müddet için bir faaliyetini tatil etmesi disinda
1935'deki kapanisa kadar çalismis olan Necat Locasi, bugünkü adi "Çocuk
Esirgeme Kurumu" olan "Himâye-i Etfâl Cemiyeti"nin kurulusunda
öncülük etmis olan Locadir.
"Ana Çizgileriyle Türkiye'deki Masonluk Tarihi" adli kitabinda
Kemalettin Apak K... bu kurulusu söyle anlatiyor:
"Bunu, Necati Mahfilinde 1917 senesi Mart ayindaki bir celsede ilk
defa mahfilin hatibi bulunan Avukat Celâl Dervis birader ortaya atmistir ve
paçavralara sarili sefil küçük yavrucuklarin dondurucu soguklara karsi
Tüneldeki sicak hava veren menfezlerin izgaralari üzerinde bütün gün vücutlarini
isitmaga çalistiklarini anlatmistir. Bu hususta Ahmet Emin Yalman, Mustafa
Resat Mimaroglu, Servet Yesarî, Osman Tevfik biraderler de konusmuslar ve
nihayet memlekette bir çocuk himaye müessesesi kurulmasi esasi kabul
edilmistir. Ayrica bu müessesenin bir cemiyet halinde teskilâtlandirilmasi ve
bu cemiyette Masonlarla beraber her siniftan maddî ve manevî kudreti olan
sahsiyetlerin yardiminin da temin edilmesi isminin de "Himâye-i Etfâl
Cemiyeti" olmasi kararlastirilmistir.
Bütün
kuruculari Mason
Cemiyetin nizamnamesi Ahmet Emin Yalman birader tarafindan hazirlandiktan
sonra Büyük Masrik ve diger Mahfiller de yakindan alâkalanmislar ve yarisi
Necat Mahfeli azasindan olmak üzere on iki kisilik müessisler heyeti teskil
edilmistir. Bu heyete Necat Mahfilinden Avukat Celâl Dervis, Ahmet Emin Yalman,
Mustafa Resat Mimaroglu, Osman Tevfik, Servet Yesarî, Kemal Dervis biraderler
ayrilmislar, diger azaliklara da Istanbul meb'usu Haralambidi, Izmir meb'usu
Nesim Mazelyah, Sihhiyet Umum Müdürü Dr. Adnan Adivar, Atina sabik Elçisi Ahmet
Muhtar, Avukat Misel Moradunkyan ve Dr. Rasim Ferit biraderler geçirilerek
Dahiliye Nezaretine müracaat edilmis ve hazirlanan nizamname verilerek
cemiyetin ilmühaberi alinmistir.
Savas
yillarinin zorlu ortami
"Himâye-i Etfâl Cemiyeti'nin bu suretle resmen tesekkülünden sonra
Idare Heyeti Reisligine o zaman Dahiliye Müstesari bulunan Ismail Canbolat
birader, Reis Vekilligine Servet Yesarî, Muhasipligine Osman Tevfik, Umumî
Kâtiplige Meb'usan Meclisi Baskâtibi asim Çalikoglu, Muhasebeci Muavinligine de
Kâzim Refik biraderler seçilerek ve Idari Heyeti azaliklarini da diger
müessisler deruhte ederek hemen faaliyete geçilmistir.
"Birinci Umumî Harbi takip eden mütareke devresinde cemiyet reisligine
Doktor Besim Ömer Pasa birader getirilmis ve faaliyetin idamesine çalisilmis
ise de, gittikçe Anadolu'daki Subelerle irtibat kalmadigindan yardim lâzimi
veçhile genis olmak imkânini kaybetmistir. Nihayet Istiklâl Harbi sirasinda
Ankara'da, yeniden kurulan bir cemiyet halinde ve "Türkiye Himâye-i Etfâl
Cemiyeti" ünvani ile ihya edilmistir. Bu ikinci ihyaen tesis tesebbüsü de
1921 senesinde o zamanlar Hariciye Vekâleti Vekili bulunan ve evvelce Necat
Mahfilindeki ilk tesebbüste dahi müessislerden olan Istanbul Meb'usu Ahmet
Muhtar birader tarafindan yapilmistir. Ve aynen Istanbul'daki ilk cemiyetin
isim ve alâmetleri kabul edilmis, Istanbul'daki ilk merkez de Ankara'daki yeni
merkeze bagli bir sube haline getirilmistir.
Serefi Necat
M.ne ait
"Netice olarak sunu söyleyebiliriz ki, Himâye-i Etfâl Cemiyeti'nin
veya yeni adiyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nun tesisi serefiyle Necat Mahfili ve
Türk Masonlugu her zaman iftihar eder."
