İLK BÖLÜM MASON.ORG SİTESİNDEN DERLENMİŞTİR

 

 

HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLAR BÜYÜK LOCASI, TÜRKİYE

-------

BÜYÜK ÜSTAD MESAJI

Ebedi hayata gönderdiğimiz Büyük Üstad En Muhterem Sahir Talat AKEV Kardeşim, son mesajında Masonluğun tarihinden, düşüncelerinden ve yapısından genel olarak bahsetmişti. Masonun ve Masonluğun tanıtımında evvelce başlamış olan çalışmaları daha geniş kapsamlı değerlendiren En Muhterem Sahir Talata AKEV Kardeşimi minnet ve şükranla anarak konulara ve bazı sorulara açıklık getirmek istiyorum.

 

Mason öncelikle tarihine ve geleneklerine sahip ve sadıktır. Bu sadakat ve sahiplik, tarihin ve geleneklerin geleceğin temelini oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

 

Bu suretle Mason, şimdiki zamanın, faktör ve geleceğin temelini teşkil etmesi için tarihine ve geleneklerine dinamik yaratıcı olarak sahip ve sadıktır.

 

Bu nedenle de kendisini yenilemeye çalışır. Mason insanı, Tanrının yarattığı durumu ile, diğer deyimle her türlü taassup ve boş inançlardan, mevki, zenginlik, egositlik vb. hırslardan, ihtiraslardan, çıkarcılıktan arınmış, Akıl ve Hikmet sahibi üstün bir varlık olarak kabul eder.

 

İnsana ve insanlığa çok önem verir. İnsanlar arasında ırk, dil, din, renk gibi ayrımların bulunmadığını kabul eder, bunun için çalışır.

 

Mason herşeyden önce bulunduğu ülkenin sadık bir vatandaşıdır, yurttaşıdır. Aynı sadakat ve bağlılığı toplumun, insanın yetiştiği nüve olan aileye de gösterir. Bu nedenle daha mason olmadan önce Tanrı huzurunda yurduna ve ailesine bağlı kalacağına, onlar için elinden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğine namus ve şerefi üzerine yemin eder.

 

Mason öncelikle kendisi üzerinde çalışarak olgunluğa ulaşmak ve içinde bulunduğu toplumu yüceltmek için çaba harcar, herkesle dost olur ve hiç kimseye düşman olmaz. Hatta mason tahrik edilse bile affetmeye çalışır. Kendisine haksız hücumlarda bulunanları yumuşaklıkla doğru yola getirmeye gayret eder.

 

Mason, samimi inançla, hakiki faziletle ve doğru bilgilerle herkesin görevlerini en iyi şekilde yapabileceğini hatırdan çıkarmayarak yapılan hataları şefkatle mütalaa eder.

 

Mason düşüncesinde hürdür. Düşüncesi ve zihniyeti evrenseldir. Bunun sonucu olarak globalizasyon veya küreselleşme olarak tanımlanabilen bu düşünce hiçbir şekil ve suretle, hiçbir zaman milliyeti ortadan kaldırmaz. Ancak egoizmi, ilkelliği ortadan kaldırı. Mason milletine çok sıkı bağlıdır. Mason, toplumda demokrasiyi, hürriyeti benimser ve korur. Laik devlet anlayışına, Ulu Önder Atatürk'ün devrimlerine ve anlayışına bağlıdır ve bunları korumayı da zorunlu görev sayar.

 

Masonluk asırlardır devam eden evrensel düşünceye sahip bir yapıdadır. Asırlar boyunca devam eden gelişmelere, değişimlere rağmen masonluk hayatiyetini muhafaza etmektedir. Bu da masonluğun bir yaşam biçimi olduğunun kanıtıdır. Yirmibirinci asırda dünya küçülmüştür ve belki de ileri çağlarda galaksiler de küçülecektir. Ancak bu küçülmeler arttığı oranda insanın, insanlığın ve insan hak ve özgürlüklerinin de evrenselleştiği bir gerçektir. Bu suretle insanlık zaman içinde ortak bir şuura sahip olacaktır. Dolayısıyla da masonluk bugüne kadar var olduğu gibi yine de var olacaktır.

 

Demir SAVAŞÇIN

Büyük Üstad

-------

MASONİK İŞARETLER(Özel arşiv)

 

 

-------

Büyük Üstat bildiri ve röportajları:

 Büyük Üstat Mesajı (16 Ocak 1996 Milliyet Gazetesi)

 Büyük Üstat Mesajı'nın basındaki yankıları

 

 Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile röportaj (Yeni Asır Gazetesi, 13 Aralık 1992)

 Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile röportaj ( Hürriyet Gazetesi, 14 Kasım 1993)

 Büyük Üstat En Muh:. Can Arpaç ile röportaj (Panorama Dergisi, 1 Aralık 1993, Sayı 34)

 Büyük Üstat En Muh:. Orhan Alsaç ile röportaj (Sabah Gazetesi Pazar Eki, 10 Şubat 1991, Sayı 75)

 Büyük Üstat En Muh:. Orhan Alsaç ile röportaj (Hürriyet Gazetesi, 24 Aralık 1989)

 Büyük Üstat En Muh:. Hayrullah Örs ile röportaj (Miliyet Gazetesi, 28 Ağustos 1972)

 

  Mason ve Masonluk üzerine

  Masonluk nasıl bir topluluktur?

  Masonluk insana neler öğretir?

  Laiklik ve Masonluk

  Masonluk ve özgür düşünce

  Masonluk sırları, ketumiyet ve susmanın fazileti

  Masonluk aleyhtarı akımlar

  Neden ritüel?

  Semboller

  Yalnız erkekler için

  Ünlü Masonlar

 Tanınmış Türk Masonları

 Dünyadan bazı ünlü Masonlar

 

  Türkiye Masonluk tarihi

  Masonluk tarihinden

 

   Cevdet Paşa Tarihi'nde Masonluk

 Sultan V. Murad'ın Masonluğu hakkında belgeler

 Necat Mahfil-i Muhteremi ve Himâye-i Etfâl Cemiyeti

 Selâmet Mahfil-i Muhteremi ve İkmal-i Tahsil Cemiyeti

 

  Bazı sosyal ve kültürel etkinliklerimiz

  Masonik Web siteleri

 

 -------------

Büyük Üstat Mesaji

16 Ocak 1996 tarihli Milliyet Gazetesinde yayinlanmistir

Ülkemizde zaman zaman Masonluga karsi dile getirilen asla hak etmedigimiz görüs ve düsünceler, gerçeklerden çok uzak hatta karalamalar seklinde oldugu halde, her insanin düsüncelerini özgürce söyleyebilmesi gerektigine içtenlikle inandigimiz için, âninda cevaplamak ve polemiklere girmek yerine, konuyu büyük çogunlugunun sag duyu sahibi olduguna inandigimiz vatandaslarimizin degerlendirmesine birakmak, özenle uygulamaya çalistigimiz geleneksel bir davranistir. Bu arada degerli Basin ve Yayin kuruluslarimizin Masonluk konusuna objektif olarak yaklasimlari ve sorulari da, yeri geldikçe içtenlikle degerlendirilip, dogru olarak cevaplandirilmistir.

Ancak son günlerde bazi çevreler, Masonluk hakkinda her türlü hatali görüs ve söylentilerin sinirlarini da asarak bir siyasi parti baskaninin Mason oldugu iddiasindan yola çikip, konuyu bir Masonluk suçlamasi biçiminde ve adeta bir hakaret gibi ele almislardir. Bu nedenle kurulusundan bu yana geçen üçyüz yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dinî inançlarina saygi duyan Masonlugun ne olup, olmadigini bir kez daha anlatmak geregi duyulmustur.

Büyük Locamizin bu davranisi, su veya bu kisinin üyemiz olup olmamasi açisindan degil, Masonluk yolunda olmanin bir suçlama veya hakaret sayilmayacagi açisindan önemlidir.

1. MASONLUGUN AMACI VE GIZLILIK KONUSU

Masonlugun amaci, bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi, insan kisiliginin yüceltilmesi, insanligin özgürlük ve baris içinde gelismesidir. Bu nedenle Masonluk utanilacak birsey degil, onur duyulacak bir yasam biçimidir. Çünkü Masonluk, içimizdeki erdemlerin ve insaniyetin disaridan görülür hale gelmesidir. Ama bütün kusurlarimizdan arinmak, ne yazik ki olanaksizdir. Kendini bilen hiç kimse "Ben kusursuz tam ve mükemmel bir insanim" diyemeyecegi için; Masonluga gönül verenler de "Ben Masonum" dememeye ve baskalarinin Masonlugu hakkinda konusmamaya özen gösterirler. Bu davranista bir gizlilik, bir korku degil; bir kendini bilme, bir alçak gönüllülük saklidir. Kaldi ki Türk Masonlugu gizli bir dernek degildir. Ülkemizin dernekler yasasina göre kurulmustur. Lokallerimizin adresleri bellidir. Kapilarimizda adimiz yazilidir. Bütün kayitlarimiz Devletimizin denetimine açiktir.

2. DISA BAGIMLILIK IDDIASI

Türk Masonlugu, görevlileri üyelerimiz tarafindan iki yilda bir seçilen Büyük Locamiz tarafindan ülkemizin yasalari dogrultusunda yönetilir. Diger ülkelerdeki Masonik kuruluslarla idari veya parasal açidan hiç bir baglantisi yoktur. Iliskilerimiz ayni insanlik gayesine yönelenlerin birbirlerini tanimalari düzeyindedir.

3. DIN VE POLITIKA

Evrenin Ulu Yaradani dedigimiz Yüce Allah'a inanmayanlar aramiza giremezler. Kardeslerimiz dini inançlarinda ve ibadetlerinde serbesttirler.

Toplantimiza Kutsal kitaplar açilarak baslanir.

Dinler tartisma konusu yapilamaz.

Masonluk politik bir kurulus da degildir. Demokrasinin benimsendigi ülkelerde Masonluk çok saygin bir kurulustur.

Masonluk adi altinda hiç bir politik veya toplumsal eyleme katilinamaz. Kardeslerimiz diledikleri partilere girebilirler, görev alabilirler ancak lokallerimizde politik tartismalar yapilamaz.

Politik görüsleri ne olursa olsun, her Türk Masonu Atatürk ilkelerini korumakla, Lâik Cumhuriyetimizin yasalarina uymakla, vatanimiza sadakatle ve ülkemizin yararlari için çalismakla yükümlüdür.

4. MASONIK SIR VE DAYANISMA

Masonik sirlar, eski duvarci ustalarinin yapi san'atina dönük bilgileri idi. Bugünün teknolojisinde, yapi san'ati sir olmaktan çikmistir. Ancak ilkelerini efsaneler ve semboller araciligi ile anlatmaya çalisan Masonlukta; insan hayatinda siki agizliligin önemini vurgulamak ve kurucularimiz dedigimiz duvarci ustalarinin anisini yasatmak için bazi kelime ve isaretlerden olusan sembolik bir sir kavrami vardir.

Masonik dayanisma ise, ögrenim çaginda ayni okuldan, askerlikte ayni devreden, sporda ayni kulüpten olan insanlar arasindaki arkadaslik ve dayanismadan farkli degildir.

5. SIYONIZM YAKISTIRMASI

Masonluk politikayla ugrasmadigi gibi, ne Siyonizmle ne de herhangi bir siyasi akimla ilgisi yoktur. Kaldi ki, Yahudi olmayanlari bünyesine almayan Siyonizm, 1897'de Filistin'de düzenledigi kongre ile dünyanin dikkatini çekmis, 1948'de Israil Devletinin kurulusu ile hedefine ulasmistir.

Masonlugun kökleri ise 900-1000 yillarindan bu yana yapi san'ati ile ugrasan duvarci ustalarina kadar uzanmaktadir. Ilkeleri de Siyonizmin sesini duyurmasindan çok önce: 1717'de kaleme alinmistir. Görülecegi gibi zaman tüneli içinde bile Siyonizmle Masonluk yan yana degildir.

6. "TOPLUMA NE KATKINIZ VAR?" SUALI

Masonlar agirlikli olarak egitim alaninda topluma katkida bulunmaya çalisirlar. Kardeslerimizin veya Localarimizin okuttugu bir çok ögrenci ve yaptirdiklari okullar vardir. Kizilay, Çocuk Esirgeme Kurumu <t33.html>, Veremle Savas, Yesilay, Cüzzamla Savas, Kanserle Savas, Kalp Vakfi, Sev Vakfi, Insanlik Vakfi, Ankara Trafik Hastanesi gibi kamu yararina çalisan kuruluslarin temelinde halen yöneticileri arasinda da kardeslerimiz veya eslerimiz bulunmaktadir. Ve bu hizmetler yapilirken sag elin verdigini sol elin bilmemesine özen gösterilir. Büyük Locamiz da olanaklari ölçüsünde maddi durumu bozuk ama erdemli ve basarili gençlere karsiliksiz üniversite bursu vermekte; dogal felaketlere, saglik hizmetlerine, Milli Savunmamiza dönük Vakiflara, sehit ailelerine, soykirimina ugrayanlara yardim elini uzatmaya ve yurdumuzu agaçlandirma kampanyalarina katilmaya çalismaktadir. Ancak bizim için en önemlisi; Masonik ilkelerin dogrultusunda her gün biraz daha iyi insan olma çabamizin karanlikta kalan insanlar için bir isik olabilecegi umududur.

7. HUKUK VE AHLAK KURALLARINA TERS DÜSEN KISILER MASON OLABILIR MI?

Temel prensiplerimiz uyarinca, Hür Masonluk ahlâk saglamliligini sart kosar. Arasina alacagi kisiler için bu niteligi en basta gelen ilke olarak kabul eder. Erdemli olmayan kimselerin aramiza girmemelerine özen gösterilir.

Bütün dikkatimize ragmen sizmalar olursa, bunlarin Türk adaleti karsisinda yüz kizartici suçlardan mahkumiyetlerinin kesinlesmesi halinde tüzüklerimiz uyarinca derhal kayitlari silinir.

8. TARIH BOYUNCA MASONLUGU KÖTÜLEMEYE ÇALISANLAR KIMLERDIR?

Masonluga gönül verenler dünyanin her tarafinda barisin, özgürlügün, insan haklarinin, demokrasinin ve lâik düzenin savunucusu olduklari için; bu kavramlarin karsisinda yer alan diktatörler, naziler, fasistler ve komünistler ve her inançtan bagnaz dinciler ve inançsizlar Hür Masonluga karsi daima cephe almislardir.

9. ASILSIZ SUÇLAMALAR KARSISINDA HUKUKI DURUMUMUZ

Lâik Cumhuriyetimizin Dernekler Kanunu'na göre kurulmus ve üyeleri saygin kisilerden olusan Mason Dernegimiz ve Masonluk hakkinda, Türk kamu oyunda yanlis ve kötü bir imaj yaratmaya çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa insanlarin kardesçe yasamalari gerektigine inandigimiz için simdilik hukuki yollara basvurmuyoruz.

10. SON SÖZ VE ÜNLÜ TÜRK MASONLARINDAN BIR KAÇI

Masonlugu bir suç gibi göstermeye ve kötülemeye çalisanlari yakin geçmisimize bakmaya davet ediyoruz. Büyük Devlet adamlarimiz Keçecizade Fuat Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa Sadrâzam Kardeslerimizin, Plevne Kahramani Gazi Osman Pasa Kardesimizin, Çocuk Esirgeme Kurumu <t33.html>'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa Kardesimizin; ünlü sair ve yazarlarimizdan Namik Kemâl, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, öZiya Gkalp <l22.html> ve Ömer Riza Dogrul Kardeslerimizin; degerli Seyhülislâm Hayri Efendi ve Musa Kâzim Efendi Kardeslerimizin ülkemize, insanliga ve Masonluga hizmet etmis, serefli ve seçkin kardeslerimizden bir kaçi olmalari karsisinda Masonluk suç mudur? Fazilet midir? kararini vermeleri için onlari vicdanlari ile basbasa birakiyoruz.

Ve son olarak, bugün aramizda bulunan pek çok kardesimizi, bizden sonraki kusaklarin ülkemize ve insanliga hizmet etmis kisiler arasinda sevgiyle, saygiyla anacaklarini söylemek istiyoruz.

Evrenin Ulu Yaradani ülkemizden barisi, özgürlügü aydinlik günlerde kardesçe ve insanca yasamayi eksik etmesin.

Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi Dernegi

 

Milliyet Gazetesi'nde yayinlanan dis âleme yönelik Büyük Üstat Mesaji'nin basindaki yankilari    "MASON RESMI" FOTOMONTAJ ÇIKTI

Hakan SANLITÜRK - ANKARA 17 Ocak 1996, Milliyet

ANAP Genel baskani Mesut Yilmaz'in gazetelerde yayinlanan ve Mason oldugunu gösterdigi öne sürülen resminin fotomontaj oldugu ortaya çikti. Yilmaz'in avukati Erden Arisoy, Mason iddialarinin gerçekdisi oldugunu, Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi'ndan gazetelerde yayinlanan fotograflarin aslini alarak ortaya çikardi.  24 Aralik seçimleri öncesi Sabah, Takvim, Ates ve Milli Gazete'de Mesut Yilmaz'in Mason oldugu yönündeki haber ve resimler yayinlanmis, iddialarin özellikle ANAP'a muhalefet eden gazetelerde yeniden gündeme getirilmesine sert tepki gösteren Yilmaz, hesap soracagini belirtmisti.  Yilmaz'in "Mahkemede hesap soralim" talimatini verdigi avukati Erden Arisoy, öncelikle Sabah, Ates, Takvim ve Milli Gazete aleyhine "Gerçek olmayan, kamuoyunu yaniltan, güncelligini kaybetmis, seçim yasaklarini ihlal eden yayinlar kisilik haklarina saldiridir" saviyla Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde toplam 31 milyar liralik dava açti. Daha sonra, gazetelerde çikan resmin asilsiz oldugunu ortaya çikarmak için harekete geçen Arisoy, bu amaçla Hür ve Kabuledilmis Masonlar Büyük Locasi'ndan fotografin aslini istedi. Loca'nin verdigi asil fotografta Yilmaz'in bulunmadigi görüldü. Loca'dan Genel sekreter Oryal Güventürk ve Genel Baskan Can Arpaç imzasiyla gönderilen 12.1.1996 tarihli yazida, "Belirtilen davaci A. Mesut Yilmaz'in Çankaya veya baska bir locada halen üye olmadigi gibi dernegimizin kayitlarinin tetkikinde, hiçbir zaman dernegimize üye olmadi" ifadeleri yer aldi.

 

MASONLAR KENDILERINI ANLATMA GEREGI DUYDU

17 Ocak 1996, Yeni Yüzyil

Ankara - Merkezi Istanbul'da bulunan Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi, dün bir gazete ilani vererek masonlugu tanitti. Milliyet gazetesine verilen ilanda, masonlugun, siyonizm ya da baska bir siyasî akimla ilgisi bulunmadigi kaydedildi.  Özellikle bazi çevrelerin, bir siyasî parti baskaninin mason oldugu yolunda iddialar ortaya attigi belirtilen ilanda, bu çevreler tarafindan masonlugun adeta bir "hakaret" gibi ele alindigina isaret edildi. "Bu nedenle, kurulusumuzdan bu yana geçen 300 yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dinî inançlarina saygi duyan masonlugun ne olup olmadigini bir kez daha anlatmak geregi duyulmustur" dendi.  Masonlugun amaci ve gizlilik konusunun degerlendirildigi ilan metninde, masonlarin amacinin, bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi oldugu kaydedildi.  Masonlugun gizliliginin korkudan degil, kendini bilme ve alçakgönüllülükten kaynaklandigina isaret edilen ilanda, mason lokallerinin adreslerinin belli oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi belirtildi. Bunlarin bütün kayitlarinin devlet denetimine açik oldugu bildirilen ilanda, masonlarin bütün dinlere saygi duydugu, insan haklari ve barisin savunucusu olduklari için bu inanç karsisinda olanlarin masonluga cephe aldiklari öne sürüldü. Masonlugun, ne siyonizm, ne de baska bir siyasî akimla ilgisi bulunduguna isaret edilen ilanda, masonluk ilkelerinin, siyonizmin sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi belirtildi.  Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Locasi'nin Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu kaydedilen ilanda, "Mason Dernegimiz ve Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda yanlis ve kötü bir imaj yaratmaya çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa, insanlarin kardesçe yasamalarina inandigimiz için, simdilik hukuki yollara basvurmuyoruz" dendi.  Ünlü masonlarin birkaçi  Ilanda, "Son söz ve ünlü Türk masonlarindan birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet adamlarindan Keçecizade Fuat Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Plevne Kahramani Gazi Osman Pasa, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü sair ve yazarlardan Nâmik Kemal, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Ömer Riza Dogrul, seyhülislamlar Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin insanliga ve Masonluga hizmet ettikleri kaydedildi. (aa)

 

MASONLAR GÜN ISIGINDA

17 Ocak 1996, Türkiye

Ankara - Merkezi Istanbul'da bulunan "Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi", dün bir gazete ilani vererek, "Masonlugu" tanitti. Ilanda, masonlugun, siyonizm ya da baska bir siyasi akimla ilgili bulunmadigi kaydedildi. Özellikle bazi çevrelerin, bir siyasi parti baskaninin mason oldugu yolunda iddialar ortaya arttigi belirtilen ilanda, bu çevreler tarafindan masonlugun adeta bir "hakaret" gibi ele alindigina isaret edildi. Ilanda, "Kurulusumuzdan bu yana geçen 300 yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dini inançlarina saygi duyan masonulgun ne olup olmadigini bir defa daha anlatmak geregi duyulmustur" denildi.  "Devlet denetimine açigiz"  Masonlugun amaci ve gizlilik konusunun degerlendirildigi ilan metninde, Masonlarin amacinin, bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi oldugu kaydedildi. Masonlugun gizliliginin korkudan degil, kendini bilme ve alçak gönüllülükten kaynaklandigina isaret edilen ilanda, mason lokallerinin adreslerinin belli oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi belirtildi. Bunlarin bütün kayitlarinin devlet denetimine açik oldugu bildirilen ilanda, Masonlarin bütün dinlere saygi duydugu insan haklari ve barisin savunucusu olduklari için bu inanç karsisinda olanlarin Masonluga cephe aldiklari öne sürüldü.  Masonlugun, ne siyonizm, ne de baska bir siyasi akimla ilgisi bulunduguna isaret edilen ilanda, Masonluk ilkelerinin, siyonizmin sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi belirtildi.  "Hukuki yola basvurmuyoruz"  "Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Locasi"nin Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu kaydedilen ilanda, "Mason dernegimiz ve Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda yanlis ve kötü bir imaj vermeye çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa, insanlarin kardesçe yasamalarina inandigimiz için, simdilik hukuki yollara basvurmuyoruz" denildi.  "Ünlü Türk Masonlari"  Ilanda, "Son söz ve ünlü Türk masonlarinda birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet adamlarindan Keçecizade Fuat Pasa, Âli Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü sair ve yazarlardan Nâmik Kemal, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökâlp ve Ömer Riza Dogrul, seyhülislam Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin insanliga ve Masonluga hizmet ettikleri kaydedildi.

 

HOSGÖRÜ VE MASONLUK

Nail GÜRELI 19 Ocak 1996, Milliyet

Basinda simdiye kadar görülmemis bir ilan sali günü Milliyet'te yayinlandi. Türk Masonlugu ilk kez kendini kendi agzindan tanitma yoluna gidiyordu. O Türk Masonlugu ki, simdiye kadar her türlü suçlamaya karsi sessiz kalmisti. Bu sessiz kalis, yeni suçlamalara yol açsa da yine ses vermemeye özen göstermisti.  Ama son bir iki yildir, Türk Masonlarinin kendilerini tanitma yolunda bazi arayislar içinde oldugu hissediliyordu. Örnegin, üniversite ögrencilerine verdikleri burslar hakkinda haberler yayinlaniyor, genel kurul denilebilecek toplantilari kismen basina açiliyor, heyet halinde Anitkabir'i ziyaret ediyorlar, dogal afetlerde açilan yardim kampanyalarina Mason Dernegi adiyla katiliyorlardi.  Ilk kez yayinlanan "tanitim" ilanina ise, son genel seçim öncesinde ANAP lideri Mesut Yilmaz'a yöneltilen "Mason" suçlamasinin neden oldugu anlasiliyor. Elbet ilanda Yilmaz'in adi anilmiyor ve ilanin bu amaçla verilmedigi de belirtiliyor. Masonlar, konunun "bir Masonluk suçlamasi biçiminde ve adeta bir hakaret gibi" ele alinmasina karsi çikiyorlardi.  Masonlarin, kamuoyuna birinci agizdan kendilerini tanitici bilgi vermeleri, bizce yararli bir açilim sayilabilir. Yine fanatik ve bagnaz karsitlar, Masonluk aleyhinde akillarina geleni söyleyecekler, Mason sözcügünü bir suçlama araci olarak kullanmayi sürdüreceklerdir. Ama, Masonlugun kapaliligini, gizlilik olarak gösterip, bu tarafini elestiren ve bilgi vermedikleri için her türlü suçlamayi hakettigini sananlarin elinden bu silahlari alinmis olmaktadir. Çünkü, Masonlar amaçlarini ve ne olup ne olmadiklarini resmen açikliyorlar.  Biz bu açiklamalar arasinda bir noktanin altini çizmek istiyoruz. Söz konusu ilanin bir yerinde "Evrenin Ulu Yaradani dedigimiz Yüce Allah'a inanmayanlar aramiza giremezler. Kardeslerimiz dini inançlarinda ve ibadetlerinde serbesttirler" deniliyor.  Bu durumda, yillar yili hemen her vesileyle Masonlara yöneltilen "dinsiz" suçlamasi boslukta kaliyor.  Elbet yine bu "resmi" açiklamalari görmezden gelip, Masonluga suçlamalar yöneltecek, bazi kisileri karalama sifati olarak "Mason" sözcügünü kullanacak pesin hükümlüler ve maksatlilar çikacaktir. Ugur Mumcu'nun deyisiyle "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar" ortadan kalkmayacaktir.  Biz bu durumda, büyük gösterilerle "hosgörü" kampanyalari açanlarin düsüncelerini ve tavirlarini merak ediyoruz.  Kemalistlerle Islâmci kesimin hosgörü içinde bir arada yasamasini isteyenler, hosgörü adina ellerini biribirlerine kenetleyenler acaba Masonluga karsi da hosgörü hakki taniyorlar mi?. Masonluga hosgörüyle mi, düsmanlikla mi bakiyorlar? Eger hosgörüyle bakiyorlarsa, her iki kesimden de zaman zaman Masonluga sablon halinde, hosgörüden ve bilgiden yoksun olarak yapilan suçlamalar necilik oluyor? Mason sözcügünü bir hakaret bir suçlama olarak kullanmak niye?  Bakalim bundan sonra hosgörü ve sevgi havarilerinin tavri ne olacak?

 

HAKARET

TURNIKE  Semih GÜNVER Em. Büyükelçi 22 Ocak 1996, Cumhuriyet

Mesut Yilmaz, Refah Partisi'nin gerçeklere uygun olmayarak kendisinin Mason oldugunu iddia etmis oldugunu ve böylece hakarete ugradigini açiklamis ve Necmettin Erbakan kamuoyu önünde bu hatasini itiraf ederek özür dilemedikçe Refah lideri ile müzakere masasina oturmayacagini açiklamisti. Bu garip görünen alinganlik karsisinda hayrete düsmüstüm.  Sahsen ne Masonum, ne Lionum, ne Rotarienim. Bu Derneklere karsi herhangi bir önyargim da yok. Siyasi partilerle üyelik iliskim olmadi. Hiçbir partinin taraftari veya düsmani degilim. Özgürlügü seviyorum. Yarim asira yakin memuriyet hayatinin disiplinini yasadiktan sonra emeklilikle nihayet özgürlügüme kavustugumu saniyorum. Ve bu konuda ödün vermeye niyetli degilim.  Bu nedenle düsüncelerimi rahatlikla yaziyorum. Refahlilarin herhangi bir vatandasimizi Mason olmakla suçlayip hor görmelerine haklari yoktur.  Masonlar, Lionlar ve Rotarienler arasinda pek çok dostum var. Toplantilarina ara sira beni de davet ederler. Birlikte yenilen ögle yemeklerinden sonra üyelere eski anilarimi ve mesleki görüslerimi anlatma firsatini bulurum. Bu topluluklara üye olabilmek için ilk aranilan sart ahlak ve fazilet sahibi olmaktir. Bu kuruluslar siyaset yapmazlar, din istismarindan kesinlikle uzak kalirlar. Yardimlasma esas gayelerinden birisidir. Alçakgönüllüdürler. Yaptiklari ile övünmezler. Gizlilik tevazularinin ifadesidir.  "Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Loca Dernegi"nin Milliyet gazetesinde çikan son ilanini dikkatle okudum. Dogrulari anlatiyorlardi. Fakat bence buna o kadar da lüzum yoktu.  Mesut Yilmaz olayinda Refahlilar haksizlik etmislerdir. Kendilerini anlayisla karsilamak olanaksizdir. Mesut Yilmaz da Mason uldugu iddiasinin bir hakaret oldugunu ileri sürmekle aceleci davranmistir. Masonsunuz veya degilsiniz. Bu kimseyi ilgilendiremez. Kaldi ki birakiniz, tarihimizde mason olan büyük devlet adamlarimizi, bugün de her meslekten pek çok insan, siyasetçi, sanatkâr, kanunlarimiza uygun sekilde kurulmus olan ve çalismalarini sürdüren bu Derneklerin serefli üyeleridir. TBMM'nin üyesi milletvekillerimizin arasinda da mason olan önemli kisiler mevcuttur. Mesut Yilmaz Masonlugu hakaret telâkki etmekle istemeyerek siyaset alaninda pek çok arkadasini kirmaktadir.  Son iki Erbakan-Mesut Yilmaz konusmalarinda bu konunun da daha gerçekçi bir yaklasimla ele alinmis görünmesi, firtinanin dindiginin bir isareti gibidir. Biz de simdilik bu kadarla yetinelim.

 

GAZETE ILANIYLA MASONLUK TANIMI

17 Ocak 1996, Siyah Beyaz

Haber Merkezi - Merkezi Istanbul'da bulunan Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi, bir gazete ilani vererek, "Masonlugu" tanitti. Ilanda, masonlugun, siyonizm ya da baska bir siyasi akimla ilgisi bulunmadigi kaydedildi.  Özellikle bazi çevrelerin, bir siyasi parti baskaninin Mason oldugu yolunda iddialar ortaya attigi belirtilen ilanda, bu çevreler tarafindan masonlugun adeta bir "hakaret" gibi ele alindigina isaret edildi. Ilanda, "bu nedenle, kurulusumuzdan bu yana geçen 300 yil boyunca siyasetle ugrasmayan ve insanlarin dini inançlarina saygi duyan masonlugun ne olup olmadigini bir kez daha anlatmak geregi duyulmustur" denildi.  Masonlugun amaci ve gizlilik konusunun degerlendirildigi ilan metninde, Masonlar'in amacinin, "Bütün insanlar arasinda dostluk ve sevgi baglarinin güçlenmesi" oldugu kaydedildi.  Masonlugun gizliliginin korkudan degil, kendini bilme ve alçak gönüllülükten kaynaklandigina isaret edilen ilanda, Mason lokallerinin adreslerinin belli oldugu ve kapilarinda isimlerinin yazildigi belirtildi. Bunlarin bütün kayitlarinin devlet denetimine açik oldugu bildirilen ilanda, Masonlarin bütün dinlere saygi duydugu, insan haklari ve barisin savunucusu olduklari için bu inanç karsisinda olanlarin Masonluga cephe aldiklari öne sürüldü.  Masonlugun, ne siyonizm, ne de baska bir siyasî akimla ilgisi bulunmadiginin vurgulandigi ilanda, Masonluk ilkelerinin, siyonizmin sesinin duyulmasindan çok önce kaleme alindigi belirtildi.  Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Locasi'nin Dernekler Kanunu'na göre kuruldugu kaydedilen ilanda, "Mason dernegimiz ve Masonluk hakkinda Türk kamuoyunda yanlis ve kötü bir imaj yaratmaya çalisan gerçek ve tüzel kisiler hakkinda yasal haklarimiz oldugunu çok iyi bilmemize ragmen, görüsleri farkli da olsa, insanlarin kardesçe yasamalarina inandigimiz için, simdilik hukuki yollara basvurmuyoruz" denildi. Ilanda, "Son söz ve ünlü Türk masonlarindan birkaçi" basligi altinda da, büyük devlet adamlarindan Keçecizade Fuat Pasa, Ali Pasa, Mithat Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Plevne Kahramani Gazi Osman Pasa, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kurucusu Tip Profesörü Besim Ömer Pasa, ünlü sair ve yazarlardan Namik Kemal, Ziya Pasa, Sinasi, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Ömer Riza Dogrul, seyhülislam Hayri Efendi ve Musa Kazim Efendi'nin insanliga ve Masonluga hizmet ettikleri kaydedildi.

 

MASON MESUT

ÇIMDIK 19 Ocak 1996, Kayseri Günlük

RP Mesut YILMAZ'i, seçim meydanlarinda mason olmakla suçladi.  Seçimlerden sonra da, Mesut YILMAZ, bu partiden, kendisine mason suçlamasi ile hakaret edildigi gerekçesi ile, hükümet kurma çalismalarina baslayabilmek için bu konuda özür dilenmesini istedi.  Sonunda Erbakan Hoca Mesut'dan özür dilemedi ama, hükümet kurma çalismalarinda da görüsmeyi baslatti.  Hani bir fikra vardir.  Padisah, Incili Çavus'a "Öyle bir sey yap ki, özürün kabahatindan büyük olsun" demis.  Bunun üzerine Incili Çavus, bir gün padisahla yolda giderken bir parmak atmis.  Padisah hiddedlenerek "n'oluyor? diye sorunca Incili Çavus cevabi yapistirmis: "Özür dilerim Padisahim, hanim sultan sandimdi da...."  Mason'lugun ilkelerini bilmeden, kendisine mason denilmesini hakaret sayan Mesut YILMAZ'in davranisida ayni boyutta.  Özürü, kabahatinden büyük...  Yillardir mason cemiyetleri üzerine yazilmis çizilmistir.  Hatta bu demek, dinsizler cemiyeti olarak gösterilmeye gayret edilmistir.  Cumhurbaskani Süleyman Demirel'e Adalet Partisi genel baskani oldugu dönemlerde, belki de baski yapilarak, bu dernekten istifa etmesi saglanmistir. "Size dinsiz derler" denilerek, istifa ettirilmesi mümkündür. Ne var ki, masonlugun dinsizlikle bir ilgisi yoktur.Çünki, bu dernege üye olabilmenin birinci sarti, Allah'in varligina ve birligine inanmaktir ve bu dernekte iki sey tartisilmaz.  Birincisi din...  Ikincisi, siyasi görüsler...  Bu dernegin çatisi altinda, bu iki kavramin tartisilmasina ve hatta konusunun bile açilmasina izin verilmez.  Her üye, dini ve siyasi görüslerinde serbesttir ve sadece bu çati altinda bu konulari açamaz ve tartisamaz.  Temel amaci, önce insanin kendisini yüceltmesi ve birbirine karsi saygi ile ve sevgi ile davranmasidir. Yardimlasmadir. Toplumun çikarlari için çalismaktir. Bu çikarlar için çalisirken de, siyaset yapmamak ve dini istismar etmemek esastir.  Bu dernegin geçmisinde çok büyük islam alimlerinin ve devlet adamlarinin oldugu bilinmektedir.  Bu dernege üye olan insanlardan hiç birinin Türkiye'ye zarar verdigi görülmemistir.  Her nedense, birileri, birilerini suçlarken illa ki "Mason" olmakla suçlayacak ve bundan bir çikar saglamaya çalisacak.  Bunu ancak, RP gibi bir parti yapabilir, karsiliginda da bu dernegin yapisindan ve ilkelerinden habersiz olan Mesut Yilmaz çikar ve "Bana mason diyerek hareket ettiler..." diyebilir.

 

REFAHLI MASON

KULIS Baha KIVANÇ 25 Ocak 1996, Siyah Beyaz

Kardesim Taha'nin yazacak konu bulamadigi zamanlarda sarildigi Masonlar konusu, ailemizin rezil olmadigi alan sayisini artirma icraatindan baska bir sey degil.  Yavrum Taha, neye elini atsan, dökülüyor, yani rezil olmadigimiz bir Mason camiasi kalmisti, onlari da kendimize güldürdün ya, helal olsun sana.  Simdi efendim, nereden geliyor bizim birader Taha'nin Mason düsmanligi, önce biraz onu açayim. Daha önce de size söz etmistim, ailemizin köklerini olusturanlarin büyük bir bölümü Ittihat Terakkici'dir. Bu cemiyetin hemen hemen bütün üyeleri gibi, bizim büyüklerimiz de Masondu. Bunda gizlenecek saklanacak bir sey görmüyorum.  Ben sahsen mason degilm. Amma velakin su an ailemizin için de de masonlar vardir, fakat ben bunlarin isimlerini kendi rizalari olmadan açiklamaya mezun degilim. Ancak kendileri isterlerse açiklayabilirler. Hepsi de dinine bagli Müslüman insanlardir.  Taha ailemizin bu özelligini bilir ve aileyi her seyiyle reddettip inandigi herseye saldirdigi için bundan Masonlarin da paylarina düseni almasi kadar dogal birsey olamaz.  Taha, yazilarinda kulaktan dolma Masonluk bilgileri kullandigi için herkesi güldürür.  Bildiginiz gibi Masonluk tamamen erkeklere özgü bir cemaattir. Ama, Taha'nin her konuda oldugu gibi, bu hususta da bilgileri sig ve kit oldugu için, bir yazisinda, kadin bir Mason buldugunu dahi yazabilmistir.  Benim amonyakli sivi vim zekali kardesim Taha, Masonlarin dinsiz oldugunu zanneder, tabii bir insanda okuma aliskanligi yoksa, olacagi da budur. Ilhami Sosyal'in, "Dünyada ve Türkiye'de Masonluk ve Masonlar" kitabini okumus olsa, Masonlarin arasinda Seyhülislamlar bulundugunu ögrenirdi. Simdi yeniler bilmez, Seyhülislam yani o dönemde ülkenin en üst düzey din adami oluyor. Mesela Musa Kazim Efendi, Ürgüplü Hayri Bey, Mevlevi Seyhi Ataullah Efendi, Hoca Mahmut Esat Efendi ve daha niceleri. Görüldügü gibi Masonluk dinsizlik olsa, bu insanlarin ne isi var?  Her neyse, Taha hoslanmadigi insanlara aklinca Mason diyerek küfür ettigini sanadursun, benim ona daha ilgi çekici önerilerim olacak.  Yavrum Taha, tanimadigin, bilmedigin insanlarin Mason olup olmadigiyla ugrasacagina yakin çevrene söyle bir baksan. Etrafin Mason kayniyor çocugum.  Mesela, 27 Ocak 1975 yilinda Istanbul'da kurulan Gün Locasi'na kayitli Basbakan'in esi Özer Uçuran Çiller'den sonraki sirada yeralan Celal Koru'nun, Zaman gazetesi Basyazari ve Ankara Temsilcisi Fehmi Koru ile bir akrabaligi var midir, yok mudur bir arastirsana. Hadi aslan evladim. Hazir elin degmisken Etiler Lion Klubü'nden Fikret Koru'nun da, Fehmi Koru ile bir yakinligi olup olmadigini sana zahmet bir arastir ve kösenden kamuoyuna duyur.  Arastirmaya baslamisken Fehmi Koru'nun kayinpederi, Nurcularin önde gideni Süleyman Karagülle'nin de Mason Safa Karagülle ile bir yakinligi olup olmadigina da bir göz atsan, senden alasi olmaz, vallahi.  Sana bu arastirmanda, Fetullah Gülen'in Yazarlar ve Gazeteciler Vakfi'nin Çiragan Sarayi'nda düzenlenen ödül törenini sunan ve elleriyle ödülleri dagitan Mim Kemal Öke yardimci olur. Belki bilmiyorsundur diye söyleyeyim, Öke'nin rahmetli babasi Türk Masonlarinin piriydi.  Eger Öke sana yardimci olmazsa, Ilnur Çevik'i ara. Fehmi Koru'nun hiç yanindan ayirmadigi, içtikleri suyun ayri gitmedigi, birlikte televizyon programlari yaptiklari Ilnur Çevik'in babasi ve Turkish Daily News gazetesinin sahibi Ilhan Çevik hayatta olup, Ankara Vadisi'nin bayagi aktif bir Mason biraderdir. Söyle Ilnur'a, bütün bunlari babasina sorsun.  Simdi sayin okuyucularim, bu dini bütün havalarda dolasan ve sadece kendilerinin Müslüman oldugunu sananlarin hepsi, güya Mason düsmanidirlar. Ama Masonlari dizlerinin dibinden ayirmaz, Masonlarin dizlerinin dibinden de ayrilmazlar.  Yavrum Taha, Refah Partisi Genel Baskani Necmettin Erbakan'in Masonlarla ilgisini niye yazmiyorsun? (Hadi yorulma kerata, bilgiler benden, yazmasi senden olsun bu seferlik)  10 Ocak 1967, Çinar Otel'de Necmettin -Nermin çifti evleniyor.  Nikah sahitleri Prof. Bedri Karafakioglu, 33. dereceden Mason, iyi mi?  Hadi bunu bosverin, ANAP lideri Mesut Yilmaz'i Masonlukla suçlayan, Erbakan 1,5 saat elele yemek yedigi, bizzat kendi emriyle partiye üye yaptigi ve sonra da basin toplantisinda yanina oturttugu Mason biraderini unutmus görünüyor.  Sayin Erbakan, hani Sevket Kazan ve Fehim Adak'in partiye getirdikleri Mason birader.  Tabii aradan 1,5 yil geçince unuttu zahir, ben hemen kendisine animsatayim.  Sayin Erbakan, Tunceli Hozat'tan belediye Baskani adayiniz Settar Dinler RP Çankaya Ilçe örgütü üyesi bu esmer delikanli ayni zamanda 25 Aralik 1955 tarihinde kurulan Ankara Vadisi, Dikmen Locasi'nin 203 no'lu Mason biraderi. Su an 3. derecede bulunan Settar, AB Rh + kanina kadar Mason birader.  Nasil ama?  Evet Tahacigim, hadi simdi tüm seyircilerin gözü sendeyken, bütün bunlarin ne anlama geldigini bir yorumla da, görsünler bakalim o güvercin takla atma yetenegini?

 

IZMIRLI MASONLAR KAPILARINI ILK KEZ YENI ASIR'A AÇTI.

Yeni Asir Gazetesi muhabirleri Aytaç SEFILOGLU ve Hakan YIGIT'in Büyük Üstad En Muh. Can ARPAÇ K. ile yaptigi röportaji, aynen yayinliyoruz.Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi Büyük Üstadi Can Arpaç, Izmir Locasi'ni ilk kez YENI ASIR'a açti ve sorularimizi yanitladi.

Kimine göre, bir çikar grubu, kimine göre Tanri tanimaz kisilerin olusturdugu iddia edilen Mason derneklerinin amacini, Masonlarin Büyük Üstadi Can Arpaç, "Insanlar arasinda kardeslik baglarinin kurulmasi, insanligin hürriyet içinde geliserek ilerlemesi" diye tanimliyor.

Mabede Ilk Adim

Arpaç ile Alsancak'taki Izmir Locasi'nda bulustuk. Sade bir odada baslayan sohbetimizi, Mason mabedinde tamamladik. Büyük bir mavi <l13.html> perdenin arkasinda yer alan mabedin kapisi açildiginda karsimiza tastan yapilmis bir kemer çikti. Kemerden geçerek mabede adimimizi attik.

Maviye boyali tavan minik beyaz yildizlar ile süslenmis ve gökyüzü temsil edilmisti. Salonun ortasinda, üzerinde Kur'an, Tevrat ve Incil'in yer aldigi "And Kürsüsü" duruyor. Kutsal kitaplarin önünde Masonlarin simgeleri gönye ve pergel yer aliyor.

And kürsüsünün arkasinda Mason Locasi'ni yöneten "Üstad"in oturdugu kürsü duruyor. Kürsünün yaninda Türk bayragi dikkat çekiyor. Üstadin arkasinda yer alan duvarda, üçgen bir çerçeve içinde isikli bir göz, bu gözün bir yaninda "isikli bir günes" ile diger yaninda isikli bir hilal bulunuyor. Göz, gerçegi aramayi, günes ve hilal ise ideal insana ulasmada geçilecek yolu simgeliyor.

Ilk Mason hareket

Üstadin masasindaki çekiç ise, otoriteyi simgeliyor. Salonun içinde iki sira halinde Masonlarin oturduklari koltuklar yer aliyor.

Duvarlarinda, büyük siyah perdeler bulunuyor. Perdeler, ölen Masonlari anmak için düzenlenen törenlerde çekilerek duvarlar kapatiliyor. Locanin tabanindaki siyah, beyaz karolar, insanin "dogum-ölüm", "esaret-özgürlük", "zenginlik-fakirlik" gibi karsitlarla karsilasacagini, ancak yasam için mücadele etmesini hatirlatiyor.

Mabetten çikarken, Can Arpaç, Türkiye'de Masonik hareketin 1738'de basladigini, Osmanli Locasi'nin ise 1909'da kuruldugunu söylüyor. Masonlarin üstadi, sorularimizi söyle yanitliyor:

Masonluk nedir?
ARPAÇ: Mason kelime anlami ile "duvarci" demektir ve geçmisi 400 yil öncesine dayanan bir mesleki tesekküldür. Masonluk, ideal insan olmak için bir ugras, bir düsünce tarzi, zor bir hayat yoludur. Bu yolu insanin tek basina asmasi zordur, dolayisiyla, ayni yola emek verenler bir araya gelerek bu yoldan daha hizli geçmeye çalisiyorlar. Hür Masonluk, din, inanç ve sosyal durum ayrimi gözetmeksizin, kendi arasina, iyi ahlakli, serefli ve aydin erkekleri alir.

Mason dernekleri çalismalarini neden gizlilik içinde sürdürüyor?
ARPAÇ: Kesinlikle gizli degiliz. Gizli bir kurulus olsak, kapimizin girisinde tabelamiz olmaz. Cemiyetler Kanunu'na göre kurulmus yasal bir dernegiz. Bir kisinin Masonlugunu saklamasi da Masonlugun zorlugundan kaynaklaniyor. Çünkü ben Masonum demek, "Her türlü kusurumu yenmis, örnek bir insanim" gibi çok zor bir iddia tasiyor. Masonum dedikten sonra attigin her adimda, o agirligi tasimak zorundasin.

Mason olmak için ne tür özellikler araniyor?
ARPAÇ: 21 yasini bitirmis, kendi ekmegini kazanan, hür fikirli, iyi ahlak sahibi, yüz kizartici bir suçu olmayan her erkege kapilarimiz açik. Masonluk, kurulusu itibariyla Duvarci Ustalari Birligi'ne dayaniyor. 400 yil önceki kosullarda katedrallerin yapimi, beden gücü gerektiriyordu. Erkeklerden olusan bir kurulus olmasi ananesi bu yüzdendir.

21 yasini geçmis kendi isini yapan biri basvursa Mason olabilir mi?
ARPAÇ: Bizim yolumuzu arayanlar, bizim dernek üyelerimizi buluyor. Üyelerimiz uygun görürlerse bize öneriyorlar. Biz de olumlu görürsek üyemiz oluyor.

Pergel ve gönye neyi simgeliyor, bu sembollerin anlamlari nedir?
ARPAÇ - Ilk kurulusumuz duvarci ustasindan gelmektedir ve sembollerimiz geometrik aletlerden gelir. Gönye dogrulugu ifade eder, pergeli ise söyle yorumluyoruz. Pergelin tepe noktasi bir insanin beyni, çünkü kollara kumanda ediyor. Iste bir insanin beyni de kollarini kumanda ediyor, arzularini, hirslarini denetlemesini sagliyor.

Masonlarin menfaat birligi olusturdugu iddia ediliyor. Dogru mu?
ARPAÇ: Bize yapilan hücumlarin bir tanesi budur. Masonlar, bir menfaat birligi olusturan insanlar degil, aksine kendi imkanlari nispetinde çevresine, hem fikri hem de parasal bakimdan yardim etmeyi hedefleyen kisilerdir.

Bir Mason isadami darbogaza girdiginde, "kardesleri" ya da dernek yardim eder mi?
ARPAÇ: Dernegin yardimi söz konusu degil, ama kardesleri yardim edebilir.

Kamuoyunda Masonlarin inançsiz oldugu görüsü de ileri sürülüyor.
ARPAÇ: Tanri inanci olmayan kesin olarak aramiza giremez. Biz Tanri'ya inanci sart kosuyor, insanlari dini inançlarinda serbest birakiyoruz. Mabedimizde üç kutsal kitabi hazir bulunduruyoruz. Üyelerimiz inandiklari kutsal kitap üzerine yemin ediyorlar. Bizim aramizda dinin disinda siyasi tartismalar da yapilmaz.

Birçok Mason siyasetçi var. Basbakan Demirel'in de Mason oldugu iddia ediliyor.
ARPAÇ: Mason kardeslerimizin siyasi egilimlerine karismayiz. Masonlarin arasindan siyasetle ugrasan kisilerin çikmasi çok dogal. Zaten Masonlugun konusu da "insan"dir. Bu yüzden insan, bir taraftan kendisini yönlendirmeye çalisirken politika ile de ugrasabilir. Kim Masondur, kim degildir konusunda prensiplerimiz geregi açiklama yapmiyoruz. Biz sadece kendimizin Mason olup olmadigini deklare etmekle serbestiz. Bir kisi, "Ben Masonum" diyorsa mesele yok. "Ben Mason degilim" diyorsa Mason degildir.

Size en büyük elestiri Adnan (Oktar) Hoca'dan geliyor.
ARPAÇ: Bu tür satasmalar ilk degil. Dünya yüzünde bu tür satasmalar 300 yildir sürüyor. Adnan Hoca'nin kendine göre görüsü olabilir. Masonlugun bir iyi yani da, her insanin ayri bir görüsü olabilecegini kabul etmesidir. Adnan Hoca'nin görüsleri bizi rahatsiz etmiyor, çünkü biz gittigimiz yoldan eminiz.

Istanbul'da bazi bayanlarin da Mason dernegi kurdugu dogru mu?
ARPAÇ: Mason olmak, hiç kimsenin tekelinde degildir. Bizim dernegimize üye olmamakla birlikte, kafa yapisi, yasantisi itibariyla, üyelerimizden Masonlugu çok daha iyi uygulayanlar var. Bunlara "Önlüksüz Mason" diyoruz. Olayi, Masonca yasamak ilkesinden ele alinca, kadin veya erkek olarak fark gözetmek dogru degil. Yalniz Masonlugun temel prensipleri bayanlari aramiza almamiza izin vermiyor. Bunun sonucu kadin üye almiyoruz. Bayanlar bir araya gelip çalismak istiyorsa, çalisabilir, Masonik umdeler herkese açik. Türk hanimlari, yurt disinda Masonik umdelerle çalisan hanimlarla haberlesmek suretiyle bir "dernek kurduk" diyebilirler. Bizim için de hiçbir sakinca yoktur ve bizi rahatsiz etmez. Bildigim kadari ile böyle bir çalisma var, kötü bir çalisma degil.

Son günlerde Masonlarin özel bir nikah kiydigindan söz ediliyor.
ARPAÇ: "Mason nikahi" diye ayri bir nikâh yok.

 

Hürriyet Gazetesi'nin Büyük Üstat Can Arpaç ile yaptigi röportajin tam metni

Hürriyet Gazetesinin Büyük Üstat Can ARPAÇ ile yaptigi röportaj, 14/11/1993 tarihinde ayni gazetede yayinlanmistir. Ancak söz konusu röportaj gazetede kisaltilarak yer aldigi için, tam metnini yayinliyoruz.

SORU- Masonluk nedir?
ARPAÇ- Ideal insanlardan olusan bir sevgi dünyasinda baris ve özgürlük içerisinde yasamak umudunu gerçeklestirmek için ölünceye kadar çalismak sanatidir.

SORU- Eskiden Mason olmak çok zordu, simdi herkesi Mason yapiyorlar, deniyor. Eski havasi kalmadi deniyor. Masonlugun kalitesi düstü mü?
ARPAÇ- Ülkemizde nüfus artisina paralel olarak kültürlü ve düsünen insan sayisi da artiyor. Dolayisiyla Masonluk yoluna girmek isteyenlerin sayisi da artiyor. Biz bunlarin arasindan Masonik nitelikleri fazla olanlari özenle seçmeye çalisiyoruz.

SORU- Türkiye'de Mason olmak olumsuz bir imaj olarak degerlendiriliyor. Özellikle bir siyasetçiye Mason demek, çok yaygin ve yipratici. Neden böyle?
ARPAÇ- Masonluga gönül verenleri kötülemenin baslangici eskilere uzanir. Kilisenin, engizisyon mahkemelerinin ve derebeylerinin bir kâbus gibi insanlarin üzerine çöktügü günlerde Tanri'ya inanan bütün insanlarin kardesliginden, esitliginden, özgürlügünden söz etmek bile suç sayilirken, bu yola gönül koymanin, Katolik Kilisesi veya diktatörlerce hosgörüyle karsilanmayacagi açiktir. Katolik Kilisesinin attigi çamur bugünlere kadar izini sürdürebilmistir.

SORU- Ama madem bu kadar iyi bir sey Masonluk, niye Masonlar bile açiklikla söyleyemiyorlar bunu? Kendileri sahip çikmiyorlar?
ARPAÇ- Gönülden bagli olanlar, ben Masonum demenin çok büyük bir iddia olacagini bildikleri için bunu yapmazlar?

SORU- O zaman niçin hep gizli bir örgüt gibi saklandiniz? Kötü bir sey mi Masonluk?
ARPAÇ- Masonluk gizli degildir. Büyük Locamizin tüzügü 2908 sayili kanuna göre tanzim edilmis, Içisleri Bakanliginca onaylanmis, bu onay Istanbul Emniyet Müdürlügü Güvenlik Subesince bize teblig edilmistir. Lokallerimizin adresleri bellidir. Kapimizda adimiz yazilidir. Ama Masonluga gönül verenler zaman zaman ugradiklari haksiz saldirilar sirasinda saklanmak zorunda kalmislardir.

SORU- Bir Masona, Mason musun? diye sorunca, hayir, degilim diye cevap vermesi, kurallariniza aykiri mi?
ARPAÇ- Bu soruya hayir demek, her kardesimin hakkidir. Çünkü ben Masonum demek, ben her bakimdan tam ve mükemmel bir insanim anlamina gelir. Kendini bilen bir insan, böyle bir iddiada bulunamaz. Kurallarimiza ve ananelerimize aykiri olan, aramizda bulunanlarin adlarini açiklamaktir.

SORU- Ben Mason olduklarini inkâr edenlerden bahsediyorum.
ARPAÇ- Masonlar Mason musun? diye soruldugu zaman eger Masonlugunu açiklamakta kendince bir problemi yoksa Mason olmaya çalisiyorum, derler. Masonum demek, büyük bir iddiadir. Ama endisesi varsa, hayir degilim, diyebilir.

SORU- Kimler Mason olabilir?
ARPAÇ- Masonluga yaklasmak isteyen 21 yasinda, Ulu Yaradana inanan, hür düsünceli, iyi ahlâk sahibi, yüz kizartici suçlardan mahkûmiyeti olmayan, kendi ekmegini kazanan, kültürlü bir insan ise dernegimize teklif edilebilir.

SORU- Sanirim bir de kadin olmamasi gerekiyor. Niye kadinlar Mason olamiyor?
ARPAÇ- Bunun kökü Ortaçag'daki Duvarci Loncalarina kadar gidiyor. O günün kosullari içerisinde ülkeden ülkeye dolasip, bir agir isçi olarak satolar, mabet <l10.html>ler yapan Masonlar, yaptiklari isin niteligi geregi teskilatlarina kadin almamislar. Giderek bu gelenek haline gelmis. Biz de bu gelenege saygi gösteriyoruz.

SORU- Loca toplantilariniz da hep ilgi çekmistir. Burada ne tür törenler yapilir?
ARPAÇ- Genelde insanî degerler ve Masonluk agirlikli konusmalar yapilir. Bunun yanisira yeni üyelerin girisi, ölen kardeslerimizi anma, evlenen kardeslerimizi kutlama toplantilari da vardir. Bu toplantilar ortalama bir buçuk saat sürer. Üye olmayanlar bu toplantilara giremezler. Kiyafete özen gösterilmelidir. Koyu renk elbise, beyaz gömlek ve kravat aranir. Içki ve sigara içilmez, hep bir agizdan konusulmaz. Toplantilardan sonra yer ve zaman uygunsa, dileyen kardesler yemek salonunda beraberce yemek yerler ve sohbet ederler.

SORU- Yeni girecek birisine niçin tören yapiliyor?
ARPAÇ- Masonluk yoluna giren kisinin yepyeni bir hayata dogdugunu ona anlatmak için yapilir. Onun kendine has teatral sekli vardir. Ama insan haysiyetine ters gelen bir tarafi da yoktur. Tehlikeli yani da yoktur.

SORU- Mason olmak için siki bir denetimden geçmek, törene katilmak, sorgulanmak ve vasiyet yazmak gerektiginden bahsediliyor. Bunlar dogru mu?
ARPAÇ- Masonluk yoluna girmeyi isteyenlerin ahlâki niteliklerini arastiririz. Bu her resmi kurulusun veya sirketin eleman alirken yaptigi gibidir. Giris töreninin ise, üyeye Masonlugu sembollerle anlatmaya çalisan teatral bir yönü vardir. Meselâ, gözlerinin baglanip açilmasi bagnazligin ve kör karanligin bizim disimizda kaldigini, aydinlik ve gerçegin ölümsüzlügünü sembolize eder. Sorulan soru her Masonda olmasi gereken Tanri inanci hakkindadir. Vasiyet ise Masonluk yoluna girenin yeni bir hayata dogacaginin, nefsine, ailesine, vatanina ve bütün insanlara karsi vazifelerini yerine getirmeye çalisacaginin sembolüdür.

SORU- Kafatasi ve kemiklerle basbasa kalip onlara basarak and içildigi dogru mu?
ARPAÇ- Kafatasi her insanin kaçinilmaz sonu olan ölümün sembolüdür. Mal, mülk, söhret geçicidir. Masonluk yoluna giren kisi, ölümünden sonra da insanlarin anilarinda yasamak istiyorsa hirslarini yenip insanligin yararina çalismalidir. Ama kafatasina ve kemiklere basmak veya onlara and içmek diye bir sey yoktur.

SORU- Kiliç, Ates ve Kumun kullanildigi söyleniyor. Bunun ne anlami var?
ARPAÇ- Kiliç Masonlukta sinif farki olmadigini anlatir, Ates ise insanlarin hirslarini ve güçlerini, hemcinslerinin yararina kullanirlarsa dünyaya faydali olurlar, ama içlerindeki ates bencillige dönüsürse yakar kül eder, anlamindadir. Kum ise birgün toprak olacagimizi ama, geride birakacagimiz eserlerin toprakta kök salarak yarinin insanlarina kalacagini anlatir.

SORU- Söylentilere göre kiliçlar ve kafataslari bu törende kullaniliyormus.
ARPAÇ- Bu söylentiler ve bazi resimler abartiliyor. Bizim gerçek törenlerimizin onda biri orada var. Afrika törenleri gibi keçi kurban etmeler hep abartilmistir.

SORU- Peki asli nasildir, anlatamaz misiniz?
ARPAÇ- Bizim düsünce odasi dedigimiz yere bir kere daha konur ve düsün, vazgeçersen geç denir. Orada bir süre birakilir. Sonra alip tören salonuna getirdigimizde de Tanriya inanç sart oldugu için bu da sorulur. Sonra onun anlayabilecegi kadariyla gönye, pergel gibi seyler teatral olarak anlatilir. Bu, toplanti salonumuz içinde bir çesit turlamadir. Izahat verenlerin yanina gider. Sonra da iyi insan olacagina dair yemin eder.

SORU- Kiliçlar da bu törende mi geçiyor, töreni bastan sona anlatir misiniz?
ARPAÇ- Törende bazi seyler teatral biçimde anlatilir. Orasi ancak buraya gelen yasayan kisiye dönüktür. Geleneklerimize göre bu kadarini bile fazla anlattik.

SORU- Masonlugun baska ne sembolleri var? Ne, neyi simgeliyor?
ARPAÇ- Mesela, sakul dogrulugun, tesviye esitligin, kalem planli çalismanin, tasçi kalemi kusurlari yontmanin sembolleridir.

SORU- Dünyada ve Türkiye'de kaç Mason var?
ARPAÇ- Türkiye'mizde sekizbinden fazla üyemiz var. Dünyada ise bu sayi özellikle kültür düzeyi yüksek ülkelerde milyonlari asiyor.

SORU- Ünlü Masonlarin listesini açiklamak mümkün mü? Mesela Özer Çiller Mason mu?
ARPAÇ- Kendimiz ve sonsuzluga göçmüs kardeslerimiz hariç bir baskasinin Masonluk yolunda olup olmadigini söyleyemeyiz. Gazi Osman Pasa, Ziya Pasa, Namik Kemal, ABD Baskanlarinin yüzde doksani, Insan Haklari Beyannamesini kaleme alanlarin, Kizilayi, Çocuk Esirgeme Kurumu <t33.html>nu kuranlarin pek çogu Masonluga gönül verenler arasindadir.

SORU- Masonlar birbirlerini tutarlar. Hiçbirinin sirti yere gelmez diye bir inanç vardir. Bu dogru mu?
ARPAÇ- Birbirini yakin taniyan her insan, ayni okulun ayni yil mezunlari, çesitli kulüplerin üyeleri gerektiginde birbirlerine el uzatirlar. Bu dogaldir ve Masonlar için de geçerlidir. Ama Masonlar bu dayanismada Mason dernegi üyesi olmayanlara haksizlik etmemekle de yükümlüdürler.

SORU- Hiç issiz Mason var mi?
ARPAÇ- Dolu. Kuskusuz issiz ve sikintida olan kardeslerimiz vardir.

SORU- Para dolu bir sandiktan herkesin ihtiyaci kadar aldigi dogru mu?
ARPAÇ- Içi parayla dolu sihirli bir sandik masallarda olur. Masonlukta maddi çikarlar kesinlikle sözkonusu degildir. Keske içi parayla dolu sandik olsa.

SORU- Varligini kaybeden bir Masona nasil yardim edilir?
ARPAÇ- Imkâni olan akraba ve dostlari nasil yardim etmeye çalisirlarsa, sikintida olan bir baska üyemize borç vermek, kefil olmak gibi yardimlar yapabilirler.

SORU- Üyeler aidat olarak ne ödüyorlar?
ARPAÇ- 1993 için yillik aidat 700.000.-TL'dir.

SORU- Mason selami nedir? Ne anlam tasir? Escinsellerin selamina benzedigi öne sürülüyor, karismiyor mu?
ARPAÇ- Escinsellerin nasil bir selami oldugunu bilmiyorum. Mason selami diye günlük hayatimizda yaygin ve kesin bir uygulama yok. Lokallerimizin içerisinde sag elimizi kalbimizin üzerine götürmek bir çesit selam sayilabilir. Bu, sevgi, sadakat, baglilik anlamindadir.

SORU- Yani tokalasirken bas parmakla karsinizdakinin basparmaginin üzerine üç kez dokunmak gibi özel temaslariniz yok mu?
ARPAÇ- Tarihe mal olmus konularda öyle seyler söyleniyor ki, söylenenleri bugün uygulamaya kalksak, gülersiniz.

SORU- Masonlar toplantilarda birbirini tanimak için çesitli sembolik isaretleri oldugundan söz ediliyor. Bu dogru mu?
ARPAÇ- Sembolik isaretler kullanmaya gerek kalmadi. Düzenli üye kayitlarimiz, tanitma kartlarimiz var. Eskiden ülkeden ülkeye dolasan tasçi ustalarinin birbirlerini tanimak için özel yöntemleri varmis. Simdi eski ustalarimizin anisina hürmeten bu isaretlerden de tarihi bilgi olarak söz edilir.

SORU- Bir toplulukta yardim gerektigi zaman ellerini avuç içleri disari gelecek sekilde kaldirdiginiz, hatta eger ortam karanliksa Dul kadinin ogluna yardim yok mu? diye seslendiginiz dogru mu?
ARPAÇ- Yardim çagrisi da 300 yil ötelerde kalmis bir uygulama olabilir. Bugün için sözkonusu degildir.

SORU- Parola sözleriniz var mi? Yazismalarda parolalariniz var mi?
ARPAÇ- Parola sözü de geçmisteki uygulamanin anisini yasatmak içindir. Her çalisma yilinin basinda Masonik ilkelerden birkaçi, o yilin Masonik kelimesi olarak düzenli üyelerimize verilir. Bu mesela, Kardeslik'tir, Özgürlük'tür, Sevgi'dir.

SORU- Bu noktalarin ve parolanin dilekçelerde bile kullanildigindan söz ediliyor. Yani dilekçenin bir yerinde üçgen nokta varsa bütün kapilar açilirmis.
ARPAÇ- Bunlarin asli astari yok. Biriniz deneyin bakalim, bütün kapilar açilacak mi?

SORU- Masonluktan ayrilmak mümkün mü?
ARPAÇ- Bir dernege devam etmek veya ayrilmak kisisel bir karardir. Dileyenler istedikleri zaman Masonluk yolundan ayrilabilirler.

SORU- Masonlugu birakmanin ya da sirlarini açiklamanin bir cezasi var mi? Bir Mason sirlarini açiklarsa boynunun kesilmesine, kör edilmesine razi olacagi yolunda pesin yemin ettigi yönünde iddialar var.
ARPAÇ- Hiçbir cezasi olamaz. Masonluk bir gönül isidir. Ben bu iste yokum diyen, üyemiz degildir. Sir konusuna gelince, bu geçmiste vardi. Mesleki bir sirdi. Yapi sanatinin incelikleri ustadan çiraga bir sir olarak verilir, ölümü pahasina saklamasi istenirdi. Simdi, ancak siki agizli olmak da bir meziyet oldugundan bu bir efsane gibi yasatilarak, üyelerimizin yersiz ve bos konusmalardan kaçinmasi geregi hatirlatilmak istenir.

SORU- Masonlukla dinin iliskisi nedir? Masonlar dinsiz midir?
ARPAÇ- Muntazam Dünya Masonlugunda ve ülkemizde Ulu Yaradan dedigimiz yücelerin yücesi Tanri'ya inanmayan Masonluk yoluna alinmaz. Ve insanlar dini inançlarinda, ibadetlerinde serbesttirler.

SORU- Yahudi baglantisindan söz edilir hep. Böyle bir sey var mi?
ARPAÇ- Her ülkenin Masonlugu gibi Türk Masonlugu da millidir ve bagimsizdir. Yahudilikle veya baska bir odakla ilgisi yoktur. Siyonizm açisindan ele alsak bile siyonizmin geçmisi dün gibi yakin, Operatif Masonlugun ortaya çikisi onuncu yüzyila kadar gidiyor. Israil Devletinin ortaya çikisi elli senelik mesele bile degil. Bunlar insani karalama için kolay malzemeler. Biz de bu tür yayinlarla polemige girmeyiz.

SORU- Tesekkürler.

 

TÜRK MASONLARININ EN ÜST YÖNETICISI CAN ARPAÇ:

"TÜRKIYE'DE SEKIZ BIN MASON VAR"

Haftalik "Panorama" dergisinin 34. sayisinda yer alan Büyük Üstat Can ARPAÇ ile yapilan röportaji sunuyoruz. Mesa Sirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi, denetçi, Can Arpaç bildigimiz aile babasi, 37 yildir Nükhet Erkin ile evli. Bir kizi, bir oglu ve bir torunu var. 62 yasindaki Can Arpaç'i, yasiti aile babalarindan ayiran özellik, "Büyük Üstat" olmasi. 18 Nisan 1992'den beri o, Türk Masonlari'nin en üst seviyedeki yöneticisi. 27 Mart 1959'da 1. dereceden çirak olarak basladigi Masonluk kariyeri sonunda 33. dereceye ulasmis. Can Arpaç dogdugunda babasi da dört günlük Masonmus. Ama, Can Arpaç'in çocuklari Mason degil. Istanbul'da dogup Kabatas Lisesi, Istanbul Hukuk Fakültesi, Halicilik Limited sirketi, 37. dönem yedeksubaylik, Yüksek Ticaret Okulu, Is Bankasi, Oerlikon A.S. Bölge Müdürlügü duraklarindan geçen kisisel kariyerini "Büyük Üstat"' ünvaniyla taçlandiran Arpaç, Panorama'nin sorularini Tuna Caddesi'ndeki "Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi"nda cevaplandirdi:

PANORAMA- Masonluk bir dayanisma cemiyeti mi, tarikat mi sayilmali? Türkiye'deki tarihi gelisimi nasil oldu?
ARPAÇ-Masonluk bir dayanisma cemiyeti veya tarikat degildir. Masonluk, ideal insanlardan olusan bir sevgi dünyasinda, özgürlük ve baris içerisinde kardesçe yasamayi ögrenmek ve gerçeklestirmek için ömrümüz boyunca çalismak sanatidir. Türkiye'deki tarihi gelisimini özetlemeye çalisirsak; baslangici Osmanli Imparatorluguna kadar gidiyor. 1738'de Galata'da Fransizca çalisan bir locanin varligi sözkonusu. 1773'de Izmir'de Fransizca çalisan bir locaya ait bir takim döküman da var. Türkiye'de ilk Masonluk kurulusu, Misirli Prens Halim Pasa'nin 1861'de kurdugu Sura-i Alî-i Osmanî. Ancak bu kurulus o zamanki saltanat çekismeleri ve Misir hidivleri arasinda çikan anlasmazliklar nedeni ile 48 yil çalismalarina ara vermis, 1909 yilinin 25 Haziran'inda Misir yüksek Surâsi'ndan Prens Aziz Hasan Pasa Kardesimiz Masrik-i Azâm-i Osmani (Büyük Loca)'yi kurmuslardir. Bu dönemde Osmanli Imparatorlugu sinirlari içerisinde 65 locanin varligi bilinmektedir. Birinci Dünya Savasi sonrasi sinirlarimizin degismesiyle loca sayisi azalmis, 1929'da Masrik-i Azâm-i Osmani'nin adi Türk Yükseltme Cemiyeti-Türk Büyük Locasi olarak degistirilmistir. 1935 yilinda Türk Masonlari 35 Muntazam Loca'da çalisiyorlardi. 1935 yili Büyüklerin Büyügü Atatürk'ün ülkemizin temel taslarini olusturan devrimlerinden birini daha gerçeklestirdigi yildir. Hakli olarak tekke ve zaviyeler, pek çok cemiyet, hatta Türk Ocaklari bile kapatilmistir. Türk Masonlarinin harf harf benimsedikleri Atatürk ilkeleri Halk Evleri tarafindan yürütülmektedir. O zaman Içisleri Bakani Sükrü Kaya Kardesimizdir. Atamizin yakin çevresinde pek çok Kardesimiz vardir. Hepsinin görüsü politik bir istismara meydan vermemek için Türk Masonlugunun kendi iradesiyle çalismalarini durdurmasidir. Kardeslerimiz 9 Ekim 1935'de bir beyanname ile bu kararlarini gerçeklestirmislerdir. Ne yazik ki bu güzel davranis "Mason Cemiyeti Kapatildi" seklinde istismar edilmistir. Ve edilmektedir. 13 yillik bir aradan sonra 1948'de Operatör M.Kemal Öke kardesimizin çabasi ile Yüksek Sura, Türkiye Mason Dernegi adi altinda çalismalarina baslamis ve Suraya bagli olarak 1951'de Türkiye Büyük Mahfili kurulmustur. Hükümetçe kapatilan bir dernek olmadigimiz için 1935'de sahibi oldugumuz lokal binalarimiz tamir ve tefris edilerek hizmete açilmistir. Bundan sonra düzenli ve saygin bir Büyük Loca haline gelmek için özenle çalismistir. Diger bir deyisle düzenli Masonlukta Süprem Konsey tarafindan kurulmus degil, Muntazam Localar tarafindan kurulmus Büyük Loca esas oldugu için gerekli islemler yapilmis ve 16 Aralik 1956'da Türkiye Büyük Locasi yeniden dogmustur.

P- Masonlugun gizlilik prensibi oldugunu biliyoruz. Bunun sebebi nedir?
A- Günümüzde Masonluk gizli degil, ülkemizin yasalarina göre kurulmus, idari ve mali açidan hiç bir dis kurulusla baglantisi olmayan adresi belli bir dernektir. Pek çok dernek gibi üye olmayanlara kapalidir. Gizlilik ise geçmiste Ortacag karanliginda Engizisyon devrinde, asiri sag veya asiri solun hakim oldugu dikta rejimlerinde yasamak zorunda kalan üyelerimiz tarafindan can güvenlikleri için basvurulan bir yol olmustur. Bugün dileyen her kardesimiz kendisinin Masonluk yolunda oldugunu söyleyebilir.

P- Masonlar arasinda bir dayanisma oldugu; gerek bürokraside, gerek siyasette ve gerekse is hayatinda birbirlerini kayirdiklari düsünülür. Bu ne oranda dogru?
A- Masonlar arasinda körü körüne bir dayanisma yoktur. Bütün insanlar öncelikle yakin tanidiklari ile elele vermek isterler. Okulda ayni sinifta olanlar, askerliklerini beraber yapanlar, gençlikleri ayni mahallede geçenler, ayni partide çalisanlar, bir dayanisma sözkonusu oldugunda yakin tanidiklarini seçerler. Masonlukta kural, mesala bir is için iki aday varsa ve bu iki adayin nitelikleri esitse Masonluk yolunda olana sans tanimaktir. Fakat Mason Dernegi üyesi olmayan aday, kardesimizden örnegin fazla bir yabanci dil biliyorsa ise alinacak kisi tanimadigimiz kisidir.

P- Masonluga yönelik en agir elestiri, bu "Kardeslik" yapisinin aslinda Yahudi Lobiciligi oldugudur. Törenlerde bir "dilortakligi" bulundugunu gözönüne alirsak, bu suçlamaya ne dersiniz?
A- Bu elestiri tarihi bir yanilgidir. Operatif Masonluk (Duvarcilik) teskilati yaklasik M.S.975 yilindan bu yana gelir. Spekülatif Masonluk ise 1717'den bu yanadir. Israil Devletinin kurulusu ve Siyonizm dün kadar yakindir. Terminolojik benzerlikler bulunabilir. Çünkü Masonluk ögretisi Semboller araciligiyla efsanelerden esinlenerek kaleme alinan teatral metinler kullanarak yapilir. Özellikle efsanelerin tipki üç kutsal kitapta veya dini törenlerde oldugu gibi ortak yanlari ve benzerlikleri vardir.

P- Ritüeller, Masonlukta ne derece önem tasiyor?
A- Ritüel, Masonluga yaklasmak için izledigimiz bir yoldur. Bizim gözümüze, kulagimiza, gönlümüze ve düsünce dünyamiza seslenerek gerçegi aramamiza ve ideal insana giden yolu bulmamiza yardim ederler.

P- Isteyen herkes Mason olabiliyor mu? Ne gibi sartlar ariyorsunuz?
A- Dernegimizin kapilari 21 yasini bitirmis vatanina ve ailesine bagli, Ulu Yaradan'a inanan, iyi ahlak sahibi, yüz kizartici suçlardan mahkumiyeti olmayan, kendi ekmegini kazanan, hür düsünceli, kültürlü ve Masonluk yoluna girmek isteyen her erkege açiktir.

P- Türkiye'de halen kaç Mason var?
A- Ülkemizde Masonluga gönül verenlerin sayisi, 8.000'in üzerindedir.

P-Masonlugun çesitli isimler altinda bir iç hiyerarsisi var. Bunlari tanitir misiniz? Birinden digerine geçmenin ölçüsü nedir?
A- Dernegimizin yönetimi için Büyük Kurul dedigimiz bir Yönetim Kurulu var. Iki yilda bir demokratik bir seçimle göreve gelir. Yönetim Kurulu baskanina Büyük Üstad, Yönetim Kurulu üyelerine Büyük Görevliler diyoruz. Herhangi bir hükümette Basbakan ve bakanlarin hiyerarsik konumu ne ise göreve seçilen Kardeslerimizin durumu da odur. Ayrica Masonluk yolunda yaslanmis, emek vermis Kardeslerimize bütün Kardeslerimizin gönülden gelen saygilari ve sevgileri vardir. Bu sorunuzda, bizim disimizda sik sik sözü edilen sayisal dereceleri kastediyorsaniz, Masonlugun temelini olusturan ve her Kardesimizin geçmesi gereken 3 derece vardir. Bunlar, çirak, kalfa ve üstat dereceleridir. Çirak, Masonluk yoluna giren kisidir. Masonik ögretinin ve ahlaki ilkelerin isiginda, kendisini bir ham tas gibi yontmaya, hata ve kusurularini düzeltmeye çalisir. Kalfa, kendini daha yakindan tanimaya, hirslarini sinirlamaya, erdemli olmanin yollarini önce kendi içinde aramasi gerektigini ögrenmeye çalisir. Üstat, tüm insanlarla kardeslik sevgisi içerisinde bütünlesmeyi, baskalarinin hakkini en az kendi hakki kadar korumasi gerektigini, aklin isigindan sapilmayacagini ögrenir. Ve idael insan olmaya, gönül kazanmaya, böylece ölümün ötesine geçmeye çalisir. 4'den 33'e kadar olan dereceler ise Üstad derecesindeki Kardeslerimizin dilerse basvurabilecekleri, felsefî derecelerdir. Burada Masonlugun tarihi, felsefesi ve sembolizmasi daha derin incelenir. Daha akademik bir çalismadir. Ancak bu derecelere devam Büyük Locamiz açisindan hiyerarsik bir ayricalik saglamaz.

P- Masonlar arasinda maddi yardimlasma var mi?
A- Her insanin yakinlari ile iliskisi ve yardimlasmasi ne ise Masonluk yolunda olanlarin da durumu aynidir. Bir Kardesimizin ölümü halinde, bir kere için, üç milyon 500 bin lira ölüm yardimi Dernegimizce yapilmaktadir.

P-Localar nasil kuruluyor ve islevi ne? Kaçar kisilik oluyor?
A-Bütün üyelerimizi bir araya toplamak mümkün olmadigindan Kardeslerimiz Loca adini verdigimiz kollar halinde toplaniyorlar. En az 30 Kardesimizin biraraya gelmesi lazim. Bu 30 Kardesimiz üye sayisi 100 civarina gelen localardan ayrilabildikleri gibi, birbirleri ile daha yakin tanisan ama çesitli Localarda kayitli olan kardeslerimizin biraraya gelisleri seklinde de olur. Localarda, konferanslar, giris törenleri, ölen kardeslerimizi anmak gibi çalismalar yapilir.

P-Günümüzde Avrupa'da kimi Localar kadinlara da açik, Türk Masonlarinin bu konudaki tavri nedir?
A-Geleneksel Masonlugun temelinde yapi ustalari var. Operatif Masonluk dedigimiz dönemlerde yapilan islerin zorlugu nedeniyle kadinlari almamak kurali koyulmus. Bu kural ananelerine çok bagli olan Muntazam Masonluk açisindan bugün de geçerlidir. Eslerimiz çesitli toplantilarimizda yanimizdadir. Sosyal aktivitelerimizde ve topluma dönük yardimlarimiz için gerektiginde bize destek olurlar ama, üye olarak dernegimize giremezler.

P- Masonluktan ihraç mümkün mü? Ihraç edilen var mi?
A- Her dernek gibi, bizim aramizdan da ihraç, istifa ve benzeri yollardan ayrilmalar olmustur.

P-Masonlugun "açik" hale dönüsmesini savunanlarin ve "gizlilik" ilkesinin korunmasi gerektigini savunanlarin gerekçeleri neler?
A- Masonlukta açikliktan amaç Masonlugun ne olup ne olmadiginin dogru olarak anlatilmasidir. Içtenlikle inaniyorum ki buna hiç bir üyemiz karsi degildir. Bugün için bir gizlilik prensibimiz olmadigini da az önce ifadeye çalistim .

 

Masonlar Büyük Üstad-i Muhteremi Prof. Dr. Orhan Alsaç ile bir söylesi

Masonluk yaslandi mi?

Röportaj: Ayse ÖNAL

Masonluk bugüne kadar üzerinde müthis tasarimlarin, spekülasyonlarin gelistirildigi gizemli bir isim olarak sunulmustur. Gerek cemiyete katilanlar, gerekse disardan ilgiyle izleyenler, bu esrarli perdenin altindaki gizi aramanin her türlü serüvenini yasamislardir. Oysa "Masonluk", dernekler yasasina göre çalisan, sadece toplantilarinda izledigi ritüel ve simgeler sistemi ile farklilik gösteren, ancak ritüellerindeki kapalilik nedeniyle perde arkasinda kalan bir sosyal örgütlenmedir.

Efsanesi Hiram'a, Sultan Süleyman'a dayandigi ve 1600'lü yillarda "Duvarci ustalarinin" mesleki örgütlenmesi ile baslayan ve sonralari agirligini en çok Fransiz Ihtilali sirasinda hissettiren bir siyasi ve fikir örgütü haline dönüsen Masonluk, ülkemizde de 1900'lü yillarin basindan bu yana temsil edilmektedir.

SABAH "En Muhterem Büyük Üstat" olan Prof. Orhan Alsaç'la söylesti.

Masonluk, yüzyillardir son derece güçlü bir örgüt olarak varligini gerek siyasi alanda, gerekse sosyal alanda hissettirmis olmakla birlikte, artik daha kendi halinde bir örgüt gibi görünüyor. Bunu Masonlugun yaslanmasina yorumlayabilir miyiz?
Derebeyleri kendi yaptirdiklari yapilarin insaasi için kendi sinirlari içerisinde çalisan duvarci ustalarina serbest dolasim hakki veriyorlar. Hür Mason denmesinin sebeplerinden bir tanesi budur. Çirak kalfa ve usta kademelerinde ayri ayri bu seviyeye ulasip ulasamadigini belirtecek semboller kullaniliyor.

Daha sonralari, hür Masonlar aralarinda noksan olduguna inandiklari düsünürleri de aralarina aliyorlar ve onlara da kabul edilmis Mason diyorlar. Böylece Masonluk bir meslek örgütünden bir fikir örgütü haline dönüsmüs oluyor...

Masonlugun yaslandigi gibi bir tezi kabul edemeyiz. Çünkü insanligin yüce idealleri nasil hiç yaslanamiyorsa, bu yüce idealler çerçevesinde insan yetistirmek amaci tasiyan bu örgüt de yaslanamaz.

Ama, Fransiz ihtilali sirasinda Robespiyer'le, Danton'la Masonluk nerdeyse çaga damgasini vurmus. Oysa simdilerde derin bir sukünet görülüyor?"
Büyük insanlar kolay yetismiyor. Bizde de çok önemli fonksiyonlari olmus büyük insanlar var. Namik Kemal gibi, Sinasi gibi. Ama bu saydiginiz insanlar Mason olarak bu isleri yaptik demiyorlar. Onlar kendi düsünceleri dogrultusunda eylemlerini gerçeklestiriyorlar. Ama, elbette düsünce yapilarinda Mason olmlarinin büyük payi vardir.

Yasadigimiz çagda da Kizilay kurumunun kurulmasi, Insan Haklari Bildirgesi'nin hazirlanmasi gibi bir çok soylu eylemin altinda imzasi olanlardan pek çogunun Mason oldugunu biliyoruz.

Ülkemizde Galatasarayli, Mülkiyeli ve bir de Mason olursaniz sirtiniz yere gelmez derler. Neden?"
"Bizim prensiplerimizden birisi insana yardim etmektir. Bu yardimi evvela çok tabii olarak kardeslerimize yapiyoruz. Baskalarina yardim yapmiyoruz anlaminda degil bu. Üniversitelerde çocuk okutuyoruz, örnegin. Ama yine çok önemli bir sözümüz vardir, bu dogrultuda yapiyoruz. Yardim, yapani magrur, yapilani magdur etmemeli diye...

Kimbilir, bu söz de, bu anlamdaki bir yardimlasmanin bir sonucu olarak kullaniliyor olabilir.

Masonluk kuruldugu çaglarda büyük bir baskiya ugradigi için üyeleri birbirlerini bir dizi simgeler ve isaretler araciligi ile tanimak zorundaydi. Ancak artik bu baskilar çok gerilerde kaldigina göre niçin hâlâ bu teatral hava devam ediyor, ritüeller, törenler sürüyor. Artik bunlarin çagdas dünyaya uygun biçimde sadelesmesi gerektigine inaniyor musunuz?
En azindan çagdas olmadigini kabul etmiyoruz. Deneyimlerimiz bize gösteriyor ki, semboller sözden daha etkilidir. Her an gözümüzün önünde olan sembol bize ifade ettigi pek çok seyi hatirlatiyor, iyi insan yetistirmek töresine hizmet ediyor. Semboller geleneklerimize sadik bir topluluk oldugumuz için de ayrica halen devam ediyor.

Doksanli yillara baktigimizda üye profili olarak yirmi yil öncesine göre daha mazbut ve maddi olarak daha az güçlü insanlarin bulundugunu görüyoruz. Daha bir halktan insanlar mi Mason olmaya basladi?
Bunu tespit etmek mümkün degil. O dönemin ve simdiki üyelerin profilini almak gerekli. Bunu toplantilarimizda kardeslerimizle tartisiyoruz. Acaba böyle miyiz, diye. Bunu birkaç misalle anlamak mümkün degil. Bir oran elde etmek lazim. Bu oran ancak bir arastirma ile anlasilabilir.

Biz, ekonomik durumu dikkate alarak, üye almiyoruz. Bizim için önemli olan insanligin yararina olmasi ve biraraya geldigimizde konustuklarimizi anlayacak düzeyde olmasi. Aksi halde bizim aramizda cani sikilir.

Bütün insani örgütlere insan yetistirdiginiz iddiasindasiniz. Bunu gerçekten yerine getirebiliyor musunuz?"
Masonluk görevi hiçbir zaman bitmeyecek, ikiyüzelli seneden beri bir sürü çag degisimine ragmen kalici olmasini böyle ispatlayan bir cemiyettir.

Gelenekler, prensipler disardan görüldügü kadar siki degildir. Kabul ettigimiz prensipler yeni çaga uyan prensiplerdir. Insan sevgisi yirmibirinci yüzyilda da yirmiikinci yüzyilda da mutlaka korunmasi gereken, korunamamasi halinde çok vahim sonuçlar yaratacak kutsal bir prensiptir. Biz birbirimize bunu ögretmeye çalisiyoruz. Bunu ögretirken de iyi insan olmayi ögreniyoruz.

Kadinlar iyi insan olamaz diye düsünüp mü araniza almiyorsunuz?"
Biz, hemsirelerimizi daima aramizda telakki ediyoruz. Zamanla cemiyete dogrudan üye alinirlar mi, alinmazlar mi, bilemiyorum ama bu bizim geleneklere bagliligimizin bir sonucudur. Tasvip etsek de, etmesek de uymaya mecburuz.

Zaman zaman üyeleriniz arasinda çok önemli isimlere rastlaniyor. Gücünüz konusuluyor. Bir örnek var ki, sasirtici, Fatin Rüstü Zorlu bir Masondu. Ancak cemiyetiniz bir Masonun idam edilmesinde gücünü kullanmadi veya kullanamadi."
Biz kardeslerimize teker teker idamin bir insanlik suçu oldugunu söyleriz ancak dernek olarak politikanin içinde asla olmayiz. Her konuda tavrimiz böyledir. Ayrica Fatin Rüstü'nün kardesimiz olup olmadigini bilmiyorum."

Bu kadar çok dayanisma ve kardeslikten bahsettiginiz halde niçin iki ayri örgüt olarak faaliyetinizi sürdürüyorsunuz? Zannederim, ayrilmaniz kitlelerin gündemine Süleyman Demirel'in Mason olup olmadigi tartismasiyla sunulmustu"
Ayrilma, bahsettiginiz olaydan iki sene sonra olmustur. Sanki ilgili gibi gösteriliyor. Bu iki kurulusun arasindaki farklardan biri, onlarin ateistleri kabul etmeleri, bizim ise asla kabul etmememizdir. Bir de felsefi dereceler dedigimiz Masonlugun felsefesi ile ugrasan bir görüsün ayriligidir."

Cemiyetinizden ayrilmak mümkün müdür?"
Bütün derneklerde oldugu gibi bizde de bir istifa müessesesi vardir. Maddi ve diger mükellefiyetlerini yerine getirmis kardeslerimiz aramizdan ayrilabilirler."

 

Emin Çölasan, Türkiye'deki en büyük Mason "Üstad-i azam." Prof. Dr. Orhan Alsaç ile konustu

"Masonlarin Kimseye Zarari Yok"

Emin ÇÖLASAN

Sayin Orhan Alsaç, sizinle bugün Masonluk konusunu konusmak istiyorum. Aslinda bu konuyu ben de çok iyi bilmiyorum. Sizinle bu konusmayi yapmadan önce Masonlukla ilgili bazi kitaplar okudum, bilgiler edindim. Ancak isin önemli bir bölümü gizlilige dayandigi için, konuyu tam olarak kavramam elbette ki mümkün olmadi. Bu nedenle, bir gazeteci olarak aklima gelen sorulari size sormakla yetinecegim... Nedir efendim Masonluk, nasil baslamis bu is?
Simdi Bakin Emin Bey, isminden de belli oldugu gibi, Mason demek duvarci ustasi demektir. Daha dogrusu, özellikle 18. Yüzyil'dan önce Avrupa'da zamanin mimarlari ve duvarci ustalari, belirli yerlerde çalisiyorlar, çok büyük mabetler, kiliseler ve katedraller yapiyorlar. O zamanin sartlarinda insanlarin öyle her yerde çalismasi, gezmesi ve serbestçe dolasmasi mümkün degil. Önemli bir manastir, katedral veya mabet <l10.html> yapilacagi zaman, bunlar gruplar halinde oraya gidip çalismaya basliyorlar. Orada yerlesiyorlar ve islerini sürdürüyorlar. Bundan dolayi "Hür" kelimesi geliyor. Yani "Hür Masonlar" oluyorlar. O zaman, bu meslek okullarda ögretilmiyor. Bu yüzden meslegi kendi aralarinda ögretiyorlar. Gençleri çirak olarak aliyorlar, sonra kalfa yapiyorlar, en sonunda da usta yapiyorlar. Bunlar kendilerini derecelerine göre tanitiyorlar ve bir yere gidince is bulmalari mümkün oluyor. Yani kendi aralarinda bir teskilat kuruyorlar. Tipki bizim eski lonca sistemi gibi bir sey... Biz buna "operatif Masonluk" diyoruz. Yani fiilen bina ve duvar islerinde çalisanlarin olusturdugu bir teskilat... Bunlar, çok iyi is yapan kimseler, Avrupa'daki bütün büyük ve önemli insaatlari bunlari yapiyor. Fakat bir süre sonra bu isin okullari açilmaya baslayinca, bunlarin etkinligi zayifliyor. Teskilata kendilerinden olmayanlari, meslekten olmayanlari da almaya basliyorlar ve bunlari da meslekten kabul ediyorlar... "Hür ve Kabul Edilmis Mason" sözcükleri iste buradan geliyor. Yani aslinda duvarci olmadigi halde, duvarci kabul edilerek teskilata alinan kimseler... Çalismalar bu sekilde sürerken, 1717 yilinda bu is bir düzene sokuluyor. Kurallar getiriliyor ve localar kuruluyor. Böylece Mason localari ortaya çikiyor. Bunlar da, her ülkede bir adet büyük locaya baglaniyor.

Simdi siz büyük locanin baskani misiniz Türkiye'de? Mason deyimiyle en büyük Üstat siz misiniz?
Evet, benim... Büyük locanin baskaniyim... Üstadi Azam'im. Her ülkede bir tane büyük loca olabiliyor.

Nedir efendim bu Masonluk denilen olay?
Bizim bazi ilkelerimiz var. Bunlarin benimsenmesi, talim edilmesi için çalismalar yapariz ve bu ilkeleri günlük hayatimizda da uygulamaya çalisiriz. Birincisi, Allah'a inanmaktir. Ruhun ölmezligine inaniriz, vatandasi oldugumuz ülkenin yasalarina saygili olmayi, insanlara saygili olmayi, haktan ve adaletten yana olmayi amaçlariz. Bagnazliga, taassuba ve totaliter rejimlere karsiyiz, cehalete karsiyiz. Insanlar arasinda hiçbir sekilde dil, din, ve irk farki gözetmeyiz.

Masonlar galiba Allah'a "Allah" degil de, "Evrenin Ulu Mimari" diyorlar... Nedir bunun sebebi?
Evrenin yaradani, her seyin hâkimi ve yöneticisi oldugu için böyle deniliyor. Mesela biz "Yücelerin Yücesi" de deriz. "Evrenin Geometrisinin Kurucusu" da deriz. Yazili metinlerde kullandiklarimiz bunlardir; ama konusurken "Allah" deriz, "Tanri" deriz.

Bir de efendim, bazi simgeleriniz ve sembolleriniz var. Nedir onlar?
Biz Masonluktaki ideallerimizin benimsenmesi ve uygulanmasi isinin talimini, sembollerle yapiyoruz... Çünkü inaniyoruz ki, birçok seyi sembollerle anlatmak, sözle anlatmaktan daha iyi anlasilir.

Nedir o sembolleriniz?
Mesela gönyemiz var bizim, Dogrulugun sembolüdür. Pergel, var, ölçülü olmanin sembolüdür. Buna benzer birçok seyler var. Mesela size mabedimizi gezdirirken dösemelerde siyah ve beyaz renkleri gördünüz. Bu renkler, çeliskilerin ve tezatlarin sembolüdür. Gündüz ve geceyi, iyilik ve kötülügü sembolize eder. Kendimizi egitmek için bunlardan yararlaniriz.

Peki dinler arasinda bir ayrim yapiyor musunuz?
Hayir... Dinler arasinda bir ayrim yapmak söyle dursun, bizde din tartismasi yapmak yasaktir. Bizde, ayrica politika tartismasi yapmak da yasaktir... Çünkü bu iki konu tartisilinca, insanlar arasina kirginlik ve sogukluk girer. Bizim çatimiz altinda bu tartismalar kesinlikle yapilamaz. Mesela bizde, çesitli politikaci kardeslerimiz vardir. Bu çati altinda hiçbiri, kendi savundugu politikalarin dogru, baskalarinin savunduklarinin yanlis oldugunu söyleyemez. Ayni sekilde, din tartismasi da kesinlikle yasaktir.

Bu arada hemen sunu soracagim... Birbirinize "Kardes" diyorsunuz galiba?...
Evet... Her Mason digerlerinin kardesidir.

Sayin Alsaç, önce sunu belirleyin okuyucularimiz için... Sizin bu konusmayi yapmadan önce beni mabedinize soktunuz ve gezdirdiniz. Ayni bina içerisinde bulunan dört ayri mabedinizi de gezdim Benim için gerçekten çok degisik ve ilginç bir olay oldu... Çünkü buralari, Mason olmayanlara yüzyillardan beri kapali olan yerler. Içeride yabanci sinek bile uçmasi mümkün degil. Penceresi olmayan, degisik bir biçimde isiklandirilmis, çok ilginç yerler. Içeride çok sayida kiliçlar gördüm, önlükler, duvarda Günes ve Ay, tavanda yildizlar, bir kösede siyah tüller, mum benzeri isiklar, kürsüler, baska bazi semboller, gönye ve pergeller ve bazi yazilar... Ayrica dikkatimi çekti, tam ortada kürsü benzeri bir yerde, üç Kutsal Kitap yan yana duruyor... Kuran, Incil ve Tevrat... Hangi amaçla kullaniyorsunuz bu Kutsal Kitaplari burada?
Emin Bey, bir insan Masonluga kabul edilmeden önce çesitli incelemelerden geçirilir. Sonuç olumlu çikarsa Mason olmasina karar verilir. Ancak bundan önce yemin etmesi sarttir. O yemini de, kendi inandigi kitabin üzerine elini koyarak etmesi gerekir. Onun için kutsal kitaplari orada bulunduruyoruz ve yemin edilecegi zaman onlardan istifade ediyoruz.

Üç kitap üzerine mi yemin ediliyor?
Hayir, kendi inandigi dinin kitabi üzerine... Biz Müslüman olarak üç kitabi da kutsal saydigimiz için, üçünü de bulunduruyoruz.

Hangi kitap üzerine yemin etmek isterse, elini onun üzerine koyar.

Yemin metniniz nasildir efendim?... Onu bana burada okuyabilir misiniz?
Ben, Evrenin Ulu Mimari'nin huzurunda ve burada toplanmis bulunan Masonlarin önünde kendi istegimle seref ve namusum üzerine yemin ederim ki, yurduma ve aileme bagli kalacagim. Onlar için, elimden gelen hiçbir seyi esirgemeyecegim. Cahillik ve taassuba karsi savasacagim. Hak ve adaletten yana olacagim. Baskasinin hakkini kendiminki gibi koruyacagim. Kardeslerimin yardimina kosacagim, insanlarin mutluluguna çalisacagim. Bana emanet edilen bütün sirlari sakli tutacagim. Türkiye Büyük Locasini Türk Masonlugunda tek ve en büyük otorite olarak taniyacagim. Onun yasalarina bagli kalacagim ve kararlarina uyacagim. Evrenin Ulu Mimari, Masonlar önünde etmis oldugum bu büyük yeminimi yerine getirmede bana yardimci olsun.

Evet, Mason yeminini de böylece ögrenmis olduk. Sayin Alsaç, siz Müslüman insanlarsiniz. Bu durumda Hiristiyan ve Yahudi Masonlari da kardes olarak mi kabul ediyorsunuz?
Evet, biz bütün insanlari kardes kabul ederiz. Sadece kutsal kitabi olmayanlari içimize almayiz.

Pek ikimler Mason olabiliyor?
Herseyden önce, belli bir kültür ve egitim seviyesinde olmasi gerekir... Çünkü bizim konustuklarimiz, herkes tarafindan kolaylikla anlasilacak seyler olmayabilir. Dolayisiyla, belirli bir egitimi olmayan kisilerin burada cani sikilir. Ama bu demek degildir ki, ille de üniversite mezunu olacak... Tabii, Dernekler Yasasi'na göre, bir dernege üye olabilme vasiflarini tasimasi lazim. 21 yasini doldurmus olmasi lazim. Ayrica yillik aidatimizi verecek parasal gücü olmasi lazim. Aidatimiz su anda yillik 90 bin lira. Bir de giris ücreti olarak 450 lira aliyoruz.

Baska bir sey yok mu para olarak?
Baska bir sey yok. Hepsi budur.

Diyelim ki, herhangi bir kimse Mason olmak istiyor. Hangi asamalardan geçiyor bu is?
Mesela kendisi bize müracaat ediyor, Fakat kendi kendine müracaat edenlerin sayisi çok az... Ya da biz, birisini görüyoruz, taniyoruz, bizimle birlikte çalisabilecegine inaniyoruz. Bize katkida bulunabilecegini, bizim de ileride kendisinden fikir düzeyinde bazi seyler alabilecegimizi görüyoruz ve kendisine teklifte bulunuyoruz. Eger kabul ederse, belli formaliteleri var. Bize yazili olarak basvurmasi için bir form veriyoruz. O da, bu isi kendi istegi ile kabul ettigini imzalayip bize veriyor. Bütün bunlar olup biterken, biz bu kimseyle ilgili sorusturma yapariz. Görevli kardeslerimiz, kendisini taniyanlarla gidip görüsürler. Kendisi ile de konusurlar, sohbet ederler. Mesela Allah'a inanip inanmadigini ona açikça sorarlar. Bütün incelemeler olumlu çikarsa, locada oylama yapilir. Olumsuz oy çikmazsa, aramiza kabul edilir.

Sizin, Üstadi Azam olarak su anda üzerinizde bulunan bazi özel seyler var. Bu yemin törenlerinde veya diger loca toplantilarinda bütün Masonlar böyle özel bazi seyler giymek zorunda midir?
Hayir, localarda locayi idare edenlerin özel giysileri vardir. Digerlerinin özel giysisi yok. Yalniz, herkes koyu renk elbise ile gelir.Toplantida önlük ve beyaz eldiven takilir... Baska bir sey yok. Önlük, size gösterdigimiz dikdörtgen önlüklerdir. Etrafi mavi <l13.html> kurdele ile çevrilmis beyaz önlük.... Bunlar eskiden kuzu derisinden yapilirdi, ama simdi nereden bulacaksiniz kuzu derisini?...

Simdi Sayin Alsaç, ben bugüne kadar hiç fakir fukara Mason duymadim, görmedim. Ya da bir ilkokul mezunu veya düsük dereceli bir memur Mason hiç duymadim. Böylelerini almiyor musunuz araniza?
Emin Bey, bizim de her dernek gibi belli bir miktar paraya ihtiyacimiz var. En azindan bu aidati ve giris parasini ödeyecek gücü olmasi lazim. Ikincisi, siz tanimiyorsunuz ama bizim aramizda lise bitirmemis kardeslerimiz bile vardir. Az da olsa vardir.

Kaç Mason var Türkiye'de?
Alti bine yakiniz.

Bu kadar az misiniz yani?... Ben çok daha fazla oldugumuzu zannederdim.
Maalesef!... Türkiye'de çok az... Bütün dünyada ise üç milyon dolaylarinda Mason var.

Kadinlari niçin almiyorsunuz araniza?
Bu, eski bir görenek... Bizim kurallarimiz bundan neredeyse 275 yil önce, 1717. yilinda Ingiltere'de hazirlanmis... O zaman kadinlarin alinmamasina karar verilmis. Biz, o zaman hazirlanmis yasalarimiza sahip çiktigimiz için, simdi onu degistirmek istemiyoruz. O zamandan beri esaslarini degistirmeyen tek dernek oldugumuzu da iddia ediyoruz.

Sayin Orhan Alsaç, Masonlar birbirinize "Kardes" diyorsunuz. Kardesler birbirini kolluyor mu?... Diyelim ki bir ihale isi var. Mason bir yetkili, bu ihaleyi Mason kardesine verir mi?... Ya da bir Mason memur terfi edecegi zaman, kardesi olan amiri ona öncelik verir mi?
Böyle bir sey kesinlikle söz konusu degildir. Bizim Mason tabiriyle durum söyledir: Rakibiyle bütün sartlar esitse, o durumda kardesini tercih edebilir.

Sizin Masonlar olarak amaciniz nedir efendim?... Elinizde yetki olsa insanlari ne yapacaksiniz?
Biz insanlarin birbirini sevmesi için çaba harciyoruz ve inaniyoruz ki, insanlar birbirini severse dünyada baris olur, bütün çeliskiler ortadan kalkar. Dolayisiyla insanlari sevmeyi, dürüst ve ahlakli olmayi telkin ediyoruz.

O halde herkese açin kapilarinizi ve herkesi Mason yapin. Bütün bu gizli çalismalarinizi kapali kapilarin ardinda degil, herkese açik bir biçimde yapin...
Bizim kapilarimiz kapali degil ki... Mason olmak isteyen herkes basvuruda bulunabilir. Bizim sartlarimiza uyuyorsa, onlari da aramiza aliriz.

Ama yine de, kapali kapilarin arkasindasiniz.
Her kurulus, bizim gibi kapali kapilarin arkasinda olabilir. Siz bugün bir kulübe veya dernege dogrudan dogruya gidip onun yönetim kurulunda çalisabilir misiniz Emin Bey?... Hatta normal yerlerin kapisinda bile "Üye olmayan giremez" diye yazi vardir.

Ama sizin birçok gizli yönünüz var. Birtakim sirlariniz var, gizli tuttugunuz seyleriniz var... Niçin gizlilikleriniz var?
Evet, kardes oldugumuzu belli eden sirlarimiz, isaretlerimiz, kelimelerimiz var. Bunlari ancak Mason olan kardeslerimiz bilebilir... Bunun da sebebi, bizden olmayanlarin içimize karismasini istemedigimiz içindir. Bizim binamiza iki kere bomba koydular Emin Bey!...

Su arada Masonlukla ilgili epey kitap okudum sizin karsiniza gelmeden önce... Orada, "Masonlugun sirlarini hiçbir zaman disariya vermeyeceksiniz" diye seyler var... Ne gibi sirlariniz var sizin?...
Siz Mason olmadiginiz için, ben size onlari nasil söylerim?

Kiyisindan kösesisinden biraz söyleyin... Hiç söylenmez mi bunlar?
Hiç söylenmez...

Iste bunlar merak uyandiriyor Masonluk hakkinda....
Biraz da merak uyandirmak lazim ki, bize gelenler merakla gelsin.

Peki size belli çikarlar saglamak için katilanlar da oluyor mu?
Bütün, telkinlerimizi bu yönde yapmamiza ragmen, maalesef böyle düsünenlerin de geldigini biliyoruz. Ama bunlar, bir süre sonra bunun mümkün olmadigini anlarlar. Ya aramizdan ayrilirlar, ya da bize katilirlar. Hatta bazilari, aramiza sirf merak ettikleri için gelirler. Öylelerini biliyorum ki, önce gelirler ve bir süre sonra kaybolurlar. Anlarim ki, merakla gelmisler, ilk merasimi görmüsler ve gitmisler.

Bugüne kadar sizin sirlarinizi açiklayip da sizleri zor durumda birakanlar hiç oldu mu?
Ben hatirlamiyorum.

Sayin Orhan Alsaç, az önce Masonlarin kutsal amaçlarindan söz ettiniz ve bütün Masonlari bu ilkeler dogrultusunda yetistirdiginizi söylediniz. Bu durumda her Mason piril piril bir insan midir, yoksa sizin aranizda da bazi üçkâgitçilar falan var midir?
Emin Bey'cigim, biz, bir topluluguz. Mümkün oldugu kadar ince eleyip sik dokuyarak üye seçeriz. Elbette ki bizim toplulugumuzun bazi özellikleri, bizim içimizde de var oluyor. Bazen böyleleri aramizdan çikabiliyor. Çok üzülüyoruz.

Bu sizin Mason localarinda ne yapiyorsunuz?... Törenler nasil oluyor?
Önce sunu söyleyeyim, Ankara'da her biri 50-60 kardesimizden olusan 24 loca var. Bizim toplantilarimiz iki türdür. Birincisi, bir locanin kendi meselelerinin görüsüldügü toplantidir ki, biz buna "Aile Celsesi" deriz. Bir de "Resmi Celse" dedigimiz oturumlar vardir. Bu oturumlarda, her seferinde bizim Masonluk tarihimizi, konularimizi ve ilkelerimizi inceleyen konusmalar yapilir. Konusmaci kardeslerimiz önceden belirlenir. Onlar hazirlik yaparlar, gelip anlatirlar. Anlattiklari konulari hep birlikte tartisiriz. Tartisma bitince dagiliriz, bir sofrada bulusup yemek yeriz. Bazen de ayni konularin tartismasini yemekte daha serbest bir biçimde devam ettiririz.... Törenlerimize gelince... Kabul töreni vardir. Biz üç derece üzerinden çalisiriz... Çirak, kalfa ve üstat... Onlarin bir dereceden daha yüksege terfi törenleri vardir. Baska törenler vardir.

Bir de sizin nikâh töreniniz varmis galiba... Bir kardesiniz evlenince, ona "Masonik Nikâh" kiyiyormussunuz...
Evet... Evlenmis bir kardesimiz, bu evliligin, kardesleri arasinda teyit edilmesini ister. Yani orada bir yeniden nikâh kiyma olayi yoktur. Evli kardesimize, "Birbirinize sadik kalin, birbirinizi kirmayin, yardim edin" diye bir tören yapilir. Bu törene kadinlar da girebilir.

Sayin Alsaç, benim aklimi hep kurcalayan bir konu var... Masonluga özellikle sag partiler, ama bunlarin arasinda da en çok seriatçi partiler karsi çikiyor. Hatta sizin Siyonist bir Yahudi örgütü oldugunuz konusunda suçlamalar yapilir. Nereden kaynaklaniyor bu suçlamalar?
Efendim, bundan uzun yillar önce Papalik, Masonlugu aforoz etmistir... Çünkü, ruhban sinifinin etkinligi azalir diye korkmuslardir. Bizim ilkelerimiz yayildikça, kendi etkinliklerinin azalacagindan endise etmisler ve Masonlugu aforoz etmislerdir. Bu durumun etkisiyle, bizde de Masonlarin dinsiz oldugu söylentileri yayilmistir. Yani bizimkiler, Papaligin bu emrine daha çok uyuyorlar ve bizi dinsiz olmakla suçluyorlar. Siyonizmle baglantimiz ise hiçbir sekilde yoktur. Biz, 1717 yilinda yazili belgelerimizle kurulduk. Oysa Siyonizm, 1896 yilinda ortaya çikti.

O halde özellikle sag kesim size niçin karsi çikiyor?
Cehaletlerinden... Arastirsalar, gerçegi göreceklerdir.

Sizin Masonlar olarak hiçbir yanlisiniz, hataniz yok mudur?
Valla bu konuda kendimizi övmek gibi olacak... Belki dört dörtlük degiliz ve bizim de kusurlarimiz olabilir. Ama bize atfedilen kusurlarimizin olmadigini kesinlikle söyleyebilirim. Mesela bizi ayni zamanda kökü disarida, vatan haini diye tanitirlar. Bugüne kadar hiçbir Mason, vatani aleyhinde bir faaliyette bulunmamistir. Gelmis geçmis onbinlerce Türk Masonu arasinda devlet adamlari, politikacilar, generaller, bürokratlar ve hatta din adamlari vardir. Bunlarin hepsiyle biz gurur duyuyoruz.

Atatürk Mason muydu?
Atatürk'ün Masonlugu konusunda elimizde maalesef bir belge yok. Ama kendisinin konusmalarindan ve yaptigi telkinlerden, bizde Atatürk'ün Mason oldugu kanisi uyaniyor. En azindan, kesinlikle biliyoruz ki, Masonluk hakkinda çok derin bilgisi vardi ve Masonlugu her zaman himaye etmistir.

Inönü Mason muydu?
Hayir.

Demirel Mason muydu?
Bizim bir ilkemiz daha var Emin Bey... Biz kendimizden baska hiç kimsenin Mason oldugunu söyleyemeyiz. Bir kardesimiz Mason oldugunu söyleyebilir ama, bir Mason bir baskasinin Mason oldugunu asla söyleyemez.

Niçin söyleyemez?
Çünkü Mason oldugu ortaya çikarsa, bulundugu muhit ve çevre kendisine zarar verebilir. Bu durum, çok basimiza gelmistir. Basarili birisinin Mason oldugunu anladiklari zaman, onu bir tarafa birakmislardir veya lâyik oldugu imkânlari saglamamislardir. Dislamislardir... Ilk zamanlarda Masonlari öldürdükleri bile olmus Avrupa'da.

Yani bir insanin Mason oldugu Türkiye'de duyulursa, ona zarar geliyor mu?
Eh bazen!... Onun için biz açiklamiyoruz. Ama isteyen kendisinin Mason oldugunu söyleyebilir.

Su anda Türkiye'de devleti ve hükümeti yönetenler arasinda Masonlar var mi?
Politikacilardan ve yöneticilerden yeteri kadar kardesimiz var. Çok degil ama...

Komutanlardan var mi?... Mesela orduda ragbet görüyor mu Masonluk?
Bizim, emekli subay kardeslerimiz çok. Fakat bu son çikan Dernekler Yasasi nedeniyle, memur kimseleri alamiyoruz... Çünkü, bakanligindan izin almasi lazim. Hiç kimse de "Ben Mason olacagim" diye izin istemiyor. Askerlerin de baska kuruluslara üye olmasi yasaklandi. Bu durumda askerlerden de üye alamiyoruz. Su anda hiç asker üyemiz yok.

Sizin bütün kayitlariniz, üye listeleriniz falan devletin denetimine açik mi?
Gayet tabii... Dernekler Yasasi'na göre çalisan bir kurulusuz. Sik sik gelip hesaplanmizi, defterlerimizi incelerler. Rapor düzenleyip bir nüshasini bize verirler. Çok sükür simdiye kadar açigimiz çikmadi.

Sayin Alsaç, bir sey daha soracagim... siz Masonlar, diyelim ki bir baska yere gittiniz. Orada baska Mason olup olmadigini ögrenmek ve kendinizin de Mason oldugunu anlatmak istiyorsunuz. Bu is için belli sifre, parola veya isaretleriniz mi var?
Bazi evrensel isaretlerimiz ve tanitma seylerimiz vardir.

Ama parola, sifre gibi seyler var galiba. Bunlar degisir mi arada sirada?
Hayir- Bazisi çok az degisir.

Peki nasil tanitiyorsunuz kendinizi efendim?... Yani yazili belge götürdügünüz durumlar disinda, el sikisirken mi bir isaret çakiyorsunuz, ya da göz mü kirpiyorsunuz?- (Orhan Alsaç çok gülüyor)-
Parola kelimemiz var, el sikarken bir davranisimiz var.

Mesela ne yapiyorsunuz el sikarken?
O söylenmez ki!- O zaman size bir sir açiklamis olurum, siz de gidip kendinizi Mason diye tanitirsiniz. Tabii baska seyler de var. Ben hepsini söylemiyorum.

Diyelim ki, bir vatandasimiz Mason oldu. Sirlarimizi ona yavas yavas mi ögretiyorsunuz?- Istekli bir insansa, kaç yilda ögrenir herseyi?
Bizim bütün sirlarimizi herhalde ölünceye kadar ancak ögrenir.

Çok mu sir var sizde?
Evet... Ögrenmeyebilir de... Kendisinin kabiliyetine bakar bu isler. Birçok kardesler, belli derecede kalirlar... Çünkü bir dereceden digerine geçis için imtihanimiz var.

Siz su anda Masonlugun Üstadi Azami olarak bütün sirlari biliyor musunuz?
Ben de bilemem... Bazen kendi aramizda "Su kardesimiz bilir herhalde" diye konusuruz. Yani benden daha iyi bilenler mutlaka vardir.

Simdi siz, beni mabedinize soktunuz, hatta orada resim çektirme izni verdiniz. Bu durum, ilk kez oluyor Türkiye'de- Simdi bazi Mason kardesleriniz bu duruma mutlaka tepki gösterecektir. Bunlar size gelip de, "Üstadim bu yaptiginiz çok yanlis bir sey" diyebilirler mi Mason kurallari uyarinca?... Yani sizde elestiri serbest midir?
Bizim kurallarimiz ve Masonik terbiye içerisinde elestirebilirler. Böyle bir elestiri gelirse, sanirim gençlerden çok, yasli kardeslerimizden gelir... Biz artik bu eskiden kalma bazi seyleri yikmak istiyoruz. Yavas yavas biraz açilmak istiyoruz. Çünkü biz saklandikça, insanlar bizden daha çok süphelenmeye basliyorlar. Halbuki bizim süphelenecek bir yanimiz yok. Biz fena insanlar degiliz. Hiç kimseye bir zararimiz yok. Ben, biraz daha açik olmaktan yanayim. Öyle olmaliyiz ki, bu isi biraz daha yaymamiz mümkün olsun. Dünya Masonlugunda da artik bu gibi açilmalar oluyor... Yani bizde elestiri vardir ve kardeslerimiz beni de elestirebilirler.

Siz kardeslerinizin dini inançlarina müdahale eder misiniz, Masonlar olarak?... Mesela namaz kilmasina, oruç tutmasina veya bunlari yapmamasina karisir misiniz?
Bizim için önemli olan, Allah'a inanmasidir. Ötesine biz karismayiz.

Sayin Alsaç, konusmamizin sonuna geldik. Burada sizin özellikle söylemek istediginiz bir seyler varsa, lütfen söyleyin... Çünkü Masonluk olayini ister istemez çok yüzeysel olarak biliyorum- Bir çok seyi bilmedigim için de, aklima baska soru gelmiyor dogrusu.-
Efendim, sunlari söylemek isterim... Biz artik toplumdan sanki çok ayri bir kurulus gibi kendimizi gizlemek ve kapamak istemiyoruz. Ama toplum bizden kaçiyor. Bize yakinlik gösterseler. Insanlarin Mason olmasinda hiçbir sakinca yok. Çünkü bizde kötülük yok. Ama Masonlugun bir de felsefi yönü var. Bize gelen kardesimiz isin bu yanini anlayip kavrayacak düzeyde degilse, o zaman bizim yaptiklarimiz tuhafina gider. Hareketlerimize sasirir ve söylediklerimizi anlamaz. Törenlerimizi görünce "Ne yapiyor bunlar?" diye sorar. Iste bu yüzden biz seçerek aliyoruz.

Yanilgiya ugradiginiz olmuyor mu adam seçerken?
Gayet tabii oluyor.

Isteyen herkes, Masonluktan ayrilabilir mi?... Begenmezse birakip gidebilir mi?..
Istifa etmek suretiyle, rahatça ayrilir. Ama Mason olarak ona verdigimiz bazi seyler, elbette ki onda kalacaktir. Sirlar kalacaktir. Bu yüzden de, Mason olan kisi bir daha Masonluktan çikamaz deriz biz... Çünkü sirlarimizi koruyacagina yemin etmistir.

Masonluk olayinin püf noktasi, bu sizin sirlarinizda galiba... Öyle degil mi Sayin Alsaç?... O sirlari ben bilemedigim için size sormam mümkün olmuyor- Siz de zaten anlatmiyorsunuz.
Ben size, bizim korkulacak insanlar olmadigimizi anlattim. Bu yeterlidir Emin Bey...

Sayin Orhan Alsaç, bu konusma için size çok tesekkür ediyorum. Özellikle beni mabet <l10.html>lerinize soktugunuz için ayrica tesekkür ediyorum. Böylece gerçekten çok merak ettigim gizli bir yeri gözlerimle görmüs oldum... Size basarilar diliyorum efendim...

Hürriyet, 24 Aralik Pazar, 1989 </TD

 

Masonlugun özelligi

28 Agustos 1972'de Büyük  Üstad Hayrullah Örs'ün  Milliyet'te yayinlanmis,  Abdi Ipekçi ile "Sohbet"i

IPEKÇI - Masonluk öteden beri üzerinde çok taartisilan, dedikodulara yol açan bir konu... Herkes bu hususta degisik bilgilere sahip. Masonluk konusunu bize açiklar misiniz?
ÖRS - Abdi Bey, bu dedikodular deyimini Türkiye için kullanabiliriz. Bugün meselâ Amerika, Almanya'da, Isveç'te böyle bir dedikodu mevzuubahis degil. Isveç'te zaten bir anane olarak Kral, Isveç Büyük Locasinin büyük üstadidir. Isveçliler aristokrasiye merakli olduklari için daima Krali büyük üstad seçerler.

IPEKÇI - Büyük üstad dediniz, bu baskan mi oluyor?
ÖRS - Efendim, bizde baskana, büyük üstad denir. Bu aslinda "usta"dir. Mason'luk ortaçagda kurulmus olan yapi isçilerinin, bugünün deyimiyle sendikasidir. Lonca'larin zamanla sekil degistirmesinden dogmustur.

IPEKÇI - Nerede baslamistir?
ÖRS - Baslangiç olarak, bizim operatif Masonlar dedigimiz, yapi isçilerini alirsak, Sark'ta baslamistir. Bunlar evvelâ esnafi çirak -kalfa- usta diye üç zümreye ayirirlar ve geçisler bir imtihan seklinde biraz dinî, biraz mistik törenlerle yapilirdi.

IPEKÇI - Sark derken hangi ülkeleri kastediyorsunuz?
ÖRS - Bilhassa Irak. Sonra bizim Ahî teskilâtinin da ondan dogdugu ve Avrupa'ya da Haçli Seferlerinden geçtigi anlasiliyor. Çünkü o kadar benzerlikleri var ki, bu tesadüfi olmaz. Avrupa'daki bütün Mason deyimlerinde bir yapi santiyesi özelligi var. Bizimki o sekilde gelismemis, onun için Avrupa'dan tekrar bize intikal etmistir. Meselâ bir Gotik Katedral kuruluyor. Bilhassa Gotikler zamaninda faaliyete baslamis Loncalar. Bu Katedral için birçok yerden isçi gelecektir. Çünkü bir yerin isçisi, Katedral yapmaya yetmez. Halbuki eski devirlerde Loncalar, sadece bir sehre bagliydi. Meselâ, kuyumcular baska yerde kuyumculuk yapamazdi. Bu konuda bir tek sanat müstesna idi: Yapicilar. Bunlar tas yontuculari, kalfalari ve sürveyanlari ile bir Lonca teskil ediyorlardi. Bunun adi "Loca"dir. O devirlerde birbirlerini tanimak için bugünkü gibi ellerinde diploma yahut herhangi bir vesika, fotografli belge, mahalle muhtari kagidi olmadigi için, birbirlerini birtakim isaretlerle tanirdi. Bir yerin kalfasi baska yere gittigi zaman kendisini kolayca tanitabilirdi. Bu gelenek Almanya'da son zamana kadar sürmüstü. 17. asirin ikinci yarisinda sanirim Ingilizler kulüp hayatini çok severlerdi. Duvarci vesaire olmadiklari halde bu localara simdiki deyimle fahri üye, yahut seref üyesi olarak girmisler ve toplanmaya baslamislardi. Buralarda pek üstün meseleleri konustuklarini sanmam, vakit geçirmek için olsa gerek... Ama seremonileri devam etmistir. Bunlara centilmen Masonlar diyorlar, hakiki duvarcilar, yapicilar degildirler. Bunlarin adedi çogaliyor.

IPEKÇI - Bu safhasinda mahiyetini, karakterini degistirmis oluyor mu?
ÖRS - Karakterini söyle degistiriyor: O zamana kadar maddi olan seyler sembolik anlam aliyor. Meselâ Gönye dogrulugun sembolü oluyor. Bütün kullanilan deyimler ve aletler Masonlukta sembolik anlamlar aldigi için, buna "sembolik Masonluk" da deniyor.

IPEKÇI - Degisiklik yalniz sembolik anlamda mi?
ÖRS - Zihniyette de oluyor. Ingiliz düsünürleri, meselâ Kralî Cemiyet üyelerinin bir kismi bu localara giriyorlar ve insanlik ideallerinin prensiplerini koyuyorlar. Bu arada 14. Lui, Protestanlara gösterilen toleransi kaldiriyor ve Katolikligi hâkim kiliyor. Protestanlarin bir kismi Ingiltere'ye gidiyor. Bunlar içinde meselâ meshur bir alim var: Desagulier. O da Mason oluyor. Bunlarin basit duvarci sembolizmasi içinde o devre göre, üstün fikirleri tartisiyorlar. Diyorlar ki, insan hürdür. Ikincisi, insan herhangi bir dine, bir millete mensup olmakla insanlik camiasindan çikmaz. Insanlar bu farklarini muhafaza etmekle beraber, pekâlâ dost olabilirler. Üçüncüsü su: bir devlet lâzimdir. Binaenaleyh Masonluk, devletin kanunlarina itaat etmeye mecburdur. Ne dogrudan dogruya, ne de kendi teskilâtini vasita ederek, herhangi bir hükümet aleyhine harekete girmeyecektir. Bunun bir kanunnamesi var; o devirde yapilmis. Bu mecburî bir sey degil. Fakat bunu tatbik etmeyen, bunu kabul etmeyen Mason localarina düzensiz Masonluk denir. Bu yasa 1723'de nesredilmistir.

IPEKÇI - Gizli degildir yani?
ÖRS - Hayir. Bunlarin hiçbiri gizli degil. Bu bir gizli dernek degildir. Sadece kapali bir dernektir. Bütün bu söylediklerimi ansiklopedilerde bulabilirsiniz. Bizim ansiklopediler maalesef kendiliklerinden mutlaka bir sey katiyorlar -Larus'da bulabilirsiniz Bu kanuna biz eski mükellefiyetler, yahut eski yükümlülükler diyoruz. Bunun basinda Mason, Allah'a inanir, kaidesi konuyor. Allah'a hiristiyanlarin inandigi gibi teslisle üçlüyle inananilabilir, Müslümanlarin inandigi gibi tek, esi ve benzeri olmayan Allah olarak inanilabilir. Budistler gibi inanilabilir. Bunun sekli üzerinde Masonluk ne münakasa eder, ne de su sekilde düsüneceksin, der. Tam münkir olanlari almayacaksiniz, diyor. Buna da sebep, böyle insanlarin topluma lâzim olan seyleri de inkâr etmesi endisesidir. Dogru veya yanlis. Kardesler kurduklari birtakim müesseselerle toplumun faydasina çalisir. Meselâ Kizilhaç -ki ilk defa bunu ortaya atan adam Dunant, Masondu- bu, Kizilhaç'i Masonluk kurdu, demek degildir. Ama bir Mason yapti. Meselâ Dunant gibi, Türkiye'de Kizilay'in kurulmasi isinde üyelerin kismi azamisi Masondur. Ilk kurulusunda, uzun zaman onun basinda bulunanlardan Besim Ömer Pasa, Türkiye Masonlarinin büyük üstadi idi. Bu sekilde faydalari çok büyük olmustur Masonlugun. Görünür fayda olarak daha ne yaptilar? Birçok seyleri de sayabilirim. Ama sayamadigim birçok seyler de vardir. Bir misalini söyleyeyim size. Churchill ile Attlee'nin ayni locada, ayni sirada oturmalari, belki Ingilizlerin birbirleri ile öldüresiye mücadele etmelerine engel olan seylerden biridir, diyebiliriz.

IPEKÇI - Ikisi de Mason muydu?
ÖRS - Ikisi de Mason'du.

IPEKÇI - Efendim, tarihi gelismesini anlatiyordunuz. Ingiltere'den çikip Kit'a Avrupasi'na geçtiginden söz etmistiniz. Türkiye'ye nasil ve ne zaman gelmistir?
ÖRS - Ben vesikaya dayanmayi seven adamim. Hikâyeler çok. Bir tanesine göre, Ahmet III. zamaninda sefaretle giden Yirmisekiz Çelebi'nin Mason olarak döndügü söylenir. Bunun hakkinda birsey bilmiyoruz. Ikinci bir rivayet var: Kont de Boneval'in -Kumbaraci Ahmet Pasa- Mason oldugu. Fakat o devirde Fransa'da Masonluk pek parlak degil. Fransa'ya Masonluk geçtikten sonra herkes aklina göre bir sistem kurdu. Hattâ bunlar için de büyük dolandiricilar vardi. Meshur Kazanova da Masondur. Hattâ hatiralarinda geçer, kadin localari bile açmislar. Birsey daha söyleyeyim; muntazam Masonlukta kadin localari yasaktir.

IPEKÇI - Neden?
ÖRS - Bunu hanimlar da sorar herkese. Su cevabi veriyorum; bir dülger loncasinda marangoz loncasinda eskiden kadin bulunmazdi.

IPEKÇI - Ama bu devirde kadinlar çalisiyor.
ÖRS - Masonluk bir taraftan kendini ileriye tamamen açmistir. Meselâ Masonluk XVIII. yüzyildan beri tamamen lâiktir. Masonluk bütün dinlere kapisini açmistir ve kimsenin dinine taarruz etmez. Masonluk demokratiktir. Hersey seçimledir. Bir veya iki sene için seçilenin yerine ertesi sene baska birisi seçilebilir. Bütün localarda da böyledir. Falan su soydandir, bu soydandir yahut su zengindir, bu zengindir gibi seylere bakilmaz. Bütün bunlara ragmen, bir muhafazakâr tarafi oldugunu da kabul edelim. Belki yasamasi bunun sayesinde.

IPEKÇI - Yalniz burada üstüste oturmayan bir durum var Hayrullah Bey. Bir yanda ne din, ne siyasi, ne düsünce, ne de insanlarin durumu bakimindan hiçbir ayirim yapmiyor. Ama cinsiyet konusunda kesin ve kati bir ayirim yapiyor. Bu, baslangiçta iste erkekler marangozdu, dülgerdi. Kadinlar degildi...
ÖRS - Hayir, yalniz o izahlarla da degil. O devrin münevver hanimlari da bugünkü hanimlar degildi. Onlar meselâ Molière'in meshur "Bilgiç Kadinlar"i gibi idiler. Birkaç tane var meshur o devrin sair hanimlari ama. O devrin kadin seviyesi neydi, yakin zamana kadar neydi?

IPEKÇI - Evet, simdi Türkiye'deki gelismeye gelelim Hayrullah Bey.
ÖRS - Elimizdeki vesikaya göre; 1760-70'lere dogru Istanbul'da bir Loca açilmis. Rivayete göre 1738'de de açilmis oldugu söylenen bir Loca var, fakat döküman yok. 18. asrin ikinci yarisinda ise, Istanbul'da, Izmir'de, Halep'te, Iskenderun'da kesin olarak bilinen Localar var. Loca açmak için bir büyük Locadan müsaade almak lâzimdir. Kendisinin Büyük Locasi yoksa, yabanci memleketten patent almalari lâzimdir. Fransa'ya bagli olanlardan "Terakki" diyecegimiz bir "Progrès" Locasi vardir. Oraya 1873 senesinin sonbaharinda Namik Kemal'in girmis oldugunu okuyoruz, vesikasi var. Zaten fotokopileriyle bunlari nesretmek istiyoruz. Bir müddet sonra da, Sultan Murat ayni Locaya giriyor. Bu konuda türlü rivayetler var. Hikâyenin asli su: Sultan Murat Mason olmak istemis. Kethüdasi Seyit Bey Mason. Çok ileri fikirli bir adam. Çok zor durumda kalmis. Reddetse bir türlü, kabul etse Sultan Aziz'in hismina ugramak ihtimali var. Onun için Kadiköy'de bir evde tamamen entim, 12 kisilik bir grup tarafindan merasim yapilmis. Ertesi sene onun da bulundugu bir toplantida kardesi Nurettin efendi, sonra Kemalettin efendi de Mason olmustur. O devirde yani Sultan Aziz devrinde Masonluga girenler çok. Pasalar var. O devirdeki matriküller elimizde. Böylece Abdülhamid'e kadar geliyor. Abdülhamid, Masonlukla ugrasmiyor, Masonlarla ugrasiyor. Bunun da saiki, Sultan Murad'in tekrar tahta geçirilmesidir. Çünkü akilli oldugu tevsik edilecek olursa, is bozulacak. Masonlar aleyhine Türkiye'de ilk defa yaygin nesriyat yapilmasi bu devirdedir. Dinsizlik masalini nerden ele aldilar? Isin enteresani o. Baska seyler bulabilirlerdi. Meselâ, zati sahaneye suikast yapacaklar, falan filan derlerdi. Halbuki Mason münkir degildir, dinlere hürmetlidir. Yalniz müessese olarak dinle mesgul olmaz. Bir ahlâk cemiyetidir. Bizim içimizde mü'minler, bugün de var, dün de vardi. Mü'min olan kardeslerimiz çok. Sunu söyleyeyim, iki tane Seyhülislâm hiç tereddütsüz Mason olmustur. Musa Kâzim Efendi ile Hayri Efendi. Bunlarin kayitlari var. Üçüncü büyük ve gerçekten üstadlarimizdan biri, Müderris Mahmut Esat efendidir. Defteri Hakani Naziri. Ben 1926'da Mason oldum. O devirde bizim aramizda ilmiye sinifi dedigimiz, yani din adamlari, yahut din ulemasindan birçok insanlar vardi. Sultan Murat'in girmis oldugu ve Progrés Locasinda, iki tane de kadi var. Bir tanesi Rodos'tadir. Isimleri ile künyeleri kayitli. Sultan Hamid devrinde yine birçok Masonlar var. Meselâ Emrullah efendi. Bizde dalginligi ile taninir. Emrullah efendi gerçekten büyük bir adam. Kendi basina, Muhit ül- Maarif adinda bir ansiklopedi yazmak istemis. Fakat bir tek fasikülünü çikarabilmis, ama o da bugün iftihar edilecek kadar güzeldir. Sonra Sadrazam Hakki Pasa, Müsir Deli Fuat Pasa, hattâ hattâ Plevne Müdafii Osman Pasa... Bütün Avrupa ansiklopedilerinde onun adi geçer. Hürriyetin ilânina kadar bu böyle geliyor. Hürriyetin ilâninda eskiden kurulmus, yabanci localara bagli olan üç loca, bir milli büyük loca kurmak istiyor. Hakikaten bir memleketin kendi büyük locasi olmasi lâzimdir. Yabanci kuruluslarin gelip de bir memlekete loca açmalari hos bir sey degildir. Böylece Sadrazam Talât Pasa, "Masrik-i Azam-i Osmanî" adiyla kurulan büyük locanin basina geçmisti Sonra Süleyman Faik Pasa üstad olmustur. Faik Pasa daha sonra birinci savasta sehit düsmüstür. Bu loca 1935'e kadar muntazam Masonlukça taninmayan bir büyük loca olarak

"Masrik-i Azâm-i Osmanî" olarak devam etmistir. Taninmamis olmasinin sebebi, kurulusunun kendi basina buyruk olusudur. Üç muntazam locanin bir büyük loca kurmasi lâzimdir. Bunlar ise tepeden inme, asagi yukari Sadrazam emriyle kuruldugu için taninmiyordu. 1935'deki kapanisi hakkinda birçok hikâyeler vardir. O zaman bütün derneklerin kapandigini hatirlamak lâzimdir. O devrin gerekli görülen prensibi bu idi. O devirde, bütün dernekler kapanmistir Türkiye'de. Halkevleri, Halk Partisi var, hepsi buraya girsin, denmistir. Bakin, Ana Çizgileri ile Türkiye'de Masonluk Tarihi diye bir kitap var. Içisleri Bakani Sükrü Kaya bu mesele üzerinde o zaman, "Türk Masonlari kendi ideallerinin hükümetin esas programinda dahil oldugunu görerek kendi teskilâtlarini kendileri feshetmislerdir. Hükümetin bu is üzerinde hiçbir tesebbüs ve alâkasi yoktur" demistir. Bu is, o sirada Avrupa'ya aksediyor. Masonlar da "Biz kendimiz kapattik" diye ilân ediyorlar. Kapatma, haddizatinda devlet tarafindan bir kapatma degil; elbette ki tavsiye ile; siz bunu kapatin. Zaten bütün hepsi kapaniyor, diyerek; 1948 senesinde yeniden açildi. Zaten devletin bir emri ne de bir mahkeme karari vardi.

IPEKÇI - 1935 ile 1948 arasinda hiçbir faaliyet olmadi mi?
ÖRS - Hiçbir faaliyet olmadi.

IPEKÇI - Atatürk'ün bu konudaki görüsleri bilinir mi?
ÖRS - Müsbettir. Atatürk'ün Mason prensipleriyle bagdasmayacak tarafi yok. En yakinlari bunlarin içerisinde. Meselâ Sükrü Kaya, meselâ Hariciye Vekili Tevfik Rüstü Aras. Daha birçoklarini sayabiliriz. Bazilarinin aileleri açiklanmasini istemez. Yani öyle bir hale geldik ki, iftihar edilecek bir müessesenin baskani oldugum halde, bakin ne olur ne olmaz diye isim vermekten kaçiniyorum. Masonluk nerde vardir, nerde yoktur? Evvelâ Mason'luk demirperde gerisindeki memleketlerde yoktur.

IPEKÇI - Neden yoktur orada?
ÖRS - Masonluk diktatörlükle ayni zamanda yasayamaz. Bir diktatör rejim, hür fikre, kendinin kontrol edemedigi birseyin yasamasina tahammül edemez. Demirperde gerisindeki durum daha ayri. Onlar bizi nedense burjuva enternasyonali olarak telâkki ediyorlar. Lenin'in de sözleri var: "Masonlukla mücadele edilmelidir" diye. Meselâ Tito: Bir Yugoslav isçisi Masonlugun sembolü olan iki sütunu yikiyor seklinde pul çikarmistir. Ispanya'da Masonluk yoktur. Çünkü Ispanya hem diktatörlük, hem de Katolik diktatörlüktür. Portekizde de yoktur. Portekiz ve Ispanya'da Masonlar 19. yüzyilin sonlarinda iskenceye ugramislardir. Arap memleketlerinde Nâsir kendisinin büyük üstad yapilmasini emir buyurmus ve yaptirmis. Sonra da kapamistir. Bizim bildigimiz Misir'da çok eski bir Mason gelenegi vardir. Geri kalan memleketlerin hepsinde vardir Mason teskilati.

IPEKÇI - Uluslararasi bir burjuva teskilâti oldugu iddiasi ne derece dogru?
ÖRS - Uluslararasi bir irtibati yok ki, burjuva teskilâti olsun. Masonluk, üyelerini mutlaka belirli bir kültür seviyesine çikmis olan insanlardan alir. Servet seviyesi demiyorum, kültür seviyesi diyorum. Niçin isçi almiyorsunuz diyorlar. Isçinin de kendi teskilâti var. Onun da sendikasi var, su var bu var. Oraya da girebilir. Bunun kurulusu bu.

IPEKÇI- Isçilere kapali mi yani, prensip olarak?
ÖRS - Kapali degil. Ama gelmez. Kültür seviyesi o çizgiye gelmis olan bir isçi, pekalâ girer. Amerika'da gayet çok isçi de var. Bizde isçi adindan korkuyor, yoksa istese gelir. Bize kim gelemez? Biz tahkikat yapiyoruz. Evvelâ biri talip oluyor. Istiyor girmeyi. Ona Masonlugun ne oldugu anlatiliyor. Ondan sonra hakkinda locada gizli bir oylama yapiliyor.

IPEKÇI - Oylama...
ÖRS - Evet. Ondan sonra 3 kisi tahkik ediyor. Bu üç kisinin tahkikatinin sonunda loca binalarinda da resmi asiliyor, tahkikatindan sonra bu tahkikat evraki okunuyor, yeniden bir gizli oylamaya gidiliyor. Eger gizli oylamada belirli bir sayidan çok siyah oy çikarsa red ediliyor. Yani ben istesem de herhangi bir insana vaad edemem "Seni buraya alirim" diye.

IPEKÇI - Bu tahkikatta nelere...
ÖRS - Ahlâki durumu nedir? Muhitinde taninis sekli. Mahkûm olmus mudur, müflis midir, su mudur, bu mudur? Evet, bir insani, insan olarak ölçerler. Baska bir sey degil.

IPEKÇI - Efendim, bir de giriste gizil yapilan merasimler var.
ÖRS - Gizli degil.

IPEKÇI - Bu nedir ve neye lüzum duyulur?
ÖRS - Bu tarihi bir seydir. Belki 14. asirdan kalma. O da degismistir. Bundan bile mâna çikartiyorlar. Girdigi zaman üzerinde para ve kiymetli sey, maden diyoruz, bizde bunlar bulundurulmaz. Onlari kendisi bir torbaya koyar. Bunun manasi sudur: Aslinda insani insan yapan üzerindeki o paralar ve kiymetli seyler degildir. Insan çiplak ve esit olarak dogar. Bazi tarikatlar tam soyarak sokuyorlarmis. Onlar gibi yaptigimiz sanilmasin. Yoksullara yardim isteriz biz o sirada. Yardim kesesi dolasir, çünkü bizim her toplantimizin sonunda bir kese dolasir, herkes elini sokar o keseye. O keseye para atar.

IPEKÇI - Alan olmaz mi?
ÖRS - Olur. Olabilir. Alabilir, çünkü onun hakkidir. Eger o gün ihtiyaci varsa o keseden kendi ihtiyaci kadarini alir. En sonunda o kese üstada verilir. Para ile bazi localar çocuk okuturlar, bazi localarin bir hastanede yataklari vardir, kimi vakit o anda bir kardesin herhangi bir kimse için yardim istegi yerine getirilir. Bu dogrudan dogruya yardimdir.

IPEKÇI - Yalniz kendi üyelerine degil mi?
ÖRS - Hayir, hayir, hayir. Bu yardim kendi üyelerine degildir. Zaten umumiyet itibariyla kendi üyeleri bu yardima muhtaç degildirler. Fakat bizim içimizden de eger birisi düskün olursa ki, ben geçende bir anket yaptim, bugün hiç kimsemiz yok. Böyle bizim tarafimizdan bakilmaya muhtaç. Hani kendi kendilerine yardim ederler, filan bu degil. Öyle locamiz var ki, bir okulu himaye etmistir. Zaman zaman ben Istanbul Maarif Müdürlügüm zamaninda bir loca en fakir okullardan birini göster, dediler bana. O okulun senelerce bütün ihtiyacini temin ettiler. O okul da bilmiyordu, nereden geldigini bunun.

IPEKÇI - Yani su halde yardimlasma ilkesi kendi üyeleri arasinda degil, daha çok disariya dönük.
ÖRS - Disariya daima.

IPEKÇI - Yalniz ben efendim, birçok hikâyeler dinledim. Meselâ, bir Mason, bir yabanci memlekete gittiginde orada o belli isaretlerden birisiyle kendisini tanittiginda karsisindaki adamin baskalarina göstermedigi yardimlardan yararlanmis. Buna dair birçok hikâyeler duydum.
ÖRS - Simdi bakin, baskalarina göstermedigi yardim demeyelim. Fakat bu mümkün. Su: Bize de gelen olur, ama isaretlerle falan degil, umumiyet itibariyla hüviyet varakasiyla. Ona biz, yabanci bir memleketten gelen bir kardese yapilan ilgiyi gösteririz. Bir otelde oda bulma, yahut "ben gezmek istiyorum, bana yardim eder misiniz?" Eger bos zamanimiz varsa, biz onu gezdiririz. Yani böyle, bundan ibarettir bu. Ama çok mustar vaziyete düserse, meselâ, olmustur, size bir misâl söyleyeyim: bizim bir kardesimiz Almanya'da, Münih'te buradan kanserli olarak gitti esiyle beraber ve öldü. Ismini vermeyeyim, çok zor vaziyette kalmisti esi. Çünkü Türkiye'den para bulmak, cenazeyi Türkiye'ye nakletmek, su bu. Oradaki bir loca hemen her seyi yapti kendisi için. Esine de para verdiler. Tarih boyunca ta bilmem ne zaman olmus sey bugün söylenmez. Falan zamanda su yapildi diye. Ama buna mukabil eskiden de çok iftihar edecegim seyler var. Meselâ Ingilizlerle Amerikalilar, Amerika'nin Istiklâl Harbi sirasinda dögüstükleri zaman, yanlarinda asker localari var. Loca çadirlari var. Halen de Ingilizlerin de, Amerikalilarin da hattâ Fransizlarin da militer localari vardir.

IPEKÇI - Yalniz askerlere mahsus mu?
ÖRS - Yalniz askerlere. Çünkü onlar yer degistiriyorlar. Gittikleri yere giremezler. Onun için bu sekilde localar vardir. Bunlardan birinin çadiri ötekinin eline düstügü zaman, muharebenin tavsadigi zamanda, bir beyaz bayrakla isaret ederek, gelip aranan Masonlarini öbür tarafa teslim etmislerdir. Bu hatir hoslugunu yapmislar ama, yine de kiyasiya dövüsmüslerdir.

IPEKÇI - Efendim, basindan beri verdiginiz izahattan su sonuç çikiyor. Yani Mason kurulusu daha çok bir sosyal kulüp...
ÖRS - Öyledir, bir nevi ahlâki ve sosyal...

IPEKÇI - Yalniz bu ihtiyaci karsilamak için mi kurulmustur ve yalniz bu ihtiyaci mi karsilamaktadir? Bunun disinda bir maksadi yok mudur?
ÖRS - Loca'daki üyeler yarinki toplum insanlarinin yapi taslarinin sembolleridir. Bunlar bir araya gelerek bir ideal dünya mâbedi kurulacaktir. Bu mâbed içinde insanlar dövüsmeyecekler. O insanlar birbirlerini yemeyecekler, o insanlar senin baban, falandi, binaenaleyh sen artik bizim aramiza giremeyeceksin, demeyecekler falan, filan... Böyle bir idealimiz var. Ama bu ideal tamamen egitimle ve zamanla olacak bir sey olarak düsünülür. Hiçbir zaman bunu zorlamakla yapma yoluna gitmek akillarindan geçmez Masonlarin. Evet, hikâye bu.

IPEKÇI - Simdi efendim buna dair duyulan süpheler ve tartismalara konu olan hususlar var. Müsaade ederseniz onlara da deginmek istiyorum. Birisi gizlilik yahut kapaliliktan doguyor. Bu bahsettiginiz ideale varmak için veyahut o ideal için çalismak üzere kurulacak cemiyet, neden yalniz gizli yahut kapali bir teskilat olarak düsünülüyor?
ÖRS - Simdi basindan alalim. Bugünden misâl almayalim; evvelâ isterseniz ilk kuruldugu zamani alalim. O devirdeki aristokratlar malûm, bunlar için hattâ, mavi kanli demisler. Kanlarinin bile rengi baska. Aralarindan halktan insanlar; burjuva da var. Ötekiler zaten böyle bir toplumun içerisine girecek seviyede degil henüz. Böyle bir toplulugun kapali olmadigini farzetseniz, meselâ bir locanin halktan bir baskani var. Halbuki o locanin üyelerinin içerisinde kontlar var; Ingiltere'de ise lordlar var, bilmem ne var, böyle bir sey açik oldugu takdirde bu müessese yasar mi? Insanlar zayiftir. Kapali iken tahammül eder, öbür türlüsüne tahammül etmez. Size ben bir misâl söyleyeyim: Ingiltere krallarindan hangi Edvard'dir bilmiyorum, bir tanesi iste, 18. asrin sonlarina dogru Iskoçya'nin bir büyük locasi var. Iskoçyalilar demisler ki, "biz kendimizin almadigimiz insani, büyük üstad olarak basimizda göremeyiz." Iskoçyalilarin malûm milli taassuplari var. Ve krali almak için seremonisini yapmislar. O seremonide baskan postaci. Inisiye edilen de kral. Bu ideal toplum olmadan, insanlar arasinda esitlik olmadan bunu bir yerde kapali olarak yapmaktan baska hiçbir çare yoktur. Umum Müdür Bey, orada Umum Müdür Bey degildir. Orada falan kardestir. Bu kapalilik bunun yasamasini temin etmistir. Kapali olmasaydi yasamazdi. Zaten baska türlü izah edemeyiz ki...

IPEKÇI - Kapalilik, yani bir ihtiyacin geregidir.
ÖRS - Evet. Ve bu açilamaz.

IPEKÇI - Islâmiyete aykiri bir kurulus oldugu?
ÖRS - Hiçbir tarafi yoktur. Bir tek seye aykiri sayiyorlar: Cihad'a aykiri sayiyorlar. Ama Cihad da Islâmiyetin ilk devrinin bir zarureti olmustur. Bugün için kimse cihad-i fisebilillah tabiatiyla Allah emri olarak, kendi dininden olmayanlara karsi mücadeleyi istemez.

IPEKÇI - Siyonizmin bir vasitasi haline gelmis midir?
ÖRS - Hiç alisverisi yoktur. Sebebi de su: Siyonizm yeni bir seydir. Bilindigi gibi siyonizmin kurulusu 19. yüzyilin uyanma devrinde Yahudiler bir vatan kurmak istemislerdir. Bunlarin, hattâ ben size biraz itiraf gibi olacak ama, baslangiçta Yahudi almamislardir Ingiltere'de. Nerde siyonizm?

IPEKÇI - Baslangiçta siyonist olarak kurulmus olmasi mümkün degildir açiklamaniza göre. Fakat bugün siyonizmin bir vasitasi haline gelmis midir?
ÖRS - Olamaz. Çünkü siyonizmin zaten ideali tahakkuk etmistir. Siyonizm bir Siyon'da Kudüs'te bir vatan kurmak degil midir? Onlarin Mason localarina ne ihtiyaci var? Ayrica onlarin Bene Berit kuruluslari diye bir teskilâti varmis. Bu sekilde yani bize benzer bir sey degil. Onlar ayri bir milli gaye takip ediyorlar. Biz milli bir gaye takip etmiyoruz. Bizim gayemiz insanî.

IPEKÇI - Evet, simdi deginmek istedigim hususa gelmis oldunuz böylelikle. Yani, milli bir gaye takip etmemek milliyetçilik suuruna karsi bir durum yaratmiyor mu? Bu yolda yapilan suçlamalara karsi ne diyorsunuz?
ÖRS - Her loca millîdir. Evvela kendi milletine hürmet edecektir. Meselâ bakin size ben bir sey göndereyim bu seyle alâkali. Belki merakla da okursunuz. Fransa'da bir loca, Fransa'nin en büyük Katolik hâtibini, Papaz Père Riquet'yi davet ettiler. Üstad, Père Riquet ile bir konusma yapti, evvelâ takdim ederken loca'ya, o konusma ve Père Riquet'nin konusmasi da vardir. Diyor ki orada, biz diyor, söyle düsünüyoruz muhterem peder: "Dünyayi mesut etmeye çalismadan evvel ilk is, kendi vatanini mesut etmeye çalismaktir. Ancak o takdirde dünyanin saadeti için insan ugrasabilir." Bizim anladigimiz mânâda, Masonlugun umumî prensiplerinde Mason evvelâ kendi memleketine baglidir. Kendi memleketine baglilik, baska memlekete de mutlaka düsman olmayi icab ettirmez. Haddizatinda insanlar arasinda bir bag vardir. Insanlar arasindaki bu bag, hayatin gidisi yüzünden körlesmis vaziyettedir. Insanlar birbirlerini yakindan tanisalar bu bag yeniden kurulabiliyor. Öyle seyler oluyor ki, insan bu insandan bunu nasil duyuyorum, diye sasiyor. Basit bir insandan o kadar üstün, o kadar yüksek insanî bir söz duyuyorsunuz ki... Demek ki, o insanda o mündemiç, o var.