Bugün Çocuk Esirgeme Kurumunun tüm illerde merkezleri, birçok ilçe, bucak
ve köyde sube ve kollari vardir. Kurum, yurt çapindaki çalismalarini
destekleyen bazi imtiyazlar ve saglanan çesitli gelirlerle güçlendirilmistir.
Türkiye'nin çesitli yerlerinde çocuk yuvalari vardir. Amacina uygun yayinlar
yapar. Son yillarda Ankara'da bir kres ve bir ana okulu, Rize'de 100 kisilik yatili
yuva, Tophane'de (Istanbul) tam tesekküllü Mimar Sinan saglik merkezi açildi.
Bakirköydeki dogum evi, dogum hastanesi haline dönüstürüldü. Kurum bir de,
ilkokul çagindaki çocuklarin katilabilecegi "Kisa Pantolon Karikatür
Yarismasi" düzenledi. (Meydan - Larousse).
Selâmet
Mahfil-i Muhteremi ve Ikmal-i Tahsil Cemiyeti
Selamet Locasi,
36 numara ve 9 Ocak 1918 tarihli "Patent" ile Istanbulda, Necmettin
Tahsin, Halit Habbab, Ihsan Abidin, Mustafa Zühtü, Ahmet Vefik, Ismail Hakki,
Nazmi Dubanî, Yusuf Ziya, Ganem Ferit, Halil ve Ali Haydar Emir K.'ler
tarafindan kurulmustur. Locanin ilk Üs... Muh...'i Necmettin Tahsin K. idi.
Selâmet Locasi K.'leri, 1927 senesinde, iyi okuyan talebelere yardim amaci
ile bir cemiyet kurmuslardir. Istanbul Vilâyetinden alinan dernegin kurulus
ilmühaberinde aynen söyle denilmektedir:
Cemiyet
unvani: "Ikmal-i Tahsin Cemiyeti".
Maksad-i teskili: Parlak bir
zekâ ve kuvvetli bir istidada mâlik olan gençleri tefrik ederek istidatlari
sahasinda Türkiyedeki mekteplerde ve icabi halinde ecnebî memleketler muhit-i
irfaninda tahsillerinin ikmaline bilfiil muavenet etmek. Müessislerinin
isimleri: Reis: Ihsan Abidin, Reis-i sâni: Ibrahim Necmi (Dilmen), Kâtib-i
Umumî: Nurullah, Muhasip: Halil Vedat, Veznedar: Ruhi Vamik (Girgin), Aza:
Fahrettin Kerim (Gökay), Vedat Nedim (Tör) beyler. Beyanname
tarihi: 22 Haziran 927 Merkez-i Idaresi: Beyoglu, Cadde-i
kebirde Olivo haninda 3 numarali dairede.
Subeleri: Yoktur. Balâda unvan ve maksad-i teskili ve merkezi
idaresi ile müessislerinin isimleri muharrer cemiyet tarafindan cemiyetler
kanununun mevadd-i mahsusu mucibince makam-i vilâyete tevdi kilinan beyanname
mukabiinde isbu ilmühaber ita kilinmistir.
22 Agustos 1927 Türkiye Cumhuriyeti Istanbul Vilâyeti
Kurucularin
hepsi Mason
Dernegin merkezi olarak gösterilen adres, Dis Tabibi Ruhi Vamik Girgin
K.'in muayenehanesidir. Daha cemiyet resmen tesekkül etmeden uygun gördügü
talebelere para yardimina baslamisti. Cemiyetin azasinin artirilmasi ve yardim
saglanabilmesi için pek çok kimselere bu arada meb'uslara ve vekillere
mektuplar yazildi, ve pek çogundan olumlu cevaplar alindi. Sonradan Cemiyete
aza olan Hariciye Vekili Tevfik Rüstü'nün mektubu söyle idi:
Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekâleti
Hususi Muhterem efendim, Cemiyetimizin
yüksek gayesi hakkindaki izahati hâvi mektubunuzla melfulu olan risaleyi
maattesekkür aldim. Memlekete nâfi olan bu hayirli iste muvaffakiyyatinizi
temennî eder ve bu vesile ile de teyid-i ihtiramat eylerim efendim. 17 Tesrinsani 1927 Doktor Tevfik Rüstü
Büyük Masrik de bu tesebbüsü destekliyor ve Localara yaptigi tamimlerle
K.'leri cemiyete yardima çagriyordu. Büyük Masrik'in 15 Nisan 1928 tarihli
tamimi söyledir.