IPEKÇI - Çok tesekkür ederim.

 

 

 

Mason ve Masonluk üzerine

Kuruldugu günden bu yana Masonluk, "insanlik" meselesi ile ugrasir. Insanlik ile, eski "insaniyet" sözündeki gibi, bir taraftan merhametli, müsamahali, anlayisli, bilgili, olgun insan tanimlanmakta; diger taraftan insanlik, bütün insanlardan kurulu büyük cemiyeti, yahut bütün insanlarin tümünü insan etmektedir.

Masonluk, insanligi, her iki manasiyle göz önünde tutar; yani hem, fert olarak insanin ne oldugunu ve nasil olgunlasabilecegini arastirir; hem de insan toplulugunun hangi prensiplere uyarak, nasil yasamasi gerektigini tayin etmege çalisir. Bu ikili faaliyetin tabiî bir neticesi olarak, insanin, o cemiyet içindeki tutumunu ve görevini tesbit etmek ister.

Yasayan insanin etrafinda yeni yeni dostluk veya düsmanlik iliskileri, politik akimlar, hadiseler, fikirler belirir. Adetler, kanaatler, zihniyetler degisir. Önlenmesi imkânsiz hadiseler, birbirlerine zincirlenerek, yeni durumlar yaratir. Bunlar, kâh iyi, kâh kötü diye vasiflandirilir; fakat insan, bunlardan hiç birisinin disinda kalmaz.

Büyük bir hareket, hatta kesmekes halindeki dünyanin üstünde -veya içinde- insan, daima yalniz, daima tek basina, hakikati yahut hakikat zannettigi seyi: adaleti ve sevgiyi arar.

Insan "yalniz", daha dogrusu "eksik"tir. Bazi kimselerin, Masonluk teskilâti içinde biraraya gelmek istemelerinin sebeplerinden bir tanesi de, bu yalnizlik ve eksiklikten kurtulmak arzusu olsa gerektir: Sanki hepsi eksik ve eksikliklerini bilen kisiler, biraraya toplanmak suretiyle, birbirlerini tamamlamak, "tam ve mükemmel" bir insan olmak hevesindedirler. Masonlugu her türlü itikat ve inançlarin, her türlü ihtiraslarin, siyasî veya dinî cereyanlarin üstünde tutmalarinin sebebi de budur. Bu sayede sübjektif teferruattan kurtularak, sadece insan olmanin zevkine varirlar. Kendilerini "tam ve mükemmel bir tek insan" olarak gördükleri için, bütün insanlari biraraya toplayan cemiyetten, konusmak, onun istikametlerini tayin etmege çalismak cesaretini bulurlar.

Yalniz, bu teskilâtin içine girecek olan insanin dengeli bir hayat sürmesi lâzimdir: Tek yönlü hayat, dengeli degildir.

Insanin evvelâ, geçimini saglayan bir meslek hayati vardir. Zamaninin büyük bir kismini çoluk çocugunun bakimina sarf eder. Bazi insanlar hayatin yalniz bu yolunda yürürler ve yine de yasadiklarini zannederler: Bilmezler ki, maddî manada yasamayi temin etmek için asil hayati ihmal etmektedirler.

Dengeli bir hayat için

Insan isinden bas kaldirdigi zaman, yorgunluklarini giderecek bazi seylerle mesgul olabilir: Resim yapar, balik tutar; uyur veya bir kulübe aza olarak, isinin disindaki meselelerle ugrasmak isteyebilir. Bunlar onun hakki, fakat dengeli bir hayat için kâfi degildir.

Hakikî insanin hayatini, ne maddî geçim için çalismasi, ne de bu çalismanin dinlenmesi demek olan bir takim "hobi"ler, kaplamalidir: Olgunlasmak, "kendi kendisini insa etmek" için de bir zaman ayirmalidir. Insan problemlerini düsünmek; kanaatlere sahip olmak, fakat taassup ve batil fikirlere itibar etmemek; arzularini keskinlestirmek, fakat ihtiraslarini yenmek; çok sey istemek, fakat baskalarina zarar vermemek; hayatina bir gaye tayin edebilmek ve ona dogru yürüyebilecek enerjiyi kendi içinde yaratmak... Bunlar zor isler olacaktir. Kendi bilgi derecesine, kabiliyetlerine, aklinin gücüne, içinde yasadigi muhitin sartlarina, ve hele, tesadüflere göre bu yolda insan, yavas yol alir. bazen tökezler, bazan de yerinde sayar, hatta geri gittigi bile olur. Masonluk bu yolda yürümeyi kolaylastirir.

Masonluga intisap edenlerin kendi kendilerine sordugu vakidir:

"Acaba Masonluk bana bir sey verdi mi? Verebiliyor mu? Verebilir mi?"

Bunun cevabi daima müspet olmalidir. Masonluk, kendi kendisini insa etmek isteyenin bu çabasinin yolunu çizer, ana prensipleri vererek zemini hazirlar. Sunu ögretir: "Her hadise hakkinda verilecek hüküm, mutlak degil, izafî olmalidir". Bu düsünce tarzi, kendi kendini ögrenmenin, belki de en mühim sarti olan "müsamaha"ya götürür.

Sunu da ögretir: Etrafimizi saran insanlar, bir taraftan, hepsi birbirinin ayni; diger taraftan!birbirinden farkli mahlûklardir. Hepsinin meziyetleri var; fakat hiç birisinin kusursuz oldugu söylenemez. Her birinin kusur ve meziyetleri baska baska... Biz, insanlarin, kusurlari ve meziyetleri ile birlikte kardeslerimiz olduklarini ögrenir ve biliriz. Haklarinda verdigimiz hükümler, en derin saygi, sevgi ve sefkatle doludur."

Bunlari ögrenmek için Masonlugun içinde olmak lâzimdir; disaridan isitmek yetmez.

Kendi kendini insa etmek yolunu çizen Masonluk hayatinda da sonsuz zorluklarla karsilasilir. Herkes, kendi ölçüsünde, bir filozof oldugu için, kendisine esasli görünen bazi degerleri kabul eder ve onlari muhafaza etmege çalisir. Fakat, felsefenin getirdigi degerlerde, cemiyet hayatinin gürültülü patirtili gelismelerinden müteessir olur. Müsbet ilimlerin ve tabiat ilimlerinin gelismesi süratli; insan ilmi olan felsefenin gelismesi yavas olmaktadir. Bu dengesizlik insanlarin aklinda krizler yaratir; saglam bilinen prensiplere ve degerlere olan itimat sarsilip, yok olabilir. Bir insanin, "hak belledigi yolda", yalniz basina bir ömür çürüttükten sonra, o yolun "hak yolu" olmadigini görmesi kadar aci, küçültücü, korkunç bir sey tasavvur edilemez.

Nerden gelip nereye gidiyoruz?

Felsefe, hele "tradisyonel felsefe" niçin yavas ilerler? Herhalde kendisine gaye edindigi problemlere ulasmanin insan aklini asmasindan, fakat belki de bu problemlerin eksik kalmasindan.

Felsefenin cevap vermege çalistigi sualler bilhassa sunlardir:

Insan nedir? Nereden gelip nereye gidiyor?

Bu suallere insanlar hiç bir zaman tam ve mutlak cevap veremediler. Verilen cevaplar devirlerin sartlarina göre degisebildi. Binlerce seneden beri ayni fikirlerin münakasasi yapila yapila nihayet öyle bir hale geldi ki, hayatlarini bu problemlere vakfetmemis olan insanlarin, bunlarla ugrasmasi imkânsiz oldu. Halbuki bizim, cevabini aradigimiz, baska bazi sualler de var: Insan nasil yasiyor? Nasil yasamasi lâzimdir?

Bu suallere, dinler, koymus olduklari ahlâk prensipleri ile cevap vermege çalisirlar. Fakat prensiplerini, Allah, cennet, cehennem, ibadet gibi, metafizik kavramlara baglarlar. Insanlarin ise, anlamadan inanmalarini gerektiren metafizik problemlere gitmeden, hayat prensiplerini bulabilmeleri lâzimdir. Masonluk bu prensipleri, hürriyet, esitlik, kardeslik, çalisma ve baris sevgisi, demokrasi v.b. olarak, asirlardan beri beyan etmektedir. Bunlar, insani, dinî akidelerinde tamamen serbest birakmakta fakat, yine de bir hayat felsefesi verebilmektedir. Temellerini ise, metafizik kavramlarda degil, bu dünya üzerinde yasayan olgun insanin kendisinde aramaktadir.

Tek tarafli bilgi eksik ve hamdir

Masonlugun koydugu "insan temeline dayanan bu prensiplere ulasmanin zorluklari var. Bir insan kendisini nasil bulacak? Insani nasil anlayacak?

Masonik manada olgunluk, insan kültürü, insan bilgisidir. Bu bilginin üniversel, yani dört tarafli olmasi lâzimdir. Tek tarafli kültür ve bilgi, ne kadar derin olursa olsun, diger taraflarindan mahrum olacagi için, eksik ve ham kalacaktir.

Bu olgunlugun belli basli mümeyyiz vasfi "zerafetle yumusatilmis bir kuvvet"e sahip olmaktir. Yalniz basina veya henüz gelisme halinde olan kuvvet hamdir, çigdir; hirsli ve saldirgandir; saga sola çarpar; "ask ve sevgi tanimaz; hayatin saf nesesini tahrip, ihtiraslari tahrik, zulüm ve cinayetleri tesvik eder". Faydadan çok zarar verir. Sahibini sevimsiz, hatta tehlikeli hale getirir.

Fakat, kuvvet olmadan hiç bir sey yapilamaz; yalniz onun olgunlasmasi icap eder ve bu da "kuvvetin kendisine inanmasi" ile olur. Her tuttugunu yapabilecegine inandiktan sonra kuvvet, aklin aydinligina, kalbin dürüstlügüne siginmaktan çekinmez; saldirganligi, aceleciligi kalmaz; "kuvvet, akli hikmetle, irfan ve dirayetle birlesince, hakki, hakikati ve adaleti muzaffer kilmak suretiyle, pek faydali bir unsur olur". Iste o zaman "güzellik," kuvvetin ve bizim hikmet dedigimiz "aklin verdigi bilgi"nin birlesmelerinden dogan bir netice olarak, ortaya çikar. Akil ve kuvvet birlestikleri vakit, yaptiklari hersey güzel olur.

Kimdir o mükemmel insan"?

Aklin isigi altinda kuvvetini kullanip güzellikler yaratan insana "mükemmel insan" demek yerindedir. Bu insani tarif etmege imkân yoksa da, bazi vasiflari söylenebilir:

Akli tamamen aydinlik, her türlü pesin hükümlerden ve taassuplardan kurtulmus; görüs zaviyesi, insanlik hakikatini en genis nispette kavrayacak kadar açik. Onun nazarinda "hakikat" birdir, bölünmez bir bütünün tamamidir. Herkesin bir felsefe anlayisina ve telakkisine sahip olmaya hakki vardir; fakat hiç bir felsefî veya baska türlü formül, "hakikat"in tamami degildir Her felsefî veya dinî inanç, kendi içinde bir bütün, fakat her birisi, ayni "hakikate baska baska zaviyelerden baktigi için, büyük bir piramidin birer kösesidir. Piramidin tamami, tek bir insanin kavramaktan âciz oldugu "hakikat"in kendisidir.

Bu itibarla, ne kadar genis olursa olsun, kendi kültürü ile iktifa etmegi düsünmez. Fakat ondan vaz geçmegi de aklindan geçirmez, çonkü bu sahada, ne kadar çok kimsenin kendisinden geride oldugunu, lüzumsuz bir tevazu duygusuna kapilmadan, görür. Ancak bunu görmek, ona kibir ve azamet vermez, çünkü kendisinin baskalarindan ileride olmasinin, ne kadar büyük ölçüde tesadüflere ve sansa bagli oldugunu çok iyi bilir. Kendisindeki "nur"u baskalarina zorla vermegi asla düsünmez; halbuki o, kendi iktidari dahilinde ve en uygun sekilde, arzu eden herkese bütün bilgisini vermege hazirdir. Bunu hiç kimse istemese bile, kendi kendine memnun olmasini, huzur duymasini, kendi insanligi ile, için için, iftihar etmesini bilir.

Tamamen, bütünü ile, su katilmamacasina bas basa kaldigi vakit dürüst, vicdaninin sesine her an sadik, kendi içinde kendisine karsi kuvvetli; fakat kendi faziletine en ufak bir ehemmiyet verdigini göstermez; kendi serefliligini baskalarinin görmesine yarayacak bir beyanda asla bulunmaz; gösterisli fedakârliklara veya kendisine ehemmiyet verici tezahürlere tenezzül etmez. Fazileti de bilgisi kadar, sunîilikten uzak, âdeta utangaç ve mahçuptur. Baskalarinin zaaflarina karsi ona hâkim olan his, hiddetli bir küçümseme degil, iyimser bir acimadir.

Imanlidir ama, onu zorla asilamaz

Dünyanin üzerinde, daha iyi bir dünyaya olan imani ile yasar ve onun nazarinda, su dünya üzerindeki hayatina mânâ, güzellik ve deger veren, sirf bu imanidir. Bununla beraber o, gizli bir hazine gibi kendi derinliklerinde tasidigi imani, hiç kimseye zorla asilamaya kalkmaz.

Mükemmel insanin, Mason idealinin ve ideal Masonun manzarasi, biraz böyle olsa gerektir. Esasen hiç kimse, fani bir insanin ulasabilecegi mükemmelikten daha fazlasini elde etmek vehmine kapilmamali, hele böyle bir sey ögünmege kalkmamalidir. Arkasindan kosulan mükemmelik, insan ölçüsünü geçmez ve, insan kusurlu olduguna göre, bu gaye elde edilemeyecektir. Herkes, birer fert olarak, ona gittikçe daha fazla ve gittikçe daha emin bir sekilde yaklasmaya çalisacak, ideal, daima gözümüzün önünde ve kalbimizin içinde bulunacaktir. Esasen bir idealin iyiligi, fertlerin ondan fiilen gerçeklestirebildikleri seyle ölçülmez. Teker teker insanlarin varamayacaklari ideal gayeyi, birbirlerinin eksikliklerini tamamlayan kimselerin yekûnundan kurulu Masonluk temsil eder ve herkese, toplu hayatta takip etmeleri gereken yolu gösterir.

Bu yol dikenlerle doludur.

Bir kimsenin kendi binasini insa etmesi güzel bir sey olmakla beraber, yeterli de degildir. Mason olsun veya olmasin, her dürüst insanin, baskalarina karsi vazifeleri vardir. Herkes, kendi ölçüsünden, kimisi maddî yardimlari ile, kimisi düsünce ve fikirleriyle, insanlarin adalet ve sevgi prensiplerine uyarak, huzur içinde yasamalarina yardimci olmalidir.

Hayatinin muvazeneli olmasini isteyen Mason, evvelâ kendi binasini insa etmekle kendi kendisine karsi olan birinci vazifesini yerine getirir. Bunun arkasindan, ögrenip benimsedigi, hürriyet, musavat, adalet, baris sevgisi vazifesine baslar. Masonlar, kendilerine hayatlarini verircesine bagli binlerce kardesin arasina girerek, maddi bakimdan gemilerini selâmete çikarmak; insanlik prensiplerini kendileri hesabina benimseyerek, manevî huzura kavusmak ve bu rahatliklarin üzerinde uyuklamak için bu meslege girmis degildirler.

Süphe yok ki bir Mason, evvelâ kendisini kurtaracak, yani, aklin gösterdigi prensiplere sadik, dürüst, kâmil, olgun bir insan olmaga gayret edecek; fakat sonra, daha öteye giderek, insanlik binasinin temeline, aklin hizmetindeki kuvvetiyle yontulmus güzel taslar, koyacaktir. Edindigi kültür kendisinde kalmayacak, olmayanlara verilecektir.

Seçkin, kabiliyetli ve yetistirilmis kimselerden kurulu Masonluk teskilâtinin, dünyanin gidisi ve düzeni üzerinde büyük bir rolü olmasi gerektigi muhakkaktir. Fakat Masonluk, bir dernek, bir siyasî parti, veya herhangi bir hükmî sahsiyet gibi, teskilâti namina faaliyette bulunmaz. Kendi içinde yetistirdigi azalarin her birisi, kendi adina ve kendi mesuliyeti altinda hareket eder. Hiç bir Mason, Masonluk namina is görmez. Yalniz, her birisi, tek bir vücut oldugunu söyledigimiz Masonlugun bir cüz'ü oldugu için, kendi meslek sahasindaki faaliyeti de, Masonluk ruhunun her yere yayilmasina sebep olur.

Bir kimse, Mason olmakla, eski sahsiyetini kaybetmis degildir. Yine ailesinin reisi, yine isinin sahibidir; içtimaî sartlarinda degisen bir sey yoktur. Fakat Masonluk kültürünü o kadar kendisine mal etmis, Masonluk prensiplerini o kadar kendisinin bir parçasi haline getirmistir ki, istese de istemese de, faaliyeti, bu saglam prensiplerin yayilmasina vesile olacaktir.

"Kendi kendini insa etme"

Bu faaliyet, bilhassa iki yönde kendisini gösterir:

1. - Mason, ögrendigi prensipleri herkese ögretmeye, yaymaga çalisir. Yalniz, ögretmek nispetten kolaydir. Ama bu da kâfi degil: çünkü ögrenmek, yapmak ve tatbik etmek degildir. Insanlari bu yola sevk etmek için eldeki tek vasita, zorlamaga bas vurulmayacagina göre, insanin kendi bildiklerini harfi harfine uyguladigini göstermekten, yani iyi bir "model" olmaktan ibarettir. Masonlarin kendi aralarinda söyledikleriyle, faaliyet sahalarindaki temas ve hareketleri, tutarli olmalidir.

2. - Mason, bunun yani sira, Masonluk prensiplerini, Mason olsun veya olmasin, bütün insanlarin rehberi haline getirmek için, elinden geleni yapmalidir. Yine Masonluk namina degil, kendi namina ve kendi mesuliyeti altinda, kedi meslegi içindeki dar veya genis selâhiyet sahasindan faydalanmalidir. Orada Mason veya Mason ruhlu insanlarin, yollarini açar; lâyik görmedigi kimselerin faaliyetlerini, digerleri menfaatine kösteklemege çalisir. Masonluga teklif etmege utanacagi bir kimseye, imkân bulursa, mesuliyetli isler vermez; bazan bir tek reyin bile büyük rolü olabilir. Bu, Masondan Masona bir dayanisma degildir; karakterine inanilan bir insanin, öyle olmayana tercih edilmesi demektir.

"Kendi kendini insa etme" ve "Mason prensiplerini ögretip hâkim kilma"ya biz, Masonun vazifeleri diyoruz. Masonlugun prensiplerini benimsemis olan bir adamin, vazifenin kendisine emrettigi seyden baskasini istemek içinden gelmez; vazifesini yapacagim diye, kendisini zorlamaga ihtiyaci yoktur, onu nefes alir gibi yapar.

Bilenle bilmeyenin, hakikî degerle sahte degerin birbirine karistigi bugünlerde, büyük bir sosyal ve politik çalkalanma içinde kaynasan dünyanin her yerinde, ve hele Türkiye'de, Masonluk prensiplerine çok ihtiyaç vardir. Hiç kimse mükemmel insan degil, ancak insanin olabilecegi kadar mükemmeldir. Mükemmel olan Mason degil, Masonluktur

 

 

 

Masonluk nasil bir topluluk?

Hür Masonluk, hiç bir anlamda gizli bir cemiyet degildir. Bu ifade ile kendine özgü kapali taraflari bulundugunu inkâr etmiyor; toplanti yerleri, üyeligi, hedef, amaç ve ilkeleri, hatta bir dereceye kadar da usulleri bakimindan hiç bir gizli tarafi yoktur, demek istiyoruz.

Hür Masonluk, "Ameli sanat temeli üzerine kurulmus bir fikri sanattir." diye tanimlanmistir. Yani, Hür Masonluk, dogrudan dogruya Ortaçagda tasçi ve duvarcilarin kurduklari birliklerden ortaya çikmistir. Fakat iki yüz yildan beri bu sanatlarla dogrudan dogruya bir iliskisi kalmamistir. Simdiki sistemin, Ortaçag sanatkârlarinin loncalarina benzedigini iddia budalalik olur. Büyüme, gelisme ve degisme hayatiyet belirtisidir. Hür Masonlugun uzun zaman yasayan bir birlik, bir kurulus olmasi gerçegi de, genis degisme, etkin bir yayilma evresi geçirmis oldugunu ve hâlâ da, ruh ve esasta hiçbir degisiklige ugramadan gelismekte bulundugunu gösterir.

Ortaçag'da basladi

Bu kardeslik cemiyeti, Norman'larin istilâsindan hemen sonra loncalar zamanindan itibaren Ingiltere'de ortaya çikmis gibi gözükmektedir. Fakat tasçi ve duvarcilarin isleri kasabalarin disinda bulundugundan; bunlar loncalar kurmayip, belirli bir tas ocagina veya bir yapiya bagli "loca" lar meydana getirmislerdir. Bununla beraber, bu localarin maksat ve gayeleri de, loncalarinkine çok benzemekteydi. Bu hedef ve gayeler, isi ve meslegi düzenlemek, bir ahlâk ve davranis standarti telkin etmek ve yeni üyelere bazi meslek bilgileri vermekte toplaniyordu Beri yandan, meslek ve sanatlarinin o zamanki kosullari, bir yerde sürekli olarak çalismamayi, çesitli yerlerde is aramayi gerektirdiginden, birbirlerini tanimak için gizli, bâtinî (ésotérique) usuller, konulmus bulunuyordu.

Sözünü ettigimiz loca, aslinda, tasçi ve duvarcilara atelye vazifesi görmekteydi ve oturduklari evlerden ayri bulunuyordu. Bununla birlikte, loca, sadece atelye olmakla kalmiyor, üstelik hatiri sayilir sosyal bir yönü de bulunuyordu. Tasçi ve duvarcilar ögle yemeklerini burada yiyip; istirahate çekiliyorlardi. Locada olup bitenlerin gizli tutulmasi ta eskiden beri sart kosulmus, locadaki ilk telkin ve ögretim, büyük olasilikla yazi ile kesin ve açik bir formül halinde ifade edilmeyip, bütünüyle sözlü olarak yapilmistir.

Gizlilik önemli bir ilke

Hâlâ mevcut olan en eski el yazmasi Masonik eserler, yaklasik olarak 1400 tarihini tasimakta ve Regius ve Cooke manüskrileri olarak bilinmektedir. Her ikisinde de loca meselelerinde gizlilik, sir tutma kesin hükmü yer almaktadir. Bu manüskrilerden o ilk devirlerde bile, tasçi ve duvarci olmayan kimselerin de locaya üye alindiklarini, zaman geçtikçe de, bu ameli olmayan (kabul edilmis) Masonlarin arttigi görülmektedir. "The Masons Company of London" (Londra Masonlar Dernegi) nin defterlerinden, 17 nci yüzyilin baslarinda bu toplulugun içinde "Acception" (kabul) diye bilinen bir fikrî Masonluk bulundugu anlasilmaktadir.

XVII. yüzyilin ikinci yarisinda localardaki amelî unsurun gittikçe zayifladigi, düsünsel unsurun kuvvetlendigi, bu asrin sonlarina dogru da birçok locanin spécultatif bir nitelik kazandigi görülmektedir.

Ilk Büyük Loca

1717'de Londra'da dört Loca meslegin, Londra ve Westminster sehirlerinde daha iyi bir biçimde düzenlenmesi için merkezi bir makam, otorite kurmak konusunda aralarinda bir anlasmaya varip, bu kurula "Büyük Loca" adini verdiler. Bütün büyük localarin ilki olan bu tesekkül, Londra yakinlarini ve çevresini kapsamaktan daha fazla bir yetkiye, jüridiksiyona sahip olmayi düsünmemekle birlikte, localari yönetmekteki sagduyulu kararlari sayesinde Hür Masonluk bütün dünyaya yayildi. Alinan en kapsamli önlemlerden biri de, o tarihe kadar milli kiliseye sikica baglanmis olan bu meslegi, belirli bir mezhep ve inanç biçiminden uzak tutmak olmustur. O zaman konulan bu yasa, bugün de geçerlidir. Nitekim bir numarali Eski Yükümlülükte söyle denir:

"Bir kimse, hangi dinden olursa olsun, yer ve gögün ulu mimarina iman etmek; ahlâk ve erdem görevlerini yerine getirmek kosuluyla meslegin disinda tutulmaz, çikarilmaz. Bu suretle, Masonluk iyi, dogru, sadik ve samimi insanlar birligi ve bu meslegin sonsuza dek uzaginda kalacak olan kimseler arasinda da gönül yapici, uzlastirici, mutlu dostluk aracidir."

"Yüce Varliga" inanma kosulu

ste böylece mütevazi bir sekilde 1717'de kurulmus olan Büyük Loca, yalniz bütün Ingiltere'de degil, ayni zamanda baska ülkelerde de kisa bir zamanda etkisini duyurdu. 1725'te Irlanda, 1736'da Iskoçya bu örnege uyup, kendi büyük localarini kurdular ve bu gidis bütün dünyaya yayildi. Bugün Ingiltere Büyük Locasi tarafindan taninmis bulunan yüz kadar hükümran büyük loca vardir. Bunlardan baska, özellikle, Avrupa kitasinda ve bazi Latin Amerika memleketlerinde politikaya kapilmis, üyelik için gerekli bir nitelik olan "bir Yüce Varliga inanmayi" talep etmediklerinden taninmamis bulunan büyük gruplar vardir. Büyük locanin karari geregince, halis Masonlar, bu gibi kuruluslarin üyeleriyle biraraya gelip hiçbir Masonik toplanti yapamazlar.

Ilk Büyük Loca'nin kurulusunun hemen arkasindan, localar bütünüyle "spéculatif" bir hüviyet almislardir.

Simdi kardeslik cemiyetinin nitelik, ve amaçlarini gözden geçirmek üzere, meslek tarihini bir yana birakip, Ingiltere Büyük Locasi tarafindan 1938 yilinda yayinlanan resmî bildiriyi asigiya kaydedelim:

Meslegin hedefleri ve iliskileri

1. - Ingiltere Birlesik Büyük Locasi, 1717'de örgütlenmis bir bünye olarak, olustugu tarihten beri, kendi jüridiksiyonunda uyumlu biçimde, Hür Masonluk hedef ve gayelerinin tam ve kesin bir biçimde ileri sürülmesini, kardesçe bir anlasma içinde bulundugu diger büyük localarla olan iliskilerine ait ilkelerin tesbit ve tayinini zaman zaman arzuya sayan saymistir.

2. - Yapilan basvurular ve son zamanlarda yayinlanan Hür Masonlugun, gerçek maksatlarini tahrif eden veya belirsiz kilan beyanlar karsisinda meslegin bazi temel ilkelerini kuvvetle belirtmek bir kere daha gerekli görülmüstür.

3. - Meslek üyeligine kabul ve üye olmanin ilk sarti, Yüce Varliga inanmak, iman etmektir. Bu, esas ve hiç bir taviz kabul etmeyen bir sarttir.

4. - Hür Masonlarca kutsal taninan kitaplar, localarda daima açik durur. Her adayin, edilen yemin veya verilen söze kutsallik izafe edecek, kendi mezhep ve itikadinca iman edilen kutsal kitap üzerine ant içmesi gerekir.

Yasalara kesin itaat

5. - Hür Masonluga her girenin, toplumun huzur ve düzenini bozmak, yikmak egiliminde olan herhangi bir hareketi tesvik ve kayirmasi öncelikle kesin olarak yasaktir; Hür Masonluga giren bir kimse, yasamakta oldugu ülkenin veya himayesini saglayan herhangi bir devletin yasalara gerekli itaati göstermeli ve devletine sadik olmalidir.

6. - Ingiliz Hür Masonlugu, her üyesine sadakat ve vatandaslik görevleri düsüncesini asilarken, bireye kamu islerinde kendi düsünce ve inançlarini koruma hakkini tanir. Ancak, bir üyeye, Hür bir Mason olarak, ne herhangi bir Loca'da, dinî veya siyasî meseleleri görüsüp tartismaya, ne de bu konulardaki düsüncelerini dile getirmesine hiçbir zaman izin vermez.

7. - Büyük loca, ister içerde, ister disarda olsun, yabanci ve millî hükümet politikalarina iliskin konular hakkinda herhangi bir fikir beyanini daima ve kuvvetle reddetmistir. Bir hükümetle diger hükümet ve siyasi partiler arasindaki iliskileri etkileyen her konudan veya rakip hükümet görüslerine iliskin meselelerden uzak kalmak ilkesini ihlâl eden herhangi bir harekete, ne kadar insanî görünürse görünsün, isminin bulastirilmasina kesinlikle izin vermeyecektir.

8. - Büyük Loca, bu ilkeleri desteklemeyen, bunlara baglanmayan ve kendilerine Hür Masonlar unvanini takan kuruluslarin varliklarindan haberdar bulunmaktadir. Bu durum var oldukça, Ingiltere Büyük Locasi, bu gibi kuruluslarla herhangi bir iliskiye girmeyi veya onlari Hür Mason kabul etmeyi kesinlikle reddeder.

9. - Ingiltere Büyük Locasi, Hür Masonlugu, yalniz üç derece çerçevesinde ve ancak Anayasasinda "halis, öz, kadim Masonluk" olarak tarif edilen sinirlar içinde uygulayan, egemen ve bagimsiz bir örgüttür. Unvani ne olursa olsun, herhangi üstün bir Masonik otoriteyi tanimaz veya kabul etmez.

10. - Büyük Loca, Ingiltere Büyük Locasi'nin kurulusu itibariyle dayandigi ilkelere siki sikiya uymakta gevseklik gösteren örgütleri üyelige kabul eden ve Hür Masonlugu temsil ettikleri iddiasinda bulunan sözde uluslararasi derneklere, konferanslara katilmayi birçok kez reddetmistir ve redde devam edecektir. Büyük Loca böyle bir iddiayi ne kabul eyler, ne de düsünce ve görüsleri, bu türden herhangi bir dernek tarafindan temsil olunabilir.

Temel ilkeler gizli degil

11. - Bir bölümünü az önce belirttigimiz Hür Masonlugun temel ilkelerinden herhangi biri gizli degildir. Büyük Loca, bu yerlesmis ve degismez ilkeleri açikça dile getiren ve sürekli olarak sebatla uyguladigini kanitlamis bulunan Büyük Localarin taninmasini daima gözönüne alacak, fakat bu ilkelerin yeni veya degisik bir yorumlanmasini tartismaya hiçbir sekilde girismeyecektir. Ingiltere Birlesik Büyük Locasi tarafindan Hür Mason olarak taninmak isteyenlerin, bu ilkeleri içten kabul ve bütünlügü içinde tatbik etmeleri gerekir.

Büyük Locaya, isbu deklarasayonu, özellikle yedinci maddesini hâlâ destekleyip desteklemedigi sorulmus, Ingiltere Büyük Locasi buna verdigi cevapta, bu beyanin her kelimesini destekledigini bildirdikten sonra, Irlanda ve Iskoçya Büyük Localarinin fikirlerini ögrenmek istemistir. Üç büyük loca arasinda bir toplanti yapilmis ve her üç Büyük Loca, simdiki halde bu tutumlarindan vazgeçmeye yolaçacak hiçbir durum olmamasi nedeniyle, 1938'de yayinlanan, sözü geçen beyani terddütsüz bir kez daha onaylamislardir.

Eger, Hür Masonluk siyasal ve dinsel konularda ortaya koydugu görüslerden ve izledigi yoldan bir kez saptirilacak olursa, yalniz ileride ortaya çikabilecek herhangi bir hareketi açikça onay ya da kinamaya davet edilmekle kalmayacak, ayni zamanda, kendi üyeleri arasinda uyusmazlik tohumunu ekmis olacaktir.

Üç büyük loca, Hür Masonlukla bu davranis biçimine siki siki bagli kalip, dis dünyanin durmadan degisen doktrinlerinden uzak durarak, ayakta kaldigina; ve Hür Masonluk temel ilkelerinden en küçük bir sapmaya olanak taniyacak herhangi bir davranisi tümüyle uygunsuz bulup kinamak zorunda bulunduklarina inanirlar. Ve isbu büyük localardan herhangi birinin böyle bir sapma yoluna girmesi halinde, meslegin kadim "landmark"larina uydugu iddiasinda bulunamayacagi ve eninde sonunda ayrilip dagilacagi görüsüne kuvvetle katilmaktadirlar.

250 yillik törenler

Meslegimizin tarihi gelisimine, resmi hedef ve gayelerine bu suretle kisaca degindikten sonra, simdi de bir müstakbel Mason adayinin Masonluk kurumu ile olan iliskilerini ele alarak, yemin, taahhüt, vecibe ve cezalar hakkinda bazi açiklamalarda bulunalim:

Bir locaya katilmaya karar verir de müracaatiniz kabul edilirse en az 250 yillik geçmisi bulunan bir takim törenlerden geçirilerek, meslege alinacaginizi bilmis olmalisiniz. Ta eskiden bugüne gelen örf ve âdetlerle bezenmis olan bu törenler, derinden etkileyici bir anlam tasirlar.

Her törenin ana temalarindan birini taahhüt veya yemin olusturur. Kollektif olarak da, gizlilik, ketumiyet, sadakat, meslege ve genellikle dünyadaki bütün insanlara hizmet görevlerini kapsar.

Sunu da belirtmekte yarar var: Hür Masonluk, bir sigorta sirketi veya hayir cemiyeti degildir. Bu topluluga mensup üyeden hiç biri Locasindan ya da genellikle Masonluktan, ya da, herhangi bir üyesinden malî yardim istemek hakkina sahip degildir. Masonluk, tümüyle özgecil bir niteliktedir ve bir kimse Masonluga kabul edilmeden önce, maddî çikar beklemeyecegine iliskin bir beyanname imzalamakla yükümlüdür.

Hür Masonluk, yiyip içme toplulugu, bir eglence kulübü degildir. Içten kardeslik duygularini beslemek için, loca üyelerinin birarada sik sik yemek yemelerinin âdet oldugu dogrudur. Ama bu, Hür Masonlukta gaye degildir, içki ve yemek toplantilari düzenlemeyen localar da vardir.

"Her gerçek Mason locasi Tanriya ve onun hizmetine adanmistir.

Her aday Yüce Varliga olan inanç ve imanini beyan eder. Göklerin nuru, rehberligi derece derece niyaz edilir. Hür Masonluk, bütün doktriner farklar ve siyasî bölünmelerden uzak kalarak, üyelerden -irk, din, mezhep ve itikatlari ne olursa olsun,- insanlarin hak ve özgürlüklerine bütünüyle uymayi, ebedî olan Tanrinin kabul ve taninmasini, ülkelerine karsi bagliligi, kanunlara itaati ister."

Hür Masonluk dinsel ve ahlâksal bir görüsle kurulmustur, fakat, hiçbir sekilde bir din degildir.

Loca içinde ve Masonik toplantilarda dinselî görüsme ve tartismalarda bulunmak, kesinlikle yasaktir. Localarda siyasî parti politikaciligi da yasaktir. Bu, Masonlugun düzen ve kurallarina aykiridir. Kardesligimiz, toplumsal iliskiler, karsilikli yardim, sikinti içindekilere hayir ve yardimda bulunmak, herkesin iyiligini istemek gibi ilkelere dayanan bir topluluktur.

 

 

Masonluk insana neler ögretir?

Masonluk eskidir, insanlara ve milletlere önemli yardimlar yapmistir. Sembolizim yoluyla Allahla insan ve insanla insan arasindaki iliskileri ögretir. Masonluk insani karekter sahibi yapar, iyiligi yayar, ahengi ögretir. Bu sayede de vasat bir insanin çok arzu edip de nadiren erisebildigi kemale, muhakeme ve mantigin yardimi ile ulasmasina araci olur.

Masonluk Allah sevgisi ile kalpleri isitir, büyük insani prensip kardesligi ilham eder, üyelerinden söz ve hareketleriyle bu prensibe uymalarini ister. Böylece birbirlerini aydinlatarak, ihtiraslarini kontrol ederek, sefahatten igrenerek, sefih bir kimseye kötü bir hastalikla malul oldugu gibi aciyarak, Masonluk, Evrenin Ulu Mimarinin bütün insanliga!ilham ettigi evrensel, bir ögretidir. Bu temel üzerine kurulmayan hiçbir sey uzun ömürlü olamaz. Bu inancin hizmetkârlari, onu anlayan, ona bagli olan bütün Masonlardir. Bu inançla hareket edenler, iyi hareketleriyle, asagi ve uygunsuz ihtiraslari birakmalariyla, çikarciligi insanlik mihrabinda kurban etmeleriyle insanin muktedir olabilecegi iyi ahlaka varabilmek için ortak gayelere ulasabilirler.

Seref ve vazife, zamanin firtinali denizinde yolalan Masonluk gemisine yol gösteren bir sahil feneridir. Basari saglayacagi, mükâfat getirecegi, alkis toplayacagi için hareketleri bunlara uydurmak yanlistir. Ama "bu dogrudur, öyleyse dogru oldugu için yapilmasi lazimdir" zihniyeti hakim olmalidir. Buna ragmen hata, musamahasizlik, taassup ve sefahate karsi devamli harp halinde olmak, ancak hata edenlere acimak, müsamahasizliga karsi bile müsamahali olmak, cahillere ögretmek, kötü sefih insanlari da tekrar kazanmak için çaba sarfetmek Masonlarin vazifeleri içindedir.

Allahin varligini kabul

Ancak Masonlugun ana prensiplerinden olan müsamaha, hiçbir suretle tenkit yapilmayacaktir anlamina alinmamalidir. Daha çocuklugundan tenkide alistirici bir terbiye almis kimselerde alinganlik kalkar. Hata ve kusurlarimizin düzeltilmesi için tenkite, tenkidi hos karsilayip tahammül edebilmek için de sevgiye ihtiyacimiz vardir.

Insansever, felsefi, ilerici olan Masonluk, inanisinin esasi olarak Allahin varligini ve ruhun sonsuz oldugunu kabul eder. Gayesi de ahlaki, politik, felsefi ve dini hakikatlerin ve bütün faziletlerin tatbikini saglamaktir. Bunun vasitasi da tarih boyunca Hürriyet Esitlik ve Kardeslik olmustur. Kanun, nizam, disiplin ve mesru otoritelere tabi olmak suretiyle Masonluk anarsiyi degil hükûmeti ve onun anayasasini desteklemistir.

Böyle olmasina ragmen Masonluk ne bir politik parti ne de bir dindir. Onu dini bir inanç telakki edenler Masonlugun ruhunu degistirmis olurlar. Masonluk bütün dinlerin temeli olan ve eski devirlere ait inançlari en saf seklinde muhafaza ederek ögretir. Elinde mevcut olan herseyin esasi hakikatlere dayanmaktadir. Evrenin Ulu Mimari tarafindan ilk nesillere ilham edilen hakikatlerin bir kisminin bozuldugu ve degistirildigi de bilinmektedir.

Masonluk evrensel ahlak esasina dayanir. Dünyanin her tarafinda yasayanlara ve her türlü inanç sahiplerine uygundur. Dogrudan dogruya insanlarin baris ve mutluluklarini ilgilendiren hakikatlerden baska doktrinler ögretmez. Onu politika, cizvitlik, münkirlik gibi yönlere sevketmeye çalisanlar Masonlugun gaye, safiyet ve gerçek yönünü anlamayanlardir. Bu gibi faydasiz zorlama yolunu tutanlar ve Masonlugun hakiki mahiyetinden ve saf ruhundan yabanci maksatlara çekenler de vardir.

Özgürlüge saygi

Bir insanin Mason olabilmesi için aranan nitelikler, Allaha ve ruhun ölümsüzlügüne inanmak, iyi ahlakli ve faziletli olmaktan ibarettir.

Masonluk insanin haysiyetini tanir ve onun lâyik oldugu hürriyetine saygi gösterir. Cehalet, itibarsizlik, cürüm ve kanunlara itaatsizlik gibi hususlara ilave olarak, insanlar arasinda fark gözetmek, birini digerinden üstün tutmak gibi seyleri de kesinlikle kabul etmez.

Bir Masonu baskalarindan ayiran en büyük nitelik onun insanlara olan sevgisidir. O, insan neslini büyük bir aile olarak tanir, bu aileyi Evrenin Ulu Mimarinin ördügü olaylar sebekesi içindeki görünmez baglarla birbirine bagli kabul eder. Öyleyse Masonun ilk görevi insanlara yardim olacaktir.

Esitligin ilk elçisi

Masonluk, üyelerine birbirlerini sevmeyi, hayatin her safhasinda birbirlerine yardimci ve destek olmayi, nese ve zevklerinde oldugu gibi aci ve kederlerini de paylasmayi, itibarlarini korumayi, itikat ve inanis bakimindan birbirlerinin fikirlerine saygili olmayi ve hatalarina müsamahali olmayi ögretir.

Dinsel inanç ve kurallar insanlara kardesligi ögretti, ama esitligin ilk elçisi Masonluk olmustur. Manastirlarda esitlik ve kardeslik vardi, ama özgürlük yoktu. Masonluk bunu da ekledi ve insanlar için üçlü miras olan Hürriyet Esitlik ve Kardeslige sahip çikti.

Hürriyet insanin kendi üzerine olan egemenligidir. Bu kisisel egemenlik haklarindan birer parça verilerek kamu haklari olusturulur. Kamu hakki olusurken, kisilerin kendi egemenliklerinden verdikleri pay herkes için ayni olmalidir. Kisinin bu katilma payi esitliktir. Kamu haklari herkesi korur, kisilere isik tutar. Kisinin herkes tarafindan korunmasi ise kardesliktir.

Insani en fazla ilgilendiren sey kendi haklari, çikarlari ve görevleri ile ilgili gerçeklerdir. Masonluk da üyelerine bunlari ögretmeye çalisir. Aklin gelismesiyle insan salt kendi haklarini iyi tanimakla kalmayip, onlara daha çok deger verir, kendi deger ve onurunu daha iyi kavrar. Bu, deger ve onur, insani özgürlügünü savunmaya yöneltir. Ama, özgürlük cahil ve zalim olanlar için bir beladir.

Bilgi en yüce amaç

Bilgi, karsilikli sevgi ve zekâ ile insanlarin düzeyini yükselterek en iyi ögretene olanaklar saglayarak, Masonlugun elini uzatmak istedigi en yüce amaçtir. Kibir, gurur, büyüklük taslama insanin zayifliklaridir. Zenginlik ve mevki çok kere bu zayifliklara etken olur. Kendini akilli sanarak büyüklük taslamanin dogru olmadigi Masonlukta özellikle ögretilir. Bos nazariyeler kurarak gururlanmak, bilgisizlikten de kötüdür. Bilgisizlikten, hatalardan ve kusurlardan kurtulma olanagi bulunmayan bir insanin alçak gönüllülügü, bu zayifliklarin bir kefaretidir. Yani alçak gönüllülük ile zayifliklar birbirlerini dengelerler.

Masonluk santimantal olmayip pratiktir. Üyelerinden nefislerine hakim olmalarini ister. Güzel sözler söyledikleri halde fena isler yapmalarini kinar. Ilerleme ve yenilikte faydali olmayi, yüksek mevki ve makamlari isgal etmekten daha serefli sayar. Insanlarin yüksek kararlarini ilgilendiren hususlarda siradan halkin sözcüsüdür.

Hakiki Mason memleketinin serefini kendi serefiyle bir tutar. Yurdunun güzelligini ve itibarini arttirmaya çalisir. Iyilik, sefkat ve insanlik gibi yüksek duygularin yalniz kanunlar ve nizamlarla degil, ayni zamanda toplum tarafindan da desteklenmesine çalisir. Zulme baskiya karsi savasanlar memleketlerinin serefi için çalisiyorlar demektir.

Memleketler her zaman savas içinde olmazlar. Memleketi için savasta ölmek serefi de her vakit herkese her zaman gelmez. Ama baris halinde zulümle sefaletle, cehaletle, taassupla savasmak için her Masonun imkânlari vardir. Bu yönde basarilan büyük islere istirak edip serefine ortak olmak da her zaman mümkündür.

 

 

Laiklik ve Masonluk

Lâiklik, etimolojik olarak, din adami sifatini haiz olmayan kisi anlamina gelen, Yunanca "laikos"tan gelir. Nitekim Ortaçagda lâik deyimi bu anlamda, yani ruhban sinifina mensup olmayan sahislari ifade etmek maksadiyle kullanilmistir.

Ancak, yine Ortaçagda, Devletin mesrû temelinin tartisilmaga baslanmasi, lâiklik hakkinda da çesitli görüslerin ileri sürülmesine yol açmistir. Gerçekten uzun yillar boyunca, yalniz ruhbanî degil ayni zamanda cismanî bilcümle mesru otoritenin Papaliktan kaynaklandigi görüsü batida egemen olmustu. Bu görüse dayanak olmak üzere de Roma Imparatoru Constantinus'un vasiyetnamesinden bahsedilmekte idi. Buna göre kendisine karsi ayaklanan Massentius'un ordusu ile karsi karsiya gelen Constantinus, nihaî savasin arefesinde bir rüya görmüs, rüyasinda bir melek elinde tuttugu haçi ona göstererek "bu isaretle kazanacaksin" demis ve ertesi günü Constantinus elinde bir haç tutarak ordusunun basina geçmis ve savasi kazanmisti. Bunun üzerine Constatinus hem kendisini Augustos olarak ilân etmis, hem de Hiristiyan dininin serbestçe icrasini mümkün kilan bir Emirname yayinlanmis, bu suretle asirlardan beri Hiristiyanlara karsi yapilan tâkibata son vermisti. Bu arada Constantinus'un annesi Helen, Hiristiyan oldugunu resmen açiklamis ve Hz. Isa'nin mezarini ziyaret etmek üzere Filistin'e giderek orada bir kilise insa ettirmisti. Keza 325 yilinda -Hiristiyanlik tarihinde büyük bir yeri olan- Iznik Konsili bizzat Imparator Constantinus'un bir konusmasi ile açilmis ve Imparator Konsil'in fahri baskani seçilmisti.

Hem dini lider, hem imparator

Iste bu bu olaylar, daha sonralari, Constantinus'un da Hiristiyan oldugu ve o tarihte papa olarak seçilmis bulunan Saint Sylvestr'in Papaligini kabul ettigi yolunda bir rivayetin yayginlasmasina yol açti. Tarihen ispatlanmis olmayan bu hâdiseye, Papalik tarihçileri bir yenisini daha eklediler ve imparatorun, vasiyetnamesinde, Roma Imparatorlugnu Papa Saint Sylvestr'e hibe ettigini ileri sürdüler. Tarihen ispatlanmamis, hatta Imparatorlugu ogullari arasinda taksim etmis olmasi itibariyle tam aksi sabit olmus bulunan bu vasiyetnameden söyle bir netice çikarildi: Papa ruhanî otorite ve hükümranligini da Constantinus'un vasiyetnamesinden almakta, böylece sadece dinî bir baskan olmakla kalmayip, ayni zamanda Devlet baskani yetkisini de haiz bulunmaktadir. Bu iki sifati itibariyle, yani hem dinî lider hem de Roma Imparatoru varisi olarak, Papa Hiristiyan âleminde siyasî yetki sahibi olmak isteyen herkesin üstünde bir mevkie yükselmistir: bunun sonucu olarak, kral olan veya oldugunu iddia eden bir kimse, papa tarafindan taninmadikça, mesruiyet kazanamaz hale gelmis ve bu taninmanin önemli nisânesi de, krallik tacinin papa tarafindan giydirilmesi, yani kralin papanin önünde diz çökmesi olmustur. Bu olay, yani papanin ruhanî ve cismani otorite ve üstünlügü, çesitli krallarla papalar arasinda çekismelere yol açmis, bu ihtilâflardan bazan papa galip çikmis.

Canossa'da diz çöküp af diledi

Meselâ kilisenin otoritesisini tanimayan Alman Imparatoru Henri IV Papa Grégoire VII tarafindan afaroz edilince, birçok prens artik mesruiyetini kaybetmis olan imparatora karsi ayaklanmis ve imparator papanin bulundugu Canossa sehrindeki satoya gelip, günlerce yalvardiktan sonra, üzerinde çuvaldan bir elbise ve çiplak ayakla yollarda yürüyerek papanin önünde diz çöküp af dilemek zorunda kalmis, bazen de mücadeleyi kral kazanmis, mesela: Papa Bonifas VIII ruhban sinifina mensup olanlarin krala vergi vermelerini yasaklayip (1296 tarihli Clericis Laicos Emirnamesi), krallarin dahi papaya tâbi olduklarini ilân edince (1302 tarihli Unom Sanctom Emirnamesi), Fransa Krali Güzel Filip ordu göndererek papayi esir almis, bir yil sonra ölen Bonifos VIII'in yerine geçen Clément V'i da Avignon'da ikamete zorlamis, hatta Papa Clélement VI Avignon sehrini 80.000 florine satin almak mecburiyetinde kalmisti.

Iste bu çekismeler ve devamli savaslar, aydinlari ikiye bölmüs,bir kismi papanin her iki hükümranligini kabul ettikleri halde, diger bazilari Constantinus'un vasiyetnamesinin gerçek olmadigini, olsa bile bir imparatorlugun bagislanmasinin hukuken geçerli bulunmadigini, imparator ve kralin otoritesini dogrudan dogruya Allah'tan aldigini, yoksa bu otoritenin papa tarafindan ona verilmis olmadigini ileri sürmüslerdir. Süphesiz ki aradan geçen zaman içerisinde "Milli Devlet" fikri de yol almakta, kralligin Allah'in inayetine ve ayni zamanda halkin iradesine dayandigi kabul edilmekte, o zamana kadar papalik ve kilise tarafindan yapilan egitim, evlenme ve defin gibi birçok kamu hizmetlerinin kralliklar tarafindan yerine getirilmesi istenmekte idi.

Papaliga en büyük darbe Fransiz Ihtilali'nden

Fransiz Ihtilâli papaligin cismanî hükümranligina en büyük darbeyi indirdi: Ruhban sinifinin bütün imtiyazlari kaldirildi, rahiplerin sahip olduklari araziye Cumhuriyetçe el kondu, okul açmak yetkisi sadece devlete tanindi, rahiplerin birer Fransiz vatandasi olarak devlete vergi ödemek zorunda olduklari ve hiçbir siyasî ve kazaî faaliyet icra edemeyecekleri ilân olunarak Kilise Mahkemeleri ilga olundu; hatta piskosposlarin papa tarafindan degil de Cumhuriyet tarafindan tâyin edilmeleri, diger rahiplerin ise hak tarafindan seçilmeleri, manastirlarin kapatilmasi, rahip ve rahibelerin evlenebilmeleri dahi kabul edildi. Sivil nikâh zorunlu kilindi, cenazeler de devlet tarafindan kaldirildi. Birinci Napolyon bazi haklari geri verdi ve imparator tacinin papa tarafindan kendisine giydirilmesini kabul etti ise de, son dakikada sabirsizlanarak taci papanin elinden alip kendi basina koydu. Ancak Paris'e gelirken, halkin yol boyunca papaya gösterdigi büyük sevgi, Napolyon'u tedirgin edince, papa, Roma'ya dönüsünü müteakip, onu esir edip kaçirtti ve Savona sehrine hapsetti. Napolyon'u afaroz eden Papa Pius VII, devamli baskilara dayanamayarak, imparatorun hazirladigi bir anlasmayi imza etti ise de, birkaç hafta sonra bundan rücu ettigini ilân etti.

Diger yandan Italya'da ilerleyen krallik ordulari, papaligin elinde kalan tek sehri olan Roma'yi kusatarak topa tuttu ve 20 Eylül 1870'te Roma'ya girdi. Bunun üzerine Vatikan'daki sarayina kapanan Papa Pius IX Italyan Krali Ikinci Victor Emanuel'i afaroz etti ve bu tutumunu ölünceye kadar sürdürdü.

Masonlarin payi çok büyük

Bütün bu olalarla Masonlarin payi çok büyük olmustur. Nitekim Roma surlarinda açilan ilk gedikten içeri girerken sehit olanlarin hatirasini tâziz için konulan tasta isimleri yazili olanlarin bir çogu Masondu. Bunun gibi Italyan Büyük Locasi da 20 Eylül tarihini Kurtulus Yildönümü olarak seçmis ve her yil kutlamistir.

Asirlar süren bu gelismeye attigimiz bu kisa nazar, batida lâiklik kavraminin geçirdigi gelismenin sebep ve mânâsini anlamaga yeterlidir: Devletin mesrû temelini papa'nin bir inayet, tercih veya tevcihine degil de, halkin hür ve serbest iradesine dayandirmak isteyenler, diger bir ifade ile egemenligin dini bir liderde degil de, kayitsiz sartsiz halkta olduguna inanlar için, papaligin iddia olunan cismani otoritesine son vermekten baska yol kalmamisti. Süphesiz ki mesele yalniz devletin mesrû temelinin tespiti ile bitmiyordu. Gerçekten papalik ve kilise sadece ruhbani bir yetkiye sahipse sivil hayatin hiç bir veçhesine de karisamazdi: çocuk ve gençleri devlet okutacak, nikâhi devlet kiyacak, fert kilisenin kanun ve emirlerine itaat edecek, bu kanun ve emirlerin mesrû olabilmeleri için kilisenin kanun ve emirlerine uygun olmalari sarti aranmayacak, yine fert devlet emrettigi zaman ona vergi verecek, devletin teskil ettigi ordu da, gerekirse papalik kuvvetlerine karsi dahi savasacakti. Iste batida lâiklik devlete bu imkânlari vermekte ve kilisenin bu hususlara karismamasina saglamayi hedef almakta idi.

Devletin görevi dinler arasinda tercih yapmamak

Buna karsilik münhasiran cismanî bir hükümranligi elinde tutan devletin, ruhanî otoriteye müdahalesi de düsünülemezdi: din ferdi ilgilendiren bir konu idi; devletin din mevzuunda resmî bir görüsü olamazdi. Bu itibarla devlet din hizmetlerinin yerine getirilmesine karisamaz, bu hizmetleri organize etmek isini deruhte edemezdi. Devletin bu sahadaki görev ve yetkisi ferdin kendi inandigi dinî vecibeleri serbestçe yerine getirmesini saglamak, isteyenin begendigi dinin icaplarina göre hareket etmesine imkân tanimak, baskasinin dinine karisilmasina engel olmak, din adamlarinin veya belirli bir dine mensup olanlarin o dinin emrettigi gibi giyinmelerine, hareket etmelerine, kendi dinlerine taraftar kazanmak maksadiyle propagandada bulunmalarina cevap vermek, dinler arasinda bir tercih yapmamak, hatta dinsizlik hürriyetini dahi tanimak, kimsenin dinî vecibelerini yerine getirmemesi sebebiyle tenkit ve muaahaze olunmasina imkân vermemek seklinde özetlenebilirdi.

Lâikligin batidaki bu anlamindan çesiti ülkelerde sapmalar olmamis degildir. Meselâ Italya, Ispanya ve Fransa'da, Devlet okullarinin yanibasinda, kilisenin de okul açmasina imkân taninmis, kilisede kilinan nikâhin devletçe taninmasi kabul edilmis, defin merasiminin yine ruhanî âyinle kilisede icrasi benimsenmis, hatta birçok anayasa ve kanun, meselâ halen yürürlükte olan Yunan Anayasasi, devletin resmî dininin Hiristiyanlik olup diger dinlere müsamaha edildigine dair hükümler ihtiva etmis, böylece dinler devletçe taninmis veya tolere edilmis olmak üzere adetâ ikiye ayrilarak devletin bu alanda bir "tercih" yaptigi dahi görülmüstür.

Masonluktan ihraç edilen Mason milletvekilleri

Lâiklik anlayisindan bir "sapma" olarak nitelendirilen bu davranislar XIX asrin sonlarinda Masonluk camiasinda bazi firtinalarin esmesine de yol açmamis degildir. Meselâ Italyan Parlementosunda kilisenin de okul açmasina izin veren bir kanunun kabul edilmesi üzerine, Italyan Büyük Locasi bu kanuna müspet oy vermis olan Mason milletvekillerinin Masonluktan ihraç edilmelerine karar vermistir.

Bununla beraber, bütün bu gelismeler sirasinda Avrupa Masonlugunun tâkip ettigi çizgiyi tespit etmek için, Katolik ülkelerdeki Masonlukla, Calvinizm, Anglikanizm, Luterianizm gibi mezheplerin hükümran oldugu ülkelerdeki Masonlugu ayirmak yerinde olur.

Katolik ülkelerdeki Masonlar, lâikligin yukarida açiklanan her iki anlamina sahip çikmislar, hatta bu yüzden, papa tarafindan afaroz edilmeyi dahi göze almislardir. Insanin her bakimdan hür olmasini isteyen Masonlar, bu hürriyetin en önemli vechesinin de vicdan hürriyeti oldugunu daima ileri sürmüsler, ruhban sinifina imtiyaz taninmasina, dinî vecibeleri yerine getirmeye sahislara karisilmasina, kilisenin siyasî bir güç olarak ortaya çikmasina, kamu hizmetlerinden bir kisminin kilise tarafindan yerine getirilmesine karsi çikmislar, dinî inanislari açisindan insanlar arasinda fark gözetilmesini lâiklige aykiri saymislardir.

Reformist olan ülkelerde ise, Masonlugun ortaya çikmasindan önce Katolik Kilisesi ile baglar kopmus oldugundan, Masonlar böyle bir mücadelenin içine girmek zorunda kalmamislar, aksine gerçek Masonlugun reformist bir ülkede kurulabilecegini, zira lâikligin-tam manasiyle- böyle bir memlekette bulunabilecegini ileri sürmüslerdir. Ancak bu ülkelerde de ters yönden dinî bir taassup hâkim olmus, baska din ve mezheplere karsi baski yapildigi görülmüstür.

Simdiye kadar lâikligin batidaki gelismesinden bahsetmis olmamiz sebebsiz degildir: Katolik Kilisesinin tutumu felsefî, hukukî ve siyasî bir kavram olarak lâikligi ortaya çikardigina göre, bu gelismenin tarihi sebeb ve seyrini gözden geçirmemiz sartti.

Ya bizde lâiklik nasil gelisti?

Memleketimize gelince, bizde lâiklik özellikle Ikinci Mesrutiyet zamanindaki batililasma hareketiyle baslar ve bilindigi gibi, Cumhuriyetin ilânindan bir müddet sonra hukukî bir müessese olarak anayasalarimiza ve kanunlarimiza girer. Ancak bizdeki tatbikatina ve bunun dogurdugu tartismalara geçmeden önce, Romalilarin "bütün ilimlerin anasi" adini taktiklari tarihe göz atmakta yine fayda vardir.

Islâm dini -bütün dinler gibi- kendisine inananlarin yasayis tarzlarini da düzenler, bir takim vecibeler, ibadet sekilleri ve yasaklar koyar. Esasen bir inanisi felsefi veya ahlakî bir akide olmaktan çikarip, bir "din" haline getiren bazi unsurlar vardir ki, bunlar da insan ve tabiat-üstü bir varligin, yoktan var edici veya düzenleyici bir kudretin mevcudiyetine inanmak, insanin bu varliga karsi bir takim mükellefiyetleri oldugunu kabul etmek, belirli yer ve zamanlarda ve yine belirli tarzlarda yerine getirilmesi gereken bazi ibadet sekillerinin bulunduguna inanmak ve öldükten sonra o üstün kudretin insan hakkinda hüküm verecegine kani olmak seklinde özetlenebilir. Süphesiz ki, bu ana prensiplerden baska, her din kendisine göre bazi dogmalar vaz ve bunlara tamamiyle inanilmasini emreder, hatta bunlarin tartisilmasini dahi yasaklar.

Islamiyet en müsamahali din. Ancak...

slâm Dini, bu açidan, en müsamahali, tefsire en çok, hatta "kiyasi fukuha", yani fakihlerin, âlimlerin kiyas târikiyle hüküm koymalarina dahi cevaz veren bir din olmussa da, yine tartisilmaz bazi dogmalari, yerine getirilmesi mecburî bazi ibadet sekillerini ihtiva etmistir, ve baska türlüsü esasen düsünülemez. Ancak ilk Islâm devletlerinin kurulmasiyle birlikte, söyle bir durum da ortaya çikmistir: Hulefayî râsidin, yani Dört Halife zamaninda, dinî lider ayni zamanda devlet baskani idi, yani ruhanî hükümranlikla cismanî iktidar ayni sahista birlesmisti. Bu dönemden sonra ise, devlet baskanligini eline geçiren ayni zamanda halife oldu. Yani ilk dönemde bir sahis halife oldu ve bu durum Cumhuriyetle birlikte saltanatla haliflegin ayrilmasina kadar sürdü.

Bu böyle olunca Islâm âleminde teokratik bir düzenin hâkim oldugu süphesizdir. Ancak, özellikle Osmanlilarda, bu teokratik düzenin batida görülenden çok farkli oldugu müsahade olunmaktadir. Birkaç misal verelim.

Batida papaligin hâkimiyetini kabul ederek veya etmeyerek kurulan çesitli kralliklar, Katolik dininden her sapmayi en büyük suç sayarak daima siddetle bastirmak, dinden olmayanlara ise asla müsamaha etmemek hussunda birbirleriyle yarismislardir. Ispanya'da Yahudilere karsi zulümler had safhaya çikmis oldugu gibi, sekiz asirlik Arap hâkimiyeti sona erdigi zaman dinlerini yine de muhufaza etmis olan Ispanyollara, Arap ordusunun çekilmesinden sonra Ispanya'da kalmis olan Müslümanlari Hiristiyanlastirmak için 50 sene kâfi gelmisti. Bugün Aldomar soyadini tasiyan Ispanyollarin esas adlarinin Ömer oldugu bilinmektedir. Keza Güney Fransa'da Albigeois hareketi baslayinca, önce papalik sonra Fransiz Kralligi, Katolik Kilisesinin ögretisinden önemsiz bir kaç noktada ayrilan bu bölge halki üzerine ordular göndererek, feci iskencelere tâbi tuttuklari bu halkin kilise hâkimiyetini kabul etmelerini saglamislar, daha sonra yine Fransa'da dualari Lâtince degil de Fransizca okumak isteyen Huguenot'lar, Saint Barthélemy gecesinde tuzaga düsürülerek katledilmislerdi. Ayni hareketleri Protestan Almanya'da Yahudi Katoliklere, hatta pazar günleri kiliseye gitmeyen kimselere karsi da gösterilmis, Ingiltere'de ise Püritenlerin taassubu meshur olmustur.

Zorla din degstirtmek günah

Islâm'da ise durum söyle gelismistir: Baska dinden olan kimse, zimmet akdini yaparsa, yani bir cizye vermeyi ve Müslümanlarla savasmamayi kabul ederse, darülislâmda oturmak, ticaret yapmak ve dinini muhafaza etmek imkânina sahip olurdu. Ona kimse dokunmaz, özellikle dinini degistirmege icbar edemezdi. Esasen bir kimseye zorla din degistirmek günahtir, çünkü Allah bir kimsenin hak dinine gelmesini istemisse, nasil olsa Allah'in arzusu bir gün yerine gelecek, yani o sahis Müslüman olacaktir. Onu zorla Müslüman yapmak, Allah'in isine müdahale etmek, Allah'in Islâmlastirmak istemedigi bir kimsenin Müslüman olmasina yol açmak olur. Islâm âleminde çesitli ve çok kere savaslara yol açan ihtilâflarin ekserisi ise siyasî sebeble ortaya çikmis, Ali ve ogullari bu yüzden öldürülmüstü. Bu itibarla batida görüldügü vechile ve o manada teokratik bir düzen, Islâm âleminin meçhulüdür.

Bundan baska, Osmanli Imparatorlugunda da bu mânâda -yani Seritata tamamiyle sadik kalan ve baska dinden onlari tolere etmeyen- bir teokrasi câri olmamistir. Bunun için de bazi misâller verelim. Bilindigi gibi bazi suç ve cezalar Kur'an'da yer alir ve bu suçlar islendigi zaman Kur'an'in hükmü, yani seriat yerine getirilip, Kur'an'da görülen cezalar tatbik etmek zarurî olur.

Fatih Kanunnamesi'nde farkli yorum

Bu suçlardan biri de zinadir ve cezasi da recimdir. Halbuki Fatih Kanunnamesine göre zina eden kadina verilecek ceza dayak cezasidir: Kadin evli ise degnek adedi artar. Ancak kadin veya onun yerine bir baskasi bir degnek karsiliginda iki akçe ödeyecek olursa, ceza "cerime"ye, yani para cezasina dönüsür. Dikkat edilmelidir ki, hüküm, ayni zamanda Halife olan Kanuni Sultan Süleyman'in Kanunnamesinde de tekrarlanmistir. Ikinci misâl de sudur. Kanunî devrinde Ramazan'da kahvede santranç oynayan iki gence bir softa hakaret ederek, ibadet yerine oyun oynadiklari için kâfir olduklarini söyler ve kadiya sikâyet eder. Kadi ne yapacagini bilemez ve durumu Seyhülislâm Ebussuut Efendi'den sorar. Ebussuut Efendi'nin cevabi söyledir: "Bu durumda olan sahislari mülâyim bir tarzda ikaz etmek yerinde ise de, bir Müslümana kâfir demek asla caiz degildir. Asil bunu söyleyen küfür etmis, yani kâfir olmus ve karisi bos düsmüstür. Bu itibarla onun tecdidi imân ve tecdidi nikâh etmesi vâciptir". Böyle bir hosgörüyü, cumartesi günü isik yakmayanlari iskenceye tâbi tutan, engizisyon mahkemeli batida bulmak imkânsizdir.

Üçüncü misâli Fatih Veziriâzâmi Mahmut Pasa tarafindan 1463 tarihinde Franko Bobaniç adinda bir gayrimüslime verilen su Il-cân Mektubu'nda görmekteyiz. Mektup aynen söyledir: "Bâis-i tahrir-i kitâp ve müceb-i tastiri hitap oldur ki, çün dârende-i mektup Franko Bobaniç, Dubrovnik'ten çikip Hazreti hilâfetpenahî Sultanül-guzât ve I-mucahidin-halledet hilâfetuhu'ming-Novarbarda'dagi hasslarina gelüp mütemekkin olmag içün il-cân mektubun taleb eyledi.

Biz dahi bu hükmü virdük ki tereddüt çekmeyüp ta'allûkâtiyle ve etbâ ve esyâ'iyle gelüp mezkûr hâsslarda otura. Anda sâkin olan sâyir re'âyâ nice ise ol dahi karar üzere olup asûde ve müreffehu'l-hâl ola. Hiç ferd, efrâdi âfirîden anga mâni' olup bi-vechin el-vücûh malina ve ta'allukâtina ve esbâbina ve nefsine ta'arruz degürmeye ve despot zamâninda vâki' olan kazayasi ihmal olunup sorulmaya.

Söyle bileler, bitiyi mütala'a kilanlar tahkik bilûp i'timad kilalar. Tahriren fî evyii cemâzîy'il-evvel, sene sem'a ve sittîn ve semâ-miye,
Be-makâm-i
Konstantiniyye"
Derkenar olarak yazilan satih'ta -yani serhte- de söyle denilmektedir: "fi'cümle ma'denlerde otura ve gayri yirde otura. Ve pâdisâhung memâllik-i mahrusesinde yörüyüp satt bâzr ve muamele ide. Hiç kimse ser'a ve örfe muhafil te'addi itmeye. Söyle bileler".

Naksidil Sultan'in öyküsü

Ayni dönemde, Hiristiyan batinin herhangi bir ülkeside bir Müslümana ülkeye gelip huzur içinde oturmak, istedigi yer gitmek, diledigi sekilde ticaret yapmak yetkisinin tanindigina, bu yetkinin bütün akraba ve hizmetkârlarina da tesmil edildigine dair bir örnege tesadüf edilebilecegini zannetmiyoruz.

Nihayet son bir misal daha verelim, 1. Abdülhamit'in son zevcesi Naksidil Sultanin esas adi Aimée Dubuce de Riverie idi. Kendisi Martinik'li bir créole yani melez olup, sonralari Fransiz imparatoriçesi olan Josephine Bonaparte'in teyzesinin kizi idi. Fransa'dan Martinik'e gemi ile dönerken Cezayirli korsanlar tarafindan gemi yagma edilmis ve Aimée kaçirilarak Osmanli Sarayina takdim edilmisti. Burada Naksidil adi verilen Fransiz kizi Padisahla evlenmis ve dördüncü kadinefendi olmustur. Birinci Abdülhamid'in iki oglu vardi: biri ikinci zevcesi Sineperver'den dogan ve sonra IV Mustafa olarak bir aralik tahta çikacak olan Mustafa ve digeri de Provensal Kadin diye anilan üçüncü zevcesinden olup, Üçüncü Selim'in katli üzerinde Ikinci Mahmut unvani ile tahta çikacak olan Mahmut'tur. Mahmut'un annesi öldügü zaman Abdülhamit 4 yasindaki bu çocugun bakimi ile Naksidil'i görevlendirir ve Naksidil Mahmut'a analik eder, onu evlât edinir, onu Sinerperver Sultan tarafindan verilen zehirden ve yaklasan Alemdar Mustafa Pasa'dan evvel davranip Üçüncü Selim'i katlettikten sonra veliaht Mahmut'da öldürmek için sarayi altüst eden yeniçerilerin elinden kurtarir. Mahmut'a Fransizca ögretir ve bu Padisah zamaninda baslayan batililasma hareketinin esas mürevvici olur. Napolyon'un bir tablosunu yapan Fransiz ressam Berthaux'yu Istanbul'a davet eder ve bu ressam Sultan Mahmut'un at üstündeki meshur tablosunu yapar. Sultan Mahmut da nâdir evlâdin gerçek anasini sevdiginden çok daha fazla Naksidil Sultan'a baglandi.

Rahiplerin günlügünden

Naksidil Sultan 48 yasinda veremden Topkapi Sarayi'nda ölür. Simdi bu ölüm sahnesini Istanbul'daki Capucins Rahiplerinin günlügünden (Cilt V sah. 399) aynen okuyalim.

"1817 kasiminin bir gecesi idi. Istanbul'daki capucin manastirinin basrahibi, Peder Chrysostome, hücresine çekilmis, salibin karsisinda diz çökmüstü. Evleri yalayan siddetli rüzgâr sebebiyle gicirdamalar ve korku verici iniltiler duyulmakta idi. Bogaz'dan gelen Karadeniz rüzgârlari, firtina getirmisti.

Peder Chrysostome, manastirin kapisina siddetle ve defalarca vuruldugunu duydu; biraz sonra kapici rahip, benzi uçmus ve titreyerek içeri girdi: arkasinda iki yeniçeri bulunmakta idi. Bunlardan biri basrahibe yaklasarak bir ferman uzatti. Muhterem Peder sasirarak bunu okudu ve derhal kiliseye kosarak orada bir dakika kaldi, sora iki yeniçeri ile birlikte Pera rihtimina vardi. Üçü birden onlari bekleyen oniki çifteli bir kayiga bindiler. Kayik derhal uzaklasti ve gecenin karanliginda gözden kayboldu.

Naksidl'in son anlari

Ayni ânda zengin renklerle dekore edilmis, sahane halilarla dösenmis odasinda, bir kadin müthis sancilar içinde kivranmakta idi. Elli yaslarinda görünmekle beraber, çok güzel oldugu ve gayet ince hatlara malik oldugu göze çarpmakta idi. Zayif ve sararmis kadinin son demlerini yasadigi anlasilmakta idi. Tavandan sarkan bir lamba ile pembe mumlarin yanmakta oldugu samdanlar bu sessiz odada olan bitenlerin görülmesine imkân vermekte idi. Yatagin yaninda Rumlar gibi giyinmis bir doktor sik sik hastanin nabzini yoklamakta, kapinin yanindaki paravanin arkasindaki zenci halayiklar, verilen emirleri yerine getirmege hazir bir vaziyette ayakta durmakta idiler.

Biraz ötede bir adam çok büyük bir üzüntüye garkedilmis sekilde oturmakta idi. Otuz yaslarinda vardi. Boyu ortadan uzundu. Alni yüksek ve asil, emretma aliskanliginin okundugu gözleri çehresine vakâr ve hâkim bir ifade vermekte idi. Kiyafeti basit fakat nâdir bir zarafette idi. Zaptedemedigi hiçkirik ve iniltileri, çektigi iztirabi ve aciyi açiga vurmakta idi.

Kapinin disinda hafif bir gürültü isitildigi zaman geceyarisini geçmisti. Bir zenci yaklasarak ve yerlere kadar egilerek "Disardan içeri gelsin mi?" diye sordu.

"Atalarinizin dininde ölmek istediniz..."

Hükümdar içeri alinmasini isaret etti. Bunun üzerine yeniçerilerin getirdikleri Peder Chrysostome odaya girdi. Bu bölgelerde herkesin kendisine itaat ettigi sahis, bir el isaretiyle odada bulunanlari disari çikartti ve hastaya yaklasarak söyle dedi: "Validem, atalarinizin dininde ölmek istediniz. Arzunuz yerine gelsin: Iste katolik bir rahip".

Bu sözleri söyledikten sonra, hükümdar disari çikti. Bir saat boyunca, iyi capucin rahibi, hastanin üzerine egilerek, ona günah çikartti. Agliyordu. Hasta da aglamakta idi. Sonra, hükümdar annesinin yatagina yaklasinca, rahip mukaddes güllaci basinin üzerine kaldirdi ve ölmekte olan hastanin dudaklari arasina koydu. Bu en son ânda, bu duygulandirici sahnenin hasmetli ve tek sahidi yere kapanip "Allah" diyerek secdeye vardi.