Üs... Muh... ve Az... K...'ler Selâmet Mah. Muh., pek yüksek ve pek Masonî
bir himmette bulunarak en zekî ve en müstaid çocuklar için tahsiline devam
imkânina mâlik olmayanlari okutmak gayesiyle resmen müseccel ve musaddak bir
Cemiyet teskil etmistir. "Ikmal-i Tahsil Cemiyeti" namini tasiyan bu
müesseseye kuvvet vermek ve yardim etmek her insanin ve bilhassa her Mason'un
vecibe-i zimmeti olduguna süphe yoktur. bir Mason Mahfili Muhtereminin
tesebbüsü ile Masonlugun yeni ve kiymetli bir yavrusu olarak vücuda gelen bu
cemiyet, hayatini temin edecek vesaiti de Masonlugun saf ve vefakâr sinesinden
beklemektedir. Cemiyetin azasi olmak için senede 3-24 liralik bir taahhütte
bulunmak kâfi olduguna göre her B...'in bu cemiyete aza yazilmaga sitab edecegi
süphesizdir. Mahafil-i Muhtereme, sahs-i manevilerinin de bu emrü hayre istirak
için mezkûr cemiyete sehrî muayyen birmiktar tahsis eylemeleri sayan-i temennî
dir. Bu yüksek ve kiymetdar emrü hayre her B...'in ve her Mah... Muh...'in
samimen istiraki ve bu bapta Mah... Muh...'lerce ciddî ve fiilî tesebbüsat-i
müessere icrasi ricasiyle teyid-i uhuvvet olunur Üs... Muh... ve Az...
K...'ler. Kâ... Az...
Ancak 1928 senesinin sonlarina dogru Ankarada "Türk Maarif
Cemiyeti" adi altinda bir dernek kurulur. Bu yeni dernegin de bir maksadi
"Yüksek tahsilini ikmâle maddî imkân bulamayan zekî ve çaliskan talebeye
tahsillerini bitirmek için tayin edilecek serait dahilinde muavenetta
bulunmak"tir. Bu yeni cemiyet, "Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal pasa
hazretlerinin yüksek himayeleri ile" ve "Basvekil hazretlerinin
riyaset-i umumiyelerinde" kurulmustur. B. M. M. reisi Kâzim Pasa, Basvekil
Ismet Pasa ile sekiz vekil, 210 meb'us, Erkân-i Harbiye reisi Fevzi Pasa bu
yeni cemiyetin azasi arasindadir.
Dernek
feshediliyor
Aralarinda bir çok Mason da vardir. Bunun üzerine "Ikmâl-i Tahsil
Cemiyeti" asagi karari alarak Cemiyeti kapatir:
"................. 31 Kânunsani
1928 tarihinde Ankara'da tesekkül etmis olan "Türk Maarif Cemiyeti",
cemiyetin mekasidine daha vâsi' bir sahada hâdim olmakta bulundugu cihetle
mezkûr cemiyetin faaliyetine halel vermemek üzere "Ikmali Tahsil
Cemiyeti"nin feshine Türk Kanun-u Medenîsinin 59 ve 69. maddelerine
tevfikan karar vermistir."
Selâmet Mahfilinin 1929 senesi mesaî raporu elli sene evveline ait bir
örnek olarak asagiya alinmistir:
Muhterem Kardesler, 1918 senesi ikinci kânununun onuncu gecesi
Masonluk hayatina ayak basan Mahfilimiz bu gün 12 yasini ikmal etmis
oluyor. Bu gün bir senelik mesaî
hulâsasini huzurunuza arzeden heyetimiz muhterem Kardeslerin muavenet ve
müzahereti sayesinde Mahfilimizin maddî ve manevî tekâmülü yolunda elinden
gelen gayreti sarf etmis olduguna kani bulunmaktadir. Gerek aktedilen
celselerde ve gerek tekris celselerini müteakkip verilen aile ziyafetlerinde
daima Biraderler arasinda tesanüt ve ahengin temin ve takviyesi istihdaf edilmistir.