Bu sirada Peder Chrysostome'un kaçirildigi hemen duyulmus ve Istanbul frenk mahallesinde çabucak yayilmisti. Sabahin erken saatlerinden itibaren Pera ve Galata'da herkesin kendine göre yorumladigi bu esrarengiz kaybolustan baska bir sey konusulmaz olmustu. Bazilari iyi din adaminin Yedikule zindanina kapatildigini, diger bazilari ise, daha ileri giderek, trajik bir sekilde öldügünü söylüyorlardi. Hakikati ögrenmekte sabirsizlanan bazilari ise manastira geldiler. Fakat büyük bir sürprizle karsilastilar: Basrahibi kilisede mihrabin alt basamaginda yüzükoyun yere kapanmis dua ederken buldular.

Bugün Fatih Camii'nin avlusunda yatiyor

Allahla basbasa, etrafinda olup bitenlerin farkina dahi varamayan Peder Chrysostome, gözlerinden yaslar dökülürken ve alni terden sirilsiklam geceleyin ölmüs olan Valide Sultanin ruhu için dua ediyordu" Halen Fatih Câminin, avlusunda kendi yaptirdigi türbede yatan Naksidil Sultanin mezar tasina Sadik mahlasi altinda, Sultan Mahmut sü kitâbeyi yazdirmistir:

"Günes mizaçli, saf ve asîl
Basit hasmeti ile Sarki fethetti
Onun sayesinde tabiat canlandi
Büyüklügü ve her yana yayilan Sani
Memleti bir gül bahçesine çevirdi
Çiçekler onunla mutlu oldu
Ve hatirasini daima yâd edeceklerdir.
Cihan Hükümdari Mahmudu Sâni
Onun sevgisi ile mesbu idi
Ve Muhterem Validesi Naksidil'in hasmetli basina
Dualarla topragi birlikte koydu.
Ben Sadik kanli yaslar dökerek
Tarihini düsüyorum."

Bu dramatik ölümün tarihi Hicrî 1233, milâdi 1817 dir ve ayni yil, bazi tablolari dolayisiyle, ünlü ressam Goya Ispanya'da Engizisyon Mahkemesi huzurunda hesap vermek ve ülkesini terketmek zorunda kalmaktadir.

Osmanlilar bugünkü anlamiyla lâik degildi

Ancak, bütün bunlardan Osmanli Imparatorlugunun, bugünkü anlami ile, lâik bir Devlet oldugnu sonucunu çikarmak hatali olur. Devletin dinî hizmetleri organize ettigi, Devlet Baskaninin ayni zamanda dinî lider oldugu, özellikle Müslümanlar arasindaki hukukî münasebet ve ihtilâflarin dinî kaidelere, yani Seriata göre bir çözüme baglandigi, padisahin Seriattan aldigi yetki ile, yani tâzir hakkinda istinaden, diledigini cezalandirdigi bir düzenin lâik oldugunu söylemek imkânsizdir.

Bununla beraber, imparatorlugun gerileme döneminde iki fikrin mücadele ettigi göze çarpmaktadir: Bazilari -meselâ Kabakçi Mustafa isyaninda ve 31 Mart ayaklanmasinda oldugu gibi- her gerilemenin dinden ayrilmis olmaktan kaynaklandigini ileri sürmüsler, diger bazilari -meselâ Tanzimatçilar ve Ittihatçilar- geri kalmanin sebebi yeterince batililasma olmamakta görmüslerdir.

Atatürk'ün tek hedefi lâiklik

Cumhuriyetin kabulünü müteakip, Atatürk'ün baslattigi inkilâplarin tek hedefinin Türkiye'de lâikligin yerlestirilmesi oldugunu, söylemekte hata yoktur. Gerçekten basa giyilen serpusa dinî bir mânâ izafe edildigi, yani Müslüman olanla olmayan bu serpusa göre ayrildigi içindir ki, Sapka Iksasi Hakkinda Kanun kabul edilmis, aile, miras ve özel hukuk münasebetlerini ser'i hükümlerden arindirmak maksadiyledir ki, Medenî Kanun yayinlanmis, hafta tatili cumadan pazara getirilmis, takvim, tarti, saat ve ölçü birimleri ayni gerekçe ile degistirilmistir. Ancak en anlamli degisiklik harf inkilâbi olmustur. Gerçekten Kuran'i Kerim dogrudan dogruya Allah'tan nâzil oldugu cihetle, yalniz muhteva itibariyle degil, sekil itibariyle de mukaddestir. Bu itibarla, bir anlayisa göre, Kur'an'i baska dile çevirmek ne kadar caiz degilse, Arapça olarak fakat baska alfabe ile yazmak da o derece caiz degildir. Bu itibarla Arap harflerini yasaklamak, bazi çevrelerce dine aykiri davranis sayilmistir. Halbuki Harf Inkilâbi, Arapçanin degil, Türkçenin Lâtin harfleriyle yazilmasi maksadini gütmekte di. Demek oluyordu ki Atatürk Inkilâplari demek dahi dogru degildir: Atatürk'ün bir tek inkilâbi olmustur, o da lâikliktir; diger bütün reformlar, adetâ bir mozaigin parçalari gibi, bu büyük inkilâbin degisik veçhelerini teskil etmislerdir.

Lâiklige saldirilar

Ancak çok geçmeden, lâikligin anlami üzerinde tartismalar bizde de basladi. Bir taraftan lâikligin dinsizlik oldugu, ayni zamanda dinî lider olmayan bir devlet baskanina itaat edilemeyecegi, Islâmi kaidelere göre yönetilmeyen bir ülkede yasayanlarin büyük çogunlugu Müslüman olsa bile o ülkenin darül-islâm olmayip bir darül-harp oldugu fikirleri yayilmaya baslandi. Diger yandan dinî vecibeleri yerine getirmek, bir yerde toplanip dua etmek, dinin icaplarini ögretmek ve icaplara uygun bir tarzda yasamak, Arap harflerini ögrenmek ve ögretmek lâiklige aykiri hareketler sayilarak bazen cezalandirildi, çok kere de bu gibi kimseler rencide, hatta istiskal edilerek teshir olundu. Bir taraftan "din elden gidiyor" denirken öte yandan "irtica hotladi, inkilâplar elden gidiyor" denildi.

Türk Masonlugu Atatürk'ün yaninda

Türkiye Masonlari, lâiklik konusunda öteden beri Atatürk, inkilâplarinin yaninda yer aldilar ve batidaki Masonlarin çizgisinden ayrildilar. Çünkü Masonluk dini asla inkâr etmez, zira yoktan var edici, hiç olmazsa baslangiçtaki kaosu düzenleyici tabiat-üstü bir kudretin varligina inanmayi ilk ve vazgeçilmez sart sayar. Ancak Masonluk din problemini tek basina degil de, insan hak ve hürriyetleri probleminin bir parçasi olarak mütalaâ eder. Masonluga göre bir dine inanip inanmamakta, o dinin icaplarini yerine getirip getirmemekte serbest olmayan, yani vicdan hürriyetine malik bulunmayan insan hür olamaz. Madem ki Masonluk hür insan yaratmak ister ve en büyük nimetin hürriyet olduguna inanir, su halde vicdan hürriyetine de inanir. Bu inanista din tamamiyle ferdî alanda kalan, fertle inandigi Allah arasindaki münasebetlere iliskin bulunan bir olaydir. Bu olay karsisinda Devletin biri menfî digeri müspet iki tutumu olabilir: menfiî tutum kimsenin dinine, dinî inanislarina karismamak, dinî icaplarin serbestçe yerine getirilmesine engel olmamak: müspet tutum ise dine yapilacak müdaheleleri, dinî hislere vuku bulacak saldirilari önlemek ve gerekiyorsa cezalandirmaktir.

Bununla beraber dinin icaplarini yerine getirmek, baskalarinin haklarina tecavüze, umumun sükun ve huzurunun bozulmasina yol açiyorsa, meselâ bir dinin mensuplari ibadet yerlerinin disinda bir takim toplantilar, gösteri yürüyüsleri yapiyorlarsa, devlet buna müdahale edebilir ve böyle bir müdahale vicdan hürriyetini ihlâl anlamina gelmez. Gerçekten bütün hürriyetler gibi vicdan hürriyetinin de bir siniri vardir ve bu sinir da baskalarinin hak ve hürriyetlerinin basladigi yerden ibarettir. Devlet bu sinir içinde vicdan hürriyetinin serbestçe icrasini temin eder; bu sinir asilinca baskalarinin, toplumun hatta devletin haklarini korumak da devletin görevi oldugu için, sinirin asilmamasina nezaret eder.

Masonluk bir denge sistemidir

Bu sebepledir ki, umumî yerlerde izinsiz dinî toplantilar yapmakla bu gibi yerlerde dinî nahiyette olmayan izinsiz toplantilar yapmak arasinda fark gözetilemez. Umuma açik yerlerde yapilan izinsiz bir gösteri, nümayis, toplanti ve yürüyüs karsisinda devletin takinacagi tavir bunlarin dini mahiyette olup olmamalarina göre degisemez ve devlete ancak böyle davranmakta hem vicdan hürriyetine hem de lâiklik prensiplerine saygili oldugunu ispatlamis olur.

Buna karsilik dinî organisazyonlarin da devlete karsi bazi vecibeeri vardir, o da devletin tasarruflarina müdahele etmemek, bu tasarruflarin dinî akide ve prensiplere aykiri olsa bile devletin koydugu kaidelere uygun bir sekilde yönetilmesi yolunda bir talepte bulunmamaktir. Esasen sirf ferdi ilgilendiren, sirf fertle Allah arasindaki münasebetlere iliskin bulunan dinin, devlet isine karismasi, fertle devlet arasindaki münasebetleri de düzenlemege kalkismasi, dinin bu ferdî alandan çikmasina, politik bir veçhe iktisap etmesine yol açar ki, vicdan hürriyetine aykiri düser.

Masonluk bir denge sistemi olduguna ve din sirf ferdî alanda kaldigi sürece bu denge muhafaza edilebilecegine göre, devletin dine karismamasi, dinin de devletin belirli bir dinin icaplarina uygun bir tarzda yönetilmesini talep etmemesi halinde bu denge kurulabilir: Dindar olan bir kimse, dinin gereklerine uygun hareket etmeyen bir sahsi bu icaplara uymaya zorlayacak veya devletin böyle bir zorlama yapmasini isteyecek olursa, Masonlar da ona "mürteci" der ve bu gibi müdaheleleri lâiklige aykiri sayar; buna karsilik bir kimse dinî vecibelerini yerine getiren, belirli bir dinin akidelerine uygun bir tarzda yasayan bir sahsi bu vecibelerini yerine getirmemege, baska türlü davranmaga zorlayacak ya da devletin böyle bir zorlama yapmasini isteyecek olursa, Masonlar ona da "mürteci" der ve bu gibi müdahaleleri vicdan hürriyetine aykiri addeder.

Bu dengenin gözetilmesi ve titizlikle korunmasi halindedir ki, bir ülkede gerçek din ve vicdan hürriyeti teessüs edebilir: Masonik kitap ve etütleri ile hakli bir üne kavusmus olan Amerikali Masonlardan Henry C. Clausen Kardes'in dedigi gibi, Masonluk din adamlarinin istibdadina oldugu kadar, din aleyhtarlarinin istibdadina da karsidir.

 

Masonluk ve özgür düsünce

Çagimiz tüm devrimlerin, ayaklanmalarin, toplum-içi savaslarin, karsi devrimlerin -yasalarin ve/veya kisitlamalarin insaan hak ve özgürlükleri adina yapilmasi (ya da öyle söylenmesi) "Özgürlük" üzerine çok titiz biçimde durmamiza yol açmaktadir. Özgürlük ve temel hak ilkelerinin kaynagini, asmalarini ve anlam örgüsünü bilmedikçe, insan hak ve özgürlüklerinin savunmasinin geregince yapilamayacagi ortadadir. Hatta birakin savunmayi, en iyi niyetle bile olsa bu hak ve özgürlükleri çignemek isten bile degildir.

Özgürlük kelimesinin tam bir tanimlamasini verebilmek olanaksizdir. Yazili hukuk, hak bildirileri, anayasalar ve yasalarda gerçegi tam yansitan bir tanimlama yok gibidir. Yazili hukuk, genellikle özgürlügün insanoglu için ne anlama geldigini, gerçekten özgür olup olmadigini, kendini asan birine bagli bulunup bulunmadigini, madde dünyasinin bu özgürlüklerini ne ölçüde etkiledigi konusuna deginmemektedir. Yazili hukuk, özgürlük olayini daha çok kaliplari içinde degerlendirmektedir.

Düsünürler ve yazarlar da ayni zorlugun içinde kalmislardir. Montesquieu özgürlük için "Bu kadar degisik anlama gelebilen, zihinleri bu kadar ugrastiran baska bir kelime yoktur" der ve devam eder:

"Kimileri özgürlügü, önceden kendisine sinirsiz bir zor kullanma yetkisi verilmis kisiyi düsürmekteki kolaylik anlamina almis, kimileri de boyun egecekleri kisiyi seçmek yetkisi sanmislardir. Baskalari, silahlanmak ve zor kullanmak hakki olarak benimsemisler; daha baskalari da yapacaklari yasalarla yönetilmek anlamini vermislerdir. Bir ulus da, uzun bir süre, özgürlügü sakal birakmak yetkisi saymistir. Kimileri bu adi bir hükümet biçimine vererek öteki hükümet biçimlerini ondan yoksun birakmislardir. Demokrasinin tadini alanlar demokrasiye, monarsiden yararlananlar monarsiye mal etmislerdir.

Özgürlük nedir?

Sözün kisasi herkes, kendi geleneklerine ya da egilimlerine uygun düsen hükümet biçimine bu adi verip isin içinden siyrilmistir. Sonunda demokrasilerde ulus, her istedigini yapiyormus göründügünden özgürlügü demokrasiye yakistirmislar, ulusun yetkisiyle özgürlügünü birbirine karistirmislardir.

Çagimiz düsünürlerinden Harold Laski'ye göre ise "Çagdas uygarligin gerektirdigi toplumsal kosullar içinde kisinin mutlulugunu saglamak için herhangi bir kisitlamaya basvurulmamasina özgürlük demektedir". Laski'ye göre özgürlük kisitlamanin kalkmasidir. Yoksa ne Rousseau'nun ileri sürdügü gibi "kisi özgürlüge zorlanmaktadir"ne de Hegel'in dedigi gibi "Özgürlük yasalara uymaktadir". Yasalar onlari kisitlamiyorsa, insanlar yasalara uyarken özgürdürler. Eger bu yasalara istemeyerek, zorla gönülrizalari olmaksizin boyun egiyorlarsa, o zaman özgür degildirler.

Görüldügü gibi özgürlük kavraminin anlami ya da açiklamasi ister istemez yasalara ya da kisitlamalara iliskin bir takim sözcüleri içermekte.

Daha dogrusu yasa ve özgürlük birbirileriyle sürekli olarak iliskide bulunan iki sözcük. Yasalar özgürlüklerin dogmasina yol açmakta, ayni yasalar özgürlüklerin kullanilmasini engellemekte ya da kisitlamaktadir. Yasanin üstün tutulmadigi bir ülkede özgürlükten söz etmek kolay degildir. Ne var ki baskici bir yasa da özgürlügü yok etmekten baska bir ise yaramaz.

Burada eski Yunan sitesindeki özgürlük kavramina göz atmakta yarar var.

Eski Yunan'da özgürlük anlayisi

Eski Yunandan söz açilinca, Yunan Sitesindeki Demokrasi fikri akla gelir genellikle. Yunanda uygulanan Demokrasi, dogrudan uygulanan Demokrasi, Doguda uygulanan mutlak kralligin, baski yönetimlerinin bir karsiti olarak ele aliniyordu. Antik sitelerde çogunlugun egemenligine dayanan bir yönetim biçiminin varligi birçok kimseyi yaniltmis, bu sitelerde bir özgürlük bulundugu kanisini uyandirmistir. Azinlik baskisinin ne denli kötü oldugunu biliyoruz; ama unutmamali ki, çogunlugun baskisi da kötüdür, tehlikelidir ve bundan kurtulus daha da zordur. Çogunlugun baskisi karsisinda azinligin elinde hiç bir güç yoktur. Yunan sitelerinde bir yasa düsüncesi vardi; ama yasayapicidaki bu yasayapici çokluk egemen halkin bütünü idi; yasanin üstünde sayiyordu kendisini. Bu yüzden egemen yurttasin istedigini yapabilmek yetkisi bir bakima sinirsiz oluyordu. Buna karsi koyacak baska bir güç yoktu toplumda. Kendi yaptiklari yasalardan baska hiçbir güce boyun egmek zorunda degillerdi. Bundan ötürü de Avrupa'da özgürlük düsüncesinin öncüsü sayilan Atina Sitesi kolaylikla zorbaliga kayivermisti.

Yunan Sitelerinde yasayanlar kesinlikle devletin baskisi altidaydilar ve bugünün özgürlük düsüncesinden habersizdiler.

Fustel de Coulanges bu baskiyi, buyruk altinda bulunmayi kesin terimlerle anlatiyor. Antik dünyada yasayanlarin özel hayatlari bile devletin boyundurugu altindadir. Birçok Yunan Sitelerinde erkeklerin bekâr kalmalari yasakti. Isparta sitesinde yalniz bekâr erkekler degil, geç evlenen erkekler bile cezalandirilirdi. Atina'da ise, kadinlarin yolculuga çikarken yanlarina ancak üç elbise alabilecekleri kaydi konmustu. Rodos'ta sakal trasi yaptirmak yasakti. Bizans'ta evinde ustura bulunduran cezalandirilirdi. Isparta'da ise herkes biyiklarini kesmek zorundaydi.

Düsünce özgürlügünden vazgeçilemez

Burada özgürlügün tüm açiklamalarini vermeye kalkarsak web sayfalarimiz yetismez. Bu nedenle yasanin özgürlük olarak tanimladigi birtakim haklara göz atalim isterseniz. Din, vicdan, düsünce özgürlügü; kisi güvenligi gibi geleneksel haklar bu yasalarin çizdigi özgürlüklerin yalnizca birkaçidir.

Bunlardan en önemlilerinden biri de düsünce özgürlügü. Bilgili kültürlü ve kafasini egitmis insanlarin yeni ufuklari arayabilme, bunlari sinirlamalar, kisitlamalar olmaksizin söyleyebilme en önemli konulardan biridir.

Yasadiklari toplumda önemli mevkilere yükselmis, sözü dinlenir; tavsiyesi alinir birçok Mason düsünce özgürlügünün yilmaz birer savunucusu olmuslardir.

Amacimiz özgürlüklerin açiklamasini ya da anlatimini yapmak degil. Birer Mason olarak basta düsünce özgürlügü dahil, tüm temel hak ve özgürlükleri iyi anlayip savunabilmektir.

Özgürlük çabalarinin ardindaki Masonlar

Birçok gerçek Masonun özgürlüklerin dogmasi, yasayabilmesi ve yayilabilmesi için savastigini unutmamaliyiz.

12 Haziran 1776 tarihinde yayinlanan Virginia Haklar Bildirisi, 4 Temmuz 1776'da yayinlanan Amerikan Bagimsizlik Bildirisi ve 26 Agustos 1789 tarihli Fransiz Insan ve Yurttas Haklari Bildirisi, gibi özgürlük kavraminin temel anitlarinin altinda birçok Masonun imzasi bulunmaktadir. Hatta bu imzadan da öte bu bildirilerin esasini teskil eden "Hümanist" düsüncelerin olusturulmasi onlarin eseridir.

Bu savasim, "Masonlugun varolmasinin" en büyük etkenlerinden biridir.

Insanlarin özgürlüklerinin kisitlandigi düsünce ve konusma özgürlüklerinin olmadigi bir ortami degistirmek için tarih boyunca savasanlar daima Masonlardir. Zekânin siddetle bastirilmasina karsi çikanlar ve düsündüklerini özgürce söyleme gücünü kendilerinde bulanlarin çogu Masondu. Akil ve özgürlügün yerlesmesi için savasanlarin birçogunun Mason olmasi bir rastlanti degildir. Localarda yapilan egitimler, ritüeller, gelenek ve düsünce felsefeleri baska türlü olmalarina zaten izin vermemektedir. Ritüellerin içinde yalniz üyelerin degil, herkesin özgülügünün savunuldugu, yalniz onlarin kendi düsüncelerinin dogru olmadigi; baskalarinin da onlar kadar dogru düsünüp bunlari söyleme hakkina sahip olduklari açikça ifade edilmektedir.

Aklin yolu tek olamaz

"Insanlign gelismesinde en büyük etken zekânin durmadan olgunlasmasidir" diyen Masonik düsünce, bu zekânin akilci meyvalarinin özgürce yayilmasi ve tartisilmasini daima savunmaktadir. Özgürce söylenip tartisilmayan bir düsünce ya da kuramin dogru veya saglikli bir çözüm getirdigini anlayabilmek olanaksizdir. Düsüncelerin özgürce söylenip, tartisilmadigi toplumlarda ilerlemeden bahsetmek tamamiyle olanaksizdir. Bu nedenle Masonik felsefe daima insanlarin düsündüklerini özgürce söyleme hakkina sahip olduklarini savunmus ve uygulamistir.

Iyi bir Mason, karsisindaki insanlarin düsüncelerinin yanlis oldugu savina varsa bile, onlarin bu düsüncelerini söylemelerine engel olmamalidir. Zira yanlis da olsa, bir düsüncenin söylenememesi demek, tartisma ve özgürlük ortaminin bulunmamasi demektir. Böyle bir ortami Masonik felsefe reddeder.

Masonluk, akil prensibine uygun düsüncelerin üyeleri arasinda yayilmasina çalismaktadir. Ancak aklin yolu birdir diyerek, degisik düsüncelerin üyeleri tarafindan reddedilmesine karsi çikar. Her düsüncenin özgürce söylenerek tartisilabilmesini saglar, böylece gerçege uygun düsünceler gelismesine ortam yaratir.

Bir düsünürün dedigi gibi:

"Sizin düsüncenize katilmiyorum, ama düsüncenizi özgürce söylemek için verdiginiz savasta sizi sonuna kadar destekliyorum."

 

Masonluk sirlari, ketumiyet ve susmanin fazileti

Bu yazida konunun palemigine girmekten ziyade, üç bölüm halinde etüdünün yapilmasi tercih edilmistir. Birincisi: Dis âlemin bütün merak, gazap ve simseklerini üzerine çeken Masonluk sirlari, bu gizlilik nedir? Nedir saglanan, nedir söyenmeyenler? Asirlar boyunca kendini bilmezlerin, kin ve nefretini çekmesine sebep nedir? Ikincisi: Ketumiyetin, üçüncüsü: Susmanin basit bir incelemesi olacaktir.

Masonluk üzerinde; tarih boyunca binlerce cilt eser yazilmistir. Sayisiz esere konu olmasina ragmen, büyük halk topluluklarina dikkat edilecek olursa, Masonlugun gizliligi daima meraklarini çekmistir. Masonluk toplumsal bir yasayis ülküsünü gerçeklestirmege çalisir. Asla gizli degil, ancak kapali bir cemiyettir. Bir cemiyetin gizli olmasi için; varolusunun bilinmemesi, saklanmasi, üyelerinin taninmamasi lâzimdir. Halbuki Masonlugun temel kurallari, yasalari, tarihi, üyelerinin adlari gizli degildir. Masonluk sirlarinin açiklanmasi landmarklara göre yasaktir. Fakat, buradaki "sir" bu dört duvar, bu gök kubbe altinda geçen hususlara aittir. Kardesler arasinda bir gizliligin, müsterek bir sirrin olusudur ki, bunlar en siki ve en samimi baglarin dogmasina sebep olurlar. Iste haricî âleme akseden bu kenetlenme ve baglilik; kâh sevimli ve fakat çogu zaman hinç dolu bir heyecan ve zihinlerde devamli bir esrar perdesinin merak konusu olup çikarlar.

Semboller dili

Masonlugun düsünce konusu olarak ortaya koydugu fikirler, alisagelmis yazili dille tümüyle ifade olunmazlar. Masonlugun doktrini olarak ilkelerinin yalniz okunarak ögrenilememesinin ve dolayisi ile sirlarinin anlasilamayisinin sebebi budur. Masonlugun dili remizler ve semboller <t27.html> dilidir. Fakat anlatmak istedikleri mânâlar bu sembol ve remizlerin yabancilarin göremeyecekleri, ulasamayacaklari, aslinda nur ile dolu karanlik temellerindedir. Meslegine bagli her Mason, bu derinliklere tefekkür ve felsefe yolu ile eristikleri içindir ki bir nevi gizli ögretim halini alir. Öyle bir ögretim ki, ögrencisi de hocasi da Masonun ta kendisidir. Malzemesi düsünce, hedefi nurdur. Bu manevi ögretim, mükemmeligin gelismesini saglar.

Semboller ilgisizlere fazla bir sey ifade etmezler. Lâkin, anlayanlara ifade ettikleri mânâlar çok derindir. Semboller hayal gücüne çok kolaylikla yerlesirler. Bu sebeple kelime ve lisanla yapilan ögretim, hiçbir zaman hayal gücüne seslenen semboller <t27.html>in yerini tutamazlar. Her insanin ayri ayri görüsü, ayri ayri düsünüsü vardir. Bu sebepele sembollerden çikacak mânâlar herkese göre kademe kademe degisebilir. Meselâ: mala, tugla ve harç birlestirme aracidir. Fakat spekülatif Masonlukta malanin baska baska manalarina ulasilir. Kimine göre, mala insanlar arasindaki pürüzleri düzelten bir anlam tasidigi gibi, kusurlari tashih eden diger bir mânâ noksanliklarin kapatilmasi ve göze hos görünebilme gibi diger anlamlar da tasir. Zihinden zihine; konusulan veya yazilan dille ve kelimelerle hitap edilir. Kalpten kalbe ise; konusulmayan, yazilmayan kelimelerle hitap edilir ki iste bunlar sembollerdir. Masonik semboller, bir hayat boyu etüdüdür ve sonu gelmez bir mânâ zenginligi tasirlar.

Masonlugun amaci gerçekleri arastirmaktir. Fakat bu arastirma için bir ders veya bir metot ögretmez. Masonlar, kendi anlayis, düsünüs ve degerlendirisleri ile gerçege ulasmaya çalisir ve bu çalisma sonu bilinmeyenin çözülüsüne, yani sonsuzluga kadar sürer.

Semboller okumakla kavranamaz

Masonluga kabul merasiminin bir tekris ile olusu, bir tören yapilisi ve bir takim sirlar ögretilerek bitirilisi, kabul olunan biraderleri ilham yolu ile hakikate dogru sürüklemek için yapilmis bir ruhî akit halini alir. Bu o kardese gösterilen inancin, itimadin baslangici ve dolayisiyla ta içine isleyisidir. Nur ve ziyanin ta kalbe varisi ve oradan disa aksedisidir. Bu yol, yazi dilinden sezgi ve dogus diline dogru açilan ufuklarin hareket noktasidir. Bu baslangiç Yüce Varliga, bilinmeyene, görünenden görünmeyene, sinirlidan sonsuza geçerek hakikati kavramak imkânini saglar. Bu sebepledir ki haricîler, istedikleri kadar, gerek ciltler dolusu kitap okuyarak, gerekse kulaktan dolma olarak Masonlugu anlamaga çalissinlar, hiçbir zaman Masonluk sembollerinin derin mânâsini anlayamazlar. Yine bu sebepledir ki, Masonluk onlar için daima bir sir ve gizlilik perdesi altinda görülür. Demek oluyor ki; Masonluk sirri aslinda sembolik ve insiyatik mahiyettedir. Bu, daima yanlis yorumlanmis ve Masonluga hücum sebebi olmustur.

Netice olarak, söz konsu olan usul, adab, isaretler, sözler lemsler v.s. herkesçe uzun zamandir bilinen, evvelce kararlastirilmis bir sir degil, içten dogan, yüzeye akseden bir varolus sirridir ve iste Masonluga gizli bir cemiyet denisinin ana sebebi budur. Gayet iyi anlasilacagi gibi, gizli degil, kapali bir cemiyettir. Bu gizlilik, bu kapalilik, bütün insanlarin, bütün Masonik sembolleri anlayacaklari seviyeye ulasmalarina kadar sürecek ve ancak insanlik bu mertebeye ulastigi gün Masonluga ihtiyaç kalmayacaktir.

Ya ketumiyet?

Sir saklamanin "ketumiyet" in etüdüne gelince: Sir saklamak ne kadar zor olursa olsun, sir açiklamanin da kendine has bir zevki oldugunu, baskalarina bilmedikleri bir seyi anlatmanin tatli keyfini burada bir çirpida ve tamamiyla inkâr etmek kolay bir sey degildir. Fakat kendilerini bu zevkin esaretinden kurtaramayanlar veya en azindan kontrol altina alamayanlar, zaaflarin en tehlikelisine, insanî güvenin en zayifina sahip demektir. Çünkü sirlar, kimseye anlatmamak bedeli ile verilmis emanetlerdir. Yerine getirmemek, ya da günlük dille, emanete ihanet ancak pismanlik verir. Bazi kimseler vardir ki; kendilerine verilen sirlari oldugu gibi açiklamazlar, fakat hareket tarzlari, mimikleri, dolayli konusmalari öyle bir hal alir ki, baskalarinin o sirri anlamamalari için aptal olmalari lâzimdir. Düsünceleri ile saklamaga çalissalar, hal ve tavirlari ile belli ederler. Hatta bazan sükûtlari bile çekilen bir nutka bedel olur.

Sir tutamayan toplumda sevilmez

Tuhaftir bu tip insanlar, sir sakladiklarina inanirlar. Sir saklamasini bilmeyen insanlarin, yaptiklari hareketlerle ne gibi neticelerin dogabilecegini düsünürler mi? Bu ihaneti yapmakla ettikleri yeminlere, verdikleri sözlere sadakatsizligin akibetini bilirler mi? Karsisindakinin özel hayatini, cemiyetteki yerini, mevkiini, is durumunu nasil altüst edebileceklerini tahmin edebilirler mi? Bu tip insanlarin belki her zaman baskalarina zarari dokunmaz, fakat kendi kendilerinin çukurunu kazdiklari muhakkaktir. Bu sebeple bu tip insanlar cemiyet içinde daima sevilmeyen, itimat edilmeyen insanlar arasinda yer alirlar. Bir anlik zevk karsiligi agizdan bir defa çikmis sözü, tekrar geri alip sir haline getirmege hiç bir kuvvet yetmez. En siki ve en samimi baglar bir sirrin vücuda getirdikleridir. Bu durumda iki sirdas, iki bedende bir ruh gibidir. Ayri ayri iki var olusun bir noktadan hareket edisi ve yine bir noktaya varmak çabasidir.

Bir sirrin devamli olarak saklanabilmesi, insan ruhunu en çok olgunlastiran, nefse hâkimiyeti saglayan en büyük faktördür. Irademizin kuvvetli olmasi, dogal ve terbiye edilmemis hislerin irademizle kontrol altina alinabilmesi, iyilik veya kötülügümüzün de esasini teskil ederler. Her ne kadar bir düsünür: "Sözünü tutmanin en iyi çaresi kimseye sir vermemektir" demisse de; bir ideal, bir gerçek, bir mutlak ugruna ketumiyet üzerine yemin etmis bir toplulukta böyle bir düsünceye asla yer yoktur.

Sir, bir irade sinavidir

Bir sir verilmedigi, söylenmedigi, saklandigi müddetçe o sirra hâkim olan biziz, fakat bir kere agzimizdan çikmis olmasin, o sir bize öyle bir hâkim olur ki, âdeta onun esiri haline geliriz. Söylenmis bir sözün artik gizlenecek cazibesi kaybolmustur. Halbuki söylenmemis sözü, verilmemis sirri olan insan her zaman kuvvetli, her zaman kendine güvenen, her zaman asildir. Sirlar hiçbir zaman bir düsünürün dedigi gibi: "Saklanmalari için baskalarina verdigimiz emanetler" olmamalidir. Sir, söylendigi zaman ise insan onun avuçlarinin içine girer. Sir siklamak insan irade ve benliginin âdeta bir imtihanidir. Bu imtihani kazanamayanin hayatta hiçbir imtihani kazanmasina imkân yoktur. Önemli olan saklanan sirrin degeri degil, ketum olabilmek ve saklamasini bilmektir. En basit ve en kiymetsiz bir sey bile gizlendigi müddetçe cazip ve merak konusudur. La Bruyere'in dedigi gibi: "Her kim olursa olsun, bir sir tevdi etmek zorunda kaldigimiz zaman, ondan ihanet etmiyecegine dair namus sözü, yemin aliniz ki, sözünü tutmayacak olursa, yemini tutmamis bir insanin vicdan azabi ile karsi karsiya kalsin".

Mason, kendine tevdi edilen sirlari kalbinin en derin kösesinde saklamak zorundadir. Bir ölü kadar sessiz, bir mezar kadar ketum olmalidir. Bu bir Mason için bir yemin, bir seref, bir vicdan borcudur. Önemli olan neyi istedigini, neyi istemedigini bilmektir. Davis Star'in dedigi gibi: "Nereye gittigini bilen adama yol vermek için dünya yana çekilir."

Susmak bir sanattir

Susmak sanatina gelince; çok eski devirlerden, bilhassa Pitagoras'lar, Sokrat'lar, Platon'lar, Epiktetos'lar zamanindan beri ruhu kuvvetlendirmek, sahsiyet kazandirmak, nefse hâkimiyeti, sahsî tekâmülü saglamak, ideallere, gerçege, mutlaga dogru disiplinli bir sekilde ulasmak bakimindan üzerinde en çok durulan husus "susmak sanati" olmustur. Bundan "sanat" diye söz etmekle verdigimiz degeri takdir mümkündür. Bu mevzuda Pitagoras kurallari en iyi ölçüdür. Susmanin en büyük degeri düsünmek için bir baslangiç oldugu kadar, ruh için cazibe ve istekler dünyasina bir galebedir. Burada Decartes'in: "Düsünüyorum, öyle ise varim" sözünden, mantik yolu ile geriye dogru gidersek; var olusmuzu anlamak için düsünmege, düsünmek için de susmaya ihtiyacimiz olduguna göre, varolusumuzun hissedilisi ancak susmak ile mümkün oldugu neticesi ortaya çikar. Bu suretle düsünce yolu ile; gizli kalmis hakikatleri görmege baslar, genis ufuklarin açilmis oldugunu görürüz. Bu, öz benligimizin en öz faaliyetidir. Çünkü bu öz benligimiz dedigimiz sey saf bir bilgi ve nur kaynagi halindeki kudrettir. Bu, aslimiza dönüs kendimizi bulustur. Evet susacak ve düsünecegiz. Düsünecegiz ki; gerçekler ve mutlaga gidis yolumuzu kendimiz bulalim. Evet bulacagiz. Bulacagiz ki; bizim malimiz, bizim parçamiz, bizim özümüz olsun. Evet bizim özümüz olsun. Bizim özümüz olsun ki; hakikîsi, en dogrusu ve en güzeli olsun.

Her türlü iç ve dis etki ile konusan ve hatta feryat eden insanin susmasi, bu iç ve dis tesirlerden kurtulusu, dolayisiyla ruhun madde dünyasina zaferinin ta kendisidir.

"Çok isitelim, az konusalim"

Insan konustuguna çok kere pisman olur, fakat sustuguna pisman olmus insana asla rastlamaz. Bir düsünürün dedigi gibi: "Herkes çok konusan agzin kapanmasini ve az konusan agzin açilmasini bekler." Susmak zamana ve zemine göre çok kere bir sürü söz söylemekten çok daha fazlasini ifade eder. Diogenes'in dedigi gibi: "Tanri bize çok isitelim diye iki kulak ve fakat az konusalim diye bir dil vermistir." En yüksek bilgelik sükûtun, sessizligin esrarengiz koridorlarinda gizlidir. Nietzsche'nin Zerdüst'ün de "Insanlar arasinda yasamak güçtür. Susmak çok güçtür de ondan," deyisi gibi.

Masonlukta insiyatik ögretim, sembollerin derin mânâ ve vukufuna yönelis, kökünü düsünceden alir ve bunlarin mutlu neticelerini zihnimizin en derin köselerine verir. Gerçek, kullanilan kelimelerin kendileri olmaktan çikmakta ve özünde saklanmaktadir. Ancak susmak ve neticesinde olan sessizlik, kendimize dönüsüm yolu ile bu derin sesi isitmek imkânini saglar.

Masonlari söyle tarif etmek mümkündür. Her Mason bir gül, Mason toplulugu bir gül demeti, loca da bir gülistandir. Temennimiz, memleketimizin ve hatta bütün dünyanin bir gülistan, her ferdin de sahane gül demetini daha da güzellestiren bir konca olmalaridir. Fakat bu sahane armoni dis âlemden ünlü bir sairin

"Iki adam hapishane parmakliklarindan disari baktilar
Biri çamuru, digeri piril piril yildizlari gördü"

deyisi gibi; çok zaman diken, çok zaman rengârenk demet olarak görülmektedir. Bülbüle gülü tarif icap etmedigi gibi, dikenden baska bir sey görmek istemeyene gülün renk ve konusundan ilham vermek ne mümkün!

Masonluk aleyhtari akimlar

Franmasonluk aleyhtarlarini üç ayri sinifta ele almak mümkündür:

1. Dinî yönden
2. Siyasî yönden
3. Sosyal yönden

aleyhte olanlar. Saldirilarin kendisine gelince, genellikle, asagidaki maddelerin bir veya birkaçi tarzinda ceryan ederler:

1. Resmî beyanlar. Papalarin, resmî organlarin ferman ve beyanlari gibi.

2. Diktatörlerin emir ve eylemleri. Hitler ve Mussolini'nin icraati gibi.

3. Baski gruplari veya tek tek kisilerin yayinladigi kitap, brosür ve diger yayinlar.

4. Tefsirli ritüel açiklamalari (ifsaatlar).

5. "National Christian Association" (Millî Hristiyan Birligi) gibi "gizli cemiyetlerin" aleyhinde çalismak üzere kurulan gruplar.

6. Anti-Masonik müzelerin kurulmasi. Hitler'in yaptigi gibi.

7. Din adamlarinin vaizlari.

Masonlarin iyi niyetli bazi yayinlarinin suiniyetle yorumlanmasi Mason aleyhtarlarinin kullandiklari malzemenin çogunlugunu olusturur. Kiliselerinki gibi Masonlugun resmî bir organi yoktur; bu nedenle bu baski gruplari için Franmasonlugun hakikaten özgür oldugunu ve her yazarin ancak kendi hesabina yazabilecegini anlamak mümkün degildir. Franmasonlugun resmî organi yoktur. Dinî ve siyasî konularda, kutuplasmalarin üzerinde bulunan Franmasonluk hesabina, hiçbir Masonun veya Mason grubunun konusmaga yetkisi yoktur; bu tür konulara temas eden Masonlar ancak kendi sahsî düsüncelerini dile getirirler.

Zaman, zaman, "peki, öyleyse neden Franmasonlugun düsmanlari vardir?" sorusu sorulur. "Masonic Service of the United States" örgütünün Mayis 1949 tarihli "Short Talk Bulletin"de bu soruya ilginç bir cevap verilmektedir:

"Bu saldirilarin yüzlerce sebebi vardir; hirs, kiskançlik, isim yapma arzusu, hayal kirikligi basarinin ancak vicdansiz davranisla mümkün olabilecegine dair inanç, sorumlulugu baskasina yükleme ihtiyaci... listenin sonu yokur. "Iki degisik inanç, doktrin, dogma, din, felsefe ve siyasî sistem arasinda daima sürtünmeler olur. Franmasonluk bazi felsefelerle yan yana yasamayacak bir felsefedir. Ya biri gitmeli ya da Franmasonluk yasaklanmalidir. Umuma uygulanan kanunlarin üzerinde kisilerin bulunabilecegini kabul eden insanlarin yasayabildigi, kanunlar yerine kisilerin hükûmet ettigi ülkelerde Franmasonluk afaroz edilir, zulme ugrar, dagitilir ve kapatilir.

Franmasonluk daima siyasî fikir hürriyetini, dinî inanç hürriyetini, kanun önünde kisinin hürriyetini, ferdin itibarini, önemini ve degerini savunmustur. Franmasonlukta yüksek ve alçak kimse yoktur. - Masonlar tesviye üzerinde bulusurlar.

Saldirilarin karsisinda, Franmasonluk, susmanin getirdigi tehlikelerin bilincindedir. Sükût bilinçli olmalidir. Lowa Büyük Locasi Büyük Sekreteri, B. Delzell Birader, Subat 1953'te Washington'da toplanan Büyük Sekreterler toplantisinda, "Düsmanlarimiz vardir. Sebatkârdirlar. Masonlugun yanlislarini bize söyler dururlar. Cehalet onlari konusturmaktadir. Biz, Masonlar, bilinçli olmaliyiz" demisti.

Massachussetts B... Üs...'i, Thomas S. Ray Birader, 10 Eylül 1952 tarihinde asagidaki konusmayi yapmisti:

"Bir dinin hiçbir özelligi bizde yoktur. Hiçbir doktriner beyanla bir itikat ve iman ikrarimiz yoktur. Teolojimiz yoktur. Tapinma ritüelimiz yoktur. Bir kilise veya sinagogda oldugu gibi dinî mânada sembollerimiz yoktur. Sembollerimiz karakterin tekâmülü ve insan iliskileriyle ilgilidir. Sembollerimiz hayat binasi yapiminda kullanilacak aletlerdir.

"Varmak istedigimiz, bir dinin maksadi degildir. Ruhun kurtulusu ile ilgili degiliz. Haricileri Mason yapmaga çalismayiz. Elestiricilerimizin kabul edebilecegi herhangi bir din tarifine giremeyiz. Bir haricî Demokratik Partiye veya Y. M. C. A., ye (Gençlik spor ve kültür kulübü) yazildigi gibi, Mason oldugu zaman da bir yeni dine girmez. Kaldi ki, Franmasonluga kabulü esnasinda beraberinde getirdigi kendi dinine aykiri birsey bulamayacaktir."

Anti - Masonik brosür veya kitaplardan yarim düzine okumakla bir tek tanesini okumak arasinda fark yoktur. Hepsi, bazi ayrinti degisikligiyle, ayni masali anlatirlar. Son senelerde bu tür saldirilarin siddeti de azalmistir, zira, ayni sözler tekrarlandikça, sonuçta, kiskirtici güçlerini kaybederler.

Ingiltere'da Masonluk aleyhtarligi

Genel olarak, bilinen ilk Masonluk aleyhtari olay, 24 Subat 1652 tarihli Kelso manastiri mahkeme zabitlarindan saptanabilmektedir. Rahip James Ainslie'nin Masonlugu sikâyet konusu olunca, Kelso Manastiri mahkeme heyeti "Mason kelimesinde ne günah, ne de skandal vardir" seklinde bir karar almistir.

Ilk Anti - Masonik nesriyat ise 1698 senesinde Londra'da bastirilan bir brosürdür. Brosürün maksadi "Hiristiyan kusaklari uyarma" olup saldiriyi su sekilde özetleyebiliriz:

"...Özel âyinleri ve yeminleri ile kendilerine Franmason olarak adlandiran kimseler Tanri huzurunda kötülük yapmaktadirlar... Bunlar Antikristtir... Gizli yerlerde bulusup gizli isaretlerle biribirlerini tanirlar..."

Bu brosürden kalan tek örnek Ingiltere Büyük Locasi kütüphanesinde saklanmaktadir.

Ingiltere'de Büyük Locanin 1717 de kurulusunu Masonlugun hizli gelismesi izlemisti. Kurulustan hemen sonra, bu gelismeye paralel olarak, Ingiliz basininda Masonluk hakkinda ard arda sansasyonel haberler çikmaga baslamisti. Bu durumu Masonlarin kendileri tesvik etmisler, her önlerine gelene demeç vermisler, alâmetlerini takarak resmi geçitler tertip etmisler, Loca toplantilarini gazete ilânlari vasitasiyla Kardeslere duyurmuslardir. Bu faaliyetin neticesi olarak, Masonlar ve Masonluk hakkinda inanilmayacak kadar çok makale, brosür, risale yazilmisti. Bunlardan bazilari adi referans, bazilari övücü yazilar, bazilari ise Masonlugun faaliyeti ile amacini anlatmaga çalisan nesriyatti; bunlarin yaninda, çok kere, küstah ve kaba iftiralar içeren saldirilar veya hicivler de görülmekteydi. Bir de, Masonlarin polemiklere kapilip yayinladiklari cevaplar vardi. Nihayet, ifsaat tâbir ettigimiz, çogu zaman para kazanmak maksadiyla, halk içinde Masonluk hakkinda merak uyandiran yayinlari da yukarida sayilanlara eklemek gerekir.

Çogunlugun Anglikan veya Protestan oldugu bugünkü Ingiltere'de Papaligin afarozlarinin etkisi olmamistir. Buna ragmen, tek tük Anti - Masonik yazilarin nesredildikleri gözükmektedir. Bunlarin en önemlisi, Katolikligi kabul eden, Walton Hannah isimli eski bir Anglikan Papazinin "Darkness Visible" (Gözüken Karanlik) adi altinda bir sözde ifsaatidir. (Walton Hannah 1966 senesinde Montreal'da ölmüstür.) Anglikan Kilisesinin resmen Masonlugu savunan tutumu karsisinda bu yayinlarin kamuoyu üzerinde etkisi az olmakla birlikte, 1966 da, BBC, Masonluk hakkinda yaptigi bir televizyon serisinde bu maksatli ifsaati kullanmistir. Cenaze merasimleri ile bazi dinî bayramlarda Masonlarin alâmetlerini takarak yaptiklari gösteriler de televizyonda yayinlanmisti.

Bu olaylarin kiskirtmasi ile Ingiltere Büyük Locasi Idare Kurulu asagida çevirisi verilen karari almisti:

"Masonlukla din iliskisi üzerine":

"Masonlugun gerek kendi bünyesinde, gerek disinda olasi herhangi bir yanlis anlamaya yer verip Ingiliz Franmasonlugun itibarini zedelememek üzere Kurul konu üzerine azami dikkatle egilmistir.

"Masonluk ne bir din, ne de bir dinin yerini tutabilecek bir kavramdir. Dogma ve teoloji alanlarina kesinlikle müdahale etmez. Masonluk, üyelerine bütün inançlar tarafindan kabul edilebilecek bir hal ve hareket standardi vermege çalismaktadir. Dolayisiyla, Masonluk dine rakip olmamakla birlikte, ögretisinin dinî ögretiyi tamamlayici nitelikte oldugu umulur. Öte yandan, Masonlugun ana kosulu her üyesinin bir Yüksek Varliga inanmasi ve Ona karsi görevlerini ihmal etmemesidir.

"Masonluk dinî inanci olmayan kimseyi bünyesine kabul etmeyip, kabulden sonra da dinine bagli kalmasini arar. Bu durumda, Masonluga karsi yerlesmis bir saplantisi bulunmayan kisiler için, Masonlugun dinin savunucusu oldugu konusunda yeterli kanit mevcuttur."

Savas öncesi Avrupa'da durum ve
Isviçre'de Mason aleyhtarligi:

1 nci Dünya Savasinin aci anilari üzerine bina edilen 1930 larin Avrupasi basininda Masonluga karsi genis bir kampanyaya girisilmisti. Fransiz basininda, Masonluk lâikligi savunmakla, Katolik Kilisesi ile mücadele etmekle, politik sistem olarak fasizmle mücadeleyle, Milletler Cemiyetine önderlikle ve Solcu Millî Birligi icat edip onu yönetmekle suçlaniyordu. Alman gazeteleri ise Masonlukla Yahudî meselesini birlestirmisler, Jüdeo-Masonik tehlikenin çanlarini çalmaya baslamislardi. Italyan basininda, Italya'nin basina gelen bütün felâketler Masonlarin altindan çikmis gibi gösteriliyordu. 1 nci Dünya Savasi'ndan galip çikmis Italya'nin savas ganimetleri edinmesine Masonluk engel olmustu. Versailles antlasmasi Masonlugun Italya'ya karsi bir komplosuydu. Masonluk aleyhtari hareket için, Mussolini'nin kendisi "Bu, yikilan mâbedlerin intikamidir" demisti.

Yunan Kilisesi'nin kurucusu Basilo (329 - 379) "Iftira edin, bol iftira edin, daima bir leke kalacaktir" demisti.

Ispanya ve Polonya'da Masonluk yasaklanmis, Masonlar zulme ugramislardi. Birçok Avrupa ülkesinde Masonluk uykuya yatmis veya kapatilmisti. Bu ülkelerin çogunda, zaten, insan haklari ve demokrasi diye birsey kalmamisti. Bu defa, Avrupanin en eski demokrasisinde, insana ve vatandasa saygiyi esirgemeyen devlet gelenegine sahip Isviçre'de, Hitlerizmin etkisi altinda, Masonluk aleyhinde siddetli bir akim baslamisti.

Bazi çevreler Masonlugu aile düzeni ve vatanin düsmani, sosyal hayati mahvedecek unsur, karanlikta en imkânsiz komplolarin pesinde kosan bir cemiyet olarak tesvir ediyorlardi. Aleyhtar kampanyanin kizismasi üzerine, Masonlugun gelecegi hakkinda, ülke çapinda bir referandum yapilmasi kararlastirilmisti.

Referandum öncesi taraflarin kampanyasi gayet ilgi çekicidir.

Isviçre Federal Konseyi, uzun, tarafsiz bir raporun okunmasindan sonra Masonlugun beraatina 2 ye karsi 106 oyla karar vermisti.

Liberal demokratlar, liberal muhafazakârlar, köylü ve sosyalistler ayni yönde karar vermislerdir. Beklendigi gibi, Protestan Kilisesi de Masonlugun yaninda gözükmüstü. Ilgi çekici husus Katoliklerin hareket tarziydi. Katolik piskoposlar hareketin tamamen siyasî oldugunu iddia ederek bu polemikte Masonluk aleyhine cephe almayi red etmislerdi. Buna karsilik, daha sert bir dil kullanan Katolik Muhafazakâr Partisi, Kilisenin prensip ve tarihî sebeplerle Masonluga karsi oldugunu; Masonluk prensiplerinin kendi ilkeleri ile bagdasmadigini kabul eden her Katoligin, bu fikir çarpismasina sadece manevî silâhlarla devam edecegini ve hiçbir surette özel kanunlarin arkasina siginip polisin yardimiyla Masonlugu kapatmaya çalismayacagini ilân ederek, medenî cesaretini göstermisti.

1937 senesinde nüfusu takriben 4.200.000 olan Isviçre'de Mason sayisinin 5000 den az oldugu düsünülürse, Masonluk hakkinda uyanan bu siddetli polemik ancak hürriyet prensiplerine Isviçre halkinin içten bagliligi ile açiklanabilir. Bu insanlar, Masonlugun arkasindan vicdan ve düsünce hürriyetlerinin de hedef olacagini, ve ilki kurtarilmazsa digerlerinin de batacagini idrak etmislerdi.

Vasat Isviçreli ise örnek olarak gösterilen birçok ünlü adami sütunlarinda barindirmis, daima toplumun ve demokrasinin yararina çalismis, sosyal hayatta uzlastirici bir rol oynamis Masonlugu mahkûm etmek istememisti.

Nihayet, 25 Kantona bölünmüs olan Isviçre'de (3 ü ikiser yarim kanton olan 22 adet kanton) 28 Kasim 1937 tarihinde referandum yapilmis, neticede, Friburg Kantonu haricinde, ülkenin tamaminda halk Masonlugun lehinde oyunu kullanmisti.

Büyük bir Alman, büyük bir düsünür ve büyük bir Mason olan Lessing Birader, "saglam, saglikli bir devlet daima Masonlugun yasamasina izin vermistir; Masonluga tahammül göstermemek devletin zafiyetini ortaya koyar", demisti. Bu sözler 200 sene önce söylenmisti.

Kilise ve Masonluk düsmanligi:

Kilisenin Mason aleyhtarligi Papa XII ci Clement'in 4 Mayis 1738 tarihli "In Eminenti" isimli fermani ile baslar. Bu fermanin yayinlanmasina baslica sebep olarak asagidakileri sayabiliriz:

1. Katolik dininde günah çikarmak esastir ve Masonlarin ketumiyet yeminleri bu esasa aykiri düsmekteydi.

2. Localarda Protestan ve Katoliklerin biribirlerine "kardes" demeleri dinler arasinda esitligi getirerek Katolik dininin üstünlük iddiasini zedeleyici mahiyetteydi.

3. Apostolik tabir edilen Katolik mezhebinin mecburiyeti, mensuplarinin her yerde ve her firsatta mezheplerinin propagandasini yapip baska inançlara sahip olan zavallilari Katolik yapmak suretiyle ruhlarinin kurtulusunu temin etmekti. Ilkesi tolerans olan Localarda Katolikligin bu sartinin yerine gelmesi imkânsizdi.

4. Ingiltere Büyük Locasi liderlerinin çogu Protestandi ve Kilise, Protestanlarin Masonlugu Katoliklige karsi kullanmalarindan korkuyordu.

5. Lord Herbert of Cherbourg (1538 - 1648) tarafindan baslatilan "Deizm" hareketi Localardaki tolerans havasi sayesinde kuvvet kazanmisti.

6. Franmasonluk ihtilâlci Jakobit hareketi destekler mahiyette bir siyasî kurulus olarak gözükebiliyordu.

7. Katolik Kilisesi daima kendi kontrolu disinda kalan her türlü cemiyete karsi cephe almisti, ve kendi arazisi üzerinde, biri Roma'da, digeri de Floransa'da olmak üzere, liberal görüslü, birer Loca kurulmustu.

Herhangi bir Papalik fermaninin Fransa'da yürürlüge girmesinden önce, Fransiz parlamentosunda onaylanmasi gerekmekteydi. "In Eminenti" bilhassa Fransa parlamentosuna sunulmadigindan, söz konusu afaroz Fransa'da etkisiz kalmis, hatta, XVIII ve XIX cu yüzyillarda birçok Katolik Fransiz papazi Loca sütunlarini süslemisti. Afarozun etkisiz kalmasi Fransiz Localarini, kita Avrupasinda, bir liman haline sokmus ve bu Localarda esen tolerans havasi özgürlük, esitlik, kardeslik düsturlari, ilerici fikirlerin gelismesine hizmet etmisti.

Ancak, diger Katolik ülkelerde, Kilise nüfuzunu kullanabilmis ve Masonluga karsi siddetle harekete geçmisti. "In Eminenti"nin dogrudan sonucu olarak, Italya, Portekiz ve Ispanya'da üç tipik olay asagida verilmistir.

Tommaso Crudeli olayi (Italya - 1739):

Tommaso Crudeli Floransa'da bir Locanin faal üyesi, muhtemelen de Üstadi. Muhteremiydi. 9 Mayis 1739 tarihinde Engizisyon tarafindan Santa Croce Manastiri'na hapsedilmis ve orada iskence edilmisti. Engizisyon mahkemesi Crudeli'den Franmasonlugun sirlarini itiraf etmesini istiyordu. Bir suç islemedigine inanan Crudeli, itiraf edilecek bir hususun bulunmadiginda diretmis, Locasinin diger üyelerinin isimlerini açiklamamisti. Ingiltere Büyük Locasi 1731 senesinde La Hey'de tekris edilen Loren Dukasinin araciligiyla, Nisan 1741 de Crudeli'nin serbest birakilmasini saglayabilmisti.

John Coustos olayi (Portekiz - 1743):

Ingiliz vatandasi John Coustos 1743 yilinda Lizbon'a yerlesmis, orada Locanin Üstadi. Muhteremi olmustu. Katolik Portekiz'de Masonlar evlerde gizlice toplanirlardi. Bir ihbar üzerine Engizisyon mahkemesi tarafindan tutuklanan John Coustos, kendisine uygulanan iskencenin etkisi altinda, bütün bildiklerini anlatmisti. Ingiltere Büyükelçisinin araciligiyla Ekim 1744 te serbest birakilan Coustos, Londraya dönüp 1746 da Engizisyon mahkemesinin seyri üzerine anilarini yayinlamisti. Lizbon Engizisyon mahkemesinin, bugün yeni bulunan, Coustos'la ilgili zabitlari ile Coustos'un anilari biribirlerini destekleyen iki belge olarak karsimizdadir ve zamanin Masonik örf ve âdetleri, bu sayede, aydinliga kavusmaktadir.

Jose Torrubia olayi (Ispanya - 1751):

2 Temmuz 1751 tarihinde, Ispanya Kirali VI. Ferdinand, Masonluk aleyhinde bir fermani imzaladiktan sonra, Ispanyol Engizisyon mahkemesi üyelerinden Fransisken kesis, Jose Torrubia Peder, özel bir izin elde ettikten sonra, takma bir isimle bir Locada tekris edilmis ve Mason yeminini etmisti. Tekrisinden sonra Jose Torrubia birçok Locayi ziyaret etmis, ve böylece, sonradan Enggizisyon mahkemesi tarafindan tutuklanan yüzlerce biraderin isimlerini saptayabilmisti.

Clement XII den sonra gelen Papalarin bu ilk afarozu tazelemeleri, her defasinda degisik tarihî, dinî, felsefî, siyasî veya toplumsal sebeplere dayaniyordu. Söz konusu sebepleri asagidaki sekilde özetlemek mümkündür:

1. 1309 senesinde papa Clement V tarafindan afaroz edilen ve Fransa Kirali Philippe le Bel tarafindan iskence edilen Templier Sövalyeleri ile reisleri Jasques de Molay'in idami bazi üst derecelerin ritüellerine konu edilmisti Her ne kadar bu sembolik ritüellerde Philippe le Bel dünyevî ve Clement V ruhanî despotizmi remzederlerse de, ritüeldeki papalik aleyhinde bulunan kisim Kilise tarafindan hos karsilanmamisti.

2. Fransiz ihtilâlinin kahramanlarinin çogu Masondu.

3. Napolyon Bonapart, afarozlar bahanesiyle, Fransiz Masonlugunu siyasete âlet ederek Papanin kudretine karsi kullanmaya çalisti.

4. Restorasyon devrinde Charles X ve Louis Philippe gibi hükümdarlar Masondu; ancak, Louis Philippe devrinde, Karbonari, Misraim Riti gibi paramasonik teskilâtlar kurulmus ve bunlarda antiklerikalizm, sosyalizm, cumhuriyetçilik, bonapartçilik gibi cereyanlar gelismis ve bu hareketler muhafazakâr ve kiralci Kilise ile çatisma yoluna girmisti.

5. 1848 Fransiz Ihtilâlinde Masonlarin büyük rolü olmustu.

6. Franmason Garibaldi Vatikan'a ait topraklari isgal etmis, Vatikan'in siyasî nüfuzunu kirmisti.

7. 19 cu yüzyilin ikinci yarisinda Masonlar dinle devletin ayrilmasini, bosanma hakkini talep etmeye ve aydinlar arasinda bu düsünceleri yaymaga baslamislardi.

8. Birinci Enternasyonal'i hazirlayan Proudhon Masondu, Marx'in da Mason oldugu iddia edilir. Enternasyonal'in Fransiz kolunu teskil eden Benoit Malon, Varlin, Frankel ve Julles Vallès Masondu.

9. 18 Mart - 28 Mayis 1871 kanli Paris Komünü baskiya karsi bir ayaklanmaydi ve kahramanlarinin çogu Masondu. Barikatlarin üzerinde Masonlar bayraklari ve alametleri ile çarpismislardi.

Yukaridaki açiklamanin isiginda, Kilisenin Mason aleyhtari fermanlari kronolojik sira ile incelendikleri zaman, günün siyasî ve sosyal egilimine göre Vatikan'in saldirilarindaki evrim izlenebilmektedir.

Clement XII: "In Eminenti"
(1652-1740, papaligi: 1730-1740)
"Liberi Muratori" veya Franmason tabir edilen cemiyetin mahkûm edilmesi ve azalarinin afarozu ve bu afarozun ancak, bizzat Papa tarafindan, veya ölüm aninda kaldirilabilecegine dair bu ferman 4 Mayis 1738 tarihinde yayinlanmisti. Söz konusu fermanda, ilk mutad cümlelerle süslü giristen sonra, Masonlugun tarifi yapilir":

"Liberi Muratori ve Franmason tabir edilen cemiyete her din ve mezhepten adam kabul edilir; bunlar gösteristen ibaret olan haricî bir namus kisvesi altinda, kendilerini biribirlerine baglayan ve en agir müeyyidelere çarpilmak pahasina, toplantilarinda geçenler hakkinda mutlak ketumiyeti muhafaza edeceklerine dair bir yemini, Mukaddes Yazilar üzerine ederler."

"Suç daima kendi kendini ele verir... bu toplantilar, bu cemiyet, iman sahibi kimselere o kadar ters düsmektedir ki, haysiyet sahibi insanlar bu cemiyete girenlerin ahlâksizligindan süphe etmezler. Utanilacak hareketleri olmasaydi, herhalde, isiga çikmamak için bu kadar dikkat sarf etmezlerdi. Zaten, bu sebeple, birçok prens ülkesinde bu cemiyeti yasaklamistir.....Devletin huzuruna ve ruhlarin kurtulusuna engel olan bu cemiyetin medenî ve dinî kanunlara uyamayacagina kanaat getirmis olup..... masum ruhlari ve basit insanlari bastan çikarmalarina mâni olmak vazifemizdir.

"Nihayet, bu günahkârlik dalgasini durdurmak ve BIZCE MALUM, iyi haber almis ve dogru baska sebeplere dayanarak, Kardeslerimiz, Aziz Roma Kilisesi Muhterem Kardinalleriyle de istisare ettikten sonra, ve kendi sasmaz bilgilerimizden de kuvvet alarak, isbu fermanla, isimleri ne olursa olsun, Franmason Cemiyetlerini ebediyen mahkûm ve yasak ediyoruz".

Bundan sonra gelen uzun bir paragrafta Masonlarin ve onlarla temasta bulunanlarin afaroz edilecekleri ve bu afarozun ancak Papa tarafindan veya ölüm halinde kaldirilabilecegi ifade edilmektedir. Ayrica, bütün Kilise mensuplari, muhtelif papaz ve engizisyoncularin, mevkileri ne olursa olsun, yukaridaki maddede tarif edilen kisileri takip etmeleri ve heretiklere uygulanan cezalarin aynen bunlara da uygulanmasi emredilmektedir. Bu fermana karsi gelenlerin Allah, St. Pierre ve St. Paul'ün gazabina ugriyacaklari ilâve edildikten sonra, ferman mutat sekliyle son bulmaktadir.

Avignon Arsövekinin fermani:

(Avignon sehri 1309 ve 1377 arasi papaligin merkezi olmustu. Clement VI. 1348 senesinde, Avignon sehrini Provence devletinden satin almisti. Avignon 1791 de Fransa'ya Iltihak etmistir. (Larousse))

"Kilisenin afaroz kararina ragmen, bazi kimselerin kendilerini seytana kaptirip mutsuz bir yeniligin aldatici zevkine uyarak, Franmason Cemiyetine katildiklarini görüyoruz," diye bir giristen sonra, Arsövek, "In Eminenti" fermaninin müeyyidelerini tekrarlayip afaroz sebeplerini bir bir açiklar. Bu sebepler aynen söyledir:

1. Bu cemiyetin toplantilarinda her din ve mezhepten insanlar bulunur. Bu sebeple, tek dogru din olan Katolik dini safiyetini kaybetmek tehlikesi ile karsilasmaktadir.

2. Bu toplantilarda yapilan her seyin gizli kalmasini öngören bir ketumiyet yemini mevcuttur.

3. Herhangi bir toplantida yapilan ve konusulanlarin din veya devlete karsi yöneltilmis olup olmadigini tahkik etmeye memur makamlarin sorularina, sözde yemin dolayisiyla, cevap vermeyi red etmektedirler.

4. Amme makamlarinin kontrolundan uzak cemiyetlerin mevcudiyeti medenî ve dinî kurallara aykiridir.

5. Bu cemiyet ve toplantilar birçok devlet tarafindan yasaklanmistir.

6. Akli basinda, itibarli, namuslari ile taninmis kimseler bu cemiyet ve toplantilari mahkûm etmekte ve onlara devam edenleri anormallik ve intizamsizlikla suçlamaktadirlar.

Engizitörlerin görevleri ve fermanin her kilisede ilân sekli açiklandiktan sonra, asagidaki ilginç paragrafi okuyoruz:

"Franmason denen cemiyetin nizamnamelerini ve bu cemiyete katilanlarin imzalarini ihtiva eden, elle yazilmis bir kitabin varligini ögrenmis bulunuyoruz. Bu kitaba sahip olanlarin bunu kendimize veya Bas Engizitöre vermelerini, ayrica bu kitabin kimin elinde bulundugunu bilenlerin de durumu Bas Engizitöre veya herhangi bir piskoposa ihbar etmelerini önemle emreder, söz konusu emri yerine getirmeyenlerin afaroz edileceklerini ilân ederiz.

Benoit XIV: "Providas"
(1675 - 1758, papaligi: 1740 - 1758)
Benoit XIV, 15 Nisan 1751 tarihli "Providas" isimli fermani ile Clement XIII nin "In Eminenti" fermanini teyid etme geregini hissetmisti:

"Selefimiz tarafindan konan afaroz cezasi, tarafimizdan simdiye kadar ayrica teyid edilmediginden, artik geçerli olmadigini düsünen cahiller mevcuttur...."

Bu fermaninda, Benoit XIV, Clément XII nin fermanini oldugu gibi tekrarladiktan sonra Franmasonlugun afaroz edilme sebeplerini 6 maddede özetlemistir:

"Yukarida tekrarlanan afaroz etme sebeplerinin basinda, bu nevi cemiyetlerde her çesit din ve mezhebe ait kisilerin birlikte toplanmalaridir. Bu durumun Katolik dininin safiyetini nasil zedeleyebilecegi asikârdir. Diger bir sebep, bu cemiyet azalarinin ketumiyet yemini ile bagli olmalaridir.... Namuslu olaylar daima aydinligi ararlar, cürum gölgede saklanmaga çalisir. Üçüncü sebep yeminin kendinden gelmektedir. Kanun kuvveti, devlet, din ve amme menfaati ile ilgili herhangi bir hususu ögrenmek üzere bu cemiyet mensuplarini sorguya çekme geregini hissettigi zaman, bunlar ettikleri yeminin dogru cevap verme mecburiyetini ortadan kaldirdigina inanmaktadirlar. Dördüncü sebep bütün bu cemiyetlerin siyasî ve dinî kanunlara aykiri bir kurulusa sahip olmalaridir, zira, her cemiyetin kurulus iznini devlet baskanindan (Prens) almasi sarttir. Besinci sebep birçok ülkede prenslerin bu cemiyetleri yasaklamis olmalaridir. Nihayet, sonuncu sebep bu cemiyetlerin iyi bilinen kisiler nezdinde kötü bir söhrete sahip olmalaridir..."

Benoit XIV, fermaninin sonunda prenslerin bütün tab'alarini ferman hükümlerine uymaya davet ederek, Masonluk hakkinda bildiklerini ihbar etmeyenlerin afaroz edileceklerini ve bu kisiler için "...kendi çocuklarimiz olsalar bile, imparatorlugumuzda serefsiz kimselerdir, saraylarimizda yerleri kalmamistir, bizlerle temas etmeyeceklerdir, ve, sert bir sekilde ve merhametsizce cezalandirilacaklardir" demektedir.

Pie VII: "Ecclesiam":
(1742 - 1823, papaligi 1800 - 1823)
Fransiz ihtilâli ve Napolyon savaslari ile karisan Avrupa'da, kardeslik ilkelerine dayanan ve siyasî bir faaliyet göstererek "Carbonari" cemiyeti kurulmustu. Her ne kadar, ileride, bu cemiyet kita Avrupasi Masonlugunun siyasî bir yön almasina yol açmissa da, Masonlukla ilgisi yoktu. Pie VII, "Carbonari" cemiyeti ile Masonluk arasinda, hatali olarak, bir yakinlasma görerek, 13 Eylül 1821 de "Ecclesiam" isimli fermanini nesretmisti. Fermanin basligi "Demnatio societatis secretae nuncupatae Carbonarium" idi.

Söz konusu fermanin ilginç kisimlari asagida verilmistir:

"Karisik günlerimizde, Tanri ve Hazret-i Isa'ya karsi, bir tek insan gibi birlesip mücadele eden günahkârlarin varligini herkes bilmektedir; Kiliseyi sarsmayi basaramayan bu kisiler, yanlis bir felsefe ve bos sofizmlerle inanç sahiplerini kandirarak Kiliseden koparmaga çalismaktadirlar. Bu emellerine daha kolayca erisebilmek üzere, gizli cemiyetler, gizli mezhepler kurmuslar, bu suretle ihtilâl ve suç örgütlerine daha kalabalik bir toplulugu çekmeye gayret etmislerdir. Uzun zamandan beri bu cemiyetlerin farkinda olan Makamimiz, bunlarin din ve cemiyet aleyhinde, gölgedeki faaliyetlerini açiga çikarmis ve onlara karsi sert ve özgür sesini yükseltmisti....Maksatlari din hususunda umursamazligi yaygin hale getirmek, kendi fantezi ve fikirlerine uygun bir din kurmak, Hazret-i Isa'nin kendini kurban etmesi ve ölümünden sonra tekrar dirilmesine ait efsaneyi kriminel merasimleriyle kirletmek, Kilisenin kutsiyetini avamin asagilmasina terketmektir... Bu cemiyet Kirallarin ve kumanda mevkiinde olanlarin gücüne karsi direnmenin dogru oldugunu iddia etmekte ve kirallara zalim demek cüretini göstermektedir....."

Mutad afarozlar fermani tamamlamaktadir.

Leon XII: "Quo Graviora"
(1760 - 1829, papaligi: 1823 - 1829)
"Leon XII, 13 Mart 1825 tarihinde nesrettigi "Quo Graviora" isimli fermaninda, In Eminenti, Providas ve Ecclesiam fermanlarini tekrarladiktan sonra, söz konusu fermanlara halkin itibarinin az olmasindan, gizli cemiyetlerin arada çogalip üniversitelere nüfuz ederek genç dimaglara tesir ettiklerinden yakinmaktadir. Ayrica, Masonlarin Katolik dinine saldirilarda bulunup Hazret-i Isa'nin mevcudiyetinin bir skandal oldugunu, Allahin mevcut olmadigini ve ruhun vücutla beraber öldügünü iddia ettiklerini ilâve etmektedir.

"Durum bu merkezde iken, vazifemiz bu gizli cemiyetleri yeniden mahkûm etmektir... Bugün mevcut olan gizli cemiyetlerle ileride kurulabilecek olanlarin tamamini ilelebet yasaklamaktayiz.... Bu cemiyetlerle ilgili olanlar.... ve cemiyetler hakkinda bilgi sahibi olup da ihbar etmeyenler afaroz edilecekler ve ölüm dösegi hariç, hiçbir kuvvet bu afarozu kaldiramiyacaktir... Herseyden önce ve mutlak olarak bu cemiyetlere girenlerin etmis olduklari ketumiyet yeminini geçersiz ilân etmekteyiz... "Allah yoktur" diyenler aralarina kabul ettiklerine yemin ettirme cüretini göstermektedirler...."

"... Havlamasini bilmeyen dilsiz köpekler gibi davranip sürülerimizin ellerimizden alinmasina, kuzularimizin bu aç kurtlar tarafindan yutulmasina müsaade etmeyelim. Bunlara karsi mücadelemizde bizi hiçbir sey durdurmasin".

Leon XII, fermaninin sonunda muhbirlere ve cephe degistirebilecek gizli cemiyet mensuplarina bir senelik bir pismanlik süresi tanimaktadir; bu süre içinde günah çikaracak ve ihbarlarda bulunacak olanlar affedileceklerdir.

Pie VII: "Traditi"
(1761 - 1830, Papaligi: 1829 - 1830)
Pie VIII, 21 Mayis 1829 tarihli "Traditi" isimli fermaninda gizli cemiyetlerin sofizm ve hatalarindan ve gençligin yetistirilmesine sahip çikma arzularindan sikâyet etmektedir.

"... Ögrencilerinin kalp ve dimaglarina sekil vermek üzere, ögretmenlerin mutlak güç sahibi olduklari bilinmektedir; bu sebeple, gizli cemiyet mensuplari gençlige sapik ögretmenler vermege çalisip kendilerini Allah'in yolundan uzak Baal yollarina sürüklemeye çalismaktadirlar.... Böylece, din korkusunu, ahlâk kuralini, kutsal doktrini attiktan sonra, devlet ve din kuvvetlerini hiçe sayarak, her türlü kargasadan, hatadan, saldiridan çekinmeyen gençlerimizi sizlanarak seyretmekteyiz..."

Gregoire XVI: "Mirari"
(1765 - 1846, Papaligi: 1831 - 1846)
5 Agustos 1832 tarihli "Mirari" isimli fermaninda Grégoire XVI, Kilisenin temellerinin sarsildigini yazmaktadir:

"... Kilisenin tanrisal otoritesi saldiriya ugramakta, haklari ellerinden alinmaktadir; Kilise dünyevî konularla ugrasmaya zorlanmaktadir; büyük bir haksizliga ugrayarak, uluslarin nefretine terk edilmektedir. Piskoposlara olan itaat borcu ve piskoposlarin haklari artik gözönüne alinmamaktadir; Katolik dogmalarina dolayli ve gizli yollardan degil, açiktan açiga kriminel saldirilarda bulunan yeni ve korkunç fikirler akademi ve liseleri çalkalamaktadir; ögretmenlerin düsturlari ve olusturduklari örnek ögrencileri ayarttigi zaman, dinin ugradigi felâket çok daha büyük olmakta ve ahlâk daha derin bir sekilde bozulmaktadir. Böylece, dinin yarattigi fren zedelendigi zaman, sadece sayesinde tutunabilen hükümdarliklar ve temin edilebilen otorite yavas yavas yikilmakta, kamu düzeni bozulmakta, prensler düsmekte, her çesidiyle kanun gücü yokolmaktadir."

"Bu felâketlerin baslica sebebi bu cemiyetlerin düzenledikleri suikastlerdir; her çesit herezi, en kriminel mezhepler, dinî cürümler, ayip ve küfr bir lâgimin içinde bütün pisliklerin karisip akmasi gibi, bu cemiyetlerde akmaktadir."

"... Karsilastigimiz büyük tehlikenin içinde bizi üzen diger bir husus, bu gizli cemiyetlerde her çesit dogru ve yanlis din mensuplarinin birlesmeleri ve sözde dine hürmetten, fakat gerçekte, yenilik susamisligi ile ve her yerde devrimi yerlestirmek amaciyla, her türlü özgürlügü tesvik etmeleri, Kilise ve devletin mallarina karsi zihinleri uyandirmalari, en saygideger otoriteyi bile yikmaya çalismalaridir..."

Pie IX: "Qui Pluribus" ve "Multiplices Inter"
(1792 - 1878, Papaligi: 1846 - 1878)
16 Temmuz 1846 tarihinde bir genel af ilân eden Pie IX, ayni senenin 9 Kasiminda "Qui Pluribis", 19 sene sonra da, 25 Eylül 1865 tarihinde, "Multiplices Inter" isimli fermanlarini nesretmisti.

Sahtekârligi ile ün salmis Leo Taxil "Le Vatican et les Franc Maçons" isimli kitabinda, bir eliyle verdigini digeri ile geri almakta; bir taraftan Pie IX'un kutsiyetinden bahsetmekte, diger taraftan da ayni Papanin Mason oldugunu yazmakta ve Pierre Larousse'un Pie IX'un hayati ile ilgili makalesinden bir paragrafi nakletmektedir:

Pie IX: (Jean Marie, Mastai - Ferreti Kontu), papa, Sinigaglia'da 13 Mayis 1792 tarihinde dogmustur. Volterra Kolejinde okuyan Jean Mastai, tahsilini 18 yasinda tamamladiktan sonra seçecegi meslek hakkinda bir tereddüt devresi geçirmis, bu arada, söylentiye göre, Masonluga kabul edilmistir."

Yukaridaki bilginin isiginda Pie IX'un Franmasonluk aleyhindeki iki fermani önem kazanmaktadir.

Önce "Qui Pluribus" tan bazi seçmeler:

"... Bütün bu korkunç hâtalari, cürmü tesvik için kullanilan usullerin çoklugunu hâtira getirdigimiz zaman, ruhumuz dehsete kapilmakta, kalbimiz acidan çökmektedir; isigin düsmani bu dimaglar bütün ruhlarin içinde kutsal aski söndürmekte fevkalâde bir kabiliyet göstermektedirler..."

"Muhterem Kardeslerim, Hiristiyan isminin bu amansiz düsmanlari... sadece Allaha küfür kusmak için agizlarini açmaktadirlar; açikça ve her türlü reklâm yolunu kullanarak, dinimizin kutsal tedrisatinin insan uydurmasi oldugunu, Katolik Kilisesi doktrinlerini cemiyetin yararina aykiri düstügünü iddia etmektedirler. Daha uzaga gidip, Hazret-i Isa ile Allahin varligini bile inkâr etmektedirler... Cahil halki daha kolay büyülemek maksadiyla, gerçek mutluluk bilgisine sadece kendilerinin sahip olduklarini söylemektedirler; Tabiati yaratan, yüksek ve çok müsfik Allahin, fevkalâde bir sefkat göstererek, insanin kurtulusunu temin için göstermege tenezzül ettigi her seyin arastirmasi felsefenin maksadi degilmis gibi, kendilerine filozof ismini yakistirmaga tereddüt etmemektedirler... Böylece, yanlis ve aldatici bir mantik kullanarak, ve insan mantiginin yüceligini iddia ederek, mantigin Hazret-i Isa'ya olan inancin üstünde oldugunu, hatta, bu inancin mantiga aykiri oldugunu söylemektedirler. Hayir, bundan daha mânasiz, dine, mantigin kendisine daha karsi bir fikir düsünülemez...

"Muhterem Kardeslerim, ilk vazifenizin piskopos gücünüzü kullanarak Katolik inancini korumak, sizlere emanet edilen sürünün bu inancinda sarsilmamasini temin etmek oldugunu bilmektesiniz, zira, inanci sarsilan ebediyet için yok olacaktir... Yolunu sasirmis bir kuzu buldugunuz zaman, onu sefkatle kucaklayarak yuvasina geri getiriniz..."

"Multipices Inter" dan bazi seçmeler:

"... Bizden önce gelenlerin sözlerini hükümdarlar dikkate almadi. Böyle ciddi bir mevzuda, bu kadar yumusakça davranmamis olsalardi, Avrupayi atesle kaplayan, bunca ihtilâl ve savas önlenecek bugünkü belâlar Kilisenin basina gelmeyecekti...

"Afaroz tehdidi ile ilân edilen fermanlarimizin lâik hükümetleri tarafindan red edildigi ülkelerde (Fransa) geçerli olmadiklarini sananlar yanilmaktadirlar... Aziz Pierre'in halefleri Roma Piskoposlarinin (papalar) Kilise üzerindeki otoriteleri medenî (lâik) hükümet kuvvetine dayanabilir ve onun tarafindan kisitlanabilir mi?"

"Bu cemiyetlerin üyeleri Hazret-i Isa'nin geleceklerini haber verdigi koyun postu altinda gizlenmis kurtlar gibidirler, maksatlari sürüyü yemektir. Hazret-i Isa'nin halefi tarafindan onlara Ave (selâm) demek bile yasaklanmisti..."

Masonluk hakkinda en akil almaz iftiralari yayan, Masonluk düsmani yazilarin belli basli kaynagi olan Leo Taxil halkin inanma ihtiyacini istismar ederek para kazanma yolunu bulmustu. Mason olduktan sonra, "mystères de la Franc Maçonnerie Deevollés (Franmasonlugun Sirlarinin Açiklanmasi). "Satan Franc Maçon", gibi eserleriyle Mason aleyhtarligini kiskirtmis ve Kilisenin gözüne girmisti.

Taxil'in genis muhayyilesi ve fevkalâde cazip uslübü, her yazdigini cahil halka inandiriyordu. "33 dereceli "Palladist" Albert Pike"a her cuma günü saat 3 te seytanin kendisi gözüküyordu... Seytan, piyano çalan, silindir sapkali ve frakli bir timsah seklinde genç kizlari korkutuyordu.... v.s.

Lüsiferyen (seytanî) Masonluk uydurmalarinda, "Paladisme" mezhebi yüksek rahibesi, 33 dereceli Diana Vaughan, sonradan pismanlik duyarak tövbe etmis ve Katoliklige dönmüstü. Taxil, Diana Vaughan'in sahsiyetini yoktan uydurmus, mevcudiyetine halki inandirmisti. Hatta, 19 Nisan 1897 tarihinde, Leo Taxil büyük bir merakli kalabaligini toplayarak, Diana Vaughan'i kendilerine takdim etmeyi vaad etmisti. Kararlastirilan gün ve saatte, Leo Taxil yalniz gelmis, konferansçi kürsüsünden, Diana Vaughan'la beraber bütün diger yazip söylediklerinin uydurmalardan ibaret oldugunu açiklayarak, halkla alay etmek suretiyle çok para kazandigini ilân etmis ve millete, aptal inanci için tesekkür ettikten sonra, genel kargasaliktan yararlanarak ortadan kaybolmustu.

Bu olayin ardindan, 20 Haziran 1897 tarihinde, Leo Taxil Papa Leon XIII e ithaf ettigi "La Bible Amusante" (Eglenceli Mukaddes Kitap) isimli kitabiyla kutsal ne varsa alay etmis, sonucunda afaroz edilmisti.

Asil adi Joachim Pecchi olan Leon XIII'e ithaf mektubunda, "Mukaddes Güvercinden ilham alan ey zavalli Leonlarin XIII üncüsü, sevgili Joachim..." diye hitap edip, taksitle takdis edilmesini rica etmekte, Papalik makaminin mutlak yanilmazliginin nerede kaldigini sormaktadir.

Leon XIII:"Humanum Genus"
(1810 - 1903, Papaligi: 1878 - 1903)
Leon XIII Mason aleyhtarligi ile taninmis bir papaydi. 20 Nisan 1884 tarihinde nesredilmis olan "Humanum Genus" isimli fermani yüzyilimizda hüküm süren yeni siyasî düsüncelere karsi cephe aldigindan ilgi çekicidir:

"... Seytanin kiskançligi yüzünden beseriyetin Allahtan ayri düstügü günden beri dünyamiz iki cepheye bölünmüstür; bunlardan ilki hak ve fâzilet için, digeri de fâzilet ve hakikata aykiri hersey için mücadele etmektedirler. Bunlarin ikincisi Iblis'in hükümdarligidir... tanrisal kanunlara riayet etmeyip, Allahsiz yasamaya, hatta, Allahla mücadeleye tevessül edenler bu hükümdarligin tab'asini teskil ederler... Zamanimizda, Franmason isimli, çok yaygin ve kuvvetli bir teskilâta sahip bir cemiyetin tesviki ve yardimiyla, karanlik kuvvetlere tapanlar, fevkalâde bir gayret içinde, birlesmis durumdalar. Bunlar artik niyetlerini gizleme ihtiyacini bile duymadan Allahin Yüksek Varligi ile mücadele etmektedirler..."

"... Biz teslim edilen ruhlarin ebediyet için kaybolmalarini önlemek, savnmayi taahhüt ettigimiz Hazret-i Isa'nin kutsal devletini, yalniz muhafaza degil, büyümesini, yeni fetihler yapmasini temin etmek üzere, görevimiz, tehlikeyi görüp düsmanlarimizi ihbar etmek, projelerine karsi mümkün her türlü direnmeyi göstermekdir..."

"Hareketlerinin, prensiplerinin, yasalarinin, törenlerin ifsa edilmeleriyle, Mason mezhebinin ana gayesi isiga çikarilmistir ve kendi azalarinin sahadeti bu bilgiye ilâve edilmistir. Bu hâdiselerin karsisinda Apostolik Taht'in Franmason cemiyetini, Hiristiyanliga karsi oldugu gibi devlete de karsi bir mezhep olarak âlenen ilân etmesi ve bu mezhebe karsi en agir müeyyideleri tatbik etmesi kadar tabii birsey yoktur."

"... Her müsait durumdan istifade ederek, Masonlarin etkisinin en büyük gözüktügü doktrinal tezleri teker teker ele aldik. Bu sekilde, "Quod Apostolici Munesis" isimli fermanimizla sosyalist ve komünistlerin korkunç sistemleri ile mücadeleye çalistik. "Arcanum" isimli fermanimizla izdivacin temelini teskil ettigi evcil cemiyeti müdafaa ettik. "Diuturnum" isimli fermanimizla, Hiristiyan usu (sagesse) prensiplerine göre siyasî iktidarin menseini ve bu iktidarin dogal düzenle oldugu gibi uluslarin ve prensiplerin kurtulusu ile de olan fevkalâde ahengini göstermeye çalistik..."

"... Masonlar kendilerini felsefe ve edebiyat dostu gibi göstererek ilmin gelismesini temin için toplandiklarini iddia ederler. Sadece uygarligin gelismesi için gayretlerinden ve zavalli halk için olan sevgilerinden söz ederler. Sözde maksatlari, halkin durumunu yükseltmek ve medenî toplumun çikarlarini daha çok sayida kisiye götürmektir..."

Bundan sonra, Leon XIII Masonlugun ketumiyete ve disipline dayanan sisteminin gayri ahlâki oldugunu, gölgede geçen toplantilarinin kriminel maksatlar gizlediklerini söyleyip söyle devam etmektedir:

"Söz konusu cemiyetin dogal adalet ve ahlâk kurallarina aykiri olduklarini kanitlamak için mantikla hakikati dinlemek yeterlidir..."

"Franmasonlarin arzulari - ve bütün gayretleri ayni maksada yönelmektedir - Hiristiyanligin icabi olan her türlü sosyal ve dinî disiplini tamamen yikmak ve yerine prensiplerini natüralizmden alan ve kendi fikirlerine göre sekillendirilmis yeni kurallari oturtmaktir... Natüralistlerin ilk prensibi insan mantiginin her seyin üzerinde olusudur... Allahin herhangi bir vayhin mensei oldugunu reddederler. Onlar için, mantigin kabul edebileceklerinin disinda dinî dogma, hakikat veya lâfina itimat edilebilecek vaiz yoktur. Katolik Kilisesinin on birinci vazifesi Allahin vahyi olan emanetleri bütün safiyetleri ile muhafaza etmek, insanlari kurtarmak üzere bu emanetlerin tedrisatini yaymak oldugundan, Masonlarin en büyük saldirilari Kutsal Kiliseye karsi olmaktadir."

"... Medenî toplumun içinde Kilisenin hasmet ve otoritesini hiçe indirmek suretiyle dinle devleti ayirmaya... Kilisenin teskilât ve düsturlarinin tamamen disinda bir devlet kurmaya çalismaktadirlar."

"... Kilisenin dogal ile tanrisal haklarinin hepsi bu saldirilara hedef olmaktadir... Kilisenin her hakkini kisitlayan kanunlar parlamentolardan geçirilmektedir... Uydurma sebeplere dayanarak Papayi, özgürlügü ve haklarinin müdafaasi için sart olan devlet kuvvetinden (souveraineté temporelle) mahrum etmekten baska... simdi de menseini Tanridan bulan bu teskilâti (papaligi) yok etmenin pesindeler."

"... En farkli dinlere bagli kisilere mabedlerini açmakla dinî inancin önemsiz mefhumlar mertebesine indirilmesine ve her çesit dini es bir kaide üzerinde göstermege çalismaktadirlar. Zaten, kendi basina bu prensip Katolik dinini yikmaga yeterlidir. Katolik dini tek dogru din oldugundan, küfürlerin ve adaletsizliklerin en büyüklerine hedef olmadan diger dinlerin kendisine esit kabul edilmelerine asla müsamaha edemez... Bütünüyle alindigi zaman, Franmasonluk Tanriya inanci sart kosuyormus gibi gözükmesine ragmen, bu inanç herbir azasi için saglam ve sarsilmaz bir hakikat gibi kabul edilmemektedir. Tanri meselesinin kendi bünyelerinde anlasmazliklara yol açtigini gizlememektedirler. Allahin mevcudiyetini kabul edenlerle red edenler ve panteistler gibi yanlis yolda olanlar... farksiz bir sekilde cemiyetlerine kabul edilirler."

"Bu temel sarsildigi takdirde, dogal düzenin prensipleri sarsilacak, Yaradanin hür bir hareketiyle dünyanin yaratilmis oldugu, Allahin mukadderatimizi tâyin ettigi, ruhun ölmezligi ve simdiki hayatimizdan sonra, gelecekte, sonsuz bir yasamin bizi bekledigi gibi mefhumlar hakkinda beserî mantik süpheye düsebilecektir... Ahlâk bozulacak... beserin kurtulusu tehlikeye düsecektir..."

"... Masonlarin ahlâk anlayisina gelince, "toplum ahlâki - özgür ahlâk - serbest ahlâk" diye tâbir ettikleri ve dinî fikirlere hiç yer vermeyen bir ahlâk sisteminin gençlige asilanmasini istemektedirler... Halbuki, Hiristiyan ahlâkinin yerini bir baskasi alinca, örf ve âdetlerin nasil bozuldugu malûmunuzdur... Karanlik kuvvetlerle olan mücadelemizde dünyevî arzularimizdan siyrilip en güç is sartlarina ve iztiraba katlanabilmemiz lâzimdir. Masonlar ise, her türlü vahiy ve Tanrisal müdahaleyi kesinlikle redderek mukadderata olan inanci zedelemektedirler... Güzel sanatlara realizmi getirmekle... gelecek dünyaya olan ümidi yok etmekte, mutlulugu ebedî olmayan seylere baglamaktadirlar... Masonlar için evlilik bir mukaveleden ibarettir, dolayisiyla, taraflarin mutabakati ile fesh edilebilecegini iddia etmektedirler... Gene çocuklarin egitimlerinde dinî ögretimin lüzumsuz oldugunu söylemekte, büyüdüklerinde diledikleri dini seçmekte serbest birakilmalarini arzu etmektedirler... Simdiden, birçok ülkede gençlige egitimin lâik mekteplere terk edilmesini temin edebilmislerdir."

"Siyasal bilgilerle ilgili dogmalarina gelince, Masonlara göre, bütün insanlar hukuken esittir. Esit olduklarindan, birinin digerlerine kumanda etmesi dogru degildir, ve kendilerinden gelmeyen bir otoriteye itaatlarini temin etmeye kimsenin yetkisi yoktur. Bütün güç özgür halkin elindedir, iktidarda bulunanlar, ancak halkin lütfu ile bu mevkidedirler ve halkin fikri degistigi takdirde, devlet baskanlarinin haklari, arzu etmedikleri takdirde dahi, ellerinden alinmalidir... Ayrica, dinler arasinda tercih yapilamiyacagina, dolayisiyla, bütün dinler esit muamele göreceklerine göre, devlet ate olmalidir."

"... Yukarida isaretlemis oldugumuz hâdiseler Franmasonlarin gizli maksatlarini kâfi derecede açiga çikarmaktadir... Tanrinin emri ile, cemiyet halinde yasamak üzere, insanlar dünyaya gelmektedir; cemiyetin idamesi için otorite sarttir ve cemiyeti yaratan Varlik otoriteyi de yaratmistir. Dolayisiyla, iktidar kimin elinde ise, o Allahin sözcüsüdür. Bu sebeple, cemiyetin ihtiyacina uyarak, herseyi yöneten Allaha itaat ettigimiz gibi, yasal iktidara da itaat etmek borcumuzdur; bu otoriteye itaat mecburiyetinin halkin arzusuna terk edilmesi hakikata aykiridir. Ayrica, akil seviyeleri, fikrî imkânlari ve fizikî enerjileri ayni olmayan ve degisik mizaçlara sahip olan insanlarin esit olabileceklerini iddia ederek hepsine kanun nazarinda ayni haklari saglamak kadar abes birsey olamaz."

"Kilise, insanlara kumanda etme hakkinin dogrudan dogruya Allahtan geldigini söylemekle vatandaslarin itaatini, hürmet ve iyi niyetlerini daha kolay bir sekilde temin etmektedir..."

Afarozun kalkmasi mümkün degil

Daha sonra, Leon XIII Masonlukla mücadele için bütün inanç sahibi olanlarin uyanik olmalarini, sarî bir hastalik gibi yayilan Masonik fikirlerle mücadele etmelerini, her yerde "Masonlugun maskesini koparmaga çalismalarini", Hiristiyan felsefesinin yazili ve sözlü olarak, her firsatta, açiklanmasini, gençligin egitimine azamî katilmalarini önlemek için Kilisenin otoritesi altinda isçi sendikalarinin kurulmalarini teklif etmektedir.

Roma Kilisesi Papalarin "infailible" olmalari, yani, papalarin "excathedra" (makamlarinin otoritesi ile) aldiklari kararlarin sasmaz, mutlak hatâsiz nitelikte olmalari prensibi üzerine bina edilmistir; bu sebeple, eski bir hatâyi kabul ve düzeltme mânasina geleceginden, geçmisteki bir afarozun kaldirilmasi mümkün degildir.

Ancak Copernik - Galile hâdiselerinde veya günümüzde Darwin'in nazariyelerinin kabul edilmelerinde oldugu gibi, eski kararlara yeni tefsirler bulmak suretiyle, bazen vuku bulan büyük rötarlara ragmen, Vatikan, artik yerlesmis, herkes tarafindan kabul edilmis gerçeklere, fikirlere, uyma imkânini daima aramistir.

Zamanimizda, Papa 23 cü Jean ve 2 ci Vatikan Okümenik Konsilinin sonuçlari kendilerini göstermege baslamis, gayri resmî de olsa, Amerika ve Fransa'da, Kilise ile Franmasonluk arasinda baglanti kurulmus, hatta Boston Kardinali Cushing, Boston sehrinde, "Kardeslik" Locasinda, ökümenizm'le ilgili bir konferans vermis; Paris'te bir arsövek Grande Lodge de France'a bagli bir Locayi ziyaret etmistir. Bu olaylara Vatikan'in seyirci kalarak müdahale etmeyisi Kilise - Franmasonluk iliskilerinde büyük bir asamadir.

 

Neden ritüel?

XVI. Louis'in karisi, Kraliçe Marie Antoinette, kizkardesi Marie-Christine'e Masonlukla ilgili yazdigi mektubunda, Masonlarin çalismalarindan endise etmenin yersiz oldugunu, Tanriya inandiklarini ve amaçlarinin topluma yardim etmek oldugunu ifade ettikten sonra, "Herseye ragmen, yardim yapilmak istendiginde bu kadar merasime gerek olmadigini saniyorum; ancak kisileri seçtikleri yöntemlerde serbest birakmaliyiz; yeter ki iyilik yapilsin, ötesi önemli degil," diyordu. Bu soru hâlâ zaman zaman soruluyor.

Hür Masonluk Ortaçag'da kurulup günümüze kadar gelebilen ve hala güncelligini koruyabilen tek cemiyettir; bunu da herhalde degismeyen insanlik ilkelerine ve de ritüeline borçludur. Inisyatik bir cemiyet olan Hür Masonluk tasçi ve duvarci loncalarinin spekülatif devamidir ve zamaninin Ahî loncalarinda da benzerleri olan ritüellerini, çaga uydurarak muhafaza etmistir. Beraberce uygulanan ritüel, ögretilerinin yaninda, heyecan ve düsünce birligi içinde beraberlik ve güven duygularini hissettirerek, kisinin bir gruba ait oldugunu simgeler ve kardeslik bagini pekistirir. Inisyatik olmayan cemiyetlerde de kabul ve terfi törenleri, doktorlarin, doçentlerin, profesörlerin unvanlarini kazanmalari, yeni seçilen milletvekillerinin, askerlerin yemin törenleri, hukukçularin siniflarina göre cübbe giymeleri, protokoller olaylar hep ritüel ögeleri içerir.

Masonluk bir ahlak sistemi

Hür Masonluk, bir tarife göre, alegoriler perdesi ardina gizlenmis ve sembollerle ifade olunan bir ahlâk sistemidir. Ortak degerleri paylasan, alegori ve sembolizmanin felsefelerini anlayabilen kardesler için Masonik ritüeller derin bir anlam tasirken, olaya yabanci olanlara gülünç dahi gelebilir. Bunu kinamamak gerekir. Fizik bilmeyene quantum mekanigi, matematik bilmeyenlere diferansiyel denklemler de bir anlam tasimaz.

Hür Masonlukta, dünyevî sikintilar içinde olan Kardesin, isinin ve modern kentin sikintili trafiginin stresinden kurtulmasi, ritüelin kendisinin baska bir dünyaya tasimasi ile olur. Ritüel sembol ve alegorilerle ögretir, kisiyi düsünmeye sevk eder.

Inisyatik ritüelin ögeleri:

  Adayin harici dünya ile olan baglarini gevsetip yok eden hareket, söz ve efektler;                

  Mitlerle yüklü bir drama ile adayin yeni bir kutsal dünyaya girmesi;                                         

  Duvarci ustasinin aletlerinin takdimi ile adayin bu kutsal dünyaya kabul edildiginin tescili;   

  Adayin Mason olarak topluma nasil faydali olabileceginin ve Landmarklarin (Masonlugun ananevi temel ilkeleri) anlatimi;                                                                                                                               

  Adayin yemin etmesi;                                                                                                                    

  Bundan sonra sonsuza dek tekris edilmis olmanin niteligini tasiyacak yeni kardesin dünyada mevcut yoksulluk ve acilar hatirlatilarak, harici dünyaya dönüsünü saglayacak geçisin uygulanmasi.

Ritüelin çatisi:

  Mâbet tabir edilen mekânin tahsis edilmis olmasi;                                                                    

  Is'ad edilmis görevlilerin töreni yürütmeleri;                                                                                 

  Haricilerle henüz törenin uygulandigi dereceyi kazanmamis kardeslerin uzaklastirilmalari;  

  Adayin ölümü ile yeniden dogusunun, baska bir deyimle karanliklardan kurtularak, Nur'a kavusmasinin sahnelenmesi;                                                                                                                                  

  Adaya yolculuklar yaptirilarak sinanmasi;                                                                                    

  Etkileyici bir yeminin edilmesi;                                                                                                     

  Adaya kazandigi yeni kisiligin simgelerinin, yani, önlük, beyaz eldiven ve tasçi - duvarci isçilerin kullandiklari avadanliklarin takdim edilmesi;                                                                                                      

  Isaret ve kelimelerin verilmesi;                                                                                                      

  Locanin kapanis töreni;                                                                                                                 

  Kardes sofrasinda gayri resmi tarzda adayin kutlanmasi, aday konusturularak sikilganliginin giderilmesi, entelektüel, edebî, ve de mizahî konusmalarla çalismalarin sonuçlandirilmasi.                        

 

 

Semboller

Sembollerin tüm manevî hayatimizda ne ölçüde rol oynadigini çogu kez pek bilmeyiz, bunun farkina pek varmayiz. Onun için de, Mason olmayan biri, Masonlugun semboller dünyasini kendisine yabanci, hatta garip bile kabul bulabilir. Oysa gündelik yasamimizdaki sayisiz sembolik davranislar gözden kaçmaktadir. Ne biçim olarak yepyeni, ne de anlam bakimindan yeni bulunmus bir sey olan bu Masonik semboller Masonluga yeni katilmis kisileri bile yadirgatabilir. Hele bir de kuru mantik çaginda yasadigimizi ve bu çagin kupkuru mantikli, her türlü gizlemelerden uzak düsüncelerden hoslandigini, sembolik gereksinmelerin zaman ve düsünüs biçimleriyle degisiklige ugrayacagini gözönünde tutarsak, Masonluk toplulugu içinde de sembollere verilen degerin bir yandan onu bütünüyle reddetme egiliminden, onu oldugundan daha önemli görmeye kadar varisini gayet iyi anlayabiliriz.

Bayrak da bir sembol degil mi?

Sembolleri, manevî olan seyleri algilanabilir biçime getirmek ve yasami anlamli bir biçimde göstermek için bir araç diye açiklamak mümkündür. Bu çok genis yorumlanmis kavram içinde sembollerin iki özelligi yatmaktadir. Sembol, soyut düsüncelere herkesin anlayacagi bir biçim verebilir. Öte yandan somut nesneleri manevî alana çikarabilir. Sanat, örnegin inanci, sevgiyi ve umudu; haç, yürek ve gemi çapasi sembolleriyle gösterebilir. Öte yandan tüm devlet düzenini özel biçimde renklendirilmis ve üzerine özel desenler çizilmis bir parça bez ile sembolize etmekteyiz. Bayrak, sancak dedigimiz bu bez direge çekilirken, ya da geçit resimlerinde önümüzden geçilirken durmamiz, hatta ugrunda ölmemiz bize küçüklügümüzden beri söylenmis, bunun sembolik anlami bize anlatilmaya çalisilmistir. Yemin ettigimiz zaman bir elimizi kaldiririz. Oysa bu davranis sirasinda, eger yeminimizi bozarsak Tanri'nin öcalici gücünü çagiracagimizi sembolik olarak canlandirdigimizin farkinda bile degilizdir. Bizden çok önce yasamis kusaklarin yasam tecrübelerini ve bilgece görüslerini sembolik sözler, atasözleri yoluyla gündelik yasamimizda sürdürmekteyiz.

"Sembollerin Tarihi" adli eserin yazari Max Schlesinger sembolik gereksinmelerin sonsuza dek varolacagini su sözcüklerle belirtiyor: "Tarih bize sembollere olan istegin daha fazla ya da daha az oldugu zamanlarin varligini göstermekte. Günümüz kültürlerinde semboller gücünden epey sey yitirmislerdir. Ancak bunlarin bir takim kökleri hâlâ ayaktadir. Gündelik yasam bile yeni yeni semboller yaratmaktadir. Krallarin tacini ayaklar altinda çigneyen halk yeni bayraklar dalgalandirmaktadir. Bütün sembollerin günün birinde yerini aydinlanmis bir mantigia biraktiklarini düsünsek bile, iste özellikle o zaman, insan dogaüstü düzeye kaçmakta, gerçeklerin ve bilimin kendisine veremeyecegi mutluluklari arayip, bulup, tatmaktadir. Iste bunlar da sembollerle olmaktadir."

Çaglar arasinda saglam bir köprü

Sembollerin en belirgin özelligi, topluluk duygusunu yüceltmeleridir. Semboller, çaglar ile insanlar arasinda köprüler kurar. Friedrich Albert Lange'nin dedigi gibi, semboller, "insanin vazgeçemeyecegi gerçegin tamamlayicisidir."

Günümüzde Masonlarin çalistiklari semboller bilinçli olarak yaratilmistir. Sayilari, Masonluk sistemine göre degisir, fakat genellikle çok fazladir. Masonluk tarihi içinde bazi semboller zamanla kaybolmustur ve tarihsel arastirmalarla yeniden ortaya çikarilmaktadir. Yeni semboller ise zaman zaman ritüellere eklenmektedir. Ancak Masonlukta hiç degismeyen semboller Süleyman Tapinagi üzerine olanlaridir.

Masonlukta semboller

Spekülatif Masonlugun baslarindaki sembolizma karmasasi geçtikten sonra geriye herkesin anlayabilecegi, kolay kavranabilir semboller kalmistir. Bir yapida malzeme, avadanliklar ve yapiyi gerçeklestiren güçler bulundugu düsünülürse, Masonlugun sembolleri de son derece açik ve seçik bir görünüse bürünmektedir. Masonik bir sembol üzerinde düsündügümüzde aklimiza birçok sey gelir, ama bu düsüncelerimiz hep bir yönde olmaktadir. Bir loca çalismasinda sembollere bol bol degilinir, sözlü ya da yazili olarak yapilan sembolik açiklamalar ise genellikle hep ayni temanin birbirinden pek farkli olmayan çesitlemeleridir. Isterse ritüelin türlü yerlerinde su ya da bu sözcüklerle renklendirilsin, sembollerin kendileri degismez.

Masonik çalisma, Masonun kendi kendisi üzerinde yorucu ve sabirla yürütmesi gereken bir çabadir. Mason ham tasi, yani kendisini yontarak küp tas haline, yani gerçek bir Mason haline getirmek zorundadir. Ham tasi yontma sembolü ayni zamanda Süleyman Tapinaginin, dünyanin ilk tas yapisinin insasini hatirlatir. Bir grup çalismasinin ürünüdür ayni zamanda Süleyman Tapinagi. Böylece "ham tas" demek bile tek tek Masonlara, kendilerine, yakinlarina ve topluluga olan görevlerini bir anda hatirlayabilmeye yeterlidir. Salt sembol olarak kalmayan, sembolik bir eylem olarak da görülen "kardeslik zinciri" sadece birbirinin esi özelliklere sahip halkalarin birbirleriyle olan iliskisini gözler önüne sermekle kalmaz, bu zincirin içinde ayni görüs ve düsünüs biçiminin hiç bir kopukluk olmadan halkadan halkaya geçtigini de hatirlatir. Bunun için de sadece halkayi meydana getiren topluluk üyelerinin varliklarini degil, ayni zamanda bu zincirin halkalari olan Masonlarin arasinda hiç bozulmamasi gereken bir uyumun da bulunmasini öngörür.

Gönye ve Pergel sembolü

Genellikle Mason olmayanlarin da Masonlugun simgesi olarak bildikleri gönye ve pergel çok eski kaynaklara kadar gider. Bu birbiri üzerine yerlestirilen avadanliklar sadece duvarcilarin isaretleri degil, ayni zamanda en eski misterlerde bile bulunan ve çok yaygin sembollerdi. Örnegin Dürer'in Melankoli adli tablosunda da bu sembolleri görmekteyiz. Bugüne kadar açiklamasi yapilmayan bu tablodaki gönye ve pergel sembolünün çok eski zamanlardan gelen bir gelenegin devami oldugu kuskusuz.

Tekris töreni de bir sembol

Sembolik davranislar bir yandan tanisma isareti olarak önemlidir. Öte yandan ise bunlar inisiyasyonu, yani eristirmeyi gerçeklestirirler. Ister en ilkel toplumlarda bir gencin yetiskinler arasina alinma, eristirme töreni olsun, isterse Masonluk gibi yüce düsünüslerin isigi altinda kurulmus bir topluluga alinma (tekris) sirasinda olsun, bu davranislarin anlami genellikle aynidir. Yeni topluluga alinma, daha yüksek bir düzeye çikarilma olarak görüldügüne göre, bu bir arindirma, ya da yeniden hayata döndürme, uyandirma seremonisi olarak kabul edilmektedir. Eristirme seremonileri arasindaki benzerlikler insani çesitli kültler arasinda yakin baglar bulundugu görüsüne yöneltebilir. Hatta bu nedenle bir çiragin bütün Masonik yasami boyunca yanlis düsünceler içinde kalabildigi görülmektedir. Biçimsel benzerlikler her zaman organik bir iliskinin varligini yansitmayabilir. Bu bakimdan salt biçimsel benzerliklere bakarak Masonluk ile benzer sembollere sahip baska topluluklar arasinda akrabalik baglari aramak hatali bir davranis olur.

Semboller Masonlugun özellikle iç yapisi için çok önemlidir. Dünyanin neresinde olursa olsun, hangi Masonik rit <l12.html>e mensup olursa olsun, her Mason ,insanlik mabedinin yapimi konusunda ayni seyi düsünmekte, bundan ayni seyi anlamaktadir.

Ayni dogrultuda düsünmeyi asilar

Semboller Masonluk gibi, ayni amaca yönelik çok sayida kisiden olusan topluluklar için vazgeçilmez bir sey olan, ayni biçimde düsünmeyi de asilar. Salt mantiksal açidan baktigimizda semboller gayeye ulasmak için çok gerekli bir araçtir. En ilkel meyhane arkadasliginda bile zamanla bu grubu birarada tutan bazi ortak aliskanliklar belirir. Günümüzde milyonlarca insani ayni çati altinda, ayni ülkü ugruna toplayan Masonluk sembolsüz olamaz. Eger Masonlukta semboller ortadan kalkarsa, üç asirdir ayakta duran bu yüce kurulusun çökmesi isten bile degildir.

Ritüellerle kaynasmis olan sembollerin tek tek kisilere neler söyleyebildigi ancak bir ölçüde açiklanabilir. Bu etkinin derinligine bir etki oldugu, Masonik törenlerin genellikle dinsel kutsama törenleri ile karistirilmasindan bell olmaktadir. Törenlerde söylenen sözlerin, müzigin, toplantilarin ciddî havasinin bazi kisilere dinsel törenleri animsatmasi dogaldir. "Eski Yükümler"de bütün iyi ve ahlâkli kisilerin üzerinde görüs birligine vardiklari bir dinden söz edilse bile, bu Masonlugun dinsel bir kurulus oldugu anlamina gelmez. Çünkü I"nsanlik Mabedi" sembolü, daha iyi bir öbür dünyanin simgesi degildir. Bu, üzerinde insanlarin yasadiklari dünyada Masonlari çalismaya çagirir.

Günümüz Masonlari için semboller, binlerce yildir söylene söylene belki de bikkinlik getirmis olan ahlâk yasalarina dayanir ve ahlâkli biçimde davranmayi telkin eder. Ancak dis dünyada geçirdigimiz her gün, bizim bu ahlâkli bir dünya özlememizin gerçeklesmesi için ne kadar yol katetmemizin gerekli oldugunu göstermektedir. Mason için gaye sadece ahlâk yasalarini bilmek ve ögrenmek degil, bunu, yüce mesleginin amacina ulasmasi için, her firsatta uygulamaktir.

 

RIT NEDIR?

Lugat Tarifi: Rit bir seremoni veya usulde mutat kelimeler ve jestlerle tatbik edilen bir sekildedir. Mesela dini bir servis gibi.

Masonik tarifi: Albert Pike'nin tarifi: "Rit, tek bir yüksek idareye tabi olan bir veya birden fazla tesekkül tarafindan kurulan bir dereceler, mertebe ve sisilesidir.'

Bernard Jones'un tarifi: "Rit, saglam bir hedefi kelimenin tam anlamiyla sadelestirmek veya remzetmek için düsünülmüs ve Hürmasonlar için kelimenin manasindan aydinlanan bir düsüncedir. Masonlukta Rit kelimesi bir ritüel sistemi olarak kullanilir. Mesela Iskoç Riti, York Riti gibi. Bu hallerde bu terim özel bir tören düzeni ile uyum haline getirilmis sözler ritüelini kapsar. Rit orijinali olan Latince'de bir âdeti ifade eder bugün ise ciddi bir seremoni demektir.'

Ritin Masonlukta bugünkü kullanilisini anlatmak için Little Masonic Library de verilen (Y) harfini ele alalim. Bu harfin bir alt kismi, yukarisinda da iki kolu vardir. Alt kisim kollari besleyen kök, yani ilk üç dereceyi, sembolik Masonlugu, yukaridaki kollardan biri Iskoç Ritini digeri de York Ritini gösteriyor.

Birçok Ritler bulunmasina ragmen, bu ikisi Masonlari en fazla ilgilendiren en genis ve muntazam iki Rittir. Yüksek dereceler diye bildigimiz 4 - 33 dereceler Iskoç Ritidir ve Türkiye Yüksek Surasi da Eski ve Kabuledilmis Iskoç Ritine baglidir.

Bu Ritler kanlarini (Y) harfinin alt tarafi ile remzedilen Sembolik Masonluktan alirlar, yani üyelerini yalniz Büyük Localardaki Üstat Masonlardan seçerler. Ritin üyeleri ayni zamanda Büyük Locanin da üyesi olmak mecburiyetindedirler. Ne sebeple olursa olsun Büyük Locadaki üyeligini kaybeden bir Masonun Ritteki üyeligi de otomatikman silinir. Sembolik Localar Masonlugun temelidir ve Masonluk bunlarsiz yasayamaz.

 

 

Yalniz Erkekler Için

Localar Genel Tüzügümüzün 59. Maddesi, "Masonluga yalniz, medeni haklara sahip, yirmibir yasini doldurmus, hür, iyi ahlâkli, namuslu, serefli ve aydin erkekler kabul edilebilir. Bu niteliklerden herhangi birisini kaybedenler Masonluktan çikarilirlar." demektedir.

Anglosaksonlarin "Bir Büyük Locayi tanimaya iliskin temel ilkelerinin" 4. maddesine göre "Büyük Locanin ve Locanin üyeleri yalniz erkeklerden meydana gelecektir".

1723 Anderson Anayasasinin Hür Masonun yükümlülükleriyle ilgili III. Bölümünün son paragrafinda da "Bir Loca'ya üye olarak alinacak kimselerin, iyi ve dogru erkekler, hür dogmus, ergin yasta ve sir saklayabilir olmalari, köle, kadin, ahlâksiz ve saibeli erkekler olmamalari, fakat iyi söhret sahibi olmalari gerekir" denmistir.

Böyle olmasina ragmen, erkek Localarinda kadinlar da tekris edilmistir. Belki hepsi belgeli degildir, tersimatlara girmemistir ama, hikâyeleri anlatila anlatila günümüze kadar gelmistir.

Paris'te Portsmouth Düsesinin malikânesinde toplanan bir Loca vardir, 1735'te Düsesin Aubigny'deki satosuna naklolmustur. Locayi Düses himaye etmektedir. Acaba tekris edilmis midir, bilinmiyor.

Delikten herseyi seyreder

1710'da Cork'da bir tekris yapilmistir. Doneraile Vikontunun Loca toplantilarini düzenledigi salonun yan duvari deliktir. Locanin bir toplantisi sirasinda yan odadaki kitaplikta uyumakta olan Vikontun kizkardesi Elizabeth St. Leger birdenbire uyanir. Belki kötü bir niyeti de yoktur ama, oturur delikten seyreder. Seyreder ama, Gözcü'ye yakalanir. Bunun üzerine ve agabeyinin de israriyla hemen kendisini tekris ederler. Anlatilanlara göre, bir daha toplantiya katilmamistir ama, hayati Masonlarin arasinda geçmistir.

Bunun gibi daha birçok hikâye var. 1779'da oldugu tahmin ediliyor. Dorset'te bir evde Locanin toplandigi odadaki duvar saatinin dolabinin içinde bir kadin yakalamislar, onu da hemen orada Mason yapmislar.

1170 yilinda 120 No.lu Paladian Locasi'na Havard isimli bir hanimin fahri üye olmasi önerilmis, kabul edilmesi üzerine hanim tekris edilmis.

Gene Iskoçya'ya bagli Melrose Locasina Masonluga ait çok sey bildigi için bir hanimin alindigi söyleniyor.

Köpek dolapta yakaladi

Mason olmayan Kaptan Gambier'e Chatam'da bir kadin anlatmis. Masonlarin toplantilarda ne yaptiklarini merak eden bir kadin önceden dolaba girip saklanmis. Ama kendisini arayan köpeginin de koklaya koklaya dolaba girmek istemesi üzerine yakalanmis. Ve usulüne göre tekris etmisler.

Kuzey Carolina'da, Taylorsville kentinde 253 No.lu Lee Locasina 1840 yilinda Catherine Sweet isimli bir hanim tekris edilmis. Bu hanim bir yildan fazla bir zamandir gizlice toplantilari dinlermis. Kendisini yakalayip da üç derece üzerine imtihan ettiklerinde verdigi cevaplara sasirmayan kalmamis. Tekrisinden sonra bir daha Locaya girmemis ama, Masonluga olan ilgisi ölümüne dek sürmüs.

Konfederasyon Ordusunda Subay olan Charles Lilley karisina Çirak Mason olmasini önermis, o da onun istegi üzerine kabul edilip tekris olmus.

Fransiz General De Xaintarilles'in karisi da erkek gibi savasmis bir askermis. Bu hanim 1802 yilinda bir gün "Les Frêres Artistes" isimli Locaya gelmis ve Locanin üyesi olmus, toplantilara da devam etmis.

Bir de kendisinin erkeklerle esit oldugunu iddia eden Kontes Barkoczy var. Tek çocuk oldugu için Macar yasasina göre erkek çocuk gibi kabul ediliyormus. Yasal olarak erkek oldugundan 1875'te Macaristan Grand Orient'inda tekris edilmis. Ama daha sonra tekriste görev almis olanlari ihraç etmisler.

Kadin mi, erkek mi?

Eon Sövalyesi olarak taninan Charles Geneviève Louise Auguste André Timothée Déon de Beaumont'un durumu ilginç. Bu kisi XV. Louis'nin gizli ajani ve bir transvesti. 1768'de Londra'da 376 No.lu Immortalité Locasinda tekris edilmis. Üç yil sonra da ayni Locada II. Nazir olmus. 1777'de iki sahidin ifadesi üzerine kadin sayilmis. Ama cerrah Thomas Copeland ölüm raporuna erkek oldugunu yazmis.

Imparatoriçe Maria Theresa da 1751 yilinda bir Locanin toplantisina gelip oturmus.

1802'de 85 yasinda ölen Norwich'li Bayan Beaton Hür-Masonmus. Gazete ketum biri oldugunu, sahip oldugu sirlarin kendisiyle birlikte gömüldügünü yazmis. 1770 yilinda Neweastle Chronicle gazetesindeki bir ilan çikmis: "22. Alay Locasinin toplandigi Newgate'deki Crown Inn Pub'unun sahibesi Bayan Bell yan duvara iki delik açarak Masonlarin bütün sirlarini ögrenmis, simdi isteyen her hanima bunlari ögretmeye hazirdir."

1864 yilinda Yeni Zellanda'da Wanganui kentinde Rutland Otel'inin barmaid'i de toplantilari dinlermis. Gene Wales Prensi Kral Edward'in isad törenin baslamasindan bir saat önce Royal Albert Hall'in üst katinda iki barmaid yakalanmis.

Örnekleri çogaltmak mümkün. Kimbilir daha bilmedigimiz, duymadigimiz neler olmustur. Erkeklere Mahsus olunca hanimlar merak ediyor. Kadinlara Mahsus olsaydi, erkekler merak etmeyecek miydi?

 

 

DEVLET ADAMLARI VE POLITIKACILAR 5. Murad (1840-1904) 33. Osmanli Padisahi  Sehzade Kemaleddin Efendi (1847-1905) 5. Murad'in kardesi  Sehzade Nureddin Efendi (1851-1885) 5. Murad'in kardesi  Ahmed Seyid 5. Murad'in Basmabeyincisi  Koca Mustafa Resit Pasa (1800-1858) Sadriazam  sAli Paa <l55.html> (1815-1871) Sadriazam  Keçeci zade Fuat Pasa (1815-1869) Sadriazam  Tunuslu Ethem Pasa (1818-1893) Sadriazam  Hayreddin Pasa (1821-1890) Sadriazam  Mithat Pasa (1822-1884) Sadriazam  Ahmet Vefik Pasa (1823-1891) Sadriazam ve yazar  Ibrahim Hakki Pasa (1863-1918) Sadriazam ve yazar  Talât Pasa (1874-1921) Sadriazam  M. Rasit Erer (1868-1952) Mâliye, Maarif ve Evkaf Nâziri, ögretmen  Cemal Pasa (1872-1922) Bahriye Nâziri  Cavit Bey (1875-1926) Mâliye Nâziri  Tevfik Bey Mâliye Nâziri (1916-1917)  Ahmet Nesimî Sayman ( ? - 1958) Hariciye Nâziri  Ali Münif Nafia Naziri (1917-1918)  Kirkor Agaton (1825-1868) Posta Nâziri  Ethem Pertev Pasa (1827-1872) Devlet adami ve yazar  Prens Mehmed Abdülhalin Pasa (1830-1894) Devlet adami ve musikisinas  Prens Aziz Hasan Pasa  Süleyman Asaf (1841-1913) Devlet adami ve sair  Damat Ahmet Nami Bey (1873- ?) Sam Valisi, Abdülhamid'in damadi  Resit Pasa Ankara Valisi  Mithat Sükrü Bleda (1874-1956) Ittihat ve Terakkî Firkasi Umumî kâtibi  Faik Süleyman (1886- ?) Mâliye Müstesari  Cevdet Mâsuk (1895- ?) Temyiz Mahkemesi âzasi  Ali Sefkatî (1872-1896) Hürriyet Kahramani  Abdullah Macid Bey (1841-1917) Matbuat-i Dahiliye Müdürü  Azmi Polis Müdürü  Bedri Polis Müdürü  Bahattin Sâkir Ittihat ve Terakkî Merkez-i Umumî azasi  Ebu Bekir Hâzim Politika adami  Ibrahim Temo (1865-1945) Politika adami  Resneli Niyazi (1873-1913) Hürriyet Kahramani  Suphi Hayrettin Pasa Istanbul Sehremini  Cemal Pasa (1872-1922) Devlet adami ve kumandan  Kâzim Özalp (1880-1968) Büyük Millet Meclisi Reisi  Hasan Saka (1886-1960) Basbakan (1947-1948)  Suat Hayri Ürgüplü (1903-1981) Basbakan (1965)  Mümtaz Ökmen Basbakan yardimcisi, Adalet Bakani (1946)  Akif Iyidogan (1894- ?) Basbakan Yardimcisi  Ahmet Salih Korur (1904-1982) Basbakanlik müstesari  Bekir Sami Kunduh (1865-1933) Disisleri Bakani (1920-1921)  Tevfik Rüstü Aras (1883-1972) Disisleri Bakani (1925-1938)  Selim Sarper (1899-1968) Disisleri Bakani (1960-1962)  Mehmet Cemil Uybadin (1881-1957) Içisleri Bakani (1925-1927)  Sükrü Kaya (1883-1959) Içisleri Bakani (1927-1938)  Hasan Menemencioglu Adalet Bakani (1941-1943)  Vasif Çinar Millî Egitim Bakani (1924-1925)  Mustafa Necati (1894-1929) Millî Egitim Bakani (1925-1929)  Hasan Ali Yücel (1897-1961) Millî Egitim Bakani (1938-1946)  Münir Birsel Milli Savunma Bakani (1947-1948)  Hulûsi Köymen (1891-1965) Milli Savunma Bakani (1951-1952)  Resat Muhlis Erkmen (1891- ?) Tarim Bakani (1931-1937) (1939)  Mümtaz Tarhan (1908-1970) Çalisma Bakani (1955-1957)  Zühtü Velibese Ticaret Bakani (1950-1951)  Ahmed Dalli Ticaret Bakani (1969-1970)  Celal Tevfik Karasapan (1899-1973) Bakan, Millî Emniyet Baskani  Cevat Abbas Gürer (1887- ?) Atatürk'ün yâveri, Bolu Milletvekili  Süleyman Asaf (1841-1913) Bursa Milletvekili  Bekir Lütfü (1875-1933) Tokat Milletvekili  Niyazi Ismet Gözcü (1884-1966) Istanbul MIlletvekili  Saip Özer (1888-1956) Çorum Milletvekili  Haydar Nâfiz Antalya Milletvekili  Saadettin Riza Istanbul Milletvekili  Mehmet Rüstü (1893- ?) Bursa Milletvekili  Hüseyin Izzet (1897- ) Afyon Milletvekili  Dr. Fuat Kirklareli Milletvekili  Haci Mehmet (1882- ?) Kütahya Milletvekili  Mahmut Nedim (1882- ?) Malatya Milletvekili  Resit Kadri (1884- ?) Kayseri Milletvekili  Kâzim Pasa (1878- ?) Diyarbakir Milletvekili  Lûtfi Müfit (1875- ?) Kirsehir Milletvekili  Hâzim Muammer (1893- ?) Kirsehir Milletvekili  Hayrettin Ismail (1887- ?) Bilecik Milletvekili  Hamdi Ismail (1893- ?) Konya Milletvekili  Dr. Yigitoglu Galip (1893- ?) Antalya Milletvekili  Osman Nuri (1880- ?) Manisa Milletvekili  Mükerrem (1885- ?) Isparta Milletvekili  Dr. Ahmet Refik (1873- ?) Bursa Milletvekili  Resit Kadri (1884- ?) Kayseri Millet Vekili  Süreyya Tevfik (1892- ?) Tokat Milletvekili  Ahmet Remzi (1893- ?) Gaziantep Milletvekili  Refet Pasa Istanbul Milletvekili  Ahmet Riza Milletvekili  Esat Nuri (1882- ?) Amasya Millitvekili  Ragipzade Hüsnü (1886- ?) Milletvekili  Mehmet Nuri (1869- ?) Milletvekili  Kâzim Hüsnü (1863- ?) Milletvekili  Ali Riza (1887- ?) Mardin Milletvekili  Menemenlioglu Kemal (1883- ?) Manisa Milletvekili  Dr. Mazhar Mehmet (1885- ?) Aydin Milletvekili  Ismail Hakki (1876- ?) Kütahya Milletvekili  Mehmet Halit (1883- ?) Ankara-Burdur Milletvekili  Hilmi Uran (1886-1957) Milletvekili  Nisim Masliyah Milletvekili  Fikret Milletvekili, Dr.  Ihsan Serif Milletvekili, ögretmen  Selim Sirri Tarcan (1874-1956) Milletvekili, egitimci  Muhittin Üstündag (1883-1953) Istanbul Valisi  Lutfi Kirdar (1888-1961) Istanbul Valisi  Nevzat Tandogan (1894-1946) Ankara Valisi  Fatin Güvendiren (1873- ?) Bursa Valisi  Mehmet Esref (1879- ?) Izmit Valisi  Mustafa Rahmi Aydin Valisi  Salih Kiliç (1899- ?) Ankara Emniyet Md., Vali  M. Resat Mimaroglu (1882-1953) Sûra-yi Devlet Reisi, Millet Vekili  Ali Riza Sûrayi Devlet Daire Baskani  Ali Riza Sun Temyiz Mahkemesi âzasi  Suat Muhtar Davaz Sefir, Paris Büyük Elçisi  Hüseyin Râgip Moskova Sefiri  Kenan Ömer Öner (1881- ?) Avukat, Politikaci

 

ASKERLER Humbaraci Ahmet Pasa (1675-1742)Comte de Bonneval, topçulugu islah eden  Hobart Pasa (1822-1886) Ingiliz Amirali, Türk Müsiri  Namik Pasazade Hüseyin Cemil Pasa Abdülaziz'in Basmabeyincisi (1830-1890)  Mehmet Rauf Pasa Abdülaziz'in Basyaveri  Gazi Osman Pasa (1832-1900) Plevne Kahramani  Fuat Pasa (Deli) (1835-1931) Müsir  Faik Süleyman Pasa (1886- ?) 1.Cihan Harbinde Kafkas cephesinde sehit olmustur  Hüseyin Hüsnü Pasa (1850-1926) Erkâniharp pasasi  Ali Ihsan Sâbis Pasa (1882-1957) Birinci Ordu Kumandani  Ali Kemal Sariay Pasa (1875-1965) Jandarma Umum Kumandani  Ali Remzi Yigitgüder Pasa (1883-1965) Topçu Erkâni Harbi  Zeki Dogan Pasa (1896-1961) Hava Kuvvetleri Kumandani  Yümni Üresin Pasa (1897- ?) Münakalat Vekili  Esref Manas Pasa (1896-1963) Y.S. üyesi

 

BILGINLER VE PROFESÖRLER Münif Pasa (Mehmet Tahir) (1828-1919) Bilgin ve Devlet adami  Antranik Gircikyan Pasa Tip Doktoru  Selim Sâbit Efendi (1829-1910) Memlekette yeni usul maarifi kuran  Mehmet Ali Baba <l33.html> (1853 - 1943) Kizilay ve Çocuk Esirgeme Kurumu <t33.html>'nun kurucularindan  Hüseyin Kâzim Kadri (1870-1934) Lügatçi, yazar  Hasan Cemil Çambel (1877-1967) T.T.K. Baskani  Mustafa Zühtü Inhan (1881-1970) Iktisat Profesörü  Samim Gönensay Hukuk Profesörü  Neset Ömer Irdelp (1882-1952) Tip Profesörü  Faik Sabri Duran (1882-1943) Cografya Profesörü  Mustafa Sekip Tunç (1886- ?) Psikoloji Profesörü  Mustafa Inan (1881-1970) I.T.Ü. Rektörü  M.Kemal Öke (1884-1955) Tip Profesörü  Vasfi Rasit Sevig (1887-1971) Hukuk Profesörü  Besim Ömer Akalin (1862-1940) Tip Profesörü, Rektör, Milletvekili  Niyazi Ismet Gözcü (1884-1966) Tip Profesörü  Hüsnü Hâmit (1887- ?) Fen Fakültesi Reisi  Mustafa Hulki Erem (1888-1956) Profesör, Rektör  Suphi Kâmil (1889- ?) Y.Müh., Rektör  Burhanettin Toker (1890-1951) Hekim, Ord. Prof.  Salih Murat Uzdilek (1891-1967) Fizik Profesörü  Fahri Arel (1894- ?) Hekim, Ord. Prof.  Muzaffer Sevki (1897- ?) Tip Profesörü  Kerim Erim (1894-1952) Matematik Profesörü, dekan  Cevat Memduh Altar (1902-1995) Müzikolog  Kâzim Ismail Gürkan (1905-1972) Tip Profesörü, Rektör  Mehmet Ali Özeken (1905-1953) Iktisat Profesörü  Enver Ziya Karal (1906-1982) Tarih profesörü, T.T.K Baskani  Mukbil Gökdogan (1908-1992) Dr.Y.Müh.Mim., Bayindirlik Bakani (1960-1961)  Hayrullah Örs (1901-1977) Egitimci, Topkapi Sarayi Müzesi Müdürü  Hamdi Peynircioglu (1908-1982) Ord. Prof. Dr., Rektör  Macit Erbudak (1912-1981) Harita Profesörü  Ziya Umur (1916-1990) Hukuk Profesörü  Yusuf Râzi Y.Müh. Mektebi Müderrisi  Suphi Kâmil Topografya hocasi, Y.Müh. M. Direktörü  Sedat Tavat Hekim, Ord. Prof.

 

SAIRLER VE YAZARLAR Sinâsi (1824-1871) Gazeteci, yazar  Ziya Pasa (1829-1880) Sâir, devlet adami  Teodor Kasap (1835-1905) Gazeteci ve yazar  Namik Kemal (1840-1888) Büyük vatan sâiri  Güllü Agop (Yâkup) (1840-1891) Tiyatrocu ve yazar  Mehmet Emin Bey (1844-1874) Yazar  Diran Kelekyan (1862-1918) Lügatçi, yazar  Ahmet Rasim (1864-1932) Yazar, gazeteci  Kâzim Nâmi Duru (1867-1967) Yazar, ögretmen  Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944) Millî sâir  Riza Tevfik (1869-1949) Yazar, filozof  Refik Nevzad (1873-1953) Yazar, gazeteci  Hüseyin Cahit Yalçin (1874-1957) Yazar, gazeteci  öZiya Gkalp <l22.html> (1876-1924) Yazar, sosyolog  Ahmet Mithat Efendi <l44.html> (1884 - 1912) Maarifçi, yazar, gazeteci  Fazil Ahmet Aykaç (1884-1967) Yazar  Mithat Cemal Kuntay (1885-1956) Sâir, Noter  Ibrahim Necmi Dilmen (1887-1945) Yazar, dilbilimci  Ahmet Emin Yalman (1888-1973) Yazar, gazeteci  Resat Nuri Güntekin (1889-1956) Yazar, ögretmen  Ömer Riza Dogrul (1893-1952) Yazar  Veli Boland Yazar, ögretmen  Agâh Sirri Levend (1894-1978) Yazar, gazeteci  Kadircan Kafli (1899-1969) Yazar, gazeteci  Nurettin Artam (1900-1958) Yazar  Kemal Salih Sel (1900-1975) Yazar, gazeteci  Mümtaz Faik Fenik (1904-1974) Yazar, gazeteci

 

SANATKARLAR Sükrü Senozan (1875-1954) Müzisyen  Ali Sami Boyar (1880-1967) Ressam  Nazmi Ziya Güran (1881-1937) Ressam  Namik Ismail (1890-1935) Ressam, G.S.A. Müdürü  Behzat Butak (1891-1963) Sahne sanatkâri  I.Galip Arcan (1893-1974) Sahne sanatkâri  Ramiz Gökçe (1900-1953) Karikatürist, ögretmen  Nurullah Sevket Taskiran (1901-1952) Opera sanatkâri  Mesut Cemil Tel (1902-1963) Müzisyen  Mithat Fenmen (1915-1982) Piyanist  Ayhan Isik (1929-1979) Sinema sanatçisi  Orhan Tanrikulu (1932-1989) Orkestra sefi  Halûk Tezonar (1942-1994) Heykeltras

 

DIN ADAMLARI Mahmut Esad Efendi (1857-1917) Müderris  Musa Kâzim Efendi (1858-1918) Seyhülislâm  Hayri Efendi (1867-1927) Seyhülislâm  Mustafa Hâfiz Sükrü (1871- ?) Berlin Sefareti Bas imami  Hasim Veli (1875- ?) Sefaret imami

------------

(1884 - 1912)

Durmadan okuyan ve okudugunu okuyucularina onlarin anlayacagi dille anlatan adam, iste Ahmet Mithat'in en kolay tarifi... 1,85 santime varan boyu, genis omuzlari, yüzünü çevreleyen bol ve gür sakali, enfiye çekmekten deliklerinin derisi köselesmis ufacik burnu, yuvarlak çenesi ve belirgin elmacik kemikleri ve heybetli vücutla uyumlu basi ile Türk edebiyat tarihinin bu en popüler ve sevimli simasini yasadigi devirlerde sik sik Babiali'de görmek mümkün olurdu. Pantolonunun arka cebinde daima tasidigi tabancasi ceketini kabartirdi. Bir cebinden Figaro gazetesinin basligi görülür, öteki cebinden de matbaaya verilmek üzere hazirlanmis müsveddeler sarkardi.. Kelimelerle portresini çizmeye çalistigimiz A. Mithat Efendi'nin babasi, Mevlâna gibi Horasan'dan çikip Konya'ya gelip yerlesmis bir Türktür. Tespit edilememis sebepler yüzünden Kuzey Kafkasya'ya gelerek orada bir Çerkez beyinin maiyetine girmistir. Bu Çerkes beyinin adi Hüseyin olup Çerkezlerin Adega - Sabsih kabilesinin Havcir kolundandir ve Nefise hanimla evlidir.

Istanbul'a gelis

1244 - 1828 tarihlerinde Ruslar bu Müslüman Abaza yurduna göz koyduklarindan Anapa Kalesi 41 günlük kusatma ve muharebeden sonra 24 haziranda düsman eline düsüyor ve 14 Eylül 1829 Eylül 1829 tarihli Edirne muharebesiyle Anapa'yi terkediyoruz, fakat Hüseyin bey harbi terk etmeyenlerin safindadir. Çocuklarini ve ailesini en yakin ve güvendigi mesai arkadasi Süleyman efendiye (A. Mithat'in babasi) emanet ederek Istanbul'a göç etmelerini sagliyor. Nefise hanim gebedir. Zorlu bir yolculuktan sonra Istanbul'a geliyorlar, Tophane'de - bir eve yerlesiyorlar. Nefise hanim çocugunu, ilerde Sultan Abdülmecid'in mabeyincilerinden Hilmi Efendiye es ve Ahmet Mithat Efendinin eserlerinde imzasini gördügümüz Beyoglu Belediye dairesi müdürü Mehmet Cevdet'e anne olacak Fatma hanimi burada dogurmustur. Istanbul'a yerlesen aileye Süleyman Efendi bakmaktadir. Zaman geçtikçe varliklari azalan ailenin geçimini Nefise hanimin diktigi bekâr çamasirlarini Süleyman Efendinin satmasiyle elde edilen çok az bir para ile ancak sagladiklarini görüyoruz. Bu sirada konu komsunun israrli talepleri ve Nefise hanimin da kabulü ile Nefise hanim ile Süleyman Efendi evleniyorlar.

Annesinin 6. çocugu

Bu izdivaçtan 1248 (1832) yilinda Halime Serife hanim, 1250 (1834)'te Ismet Efendi, 1256 (1840)'ta Hafize hanim, 1260 (1344) tarihinde de annesinin 6. çocugu olarak Ahmet Mithat dünyaya geliyor. Ahmet Mithat'in küçüklügü büyük yokluk ve sikintilarla geçmistir. Çok yaramaz ve afacan bir çocuk olan Ahmet Mithat'i nihayet babasi Misirçarsisi'nda bir dükkâna bogaz tokluguna çirak olarak vermek zorunda kaliyor. Bu sirada ana bir kardesi Hafiz Ibrahim Aga yetismistir. Kendisince Vidin vilâyeti dahilinde bir kaza müdürlügü veriliyor. 1853 / 1854 Kirim harbi esnasinda Hafiz Ibrahim Aga bütün aileyi Vidin'e yanina aldiriyor, bu münasebetle Ahmet Mithat ilk ögrenimine Vidin'de baslamis oluyor. Aile 1859 tarihinde tekrar Istanbul'a gelince, Tophane'de Kumbaraci Yokusundaki Sibyan mektebine devam ediyor. Bu sirada Hafiz Aga Vidin Eyaletine atanan Mithat Pasanin maiyetine giriyor ve ailesini Nis'e yerlestiriyor. Bu esnada 17 yasinda bulunan Ahmet Mithat Efendi Nis rüstiyesinde ögrenimini tamamliyor (1863). O esnada ismi yalniz Ahmet olan büyük düsünür, agabeyi Hafiz Aganin araciligiyla ile 100 kurus maasla Mektubi Kalemine çirag ediliyor. Çok çaliskan, dürüst bir memur oldugu için kisa zamanda Midhat Pasanin nazari dikkatini çekiyor. Bos zamanlarini da degerlendirerek cami derslerine devam ediyor ve dogu kültürünü kuvvetlendiriyor. Bu sirada vilâyet memurlarindan Dragan Efendiden Fransizca ögreniyor ve ayni zamanda yeni yayin hayatina giren Tuna gazetesine yazilar yaziyor. Onun bu yogun faaliyetini gözünden kaçirmayan Mithat Pasa kendisine Mithat ismini vermis ve onu daima himaye etmistir.

Yolculuk Bagdat'a

Sonradan Sofya'da Servet Hanimla evlenen Ahmet Mithat bu tarihlerde sefahat âlemine atilmis ve bir müddet devam eden bu ruhsal bunalim sirasinda intihara bile tesebbüs etmistir. Dostlarinin yardimiyla kendini çabuk toplayan Ahmet Mithat yine eski çalisma hayatina baslamis, bu arada Tuna idare-i nehriyesinde sandik eminligi yapmis, fakat kasa mevcudunun fazla çikmasina üzülerek istifa etmistir. Bundan sonra ziraat müdürlügü kitabetinde ve ayni zamanda da Tuna gazetesi basmuhabirliginde sekiz ay kadar görev yaptiktan sonra, Mithat Pasanin Bagdat Valiligine tayini üzerine onun maiyetine girmistir. Vazifesi Bagdat'ta kurulacak matbaa ile vilâyet gazetesi "Zevra" yi idare etmektir. Ahmet Mithat'in Bagdat'taki görevi kendisi için çok yararli olmustur. Bir yandan Bati kültürünü kuvvetlendirmek için müze müdürü Hamdi beyin tavsiyesiyle Avrupa'dan getirdigi eserleri okuyor, diger yandan her dine girip çikmis garip bir sima olan Can Muattar adinda dogulu bir filozoftan Farsça ve din felsefesi ögreniyordu. Bu esnada Ahmet Mithat'in telif hayatina atildigina tanik oluyoruz. "Hâce-i Evvel" ile "Kissadan Hisse" adli eserini bu tarihte yayinlamis ve yine "Letâif-i Rivâyât" serisinde çikan hikâyelerinin bir kismini da Bagdat'ta yazmisti. Bu esnada Basra mutasarrifi olan agabeyi Hâfiz Pasanin vefati üzerine on bes kisiden fazla olan ailesinin bütün yükünü omuzlarina yüklenen Ahmet Mithat, Mithat Pasayi güçlükle ikna ederek istifa edip 1871 senesi baharinda Istanbul'a gelmistir.

Ilk matbaasi Tahtakale'de

Istanbul'da kendisine teklif olunan Ceride'i Havadis basmuharrirligini kabul etmis, ayni zamanda Tahtakale'de bir ev tutarak ilk matbaasini kurmustur. Bu matbaada basta Ahmet Mithat olmak üzere bütün ev halki yazilarini birlikte dizmis, basmis ve forma haline getirerek satilmak üzere aktarlara dagitmislardir. Daha fazla çalismak zorunda kalan Ahmet Mithat Basiret'e ve diger gazetelere yazi yazmaya basladi. Matbaasini büyütmek amaciyla Asmaalti'nda Çamlihan'da büyücek bir oda tutarak birkaç amele ile ise basladi ve nihayet Bâb-i âlî Caddesindeki büyük bir daireyi matbaa haline getirdi. Ahmet Mithat bu sirada çikarmakta oldugu Dagarcik'la yetinmeyerek Devir adinda gündelik bir gazete imtiyazi aldiysa da, gazete daha ilk sayisinda kapatildi (29. Agustos. 1872). Bu kapatmaya sebep, Ahmet Mithat Efendinin yeni sadrazam olan Mithat Pasaya yazdigi açik mektuptur. Bu mektubun bazi yerlerini okuyalim:

"Ey vekil-i mutlak! Geçende padisahimizin zimam-i idaresini senin eline verdigi millet-i osmaniyye, bilirsin ki birkaç yüz atli ile Sögüt nahiyesinden firlayip solugu Viyana'da almis ve bir firkasi dahi öte tarafta Hindistan'a dayanmis bir millet-i muazzamadir." Memleketin geri kaldigini örneklerle gösterdikten sonra :

"Ey gayretli vezir! En evvel sunu bil ki bizim bugünkü hal-i tedennimiz yalniz simdiki halde hemcivarimiza nisbetle tedennidir. Sakin zannetme ki eski halimize nisbetle tedenni ettik, hayir! Biz yine o cihangir babalarin cihangirlige müsteit ve muktedir ogullariyiz. Bizim kanimiz hâlâ Osmanli kani ve tavrimiz hâlâ Osmanli tavridir. Belki bazi cihetlerce babalarimiza takaddümümüz bile vardir. Ancak biz Avrupa'nin bugünkü terakkiyatina nisbetle geride kaldik. Avrupa ile... Yalniz Avrupa ile degil, cihan ile harp etmege hâlâ cesaretimiz vardir. Bundan henüz yeis getirmedik. Fakat insaf et ki Avrupa'nin yeni eslihasina karsi bizim yatagan biçagi ve çakmakli pistov ne rübet ve menzilette (=derece) kalir?"

Diyor. Ülkenin çesitli ihtiyaçlarina göz gezdirerek:

"Gözümüz açilirsa neyi görecegiz?"

"Biz maarif istiyoruz. Adam olmak istiyoruz. Hükümet, bunlarin maarif ile gözleri açilirsa zapt-u rabtlari (=asayis) müskül olur diye, bizde maarifi imsak ediyor. Pekâlâ, gözümüz açilirsa neyi görecegiz?

Bir fenalik var da onu göreceksek, o fenalik niçin oluyor?

Ey asaf! Biz saadet isteriz. Sehrah-i medeniyyette herkes yol aldi, bir takimi menzil-i maksuda vardi. Onlar sadr-i saadette murabbanisin (bagdas kurarak oturan) oldular. Biz ilerleyemedik. Biz geride kaldik, onlarin saadetine nazar-i tahassürle bakiyoruz. Ah biz bu derecede kalacak adamlar miyiz?

Herkes bize barbar diyor. Çünkü bizi fakir, cahil görüyorlar. Ah biz bu hakareti görecek babalarin evlâdi miyiz?...

Bizi okut, sanat ögret, zengin et, ta ki biz de gögsümüzü gere gere Osmanliyiz diyebilelim. Terakki isteriz ey veziriâzâm, terakki isteriz! Esbabini sen bulup irade edeceksin. Biz de buldugun esbaba tevessül edecegiz. Sen mektep yap, eger okumazsak kabahat bizim. Sen fabrikalar, nümune çiftlikleri yap, isletmezsek kabahat bizim. Sen bize hürriyet bahset, suiistimal edersek kabahat bizim. Sen bizi san ve azamet-i milliyyeyi muhafaza için cenge sevk et. Gitmez ve iktizasina göre bire kadar kirilincaya degin cenk etmezsek (yalniz kabahat degil) namussuzluk bizim!".

Hükümet "Devir" in lisanini çok sert buldu ve gazeteyi kapatti. Ahmet Mithat Efendi "Devir" den sonra, kardesi Mehmet Cevdet adina Bedir adli bir gazete imtiyazi aldi. Ilk sayisi 26 Eylül 1872'de çikan bu gazetenin ancak 13 sayisi yayinlandi ve kapatildi.

Mithat Efendi "Bedir" in yerine kasim 1872'de bir gazete degil, bir dergi yayinina basladi, adini da "Dagarcik" koydu.

Dagarcik'ta Osmanlicanin yenilenmesi konusuna döndügünü görüyoruz. Büyük muharrir:

"Osmanlilar Asya'yi vustadan geldikleri zaman beraber getirmis olduklari lisani muhafaza etmis olsaydilar da, badehu tarakkiyat-i medeniyye nisbetince lisanin dahi terakkiyatini yine Türkçe dairesinde aramis olsaydilar kendilerine pek büyük tesekkürler ederdik."

Dilimiz yabanci kelimeler isgalinde

Dedikten sonra dilimizi yabanci kelimelerin nasil istilâ ettigini anlatiyor ve :

"Gele gele Osmanli kitabeti o dereceyi bulmustur ki kaleme alinan bir seyi, ne Arap ve ne Acem ve ne de Türk anlayamayarak bu lisan yalniz bir kaç zat arasinda tedavül eden bir lisan-i hususî haline girmis ve azligin çokluga tabi olmasi darbimesel hükmünden iken, bu azlik, çoklugu kendisine tabi etmek davasina düserek nihayet milleti âdeta lisansiz birakmistir.

Fakat bir milletin lisansiz kalmasi mümkün ve mutasavver degildir. Gayesi yukarida dahi denildigi veçhile milletimiz ana lisani bulunan Türkçeyi kaybederek onun yerine (Osmanli lisani) isminden baska hiç bir isim kabul edemeyecek olan bir lisani ögrenmistir." Dedikten sonra Sinasi'nin dilimizi sadelestirmek için yaptigi hizmete isaret ediyor. Fakat dilin daha çok sadelestirilmesinin zorunlu oldugunu ileri sürerek:

Bir kelimenin Türkçesi ve fakat mâruf olan Türkçesi var ise, onun yerine Arapça ve Acemce bir söz kullanilmazsa lisanimizin sadeligi bir kat daha artar... "Amali hayriye" diyecegimize "hayir ameller", "zümre-i üdeba" yazacagimiza "edipler zümresi" desek ve her izafette bu sureti kabul etsek..."

Diyor.

Hele Türkçe güvercin ve örümcek gibi sözcükler varken, durup dururken kebuter ve ankebut gibi Arapça ve Farsça sözcükler "kullanmaktan sakinilmasi"ni tavsiye ediyor.

Saldirilarin hedefi

O sirada Mithat Efendi hiç beklenmedik bir saldiriyla karsi karsiya kaldi. "Dagarcik" a yazdigi "velâdet" ve "duvardan bir sada" baslikli makalelerinde dönemin görüslerine deginen Mithat Efendiye Hoca Ishak Efendi, "ey kâfir-i bî-dîn", hitabiyla agiza alinmayacak küfürler savuruyordu. Mithat Efendinin bir, bir buçuk sene yazarligini yaptigi, fakat gazeteden çekilmesi üzerine her firsatta aleyhine yürüdügü Basiret gazetesi bu saldirilari mal bulmus magribi gibi yayinlamaktan çekinmedi. Fakat Mithat Efendi bir yandan Namik Kemal'in basyazar oldugu Ibret gazetesinde, bir yandan Dagarcik'ta Hoca Ishak Efendiye lâyik oldugu siddetli cevabi verdi. Namik Kemal'in o sirada Ibret'te çikan yazilari gittikçe siddetini artiriyordu. Yayinlanacak kitaplarin Maarif Meclisinin incelemesinden geçirilmesinin zorunlu olduguna iliskin Maarif Nezaretince alinan karar aleyhine Namik Kemal'in üst üste birkaç makale yazmasi üzerine Ibret gazetesi hükümetçe kapatildi. Bir ay sonra tekrar çikmaga baslayinca maarif, reji, Altinci Daire aleyhine siddetli yazilar birbirini izledi. Ibret'te Mithat Efendinin de ara sira imzasi görülüyordu. Bu sirada basta Namik Kemal olmak üzere Mithat Efendi, Tevfik (Ebüzziya), Ali Bey, Nuri Bey gibi yazarlar ülkede sahne edebiyatini gelistirmek için çalisiyorlardi. Gedikpasa tiyatrosunda 26 zilka'de (28 Aralik 1873) aksami Ali Beyin Moliere'den adapte ettigi "Ayyar Hamza" ile Tevfik (Ebüziyya) Beyin "Ecel-i Kaza" si, (30 Mart 1873) aksami, Mithat Efendi'nin "Eyvah" adli piyesi oynandi. 1 Nisan 1873 aksami da Namik Kemal'in "Vatan Yahut Silistre"si temsil edildi. Piyesin temsili seyirciler arasinda tarif edilmez bir heyecan yaratti. "Yasa Kemal" sesleri tiyatroyu yikacak bir siddetle tekrarlandi. Ertesi günü de Mithat Efendinin "Ibret"te çikan ve Namik Kemal'in eserini öven bir yazisinda "millet-i metbua" tabirini kullanmasi gerekçe gösterilerek gazete kapatildigi gibi, istibdat idaresi Namik Kemal ve arkadaslarini sürgüne gönderdi... Namik Kemal Magosa'ya, Mithat Efendi ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodos'a, Nuri ve Hakki Beyler de Akkâ'ya sürüldü.