Aile ziyafetlerimizin cazibesi yalniz Mahfil Biraderlerimiz tarafindan degil,
diger Mehafil Biraderleri tarafindan da takdirle karsilandigi gibi 1
kânunuevvel tarihinde Muhibban-i Hürriyet Mahfili ile müstereken tertib edilen
dansli çayimiz dahi intizami tam dahilinde cereyan etmis ve muvaffakiyyetli
netice vermistir. Mahfilimiz bu sene
zarfinda 24 Müptedî, 3 Refik, 2 üstat ve 2 Matem celsesi olmak üzere cem'an 31
celse akdetmistir. Muhterem Hifzi Tevfik B...'imiz tarafindan "Kant'in
felsefesi", H. Kenan B... tarafindan "Keyifçiler" ve "Cinnet
ve karakteroloji", Asim Kermenli B... tarafindan "Çocuk ruhiyyatinin
tetkikinden alinacak içtimaî neticeler" mevzulu konferanslar verilmis ve
Hüseyin Hüsnü, Moiz Benezya, Sükrü Hazim B...'ler Masonluk hakkindaki
ihtisaslarini söylemislerdir. Müptedillikten Refiklige, Refiklikten Üstatliga
terfi edecek Biraderlerin bir ilmî tez hazirlamalari bu sene bir teamül haline
getirilmistir. Sene basinda 82 aza ile
ise baslayan Mahfillimiz yeniden Tekris suretile 16, tebennî suretile 3, istifa
etmis ve müstafî addedilmis B...'leri intizama iade suretile 4 aza olmak üzere
ceman 24 B...'i sütunlarina ilâve eylemislerdir. 3 B...'in istifalarini
teessürle kabule ve 3 B...'i de devamsizliklarina mebnî müstâfî addeylemege
mecburduk. Sefik Hidayet, Moiz Fresko ve Alber Mitrani B...'lerimiz,
Kardeslerimizi kederler içinde birakarak Masrik-i Ebedîye intikal
eylemislerdir. Bu sene zarfinda 16
B...'imiz ikinciye, 7 B...'imiz üçüncü dereceye terfî eylemislerdir. Hazineye
ait raporumuz Emin-ül Hazine, Hasenat raporumuz da Emin-ül Hasenat B...'ler
tarafindan simdi okunacaktir. "Hayirli islere harcandi..." Bu raporlardan anlasilacagi veçhile
Biraderlerimiz, Masonluga karsi gösterdikleri samimî alâka ve hepetimize ibzal
buyurduklari müzaheret hisleri tahtinda hazine ile olan alâkalarini pek
muntazam bir halde olarak gelecek seneye devreyledikleri gibi, hayirli isler
görmek arzusuyla Hasenat sandigimizi da sayan-i sükran bir tarzda beslemisler
ve bu suretle bir çok yetim ve dulun sevindirilmesi imkânini
bahseylemislerdir. Hasenat sandigimizin
bu seneki varidatinin besyüz elli sekiz lira gibi mühim bir miktara balig
olmasi bize bir fikir telkin etmektedir; perakende muavenetlerden ziyade müsmir
ve neticesi hissolunabilecek tesebbüslerde bulunulmasini düsünüyoruz. "Kimsesiz
yavrular okutuluyor" Hasenat
sandiginin hikmeti vücudu dul ve yetim çocuklara yardim olduguna göre kimsesiz
zekî ve cevval yavrulari mekteplerde okutmakla hem onlara yardim etmis olacagiz
hem de biçare dul validesine evlâdinin yükünün mühim bir kismini tahfif etmekle
de muavenet etmis olacagiz. Tabiîdir ki Hasenat sandiginin bir kismini bu ise
hasretmekle beraber perakende muavenetleri tamamen kapatmis olmuyoruz. Onlarin
ifasina da mümkün mertebe gayret edecegiz. Fakat esedd-i lûzumunda bu fikrin
tahakkuku bize pek muazzez olan "Ikmal-i Tahsil Cemiyeti"nin
hatirasini da yasatacaktir. bu teklifimizin mevki-i müzakereye vaz'ini ve
tahakkukunu yeni heyet-i muvazzafinden temennî ederiz. Bu ciheti, Mahfilin ve
bilhassa intihap edilecek yeni muvazzafin B...'lerin nazari dikkatine arz ve
kendilerine muvaffakiyyetler temennî ederken heyetimizin okunan raporlarinin ve
arzedilen hesabatinin tasvibini hörmetlerimizle rica eyleriz.
-------------
BAZI SOSYAL VE KÜLTÜREL ETKINLIKLERIMIZ
21.03.1992
Ankara
Vadisinde "Ancyra Oda Orkestrasi" konseri düzenlendi.
22.03.1992
Ankara
Vadisinde agaç yontu ve resim sergisi açildi.
28.03.1992
Izmir
Vadisinde Ergun Bozkurt tarafindan "Dekoratif Türk Sanatlari Üzerinde Bir
Gezinti" konulu slayt gösterisi yapildi.
02.05.1992
Izmir
Vadisinde Bülent Yildirim, Gürhan Tümer ve Füsun Ege'nin sunduklari
"Türkiye'de Turizm ve Pamukkale" konulu konferans düzenlendi.
05.05.1992
Kardeslik
Korumuz için Ankara'da 500 çam fidesi Hemsirelerimiz ve çocuklarimizla birlikte
dikildi.
10.05.1992
Istanbul'da
Hemsirelerimiz Güçsüzler Yurdu'nu ziyaret ederek annelere ve diger güçsüzlere
gereksinimleri ile ilgili yardimda bulundular.
19.05.1992
Ankara
Ümitköy Kavakli piknik alaninda çocuklarimiz ve yakinlarimizin da
katilimlariyla bir piknik düzenlendi ve dikilen fidan sayisi 1000'e ulasti.
30.05.1992
Izmir
Vadisinde Yusuf Aydin Ay tarafindan "Zaman Içinde Izmir'de Degisen
Mekânlar ve Insanlar" konulu konferans verildi.
03.09.1992
Ankara
Vadisi tarafindan Atasülün Ortaokuluna demirbas mahiyetinde masa, koltuk, dolap
ve çesitli okul gereçleri hibe edildi.
28.09.1992
Ankara
Vadisinde "Cumhuriyet ve Yasayan Atatürk Günleri" etkinlikleri
baslatildi.
29.10.1992
Anitkabir,
es ve çocuklarimizla birlikte ziyaret edildi. Büyük Üstat tarafindan Seref Defterine
mesaj yazildi.
10.11.1992
Ankara
Vadi Evi'nde "Yasayan Atatürk" konulu bir panel düzenlendi.
10.11.1992
Izmir
Vadisinde düzenlenen Ata'yi Anma Toplantisi'nda Sadan Gökovali tarafindan
"Izmir ve Atatürk" konulu konusma yapildi.
20.12.1992
Ankara
Vadi Evi'nde Hemsirelerimizin hazirladiklari ürünlerden olusan bir kermes ve
brunch düzenlendi.
08.01.1993
Bosna
Hersek için "Insanliga Davet" kampanyasina 1.000.000 TL ile katildik.
30.01.1993
Izmir
Vadisinde Gözde Keskiner tarafindan "Kurutulmus Çiçeklerden derlenmis
Tablolar"; Ibrahim Güventürk tarafindan "Yagli Boya Tablolar";
Cahit Boyar tarafindan "Türklerde Gölge Oyunlari" konulu çalismalar
yapildi.
23.02.1993
Topluma
dönük karsiliksiz üniversite burslari baslatildi. Halen 164 ögrenciye burs
veriliyor.
27.02.1993
Izmir
Dernek binasinda Stella Arditi - Inci Tarakçioglu resim sergisi, Selim Bonfil
fotograf sergisi açildi.
07.03.1993
Ankara
Vadisinde Prof. Dr. Eralp Özgen, Prof. Dr. Ömer Lalik, Prof. Dr. Hasan Köni ve
Doç. Dr. Ünsal Yavuz'un katilimiyla "Antilaik Davranislar ve
Çözümlemeler" konulu bir panel düzenlendi. Panelden sonra Ancyra Oda
Orkestrasi konseri dinlendi.
02.05.1993
Ankara
Vadi Evi'nde Kardes ve Hemsirelerimizin hazirladiklari elisi ve diger
ürünlerden olusan bir kermes düzenledi.
15.05.1993
Ankara
Vadisinde Cansen Sönmez ve Ahmet Boyacioglu'nun suduklari "Feminizm"
konulu bir panel düzenlendi.
10.06.1993
Ankara
Vadisi'nde Texas, Dallas Arlington Locasi üyesi W. Roach Kardes,
"Amerika'daki Masonlar ve Etkinlikleri, Hastane ve Diger
SaglikHizmetleri" konulu bir konferans verdi.
09.10.1993
Ankara
Vadisinde Sahir Erman tarafindan "Laiklik ve Masonluk" konulu
konferans.verildi.
17.10.1993
Ankara'da Kardeslik Korusu II
Söleni yapildi. Dikilen fidan sayisi 1500'e ulasti.
29.10.1993
Anitkabir'e
Kades, Hemsire ve çocuklarimizin katilimiyla ikinci resmi ziyaret yapildi. Laik
Cumhuriyetimizin 70. Kurulus Yildönümü ve Atatürk'ü Anma Haftasi düzenlendi.
10.11.1993
Ankara
Vadisi'nde "Cumhuriyetin 70. yildönümünde Atatürk" konulu bir panel
düzenlendi.
11.11.1993
Izmir
Vadisi'nde Eralp Özgen tarafindan "Laikligin Bugünkü Durumu" konulu
konferans verildi.