Sürgünde geçen günler

Mithat Efendi, önce bir süre, Rodos Kalesine kapatildiysa da, sonralari bu hayata uyum saglayarak zamanini okumak ve yazi yazmakla geçirdi. 38 ay süren sürgün hayatinda Kirkanbar'in 30 sayisini yayinladigi gibi Hasan Râkim Efendi, Dünyaya Ikinci Gelis, Açikbas, Ahz-i Sâr, Hokkabaz Kitabi, Kari Koca Masali, Letâif-i Rivâyât serisinden birkaç eseri ve Kâinat adi altinda basladigi genel tarih serisinden önsöz ile Ingiltere, Danimarka, Isveç, Norveç, Rusya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Almanya tarihlerini çikarmistir. Yine sürgün bulundugu yillarda, Rodos'ta Ibrahim Pasa camii avlusunda, Medresei Süleymaniye adi altinda bir okul açarak çocuklara yeni yöntemle dersler vermistir. Nihayet 1876'da Abdülaziz'in hal'i üzerine, affedilerek Istanbul'a gelmistir. Bu esnada Ahmet Mithat'in büyük bir hizla isine sarildigini görüyoruz. Bir yandan eski eserlerini basarken, bir yandan da yeni eserlerini kaleme aliyordu. Ahmet Mithat'in asil gazetecilik hayati 27 Haziran 1878'de, imtiyazi Mehmet Cevdet namina alinan Tercümân-i Hakikat'in yayini ile baslar. Edebiyat bölümünü damadi Muallim Naci'nin idare ettigi bu gazete zamanin durgun geçen kültür hayatina renk ve hareket getirmistir. Ahmet Rasim, Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Tevfik Fikret gibi gençlerin feyz aldiklari bir kurum olmustur. Ilk kez kendisinden süphe eden ve hareketlerini kontrol altinda tutan Abdülhamit, onun yalniz okuyan ve okudugunu okuyucularina, onlarin anladigi dilde anlatan bir idealist oldugu inancina varinca serbest birakmis ve kimseye göstermedigi iltifati Mithat Efendiye göstermekten geri kalmamistir. Su vaka, bu itimadin güzel bir örnegidir:

Abdülhamit bir gün A. Mithat Efendiyi huzuruna davet eder ve kendisiyle çok özel ve arkadas gibi konusurken birden eslerinden biri içeri girer. Mithat Efendi yüzünü duvara döner, esi de odaya girip girmemek konusunda bir tereddüt ani geçirir. Bu anda Abdülhamit emir veren sesiyle "Efendi yüzünü dön", "Hanim sen de buraya gel, zira bu gördügün muhterem zat Ahmet Mithat Efendidir ve eli öpülecek adamdir," der. Ahmet Mithat Efendinin ricalarina ragmen esine elini öptürtür...

Darüssafaka nöbetinde öldü

Ahmet Mithat Efendi 1885'te karantinalar baskâtibi olmus, 1895'te ise Meclisi-Umur-u Sihhiyye ikinci reisligine terfi etmistir. 1888'de Stockholm'de toplanan 8 ci Müstesrikler Kongresinde Türkiye'yi temsil etmis ve bu vesileyle üç buçuk ay Avrupa'da bulunmustur. Abdülhamit devrinde bâlâ rütbesine yükselen Mithat Efendi, Ikinci Mesrutiyette (1908) tahdid-is in kanunu uyarinca emekli olmustur. Ancak meclis-i vükelâ karari ile Dar-ül-Fünunda genel tarih, felsefe tarihi ve dinler tarihi okutmus, bir yandan da Darül-muallimatta pedagoji ve tarih, Medrese-ül-Vâizin'de ise dinler tarihi hocaligi yapmistir. Nihayet fahrî olarak çalistigi "Darüssafaka"da nöbetçi bulundugu 28 Aralik 1912 pazar gecesi kalp krizinden vefat etmistir.

Ahmet Mithat Efendi zamanini titiz bir psikolog gözü ile incelemis ve içinde yasadigi topluma en yararli olacak bir kimseyi düsünmüs ve kendisini bu hayal ettigi kimse yerine koymustur ki, Ahmet Mithat'a göre bu bir ilkokul ögretmeni olmalidir. Ahmet Mithat gazetecidir, romancidir, tiyatro yazaridir, tarihçidir, felsefecidir, teknik ve bilimsel yazilarin yazaridir, ögretmendir... Fakat bütün bunlarin içinde ona en çok yakisan unvaniyle "Hâce-i evvel" dir. O ülkede öyle bir dershane kurmustur ki bunun duvarlari vatan sinirlari, kubbesi vatan semasidir. Daima okumak, birseyler ögrenmek, ögrendiklerini okurlarina, onlarin anlayacagi dille anlatmak... Iste Ahmet Mithat'in yapmak istedigi sey. Ahmet Mithat bir roman yazarken ilk kez o roman ile okuyucularina vermek istedigi bilgileri planlar, sonra romanin konusu içine bu bilgileri yerlestirirdi. Bir romaninda olay kahramanlarindan birisinden sözederken arada, "30 metre vardi" diye bir lâf eder ve hem arkasindan: "ey kari, metre deyip geçme" diye bir parantez açar, burada metre, hektometre, kilometreden, santimetreye kadar bilgiler verirdi.

"Ey kari!.."

"Ahmet Metin ve Sirzat" ismindeki romaninda gemi yapimindan sözeder ve gemi ile Adalardenizi'nden geçerken tam sirasi deyip Yunan mitolojisi hakkinda bilgi verirdi. Büyük romanci ve yazar olmadi, fakat ilk romanci ve hikâyeci oldu. "Ilk" olmak büyük bir ayricaliktir ve edebiyat tarihimize Bati edebiyatinin bu türlerini getirmis olmak bakimindan büyük bir deger ifadesidir. Sanatli yazi yazmak ona göre aydinlatirken göz kamastiran bir simsektir. O istiyordu ki her cümle yüzyillarca zifiri karanlikta birakilmis Türk dimaglarina uygun bir isik olsun, Ahmet Mithat iste bu sanatin sanatkâri oldu. Su, hava gibi eser yaratan bir "Hâce-i evvel" oldu. Durmadan, dinlenmeden yazdi. 18 adedi basilmamis 226 eseri vardir ki bu sayi onun nasil çalistigini gösteren güzel bir örnektir.

Özel hayatinda dostlarina, çocuklarina bagli, hassas bir insan olan Ahmet Mithat, Beykoz'daki yalisinin üst katinda bir tiyatro sahnesi yaptirarak eserlerinin bir bölümünü kendi çocuklari ve komsu çocuklarindan olusturdugu bir kadroya temsil ettirir, kendisi de bizzat rejisörlügünü yapardi. Hazircevap bir insan olan ve aruz vezniyle yazilmis çok güzel siirleri de bulunan Ahmet Mithat, yakinlarina daima müspet ilimlere itibar göstermelerini, durmadan çalisip okumalarini tavsiye ederdi. Hazircevapligina güzel bir örnek olarak bir olayina deginmekte yarar var:

Hazircevap A.Mithat Efendi

Ahmet Mithat Efendi Beykoz esrafindan Vecihi Beyle çok sevismekte ve sik sik bulusup konusmaktadir. Vecihi Bey hiç bir sebep yokken birdenbire ziyaretlerini keser, Mithat Efendi kimi görse "Vecihi nerede?" diye sorar ve gelmesini rica eder. Çok muzip olan Vecihi Bey bu esnada agzinda çok az kalan bir iki disini de çikarip gayet güzel, inci tanesi gibi takma disler takmistir. Ve bu is sonuçlanana kadar Mithat Efendiyi ziyaret etmemistir. Mithat Efendi, bir gün ansizin ziyaretine gelen Vecihi Beyi bambaska bir sekilde, güzel ve muntazam disleriyle görünce derhal eline kalemi alir ve

Zannetme Vecihi kocadi da isi bitti,
Iste o civanin bak yeniden disi bitti!

misralarini süratle yazar.

Büyük Türk yazari ve mütefekkiri Ahmet Mithat, simdi Fatih camisi avlusunda çok sevdigi Fatih Sultan Mehmet ile karsi karsiya ve saire Nigâr Hanimin :

Gayretindir sevdiren fazl ü ulûmu ümmete
Verzisindir (=çalismandir) anlatan sevda-i sa'yi millete

misralariyla süslü mermer sandukasinin içinde pek ender faniye nasip olan bir vicdan huzuru içinde ebedî uykusunu uyumaktadir.

 

Ziya Gökalp

Ziya Gökalp, çagdas Türk düsünce tarihinin büyük mütefekkirlerindendir. Türkçülük akiminin felsefesini yapmis, Türkiye'de millî edebiyatin gelismesini saglamis bir sosyolog ve mürsittir.

Tarihin çesitli medeniyet eserlerini kucaginda tasiyan Diyarbakir'da dogdu. Bu sehir, kütüphaneleri, medreseleri ile Anadolu'nun en eski kültür merkezidir. 1876 yilinin 23 Mart günü, Ziya Gökalp'in babasi vilâyet evrak müdürü Tevfik Efendi, evinin selâmliginda oturmus, esinin dogum haberini beklerken Çolu Hoca adinda bir ziyaretçi geliyor :

- Bu saatte bir oglunuz olacak, adini Mehmet Ziya koyunuz, diyor. Gerçekten, bir süre sonra Tevfik Efendinin bir oglu dünyaya geliyor, adini Mehmet Ziya koyuyorlar.

Ana ve baba, çocugun yetismesi için büyük ihtimam gösteriyor. Küçük Ziya, daha yedi sekiz yaslarinda Sah Ismailleri, Asik Keremleri okuyor. On dört yasina gelince Ziya Pasalarin, Namik Kemallerin eserlerinden zevk almaga basliyor. Tevfik Efendi ileri görüslü bir insandir. Ziya'ya okuma zevkini asiliyor, onu yüce ülkülerle besliyor. Namik Kemal'in öldügü gün ogluna: "Bugün büyük bir matem günüdür, çünkü milletin en büyük adami Namik Kemal öldü. Sen de onun yolundan gideceksin, onun gibi vatansever, hürriyetsever olacaksin", diyor. Psikolojik bir anlayisla yapilmis olan bu telkin, Ziya için bir baba vasiyeti olmus, ona istikamet vermistir.

Ziya rüstiyede okurken sevgili babasi ölüyor. Onun yerini amcasi Hasib Efendi aliyor. Hasib Efendi Islâm felsefesini iyi bilen, aydin bir insandir. Ziya'ya Ibni Sina, Ibni Rüsd, Imam Gazali gibi büyük Islâm filozoflarini tanitiyor. Arapçayi, Farsçayi ve ilmî arastirma metodunu ögretiyor.

Ziya, 1890'a dogru idadiye giriyor. Kelâm, fizik ve biyoloji okuyor. Müsbet ve menfi bu iki akim, kafasinda hakikat simsekleri yerine derin bir süphecilik dogurmustur. "Insan" denen ve kalbin biricik pinari olan faziletli varligin âciz, hürriyetsiz, iradesiz, "madde"den yapilmis bir makine olmasini akli almiyor. Binbir tehlike ile tehdit edilen, fakat bunun farkinda olmayan Türk milletinin istibdattan nasil kurtulabilecegini düsünüyor. Bunun için mucize lâzim. Bir ümit felsefesi ariyor. O günkü Türk toplumunun problemlerini ele almayan tasavvuf ve kelâm bilimleri ona bu felsefeyi vermiyor. "Insanligi yükseltmek, milleti, vatani kurtulmus görmek istiyorum" diyor. "Hakikat-i kübra" adini verdigi "Büyük hakikat" i ariyor. "Onu bulabilsem, hiç bir derdim kalmayacak" derken, korkunç bir fikir buhranina yuvarlandigini ifade etmis bulunuyordu.

Böylesine engin emellerle dolu bir ruh, Diyarbakir'in öldürücü istibdat havasinda yasayabilir miydi? Felsefî düsüncelerin dogurdugu bu buhran onu intihara sürükledi. Kursun beyninde kalmis, fakat olay zararsiz atlatilmistir.

Ziya o siralarda bir ihtilâl sarkisi yazarken bilinçaltinin karanligindan fiskiran bir misra ona aradigi hakikatin kaynagini gösteriyordu :

Mev'uttur (vaat edilmistir) bugün bana namusu milletin

Ülkülerine ulasmak kararindadir. Amcasina haber vermeden Istanbul'a gidiyor. O zamanin parasiz okullarindan biri olan baytar okuluna yaziliyor. Tibbiyelilerin kurmus oldugu gizli cemiyete girmeyi de ihmal etmiyor. Yol harçligi olarak kendisine gönderilen paralari, yardim olarak gizli cemiyetlere veriyor. Bazen kendisi günlerce parasiz kaliyor. Baytar okulunun son sinifinda iken, istibdat aleyhindeki gizli haraketlere katildigi için tevkif ediliyor. Taskisla'da dokuz ay hapsedildikten sonra (1900), Diyarbakir'a sürülüyor.

Ölmüs olan amcasinin vasiyetine uyarak kizi ile evlenmistir. Sade bir hayat sürüyor. Mesrutiyetin ilânina kadar gelip geçici birkaç memurluktan baska bir isle mesgul degildir. Amcasinin biraktigi servetin mühim bir kismini Diyarbakir'a sürülmüs olan hürriyet mücahitleri için harcamis, emlâkinin yarisindan fazlasini ve kiymetli esyalarini da satmistir. Parayi sevmiyor. Durup dinlenmeden okuyor, yaziyor, düsünüyor; kendi tefekkür dünyasinda yasiyor.

Mesrutiyet ilân edilince (1908), Ittihat ve Terakki Cemiyetinin Diyarbakir subesini açiyor. Bir yil sonra, bu cemiyetin Selânik'te toplanan kongresine Diyarbakir delegesi olarak katilmis (1910), Merkez-i Umumî üyeligine seçilmistir. Ittihat ve Terakki mektebinde sosyoloji okutuyor, Ali Canip'le Ömer Seyfettin'in çikardiklari Genç Kalemler dergisine giriyor. Yazilarinda kullandigi takma adlardan biri de Gökalp'tir. Ziya Gökalp, otuz bes yasindaki bu genç mütefekkir, basini ve aydinlari etrafina toplayan bir kutuptur. Dis görünüsü ile çok sey vaat etmez. Münzevî ruhlu, çekingen ve alçakgönüllüdür. Fakat konusmaya baslayinca hemen fark edilir ki o, ince zekâsi, derin ilmi ve olaganüstü telkin kabiliyeti ile bir fikir ve mücadele kuvveti, bir mürsittir.

Genç kalemlerde dil, felsefe ve sosyolojiye ait makaleler yaziyor. Bu derginin ele aldigi Türk dilinin sadelesmesi davasini ilmî olarak inceliyor. bu dava daha önce Tanzimat yazarlarinca da ileri sürülmüs, ama söz ve dilek halinde kalmis, pek dar ölçüde uygulanmis, yazi dili ile konusma dili birlestirilememistir.

Ziya Gökalp, sade dil akimini müdafaa ederken, Islâm kültürü arasinda benligini kaybeden Türklügü kurtarmak istiyordu. Ona göre sade dil ilmî ve millî bir zarurettir. Osmanlica ile Türklük kaybolmustur. Çünkü dil, milliyetçiligin temelidir. Hukuk, ahlâk, güzel duygular gibi bütün degerler dile anlatilir. Millî kültürün yayilmasi, dilin sadelesmesi ile gerçeklesir. Vatan manzumesinde, vatani dille ne güzel uzlastirir:

Bir ülke ki camiinde türkçe ezan okunur,
Köylü anlar namazdaki manasini duanin.
Bir ülke ki mektebinde türkçe Kur'an okunur,
Ey Türk eli, iste senin orasidir vatanin.
Küçük, büyük herkes bilir buyrugunu Hüdanin.

Dilin sadelesmesi prensiplerini de etraflica ele aliyordu. Yasayan dildi Türkçe. Karsiligi bulunan Arapça, Farsça kelimeleri, tamlamalari ve bu dillerin dilbilgisi kurallarini atmak gerekirdi.

Arapçaya meyletme,
Iran'a da hiç gitme
Tecvidi halktan ögren,
Fasihlerden isitme.

Baska Türk lehçelerinden kelime almamak, kökü Türkçe de olsa ölü kelimeleri Türkçeye sokmamak lâzimdi.

Türkçelesmis Türkçedir,
Eski köke tapmayiz.

Ziya Gökalp'e göre ölü kelimeleri dile sokmak, dilin tabiî tekâmülüne ve kendi öz kurallarina aykiridir. Türk halkinin bildigi her kelime millidir. Bu fikirler Ömer Seyfettin, Falih Rifki Atay, Orhan Seyfi Orhan, Halit Fahri Ozansoy gibi yazarlari ve sairleri aydinlatmis, Türkiye'de millî edebiyat akiminin gelismesine sebep olmustur.

Ziya Gökalp, Osmanli Imparatorlugunun çöktügü devrin fikir anarsisi içinde gidilecek yolu gösteren bir mütefekkirdir. Türkcülügün esaslarini, batinin ilim anlayisi ile incelemis bir sosyologtur. Yasadigi devirde, Osmanli Devleti idaresindeki Türk olmayan unsurlar millî benliklerini duyuyor, Türklerden ayrilmak istiyorlardi. Türkler ise Türkçülük, Osmanlicilik, Islâmcilik gibi üç cereyandan hangisini seçmek gerektigi hakkinda millî bir suura erememislerdi.

Bu üç cereyani ilk defa uzlastiran mütefekkir Ziya Gökalp'tir.

Gökalp'e göre, Türkiye için en lüzumlu sey, millî suurun uyanmasi ve asrin gidisine uyulmasi idi. Modern olmak, batinin ilmini, teknigini kabul etmek demektir. Hem dogu, hem bati ilmi diye iki ilim, iki anlayis olamaz. Darülfünun bati anlayisina göre düzenlenmelidir. Seriye mahkemeleri kalkmalidir. Din, vicdan mevzuudur. Layik bir devlet teskilâtina lüzum vardir.

Yikilmis ve yasatilmasi imkânsiz ataerkil (pedersahi) aile yerine modern Türk ailesinin kurulmasini istiyor. Bunun saglanmasi için eski Türk ailesini ilmî olarak inceliyor. Ailenin hukuk, iktisat ve ahlâk bakimindan tesekkülü için medenî kanunun islah edilmesini ileri sürüyordu. Modern aile, nikâh, bosanma, miras mevzularindaki düsünceleri bugünkü Türk toplumunda kabul edilmis esaslardir.

Milliyetçilik fikrinin gelismesi yalniz Osmanli tarihini degil, Türk tarihini incelemekle gerçeklesebilirdi. Edebiyatin kaynagi bati degil, Türk folkloru, Türk milletinin hayati olmalidir. millî suuru uyandirmak için fikir Türkçülügü lâzimdir. Çünkü medeniyet uluslararasidir, müsterektir. Fakat hars (kültür) millîdir, diyordu.

Milliyetçiligi, "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir" diye tarif ediyor; ekonomi, dil, din, hukuk, ahlâk ve aile bakimindan Türkçülügün izahini yapiyor. Ona göre milliyetçilik, irkçilik degildir. Ziya Gökalp'in Turanciligi "irkçilik" diye anlasilmamalidir.

Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan...

diyorsa da Turan'i, Osmanli birligini tamamlayan bir ülkü olarak anliyor. Tarihî determinizmin ortaya çikardigi bir tesekkül olarak kabul ediyor.

Türkçülügün esaslari eserinde: "Millet ne irkî, ne kavmî, ne cografi, de de siyasî bir zümredir", "...bugünkü duruma göre Türkçülügün üç mefkûresi olmalidir. Bunlarin hakikate en yakin olani Türkiyeciliktir" diyor. Ikinci mefkûrenin Oguzculuk, üçüncü ve uzak mefkûrenin de Turancilik yani bütün Türklerin birlesmesi oldugunu tehayyül ediyor.

Malta'da sürgünken Anadolu'nun elden gitmesi tehlikesini anlamis, realist bir Türkçü olarak, Çoban ile Bülbül'ü yazmisti.

Çoban dedi: -Ülkeler hep gitse de,
Kopmaz benden Anadolu ülkesi.
Bülbül dedi: -Düsman haset etse de,
Istanbul'da sakiyacak Türk sesi.

"Mabedimizin üstünde bir mesale söndü"

Gökalp'in sosyoloji sistemi, Durkheim'in içtimaî mefküreciligidir. Yalniz, bu mefküreciligi millî bir tefekkür açisindan ele alir. Sosyal mevzulardaki örneklerini Türk tarihinden, Türk hayatindan seçer. Gökalp, Mondros mütarekesinden sonra Üçlü Anlasma Devletlerinin Istanbul'u isgali üzerine Ingilizler tarafindan Malta'ya sürülüyor (1919-1921). Sürgün bitince Diyarbakir'a dönüyor. Kurtulus Savasi sirasinda Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti üyesi olarak Ankara'ya gidiyor. 1923'te Diyarbakir'dan milletvekili seçiliyor. 1924'te hastalaniyor. Tedavi için gittigi Istanbul'da kirk dokuz yasinda ebediyete intikal ediyor.

Ittihat ve Terakki'yi parmaginda çevirecek kadar siyasi bir güce de sahip olan Ziya Gökalp, hiçbir memurluk istememis, bakanliklara "Firavun mevkii" demistir. Onun yüksek ahlâkini Yakup Kadri Karaosmanoglu söyle anlatir: "Bulutlarin ve simseklerin üstünde berrak sema ile arkadas olan yüksek tepeler gibi her vakit insan ihtiraslarinin üstünde sakin basi, merkez-i umumî azaliginda bulundugu zamanlarda bile bir an gündelik politika adini verdigimiz sitmali dalgalanislarin üzerine egilmedi. Daima yüksek gördü, yüksek düsündü. Her seyden önce yüksek bir insandi". Büyük mütefekkirin ölümü ile, Rusen Esref Ünaydin'in dedigi gibi: "Mabedimizin üstünde bir mesale söndü, fakat binlerce el o mesaleden kendi mesalesini yaktiktan sonra"!

ALI PASA

Ali Pasa, MEHMET EMIN (1815-1871), Tanzimat Devri Osmanli sadrazamlarindan ve diplomatlarindandir.

Abdülmecit ve Abdülaziz devirlerinin en sikintili bunalim yillarinda devlet islerinin basina getirilmis bir vezir; zekâ beceriklilik, yararlik isteyen isleri yönetmis büyük bir devlet adamidir. 1846-1867 yillari arasinda sekiz defa disisleri bakanliginda, bes defa da sadrazamlikta bulunmustur.

Bununla beraber bu degerli vezir, korkunç hücumlarin konusu olmus, en nefis meyvalarla yüklü bir agaç gibi, taslamalara ugramis, zamaninin fikir ve sanat adamlarinin kendisine karsi besledigi düsmanlik tarihe geçmistir.

Sinasi, Ziya Pasa, Namik Kemal, Ali Suavi gibi ünlü Türk yazar ve mütefekkirleri, Girit ihtilâlindeki basarilarini alaya almislar, mesrutiyetçi olmadigini söylemisler; degersiz bir insanin, bir kapici olan Ali Aga'nin çocugu oldugunu yazmislardir. Bati kaynaklari ise degerini göklere çikarmistir. Avusturya Imparatoru ve Macaristan Krali Franz Joseph, Sultan Abdülaziz'i ziyaret için Istanbul'a geldigi zaman Ali Pasanin yalisina da gitmis, bu ince jesti ile Pasanin milletlerarasi büyük itibarini anlatmak istemistir.

Mehmet Emin Ali Efendi, gerçekten yoksul bir adamin ogludur. Istanbul'da Mercanaga camiine bakan bir evcikte dogdu. Babasi Ali Riza Efendi Misirçarsisi'nda aktarlik eden, sabah aksam da saray kapisini açip kapamakla geçinen bir insan. Mehmet Emin'i mahalle mektebine verdiler. Kuran hatmetti, Beyazit camiinde Arapça dilbilgisi okudu. Babasinin ölümünden sonra, geçim sikintisina ugradi, bu yüzden iyi bir ögrenimden yoksun kaldi ve Divani Hümayun kalemine girdi (1829). Orada âdeta oldugu üzere kendisine -dilek mahiyetinde olmali- Ali takmaadi verildi. Bir zaman sonra tercüme odasina memur edildi. Diger kalem kâtipleri gibi Fransizca dersi almaga basladi.

Kendini yetistirmeye çalisiyor

1835'te Ahmet Fethi Pasa Viyana'ya elçi olarak gönderildigi zaman, zeki ve dürüst bir genç olarak taninan Ali Efendi de beraber gidiyor. Bir buçuk yil kaldigi Viyana'da Fransizcayi çok iyi ögreniyor. Istanbul'a gelince Divani Hümayun tercümani oluyor. Koca Resit Pasa Londra elçiligine tayin edilince (1838), onunla birlikte Londra'ya gönderiliyor. Iyi bir ögrenim görmekten yoksun kaldigini anladigi için kendini yetistirmege çalisiyor. Abdülmecit tahta çikinca (1839), Resit Pasa ile Istanbul'a geliyor.

O devirde Koca Resit Pasa'nin konagi, Abdülmecit devri Türkiye'sinin fikir yönünü idare eden bir okuldu. Sinasi, Ziya Pasa, Ahmet Cevdet, Ahmet Vefik ve Midhat Pasalar gibi Ali Pasa da bu okuldan "Nur ve Ziya" aliyor, Resit Pasanin himayesini kazaniyor.

1846'da Hariciye naziri oluyor. 1848'te vezirlik ve müsirlik rütbesi veriliyor. Abdülaziz'i devirmek isteyen Yeni Osmanlilar, Tanzimatin getirdigi yeniliklerin ve sarayin koruyucusu olan Ali Pasanin amansiz düsmandirlar. Ziya Pasa, Ali Pasayi alaya almak (tehzil) için yazdigi Zafername'de diyor ki: "Sadrazam Efendimizin bu kadar parasi ve serveti oldugunu anladik ama, bunlari nerede edindi? Eger pederinden miras kaldi desek, bahçe kapicisi olan bir fakirin mirasçisina ne birakacagi malûmdur."

"Bahsis kabul etmeyen zat"

Yabancilar da Ali Pasanin "Türkiye'nin büyük politika adamlari arasinda bahsis kabul etmeyen zat" oldugunu söylüyorlar; Ziya Pasa ise büyük bir garezkârlikla, Ali Pasanin Divani Hümayun kaleminde kâtipken o zamanin tasiti olan pazar kayigina verecek parasi olmadigi için Bebek'teki evinden Babiâliye çok defa yaya gidip geldigini bilmez görünüyor. Ve yine Zafernamede:

Eyleyen dilârasina bir kere nigâh
Bir dahi âleme bakmaktan eder istikrah

(Güzel gözlerine bir bakan bir daha dünyaya bakmaktan tiksinir)
misralariyla pasa alaya aliniyor.

Pasanin ufak tefekligi, incecik vücudu ve bu vücut üstünde yükselen büyük basi da degerini çekemeyenler için alay konusu olmustur. Fakat bu gururlu, bu temkinli bas, 1852'de Koca Resit Pasa'nin tyersiz azli üzerine sadaret makamini süsleyecektir.

Abdülmecit, Ali Pasaya yazmis oldugu fermanda: "Senin mücerrebimiz olan hilye-i (güzel huylar) sidk u istikamet ve dirayet ve liyakatin ciheti ile vekâlet-i mutlakamiz uhdene...." diyerek sadarete tayin ediliyor.

Bir fazilet örnegi

Ali Pasa velinimeti Koca Resit Pasanin yerine sadrazam olmayi uygun bulmuyor. Yasinin henüz kirka (38 yasin içindedir) varmadigini arz ederek affini rica ediyor. Padisah Abdülmecit, "insallah bu makamda sakal agartirsiniz" diye israr edince kabule mecbur kaliyor. Babiâlide yapilan törenden sonra, Resit Pasanin Baltalimani'ndaki yalisina gidiyor. Resit Pasa, hiç ummadigi bu büyüklük karsisinda memnun oluyor. Yeni sadrazami merdiven basinda karsiliyor. Ali Pasa, egiliyor, etegini öpmeye davraniyor! Ne büyük bir degerbilirlik ve fazilet örnegi! Halbuki o zaman Londra'da çikan Hürriyet Gazetesinde, imzasiz bir basmakalede Ali Pasa için: "Degil sadaret, degil padisahlik, degil cihangirlik, belki Allahlik derecesi verilse kendine az görür" deniliyor!

Resit Pasa ile Ali Pasa arasinda bir rekabet dogdugu ve bunun düsmanlik haline geldigi benimsenmis bir düsüncedir. Bunda garezkâr fitnecilerin büyük rolü olmustur. Bununla beraber objektif bir hükme varmak için yeter derecede deliller yoktur. Koca Resit Pasa, tekrar sadarete geldigi zaman Ali Pasayi hariciye nazirligina tayin etmis olduguna göre, iki büyük Mason fazilet yarismasinda birbirlerinden üstündürler.

Ali Pasa 1855'te ikinci defa sadarete getiriliyor. 1856'da Paris Antlasmasini Türkiye'nin basdelegesi olarak imzaliyor. Mustafa Resit Pasanin ölümü üzerine (1858), üçüncü defa ve Abdülaziz'in tahta çikisindan (1861) dördüncü, 1867'de de besinci defa sadrazamliga tayin ediliyor.

Ali Pasa Girit'te

2 Eylül 1866'da Girit isyani basliyor. Asiler Yunanistan'a katilmaga karar veriyorlar. Osmanli Devleti isyani bastirmak için adaya kirk bin kisilik bir kuvvet gönderiyor. Avrupa Devletleri tahkikat yapilmasini istiyorlar. Abdülaziz milletlerarasi bir komisyon teskil etmek ve plebisit yapmak teklifini siddetle reddediyor. "Meselenin nazik bir sekilde halledilmesine memuren" sadrazam Ali Pasayi Girid'e gönderiyor.

Ziya Pasaya Zafername'sinde, Ali Pasanin Girit'te barisin, dirlik düzenligin kurulmasini saglayan büyük basarisini su misralarla hiçe indirmek istiyor:

Sadr-i âli-i zemane ne yapardi aceba
Köprülü zade su hengâmede sag olsa idi
Kapucu zade ile farki budur Köprülü'nün
Birisi almis idi, digeri verdi Girit'i

Askere verdi kumandayi misal-i Bonapart (Bonapart gibi)
Gerçi kim gelmedi bu silsilesinden ceneral

Vermedi ablukada san-i donanmaya halel
Ingiliz devletine olsa sezardir (lâyiktir) amiral

Bu, gerçek degildir. Ali Pasa Girit'e varinca siyaset, idare, askerlik ve maliye islerini düzeltmek çarelerini arastiriyor. Asiler hakkinda af ilân ediyor, elebaslari ile müzakereye giriserek, zorla isyan ettirilen kitlelerin itaatini sagliyor, adanin büyük bir kisminda "sulh ve sükûnu" sagliyor.

Girit'in Yunanistan'a katilmasini önlüyor

Her bölgeden iki Islâm, Iki Hiristiyan milletvekili seçtirerek genel bir meclis kuruyor. Halka agir gelen vergilerin kaldirilmasini ve hafifletilmesini sagliyor. Girit'e bir çesit özerklik (muhtariyet) taniyarak adanin Yunanistan'a katilmasini önlüyor.

Bu akillica tedbirleri ile 1869'da toplanan Paris Konferansinde Türk tezini ve isteklerini kabul ettirmis, bir zaman sonra Türk-Yunan münasebetleri yeniden kurulmus, bütün Hiristiyanlarin Osmanli Devletinden ayrilmasini ileri süren Rus tezi de suya düsmüstür. Ziya Pasa:

Girit'i aldi geri savlet-i kalemi (kilicinin ve kaleminin gücü)
Halkina gelmis iken daiye-i istiklâl (istiklâl istegi)

demekle biraz da, farkina varmadan, hakki teslim etmis olmuyor mu? Süphesiz Zafername hiciv vadisinde degerli bir sanat eseridir, fakat haksizlik, kin ve zulüm ifade eden bir eser.

Ali Pasa mesrutiyet düsmani mi?

Yeni Osmanlilar (Jön Türkler) Ali pasanin mesrutiyet düsmani oldugunu söylerler. onlarin istedikleri anayasa (Kanun-i Esasî), demokrasi (nizam-i serbestane) ve millet meclisi (Sûra-i ümmet) idi. Fakat bu meselelerde bir anlasmaya varamamislardir: Ziya Pasa ile Namik Kemal dincidir, Ali Suavi ile Mustafa Fazil Pasa ise layiktirler.

Abdurrahman Seref diyor ki: "Istedikleri sey ne idi? Memlekette kabili icra mi idi? iste bunu lâyikiyle tayin edemiyorlardi."

Ali ve Fuat Pasalar diyorlardi ki: "Osmanli toplulugu birçok dinlerden, mezheplerden, dillerden, rengârenk irklarla milliyetlerden meydana gelmistir. Dünyanin üç büyük kitasina kol atmis olan böyle bir imparatorluk içinde parlamento, bu usurlar için bir millî ve dinî mücadele meydanindan baska bir sey degildir. seçim sirasinda o unsurlarla ilgili yabanci devletler türlü entriklar çevireceklerdir. Bati tarzinda bir mesrutiyet, imparatorlugun dagilmasina yol açar."

Degerli tarih yazari Ismail Hami Danismend, Osmanli Tarihi Kronolojisinde diyor ki: "Yeni Osmanlilarin en büyük hatasi mesrutiyeti, rengârenk Osmanli unsurlarini birbirine hemen perçinleyecek sihirli bir lehim sanmis olmalaridir. 19. asrin basindan beri milliyet suurunun Osmanli toplumuna için için nasil hulûl etmis oldugunun farkinda degildirler. bütün yazilarinda bu tarihî gaflet sezilmektedir. Mesrutiyet tarihimiz Ali Pasanin hakli oldugunu göstermistir."

Yeni Osmanlilari Paris'e çagiran Misirli Mustafa Fazil Pasa iki buçuk milyan altin mirasin sahibidir. Hidivlik hakkini kaybettigi için Jön Türkleri siyasî oyunlarina alet etmistir. Ali Suavinin Malûmat Gazetesinde yazdigina göre Namik Kemal'e, Ahmet Rifat beye ayda binbeseryüz altin frank vermektedir. En büyük ayligi alan da Ziya Pasadir ve Paris'te bir eli yagda bir eli balda yasamistir!

Demokrasi yapisina ilk harci o koydu

Ali Pasanin yurt içindeki hizmetleri de büyüktür. "Teskil-i vilâyet". tüzügü ile, eski eyaletler yerine vilâyet, sancak, kaza ve nahiye teskilâtini kuruyor. Kuvvetler birligine dayanan Meclis-i Vâlâ-yi Ahkâm-i Adliye'yi kaldiriyor. Sûrayi Devlet ile Divan-i Ahkâm-i Adliyeyi teskil ederek, idare ve adliye islerini ayiriyor. Kuvvetler ayriligi esnasina yönelerek Türkiye'de demokrasi yapisinin ilk harcini koyuyor.

Osmanli Imparatorlugunun yoluna "nur ve ziya" saçmis, onu aydinlatmis bu büyük zekâ, 7 eylül 1871'de Bebek'teki yalisinda sönmüstür. Bu temiz ve dogru adam ebediyete göç ettigi zaman ailesine borçtan baska bir sey birakmamistir. Onun degerini, batililarin Osmanli aydinlarindan çok daha iyi anladiklari bir gerçektir.

1870 savasi ile Fransa'da Imparatorluk devrildigi zaman, basbakan ve Cumhurbaskani olan ünlü tarih yazari Thiers meclisteki nutkunda, sulh tesebbüsüne girismeden önce Ali Pasanin da fikrini sormus oldugunu söylemistir. Napoleon'un "Ali Pasa gibi bir hariciye nazarim olsaydi" dedigi bir gerçektir.

"Ölümü Türkiye için bir felaket oldu"

Basvekil Bismark, pasanin siyasi notlarini yazarken kullandigi yazi takimini üçyüz liraya satin aldirip müzeye koydurmustur.

Pasanin ölümünden sonra Paris gazetesinde yayimlanan bir makalede "Ali Pasanin ölümü yalniz Osmanlilik için degil, bütün Avrupa devletleri, özellikle Fransa için aci verici bir olaydir". deniliyor. Tarihçi Sinyobos: "Ali Pasanin ölümü Türkiye için felâket olmustur" cümlesi ile kaybolusunun mânasini anlatiyor.

Abdülaziz'in de, eger dogru nakledilmisse, Ali Pasanin ölümünden sevinç duydugu söyleniyor. Pasa öldükten sonra padisah, sarayin ileri gelenlerinden birine demis ki: "Su kanepeyi görüyor musun, Ali beni çok geceler bunun üstünde sabahlatmistir". Ingiltere'nin Istanbul elçisi Sir Hanri Olyot, Pasanin ölüm haberini isiten Abdülaziz'in: "Artik serbest oldum, padisah oldugumu simdi anlamaga basladim". dedigini yaziyor. Ibnülemin Mahmut Kemal Inal'in söyledigi gibi:

Esiri nekbet oldum gerçi Ali'den halâs oldum
(Ali'den kurtuldum ama, felâketin esiri oldum.)

dese idi, gerçegi daha iyi anlatmis olurdu. Çünkü Ali Pasanin ölümünden sonra Osmanli Devletinin hukukunu koruyacak, iç ve dis politikada denge kuracak bir devlet adami bulunamamistir.

Süleymaniye camiindeki mezarinda ebedî uykusuna dalmis bulunan Ali Pasa, Türk Masonlugunun sönmeyen mesalelerinden biridir.

 

Dünyadan bazi ünlü Masonlar

NOBEL ÖDÜLÜ DUNANT, Jean Henri (1828-1910) 1901 Baris ödülü DUCOMMUN, Elie (1833-1906)1902 Baris ödülü CARDUCCI, Giosue (1851-1925)1906 Edebiyat ödülü ROOSEVELT, Theodore (1858-1919)1906 Baris ödülü KIPLING, Rudyard (1865-1936) 1907 Edebiyat ödülü OSTWALD, Wilhelm (1853-1932) 1909 Kimya ödülü FRIED, Alfred (1864-1921) 1911 Baris ödülü RICHET, Charles (1850-1932) 1913 Tip ödülü LAFONTAINE, Henri (1854-1943) 1913 Baris ödülü BOURGEOIS, L. Victor Auguste (1851-1925) 1920 Baris ödülü  STRESEMANN, Gustav (1878-1929) 1926 Baris ödülü CHURCHILL, Winston (1874-1965) 1953 Edebiyat ödülü

 

DEVLET BASKANLARI - HÜKÜMDARLAR Almanya Imparatoru Wilhelm I (1797-1888) Hannover Krali Ernest August (1771-1851) Prusya Krali Büyük Friedrich (1712-1786) Prusya Krali Friedrich Wilhelm II (1859-1941)  ve 28 hükümdar  Afganistan Habibullah Han (1872-1919) Muhammed Han Belçika Leopold I (1750-1865) Brezilya Imparator Dom Pedro I (1798-1834) Bulgaristan Alexander von Battenberg (1857-1893) Java Peorbohadi Ningrat Danimarka Friedrich VI Christian VII (1786-1848) Friedrich VII Christian X (1870-1947) Fransa Napoléon I (1769-1821) Charles X (1757-1836) Louis XVIII (1755-1824) Hawaii Kamehameha IV (1779-1874) Kalakaua I (1836-1891) Hindistan Tippu Sahib Bjalwapur Hollanda Louis Bonaparte (1778-1846) Wilhelm II Ingiltere George IV (1762-1830) Wilhelm IV  Edward VII (1841-1910) Edward VIII (1892-1972) Ispanya Joseph Bonaparte (1768-1844) Isveç Gustaf III (1746-1792) Gustaf IV (1778-1837) Karl XIII (1748-1818) Karl XIV, Bernadotte (1763-1844) Oskar I (1799-1859) Karl XV (1826-1872) Oskar II (1829-1907) Gustaf V (1858-1950) Gustaf VI (1882-1973) Misir Tevfik Pasa (1767-1815) Napoli Joachim Murat (1767-1815) Norveç Haakon VII (1872-1957) Polonya Stanislas I (1704-1766) Stanislas II (1732-1798) Rusya Petro III (1728-1762) Paul I Alexandre II (1818-1881) Türkiye Murat V <t32.html> (1840-1904) Ürdün Hüseyin (1935-) Yunanistan Kral George I (1845-1947)

 

DEVLET BASKANLARI - CUMHURBASKANLARI A.B.D. Washington <l01.html> (1732-1799) Monroe (1758-1831) Jakson (1767-1845) Polk (1795-1849) Buchanan (1791-1868) A. Johnson (1808-1875) Garfield (1831-1881) McKinley (1843-1901) Th. Roosevelt (1858-1919) Harding (1865-1923) F.D.Roosevelt (1882-1945) Truman (1884-1972) Nixon (1913-) L.B. Johnson (1908-1973) Ford (1913-) Arjantin Miranda Alvear (1868-1942) Mitre Rivadiva (1780-1845) Lopez Urquiza (1800-1870) Samienti (1811-1888) Bolivya Sucre (1795-1830) Brezilya Fonesca Çin Sun-Yat-Sen (1866-1925) Çang-Kay-Sek (1887-1975) Fransa Carnot Sadi (1837-1894) Félix Fauré (1841-1899) Paul Doumer (1857-1932) Haiti Boyer (1776-1850) Hyppolite Petion (1770-1818) Honduras Barahona Tosta Isviçre Borel Frey (1878-1922) Furrer (1805-1861) Lachenal (1849-1918) Ruchet Ruchonnet (1834-1893) Kolombiya Bolivar (1783-1830) Caldas Narino (1750-1823) Satander (1792-1840) Küba Palma Gomez Machado y Morles Meksika Victoria (1786-1843) Guerrero (1783-1831) Pedraza Echeverria (1922-) Bravo Juarez Garcia (1806-1872)  Diaz (1830-1915) Madero (1873-1913) Calles (1877-1945) Portes Gil (1891-1958) Ortiz Rubio Peru Santander Legua San Roma Sili O'Higgins (1787-1862) Martinez de Rozas Enriquez Allende (1908-1973) Venezuella Paéz (1790-1973)

 

DEVLET ADAMLARI VE POLITIKACILAR A.B.D. Istiklâl Beyannamesini imza eden 56 kisinin 53'ü Ilk Kurucu Meclisin 55 üyesinden 50'si Ilk kurulan 13 Devletin bütün Valileri Washington'un 29 Generalinden 20'si, 106 subayindan 104'ü  Almanya CAROLATH, Heinrich (1852-1920), Meclis Baskani  DÖNYOFF, Ludwig (1742-1803), Prusya Devlet adami ve maresal. GÖRRES, Josef (1776-1848), Alman Devlet adami  HARDENBERG, Karl August (1750-1822) Prusya Disisleri bakani. HAUKWITZ, Christian (1792-1804) Prusya Devlet adami ve bakan. KAEMPF, Johannes - 19912-1918 yillari arasinda Almanya Millet Meclisi Baskani. LASKER, Eduard (1829-1884) Alman Nasyonal Liberal Partisini kuran, yöneten ve Bismark politikasina karsi çikan politikaci. LIST, Friedrich (1789-1846) Alman iktisatçisi ve milletvekili. SCHACHT, Hjalmar (1877-1970) Ünlü Alman maliyecisi. STEIN, Henrich Friedrich Karl, Baron von (1757-1831) Prusya devlet adami, Maliye Bakani, köylülerin kurtaricisi. STRESEMANN, Gustav (1878-1828) Alman Halk Partisi Baskani ve Basbakani. Fransa ARAGO, Emanuel (1812-1896) Bakan CHOISEUL, Etienne Fraçois Duc de (1719-1785) Fransiz Devlet adami. DANTON, Georges Jaques (1759-1794) Fransiz ihtilâli önderlerinden. DESMOULINS, Camille (1760-1794) Fransiz Politika yazari ve politikaci. GAMBETTA, Léon (1838-1882) 1870-71'de Parisi kurtarmak için çaba harcayan siyaset adami ve avukat. GUYOT, Yves (1843-1927) Sömürgecilikle savasan hürriyet taraftari politikaci ve iktisatçi. LA FAYETTE, Marie Joseph, Marquis de (1757-1834) Fransiz generali ve politikacisi. Amerika kurtulus savaslarina katildi. LA ROCHEFOUCAULD, Fraçois Alexandre, Duc de (1747-1827) Fransada ilk tasarruf sandiklarini kuran politikaci. MARAT, Jean-Paul (1743-1793) Doktor ve Fransiz ihtilâlinin ileri gelen politikacilarindan. MIRABEAU, Victor Riqueti, Marquis de (1715-1789) MIRABEAU, Honoré - Gabriel (1749-1791) Yazar ve Fransiz ihtilâli hatiplerinden. Louis Philippe d'ORLEANS (1747-1793) 16.Louis'nin kuzeni Fransiz Ihtilâline karisti. PROUDHON, Pierre - Joseph (1809-1865) Sosyalist filozof ve yazar. ROBESPIERRE, Maximilien de (1758-1794) Avukat ve politikaci. TALLEYRAND - PERIGORD, Charles - Maurice de, Prince de Bénévent (1754-1838) Devlet adami ve diplomat.  VIVIANI, René (1863-1925) Devlet adami, gazeteci, adliye ve Millî Egitim Bakani. Ingiltere CHURCHILL, Winston S. (1874-1965) Ingiliz politikacisi ve yazari. Italya CAVOUR, Camillo (1810-1861) Italya birligini yapanlardan; basbakan. Misir HALIM PASA (1831-1894) Osmanli Devlet Surasi Baskanligi yapmistir. Misir Büyük Locasinin kurucusudur. ZAGLUL PASA (1850-1927) Misirda Ingiliz hakimiyetine son vermege çalismis ve "Misir Milletinin babasi" ünvanini almistir.

 

ASKERLER A.B.D. AUSTIN, Stephen (1793-1836) Özgürlük savasinda yararligi görülen General. DEWEY, George (1837-1917) Ispanyol Amerikan savasinda Ispanyol donanmasini yok eden Amiral. FARRAGUT, David (1801-1870) A.B.D.'nin ilk amirali. Ingiltere ile yapilan savaslarda ün yapmistir. GREEN, Nathaniel (1742-1786) Washington ordusu komutanlarindan. LEE, Henry (1756-1818) Amerikan özgürlük savasi Generallerinden, Kongre üyesi. STEUBEN, Friedrich von (1730-1794) Büyük Friedrich'in komutanlarindan iken Amerikaya gitmis ve Washington ordusunu organize etmistir. Almanya BLÜCHER, Gebhard Leberecht, Wahlstadt prensi (1742-1819) Waterloo, Feldmaresal. GNEISENAU, August Neldhart, Kont (1760-1831) von Blücherin Kurmay Baskani. KLEIST, Friedrich Heinrich Ferdinand, Nollendorf Kontu (1762-1823) Nollendorf savasinda Fransizlari yenen General. SCHARNHORST, Gerhard (1755-1813) Prusya Ordusunu organize eden General, Genel Kurmay Baskani. TIRPITZ, Alfred von (1849-1929) Alman Büyük Amirali, Alman savas Donanmasi kurucusu. WEGNER, Adalbert (1848-1916) 1. Dünya savasinda Kowno kalesi komutani. Güney Amerika BOLIVAR, Simon (1783-1830) Birçok Güney Amerika ülkesinin kurucusu. Bolivya devleti onun adini almistir. Cezayir ABDÜLKADIR (1808-1883) Kuzey Afrikali Arap Emiri, Fransanin en cesur düsmanlarindan biri. Savaslarda daima insanligini göstermesi ile de taninmistir. Çekoslovakya STEFANIK (1880-1919) Astronom 1. Dünya savasinda gönüllü olarak Çek Lejyonuna girmis ve önder olmustur. Çekoslovakyanin kurulusda Savunma Bakani. Fransa BEAUHARNAIS, Vicomte Alexandre de (1760-1794) Ren Ordusu komutani, General. BEAUHARNAIS, Eugène de (1781-1824) Napolyonun üvey oglu Italyada Kral naibi olmustur. BERNADOTTE, Jean (1763-1844) Napolyonun maresallerinden. Isveç Krali oldu (Charles XIV). JOFFRE, Joseph (1852-1931) Fransiz Maresali. 1916'ya kadar Fransiz Ordulari Baskomutani. MASSENA, André, Duc de Rivoli, Prince D'Essling (1758-1817) Napolyonun ünlü komutanlarindan, Maresal. MELLINET, Emile (1798-1874) Kirim savasina istirak etmis ve yaralanmis Fransiz Generali, Senatör. NEY, Michel, Duc d'Elchingen, Prince de la Moskova (1769-1815) Napolyonun "Yigitlerin yigidi" dedigi ünlü Fransiz Generali. SEBASTIANI, Horace, Kont (1772-1851) Fransiz Maresali. Istanbulda sefirlik yapmistir. Ingiltere HAIG, Douglas (1861-1928) Ingiliz Feldmaresali. 1. Dünya savasinda Fransadaki Ingiliz Ordusu Komutani. GRANT, Alfred (1861-) Ingiliz Amirali. KITCHENER, Horatio Herbert, Hartum ve Aspell Kontu (1850-1916) Ingiliz Feldmaresali. NELSON, Horatio, Bronte Dükü (1758-1805) Abukir'de Napolyonun donanmasini yok eden ve Ingilizlere deniz hakimiyetini saglayan ünlü Ingiliz amirali. SHACKLETON, Ernst Henry (1874-1922) Scott'la beraber Güney Kutbu kâsifi, deniz subayi. WELLINGTON, Arthur (1769-1852) Waterloo galiplerinden, Basbakan. Italya GARIBALDI, Giuseppe (1807-1882) Italya birligi kurucularindan, milli kahraman. AMEGLIO, (1854-1922) Italyan generali ve senatörü. BIXIO, Girolamo (1821-1873) italyan özgürlük savasinda Avusturyalilara karsi savasi plânlayan General. CAPELLO, Luigi (1859-1930) Italyan generali, 1. Dünya savasinda 2. Ordu Komutani. Rusya KUTUZOF, Michael (1745-1813) Napolyonun istilâsindan Rusyayi kurtaran Rus Generali.

 

BILGINLER VE PROFESÖRLER A.B.D. FRANKLIN, Benjamin (1706-1790) Paratoneri bulan Amerikali Devlet adami ve fizikçi. Almanya BRUGSH Pasa (1827-1894) Ejiptolog FICHTE, Johann Gottlieb (1762-1814) Jena'da profesör ve filozof. KLAPROTH, Martin Heinrich (1743-1817) Titanium ve Uraniumu bulan Kimyaci. SCHLIEMANN, Heinrich (1822-1890) Ilk arkeologlardan, Troya'ya kazan. Fransa ALEMBERT, Jean, Le Rond d'(1717-1783) Fransiz yazar, filozof ve matematikçisi. ARAGO, François (1786-1853) Fransiz fizikçi ve astronomu. CONDORCET, Antoine Caritat, Marquis de (1743-1794) Fransiz matematikçi, iktisatçi ve filozofu. DIDEROT, Denis (1713-1784) Fransiz ansiklopedistlerinin temeli, hürriyet fikrinin yayincisi , filozof. HELVETIUS, Claude, Adrien (1715-1771) Fransiz filozofu ve ansiklopedisti. LALANDE, Joseph - Jérome Lefrançois de (1732-1807) Fransiz astronumu. LITTRE, Emil (1801-1881) Fransiz filozfu ve ünlü lügat yazari. MONTESQUIEU, Charles de Secondat, Baron de la Brede et de, (1689-1755) Fransiz yazari ve filozofu. MONTGOLFIER, Etienne (1745-1799) Kardesi ile birlikte ilk sicak hava balonunu bulan. Ingiltere GIBBON, Edward (1737-1794) Ingiliz tarihçi ve yazari. Italya BACCELLI, Guido (1832-1916) Büyük Italyan fizikçisi. ROMAGNOSI, Giovanni (1761-1835) Italyan Hukuk bilgini ve ünlü filozof. VILLARI, Pasquale (1827-1917) Italyan tarihçisi VIVANTE, Cesare (1855-) Ünivertise profesörü

 

DOKTORLAR VE TABIAT BILGINLERI A.B.D. MAYO, Charles (1865-1939) Ünlü Mayo klinigini kuran ve tibbî arastirmalar için bir buçuk milyon dolar bagislayan Amerikali cerrah. Ingiltere JENNER, Edward (1749-1823) Çiçek asisini bulan ve ilk defa uygulayan doktor. RICHARDSON, Sir Ward Benjamin (1828-1897). Ilk defa mevzii anesteziyi uygulayan doktor.

 

SAIRLER VE YAZARLAR A.B.D. TWAIN, S. L. Clemens, Mark - denir (1835-1910) Almanya GOETHE, Wolfgang (1749-1832) HERDER, Johann Gottfried von (1744-1803) IFFLAND, August Wilhelm (1759-1814) KLEIST, Heinrich von (1777-1811) SCHLEGEL, Wilhelm (1767-1845) WIELAND, Christoph - Martin (1733-1813) Fransiz ABOUT, Edmond (1828-1885) BEAUMARCHAIS, Pierre - Augustin Caron de (1732-1799) CHENIER, André (1762-1794) GAUTIER, Théophile (1811-1872) NERVAL, Gérard de (1808-1855) PREVOST, Marcel (1862-1941) MENDES, Catulle (1841-1909) STENDAHL, Henri Beyle (1783-1842) VOLTAIRE, François - Marie Arouet (1694-1778) Ingiltere DOYLE, Arthur Conan (1859-1930) KIPLING, Rusyard (1865-1936) SCOTT, Walter (1771-1832) SWIFT, Jonathan (1667-1745) DICKENS, Charles (1812-1870) Ispanya BLASCO IBANEZ, Vicente (1867-1928) Isviçre DUNANT, Henri (1828-1910) Italya ALFIERI, Vittorio (1749-1803) MANZONI, Alessandro (1785-1873) CARDUCCI, Giosue (1835-1907) Rusya PUSKIN, Alexandre (1799-1837) TOLSTOV, Leon (1828-1910)

 

MÜZISYENLER A.B.D. BERLIN, Irving (1888 - ) CADMAN, Charles Wakefield (1881 - ) SOUSA, Johnn, Philipp (1856 - ) Almanya  ABT, Franz (1819 - 1885) DAMROSCH, Leopold (1832-1885) DAVID, Ferdinand (1810-1873) DÖRFFEL, Alfred (1821-1905) GLEITZ, Karl (1862-1920) KAYSER, Philipp Christoph (1755-1823) LINDPAITNER, Peter Joseph (1791-1856) LITOLFF, Henry Charles (1818-1891) LOEWE, Carl (1796-1896) LORTZING, Gustav Adolf (1801-1851) NAUMANN, Johann Gottlieb (1741-1801) NEEFE, Christian Gottlieb (1748-1798) REICHARDT, Johann Friedrich (1752-1814) REISSIGER, C.G. (1798-1859) ROMBERG, Andreas (1767-1821) SCHEIBE, Johann Adolf (1708-1776) SCHNEIDER, Johann Christian Friedrich (1786-1853) SCHNEIDER, Johann Gottileb (1809-1864) SPEYER, Wilhelm (1790-1878) SPOHR, Ludwig (1784-1859) STEGMANN, Karl David (1751-1826) TSCHIRCH, Wilhelm (1818-1892) WILHELM, Karl (1815-1873) Avusturya BRÜLL, Ignaz (1846-1907) HAYDN, Franz Josef (1732-1809) HUMMEL, Johann Nepomuk (1778-1837) MOZART, Leopold (1719-1787) MOZART <l06.html>, Wolfgang Amadeus (1756-1791) BEETHOVEN, Ludwig van (1770-1827) Belçika BENOIT, Peter Léonard Léopold (1834-1901) CAMPENHOUT, François van (1779-1848) SEVAIS, Adrien François (1807-1886) VIEUXTEMPS, Henri (1820-1881) Çekoslovakya KOCIAN, Jaroslav (1884 - ) NEDBAL, Oscar (1874-1930) Danimarka BERGGREEN, Andreas Peter (1801-1880) LASSEN, Eduard (1830-1904) Finlandiya SIBELIUS, Jahn (1865-1957) Fransa BOIELDIEU, François - Adrien (1775-1834) DALAYRAC, Nicolas (1753-1809 DUPONT, Pierre (1821-1870) MEHUL, Etienne (1763-1817) MEYERBEER, Giacomo (1791-1864) NAUDOT, Jean Jacques ( - ) RAMEAU, Jean Philippe (1682-1764) Ingiltere ALCOCK, John (1715-1806) ATTWOOD, Thomas (1765-1838) BARRETT, Alexander (1836-1891) BOYCE, William (1710-1779) CAREY, Henry (1690-1743) COOKE, Thomas Simpson (1782-1848) COSTA, Sir Michele (1809-1884) CUMMINGS, William Hayman (1831-1915) CUSINS, Sir William George (1833-1893) FANING, Eaton (1850-1927) GADSBY, Maurice (1696-1755) HATTON, John L. (1809-1886) IMMYNS, John (1764 - ) LANDON, Sir Ronald (1873 - ) LLOYD, Charles (1849-1919) MORNINGTON, Garrett Colley Wellesley (1735-1781) SAWYER, Frank Joseph (1857-1908) SMART, Sir George (1776-1867) SMITH, Johns Stafford (1750-1836) SULLIVAN, Sir Arthur Seymur (1842-1900) WALLACE, William Vincent (1815-1865) WEBBE, Samuel (1740-1816) WESLEY, Samuel (1766-1837) Ispanya CLAVE, José Anselmo (1824-1874) Italya BOITO, Arrigo (1842-1918) CHERUBINI, Maria-Zenobio-Salvatore (1760-1842) GEMINIANI, Francesco Xaverio (1674-1762) LABLACHE, Luigi (1794-1858) MINGOTTI, Pietro ( - 1759) PUCCINI, Giacomo (1858-1924) SARTI, Giuseppe (1729-1802) Macaristan LISZT, Franz (1811-1886) Norveç BULL, Ole Bornemann (1818-1880) Polonya ELSNER, Joseph (1769-1854) Yugoslavya  MOKRANJAC, Stevan (1855-1914)

 

PLASTIK SANATLAR, RESIM Almanya CHODOWIECKI, Daniel (1726-1801) CORINTH, Lovis (1858-1925) NATTER, Joh. Lorenz (1705-1763) Belçika DILLENS, Adolphe (1821-1877) GODECHARLES, Guillome (1750-1835) LENS, André-Corneille (1739-1822) Danimarka THORWALDSEN, Bertel (1770-1844) Fransa BARTHOLDI, Frederic Auguste (1834-1904) BOUCHER, François (1703-1770) DAVID, Jacques Louis (1784-1825) GREUZE, Jean Baptiste (1725-1805) HOUDON, Jean-Antoine (1741-1828) MILLET, Jean-François (1814-1875) MOREAU, Jean-Michel (1741-1814) PRUD'HON, Pierre-Paul (1758-1823) VERNET, Joseph (1714-1789) VIOLLET-LE-DUC, Eugène (1814-1879) Ingiltere BELL, Andrew (1726-1809) HOGARTH, William (1697-1764) SANDBY, Thomas (1721-1798) Italya BARTOLOZZI, Francesco (1728-1813)

 

SINEMA SANATKARLARI Douglas FAIRBANKS Harold LLOYD Oliver HARDY Clark GABLE John WAYNE

 

 

TÜRKIYE MASONLUK TARIHININ ANAHATLARI

GIRIS :

Türkiye Masonluk tarihini :

 <l61.html> <l61.html>                                                                                                                        üüüiisÖTrkiye Byk Locas'nn Kuruluu ncesi, <l61.html>                                                                                          

 <l62.html> <l62.html>                                                                                                                        üüüiisöiTrkiye Byk Locas'nn Kuruluu ile Uyku Dnemi Aras <l62.html>                                                                 

 <l63.html> <l63.html>                                                                                                                        öUyku Dnemi <l63.html>                                                                                                                                           

 <l64.html> <l64.html>                                                                                                                        öiiiUyku Dnemi ile Tannma Olay Aras  <l64.html>                                                                                                    

 <l65.html> <l65.html>                                                                                                                        iiiTannma Olay Sonras <l65.html>                                                                                                                             

olarak baslica bes bölümde özetlemek ve bu bölümler içinde de Türkiye Masonlugunu yakindan ilgilendiren önemli olaylarin altlarini çizerek anlatmak yararli olur.

 

 

BIRINCI DÖNEM

Türkiye Büyük Locasi Kurulusu Öncesi:

Bu dönem, günümüzde geçerli olan Spekülatif Masonlugun 1717 yilinda Ingiltere'de resmen kurulmasi ile Türkiye'de Ikinci Mesrutiyet'in ilanini takiben 1909 yilinda ilk Türkiye Büyük Locasi'nin kurulmasi arasinda geçen döneme iliskin olmak üzere Osmanli Devleti topraklari üzerinde gerçeklestirilen resmî ve gayriresmî masonik faaliyetleri kapsar. Türkiye'deki masonik faaliyetin özellikle Tanzimat döneminden önceki bölümü ve kismen Birinci Mesrutiyet dönemi yabanci tarihî ve masonik kaynaklara göre açiklanir.

Bu dönemin özellikle Birinci ve Ikinci Mesrutiyet dönemleri gibi daha geç evrelerindeki masonik faaliyet, Türkiye'de Masonlugun asil kurulus asamasini kapsayan Ikinci Dönem'le çok yakindan ilgili oldugundan satirbaslari hâlinde tarih sirasiyla asagida açiklanmistir.

Günümüz Masonlugunun temelleri, 1717 yilinda Ingiltere'de atilir ve ilk Masonik nizam 1723 yilinda "Constitutions" adiyla belirlenir. Ingiltere Büyük Locasi adina James Anderson'un editasyonu ile yayinlanan bu nizama, kaleme alan kisinin adiyla Anderson Nizamati veya Anderson Anayasasi da denir. Bu ilk Anayasa gerek Katolik Kilise ve gerekse bazi masonik çevreler tarafindan fazla laik hatta deistik bulunarak elestirilince; yine Anderson tarafindan revize edilen metin 1738 yilinda yeniden ikinci kere yayinlanir. Bu ikinci metinde, ilk yasada mason olmak için öngörülen "Allah'siz ve Dinsiz olmamak" sartina ek ve açiklayici olarak, "Nuh Peygamber'in buyruklarina inanmak" sartinin getirilmesiyle; Masonlugun etki alani Hiristiyan âleminin disina yayilarak; özellikle Musevi ve Müslüman gibi diger Ibrahim gelenegi dinlerini ilgilendirmeye baslar. Nitekim, 1738 yilindan itibaren, diger ülklelerde oldugu gibi, Osmanli Devleti topraklarinda Masonik faaliyetin baslamis oldugu çesitli yayinlardan anlasilir.

Türkiye Masonlugu ile ilgili ilk gayriresmî bilgi 1721 yilina ait olup; Istanbul'da Fransiz Masonlari tarafindan bir loca kurulup çalistigi seklindedir.

Ingiltere'de yayinlanan St.James Evening Post adli bir Londra gazetesinin 24 Mayis 1738 tarihli nüshasinda: "Istanbul, Izmir ve Halep'te Mason localarinin açildigi ve bunlara çok sayida Müslüman Türk'ün girdigi" haberi yer alir. Ayni bilgiler, Clavel'in 1843 tarihli Historie Pittoresque de la Franc-Maçonnerie adli kitabinda ve Freemasons Quaterly Review adli dergide de geçmektedir. Bazi görüslere göre, Türkiye'de Masonik faaliyetin baslamasi daha geriye, 1730 yilina çekilir.

Ilk Türk Masonlari

Osmanli topraklarinda adi bilinen ilk locanin, 3 Subat 1748 yilinda Iskoçya obediyansina bagli olarak Ingiliz konsolosu Alexander Drummond tarafindan Halep'te kurulan Iskenderun Locasi oldugu sanilir.

Ilk Türk Masonlarinin, Yirmisekiz Çelebizade Sait Çelebi ve Ibrahim Müteferrika olabilecegi ileri sürülür. Sait Çelebi, basta Fransa olmak üzere çesitli Avrupa ülkelerinde önemli görevlerde bulunmus hatta sadrazamlik da yapmis bir Osmanli devlet adamidir. Ibrahim Müteferrika ile birlikte Istanbul'da ilk matbaayi 1727 yilinda kurmuslardir. Bunlara ilâve olarak geçen üçüncü isim Müslüman olduktan sonra Humbaraci Ahmet Pasa olarak Osmanli tarihine geçen bir devlet adami ve Askerî Mühendislik Mektebi'nin kurucusu Comte de Bonneval adi Fransiz asilzadesidir. Türkiye'deki ilk Masonluk hareketinin Lâle Devri olarak tanimlanan Bati ile iliskileri güçlendirme, sanat ve kültürde siçrama yapildigi döneme rastlamasi tesadüf degidir. Bati Uygarligi kurumu Masonlugun, böylesi bir geçis asamasinda Türkiye'ye girmesi anlamlidir. Sait Çelebi'nin bir ihtimal görevli olarak bulundugu Fransa'da; daha kuvvetli bir ihtimalle 1738-61 yillari arasinda Istanbul'da Masonluga girdigi sanilir. Bu ilk Masonik kurulus asamasi, I.Mahmut'un 1748 fermani ile Mason localarinin faaliyetinin yasaklanmasiyla son bulur.

III. Selim'den itibaren Bati ile baslayan iyi iliskiler nedeniyle Masonluk faaliyetleri de yeni bir ivme kazanmaya baslarsa da, II.Mahmut'un Vak'a'yi Hayriye'yi izleyen 1826 fermani ile yeniden budanir. Ancak, daha sonra Abdülmecid döneminde, özellikle Kirim Savasi (1833-56) sirasinda Osmanli Devleti ile basta Ingiltere, Fransa ve Italya olmak üzere çesitli Avrupa devletleri arasinda baslayan siyasal ve askerî isbirliginin sosyal ve kültürel platforma siçramasiyla, Istanbul ve Izmir'de yeni Mason localari kurulmaya; önemli devlet adamlari ve aydinlar Mason olmaya baslarlar. Örnek olarak, dönemin bilinen ünlü Masonlarinin arasinda Koca Mustafa Resit Pasa'nin adi geçer. Avrupa'da Reform ve Rönesansla baslayan Bati Uygarligi anlayisinin Osmanli Devleti tarafindan kismen idrak edilerek 19.yy'in ortasinda ülkeye uyarlama zihniyetinin resmen belgelenmesi anlamindaki 1839 Tanzimat Fermani ve hareketi, 18.yy'dan itibaren Avrupa modelinin olusmasinda büyük katkisi olan Masonluk kurumunu da Avrupa kültürü kapsaminda daha hizli bir sekilde ithal eder. Istanbul ve Izmir'de kurulan localar, özellikle Ingiliz ve Fransiz; kismen Alman ve Italyan kökenlidir ve yayilma etkinliklerinde yabanci obediyanslar arasinda rekabeti asan belirgin çekisme vardir. Bu süreçte dünya Masonlugunda, Türkiye'yi de ilgilendiren en önemli olay, 1813 tarihi itibariyle Ingiltere'deki Masonik ikiligin sona ererek iki ayri kurulusun Ingiltere Birlesik Büyük Locasi adi altinda birlesmesi ve böylece Ingiliz Masonlugunun dünya çapinda, belki de en etkili, Masonik güç merkezi haline gelmesidir. Ingiliz Masonlugu özellikle disisleri görevlilerinin misyonerligi altinda dünyanin çesitli ülkelerine hizla yayilmaya baslayacak; Ingiltere ile siyasal, askerî ve ekonomik ilisikiye giren devletler kültürel ve sosyal kapsamda Ingiliz Masonlugu ile tanisacaklardir. Tabiî tanisma tek odakli olamamis; Ingiltere ile güç yarisindaki Fransa, Almanya, Italya, Ispanya gibi diger Avrupa ülkelerinin Masonik rekabeti de su üstüne çikmistir. Bu nedenle, sözü edilen ülkelerin, petrol kaynagi olarak hedef platformu ve pazari niteligindeki Osmanli topraklari, siyasal sürece eklenen kültürel ve sosyal etkilesim kapsaminda, çok çesitli tarz ve boyutta Masonik kurulustan ve bunlarin arasindaki rekabetten payini büyük ölçüde almistir.

Abdülaziz döneminde Masonluk

Bu kapsamda, Istanbul'da kurulan ilk loca, Ingiliz obediyansina bagli Oriental Lodge'dur.1856 yilina kadar çalismasini sürdürmüstür.

Bunu takiben ilk yabanci Büyük Loca, Fransiz obediyansina bagli olarak 1857 yilinda Izmir'de kurulur. Adi Grand Lodge de Turquie'dir. Bu büyük locaya bagli olarak herbiri ayri dilde çalisan alti loca vardir. Türkçe çalisan locanin adi Orhaniye Locasi'dir. Üyelerinin büyük çogunlugu Osmanli Devleti'nde geçici misyonla bulunan yabanci görevliler oldugu ve Türklerin sayisi hayli sinirli oldugu için, localar kisa ömürlü olmustur.

Abdülaziz'in tahta çikmasindan itibaren Masonik faaliyetlerde de bir hizlanma olmus ve bu dönem II.Abdülhamit'in saltanatinin basladigi 1876 yilina kadar sürmüstür. Ingiltere Büyük Elçisi Sir Henry Bulver tarafindan, kurulus tarihi kesin olmamakla birlikte, kendi adini tasiyan ve Ingiliz obediyansina bagli olarak Istanbul'da bir loca kuruldugu ve daha sonra kendisinin büyük loca hâline dönüsen bu kurulusa Ingiltere Birlesik Büyük Locasi tarafindan 1861 yilinda Tasra Büyük Üstadi tayin edildigi bilinir. Bu obediyansa bagli olarak Istanbul'da kurulan localar: 1865 yilinda Ser (Amour, Sevgi) Locasi, 1867 yilinda Proatos (Le Progrés, Gelisim) Locasi ve L'Etoile du Bosphore (Bogaziçi Yildizi) Locasi'dir.

Bu localarin arasinda, Türkiye Masonluk Tarihi'nde önemli yeri olan Ser Locasi'dir. Ser Locasi'nin üyeleri arasinda: Sultan V. Murat <t32.html>, Sehzade Nurettin Efendi, Sehzade Selahattin Efendi, Sadrazam Keçecizade Fuat Pasa, Sadrazam Mithat Pasa, Sadrazam Ahmet Vefik Pasa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Pasa, Sadrazam Ibrahim Hakki Pasa, Berlin Büyük Elçisi Sadullah Pasa, gazeteci ve edebiyatçi Sinasi Bey, sair ve devlet adami Ziya Pasa, sair ve edip Namik Kemal Bey; Ali Haydar Bey gibi devlet, siyaset ve kültür adamlari bulunmaktadir. Istibdat döneminde çesitli yabanci obediyanslara ait Mason localari, hürriyet taraftari aydinlarin barinagi olmus ve buralarda fikrî olarak yetisen Masonlar Mesrutiyet sisteminin kurulmasinda, hem fikrî hem de eylemsel olarak, önemli roller üstlenmislerdir. Bu kadro, Birinci Mesrutiyet'in kurulmasinda çok etkili oldugu gibi; ayni zamanda, dönemin siyasal ve sosyal kararakterini yansitan isiklar olmuslardir.

Osmanli Devleti'nde Eski ve Kabul Edilmis Skoç Riti Yüksek Sûrasi'nin ilk kurulus tarihi 1861'dir. O zamanki adi Kadîm ve Makbul Iskoç Riti Sûra-i Ali-i Osmanî'dir. Kurucusu, Misir asilli Sadrazam Sait Halim Pasa'nin oglu olan Prens Abdülhalim Pasa'dir. Kurucularinin kimligi tam bilinmemekle birlikte, genellikle görevli olarak bulunan yabancilardan olustugu sanilir. Kurulusu 1869 yilinda ABD Güney Ana Jurisdiksyonu tarafindan kabul ve tasdik edilmistir. Bu olusum gerek Mason sayisinin azligi ve gerekse mevcut localarin çesitli yabanci obediyanslara bagli olmasi nedeniyle Mesrutiyet dönemine kadar önemli bir etkinlik gösterememis; hatta, kisa bir süre sonra dagilarak çok kisa ömürlü olmustur. Ancak, bu kurulus birçok yabanci Yüksek Sûra tarafindan da tanindigi gibi; 1861 yili da, ABD Güney Ana Jurisdiksyonu tarafindan Türkiye Yüksek Sûrasi kurulus tarihi olarak kabul edilmistir.

Abdülhamit dönemi ve baskilar

Masonluk faaliyetleri Abdülhamit'in Istibdat Dönemi'ndeki siyasal baskisi nedeniyle kismen azalmis olmakla birlikte, daha ziyade Istanbul disinda etkili olmustur. Bu dönemde, Masonik faaliyetin, hatta 1883 yilinda bir balo yapilacak kadar, yasaklanmamasinin ve göz yumulmasinin nedeni, gerek Abdülhamit'in rakibi olarak göz altinda bekletilen V. Murat'in Mason olmasindan duyulan çekinceye ve gerekse Masonik faaliyet içinde yer alan çogunlugun yabanci uyruklu olmasindan duyulan yersiz korkuya dayanir. Abdülhamit, efsanevî denge politikasi ile Masonluga dokunarak yabanci ülkelerin tepkisini çekmemeyi ve ayni sekilde etkili bir güç saydigi V.Murat'in Mason kardeslerini karsisina almak istememistir. Ancak, 1904 yilinda V.Murat'in vefatindan sonra Masonlara karsi tutumu sertlesecek ve bunun için Masonik faaliyet Istanbul disinda, özellikle Makedonya ve Selanik'te, yogunlasacaktir. Bu evrede, 1905'li yillarda, Istanbul'da çalisan önemli bir loca Italyan obediyansina bagli olarak Kadiköy'de kurulan Kalkedonya Locasi'dir. Bu locanin üyeleri arasinda, Hakki Sinasi Pasa, Ihsan Abidin Bey, Süleyman Faik Pasa ve Fuat Hulusi Demirelli gibi, daha sonraki Türkiye Masonlugunda öncülük yapacak önemli isimlere rastlanmaktadir.