12.11.1993
IzmirVadisinde Seza Algun Talug,
R. Altug Dilmaç ve S. Alpaslan Mater'in solist sanatçi olarak katildiklari bir
san resitali düzenlendi.
13.11.1993
Istanbul
Hidiv Kasri'nda Tunç Ünver piyano resitali düzenlendi.
16.11.1993
Izmir
Vadisinde Mason Balosu düzenlendi.
23.11.1993
Küçük
bir sanatçi için açilan saglik kampanyasina 100.000.000 TL ile katildik.
11.12.1993
Istanbul
lokalinde Remziye Alper Tanrikulu tarafindan san resitali verildi.
12.12.1993
Istanbul
Merkez binamiz salonlarinda Aydin Karlibel tarafindan piyano resitali verildi.
16.01.1994
Istanbul
Vadisinde Salvo Yesua Loya fotograf sergisi açildi.
05.02.1994
Istanbul
Vadisinde Nükhet Aksoy resim sergisi açildi.
14.02.1994
Izmir
Vadimizde, tüm geliri Dr. Behçet Uz çocuk hastanesine verilen Kutlu Payasli
konseri düzenlendi (80.000.000 TL)
26.02.1994
Izmir
Vadisinde Cengiz Onaran "Eski Izmir Fotograflari" konulu fotograf
sergisi açildi.
23.03.1994
Almanya'da
Türkçe çalisan Türkay Locasinin katkilariyla 17 yasindaki bir gencimizin
karaciger nakli Almanya'da yapildi.
26.03.1994
Istanbul
Vadisinde Ulu Önder Atatürk konulu resim sergisi açildi.
21.04.1994
Istanbul
Vadisinde Roswitha Koray resim sergisi açildi.
23.04.1994
Istanbul'da
Muntazam Türk Masonlugunun 85. Yili balosu düzenlendi.
23.04.1994
Istanbul
Vadisinde Üstün Gürtuna folklor giysileri sergisi ve resim sergisi açildi.
01.05.1994
Ankara
Vadi Evi'nde Hemsirelerimizin katkilariyla bir kermes düzenlendi.
14.05.1994
Izmir
Vadisinde Orhan Oruk, Güzin Dündar, Fatma Eye karma resim ve Ali Barutçu heykel
sergisi açildi.
11.06.1994
AnkaraVadisinde
Prof. Dr. Bozkurt Güvenç tarafindan "Türk Kimligi, Kültürel Kaynaklar ve
Sorunlari" konulu bir sohbet toplantisi düzenlendi. Konusma öncesi bir
klasik müzik dinletisi sunuldu.
26.07.1994
Gelibolu
Milli Parki yangini nedeniyle 150.000.000 TL yardim yapildi.
27.10.1994
Ankara
Vadi Evi'nde Cumhuriyet Balosu düzenlendi.
29.10.1994
Anitkabir'de,
Cumhuriyetin 71. yildönümü münasebetiyle resmi tören yapildi. Ardindan bir
panel ve kokteyl düzenlendi. Prof.Dr. Ömer Lalik'in yönettigi panele konusmaci
olarak Prof. Dr. Halime Uygur ve Prof. Dr. Gülnihal Bozkurt katildi.
10.11.1994
Ankara
Vadisinde Prof. Dr. Ünsal Yavuz ve Çetin Imir'in konusmaci olarak katildiklari
"Laik Cumhuriyet ve Yasayan Atatürk" konulu bir panel düzenlendi.
10.11.1994
Izmir
Vadisinde Prof. Dr. Murat Tuncay'in yönettigi, Prof. Dr. Altan Eserpek, Prof.
Dr. Hüsnü Erkan, Dr. Sevim Ünal'in konusmaci olarak katildiklari
"Toplumsal Bunalimlar ve Yeni Arayislar Ortaminda Atatürk'e Bakis"
konulu bir panel düzenlendi.
10.11.1994
Izmir
Vadisinde Orhan Çekiç tarafindan "Atatürk'ün Yasamindan Kesitler ve
Hazirladigi Vasiyetler" konulu konferans verildi.
12.12.1994
Izmir
Vadisinde Coskun Ertürk tarafindan "Sevme Sanati" konulu konferans
verildi.
16.11.1994
Izmir
Vadisinde Mason Balosu düzenlendi.
21.01.1995
Ankara
Vadisinde Dinçer Sümer, Tekin Özertem ve Sahin Yenisehirlioglu'nun sunduklari
"Toplumda Sanatin Önemi ve Yeri" konulu bir panel düzenlendi.
25.02.1995
Izmir
Vadisinde Ayla Aydinç ve Yurdanur Baydar resim sergisi açildi ve "Soyut
Resim" konulu konferans verildi.
01.04.1995
Izmir
Vadisinde Hüsrev Isfendiyar tarafindan gitar resitali verildi.
02.04.1995
Istanbul
Vadisinde Lale Alatli tarafindan "Aydin Insan Kimligi" konulu
konferans verildi.
02.04.1995
Ankara
Vadisinde Mustafa Tinaz Titiz tarafindan "Nedensellik ve Erdem,
Toplumumuzun Çözme Kabiliyetinin Artirilmasinda Iki Altin Anahtar" konulu
konferans verildi.
11.04.1995
Istanbul
Vadisinde Toktamis Ates tarafindan "Türkiye'nin Sorunlari" konulu
konferans verildi.
15.04.1995
Istanbul
Vadisinde Rauf Ozan yagliboya resim sergisi açildi.
22.04.1995
Istanbul
Vadisinde Aysin Feyzioglu resim sergisi açildi.
25.05.1995
"Mehmetçikle
Elele" kampanyasina 105.000.000 TL ile katildik.
28.05.1996
Izmir
Vadisinde Muzaffer Izgü ile bir sanat söylesisi düzenlendi.
30.04.1995
Ankara
Vadisinde Hemsirelerin katkisiyla bir kermes düzenlendi.
07.10.1995
Istanbul
Vadisinde Hale Çiçekdag, Filiz Demirel resim sergisi açildi.
24.10.1995
Istanbul
Vadisinde Albert Kaleora Atatürk fotograflari sergisi açildi.
20.10.1995
Istanbul
Vadisinde Zeynep Sarioglu resim sergisi ile Cemil Ilgin gemi maketleri sergisi
açildi.
25.10.1995
Izmir
Dernek binasinda Çinar Atay'in "Eski Izmir Fotograflari" konulu
fotograf sergisi açildi.
29.10.1995
Anitkabir
ziyaret edilip Ulu Önder Atatürk'ün manevi huzurunda saygi durusunda bulunuldu.
Ayni gün, Ankara Vadisinde Ünsal Yavuz, Ejder Akisik, Zafer Ilbars ve Aytül
Kasapoglu'nun sunduklari "Atatürk, Toplum ve Sanat" konulu bir panel
düzenlendi.
10.11.1995
Ankara
Vadi Evi'nde Anayasa Mahkemesi Baskani Yekta Güngör Özden tarafindan
"Atatürk Türkiyesi'nin Dünü ve Bugünü" konulu bir konferans verildi.
12.12.1995
Izmir
Vadisinde Mehmet Uluçayli tarafindan "2000 yilina girerken Toplum ve
Degisimleri" konulu bir konferans verildi.
13.12.1995
Izmir
Vadisinde Türkhan Slem tarafindan "2000 Yilina Girerken Insan ve
Degisimleri" tonulu konferans verildi.
16.12.1995
Izmir'de
Mason Balosu düzenlendi
13.01.1996
Izmir
Vadisinde Öcal Usta ve Fevzi Demir tarafindan "Insan Haklari" konulu
konferans verildi.
25.01.1996
Gülhane
Tip Akademisi'ne (GATA) çesitli hidrolik yataklar, 40 adet komple bilgisayar
sistemi, 2 adet böbrek dializ cihazi yardimi yapildi.
15.03.1996
Ankara
Hilton'da, "Baskent Oda Orkestrasi Konseri" düzenlendi.
18.03.1996
Ankara'da
Güçsüzler ve Kimsesizler Vakfi ziyaret edildi ve sunumlarda bulunuldu.
09.04.1996
Ankara'da
Emre Sen tarafindan bir piyano resitali verildi.
18.05.1996
Izmir'de
dernek binasinda Hamsirelerin de katildigi yemekli toplantida Oguz Akyüz
tarafindan "Ney Esliginde Mevlana" konulu bir dinleti sunuldu.
25.06.1996
Marmaris
Devlet Hastanesi'ne Almanya Türkay Locasi'nin katkisiyla 17.000.000.000 TL
degerinde bir bilgisayar, 1 adet oksijen çadiri ve diyaliz makinesi hediye
edildi. Ankara Vadisi tarafindan sakatlara 2 adet tekerlekli sandalye
bagislandi.
27.10.1996
Ankara,
Cumhurbaskanligi Senfoni Orkestrasi Konser Salonu'nda Ayse Taspinar tarafindan
bir piyano resitali verildi.
28.10.1996
Ankara
Vadi Evi'nde Atatürk Sergisi açildi.
28.10.1996
Ankara
Hilton Oteli'nde Cumhuriyet Balosu düzenlendi.