Yukarida deginildigi gibi, bu dönemde Istanbul disina kayan Masonik merkezlerden en önemlsi Selaniktir. Ayni merkezde Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasal odaklasmasiyla baslayan olusuma paralel ve hatta entegre olarak, çesitli yabanci obediyanslara bagli localar 1900'lerin hemen basindan itibaren Selanik'te faaliyete geçmistir. Bu localarin, Fransiz Ihtilâli'nin Masonik mottosu Hürriyet-Esitlik-Kardeslik ilkelerini temel alarak siyasal etkinliklerde de bulunduklari; Istanbul'daki Abdülhamit istibdat rejimini devirmek için çalistiklari; bu konularda Ittihat Terakkî unsurlari ile isbirligi yaptiklari; ayrica, Balkanlardaki milletlerin bagimsizliklarina kavusmasi için siyasal ve moral destek sagladiklari bilinmektedir. Bu localarin arasinda, hem etkinlikleri hem Türkiye Masonluk tarihindeki önemli rolleri nedeniyle adlari basta gelen ilk ikisi: Italyan obediyansina bagli olarak 1902 yilinda kurulan Macedonia Risorta (Yeniden Dirilen Makedonya) Locasi ile Fransiz obediyansina bagli olarak 1904 yilinda Rizorta'dan dogum suretiyle kurulan Véritas (Fazilet) Locasi'dir. Bu iki locanin üyeleri arasinda günün önemli siyaset ve devlet adamlari ile komutanlari oldugu gibi; Türkiye Masonluk tarihinin ilerideki degerli isimleri de bu localardan yetisecektir. Örnek olarak, Macedonia-Risorta Locasi'nin üyelerinin arasinda: Kâzim Özalp Pasa, Sadrazam Mehmet Talat Pasa, Mithat Sükrü Bleda, Mehmet Cavit Bey, Manyasizade Refik Bey ve Kâzim Nami Duru'nun; Véritas Locasi'nin üyeleri arasinda: Bahriye Naziri Cemal Pasa, Faik Süleyman Pasa, Ismail Canbulat Bey, Hoca Fehmi Efendi, Osman Adil Bey, Mehmet Servet Bey, Fazli Necip Bey ve Emanuel Karasu Efendi'nin adlari geçer. Bu üst düzey Mason kadrosu, 1908 Ikinci Mesrutiyet'in ilânini takiben, Istanbul'daki Masonlarla müstereken önce Yüksek Sûra'yi sonra Büyük Loca'yi kurarak Türkiye'de Millî Masonlugun temelini atacaktir.

Yüksek Sûra'nin kurulusu

Ayni zamanda Ittihat Terakki'nin yöneticileri olan bu kadro, 1908'de Mesrutiyet'in ikinci defa ilani ile iktidari ele geçirdikten sonra, siyasal etkinliklerini de kullanarak, Osmanli topraklarinda, yabanci obediyanslarin disinda Millî Masonlugu kurmak isterler. Girisimleri daha sonra büyük Masonik sorunlar çikaracak kadar yanlis ve kusurlu bile olsa, kendilerinin iyi niyetlerinden ve samimiyetlerinden kusku duymamak gerekir. Çünkü, Masonlugu millilestirmek ve çesitli obediyanslar tarafindan yürütülmekte olan Masonik faaliyetin yabancilarin egemenliginden kurtarmak isterler. Ilk olarak, isim olarak mevcut ama etkinligini kaybetmis Yüksek Sûra'nin yeniden kurulmasi islemi, Belçika Yüksek Sûrasi'nin girisimi ve Misir Yüksek Sûrasi'nin araciligi Istanbul'da gerçeklestirilir. Yüksek Sûra'nin ayni isim altinda fiilî kurulus tarihi 3 Mart 1909 veya resmî kurulus tarihi 24 Haziran 1909'dur. Kurulus görevi için, Misir Yüksek Sûrasi tarafindan, Istanbul'da 1..Kolordu 2.Selimiye Süvari Firkasi Komutani olarak bulunan, Prens Aziz Hasan Pasa seçilir ve yardimci olarak Belçika Yüksek Sûrasi üyesi Jozef Sakanini atanir. Prens Aziz Hasan Pasa, 1861'deki ilk Yüksek Sûra'nin kurucusu olan Prens Abdülhalim Pasa'nin yegenidir. Yüksek Sûra yöneticileri olarak: Hâkim Büyük Amir Prens Aziz Hasan Pasa, Kaymakam Maliye Bakani Mehmet Cavit Bey, Büyük Müfettis Mehmet Talat Sai Pasa, Büyük Hâtip Mithat Sükrü Bleda ve Büyük Katip Davit Kohen seçilir. Bunlarin disinda, Riza Tevfik Bölükbasi, Fuat Hulusi Demirelli gibi gibi isimler kurucular arasinda yer alir. Daha sonra, Faik Süleyman Pasa, Dr. Mehmet Ali Baba, Jandarma Genel Komutani Galip Bey, Hüseyin Cahit Yalçin gibi diger ünlü kisiler de Yüksek Sûra'ya katilir.

Böylece 1909'da yeniden Sûra-i Ali-i Osmanî adiyla reorganize edilen Yüksek Sûra, kendi bünyesine bagli olmak üzere, Vatan, Muhibban-i Hürriyet, Safak ve Vefa adlarinda üç derecede çalisan yani sembolik dört loca kurar. Bu localara, daha sonra, Misir Büyük Locasi'na bagli Resne ve Uhuvvet-i Osmanîyye localariyla, Fransiz obediyansina bagli olarak çalismakta olan Renaissance Locasi'ndan ayrilan Masonlarin kurdugu Terakkî ve Ittihat Hakikî Muhipleri Locasi katilir. Böylece, Yüksek Sûra'ya bagli sembolik localarin sayisi yediye yükselir. Bir Büyük Loca kurulmasi için gerekli loca sayisina erisilmis olur. Aslinda Yüksek Sûra'larin Masonik kurallar ve gelenege göre sembolik localar kurmak yetkisi yoktur. Ama, amaç Millî Masonlugun merkezi olacak bir büyük loca kurulmasi söz konusu olunca ve bu büyük locayi olusturacak localari kuracak baska bir Masonik otorite de olmayinca, Yüksek Sûra bu hatali yönteme basvurmak zorunda kalmis ve yanlislik ancak 60 yil sonra büyük çabalarla telafi edilebilmistir.

Yüksek Sûra'nin 24 Haziran 1909 tarihli toplantisinda bir Büyük Loca (Mesriki Azam) kurulmasi karari alinir. 9 Temmuz 1909 tarihli bir sirkülerle Osmanli topraklarinda çalisan localarin delegeleri Büyük Loca'yi kurmak üzere 13 Temmuz 1909 tarihinde toplanacak Genel Kurul'a çagrilir. Katilan delegelerin çogunlugu ülkedeki yabanci obediyanslara bagli localara veya Yüksek Sûra tarafindan kurulan localara mensuptur. 13 Temmuz 1909 Sali günü saat 10.00'da Galata-Noradukyan Hani adresindeki David Kohen'in bürosunda toplanan 14 Mason tarafindan Masrik-i Azam-i Osmanî adi altinda ilk Türkiye Büyük Locasi'nin kurulmasi kararlastirilir. Ancak, bu toplantida yeterli çogunluk saglanmadigi düsüncesiyle, 1 Agustos 1909 Pazar günü Beyoglu-Haçopulos Pasaji Lokali'nde ikinci defa Genel Kurul toplanir. Bu toplantiya 29 delege katilir ve Türkiye Büyük Locasi'nin ilk yöneticilerini seçer. Büyük Üstad'liga, yani Üstad-i Azamliga, Meclis-i Mebusan Baskan Vekili Mehmet Talat Sai Pasa getirilir. Büyük Üstad Kaymakami Jandarma Genel Komutani Galip Pasa, Büyük Hatip Dr. Riza Tevfik Bölükbasi, Büyük Kâtip Avukat Osman Talat Bey olur. Böylece Türkiye Büyük Locasi, Türk Masonlugu'nun ilk millî merkezi olarak resmen kurulmus olur. Ancak, kurulus islemi Yüksek Sûra'nin vesayeti ve himayesi altinda yapildigindan gayrimuntazam bir Masonik kurulus niteliginde olacaktir.

 

IKINCI DÖNEM

Türkiye Büyük Locasi'nin Kurulusu ile Uyku Dönemi Arasi:

Türk Masonluk Tarihi'nin ikinci dönemi, Türkiye Büyük Locasi'nin 1909 yilinda kurulusundan itibaren 1935 yilindaki Uyku Dönemine kadar geçen 26 yillik süreyi kapsar. Süre kisa gibi görünmesine ragmen, bu dönemde gelisen çok önemli siyasal olaylar Türk Masonlugunun yapisini ve gelisimini yakindan ilgilendirmistir. 1909 Ikinci Mesrutiyeti takiben baslayan savaslar özellikle Birinci Dünya Savasi ve Istiklâl Savasini takiben, 1923'den itibaren Osmanli Devleti'nin fiilen sona erip Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi; bunu izleyen Atatürk Inkilâbi'na bagli köklü yapisal degisimler; dünyayi etkileyen 1930 ekonomik buhraninin ve siyasal çalkantilarin Türkiye'ye yansimalari ve bunun sonucu olarak iç ve dis siyasal baskilarin büyük olumsuz etkileriyle Türk Masonlugunun 1935 Uyku Dönemi'ne girmesine yol açan olumsuz gelismeler, bu dönemin önemli göstergeleridir. Bu 26 yillik süreyi de, Türkiye Masonluk Tarihi'nin 1909-1935 arasi kesitinden önemli dönüm noktalarini satirbaslari seklinde açiklayarak yorumlamak mümkündür.

Türkiye Büyük Locasi'nin 1 Agustos 1909 tarihinde görevlilerini seçmesinden üç ay sonra, 1 Kasim 1909 tarihinde Türkiye Yüksek Sûrasi ile Türkiye Büyük Locasi arasinda bir "Konkordato" imzalanir. Büyük Üstad Talat Pasa ve Hâkim Büyük Amir Aziz Hasan Pasa tarafindan imzalanan bu anlasmaya göre: Yüksek Sûra, Osmanli topraklari üzerinde yapilacak Masonlugun ilk üç derece çalismalarinin tek egemen yöneticisi olarak Büyük Loca'yi kabul eder. Yazili metin, Yüksek Sûra'nin aslinda kendisine ait olan bir hakki ilk üç derece için Büyük Loca'ya devrettigi seklinde bir hâkimiyet ifadesi tasimaktadir. Çünkü, Türkiye Büyük Locasi yukarida deginildigi gibi, evrensel Masonik intizam kurallarina ve nizam ilkelerine aykiri olarak, Türkiye Yüksek Sûrasi tarafindan kurulmustur. Büyük Loca'nin gayrinizamî kurulus yöntemi ileride basini agritacak ve uzun yillar dünya muntazam Masonluk camiasi tarafindan gayrimuntazam sayilarak taninmamasina yol açacaktir. Nitekim, ileride deginilecegi gibi, Türkiye Büyük Locasi'nin muntazam Masonluk âleminin temsilcisi konumundaki Ingiltere Birlesik Büyük Locasi tarafindan taninmasi sirasinda sikinti çekilmis; ancak, 1 Agustos 1909 tarihli kurucu localar listesindeki Resne Locasi'nin bagli oldugu Misir Büyük Locasi'nin muntazam bir Masonik kurulus oldugunun tesbit edilmesiyle Türkiye Masonlugu'nun dünya muntazam Masonluk camiasinca tam olarak taninmasi mümkün olabilmistir.

Kurulus sekli muntazam degil

Özetle, Türkiye Büyük Locasi'nin 1909 yilindaki kurulusu, dünyada kabul edilen Masonik kural ve ilkelere göre, maalesef muntazam degildir. Ancak, bunu herhangi bir suiniyet veya kural tanimazlik yerine, kurulusta rol alanlarin Masonik dikkatsizligine baglamak dogru olur. Ayrica, muntazam Masonluk dünyasinin temsilcisi durumundaki Ingiltere'nin ve müttefiklerinin, o dönemde Osmanli Devleti'nin siyaseten karsisinda hatta düsmani oldugunu hatirlamak da, kurucular için bir kadirsinasliktir. Dolayisiyle, Türkiye Büyük Locasi'nin gayrimuntazam kurulusunda Masonik eksiklik yaninda, kurulusu ilgilendiren ortamin siyasal zorunluluklari da unutulmamalidir.

Türkiye Büyük Locasi'nin 1909 yilinda kurulusundan Cumhuriyet'in 1923 yilinda ilanina kadar geçen dönemde, ilk Büyük Üstad Sadrazam Mehmet Talat Sai Pasa (1909)'dan itibaren sirayla, Mirliva Faik Süleyman Pasa (1910), Doktor Mehmet Ali Erel Baba (1912), tekrar Mirliva Faik Süleyman Pasa (1915, Kafkas Cephesinde sehit düser), Maliye Naziri Mehmet Cavit Bey (1917), Riza Tevfik Bölükbasi (1918), Fuat Hulusi Demirelli (1919) ve Dr. Besim Ömer Akalin Pasa (1921) Büyük Üstad olurlar. Cumhuriyet'in ilânina geçen süredeki Hâkim Büyük Amirler: Aziz Hasan Pasa (1909), Jozef Sakanini (1913), Mithat Sükrü Bleda (1914)ve Dr.Mehmet Ali Erel Baba (1915)'dir.

Bu listede özellikle iki isim görevlerinin ve ölümlerinin benzerligi nedeniyle ilgi çekicidir. Ilk Büyük Üstad Sadrazam Mehmet Talat Sai Pasa, 1903 yilinda Macedonia-Risorta ve 1904'de Véritas Locasi'na girer. 1909'da ilk Büyük Üstad seçilir. Görevini 1910 yilina kadar sürdürür. Sonra hükûmette görev alir; önce Posta Naziri, sonra Sadrazam olur. Ülkeyi Birinci Dünya Savasi'na sokanlarin arasinda yer alirak suçlanir. Bu nedenle savastaki yenilgiyi takiben 1918'de ülkeden kaçmak zorunda kalir. 1921'de Almanya'da sehit edilir. Kemikleri 1943 yilinda Türkiye'ye getirilir. Ikinci önemli kisi, ikinci ve dördüncü Büyük Üstad Mirliva Faik Süleyman Pasa'dir. Masonlugu 1905 yilinda Véritas Locasi'nda baslar. Kadiköy'deki Kalkedonya Locasi'nin üyesi ve Ziya-i Sark Locasi'nin kurucusudur. Dördüncü Büyük Üstadligi sirasinda Kolordu Komutani göreviyle tayin edildigi Rus Savasi-Kafkas Cephesi'nde henüz 40 yasindayken 1916 yilinda sehit olur.

Masonluk yara aliyor

Türk Masonlugunun 1909'da Ittihat ve Terakki'nin ileri gelenleri tarafindan kurulmasi ve bu nedenle localarin adeta partinin bir yan kurusu seklinde siyasete bulastirilmasi, iktidarin el degistirdigi 1918 yilina kadar Masonlugun büyük ölçüde zararina olur. Bu tarihten sonra, iktidara gelen Hürriyet ve Itilâfçilar localardaki Ittihatçilarla kiyasiya mücadeleye giristikleri gibi; ayni zamanda da, Masonlugu kendi çikarlari için kullanmaya çalisirlar ve politize ederler. Bu olumsuz gelisme Ingiltere'de görülen Hanoverci-Stuartçi Masonlarin veya Fransa'daki Kralci-Cumhuriyetçi Masonlarin kavgasinin Türkiye'de bir görüntüsü gibidir. Olaylar çok kötü gelisir. Zaten, dünyada ne zaman siyaset Masonluga bulassa, Masonluk için kötü sonuçlar dogurmustur. Türkiye'de aynisi olur. Türk Masonlugu, Riza Tevfik Bölükbasi'nin Büyük Üstad'ligi döneminde Masonluga karistirilan çirkin politika yüzünden, maalesef büyük yara alir. Muhalefetteki Hürriyet ve Itilâf Firkasi taraftari Riza Tevfik Bölükbasi gazetesinde, iktidardaki Ittihat ve Terakki Partisi üyesi Seyhülislâm Musa Kazim Efendi'yi "Farmason" ilan eder ve agir suçlamalarda bulunur. Bu sirada yapilan seçimleri Hürriyet ve Itilâf Firkasi'nin kazanmasi üzerine, Beyoglu'ndaki Mason lokaline polisiye baskin düzenlenir. Ancak, baskina gelenler suç unsuru bulamadiklari gibi, Masonlugun çalismalarinin insanî ve ahlakî boyutunu ögrenirler; olay kapanir. Ancak, kisisel siyasî ihtirasi nedeniyle Masonluga ihanet eden Riza Tevfik Bölükbasi Masonluktan istifa etmek zorunda kalir. Itilafçilarin, isgal kuvvetleri ile de isbirligi yaparak Ittihatçi Masonlari ve bu arada Kemalci Masonlari elimine etme çabalari, Istiklâl Savasi'nin sonuçlandigi 1922 yilina kadar devam eder. Bu arada, 1919-22 Istiklâl Savasi sürecinde Türk Masonlarinin çesitli askerî ve idarî görevlerde ön saflarda bulunduklarini belirtmek gerekir. Özetle, 1909-22 arasinda geçen 13 yil içinde, ülkemizdeki loca sayisinda belirgin bir artis olmussa da, hem Masonlugun teskilati zayif kalmis hem ülkenin içinde oldugu siyasal kesmekes içinde Masonluk çesitli büyük yaralar almis ve maruz kaldigi olumsuzluklar nedeniyle toplum içinde antipati dogurmus hatta antimasonik cephenin genislemesine sebep olmustur. Bunun nedeni, Türkiye Masonlugunun, Masonik ilkelerin aksine, siyasal çekismelere ve politik ihtiraslara alet edilmek sistenmesidir.

Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak, 1909 ile 1935 Uyku Dönemi arasinda kurulan 65 locanin adlari, kurulus tarihleri ve kurulduklari yerler söyle siralanabilir: Vatan (1909, Istanbul), Muhibbani Hürriyet (1909, Istanbul), Vefa (1909, Istanbul), Safak (1909, Istanbul), Resne (1908 öncesi Misir beratli, 1909'da Istanbul), Ittihat ve Terakki Muhipleri (1909, Istanbul), Uhuvveti Osmaniye (1980 öncesi Misir beratli, 1909'da Istanbul), Mesrutiyet (Ispanya beratli, 1909'da Istanbul), Ziya-i Sark (Kadiköy, 1910), Hilali Osmanî (1910, Istanbul), Bizansio Rizorta (1910, Istanbul; 1925'de Akasya adini alir), Itidal (1910, Lübnan), Hürriyet ve Itidal (1910, Lübnan), Ennasira (1910, Misir), El Felâh (Misir, 1910), El Mürüvve (1910, Misir), Nurul Muhabbe (1910, Misir), Sems'ül Masrik (1910, Misir), El Vahdeti Osmaniye (1910, Sam), Halep (1910, Halep), Mabedi Süleyman (1910, Kudüs), Ittihad'ül Halit (1910, Humus), Merci Uyunil Osmanî (1910, Beytur), Tulû (1910, Yanya), Cebel (1911, Beyrut), Sulh (1911, Mersin), El Kemâl (1911, Kahire), La Fidelite (1911, Kahire), Nur'ül Hüdâ (1911, Kahire), Nevzad-i Hürriyet (1912, Istanbul), Vezne (1913, Sivas), Isik (1913, Malatya), Necmi Terakki (1914, Elazig), Necat (1916, Istanbul), Selamet (1918, Istanbul), Intibah (1918, Istanbul), Günes (1918, Izmir), Murat (1921, Istanbul), Etoile d'Orient (1921, Istanbul), Aydin (1923, Istanbul), Tulû'u Hakikat (1923, Istanbul), Istanbul (1924, Istanbul), Ehram (1924, Izmir), Gençlik (1924, Istanbul), Vedat (1925, Istanbul), Reveil (1925, Istanbul), Cumhuriyet (1925, Ankara), Merih (1926, Izmir), Zuhal (1926, Izmir), Azim (1926, Istanbul), Cenup Yildizi (1926, Gaziantep), Kemâl (1927, Istanbul), Isik (1928, Samsun), Nevzad-i Hürriyet (1928, Izmit), Cumhuriyet Yildizi (1930, Kadiköy), Saturne (1930, Karsiyaka), Ülker (1930, Manisa), Nilüfer (1930, Bursa), Inkilâp (1932, Istanbul), Ege (1932, Izmir), Homere (1933, G.O.F.'a bagliyken katilma, Istanbul), Özkardes (1933, Bursa), Nara (1933, Bursa), Renaissance (1935, G.O.F.'a bagliyken katilma, Istanbul). Listeden anlasildigi gibi, 1909'a Türkiye Büyük Locasi'nin kurulmasina ragmen, yabanci obediyanslara bagli bazi localar da uzun yillar çalismalarini sürdürmüsler ve ancak 1933-35'lerde Büyük Loca'ya katilmislardir. Büyük Loca'ya bagli olarak Osmanli topraklari üzerinde kurulmus olan localarin bir kismi da 1923 yilinda Cumhuriyetin ilani ile birlikte ulusal sinirlarin disinda kalmistir. Bu itibarla, 1935 yili itibari ile Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak çalisan localarin sayisi 31'e düsmüstür.

Masonluk hizla gelisiyor

Yukaridaki listenin okunmasi uzun ve zahmetli olmasina ragmen çok anlamlidir. Çünkü, Istanbul ve Izmir disindaki ortamin Mason localarinin kurulmasina ve yayilmasina imkân verecek derecede kültürlü ve aydin oldugunu göstermektedir. Örnek olarak, 1910-12 yillarina rastlayan Birinci Dünya Savasi döneminde Lübnan, Suriye ve Misir gibi simdiki komsu ülkelerin yaninda; Anadolu'da Sivas, Malatya ve Elazig'da; Cumhuriyet'in ilanindan sonraki 1926-30 döneminde, Bursa, Gaziantep, Samsun, Izmit ve Manisa'da kurulan localar verilebilir. Yukaridaki listenin analizinden baska bir önemli sonuç daha çikmaktadir. Resmî temelleri 1909 yilinda atilan Türkiye Masonlugu, Istiklâl Savasi sirasindaki zorunlu duraklamadan sonra, özellikle 1923 yilindan itibaren 1935 yilina kadar geçen sürede hizla gelismistir. 1909'dan 1923'e kadar kurulan 40 kadar loca kurulmus olmasina ragmen, Istiklâl Savasi sirasinda bunlarin büyük bölümü kapanmis veya Türkiye disinda kalmistir. Geriye kalan loca sayisi sadece 8'dir. 1923'den sonra baslayan Türkiye Cumhuriyeti sinirlari içinde 12 yilda yeniden 25 loca kurularak, 1935 yilina ulasan toplam loca sayisi 31'i bulmustur. Büyük savaslar görmüs, buhranlar atlatmis, vatani bölünmüs ve de Masonik mazisi sadece çeyrek yüzyil olan bir memlekette 25'i yeni 31 loca olmasi büyük basari sayilmalidir.

Türkiye Büyük Locasi ile baslayan Masonik hayir ve hasenat isleri 1917 yilinda Istanbul'da Necat Locasi'nin kurulmasiyla daha bir hareketlenir. Necat Locasi, 1917 yilinda bakima ve korunmaya ihtiyaci olan çocuklarla ilgili girisimlere baslar. Amaç, özellikle savas sonrasi yoksullasan ailelerin çocuklarinin ve yetimlerin korunma, bakim ve egitiminin üstlenilmesidir. Bu proje öteki localarin üyeleri tarafindan da benimsenir. Ancak, projenin loca bazindan çikarilarak Masonlarin birey olarak ilgilendikleri bir tarza dönüstürülmesi daha uygun bulunur. Bunun üzerine 1917 yilinda, Masonlar tarafindan âHimye-i Etfal Cemiyeti <t33.html> adiyla günümüzdeki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun Istanbul'da temelleri atilir. Ancak, Istiklâl Savasi nedeniyle kurum uzunca bir süre etkinligini kaybeder ve silinmeye dogru gider. Ancak, Dr.Besim Ömer Akalin Pasa'nin 1921 yilinda Büyük Üstad olmasini takiben, gösterdigi üstün gayretle yeniden canlandirilarak, bugünkü konumu ve islevi kazandirilir. Çocuk Esirgeme Kurumu, Masonik sefkat ve hasenat erdemlerinin eyleme dönüsmüs bir sembolü olarak Türk Masonlarinin Türk toplumuna degerli bir armaganidir. Çocuk Esirgeme Kurumu'nun disinda Istanbul'da 1914 yilinda Masonlar tarafindan kurulmus Topkapi Fukaraperver Cemiyeti ve 1926 yilinda Izmir'de yine Masonlar tarafindan kurulan Yetimlere Yardim Cemiyeti de Masonik hayir ve hasenat kapsaminda bireysel olarak Masonlarin topluma kazandirdigi sefkat hizmetleridir.

Türkiye Büyük Locasi'nin dünya Masonluk camiasinda taninmasi, gerek 1909-23 arasinda gerekse 1923 Cumhuriyet'ten sonraki sürede, kurulusunun gayrimuntazam ve gayrinizamî olmasi nedeniyle, çok sinirli ölçüde gerçeklesmis; daha dogrusu, Ingiltere Birlesik Büyük Locasi'nin öncüsü oldugu muntazam Büyük Localar tarafindan taninmamistir. Nitekim, Cumhuriyet'i takiben Anglo-Sakson Masonlugu tarafindan tanisma girisimi olumlu sonuçlanmamis ve Dünya Muntazam Masonlugu' na geçilememistir. Ancak, gayrimuntazam camianin öncüsü Grand Orient De France ve benzeri diger bazi obediyanslar bazinda taninmis ve onlarla iliskilere girebilmistir. Bu tanismalarin kapsaminda, 23 Ekim 1921 tarihinde Cenevre'de düzenlenen A.M.I. (Association Maçonnique Internationale) adli Uluslararasi Masonluk Örgütü'nün toplantisina, Fransa, New York, Viyana, Belçika, Ispanya, Italya, Hollanda, Portekiz Büyük Localari ile birlikte, göndermis oldugu temsilcisi Prof.Muslihiddin Adil vasitasiyla katilmis ve hazirlanan deklarasyonu imzalamistir. Daha sonra, Masonik intizama uymayan kuruluslarin da bu Örgüt'te yer almasi nedeniyle, Holllanda ve New York muntazam Büyük Localarinin A.M.I.'den ayrilmasina ve Örgüt'ün gayrimuntazam sayilmasina ragmen, Türkiye Büyük Locasi 1935 yilina kadar yapilan bütün kongrelere katilmistir. Cumhuriyet'in kurulusunu takiben 1927 yilindaki A.M.I. kongresinde alinan "Territoralite" karari geregince, bir ülkede yabanci obediyanslara bagli olarak çalisan localarin on yil içinde millî büyük locaya katilmasi ilkesi dogrultusunda Türkiye'de arta kalan bazi yabanci localarin da Türkiye Büyük Locasi'na katilmasi gerçeklesmistir. 1935 tarihinden itibaren Uyku Dönemi'ne girildiginden bu temaslar kesilmis ve Türkiye Büyük Locasi'nin intizam kazanmasiyla birlikte de tamamen sona ermistir.

Cumhuriyet döneminde Masonluk

Cumhuriyet'in 1923 yilinda ilâni ile birlikte Türk Masonlugu yeni bir boyut ve anlam kazanir. Yabancilarin isgalinden ve etkilerinde kurtulan ülkede herseyde oldugu gibi Masonlukta da yeni bir ulusallik anlayisi ve bilinçlenme boyutu görülür. Masonluk kendi bünyesini Atatürk Inkilâbi'nin ilkelerine öz ve biçim olarak uyarlamaya çalisir. Masonlugun savunageldigi Hürriyet-Esitlik-Kardeslik ilkeleri artik gerçeklesmis; Cumhuriyet yönetimi kurulmus ve içinde büyük ölçüde Masonlarin da yer aldigi kadro büyük yetkilerle isbasina geçmistir. Ülkenin, ulusun ve Atatürk'ün, Bati Uygarligi'nin penceresi saydigi Masonluktan büyük beklentileri vardir. Masonlar beslenen ümitleri bosa çikarmamak zorundadirlar. Resmî ve özel kurumlarda Osmanlicadan gelen eski isimlerin Türkçeleriyle degistirilmesine paralel olarak, Türkiye Büyük Locasi'nin ilk ismi olan Masrik-i Azam-i Osmanî adi Türkiye Büyük Masriki; Yüksek Sûra'nin Sûra-i Ali-i Osmanî ismi de Türkiye Yüksek Sûrasi olarak degistirilmistir.

Atatürk'ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanlarin büyük bir bölümü Masondur. Bir bakima yönetim ve devrimlerin gerçeklestirilmesi Masonlara emanet edilmistir. Söyle bir hatirlanirsa: Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Pasa, Ali Ihsan Sabis Pasa, Meclis Baskani Kâzim Özalp Pasa, Meclis Baskani Abdülhalik Renda, Basbakan Hasan Saka, Içisleri Bakanlari Sükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydin, Disisleri Bakanlari Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüstü Aras, Saglik Bakanlari Riza Nur, Adnan Adivar, Refik Saydam, Behçet Uz, Millî Egitim Bakani Resit Galip ve Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakani Sirri Bellioglu, Milletvekilleri Cevat Abbas, Atif Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Resit Saffet Atabinen, Memduh Sevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Silay, Ahmet Agaoglu, Ankara Valisi Nevzat Tandogan ve Belediye Baskani Süleyman Asaf Ilbay, Istanbul Valileri Muhittin Üstündag ve Lütfü Kirdar, Danistay Baskani Mustafa Resat Mimaroglu, Yargitay Üyesi Servet Yesarî, Parti Müfettisi Hakki Sinasi Pasa, Polis Müdürleri Bedri Bey, Zeki Dervis, Muhip Nihat Kuran, Jandarma Genel Komutani Galip Pasa, Istiklâl Mahkemesi Baskani Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Pasa, Prof. Fuat Süreyya Pasa, Atatürk'ün çevresinde ülkeye hizmet eden Masonlardir.

Ancak, Osmanli döneminde ayni Ittihatçilarda oldugu gibi, Cumhuriyet döneminde de hem Parti'de ve hükûmette görevli hem de Masonlukta yönetici olarak bulunan Masonlardan bazilarinin iki ayri görevlerini birbirine karistirmalari Masonluk için zararli olmustur. Halk Parti'li Masonlarin, Masonlugun yönetimini kendi tekellerine almak istemeleri ve partinin görüslerini Masonlara empoze ettirmeye çalismalari, hür düsünce yanlisi Masonlarda tepki yaratmis ve localarda tatsiz tartismalara ve fikir ayriliklarina yol açmistir. Bu nedenle, Masonluk içinde de bazi karsi devrimcilerin ekmegine yag sürüldügü gibi; bazi aydin Masonlarin yerinde elestirilerine de yanlis anlama ve degerlendirmeler yüzünden Masonlugun Atatürk Inkilâbi'na karsi oldugu gibi kulp takilmaya ve iftira atilmaya çalisilmistir. Bu bakimdan, Parti'li Masonlarin localardaki politik faaliyetleri Masonlugun aleyhine gelismistir. Bu durum, Masonik yönden, Ittihat partizanligini takiben Cumhuriyet dönemindeki ilk siyasal olumsuzluktur.

Dernek statüsüne geçis

Cumhuriyet'in ilâni ile Uyku Dönemi arasindaki dönemde, yani 1923-35 yillari arasindaki 12 yilda Türkiye Büyük Locasi'nin Büyük Üstadlari, sirasiyla, Dr. Besim Ömer Akalin Pasa (1921), Servet Yesarî (1924), Fikret Takiyyiddin Onuralp (1926), Edip Servet Tör (1927), Servet Yesarî (1929), Mim Kemal Öke (1930), Mustafa Hakki Nalçaci (1933), Muhittin Osman Omay (1933)'dir. Ayni dönemdeki Türkiye Yüksek Sûrasi Hâkim Büyük Amirleri: Dr. Mehmet Ali Erel Baba (1915), Fikret Takiyyiddin (1926), Fuat Hulusi Demirelli (1928), Servet Yesarî (1931), Mustafa Resat Mimaroglu (1933), Dr. Ismail Hursit (1933)'tir.

Cumhuriyet döneminde, Cemiyetler Kanunu geregi olarak, Türkiye'deki Masonluk kurumlari da birer dernek statüsüne sokulmustur. Büyük Üstad Edip Server Tör (1927-30) döneminde, Türkiye Büyük Locasi'nin resmî statüsünü içeren dernege 29 Temmuz 1927 tarihinde Tekâmülü Fikrî Cemiyeti adi verilmis; bu isim 1929 yilinda Türk Yükseltme Cemiyeti olarak degistirilmistir. Daha sonra, 1932 yilinda, Türkiye Yüksek Sûrasi'nin olusturdugu diger dernege Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti adi verilmistir. Bu dönemde Masonik mekân temini yönünden en önemli girisim, 1929 yilinda Nuruziya Sokak'daki bir zamanlar ünlü müzisyen Franz List'in misafir kaldigi binanin satin alinmasidir. Ayrica, Türkiye Masonlugu yayini olarak 1931 yilindan itibaren Büyük Sark dergisi çikarilmaya baslamis ve Uyku Dönemi'nin basladigi 1935 yilina kadar 19 sayi çikarilmistir. Bu dönemdeki diger önemli bir hizmet de, vefat eden Masonlarin muhtaç durumdaki ailelerine yardim etmek üzere Teavün Sandigi kurulmasidir. Mustafa Hakki Nalçaci (1933)'nin Büyük Üstadligi döneminde, Türkiye Büyük Masriki derneginin resmi adinin Türk Yükseltme Cemiyeti olmasina ek olarak, Cemiyet'in tüzügüne de " ... bu cemiyetin üyelerine Mason denir." açiklamasi getirilmistir.

Masonlugun Mart 1925 tarihindeki Genel Kurul toplantisinda "Cumhurreisi Mustafa Kemal Pasa'ya 33o'nin tevcih edilmesinin münasip olacagi" hakkinda teklif yapilir. Ayrica, bu derece ile birlikte, fahrî reislik ve Rit hamiligi de verilmesi fikri benimsenir. Ancak, resmî teklif götürülmeden önce, özel olarak bu husustaki görüsünü almasi için Hâkim Büyük Amir Dr.Fikret Takiyeddin görevlendirilir. Dr.Fikret, Tekirdag Milletvekili Cemil Ubaydin'in da hazir bulundugu bir sohbette, Atatürk'e bu ön teklifi yaparak fikrini sorar. Atatürk'ün cevabi "Simdilik kalsin. Kendinizi gösteriniz. Sonra görüsürüz." seklinde olur. Dolayisiyla Atatürk, Bati Uygarligina entegrasyon projesi için Masonlugun önemli hizmetlerle kendilerini göstermelerini beklemekte ve onlara güvendigini beyan etmektedir.

1926 Yilinda Izmir-Çesmealti'nda yapilan ve Atatürk'den baska, Ismet Inönü, Vali Kâzim Dirik, Izmir Is Bankasi Müdürü Firuz Vasi ve Izmir Sanayi Müdürü Serif Onay'in hazir bulunduklari sohbette; Halk Partisi Izmir Mutemedi ve ayni zamanda Günes Mahfili üyesi Dr.Sadrettin tarafindan Atatürk'e "Masonluga katilmasi hâlinde büyük kuvvet kazanilacagi" söylenir. Atatürk'ün cevabi söyledir: "Ben sizin çok faydali bir tesekkül oldugunuzu, insanlik idealine büyük hizmet ettiginizi biliyorum. Bunun için size mümkün oldugu kadar yardimci olmak isterim. Mussolini'nin yaptigi gibi takibata ugramaniza asla müsaade etmeyecegim. Sadece büyük vazifem itibari ile sizin usullerinize tâbi olamayacagim için, araniza katilabilmem mümkün degildir." Bu beyan, Atatürk'ün gerçekten Masonlugu çok iyi bildigini ve yakindan tanidigini vurgulamaktadir.

Masonluk ve Havuz - Yavuz davasi

Türkiye Masonlugu'na "1928 Yavuz-Havuz Davasi"nin Olumsuz Etkisi: Cumhuriyet tarihinin ilk önemli yolsuzlugu, 1924 yilinda Yavuz Gemisi'nin onarimini üstlenen Bahriye Vekili Topçu Ihsan Eryavuz'un kurdugu sirketin karistigi ve kamuoyunun büyük tepkisine yol açan olaydir. Yavuz-Havuz Davasi olarak bilinen bu olayda suçlu sirketin ortaklari arasinda, 1925-27 yillari arasinda Büyük Üstad ve 1926-28 yillari arasinda Hâkim Büyük Amir olarak en üst görevleri üstlenmis Dr. Fikret Takiyeddin Onuralp'in de bulunmasi Türkiye Masonlugunu derinden üzmüs ve yaralamistir. Bu kisinin sanik olarak Yüce Divan'a gönderilmesiyle Masonik görevi son bulmasina ve Nisan 1928'de cezasinin açiklanmasi ile birlikte kaydi silinmesine ragmen; bu olay, antimasonik çevrede "Masonik çikar iliskisi seklinde" karsi propaganda malzemesi olarak kullanilmis ve Masonluk aleyhdari dedikodu kaynagi olmustur. Yüce Divan tarafindan yargilanip suçlu bulunan ve cezasini çeken bu kisiyi savunmak artik anlamsizdir. Ama Türk Masonlari için önemli olan, yargilama sirasinda Yüce Divan'da hâkim üye olarak görevli olan dönemin Hâkim Büyük Amiri Fuat Hulusi Demirelli'nin, verilen cezayi az bularak karara muhalefet etmek asaletini ve adaleti göstermesidir. Bu örnek, birbirlerine Kardes sevgisiyle bagli Masonlarin, vicdanlarindaki adalet ilkesini ve kalplerindeki yurt sevgisini her seyin üstünde tuttuklarinin somut bir kanitidir.

Türkiye Masonlugunda "1930 Intihabat Buhrani" Vak'asi: Halk Partisi, 1 Agustos 1930 yilindaki Türkiye Büyük Locasi Genel Kurulu'na müdahale ederek, Cemiyetler Kanunu'na göre dernek statüsünde sayilan Türk Masonlugunu, diger derneklere yaptigi gibi, yönetimsel olarak kendi güdümü ve egemenligi altina almak ister. Bunun için, Genel Kurul Delegesi olan, Cumhuriyet Halk Partisi Istanbul Müfettisi Hakki Sinasi Pasa'yi görevlendirir. Masonik kidemi nedeniyle Genel Kurul Baskanigini üstlenen Hakki Sinasi Pasa, Parti'nin görüsü dogrultusunda daha önceden hazirlanmis Yönetim Kurulu aday listesini delegelere dagitarak, Hükûmet emri olarak baski yapar ve zorla seçilmesini saglar. Bu listeye göre, Servet Yesarî Büyük Üstad, Mim Kemal Öke Kaymakam seçilir. Ama, bu baski ve yasadisi olay onurlu Masonlar arasinda büyük bir tepkiye yol açar. Necat ve Etoile d'Orient Localari, Yönetim Kurulu nezdinde, seçime politik olarak müdahale edilmesini siddetle protesto ederler. Bunun üzerine, Yönetim Kurulu bu localarin çalismalarini geçici olarak durdurur. Ama, siyasal baskiyi kendilerine yediremeyen Masonlarin gitgide artan hakli tepkileri sonunda, Yönetim Kurulu tarafindan 31 Ekim 1930 tarihinde toplanan Genel Kurul'da seçimler yenilenir. Olayi protesto eden iki Loca'nin kapatma cezasi kararlari alinmamis sayilir. Büyük Üstadliga Mim Kemal Öke, Kaymakamliga Mustafa Hakki Nalçaci seçilir. Siyasal baskiya karsi Masonluga yakisir bir hakça direnis niteligindeki bu olay, Türkiye Masonlugu için bir seref sayfasi olmakla birlikte; hem karsitlarini hirslandirmasi hem de Parti'deki bazi tarafsizlari da karsisina almasi açisindan talihsizlik olmus ve siyasal sonuçlari ile kamuoyu tepkileri 1935'e kadar geçen bes yil içinde Masonlugun aleyhine tirmanmistir.

Türkiye Masonlugu'nda "1932 Azim Vak'asi":

Türkiye Masonluk Tarihi'nde pek iz birakmadan ucuz atlatilan bir olay 1932 Azim Vak!asi'dir. Türkiye Büyük Locasi'na bagli olarak çalisan Azim Locasi, Localar Genel Tüzügü'ndeki görev süresi ile ilgili bir hükmü protesto etmek amaciyla, tüm üyeleri tarafindan 11 Ocak 1931 tarihinde imzalanan bir önergeyle, uykuya yatirilmasini ister. Yönetim Kurulu ceza olarak Loca'yi geçici; Genel Kurul 8 Nisan 1932 tarihinde sürekli kapatir ve üyelerinin gayrimuntazam sayilarak cezalandirilmasina karar verir. Olay bundan sonra gelisir. Kapanan Loca'nin yedi üyesi bir araya gelerek, 21 Mart 1932 tarihinde Müstakil Türk Masonlugu Azim Yüksek Mahfili adiyla yeni bir dernek; yani, yeni bir büyük loca kurarlar. Girisimin önderi Ahmet Nehri, 4 Mayis 1932 tarihinde Vakit Gazetesi'ne vardigi beyanatta, bu girisimin Türk Masonlugunu kozmopolitlikten kurtarmak için yapildigini ve Türkiye'de kanunî sartlari haiz tek kurulus olduklarini açiklar. Herhalde çok kisa ömürlü olan bu Büyük Loca'nin akibeti meçhudür. Ancak, kisisel tepkiye dayanan yari-teorik bir eylem bile olsa, Türkiye Masonlugundaki ilk bölünme girisimi olmasi açisindan önemlidir.

Türkiye Masonlugu'na "1933 Mahmut Esat Bozkurt Vak'asi" nin Olumsuz Etkisi: Türkiye Masonlugu'nda Uyku Dönemi'nin baslamasina etkili olan antimasonik propaganda ve eylemin önderleri siyaset adamlari olan Sükrü Saraçoglu, Recep Peker ve Mahmut Esat Bozkurt arasindan en basta geleni Adalet Bakani Mahmut Esat Bozkurt'tur. Adalet Bakanligina kadar yükselen Hukuk doktoru olan Mahmut Esat Bozkurt'un Masonluga mugber olmasinin bir önemli sebebi, Mason olmak için 1925 yilinda basvurdugu Istanbul-Necat Locasi'na kabul edilmeyisidir. Bundan dolayi, Masonluga düsman olmus; olumsuz propagandasi yaninda bizzat komplolara da karismistir. Ilk eylemi, Parti grubunda Masonluk aleyhine verdigi gensorudur. Soruyu cevaplayan Içisleri Bakani Vekili Sükrü Kaya, Masonlugun yasalara aykiri bir kurulus olmadigini beyan etmistir. Mahmut Esat Bozkurt'un ikinci eylemi, 1-2 Agustos 1933 sabaha karsi bes civarinda, Izmir-Karsiyaka'daki Zuhal Mahfili'nin lokalini otomobilinden kursunlamasidir. Yanindaki arkadaslari, daha sonra Atatürk'e suikast suçuyla asilacak olan Giritli Sevki ve Torbalili Emin adli iki kabadayidir. Sikayet üzerine olay polise intikal eder. Olayi üstlenen Giritli Sevki tutuklanip cezaevine konur. Olay Içisleri'ne bildirilir. Ama, Masonlarin resmî sikayeti olmadigindan sadece kamu davasi açilir. Çünkü, Türkiye Büyük Locasi, Izmir'e sadece kamu kovusturmasi ile yetinilmesinini uygun gördügünü belirtmistir. Giritli Sevki'ye verilen ceza tecil edilir. Olay, 6-7 Agustos 1933 tarihli Izmir gazetelerinde kamuyouna duyurulduktan sonra kapanir. Ancak, Masonluk karsitlari tarafindan bu olay çarpitilarak Masonlugun aleyhine kullanildigi gibi, 1935'de baslayacak Uyku Dönemi için olumsuz bir siyasal zemin hazirlanmasina yol açmistir. Bu olayda, Adalet Bakani Mahmut Esat Bozkurt'un Izmir suikasti girisimcisi olarak asilacak Giritli Sevki ile Masonluga karsi isbirligi içinde bulunmasi, hâlâ sebebi aydinlanamayan, önemli bir siyasal komplodur. Olay, Izmir'de bulunan Atatürk'e, Salih Bozok ve Tahsin Özer tarafindan duyuruldugunda; su cevap alinir : "Bu ne biçim is? Gece yarisi bir cemiyete silâh atmak olur mu? Atilir mi ? Eger, cemiyetin faaliyeti zararliysa, kanunla kapatilsin. Silâha ne lüzûm var? Burasi dag basi degil ki."

Türkiye Büyük Locasi'nin üyesi oldugu yukarida açiklanan Association Maçonnique International A.M.I.'nin 8.Konvani 5-23 Eylül 1932 tarihleri arasinda Istanbul'da yapilmis ve konvana Büyük Üstad Musatafa Hakki Nalçaci baskanlik etmistir. Kongreye, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Ispanya, Fransa, Yunanistan, Lüksemburg, Polonya, Isviçre, Çekoslavakya, Yugoslavya, Meksika, Porteriko, San Salvador, Brezilya, Sili, Kolombiya, Ekvator, Paraguvay, Honduras, Arjantin ve Bolivya olmak üzere 23 ülkenin Mason temsilcileri katilmistir. Medya olaya büyük ilgi göstermis ve bu ilgi de Türk Masonlarinca gururla karsilanmistir. Ama, bu toplantinin üç yil sonra 1935'de baslayacak Uyku Dönemi'ne uluslararasi iliskiler ve kökü disaridalik bahane edilerek olumsuz bir sebep teskil edecegi de unutulmamalidir. Konvan Baskani tarafindan Atatürk'e gönderilen "Milletler arasindaki Mason Birligi Konvani'nin Istanbul'da toplanmasi münasebetiyle, hür ve laik Türkiye'mizin Büyük Kurtaricisinin saglik ve saadetinin devami ve yurdumuzun refahla yükselmesi, maddî ve manevî terakkisi yolunda görülen muvaffakiyetin temadisi temenniyetina hürmetle ve candan alkislarla müttefiken karar verilmis oldugu marûdur, Ulu Gazimiz." sekildeki mesaja Umumî Kâtip Hikmet Bayur Imzasi ile Atatürk'ün verdigi cevap "Türkiye hakkindaki her temenniyatinizi havi telgrafinizdan Reisicumhur hazretlerinin memnun olduklarini bildiririm efendim." olmustur.

ÜÇÜNCÜ DÖNEM

Türkiye Masonlugu'nda Uyku Dönemi:

1935-48 Yillari arasindaki dönem teorik olarak Türkiye Masonlugu'nun Uyku Dönemi olarak tanimlanir. Çünkü, bu 13 yil süresince Masonik faaliyetler genel olarak durmustur. Ancak, baska bir bakisla Uyku Dönemi'nin: 1935-39 arasindaki 4 yilini resmen ve fiilen uykuda kalis, 1939-48 arasindaki 9 yilini Masonluk resmen kapali ama bazi localarin açilmis olmasina ragmen zorunlu nedenlerle fiilen çalisamayis hatta 1948-51 arasindaki 3 yillik ilave süreyi Masonluk resmen açilmis olmasina ragmen Yüksek Sûra egemenligi altinda çalisma süresi olarak siniflandirmak da mümkündür. Uyku Dönemi'ne zemin hazirlayan sebepler, olayin Masonik ve siyasal açidan gelisimi ve Masonik faaliyetin yeniden baslamasi satirbaslari hâlinde söyle özetlenebilir.Türkiye Masonlugu'nun Uyku Dönemi'ne girisini bir anlamda mecburî kilan dis ve iç sebepler vardir. Bu sebeplerin yigisimi nedeniyle meydana gelen kamuoyu baskisi ve politik zorlamalarin sonunda ortaya çikan siyasal karar böylesi bir yaptirimi, uzun vadede düsünüldügünde Masonlugun lehine düsünülebilecek sekilde, zorunlu hâle getirmistir. Dis baskilar, dünyadaki nazizim, fasizim, komünizm gibi kapali rejimlerle yönetilen totaliter devletlerde, hür düsünce ve demokratik haklardan yana olan Masonlugun kapatilmasi ve Masonlarin eziyet altinda birakilmasi gibi antimasonik eylemlerin yurdumuza yansimasi ve yandaslari tarafindan ayni antimasonik siyasetin devlet politikasi sekline dönüstürülmesi girisimidir. Yürürlükteki tek partili sistemin sonucu olarak, ülkede meydana gelen siyasal buhranlar hatta isyanlar da göz önüne alindiginda, tüm kuruluslarin (Türk Ocaklari, Kadinlari Himâye Cemiyeti, Muallimler Dernegi, Izcilik Teskilati) parti denetimi altina alinmak istenerek yasayla kapatilmasi bir gerekçedir. Osmanli döneminden beri süregelen antimasonik atmosferin gerek Masonlugun kusuru nedeniyle gerekse türlü kisisel sebeplerle Masonluga karsit olanlarin etkisiyle yogunlasmasi ve özellikle parti içinde taraftar bulmasi da bir önemli sebeptir. Masonluk içinde meydana gelen bazi olumsuz olaylarin yaninda; Masonlugun, siyasî polemiklerin olusturdugu tutucu hatta devrim karsitiymis gibi, zahirî görüntüsü Masonluga güvenen ve Bati Uygarligi entegrasyonu için bel baglayan en üst düzey yöneticileri rahatsiz etmistir. Bu nedenle, devletin dorugunda alinan karar, Masonlugun yasa ile kapatilarak ilerisi için telafi edilemez zarara ugramasini önlemek için, Masonlarin kendi kendilerini kapatmalarini yani uykuya yatmalarini istemektir. Dönemin iç ve dis siyasal ve sosyal olaylarinin yaninda Masonlugun içinde bulundugu durum da dikkate alindiginda, Masonluk agacinin gövdesini kesmek; ama, kökünü topragin altinda gelecekteki olumlu sartlar için özenle korumaktan daha baska bir çözüm bulmak herhalde mümkün olmamistir.

"Kendi teskilatlarini kendileri fesh etmislerdir"

Bu önemli çözümü kararlastiran ATATÜRK, dönemin Içisleri Bakani Sükrü Kaya ile görüsür ve Masonlarin üst düzey yöneticilerine durumun vahametini açiklamasini ve yasaya gerek olmadan kendi kendini kapatmasi mesajini iletmesini ister. Bunun üzerine Sükrü Kaya, dönemin üst düzey Mason yöneticileri olan Büyük Üstad Muhittin Osman Omay, Hâkim Büyük Amir Ismail Hursit, Dr.Fuat Süreyya Pasa, Muhip Nihat Kuran, Nevzat Tandogan, Mustafa Resat Mimaroglu, Dr.Ferit Rasim'i toplayarak Atatürk'ün mesajini aktarir ve "...Masonlugun artik faaliyetini tâtil etmesinin lâzim geldigine partice karar verilmis oldugu, hükûmetin de bu karari tatbik mevkiine koymak zorunda oldugunu " belirtir. Mason yöneticiler "kapatma için genel kurul karari gerektigini ve kendilerinin böyle bir yetkileri olmadigini" ileri sürüp ayak direrlerse de, Sükrü Kaya "baskaca bir özel yasa çikarilmasina gerek kalmadan kararin orada kendileri tarafindan derhal alinmasi" zorunlugunu vurgulayarak bastirir. Sonuçta, kendisi tarafindan hazirlanmis ve 10 Ekim 1935 günü Anadolu ajansi tarafindan yayinlanacak su ünlü tarihî bildirgeyi Mason yöneticilerine imzalatir: "Mes'ul ve maruf imzalar altinda Ajansimiza verilmistir. Türk Mason Cemiyeti memleketimizin sosyal tekâmülünü ve günden güne artan muazzam terakkilerini dikkate alarak ve Türkiye Cumhuriyeti'nde hâkim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatindan dogan iyilikleri müsahade ederek faaliyetine -bu hususta hiçbir kanun olmaksizin nihayet vermeyi ve bütün mallarini memleketimizin sosyal ve kültürel kalkinmasina çalisan Halk Evlerine teberruu muvafik görmüstür." Buna ek olarak Bakan Sükrü Kaya hükûmet adina kamuoyuna yaptigi resmî açiklamada "Türk Masonlari kendi ideallerinin hükûmetin esas programina dahil oldugunu görerek, kendi teskilatlarini kendileri fesh etmislerdir. Hükûmetin bu is üzerinde hiçbir tesebbüsü ve alâkasi yoktur." beyani ile, Masonlarin kendi kendilerine uykuya yattiklarini belirtir. Büyük Üstad Muhittin Osman Omay, Ankara'da bu bildiriyi imzalamasinin ardindan Istanbul'a döndügünde 3 Aralik 1935 tarihli dilekçe ile Masonlarin faaliyetini tâtil ve mallarini hibe ettigini resmen bildirmistir. Isin dogrusu, Mason yöneticiler maruz kaldiklari baski karsisinda, aslinda bir hükûmet karari veya kanun olmadigi için hukuk disi olarak telakki edilen bir davranis sonunda, faaliyetlerini tâtil etmek zorunda birakilmislardir. Yöneticiler korkmuslar midir ? Evet; ama daha baska ne yapabilirlerdi ? Çözüm yerinde midir? Evet; çünkü, yasa çikmadan bu çözüm bulundugundan; ileride uygun zeminde yasa degisimine gerek olmaksizin Masonlugun uyandirilmasi ve bu tarihe kadar korunmasi mümkün olabilmistir. Mesele elden geldigincer az zararla çözümlenmistir. Böylece, Türk Yükseltme Cemiyeti adiyla Türkiye Büyük Locasi ile ona bagli localar ve Türkiye Yüksek Sûrasi'na bagli atelyeler faaliyetlerini tâtil ederek Uyku Dönemi'ne girmis; ama, Türkiye Yüksek Masonluk Cemiyeti adiyla ayri bir tüzel kisiligi olan Türkiye Yüksek Sûrasi varligini devam ettirmis; 1935 yilinda vefat eden Ismail Hursit'in yerine Nurettin Ramih Hâkim Büyük Amir seçilmistir.

Türkiye Yüksek Sûrasi çalisiyor

Böylece üç yil geçer ve 1938 yilina gelinir. Türkiye Yüksek Sûrasi, Cemiyetler Kanunu'nun kabul edilmesinden de yararlanarak üye sayisini yeterli sayiya çikarir ve çalismalarini yeniden etkinlestirir. Ayrica, muhtemelen Skoç Riti 1786 Anayasasi'nin verdigi yetkiye dayanarak 1939 yilinda Ideal, Kültür ve Ülkü adlarinda üç yeni sembolik loca kurar. Yüksek Sûra'nin bu girisimi Masonik nizam yönünden, ayni 1909'da oldugu gibi, hatali olsa da; uykuya yatma olayindan henüz dört yil sonra Masonik faaliyetin baslamasi yolunda atilan ilk adim olmasi yönünden ilginçtir. Fakat kurulan localar, o sirada baslayan Ikinci Dünya Savasi'nin getirdigi olaganüstü durum ve sartlar nedeniyle uzun süre çalisamazlar. Ancak, üç locanin içinden Ideal Locasi'nin 3 Haziran 1945 yilindan sonra itibaren çalismalarini sürdürdügü mevcut kayitlardan anlasilmaktadir.

Dünyada savasin bitmesi ve baris dönemine girilmesi, çok partili demokratik sistemin baslamasi, ülkede esmeye baslayan hürriyet havasi ve nihayet 5 Haziran 1946 tarihinde yeni Cemiyetler Kanunu'nun yürürlüge girmesiyle; zaten gayriresmî olarak çalismakta olan Masonlar da artik resmen uyanip fiilen faaliyete baslama zamaninin geldigini hissederler. Bunu pratige dökmek üzere, hepsi de Yüksek Sûra üyesi olan Mecdi Akasya, Cevdet Hamdi Balim, Muhip Nihat Kuran, Hazim Atif Kuyucak, Orhan Tahsin tarafindan 5 Subat 1948 tarihinde Istanbul Vilayetine verilen dilekçeyle Türk Mason Dernegi kurulur ve Türkiye Masonlari yeniden resmen faaliyete baslar. Böylece 1935'de baslayan uykudan 13 yil sonra 1948'de uyanilir. Istanbul'u takiben, Aralik 1948'de Izmir ve Ocak 1949'da Ankara subeleri açilir. Istanbul'daki merkez Siraserviler'de Safiye Ayla'dan kiralanan dairedir. Bundan sonraki gelismeler Türkiye Masonlugu'nun Uyku Dönemi sonrasina iliskin tarihçesini olusturur.

 

4.DÖNEM YOK

 

BESINCI DÖNEM

Türkiye Masonlugu'nda Taninma Olayi Sonrasi:

Türk Masonlugunu Konsekrasyon Töreni'ni takiben dünya Masonluk camiasinda hak ettigi yeri almasiyla yani birçok obediyans tarafindan -Ingiltere ve benzerleri hariç- taninmasiyla baslayan dönemde, bazi ilginç olaylar da birbirini izler. Bunlarin en önemlileri Belge Olayi ve bunu takip eden Bölünme Olayi'dir. Daha sonraki sürede Ingiltere Birlesik Büyük Locasi'nin önderliginde diger obediyanslar tarafindan da Türkiye Büyük Locasi kitle hâlinde taninacaktir. Türkiye Masonlugu 1970 yilindan itibaren gitgide geliserek günümüze dogru çalismalarini basariyla sürdürmeye devam eder. Bu olaylari da satirbaslari hâlinde özetle hatirlamak yararli olur.

Belge Olayi

Bu olayi analiz etmek için Nisan 1965'deki Konsekrasyon Töreni'nin alti ay öncesine dönmek gerekir. 1964 yili sonbaharinda bir partinin kongresinde baskanliga adayligini koyan kisinin karsitlari kendisinin seçilmemesi için Mason oldugunu belirten propaganda yaparlar ve Mason oldugunu gösteren belgelerin fotokopilerini dagitirlar. Aslinda 1956 yilinda Ankara Bilgi Locasi'nda Mason olan bu kisi bir süre sonra Locasina devam etmemeye baslamistir. Bundan dolayi da, Locasi tarafindan Büyük Locaya verilen isim listelerinden adi çikarilmistir. Ancak, henüz fiilen gayrimuntazam ilan edilmemistir. Bu kisi, arkadasi Hikmet Turat vasitasiyla Türkiye Büyük Locasi'nin resmî adi olan Türk Yükseltme Cemiyeti-Ankara Subesi'ne dilekçeyle basvurarak, kendisine Cemiyet'in üyesi olmadigini belirten bir belgenin verilmesini ister. Ankara'daki üye matrikül listelerini inceleyen Sube Baskani Kaymakam Necdet Egeran 11 Kasim 1964 tarihli bir yaziyla " ...Cemiyet'te kaydinin bulunmadigi" seklinde bir Belge verir. Iste, Türk Masonlugu'nun bölünmesine zahiren de olsa bir sebep teskil edecek kadar tirmandirilan Belge Olayi budur. Yine politikanin Masonluga bulastirilmasi seklindeki bu olay, Masonlarin çogunlugu tarafindan tepkiyle karsilanir. Büyük Loca yayinladigi 28 Aralik 1964 tarihli levha ile olaya açiklik getirir ve böylesi bir durumu onaylayamadigini belirtir. Bir yandan da, kurdugu bir inceleme komisyonu Ankara'ya göndererek durumu arastirir. Komisyon raporunda, verilen Belge isleminde suç unsuruna rastlamadigini belirtilir. Böylece olay, aslinda için için devam etmesine ragmen, resmen kapanir. Hiç kimse bu olayla ilgili olarak Masonik yargi organlarina sikayette bulunmaz veya basvurmaz.

Konsekrasyondan iki gün sonra...

Bu olayin üstünden tam 170 gün ve Konsekrasyon Töreni yapilmasinin üzerinden de sadece 2 gün geçer. 1 Mayis 1965 günü Türkiye Büyük Locasi'nin Konvani vardir. Konvan'da bu konu yeniden gündeme getirilirse de, Büyük Üstad Ekrem Tok yaptigi tarihî yatistirici konusmayla meseleyi kapatir. Ertesi gün Büyük Üstad seçimi yapilacaktir. Büyük Üstadlik seçimine katilan adaylardan Kaymakam Necdet Egeran ve Yüksek Sûra 2 Mayis 1965 tarihinde az oy farki ile Necdet Egeran Büyük Üstad seçilir. Yüksek Sûra'nin yöneticileri Masonik kurallar yönünden hiçbir haklari olmadigi hâlde Türkiye Büyük Locasi'nin seçimine itiraz ederler. Etkiledikleri Masonlar aracigi ile Büyük Loca'nin yetki alanina müdahale etmeye baslarlar. Ayrica, ayni zamanda Yüksek Sûra'ya devam eden Ekrem Tok ve Necdet Egeran'i yargilayip, Ekrem Tok'u Masonik görevinde kusuru oldugu nedeniyle bir yil Masonik hak mahrumiyeti ile; Necdet Egeran'i Belge Olayi ve seçim meselesi nedeniyle Masonluktan ihraç karari ile cezalandirirlar. Aslinda, Yüksek Sûra'nin böyle kararlar vererek ve yargilama yaparak Büyük Loca'nin yetki sahasindaki islemlere karismak hakki yoktur. Ama, özellikle, Konsekrasyon Töreni ile Büyük Loca'nin tam bagimsizligini kazanmasi, bir anlamda Yüksek Sûra'nin Büyük Loca üzerindeki egemenlik hakkini kaybetmesi ve gücünü yitirmesi olarak degerlendiren bazi yöneticiler, maalesef Türk Masonlugu'nu böylesi bir kesmekese sürüklemislerdir.

Türkiye Büyük Locasi ve Türkiye Yüksek Sûrasi arasinda gerek dogrudan, gerek yazisma yolu ile gerekse aracili olarak yapilan uzlasma görüsmeleri, Yüksek Sûra'nin anlamsiz derece uzlasmaz ve kati tutumu ile basarisiz kalir. Büyük Üstad Necdet Egeran, gerek üzerindeki baski nedeniyle gerekse Türkiye Masonlugu'nun içine düsürüldügü bunalimi asmasina yardimci olmak amaciyla, 14 Kasim 1965 tarihinde, yani seçildikten 8 ay sonra, görevinden ve Masonluktan istifa eder. Ancak, üyesi oldugu Bilgi Locasi'nin israri karsisinda Masonluktan istifa kararini geri alir

Üzücü gelismeler devam ediyor

Bu olayi takiben Türkiye Büyük Locasi'nin Konvani 5 Aralik 1965 günü yapilir. Büyük Üstadliga Hayrullah Örs, Kaymakamliga Sekûr Ökten ve Büyük Kâtiplige Nafiz Egemen seçilir. Önceki Büyük Üstad Necdet Egeran, yeni seçilen Büyük Üstad Hayrullah Örs'ün Is'adini yapar. Bu üzücü olayin artik bu sekilde kapanmis olmasi gerekirken, büsbütün olumsuz gelisir ve Türkiye Masonlugu'nu Bölünme Olayi'na kadar getirir.

1965 yilinin bir sevindirici olayi, 22 Agustos 1965 tarihinde Mimar Sinan Arastirma Locasi'nin kurulmasi olarak belirtilebilir. Ayrica, Istanbul'da Freedom, Ankara'da Yildiz ve Izmir'de Ephesus adlarinda Ingilizce konusan localarin kurulmasi da, Türk Masonlugunun evrensel muntazam dünya Masonlugu ile iletisim kurmasi yolunda atilmis önemli adimlardir.

Bölünme Olayi

Türkiye Büyük Locasi'na karsi olumsuz davranisini sürdüren ve sürtüsmeyi tirmandiran Yüksek Sûra, 9 Nisan 1966 tarihinde Büyük Loca'ya gönderdigi bir levha ile aralarindaki Konkordatoyu fesh ettigini bildirir. 22 Nisan 1966'da toplanan Büyük Loca Konvani'nda Necdet Egeran'in suçlu olmadigi ve Haysiyet Divani'na verilemesine gerek olmadigi karari alinir. 25 Mayis 1966 günü Yüksek Sûra, gönderdigi levha ile Türkiye Büyük Locasi ile her türlü münasebeti kestigini bildirir. Böylece, Türkiye Masonlugunun iki merkezi arasindaki Masonik bagi tek tarafli olarak maalesef koparir. Yüksek Sûra'nin mevcut üyelerinin bir kisminin amaci, Türkiye Büyük Loca üzerindeki egemenliklerini kaybettikleri düsüncesiyle, sembolik localar üzerinde egemenlik saglayabilecekleri yeni bir Masonik merkez yani Büyük Loca kurarak Türkiye Masonlugunu bölmektir. Nitekim, bu arzularini hemen gerçeklestirirler; 4 Haziran 1966 tarihinde Tepebasi No.111'deki merkezde toplanan 7 locanin delegeleri tarafindan, bir kisim Yüksek Sûra üyelerinin destegi ve katilimiyla, Yüksek Sûra'nin patenti ile ve himayesi altinda Türkiye Büyük Mason Mahfili adiyla yeni bir Masonik kurulus olustururlar. Yüksek Sûra'nin Büyük Loca ile iliskisini kesmesinin üzerinden henüz on gün geçmesine ragmen derhal kendisine bagli bir Masonik kurulus tesis etmesi; aslinda bunun hazirliginin ve plan programinin bir kisim Yüksek Sûra üyeleri tarafindan çok önceden yapildiginin ve geriye sadece uygulamaya konulmasinin ve bir dernek kurulmasi kaldiginin en önemli kanitidir. Dernegin adi Türkiye Büyük Mason Mahfili Dernegi olur. Büyük Üstadliga Orhan Hançerlioglu seçilir. Türkiye Büyük Locasi Büyük Üstadi Hayrullah Örs, böyle bir klandestin örgüt kuran kisileri haricî âleme iade eder ve bu karar 23 Nisan 1967 tarihinde toplanan Büyük Loca Konvani tarafindan onaylanir. Böylece, Türk Masonlugu'nda bir kisim Yüksek Sûra üyelerinin Büyük Loca üzerindeki egemenliklerinin kaybolmasini sahsi ihtiras hatta kin meselesi yapmalarindan dolayi Türkiye Masonlugu 1966 yilinda ikiye bölünür.

Yüksek Sûra'nin reorganizasyonu

Yukarida özenle vurgulanmaya çalisildigi gibi Büyük Loca'ya karsi bu olumsuz tavri sergileyenler ve yeni Büyük Mason Mahfili'ni kuranlar, Yüksek Sûra'nin bir kisim üyeleridir. Nitekim, yeni kurulan localara Yüksek Sûra üyelerinin üye olmasi karari da, yapilan baskiya ragmen, ancak 9'a karsi 11 oyla alinabilmistir. Yani, Yüksek Sûra üyelerinin bir kismi Masonluga yakismayan bu davranisin karsisindadir. Alinan karara muhalif kalan 10 Yüksek Sûra üyesi (Ekrem Tok, Mecit Duruiz, Yakup Çelebi, Mehmet Ali Kirca, Arif Anil, Mukbil Gökdogan, Ertugrul Kemal Eyüboglu, Alaettin Mizanoglu, Mes'ut Gün, Zühtü Berke), 17 Ekim 1967 tarihinde yayinladilari bir bildiri ile eski Yüksek Sûra'nin Masonik kimligini kaybettigini açikladiktan sonra; 15 Aralik 1967 tarihli levha ile de Türkiye Büyük Locasi içinde kalan ve yukarida adlari belirtilen üyelerle Yüksek Sûra'yi reorganize ettiklerini ilân ederler. Hâkim Büyük ¶mirlige Ekrem Tok seçilir. Reorganize edilen Yüksek Sûra, çok kisa zamanda Skoç Riti sistemini kurarak faaliyete baslar. Masonluk âlemi içindeki tüm muntazam Yüksek Sûralarla temasa geçerek Türkiye'deki tek muntazam Eski ve Kabul Edilmis Skoç Riti olarak taninmasini saglar ve çalismalarini bu yolda basariyla sürdürür. Türkiye Yüksek Sûrasi ile Türkiye Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi arasinda 1968 yilinda yapilan bir Konkodato ile iliskiler belirlenir. Yüksek Sûra'nin dernek statüsüne göre adi Türkiye Fikir ve Kültür Dernegi'dir. Dernek merkezi ve Yüksek Sûra merkezi Beyoglu-Arslan Yatagi Sokak'tadir. Ekrem Tok'tan sonraki Hâkim Büyük Amirler: Ertugrul Kemal Eyüboglu (1971), Mukbil Gökdogan (1975), Sahir Erman (1985) ve Faruk Erengül (1995)'dir.

Tanisma islemleri

Yukarida açiklandigi gibi, Iskoçya Büyük Locasi tarafindan 29 Nisan 1965 tarihinde yapilan Konsekrasyon Töreni ile Türkiye Büyük Locasi'nin muntazam oldugu dünya muntazam Mason obediyanslarindan pek çogu tarafindan kabul edilmesine ragmen, mensein muntazamligi ilkesi üzerinde titizlikle duran Ingiltere ve Irlanda Büyük Localari tarafindan yeterli sayilmamistir. Bu sorunun çözümlenmesi için söyle bir pragmatik, daha dogrusu zevahiri kurtaran, bir çözüm bulunur. Ilk bölümden hatirlanirsa, 1909 yilinda Türkiye Büyük Loca'sini kuran localar arasinda adi geçen Resne Locasi mense olarak Misir Büyük Locasi'na baglidir. Misir Büyük Locasi, Ingiltere Birlesik Büyük Locasi ile iyi iliskiler içinde bulunmus oldugu gibi, Resne Locasi da Ingiltere arsivlerinde muntazam loca olarak kayitlidir. Ingiltere Büyük Locasi, kendi vaz etmis oldugu taninma ilkelerini çignemeden, Türkiye Büyük Locasi ile dostluk iliskisi kurmaya niyetli oldugundan, Türkiye Büyük Locasi'nin kurulusunda yer alan Resne Locasi'nin muntazamligini çare olarak yeterli görmüstür. Böylece, 9 Eylül 1970 tarihinden itibaren Ingiltere Birlesik Büyük Locasi ve Ekim 1970'de Irlanda Büyük Locasi ile tanisma islemi gerçeklestirilerek, Türkiye Büyük Locasi ile dünya muntazam Masonluk obediyanslari arasindaki tüm engeller ortadan kalkmistir. Bu nedenle, Türkiye Masonlugu'nun tam düze çikis tarihi olarak 1970 yilini vermek ve 1970-1909 arasindaki yaklasik 60 yili, ayni bir insan hayati gibi, çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemi olarak ayirmak mümkündür.

Böylece, 1966 yilinda Büyük Üstad seçilen Hayrullah Örs'ün basarili yönetimi altinda, aslinda Bölünme ile büyük bir yara olan Türkiye Masonlugu, kendi kendini yenileyerek ve basarili hizmetlerle büyüyerek 1970'li yillara gelir. Hayrullah Örs Büyük Üstadin görev süresi 1973 yilina kadar sürecektir. Bu zaman zarfinda 14 Kasim 1970 tarihinde Türkiye Büyük Locasi Tüzügü tanzim edilir. Arsiv ve kitaplik kurulmasi kararlari alinir. 1973 yilinda Dernekler Yasasi'nda yapilan bir degisiklik nedeniyle, Büyük Loca'nin tam adinin önündeki Türkiye kelimesi kaldirilarak Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi adi kullanilmaya baslar. Ama, özellikle dis temaslarda olmak üzere, genellikle kisaca Türkiye Büyük Locasi tanimi geçerli ve yeterli olur.

Daha sonra seçilen Büyük Üstadlar, Nafiz Ekemen (1973-79), Halit Arpaç (1980-81), Sekûr Ökten (1981-86), Cavit Yenicioglu (1986-88), Orhan Alsaç (1988-90), Suha Aksoy (1991), Can Arpaç (1992-96) ve Tunç Timurkan (1996'da göreve basladi)'dir.

Bu sürede Masonlugun Türkiye'de yayilmasi aktivitelerine hiz verilir ve ayni zamanda dis ülkelere dostluk ziyaretleri yapilir. Örnek olarak, 1975 yilinda Avusturya Büyük Locasi Konvani'na katilinir; yine 1975'de Paris'te Grande Loge Nationale Française ziyaret edilir; 1987'de Israil'de Türkçe çalisan Nur Locasi açilir; 1986'da Iskoçya Büyük Locasi'nin 250.Kurulus Yildönümü münasebetiyle Iskoçya ve Ingiltere Büyük Localari ile iki ayri loca ziyaret edilir; 1990'da Almanya-Frankfurt'ta Türkçe çalisan Türkay Locasi'nin açilisina katilinir. 1992-96 yillari arasinda, Avusturya, Yunanistan, Japonya, Honkong, Kanada, Fransa, Isviçre, Almanya, Ingiltere, Pensilvanya Büyük Localari ziyaret edilir ve ABD Büyük Üstadlar Toplantisi'na katilinir.

Insanlik yolunda hizmetler

Dis faaliyetlerin yaninda yapilan iç aktiviteler de söyle özetlenebilir: 1985 yilinda Adana Locasi açilir; 1990 yilinda Izmir'de SEV (Sosyal dayanisma ve Mutlu Emeklilik Vakfi) kurulur; 1991'de Bodrum Locasi kurulur ve 1992'de Bodrum Locasi Mabed tahsis töreni yapilir; 1992'de Tesviye Dergisi yayinlanmaya baslar; 1992'de Izmir-Karsiyaka semt locasi açilir; 1993'de Antalya Locasi açilir; 1994'de Nuruziya'daki Sosyal Bina hizmete açilir; 1995'de Istanbul-Yakacik semt locasi açilir; 1995'de Eskisehir Locasi açilir; 1996'da Marmaris Locasi açilir; 1997'de Marmaris Mabedi temel atma töreni yapilir.

Günümüzde muntazam Türkiye Masonlugu'nun egemen ve nâzim otoritesi, kisa adi Türkiye Büyük Locasi veya sadece Büyük Loca olarak bilinen Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi'dir. Çalisma merkezi Istanbul'da Nuruziya Sokak'tadir. Dernek olarak adi Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Dernegi'dir. Istanbul'da Beyoglu ve Yakacik'tan baska, Ankara'da, Izmir-Alsancak ve Karsiyaka'da, Bursa, Adana, Antalya, Bodrum, Marmaris, Eskisehir'de yaygin 150 kadar locasi ve 11.000 Mason ile insanlik yolundaki çalismalarini yürütmeye gayret etmektedir.

Günümüzde Türkiye'deki Skoç Riti derecelerinin muntazam otoritesi Eski ve Kabuledilmis Skoç Riti Sonuncu ve 33. Derecesi Türkiye Yüksek Sûrasi'dir. Kisa adi Türkiye Yüksek Sûrasi veya Yüksek Sûra; dernek adi Kültür ve Fikir Dernegi'dir. Merkezi Beyoglu - Arslan Yatagi Sokak'tadir. Istanbul disinda, Ankara-Bahçelievler ve Bursa'daki çalisma yerleri ve 2.500 kadar Skoç Masonu üyesi ile, Türkiye Büyük Locasi ile aralarindaki anlasmaya göre belirlenmis kurallar dahilinde, insanlik yolunda hizmet eden Masonlarin bilgilerini ve Masonik kültürlerini Skoç Riti vasitasiyla zenginlestirmeye pekistirmeye çalismaktadir.

 

Cevdet Pasa Tarihi'nde Masonluk*  ...Fakat Haçli Savaslari ile Avrupalilar Istanbul'un fethini bir kaç yüz sene geciktirdiler. Ve bu savaslar olmasaydi belki bütün Avrupa Islam toplulugunun eline geçebilirdi. Haçli savaslarindan asil maksat Kudüs sehrinin Avrupalilar'in elinde kalmasi hususu idi. Avrupalilar o neticeye erisememisler ise de bu seferler Avrupa'nin ve en çok Fransa'nin büyük çikarlari ile sonuçlanmistir. Zira o zamana göre bilim, fen ve sanayi Istanbul ile Misir'da en yüksek derecede oldugundan buralarda Avrupalilar çok sey ögrenmisler ve hayli Rum, Suryani ve Arap kitaplari satin alarak Avrupa'ya götürüp inceleyerek, önce taklit olarak siir söylemeye ve hikâyeler yazmaya baslamislar ve ondan sonra Avrupa'da eski Yunan ve Latin kitaplari okunmaya basladigi gibi Arabistan'dan Ispanya'ya sirayet ederek Islamlarin bildikleri bilim ve fenlerden Endülüs'te Emevilerin baskenti olan Kortoba'ya gidip gelen Avrupalilarin ögrendikleri tip, kimya, botanik, hesap, geometri, mantik ve astronomi gibi fenler dahî Avrupa'nin her tarafinda yayilmaya baslayip ol vakte kadar Avrupaca bilinmeyen çesitli bitki ve mallar dahî ondan sonra meydana çikmistir.  Daha sonra Avrupa'nin her tarafinda mektepler açilarak bilim ve sanayi, hâlâ hayret nazarlari ile baktigimiz en yüksek mertebesine ulasmistir. Ve Avrupalilar önce Araap ve Rum'un medeniyetini görerek taklid edip sonradan en yüksek degere ulastirmislardir. Ve bu savaslar münasebetiyle harp sanatini ögrenip Avrupa'da gemi yapim sanati dahî ol asirdan sonra ilerlemistir.  Ve sefer arkadasligi yakinligi ile Avrupalilar birbirleri ile kaynasarak ve görüserek kendilerini bir millet gibi taniyip medeniyet icabi oldugu üzere aralarinda yardimlasma düsüncesi dogarak yoksullara ve hastalara bakmak üzere birkaç müessese kurduktan baska yalniz insanliga hizmet etmek ve her din ve mezhepten üye almak üzere, Avrupa'da hâlâ mûteber olan FARMASON'luk dahî o tarihten sonra meydana çikmistir; kendi aralarinda Kemankes sirri gibi bir sir olarak birbirlerini tanimak için bir takim alâmet ve isaretleri vardir.  Ve medenî memleketlerde seyahat ile Avrupalilarin gözleri açilip ondan sonra her hususta akla tatbik ile karar vermeye ve Kilisenin telkin edegeldigi kör inançlar ve mutaassip düsüncelerden vaz geçmeye baslamislardir. Ve ekserisi bu seferler münasebetiyle Roma'ya (Papalik) gidip orada geçerli olan hileleri, sahsî maksatlari görüp hakikati ögrenmeleri ile hayliden hayli fikir degistirmislerdir. Neticede Haçli seferleri esnasinda Papalarin nufuzu pek ziyade artmis iken ondan sonra düsmeye baslayip, afaroz keyfiyeti dahî herkesin nazarinda itibardan düsmekle, Papalar dahî mutedilane harekete mecbur olmuslardir. Hatta Fransa Krali Louis pek mutaassip olup iki defa Haçli Seferlerin katilmis iken, "Fransa Devleti yalniz Allah'a râcidir, Papanin hiç bir sekilde müdahaleye hakki yoktur" deyû ilân etmisti.  *Cevdet Tarihi, 1286 baskisi, C.VI, s. 54-56, Avrupa ahvalini anlatan bölüm'den Türkçelestirilerek alinmistir.

 

Cevdet Pasa Tarihi - Tarih-i Cevdet yahut Tarih-i vekayi-i Devlet-i Aliyye, Ahmet Cevdet Pasa'nin (1822 -1895) Osmanli tarihinin bir bölümünü anlatan 12 ciltlik eseri. 1851'de kurulan Encümen-i Dânis, Osmanli tarihini üç bölüme ayirarak, üyeleri arasinda bulunan Cevdet Pasa'yi 1765 -1825 yillari arasi dönemi yazmakla görevlendirdi. Cevdet Tarihi 1774 - 1825 arasinda, Küçük Kaynarca antlasmasindan Yeniçeri Ocagi'nin kaldirilisina (Vaka-i Hayriye) kadar geçen olaylari kapsar. Eserin kaynaklari genellikle vakanüvis tarihleri, özel tarihçilerin eserleri ve resmi belgelerdir. Bu arada Arapça ve Farsça bazi eserlerden de yararlanilmistir. Ayrica Cevdet PAsa, Bati'da yazillmis tarih kitaplarina da basvurdugunu söyler.

 

V. Murad'in Masonlugu hakkinda belgeler

Osmanli Padisahlarindan V. Murad'in sehzadeligi sirasinda Mason oldugu öteden beri bilinmekte idi, ancak, dogru olarak bilinen de bundan ibaretti. Surada burada görülen malûmat, Masonluk âleminin disindaki kaynaklardan elde edilmis bulundugundan, eksik oldugu gibi bazen de uydurulmus veya yakistirilmis seylerdi.

Abdülmecidin büyük oglu Sehzade Murad, 1840 senesinde dogmus, tahsil çagina gelince bir çok hocalardan Türkçe, Arapça ve Fransizca dersleri almis ve garp musikisi ögrenmistir.

1861'de babasi Abdülmecidin ölümü ve amcasi Abdülaziz'in tahta çikmasi ile Veliahd ilân edildi. Daha fazla garp kültürünün tesiri altinda kalmis, demokratik idare taraftarligi sâyi olmustu. Bu bakimdan "Yeni Osmanlilar" denilen zümre onun tahta çikmasini arzu etmekte idi. Abdülazizle Misir ve Avrupa seyahatlerinde beraber bulundu. Bu son seyahatte, Napoli, Tulon üzerinden Paris'e gidildi, orada bir müddet kalindiktan sonra Kraliçe Viktorya'nin davetlisi olarak Londra ziyaret edildi ve Istanbula dönüldü. (21.6.1567 - 7.8.1867).

Oldukça iyi yetismis olup Fransizca da bildigi için görüstügü Avrupa hükümdar ve prenslerinin takdirini kazandi. Rivayete göre, hakkindaki teveccühlerden cani sikilan Abdülaziz, seyahatin yarisinda Murad efendiyi Istanbul'a göndermek istemis ise de, bu hâlin Avrupa hükümdarlarina karsi fena tesir edeceginin Fuat Pasa tarafindan söylenmesi üzerine tasavvurundan vazgeçmistir.

Sehzade Murad vaktini Kurbagalidere'deki köskünde geçirir, Namik Kemâl, Ziya bey (pasa) ile içki âlemleri yapar, ahbaplik ederdi.

Fransiz Grand Orient'inin, kurulusundan 1875 senesine kadarki çalismalari hakkinda bütün önemli vesikalarin kopyalarini verdigi Fransiz Milli Kütüphanesi'nden elde edilen belgelere göre, Sehzade Murad'in Masonluga kabul töreni (Tekris) "Proodos" Locasi tarafindan yapilmistir.

Fransiz Grand Orient'ina tâbi olan bu Loca, gene ayni G. O.'a tâbi l'Union d'Orient Locasindan ayrilan Masonlar tarafindan ve Rumca çalismak üzere 1868 senesinde kurulmustur.

Kabul töreni Kadiköy'de yapildi

Tekrisi yapan Üstadi. Muhterem. Kleanti Skalyeri, 1833 yilinda Istanbul'da dogmus, 1865'te l'Union d'Orient Locasinda Louis Amiable'in Üstadi Muhteremligi sirasinda tekris edilmisti. Fransa'da dogmus ve orada Mason olmus olan Louis Amiable ise, hukuk doktoru olup, avukatlik ve Bab-i Alî'de hukuk müsavirligi yapmakta idi. Bu ikisi Sehzade Murad'in tekris edildigi Proodos Locasinin kurucularindandir.

Tekris merasimi 20 Ekim 1872 tarihinde, Kadiköyü'nde Louis Amiable'in evinde yapilmistir. Louis Amiable'in Hatip olarak katildigi bu toplantida diger vazifelilerin çogu yerine de, Locada sayilari az olan Türkler, vekâleten bulunmuslardir. Locanin âmil azasi o tarihlerde 65 kisi kadar oldugu halde, ilerde görecegimiz sebeplerden bu toplantiya vazifeliler dahil 11 kisi istirak etmistir. Bu toplantida Türkçe çalisilmistir. Önemli celse zabit suretlerinin G. O.'a gönderilmesi âdet oldugundan, bu celsenin zapti da vesikalar arasinda bulunmaktadir:

Tekris celsesi zapti :

"20 Kasim 1872'de Kadiköyü'nde, Louis Amiable K.in evinde su K.'ler hazir bulunuyorlardi:           

Üs. Muh.                                                                            Kleanti Skalyeri                                       

1. Na. vazifesinde                                                            Ragib efendi                                            

2. Na. vazifesinde                                                            Hilmi efendi                                             

Hatip vazifesinde                                                             Louis Amblable                                       

Sekreter vazifesinde                                                       Ahmet bey                                               

Muhakkik vazifesinde                                                      Seyit bey                                                  

Merasim Üs. vazifesinde                                                Jozef Makaryos                                       

ve Nuri bey, Tevfik bey, Jan Skalyeri ve Jorj Plati K.'ler.  Tam ögle vakti.  Proodos Muh. L.'sinin çalismalari Türkçe olarak, Ç. derecesinde alisilmis sirlarla açildi.  Üs. Muh., skrüten neticesi uygun oldugu takdirde Sehzade Murad efendinin tekrisi için toplanilmis oldugunu bildirdi.  Aday için en iyi bilgileri veren üç tahkik levhasi okundu. Hatibin mütalâasi alindiktan sonra dolastirilan skrüten Sarka lekesiz ve temiz geldi.  Daha sonra ritüelin gösterdigi usullerle adayin tekrisine baslandi. Kendisine nur verildikten sonra, Hat. Louis Amlable tarafindan Fransizca ve Sek. Ahmet bey tarafindan ise Türkçe olarak birer konusma yapildi.  Kardeslik zinciri kuruldu. A.A. kelime verildikten sonra, mevcut K.'lerin hepsi bu sirri saklayacaklarina yemin ettiler.  Tam gece yarisi."                                                                                                                  

Gizlilik içide

Bu zaptin altinda, Murad dahil celsede bulunanlarin hepsinin imzalari vardir.

Bu tarihlerde Istanbul'da en az 15 Loca bulunmakta idi. Bunlardan Fransiz G.O.'na bagli l'Etoile du Bosphore, l'Union d'Orient, Proodos ve Ser Localari ile Italyan G.O. na bagli Italia Locasi, yani bes Loca, Beyoglu'nda Agahamami sokaginda, müstereken kiralamis olduklari bir lokalde çalismakta idiler. Tekris celsesinin bu binada degil de Louis Amiable'in evinde yapilmis olmasiin sebebi gizliligi temin içindi. Hatta Loca K.'lerinin bile pek azi bu hadiseden haberdar edilmislerdi. Veliahdin tekrisini G. O.'a bildiren mektubunda Üs. Muh. Kleanti Skalyeri bu durumu söyle izah ediyor :

"23 Ekim 1872 Fransiz G. O.'na Çok sevgili Kardeslerim,  Gayri muntazam baslamis, yani Teskilâtimizin Nizamnamelerine aykiri bulunmasina ragmen, Masonlugun Umumî ve Fransiz G. O.'nin hususî menfaatlerine uygun olan ve yeni tamamlamis oldugum bir eseri size bildirmek isterim.  Fakat meseleyi anlatmadan önce sunu da belirtmek isterim ki, güzel Kurulusumuza en çok ihtiyaci olan memleket bizimkidir. Burada çesitli din'ler, milletler, irklar, dolayisile anlasmazliklar ve kinler vardir. Padisah, Nazirlarin ve halkin büyük ekseriyeti Masonluga kötü gözle bakarlar.  "Hafiyeler kapimizda"  Kaç defa Mabetlerimizin kapisinda bekleyen hafiyeler gördük, kaç defa, maksadi aramiza girip Müslüman Kardeslerin isimlerini ögrenmeye çalisan kimseleri bilmeden tekris ettik. Bu Müslüman Kardeslerin bir çogu ya isinden atilmis, ya rütbeleri alinmis veya sürülmüstür. Bizim tam bir isim listemiz polisin elindedir. Masonlugun, Müslümanlari Hiristiyanlastirmaktan baska gayesi olmayan bir teskilât olduguna Padisahi inandirmak için Türkçe bir kitap yazilmistir.  Bu hadiselerin sonunda cesaretlerini kaybeden Müslüman Kardesler, Localara eskisi gibi devam edemez oldular. Masonlugun Vâdîmizde çökmek üzere oldugunu üzülerek müsahade ederken, ilerde çok faydali olabilecek bir hamle yapmak imkânini bulduk.  Son günlerde sahsen bana yapilan bir müracaatla Osmanli Imparatorlugu tahtinin varisi Prens Murad efendinin tekrisi teklif edildi. Bu teklif, Muh. L.'mizin âmil azasi, Üs. Mason ve Veliahdin bas kethüdasi Seyit Bey tarafindan yapildi.  Asagida anlatacagim sebeplerden en siki ketumiyetin muhfaza edilmesi ve tekrisin disariya sizmasina meydan verilmemesi lûzumlu idi.  Padisah, uzun zamandan beri kendisinden sonra, yegeninin yerine oglunun tahta çikmasini istemekte ve bunun için çalismaktadir. Fakat Osmanlilarin dinî ve millî gelenekleri buna karsidir, ve tahtin varisi halkin ve Nâzirlarin büyük bir kismi tarafindan tutulmaktadir.  "Ögrenilirse, cezalandiriliriz!"  Murad efendi Teskilâtimizin aradigi bütün kalitelere sahip olduktan baska, faziletleri ve tekâmül için duydugu sevgi ile ilerde vataninin ve Teskilâtimizin bir zaferi olacaktir. Murad efendi çoktan beri nura kavusmak istemekte fakat bu projesini gerçeklestirememekte idi. Hiç bir prensip sahibi olmayan, kalpsiz, mantiksiz, hakikî tekâmülün düsmani bulunan ve tahtin varisini degistirme çareleri arayan Padisahin kulagina Veliahdin tekrisi hadisesi giderse, aradigi kiymetli bahaneyi bulmus olacaktir. Veliahdin dinsiz, imansiz "gâvur" oldugu ilân edilerek halkin taassubu tahrik edilecek ve muhtemelen Veliahd ve Kardeslerinin tahta çikma haklari alinacak, tekrisine sebep olanlar cezalandirilacaklardir. Burada da Masonluk, yanliz Müslümanlar tarafindan degil, Avrupa'da oldugu gibi bütün cahil halk tarafindan iânetlenmistir.  Gördügünüz gibi Kardeslerim, Nizamnameler ve Masonluk vazifelerim arasinda zor durumda kalmistim. Bir taraftan Nizamnamelere uyacagima yemin etmistim, diger taraftan Masonlugun Umumî ve Fransiz G.O.'nin hususî menfaatleri için de Nizamnamelere aykiri olarak Veliahdi tekris etmeli idim.  Teklifi kabul etmemek, Teskilâtimiza karsi Veliahdin eline bir silâh vermek olacakti, çünkü o da umumî kanaate uyarak bizim, krallara ve dinlere karsi oldugumuz fikrine inanacakti. Sonra, ya bir Ingiliz veya Italyan Locasi bu tekrisi yaparsa, G. O.'i böyle bir kazançtan niye mahrum etmeli?  "Sir saklamaya her zaman riayet edilmiyor"  Prensin tekrisini yapmak, Nizamnamelere göre yapmak, yâni haricî olarak adini ilân etmek, bütün Loca âzâsina haber vermek, Prensi lokale getirtmek, hem kendisi hem de bu memleketteki Teskilâtimiz için zararli olurdu, çünkü biliyorsunuz Kardeslerim, sir saklamaya her zaman riayet edilmiyor.  Bunun için Nizamnamenin tekris hakkindaki bazi maddelerini ihmâl ederek ikili vazifemi yaptim: birincisi, durumu ve üstün kaliteleri ile çok sey vâdeden bir kimseyi Teskilâtimiza kazandirmak, ikincisi, Fransiz Mason tarihine, ilerde Sultan olacak bir kimsenin tekrisi gibi benzeri olmayan bir hadiseyi kaydetmek,  Muameleye baslamadan önce, dostum ve Kardesim Louis Amiable'in nasihatlarini ve fikirlerini aldim. Masonlugun Umumî ve Fransiz G. O.'nin hususî menfaatleri için yaptigi gayret ve hizmetlerle tanidiginiz bu Kardes, bana cesaret verdi ve isbirligi vaadetti.  Bu tekrisi, Muh. Proodos Locasinin Üs. Muh.'i olarak atölye adina, fakat kimseye bildirmeden ve sadece Locada güvendigim bir kaç âzâ ile gerçeklestirmem de aramizda kararlastirildi.  Netice olarak, 20 Ekim 1872 aksaminin 7'sinde, Loca Muhak.'i Jozef Makaryos, kurucu ve R.C. Abdurrahman Hilmi, Üs. Mason Seyit, Üs. Mason Ragib efendi, Ç. Mason Tevfik bey, Ç. Mason Nuri bey, hepsi Proodos Locasi âmil azasi; ayrica l'Union d'Orient Locasindan Dr. Jan Skalyeri ve Refet Ahmet K.lerle, Kadiköyü'nde Proodos Muh. Locasi kurucu ve âmil azasi Louis Amiable'in evine gittik. Daha önceden evin bir salonunu Masonik Lokal haline getirmistik. Anayasa ve Ritüelin Tekris hususundaki bütün icaplarini yerine getirerek, mevcut bütün K.lerin imzalamis olduklari sureti ilisik zapta göre tekris merasimini ifa ettik.  Simdi K.lerim, Masonlugun Umumî menfaatleri için tasvibinizi ve ayni zamanda, birkaç gün içinde Murad efendiyi ikinci ve üçüncü dereceye terfi ettirebilmem için gerekli müsaadenin verilmesini istiyorum.  "Hosgeldin mektubu iyi olur"  Bu hadisenin resmî bültenlerde nesredilmemesini ve ben size bildirinceye kadar bütün Masonik nesriyata mani olunmasini, Teskilâtimizin buradaki menfaatleri bakimindan rica ederim.  Ayrica, Fransiz G.O.'nun, benim araciligimla kendisine bir tebrik ve hosgeldin mektubu yazmasinin çok uygun olacagini sanirim: bundan çok hoslanacaktir.  G.O.'nin bu faaliyetlerimi hatali bulacagi yerde begenecegini umarak...  Candan bagli Kardesiniz Prodos L.si Üs. Muhteremi Kleanti Skalyeri"

Bu yaziya, zabittan baska Louis Amiable'in bir mektubu ile Hatip olarak yaptigi konusmanin metni de eklenmistir. Sek. Ahmet bey tarafindan yapildigini zabittan anladigimiz Türkçe konusmanin menti yoktur.

Président du Conseil de l'Ordre", yani Teskilât reisinin verdigi cevabin müsvettesi, suret olarak saklanmis:

"8.11.1872 Istanbul Vadisinde Proodos Muh. L.si Üs. Muh.' Kleanti Skalyeri'ye, Prens Murad efendinin tekrisini ve bu tekrisin hangi sartlar altinda yapilmis oldugunu bildiren 23.10.1872 tarihli mektubunuzu aldim.  "Veliahda 2. ve 3. dereceleri de verin!"  Bu haberinizi büyük bir alâka ile karsiladim. Türkiye tahti varisinin tekrisine ben de sizin gibi büyük bir kiymet vermekteyim. Fransiz G. O.'nina bagli bir atölyede nur aldigi için kendimizi tebrik etmeliyiz.  Böyle önemli bir isi tahakkuk ettirebilmek için Nizamnamelerin disina çikmak mecburiyetinde kalmis bulunmaniz can sikici olmakla beraber, sizi böyle hareket etmeye mecbur eden düsüncelerinizi anliyorum; memleketin ve yeni tekris olan Kardesin içinde bulundugu pek hususî sartlara bakarak, kanunlarimiza uymamakta hakli oldugunuzu kabul ediyorum.  Sirasi geldigi vakit ve icab ederse Konsey'de müdafaanizi ben kendim yapacagim.  Sevgili Kardesim, eserinize devam ediniz ve yeni Kardese ikinci ve üçüncü dereceleri ayni gizlilik içinde veriniz. Öyle yapiniz ki, bu derecelerin tedrisati aklinda ve kalbinde silinmeyecek izler biraksin. Böylece Masonluga vataniniza ve insanliga çok büyük bir hizmette bulunmus olacaksiniz.  Kardes sevgilerimin kabulü.... de St. Jean"

 

Kleanti Skalyeri'den, "Fransiz G. O.'nda Teskilât Konseyi Reisi, de St. Jean Kardese.  Murad efendinin ikinci ve üçüncü derecelere terfii için bana selâhiyet veren ve bu sembolik derecelerin tedrisatinin da aklinda ve kalbinde silinmeyecek izler birakmasini tavsiye eden mektubunuzu aldim.  Bunun üzerine, 8 Aralik Pazar günü, saat aksamin altisinda, Beyoglu, Agahamam sokagi 12 No.lu mahaldeki Masonik Lokalde toplandik ve ayni gizlilik içinde ve bütün sekillere uyarak Veliahda ikinci ve üçüncü sembolik dereceleri verdim.  Veliahd o derece duygulandi ki, çalismalar kapandiktan sonra sabahin ikisine kadar, Masonik ve Masonlugun memleketimizde yayilmasi çarelerini konusmak için kaldi. Fransiz G. O.'na bagli olan fakat yanliz Türkçe çalisan bir Locanin kurulmasini teklif etti; derhal, benim riyasetimde bir muvakkat Loca teskil edildi ve vazifelilerin seçiminden sonra Locaya "Envari Sarkiyye" adi verildi. Içtüzügünün hazirlanmasi için bir komisyon kurduk. Bu komisyon isini bitirir bitirmez kurulus için resmen müracaat edecegiz.  Bu mektubuma ilisik olarak 8 Aralik celsesi zabit suretleri ile Veliahd için diploma talebini bulacaksiniz, bunun bir an önce gönderilmesini rica ederim.  Birkaç gün önce G.O.'dan Abravanelli, Farazi, Nuri bey ve Tevfik bey K.lerin diplomalarini talep etmistim, ve bu talebimde son ikisinin çiraklik devrelerini doldurmadan ikinci ve üçüncü derecelere birden terfilerinin sebebini bildirmemistim. Bunun sebebi, 8 Aralik tarihli celsede yeteri kadar Üs. Mason bulunmasini temin etmek ve ayni zamanda bu iki Kardesin, Nuri bey ve Tevfik beyin araciligi ile ihtiyacimiz olan muhtelif parçalari o zamana kadar hazirlamakti; Locaya, bu Kardeslerin erken terfilerinin sebebini, ikinci ve üçüncü derece ritüellerin Türkçeye tercümesini en iyi bu K.lerin yapabileceklerini ve bu tercümelere ihtiyaç bulundugu için bu K.lerin erken terfi ettirildikleri seklinde bildirdim, ve mes'uliyeti üzerime aldigimi söyledim.  Amiable K. de size yazmak istiyordu, fakat sag eli kalem tutamayacak kadar agridigi için yazamadi, iyi olur olmaz yazacagini bildirmemi istedi; bu sebepten, Prense yazilacak tebrik mektubunun sekli hakkinda istediginiz malûmati da gönderemedi.  Bana kalirsa bu tebrik mektubunu, kendisinin durumunu ve deger verdiklerine karsi samimî ve liberal karakterini göz önünde bulundurarak, memleketinizin âdetlerine göre yazmaniz daha uygun olur. Bu mektubu geciktirmemenizi rica ederim.  Kardes sevgilerimin kabulü... Candan bagli Kardesiniz Proodos Muh. L.si Üs. Muh.i Kleanti Skalyeri"

Meslegi: Prince Impérial

Ikinci ve üçüncü derece celselerinin zabit suretleri ile diploma talebi formu da bu mektuba ilisik olarak gönderilmistir. Diploma talebi formunda Sehzâde Murad için su bilgiler var :

Adi : Mehmet Murad - Meslegi : Prince Impérial, taht varisi - Dogumu : 25 Recep 1256 (5840) - Ikametgâhi : Istanbul - Tekris ve terfi tarihleri ve Lâtin harfleri ile ve Fransiz imlâsina göre kendi imzasi.

Baska bir mektupla Kleanti Skalyeri Fransa'dan Murad efendi için bir kordon ve önlük istiyor. Mektubunda diyor ki, "lütfen Prens Murad efendi için kendi zevkinize göre bir kordon ve önlük satin alarak gönderin; suna da dikkat edin, Türkler süslü ve zengin seyleri severler. Bunlar için 250 frank harcayabilirsiniz."

Bir hesap pusulasindan da 240 franga bu ikisinin alindigi anlasiliyor.

Vesikalar arasinda Sehzade Murad'a yazilan tebrik mektubunun üç sureti var. Hepsi ayni metin ve güzel bir kaligrafi ile yazilmis fakat üzerindeki tashihlerden anlasildigina göre, ya bir yanlis görülmüs veya sayfa tertibi begenilmemis, kusursuz oluncaya kadar tekrar tekrar yazdirilmis.

En önemli vesikalardan biri de Sehzade Murad'in bu mektuba verdigi cevaptir: Fransizca, kendi el yazisi ile yazilmis ve üç noktali imzasi ile.

Sehzade Nurettin efendi de Mason

Daha sonra, Abdülmecid'in 6. oglu, Sehzade Murad'in kardesi Nurettin efendinin ayni gizlilik içinde tekris edildigini (Kasim 1873) ve Hatip konusmasini bu sefer Murad'in yaptigini baska vesikalarda görüyoruz. Bu konusmanin metni vesikalar arasinda yok, fakat konusmasi sebebile kendisine yazilmis bir tebrik mektubunun sureti var.

Nurettin efendinin, tekris edildigi günün aksami, l'Union d'Orient Sapitrinde, Veliahd Murad efendinin 18. dereceye kabul töreninin yapildigi ve daha yüksek dereceler istedigi bildiriliyor. Bu husustaki yazisma evraki da vesikalar arasinda mevcuttur.

24 Agustos 1875'te Abdülmecidin 4. oglu sehzade Kemalettin efendi de ayni sartlarla, bu sefer Kleanti Skalyeri'nin evinde tekris ediliyor. Veliahd Murad efendi ile ilgili vesikalar bunlardan ibaret.

Sultan Murad hakkindaki eski bilgiler

Simdiye kadar 5. Murad'in Masonlugu hakkinda dogru olarak bilinen, sadece Mason oldugudur. Bu hususta sunlar yazilmis:

Kemalettin Apak B.'in 1932'de basilmis bir konferansindan:

"....O vakitler henüz Sehzade bulunan Sultan Murad dahi Ser Mahfeline intisab eylemis ve burada Mason olmustur... O zamanlar bu Mahfelin, Üs. Muh.'i Iran Sefiri kebiri Muhsin Han idi... Sair Ziya Pasa, Abdülaziz zamaninda Mabeyni baskâtibi idi. Her halde Murad efendiyi Mason yaptiran rehberler arasinda mühim rolü vardir."

1934'te basilmis olan "Muhibban-I Hürriyet Muh. Mahfelinin çeyrek asirlik hayati tarihçesi" adli brosürden :

"Ilk ve muvakkat Suray-i Alî Prens Halim pasa tarafindan 1861 tarihinde ve Istanbul'da tesekkül etmisti. Bu ilk teessüste mukayyet bulunanlar arasinda zamanin veliahdi Rose Croix derecesini haiz besinci Murad ile Üs. derecesinde bulunan biraderi Prens Nurettin efendi ve Kemalettin efendiler görülmektedir."

Besinci Murad'in Masonlugu hakkinda en fazla tafsilât, Ziya Sakir'in "Besinci Murad'in hayati" isimli kitabinda var (1943). Hulâsa olarak söyle yaziyor :

"Tavsiye Ingiliz Veliahtindan geldi"

"Sultan Abdülaziz'le Avrupa'ya seyahate giden Murad efendi, seyahatten avdetinden bir müddet sonra Ingiltere'de tanistigi ve Masonluk hakkinda görüstügü Ingiliz Veliahdi Prens dö Gal'den Masonluga girmesini tavsiye eden bir mektup almisti. Kisa bir müddet sonra da Dr. Kapolyon ile hususî kâtip Seyit bey kendisine müracaat ederek Kleanti Iskalyeri isminde bir zat sizi ziyaret edecek demislerdi. Iskalyeri, 1868 senesinde tesekkül eden Proodos Mahfelinin müessisi ve Üs. Muh. i idi. Aslen Yunanli oldugu halde teskilât için Istanbul'a gelmisti. Kleanti, Fransiz Masrikindan aldigi bir mektubu Murad efendiye göstermisti. Bu mektupta Osmanli Veliahdina 18 derece verilerek hususî merasimle Kardesler arasina alinmasi bildirilmisti. Murad efendi bu teklifi büyük bir memnuniyetle kabul etmisti. Birkaç gün sonra Besiktas sarayinin tenha bir odasinda Üs. Muh. Kleanti Iskalyeri, Üstatlardan Giritli Dr. Minos Volonaki, Dr. Yani Esamelos, Bursali Epaminonda'dan mürekkep bir heyet huzurunda Osmanli Veliahdi, her türlü merasimden âri bir sekilde, ve yanliz teblig suretile tekris edilmis ve Aziz Biraderlik sehadetnamesile bu dereceye mahsus silâhlar, kordon ve tabliye kendisine verilmisti."

Kemalettin Apak B. 1950'de genisletilmis olarak ikinci baskisini yaptigi kitabinda, "Ziya Sakir yanilmaktadir, Besinci Murad Ser Locasinda tekris edilmistir" diye israr etmekte ve kendince sebepler zikretmektedir.

Belleten'de (1944) Besinci Murad'la ilgili çok önemli bes makale nesreden Ismail Hakki Uzunçarsili, Besinci Murad'in Masonlugu hakkinda Ziya Sakir'in kitabini mehaz göstererek ayni seyleri söylüyor.

"Osmanli imparatorlugu Tarihi" isimli kitabinda Zuhurî Danisman, daha da ileriye giderek "Londra'da bulundugu vakit Ingiltere veliahdinin delâletile Franmason Cemiyetine girmisti" diyor.

Mason olma fikrini kimden almisti?

Bu yazilanlarin uydurma veya yakistirma olduklari anlasiliyor. Iki nokta önemlidir. Birincisi, Besinci Murad'a teblig suretile 18 derecenin birden verilmedigi, aksine, tekris ve terfilerinin hepsinin usulüne göre yapildigidir. Ikincisi, Kleanti Skalyerinin bu maksatla teskilât tarafindan Istanbula gönderilmedigidir. Yukarda görüldügü gibi Skalyeri Istanbulda dogmus ve Istanbulda tekris edilmistir.

Besinci Murad'a Mason olma fikri nereden gelmisti? Prens dö Gal'in tavsiyesi yahut teklifi hikâyesi dogru olsa, o zamanlar Istanbulda çalismakta olan Ingiliz Localarindan birine girmesi icab etmez mi idi? Louis Amiable G. O.'a yazdigi bir mektupta söyle söylemekte: "Murad efendi Masonlugu basit bir merak saiki ile istemistir ve tekristeki bütün denemelere tâbi olmayi arzu etmistir: kendisine ilk defa Masonluktan bahseden maiyetindeki adamlarinin intibalarini ögrenmekle de iktifa edebilirdi."

Bu ibareden, Masonluktan kendisine ilk defa maiyetindeki adamlarin bahsettigi neticesi çikarilabilir mi? Proodos Locasinin matrikülünün tetkiki de bu kanaati kuvvetlendiriyor:

Proodos Locasinda tek müslüman Türk

Besinci Murad'in tekris edildigi 1872 senesine kadar Proodos Locasinda bir tek müslüman Türk ismine rastlaniyor: Abdurrahman Hilmi, l'Etoile du Bosphore Locasinda tekris olmus, l'Union d'Orient Locasina tebennî etmis ve kurucu olarak Proodos Locasina katilmis. 1872'de R. C. derecesinde 13 senelik Mason (53 yasinda)

Proodos Locasinin kuruldugu 1868'den 1872 yilinin basina kadar matrikülde baska Türk ismi görülmüyor. 1872 yilinda ise, Murad'in tekris edildigi 20 Ekim tarihine kadar, 8 ayda 12 Müslüman Türk tekris edilir, 3 kisi de baska Localardan katilir. Bunlarin bir kisminin 5. Murad'la ilgilerini biliyoruz. Esasli bir arastirmada hepsinin ilgilerini tesbit etmek ihtimal dahilindedir. 8 Subat 1872'de ilk tekris edilenin adi, matrikülde Ali Safaati bey diye yazilmakta ise de büyük hürriyet kahramani Ali Sefkatî beydir. Bunun arkasindan Namik Kemâl ile Seyit bey 24 Subat 1872'de tekris edilmislerdir. Mason oldugu bu belgelerde açikça görülen Namik Kemâl, Besinci Murad'a veliahligi sirasinda Fransizca dersleri vermis ve arkadas olmuslardir. Seyit bey ise, Murad'in basmabeyincisidir. 2 Nisan 1872'de tebennî suretiyle Locaya katilan (53 yasinda) Mehmet Ragip efendi, Murad'in maiyetinde memurdur, 3 senelik Üstat Masondur ve Izmir'de Orhaniye Locasinda tekris olmustur. (Orhaniye Locasi hakkinda hiçbir bilgimiz yoktur).

Sultan Murad tekris olduktan sonra da Türkler bu Locaya girmeye devam etmislerdir.

Bu vesikalarin arasina 1884 senesine ait olan matrikül cetveli de karismistir. Sultan Murad'in hal edilip Abdülhamid'in tahta çikmasindan 8 sene sonra Locada bir tek Türk kalmamistir.

Hikâyenin sonu.

Tekrisinden 3,5 sene sonra, 1876 Mayisinda Abdülaziz hal ediliyor. Murad efendi, Padisah Besinci Murad nami ile tahta çikiyor. 6 gün sonra Abdülaziz intihar ediyor. Bu hâdise, Sultan Murad'in bozuk olan asabini iyice sarsiyor ve kendisinde cinnetin ilk belirtileri tahta çikisinin haftasinda görülüyor. Bir zaman hastaligini halktan saklamak istiyorlarsa da muvaffak olamiyorlar. Üç ay üç gün süren ismen hükümdarlikta bulunduktan sonra tahttan indirilerek Ikinci Abdülhamit hükümdar ilân ediliyor. Sultan Murad Çiragan sarayina naklediliyor ve 1905'te ölünceye kadar 29 sene orada mahpus kaliyor.

Sultan Murad hal'inden sonra iyilesiyor, bu sefer de iyi oldugu halktan gizleniyor.

Masonlar, Saltanattan hal edildikten sonra da Sultan Murad'in hayati ile alâkadar olmuslar ve Abdülhamit tarafindan öldürülmemesi için tedbir almaya çalismislardi.

Çiragan Sarayi'ndan kaçirilacakti

Sultan Murad'i tekrar tahta çikarmak veya Çiragan Sarayindan kaçirmak için birkaç tesebbüs yapilmistir. Bunlarin sonuncusu, Kleanti Skalyeri - Aziz bey Komitesi denen teskilât tarafindan 1878 senesinde yapilmak istenmistir. Skalyeri ile onun komitesine dahil bulunan Surayi Devlet muavinlerinden Ali Sefkatî bey, bazi sahislar vasitasiyle Sultan Murad ve Validesi ile muhabere etmisler ve sonra birkaç defa da Çiragan Sarayinin genis su yolundan gizlice girmek suretiyle Sultan Murad ile görüsmüslerdi. Nihayet bu komite, azalari Aksaray'da Aziz beyin evinde toplandiklari sirada içlerinden birinin ihbari üzerine basildi; komiteye dahil olanlardan Skalyeri ile Çerkes cariyelerinden Naksibend kalfa ve Ali Sefkatî bey kaçmayi basarmislar, digerleri yakalanarak, Aziz bey ile Agâh efendi vicahen, Skalyeri ile Ali Sefkatî giyaben idama mahkûm edilip, digerleri de muhtelif cezalara çarptirilmislar ise de, Aziz bey ve Agâh efendinin cezalari on beser seneye indirilerek Akkâ'da ve digerleri bazi mahallerde hapsedilmislerdir.

Kleanti Skalyeri saklandiktan az sonra Yunanistan'a kaçmis, Naksibend kalfa da rivayete göre Mason cemiyetinin yardimi ile Yunanistana kaçirilmis, Ali Sefkatî bey de Fransaya kaçmistir.

Necat Mahfil-i Muhteremi ve Himâye-i Etfâl Cemiyeti

Necat Locasi, 35 numara ve 17 Mayis 1916 tarihli "Patent" ile Istanbul'da Dr. Ismail Hursit, Muhittin Osman Omay, Dr. Besim Zeki Dervis, Osman Tevfik, Dr. Ismail Fehmi, Modyano Kardesler tarafindan kurulmustur. Locanin ilk Üs... Muh...'i Ismail Hursit K... idi.

1930 senesinde kisa bir müddet için bir faaliyetini tatil etmesi disinda 1935'deki kapanisa kadar çalismis olan Necat Locasi, bugünkü adi "Çocuk Esirgeme Kurumu" olan "Himâye-i Etfâl Cemiyeti"nin kurulusunda öncülük etmis olan Locadir.

"Ana Çizgileriyle Türkiye'deki Masonluk Tarihi" adli kitabinda Kemalettin Apak K... bu kurulusu söyle anlatiyor:

"Bunu, Necati Mahfilinde 1917 senesi Mart ayindaki bir celsede ilk defa mahfilin hatibi bulunan Avukat Celâl Dervis birader ortaya atmistir ve paçavralara sarili sefil küçük yavrucuklarin dondurucu soguklara karsi Tüneldeki sicak hava veren menfezlerin izgaralari üzerinde bütün gün vücutlarini isitmaga çalistiklarini anlatmistir. Bu hususta Ahmet Emin Yalman, Mustafa Resat Mimaroglu, Servet Yesarî, Osman Tevfik biraderler de konusmuslar ve nihayet memlekette bir çocuk himaye müessesesi kurulmasi esasi kabul edilmistir. Ayrica bu müessesenin bir cemiyet halinde teskilâtlandirilmasi ve bu cemiyette Masonlarla beraber her siniftan maddî ve manevî kudreti olan sahsiyetlerin yardiminin da temin edilmesi isminin de "Himâye-i Etfâl Cemiyeti" olmasi kararlastirilmistir.

Bütün kuruculari Mason

Cemiyetin nizamnamesi Ahmet Emin Yalman birader tarafindan hazirlandiktan sonra Büyük Masrik ve diger Mahfiller de yakindan alâkalanmislar ve yarisi Necat Mahfeli azasindan olmak üzere on iki kisilik müessisler heyeti teskil edilmistir. Bu heyete Necat Mahfilinden Avukat Celâl Dervis, Ahmet Emin Yalman, Mustafa Resat Mimaroglu, Osman Tevfik, Servet Yesarî, Kemal Dervis biraderler ayrilmislar, diger azaliklara da Istanbul meb'usu Haralambidi, Izmir meb'usu Nesim Mazelyah, Sihhiyet Umum Müdürü Dr. Adnan Adivar, Atina sabik Elçisi Ahmet Muhtar, Avukat Misel Moradunkyan ve Dr. Rasim Ferit biraderler geçirilerek Dahiliye Nezaretine müracaat edilmis ve hazirlanan nizamname verilerek cemiyetin ilmühaberi alinmistir.

Savas yillarinin zorlu ortami

"Himâye-i Etfâl Cemiyeti'nin bu suretle resmen tesekkülünden sonra Idare Heyeti Reisligine o zaman Dahiliye Müstesari bulunan Ismail Canbolat birader, Reis Vekilligine Servet Yesarî, Muhasipligine Osman Tevfik, Umumî Kâtiplige Meb'usan Meclisi Baskâtibi asim Çalikoglu, Muhasebeci Muavinligine de Kâzim Refik biraderler seçilerek ve Idari Heyeti azaliklarini da diger müessisler deruhte ederek hemen faaliyete geçilmistir.

"Birinci Umumî Harbi takip eden mütareke devresinde cemiyet reisligine Doktor Besim Ömer Pasa birader getirilmis ve faaliyetin idamesine çalisilmis ise de, gittikçe Anadolu'daki Subelerle irtibat kalmadigindan yardim lâzimi veçhile genis olmak imkânini kaybetmistir. Nihayet Istiklâl Harbi sirasinda Ankara'da, yeniden kurulan bir cemiyet halinde ve "Türkiye Himâye-i Etfâl Cemiyeti" ünvani ile ihya edilmistir. Bu ikinci ihyaen tesis tesebbüsü de 1921 senesinde o zamanlar Hariciye Vekâleti Vekili bulunan ve evvelce Necat Mahfilindeki ilk tesebbüste dahi müessislerden olan Istanbul Meb'usu Ahmet Muhtar birader tarafindan yapilmistir. Ve aynen Istanbul'daki ilk cemiyetin isim ve alâmetleri kabul edilmis, Istanbul'daki ilk merkez de Ankara'daki yeni merkeze bagli bir sube haline getirilmistir.

Serefi Necat M.ne ait

"Netice olarak sunu söyleyebiliriz ki, Himâye-i Etfâl Cemiyeti'nin veya yeni adiyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nun tesisi serefiyle Necat Mahfili ve Türk Masonlugu her zaman iftihar eder."

Bugün Çocuk Esirgeme Kurumunun tüm illerde merkezleri, birçok ilçe, bucak ve köyde sube ve kollari vardir. Kurum, yurt çapindaki çalismalarini destekleyen bazi imtiyazlar ve saglanan çesitli gelirlerle güçlendirilmistir. Türkiye'nin çesitli yerlerinde çocuk yuvalari vardir. Amacina uygun yayinlar yapar. Son yillarda Ankara'da bir kres ve bir ana okulu, Rize'de 100 kisilik yatili yuva, Tophane'de (Istanbul) tam tesekküllü Mimar Sinan saglik merkezi açildi.

Bakirköydeki dogum evi, dogum hastanesi haline dönüstürüldü. Kurum bir de, ilkokul çagindaki çocuklarin katilabilecegi "Kisa Pantolon Karikatür Yarismasi" düzenledi. (Meydan - Larousse).

Selâmet Mahfil-i Muhteremi ve Ikmal-i Tahsil Cemiyeti

Selamet Locasi, 36 numara ve 9 Ocak 1918 tarihli "Patent" ile Istanbulda, Necmettin Tahsin, Halit Habbab, Ihsan Abidin, Mustafa Zühtü, Ahmet Vefik, Ismail Hakki, Nazmi Dubanî, Yusuf Ziya, Ganem Ferit, Halil ve Ali Haydar Emir K.'ler tarafindan kurulmustur. Locanin ilk Üs... Muh...'i Necmettin Tahsin K. idi.

Selâmet Locasi K.'leri, 1927 senesinde, iyi okuyan talebelere yardim amaci ile bir cemiyet kurmuslardir. Istanbul Vilâyetinden alinan dernegin kurulus ilmühaberinde aynen söyle denilmektedir:

Cemiyet unvani: "Ikmal-i Tahsin Cemiyeti".  Maksad-i teskili: Parlak bir zekâ ve kuvvetli bir istidada mâlik olan gençleri tefrik ederek istidatlari sahasinda Türkiyedeki mekteplerde ve icabi halinde ecnebî memleketler muhit-i irfaninda tahsillerinin ikmaline bilfiil muavenet etmek.  Müessislerinin isimleri: Reis: Ihsan Abidin, Reis-i sâni: Ibrahim Necmi (Dilmen), Kâtib-i Umumî: Nurullah, Muhasip: Halil Vedat, Veznedar: Ruhi Vamik (Girgin), Aza: Fahrettin Kerim (Gökay), Vedat Nedim (Tör) beyler.  Beyanname tarihi: 22 Haziran 927  Merkez-i Idaresi: Beyoglu, Cadde-i kebirde Olivo haninda 3 numarali dairede.  Subeleri: Yoktur.  Balâda unvan ve maksad-i teskili ve merkezi idaresi ile müessislerinin isimleri muharrer cemiyet tarafindan cemiyetler kanununun mevadd-i mahsusu mucibince makam-i vilâyete tevdi kilinan beyanname mukabiinde isbu ilmühaber ita kilinmistir.  22 Agustos 1927 Türkiye Cumhuriyeti Istanbul Vilâyeti

Kurucularin hepsi Mason

Dernegin merkezi olarak gösterilen adres, Dis Tabibi Ruhi Vamik Girgin K.'in muayenehanesidir. Daha cemiyet resmen tesekkül etmeden uygun gördügü talebelere para yardimina baslamisti. Cemiyetin azasinin artirilmasi ve yardim saglanabilmesi için pek çok kimselere bu arada meb'uslara ve vekillere mektuplar yazildi, ve pek çogundan olumlu cevaplar alindi. Sonradan Cemiyete aza olan Hariciye Vekili Tevfik Rüstü'nün mektubu söyle idi:

Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekâleti Hususi Muhterem efendim,  Cemiyetimizin yüksek gayesi hakkindaki izahati hâvi mektubunuzla melfulu olan risaleyi maattesekkür aldim. Memlekete nâfi olan bu hayirli iste muvaffakiyyatinizi temennî eder ve bu vesile ile de teyid-i ihtiramat eylerim efendim.  17 Tesrinsani 1927 Doktor Tevfik Rüstü

Büyük Masrik de bu tesebbüsü destekliyor ve Localara yaptigi tamimlerle K.'leri cemiyete yardima çagriyordu. Büyük Masrik'in 15 Nisan 1928 tarihli tamimi söyledir.

Üs... Muh... ve Az... K...'ler  Selâmet Mah. Muh., pek yüksek ve pek Masonî bir himmette bulunarak en zekî ve en müstaid çocuklar için tahsiline devam imkânina mâlik olmayanlari okutmak gayesiyle resmen müseccel ve musaddak bir Cemiyet teskil etmistir. "Ikmal-i Tahsil Cemiyeti" namini tasiyan bu müesseseye kuvvet vermek ve yardim etmek her insanin ve bilhassa her Mason'un vecibe-i zimmeti olduguna süphe yoktur. bir Mason Mahfili Muhtereminin tesebbüsü ile Masonlugun yeni ve kiymetli bir yavrusu olarak vücuda gelen bu cemiyet, hayatini temin edecek vesaiti de Masonlugun saf ve vefakâr sinesinden beklemektedir. Cemiyetin azasi olmak için senede 3-24 liralik bir taahhütte bulunmak kâfi olduguna göre her B...'in bu cemiyete aza yazilmaga sitab edecegi süphesizdir. Mahafil-i Muhtereme, sahs-i manevilerinin de bu emrü hayre istirak için mezkûr cemiyete sehrî muayyen birmiktar tahsis eylemeleri sayan-i temennî dir. Bu yüksek ve kiymetdar emrü hayre her B...'in ve her Mah... Muh...'in samimen istiraki ve bu bapta Mah... Muh...'lerce ciddî ve fiilî tesebbüsat-i müessere icrasi ricasiyle teyid-i uhuvvet olunur Üs... Muh... ve Az... K...'ler.  Kâ... Az...

Ancak 1928 senesinin sonlarina dogru Ankarada "Türk Maarif Cemiyeti" adi altinda bir dernek kurulur. Bu yeni dernegin de bir maksadi "Yüksek tahsilini ikmâle maddî imkân bulamayan zekî ve çaliskan talebeye tahsillerini bitirmek için tayin edilecek serait dahilinde muavenetta bulunmak"tir. Bu yeni cemiyet, "Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal pasa hazretlerinin yüksek himayeleri ile" ve "Basvekil hazretlerinin riyaset-i umumiyelerinde" kurulmustur. B. M. M. reisi Kâzim Pasa, Basvekil Ismet Pasa ile sekiz vekil, 210 meb'us, Erkân-i Harbiye reisi Fevzi Pasa bu yeni cemiyetin azasi arasindadir.

Dernek feshediliyor

Aralarinda bir çok Mason da vardir. Bunun üzerine "Ikmâl-i Tahsil Cemiyeti" asagi karari alarak Cemiyeti kapatir:

"................. 31 Kânunsani 1928 tarihinde Ankara'da tesekkül etmis olan "Türk Maarif Cemiyeti", cemiyetin mekasidine daha vâsi' bir sahada hâdim olmakta bulundugu cihetle mezkûr cemiyetin faaliyetine halel vermemek üzere "Ikmali Tahsil Cemiyeti"nin feshine Türk Kanun-u Medenîsinin 59 ve 69. maddelerine tevfikan karar vermistir."

Selâmet Mahfilinin 1929 senesi mesaî raporu elli sene evveline ait bir örnek olarak asagiya alinmistir:

Muhterem Kardesler,  1918 senesi ikinci kânununun onuncu gecesi Masonluk hayatina ayak basan Mahfilimiz bu gün 12 yasini ikmal etmis oluyor.  Bu gün bir senelik mesaî hulâsasini huzurunuza arzeden heyetimiz muhterem Kardeslerin muavenet ve müzahereti sayesinde Mahfilimizin maddî ve manevî tekâmülü yolunda elinden gelen gayreti sarf etmis olduguna kani bulunmaktadir. Gerek aktedilen celselerde ve gerek tekris celselerini müteakkip verilen aile ziyafetlerinde daima Biraderler arasinda tesanüt ve ahengin temin ve takviyesi istihdaf edilmistir. Aile ziyafetlerimizin cazibesi yalniz Mahfil Biraderlerimiz tarafindan degil, diger Mehafil Biraderleri tarafindan da takdirle karsilandigi gibi 1 kânunuevvel tarihinde Muhibban-i Hürriyet Mahfili ile müstereken tertib edilen dansli çayimiz dahi intizami tam dahilinde cereyan etmis ve muvaffakiyyetli netice vermistir.  Mahfilimiz bu sene zarfinda 24 Müptedî, 3 Refik, 2 üstat ve 2 Matem celsesi olmak üzere cem'an 31 celse akdetmistir. Muhterem Hifzi Tevfik B...'imiz tarafindan "Kant'in felsefesi", H. Kenan B... tarafindan "Keyifçiler" ve "Cinnet ve karakteroloji", Asim Kermenli B... tarafindan "Çocuk ruhiyyatinin tetkikinden alinacak içtimaî neticeler" mevzulu konferanslar verilmis ve Hüseyin Hüsnü, Moiz Benezya, Sükrü Hazim B...'ler Masonluk hakkindaki ihtisaslarini söylemislerdir. Müptedillikten Refiklige, Refiklikten Üstatliga terfi edecek Biraderlerin bir ilmî tez hazirlamalari bu sene bir teamül haline getirilmistir.  Sene basinda 82 aza ile ise baslayan Mahfillimiz yeniden Tekris suretile 16, tebennî suretile 3, istifa etmis ve müstafî addedilmis B...'leri intizama iade suretile 4 aza olmak üzere ceman 24 B...'i sütunlarina ilâve eylemislerdir. 3 B...'in istifalarini teessürle kabule ve 3 B...'i de devamsizliklarina mebnî müstâfî addeylemege mecburduk. Sefik Hidayet, Moiz Fresko ve Alber Mitrani B...'lerimiz, Kardeslerimizi kederler içinde birakarak Masrik-i Ebedîye intikal eylemislerdir.  Bu sene zarfinda 16 B...'imiz ikinciye, 7 B...'imiz üçüncü dereceye terfî eylemislerdir. Hazineye ait raporumuz Emin-ül Hazine, Hasenat raporumuz da Emin-ül Hasenat B...'ler tarafindan simdi okunacaktir.  "Hayirli islere harcandi..."  Bu raporlardan anlasilacagi veçhile Biraderlerimiz, Masonluga karsi gösterdikleri samimî alâka ve hepetimize ibzal buyurduklari müzaheret hisleri tahtinda hazine ile olan alâkalarini pek muntazam bir halde olarak gelecek seneye devreyledikleri gibi, hayirli isler görmek arzusuyla Hasenat sandigimizi da sayan-i sükran bir tarzda beslemisler ve bu suretle bir çok yetim ve dulun sevindirilmesi imkânini bahseylemislerdir.  Hasenat sandigimizin bu seneki varidatinin besyüz elli sekiz lira gibi mühim bir miktara balig olmasi bize bir fikir telkin etmektedir; perakende muavenetlerden ziyade müsmir ve neticesi hissolunabilecek tesebbüslerde bulunulmasini düsünüyoruz.  "Kimsesiz yavrular okutuluyor"  Hasenat sandiginin hikmeti vücudu dul ve yetim çocuklara yardim olduguna göre kimsesiz zekî ve cevval yavrulari mekteplerde okutmakla hem onlara yardim etmis olacagiz hem de biçare dul validesine evlâdinin yükünün mühim bir kismini tahfif etmekle de muavenet etmis olacagiz. Tabiîdir ki Hasenat sandiginin bir kismini bu ise hasretmekle beraber perakende muavenetleri tamamen kapatmis olmuyoruz. Onlarin ifasina da mümkün mertebe gayret edecegiz. Fakat esedd-i lûzumunda bu fikrin tahakkuku bize pek muazzez olan "Ikmal-i Tahsil Cemiyeti"nin hatirasini da yasatacaktir. bu teklifimizin mevki-i müzakereye vaz'ini ve tahakkukunu yeni heyet-i muvazzafinden temennî ederiz. Bu ciheti, Mahfilin ve bilhassa intihap edilecek yeni muvazzafin B...'lerin nazari dikkatine arz ve kendilerine muvaffakiyyetler temennî ederken heyetimizin okunan raporlarinin ve arzedilen hesabatinin tasvibini hörmetlerimizle rica eyleriz.

 

 

-------------

 

 BAZI SOSYAL VE KÜLTÜREL ETKINLIKLERIMIZ

21.03.1992

           Ankara Vadisinde "Ancyra Oda Orkestrasi" konseri düzenlendi.

22.03.1992

           Ankara Vadisinde agaç yontu ve resim sergisi açildi.               

28.03.1992

           Izmir Vadisinde Ergun Bozkurt tarafindan "Dekoratif Türk Sanatlari Üzerinde Bir Gezinti" konulu slayt gösterisi yapildi.                                                                                        

02.05.1992

           Izmir Vadisinde Bülent Yildirim, Gürhan Tümer ve Füsun Ege'nin sunduklari "Türkiye'de Turizm ve Pamukkale" konulu konferans düzenlendi.                                             

05.05.1992

           Kardeslik Korumuz için Ankara'da 500 çam fidesi Hemsirelerimiz ve çocuklarimizla birlikte dikildi. 

10.05.1992

           Istanbul'da Hemsirelerimiz Güçsüzler Yurdu'nu ziyaret ederek annelere ve diger güçsüzlere gereksinimleri ile ilgili yardimda bulundular.                                           

19.05.1992

           Ankara Ümitköy Kavakli piknik alaninda çocuklarimiz ve yakinlarimizin da katilimlariyla bir piknik düzenlendi ve dikilen fidan sayisi 1000'e ulasti.                                    

30.05.1992

           Izmir Vadisinde Yusuf Aydin Ay tarafindan "Zaman Içinde Izmir'de Degisen Mekânlar ve Insanlar" konulu konferans verildi.                                                                           

03.09.1992

           Ankara Vadisi tarafindan Atasülün Ortaokuluna demirbas mahiyetinde masa, koltuk, dolap ve çesitli okul gereçleri hibe edildi.                                                                         

28.09.1992

           Ankara Vadisinde "Cumhuriyet ve Yasayan Atatürk Günleri" etkinlikleri baslatildi.       

29.10.1992

           Anitkabir, es ve çocuklarimizla birlikte ziyaret edildi. Büyük Üstat tarafindan Seref Defterine mesaj yazildi.                                                                                                         

10.11.1992

           Ankara Vadi Evi'nde "Yasayan Atatürk" konulu bir panel düzenlendi.     

10.11.1992

           Izmir Vadisinde düzenlenen Ata'yi Anma Toplantisi'nda Sadan Gökovali tarafindan "Izmir ve Atatürk" konulu konusma yapildi.                                                                            

20.12.1992

           Ankara Vadi Evi'nde Hemsirelerimizin hazirladiklari ürünlerden olusan bir kermes ve brunch düzenlendi.                                                                                                 

08.01.1993

           Bosna Hersek için "Insanliga Davet" kampanyasina 1.000.000 TL ile katildik. 

30.01.1993

           Izmir Vadisinde Gözde Keskiner tarafindan "Kurutulmus Çiçeklerden derlenmis Tablolar"; Ibrahim Güventürk tarafindan "Yagli Boya Tablolar"; Cahit Boyar tarafindan "Türklerde Gölge Oyunlari" konulu çalismalar yapildi.                                                                                      

23.02.1993

           Topluma dönük karsiliksiz üniversite burslari baslatildi. Halen 164 ögrenciye burs veriliyor.   

27.02.1993

           Izmir Dernek binasinda Stella Arditi - Inci Tarakçioglu resim sergisi, Selim Bonfil fotograf sergisi açildi.          

07.03.1993

           Ankara Vadisinde Prof. Dr. Eralp Özgen, Prof. Dr. Ömer Lalik, Prof. Dr. Hasan Köni ve Doç. Dr. Ünsal Yavuz'un katilimiyla "Antilaik Davranislar ve Çözümlemeler" konulu bir panel düzenlendi. Panelden sonra Ancyra Oda Orkestrasi konseri dinlendi.                                                

02.05.1993

           Ankara Vadi Evi'nde Kardes ve Hemsirelerimizin hazirladiklari elisi ve diger ürünlerden olusan bir kermes düzenledi.                                                                                     

15.05.1993

           Ankara Vadisinde Cansen Sönmez ve Ahmet Boyacioglu'nun suduklari "Feminizm" konulu bir panel düzenlendi.                                                                                                 

10.06.1993

           Ankara Vadisi'nde Texas, Dallas Arlington Locasi üyesi W. Roach Kardes, "Amerika'daki Masonlar ve Etkinlikleri, Hastane ve Diger SaglikHizmetleri" konulu bir konferans verdi.    

09.10.1993

           Ankara Vadisinde Sahir Erman tarafindan "Laiklik ve Masonluk" konulu konferans.verildi.    

17.10.1993

Ankara'da Kardeslik Korusu II Söleni yapildi. Dikilen fidan sayisi 1500'e ulasti.         

29.10.1993

           Anitkabir'e Kades, Hemsire ve çocuklarimizin katilimiyla ikinci resmi ziyaret yapildi. Laik Cumhuriyetimizin 70. Kurulus Yildönümü ve Atatürk'ü Anma Haftasi düzenlendi.         

10.11.1993

           Ankara Vadisi'nde "Cumhuriyetin 70. yildönümünde Atatürk" konulu bir panel düzenlendi.     

11.11.1993

           Izmir Vadisi'nde Eralp Özgen tarafindan "Laikligin Bugünkü Durumu" konulu konferans verildi.         

12.11.1993

IzmirVadisinde Seza Algun Talug, R. Altug Dilmaç ve S. Alpaslan Mater'in solist sanatçi olarak katildiklari bir san resitali düzenlendi.                                                                             

13.11.1993

           Istanbul Hidiv Kasri'nda Tunç Ünver piyano resitali düzenlendi.

16.11.1993

           Izmir Vadisinde Mason Balosu düzenlendi.                                 

23.11.1993

           Küçük bir sanatçi için açilan saglik kampanyasina 100.000.000 TL ile katildik.           

11.12.1993

           Istanbul lokalinde Remziye Alper Tanrikulu tarafindan san resitali verildi.          

12.12.1993

           Istanbul Merkez binamiz salonlarinda Aydin Karlibel tarafindan piyano resitali verildi. 

16.01.1994

           Istanbul Vadisinde Salvo Yesua Loya fotograf sergisi açildi.    

05.02.1994

           Istanbul Vadisinde Nükhet Aksoy resim sergisi açildi.               

14.02.1994

           Izmir Vadimizde, tüm geliri Dr. Behçet Uz çocuk hastanesine verilen Kutlu Payasli konseri düzenlendi (80.000.000 TL)                                                                                         

26.02.1994

           Izmir Vadisinde Cengiz Onaran "Eski Izmir Fotograflari" konulu fotograf sergisi açildi.           

23.03.1994

           Almanya'da Türkçe çalisan Türkay Locasinin katkilariyla 17 yasindaki bir gencimizin karaciger nakli Almanya'da yapildi.                                                                                   

26.03.1994

           Istanbul Vadisinde Ulu Önder Atatürk konulu resim sergisi açildi.           

21.04.1994

           Istanbul Vadisinde Roswitha Koray resim sergisi açildi.           

23.04.1994

           Istanbul'da Muntazam Türk Masonlugunun 85. Yili balosu düzenlendi.    

23.04.1994

           Istanbul Vadisinde Üstün Gürtuna folklor giysileri sergisi ve resim sergisi açildi.          

01.05.1994

           Ankara Vadi Evi'nde Hemsirelerimizin katkilariyla bir kermes düzenlendi.        

14.05.1994

           Izmir Vadisinde Orhan Oruk, Güzin Dündar, Fatma Eye karma resim ve Ali Barutçu heykel sergisi açildi.                                                                                                          

11.06.1994

           AnkaraVadisinde Prof. Dr. Bozkurt Güvenç tarafindan "Türk Kimligi, Kültürel Kaynaklar ve Sorunlari" konulu bir sohbet toplantisi düzenlendi. Konusma öncesi bir klasik müzik dinletisi sunuldu.  

26.07.1994

           Gelibolu Milli Parki yangini nedeniyle 150.000.000 TL yardim yapildi.   

27.10.1994

           Ankara Vadi Evi'nde Cumhuriyet Balosu düzenlendi.                 

29.10.1994

           Anitkabir'de, Cumhuriyetin 71. yildönümü münasebetiyle resmi tören yapildi. Ardindan bir panel ve kokteyl düzenlendi. Prof.Dr. Ömer Lalik'in yönettigi panele konusmaci olarak Prof. Dr. Halime Uygur ve Prof. Dr. Gülnihal Bozkurt katildi.                                                                      

10.11.1994

           Ankara Vadisinde Prof. Dr. Ünsal Yavuz ve Çetin Imir'in konusmaci olarak katildiklari "Laik Cumhuriyet ve Yasayan Atatürk" konulu bir panel düzenlendi.                                  

10.11.1994

           Izmir Vadisinde Prof. Dr. Murat Tuncay'in yönettigi, Prof. Dr. Altan Eserpek, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Dr. Sevim Ünal'in konusmaci olarak katildiklari "Toplumsal Bunalimlar ve Yeni Arayislar Ortaminda Atatürk'e Bakis" konulu bir panel düzenlendi.                                                         

10.11.1994

           Izmir Vadisinde Orhan Çekiç tarafindan "Atatürk'ün Yasamindan Kesitler ve Hazirladigi Vasiyetler" konulu konferans verildi.                                                                           

12.12.1994

           Izmir Vadisinde Coskun Ertürk tarafindan "Sevme Sanati" konulu konferans verildi.   

16.11.1994

           Izmir Vadisinde Mason Balosu düzenlendi.                                 

21.01.1995

           Ankara Vadisinde Dinçer Sümer, Tekin Özertem ve Sahin Yenisehirlioglu'nun sunduklari "Toplumda Sanatin Önemi ve Yeri" konulu bir panel düzenlendi.                            

25.02.1995

           Izmir Vadisinde Ayla Aydinç ve Yurdanur Baydar resim sergisi açildi ve "Soyut Resim" konulu konferans verildi.                                                                                       

01.04.1995

           Izmir Vadisinde Hüsrev Isfendiyar tarafindan gitar resitali verildi.

02.04.1995

           Istanbul Vadisinde Lale Alatli tarafindan "Aydin Insan Kimligi" konulu konferans verildi.          

02.04.1995

           Ankara Vadisinde Mustafa Tinaz Titiz tarafindan "Nedensellik ve Erdem, Toplumumuzun Çözme Kabiliyetinin Artirilmasinda Iki Altin Anahtar" konulu konferans verildi.  

11.04.1995

           Istanbul Vadisinde Toktamis Ates tarafindan "Türkiye'nin Sorunlari" konulu konferans verildi.

15.04.1995

           Istanbul Vadisinde Rauf Ozan yagliboya resim sergisi açildi.   

22.04.1995

           Istanbul Vadisinde Aysin Feyzioglu resim sergisi açildi.            

25.05.1995

           "Mehmetçikle Elele" kampanyasina 105.000.000 TL ile katildik.

28.05.1996

           Izmir Vadisinde Muzaffer Izgü ile bir sanat söylesisi düzenlendi. 

30.04.1995

           Ankara Vadisinde Hemsirelerin katkisiyla bir kermes düzenlendi.         

07.10.1995

           Istanbul Vadisinde Hale Çiçekdag, Filiz Demirel resim sergisi açildi.   

24.10.1995

           Istanbul Vadisinde Albert Kaleora Atatürk fotograflari sergisi açildi.      

20.10.1995

           Istanbul Vadisinde Zeynep Sarioglu resim sergisi ile Cemil Ilgin gemi maketleri sergisi açildi.         

25.10.1995

           Izmir Dernek binasinda Çinar Atay'in "Eski Izmir Fotograflari" konulu fotograf sergisi açildi.  

29.10.1995

           Anitkabir ziyaret edilip Ulu Önder Atatürk'ün manevi huzurunda saygi durusunda bulunuldu. Ayni gün, Ankara Vadisinde Ünsal Yavuz, Ejder Akisik, Zafer Ilbars ve Aytül Kasapoglu'nun sunduklari "Atatürk, Toplum ve Sanat" konulu bir panel düzenlendi.                                                   

10.11.1995

           Ankara Vadi Evi'nde Anayasa Mahkemesi Baskani Yekta Güngör Özden tarafindan "Atatürk Türkiyesi'nin Dünü ve Bugünü" konulu bir konferans verildi.                 

12.12.1995

           Izmir Vadisinde Mehmet Uluçayli tarafindan "2000 yilina girerken Toplum ve Degisimleri" konulu bir konferans verildi.                                                                                       

13.12.1995

           Izmir Vadisinde Türkhan Slem tarafindan "2000 Yilina Girerken Insan ve Degisimleri" tonulu konferans verildi.                                                                                                         

16.12.1995

           Izmir'de Mason Balosu düzenlendi                                                

13.01.1996

           Izmir Vadisinde Öcal Usta ve Fevzi Demir tarafindan "Insan Haklari" konulu konferans verildi.          

25.01.1996

           Gülhane Tip Akademisi'ne (GATA) çesitli hidrolik yataklar, 40 adet komple bilgisayar sistemi, 2 adet böbrek dializ cihazi yardimi yapildi.                                                        

15.03.1996

           Ankara Hilton'da, "Baskent Oda Orkestrasi Konseri" düzenlendi.          

18.03.1996

           Ankara'da Güçsüzler ve Kimsesizler Vakfi ziyaret edildi ve sunumlarda bulunuldu.      

09.04.1996

           Ankara'da Emre Sen tarafindan bir piyano resitali verildi.         

18.05.1996

           Izmir'de dernek binasinda Hamsirelerin de katildigi yemekli toplantida Oguz Akyüz tarafindan "Ney Esliginde Mevlana" konulu bir dinleti sunuldu.                                        

25.06.1996

           Marmaris Devlet Hastanesi'ne Almanya Türkay Locasi'nin katkisiyla 17.000.000.000 TL degerinde bir bilgisayar, 1 adet oksijen çadiri ve diyaliz makinesi hediye edildi. Ankara Vadisi tarafindan sakatlara 2 adet tekerlekli sandalye bagislandi.                                                                 

27.10.1996

           Ankara, Cumhurbaskanligi Senfoni Orkestrasi Konser Salonu'nda Ayse Taspinar tarafindan bir piyano resitali verildi.                                                                                             

28.10.1996

           Ankara Vadi Evi'nde Atatürk Sergisi açildi.                                 

28.10.1996

           Ankara Hilton Oteli'nde Cumhuriyet Balosu düzenlendi.             

29.10.1996

           Anitkabir ziyaret edilip Ulu Önder Atatürk'ün manevi huzurunda saygi durusunda bulunuldu.   

29.10.1996

           Ankara Vadi Evi'nde Tugyan Dinç, Üner Çakici ve Mehmet Tevfik Orbey'in konusmaci olarak katildiklari "Atatürk Devrimleri ve Günümüzdeki Sapmalar" konulu bir panel düzenlendi.  Kenan Evren Ilk ve Ortaokuluna 14 adet en son sistem Siemens Nixdorf marka bilgisayar hediye edildi. Ayrica KenanEvren Ilkokulu laboratuvari ve kütüphanesi yaptirildi.  Marmaris Devlet Hastanesi'ne 6 adet ve 200.000 hastayi kontrol edecek Macintosh marka bilgisayar sistemi ile bir adet oksijen çadiri alindi. 

 

BAZI BÜYÜK LOCALAR

A.B.D.:

 <http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm> <http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm>    Grand Lodges of the USA: <http://www.freemason-ri.org/masons/gls_usa.htm>     

 <http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm> <http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm>                        Grand Lodge of Alaska: <http://www.polarnet.com/users/chaffin/gl_aka_hp.htm>                       

~ <http://www.pixi.com/masonsgl/>~ <http://www.pixi.com/masonsgl/> ~Grand Lodge F&AM of Hawaii: <http://www.pixi.com/masonsgl/>                                                              

 <http://freemasonry.org/gl-ia/> <http://freemasonry.org/gl-ia/>              The Grand Lodge of Iowa A.F. & A.M.: <http://freemasonry.org/gl-ia/>                                                                  

 <ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html> <ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html> Grand Lodge A.F.& A.M. of MA: Main: <ftp://thelonious.mit.edu/pub/GL-MA/home.html>     

 <http://mn-mason.org/> <http://mn-mason.org/>                                     Grand Lodge of Minnesota, AF & AM: <http://mn-mason.org/>                                                                              

 <http://members.aol.com/glofnj/index.htm> <http://members.aol.com/glofnj/index.htm>         Grand Lodge of New Jersey: <http://members.aol.com/glofnj/index.htm>                       

 <http://www.nymasons.org/> <http://www.nymasons.org/>                    Grand Lodge of New York: <http://www.nymasons.org/>                                                                      

 <http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm> <http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm>    Grand Lodge of Rhode Island: <http://www.freemason-ri.org/masons/home.htm>  

AVUSTRALYA

~ <http://www.ozemail.com.au/igaynor/>~ <http://www.ozemail.com.au/igaynor/>        ~Grand Lodge of Western Australia: <http://www.ozemail.com.au/igaynor/>           

BERMUDA

 <http://enterprise.newcomm.net/bermuda> <http://enterprise.newcomm.net/bermuda>         Freemasonry in Bermuda:  <http://enterprise.newcomm.net/bermuda>   

FINLANDIYA

 <http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html> <http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html>                               Contact information to Grand Lodge of Finland:  <http://www.sci.fi/mtg/vom/ssl.html>                        

INGILTERE

 <http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html> <http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html>            UK Masonry on the Net:  <http://homepages.enterprise.net/haydn.jones/ukmasong.html>           

ISPANYA

 <http://www.wsite.es/gle/> <http://www.wsite.es/gle/>                                                                  íñMasonera Universal - Gran Logia de Espaa (GLE):  <http://www.wsite.es/gle/>                                         

ISVEÇ

 <http://www.frimurarorden.se/> <http://www.frimurarorden.se/> Svenska Frimurare Orden:  <http://www.frimurarorden.se/>                              

ISVIÇRE

 <http://www.club.ch/masonic> <http://www.club.ch/masonic>                                                      ééàç1'er site Internet suisse ddi  la Franc-Maonnerie:  <http://www.club.ch/masonic>                                    

KANADA:

~ <http://vanbc.wimsey.com/samorez/>~ <http://vanbc.wimsey.com/samorez/>                        ~Grand Lodge of British Columbia (Vancouver, Canada)  <http://vanbc.wimsey.com/samorez/>                        

 <http://enterprise.newcomm.net/masonic/> <http://enterprise.newcomm.net/masonic/>         Freemasonry in Newfoundland (Canada):  <http://enterprise.newcomm.net/masonic/>                                      

~ <http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm>~ <http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm>  ~Freemasons - Northern Lights District (Alberta, Canada):  <http://www.connect.ab.ca/ddgmnl/gloa.htm> 

~ <http://www.hookup.net/glcanada/>~ <http://www.hookup.net/glcanada/>                               ~Grand Lodge A.F. & A.M. of Canada, In The Province of Ontario:  <http://www.hookup.net/glcanada/>        

PANAMA

 <http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html> <http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html>          áGrand Lodge of Panam:  <http://www.netservices.net/infonetsa/GLPma/index.html>         

YUGOSLAVYA

 <http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm> <http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm>              Regular Grand Lodge "Yugoslavia":  <http://www.geocities.com/Athens/5020/NEWRGLY.htm>             

Masonik Hizmetler:

 <ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html> <ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html>            

"Masonry Universal" An Email Magazine:  <ftp://thelonious.mit.edu/pub/Masonry/Misc/masonry-universal.html>                                                                                                      

 <http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm> <http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm>  

Masonic Catalogs:  <http://www.chrysalis.org/masonry/catalog.htm>            

 <http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm> <http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm>  Masonic Service Association:  <http://www.chrysalis.org/masonry/msa.htm>                            

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1