29.10.1996
Anitkabir
ziyaret edilip Ulu Önder Atatürk'ün manevi huzurunda saygi durusunda bulunuldu.
29.10.1996
Ankara
Vadi Evi'nde Tugyan Dinç, Üner Çakici ve Mehmet Tevfik Orbey'in konusmaci
olarak katildiklari "Atatürk Devrimleri ve Günümüzdeki Sapmalar"
konulu bir panel düzenlendi. Kenan Evren
Ilk ve Ortaokuluna 14 adet en son sistem Siemens Nixdorf marka bilgisayar
hediye edildi. Ayrica KenanEvren Ilkokulu laboratuvari ve kütüphanesi
yaptirildi. Marmaris Devlet Hastanesi'ne
6 adet ve 200.000 hastayi kontrol edecek Macintosh marka bilgisayar sistemi ile
bir adet oksijen çadiri alindi.
BAZI BÜYÜK LOCALAR
A.B.D.:
<http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm>
<http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm> Grand Lodges of
the USA: <http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm>
<http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm>
<http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm> Grand Lodge of Alaska:
<http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm>
~
<http://www.pixi.com/masonsgl/>~
<http://www.pixi.com/masonsgl/> ~Grand Lodge F&AM of Hawaii:
<http://www.pixi.com/masonsgl/>
<http://freemasonry.org/gl-ia/>
<http://freemasonry.org/gl-ia/> The Grand Lodge of Iowa A.F. & A.M.:
<http://freemasonry.org/gl-ia/>
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html>
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html> Grand Lodge
A.F.& A.M. of MA: Main:
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html>
<http://mn-mason.org/>
<http://mn-mason.org/> Grand Lodge of Minnesota, AF & AM:
<http://mn-mason.org/>
<http://members.aol.com/glofnj/index.htm>
<http://members.aol.com/glofnj/index.htm> Grand Lodge
of New Jersey: <http://members.aol.com/glofnj/index.htm>
<http://www.nymasons.org/>
<http://www.nymasons.org/> Grand Lodge of New York: <http://www.nymasons.org/>
<http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm>
<http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm> Grand Lodge of
Rhode Island: <http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm>
AVUSTRALYA
~
<http://www.ozemail.com.au/igaynor/>~ <http://www.ozemail.com.au/igaynor/> ~Grand Lodge
of Western Australia: <http://www.ozemail.com.au/igaynor/>
BERMUDA
<http://enterprise.newcomm.net/bermuda>
<http://enterprise.newcomm.net/bermuda> Freemasonry in Bermuda:
<http://enterprise.newcomm.net/bermuda>
FINLANDIYA
<http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html>
<http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html> Contact information to Grand Lodge of Finland: <http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html>
INGILTERE
<http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html>
<http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html> UK
Masonry on the Net:
<http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html>
ISPANYA
<http://www.wsite.es/gle/>
<http://www.wsite.es/gle/> íñMasonera Universal - Gran Logia de Espaa (GLE): <http://www.wsite.es/gle/>
ISVEÇ
<http://www.frimurarorden.se/>
<http://www.frimurarorden.se/> Svenska Frimurare Orden:
<http://www.frimurarorden.se/>
ISVIÇRE
<http://www.club.ch/masonic>
<http://www.club.ch/masonic> ééàç1'er site Internet suisse ddi la Franc-Maonnerie: <http://www.club.ch/masonic>
KANADA:
~
<http://vanbc.wimsey.com/samorez/>~
<http://vanbc.wimsey.com/samorez/> ~Grand Lodge of
British Columbia (Vancouver, Canada)
<http://vanbc.wimsey.com/samorez/>
<http://enterprise.newcomm.net/masonic/>
<http://enterprise.newcomm.net/masonic/> Freemasonry
in Newfoundland (Canada):
<http://enterprise.newcomm.net/masonic/>
~
<http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm>~ <http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm> ~Freemasons -
Northern Lights District (Alberta, Canada):
<http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm>
~
<http://www.hookup.net/glcanada/>~
<http://www.hookup.net/glcanada/> ~Grand
Lodge A.F. & A.M. of Canada, In The Province of Ontario: <http://www.hookup.net/glcanada/>
PANAMA
<http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html>
<http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html> áGrand
Lodge of Panam:
<http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html>
YUGOSLAVYA
<http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm>
<http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm> Regular
Grand Lodge "Yugoslavia":
<http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm>
Masonik
Hizmetler:
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html>
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html>
"Masonry
Universal" An Email Magazine:
<ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html>
<http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm>
<http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm>
Masonic
Catalogs:
<http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm>
<http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm>
<http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm> Masonic Service
Association:
<http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm>