|
ŞOK
|
Tanımı Vücut
dokularında hipoksiye ve metabolizmanın bozulmasına neden olan kan
dolaşımı ve doku perfüzyonu azalmasıdır.
Etiyolojisi
1- Hipovolemik şok: Kan kaybı, kusma ve
ishalle sıvı kaybı, plasma kaybı gibi nedenler 2-
Kardiyojenik şok:
- Miyokart yetersizliği: Miyokart
infarktüsü, miyokardit, dilate kardiyomiyopati, septik şokta
miyokart depresyonunun gelişmesi. - Volüm yüklenmesi
(Preload artışı ön planda): Kapak yetmezlikleri, şantlı
konjenital kalp hastalıkları, akut VSD, prostetik kapak
disfonksiyonu. - Basınç yüklenmesi (Afterload artışı
ön planda): Kapak darlığı, akut akciğer embolisi,
atriyal trombus, miksoma, hipertrofik obstrüktif
kardiyomiyopati... - Kalp dolumunun
önlenmesi: Perikardiyal tamponat, konstriktif
perikardit - Aritmiler 3-
Periferik dolaşım regulasyonunun bozulması (Distrubütif
şok):
- Septik şok - Anafilaktik şok (Tip 1 allerjik
reaksiyon) - Nörojenik şok - Endokrinolojik şok
Patofizyolojisi Kardiyojenik
şoklarda kalbin dolumunun engellenmesi veya kalbin sistolik
yetersizliği nedeniyle kalp atım hacmi ve debisi azalır.
Kardiyojenik
şok: Kalp debisinde düşüklük, kan basıncında düşüklük ve kalp içi
diastolik dolum basınçlarının yüksek olması ile şok bulgularının
birlikte olmasına kardiyojenik şok
denir. Oligemik
(hipovolemik) şokta kan hacminin azalması preload'un azalmasına ve
kalbin atım hacmiyle birlikte debisinin de azalmasına yol
açar. Distrubütif
şok adı da verilen periferik dolaşım düzeninin bozulduğu şoklarda
ise; sistemik vasküler direncin aniden azalması, mikrodolaşımın
bozulması ve kalp fonksiyonlarının deprese olmasına bağlı olarak
hipotansiyon gelişir. Sonuçta kan basıncı düşer ve hayati organların
kan dolaşımı
bozulur. Şok,
etiyolojisi ne olursa olsun, zamanında tedavi edilemediği takdirde,
renal perfüzyon azalmasına bağlı oligüri/anüri tablosu, koroner
perfüzyonun bozulmasına bağlı kalpte diastolik ve sistolik
yetmezlik, akciğerlerde şok akciğeri tablosu (trombosit
aggregasyonu, mikroemboliler, interstisyel ödem, surfaktan
azalmasıyla birlikte mikroatelektazilerin gelişimi, hiyalen
membranların oluşması, intrapulmoner şantlar ve komplians azalması
sonucu oksijen difüzyonunun bozulması ve en sonunda respiratuar
yetmezlik tehlikesinin -ARDS- ortaya çıkması), pıhtılaşma sisteminin
bozulması, dissemine intravasküler koagülasyon (DIC) ve multiorgan
yetersizliği gelişimi ile sonuçta hastanın kaybına yol
açabilir. Ağır
şok sırasında böbrek kan akımı hemen hemen tamamen durur. Vücut
bütün savunma mekanizmalarıyla sadece beyin ile kalbin kan
perfüzyonunu sağlamaya çalışır. Bu duruma böbrekler yaklaşık 1,5
saat dayanabilirler. Renal perfüzyon 1,5 saatten daha uzun bir süre
bozuk kalırsa, başta akut tubuler nekroz (ATN) olmak üzere yapısal
böbrek harabiyeti başlar. Aynı zamanda dokuların oksijenasyonu
bozulduğu için anaerobik enerji metabolizması ön plana çıkarak
metabolik asidoza yol açar. Metabolik asidoz ve hipoksi kapiller
dolaşımın dahada bozulmasına ve prekapiller atoni ile post kapiller
spazmın gelişmesine, vasküler permeabilitenin artmasına ve sonuçta
da damarlar içinde mikrotrombozise ve tüketim koagülopatisinin
gelişmesine kadar giden olaylara yol açar.
| Volüm
kaybı -> |
Hipovolemi
-> |
kalp debisinde
azalma |
<- Kalp
yetmezliği |
|
|
|
|
| Sepsis /
Anaflaksi -> |
Vasküler tonusta
azalma Kapiller dolaşımın bozulması |
<- Hipoksemi
+ Asidoz |
. | |
| Klinik
A- Hipovolemik şok: Hipovolemik şokun
başlıca 3 evresi vardır. 1. evrede kan basıncında belirgin bir
düşme olmamakla beraber, cilt soğuksoluk ve nemlidir. 2. evrede
nabız hızı 100/dakikanın üzerinde, sistolik kan basıncı 100
mmHg'nın altında, mukozalar kurudur ve susuzluk hissi vardır.
Yatarken boyun ve el sırtı venlerinde kollaps gözlenir. Oligüri
gelişir. Şok indeksinde anlamlılık belirir. 3. evrede sistolik
kan basıncı 60 mmHg'dan düşük, nabız palpasyonla zorlukla
alınmakta veya alınamamakta, solunum hızlı olup, şuur bozukluğu,
anüri, pupil reflekslerinde bozulma görülür. Kan kaybına
bağlı bulgular ve bunların kaybedilen kan miktarı açısından
anlamı |
Kaybedilen sıvı miktarı
(ml) |
Toplam
kan hacmine oranı (%) |
Klinik bulgular |
| 500 |
10 |
Yok, seyrek olarak kan donörlerinde görülen vasovagal
senkop |
| 1000 |
20 |
İstirahatte klinik bulgu olmayabilir. Belki hafif
postural hipotanson, egzersizle taşikardi |
| 1500 |
30 |
İstirahatte ve yatarken kan basıncı normal, postural
hipotansiyon |
| 2000 |
40 |
İstirahatte ve yatarken bile kalp atım hacmi ve kan
basıncı normalden az, hava açlığı var, nabız hızlı ve zayıf,
cilt soğuk soluk ve nemli |
| 2500 |
50 |
Laktik asidoz, ağır şok,
ölüm |
| Şok indeksi=Nabız hızı (vuru/dakika)/sistolik kan
basıncı (mmHg) (şok indeksi > 1 ise şok tehlikesi var
demektir!!!!) |
| Şok
indeksi |
İntravasküler sıvı kaybı
(%) |
| 0.5 |
0 |
| 0.8 |
10-20 |
| 1.0 |
20-30 |
| 1.1 |
30-40 |
| 1.5 |
40-50 | |
Hemorajik
olaylarda genç ve sağlıklı kişilerde kan hacminin 1/5-1/3'ü (1-1,5
litre) kaybedilmedikçe anlamlı düzeyde hipotansiyon gelişmez. Buna
karşın, toplam kan hacminin %10'u dahi kaybedilse santral venöz
basınçta (CVP) düşme görülür (normal CVP:3-7 cm Su).
B- Sol ventrikül sistolik disfonksiyonuna bağlı
kardiyojenik şok: - Sistolik kan basıncı < 80-90
mmHg - Kardiyak indeks < 1.8 litre/dakika/metrekare - Sol
ventrikül endiastolik basıncı (veya pulmoner kapiller wedge
basıncı) ³ 18 mmHg - Hipoperfüzyon bulguları: Soğuk nemli cilt
(özellikle ekstremite distallerinde), şuurda bozulma,
oliguri, - Altta yatan kardiyak nedene ait bulgular - Sol
kalp yetmezliği bulguları: Dispne, akciğerlerde bazallerde daha
belirgin yaş raller, akciğer röntgenlerinde staz/ödem
bulguları, Kardiyojenik
şoklarda venöz basıncın yükselmesi ve venöz dolgunluk en basit ve
oldukça değerli bir ayırıcı tanı kriteridir. Şok düşünülen
her hastada, juguler venöz dolgunluk veya dil kökündeki venlerde
dolgunluk olup olmadığı derhal
incelenmelidir. Bu bulgular varsa kardiyojenik şok ön tanısı
öncelikle düşünülmeli ve nedeni araştırılmalıdır.
C- Anafilaktik şok Anafilaktik reaksiyon 4
ağırlık derecesine ayrılarak değerlendirilir. 0: Lokal ve iyi
sınırlanmış, klinik önemi olmayan cilt reaksiyonu. 1: Gözlerde
kararma, baş ağrısı, anksiete gibi genel semptomlarla birlikte
ciltte flush, kaşıntı, ürtikeryal lezyonlar gibi dermatolojik
reaksiyonlar 2: 1. dereceye ek olarak kan basıncında düşme,
taşikardi, gastrointestinal semptomlar (bulantı, kusma gibi),
hafif dispne 3: 2. dereceye ek olarak bronkospazm ve şok
tablosu gelişir. Nadirde olsa larinks ödemi ve inspiratuar
stridor'da oluşan tabloya eklenebilir. 4: Solunumkardiyak
arrest.
D- Septik
şok 1991
American College of Chest Physicians ve The Society for Critical
Care Medicin toplantısında kararlaştırılan yeni tanımlara göre,
septik şok tanımı ile birlikte sistemik inflamatuar yanıt sendromu
ve sepsis tanımlarının da bilinmesinde yarar
vardır. Sistemik
inflamatuar yanıt sendromu (SIRS): İnfeksiyon, travma, pankreatit,
iskemi, hemorajik şok veya immun nedenli organ zedelenmesi gibi
çeşitli nedenlerle tetiklenen sistemik inflamatuar yanıttır. SIRS
tanısı için, akut ortaya çıkmak ve başka bir nedene bağlanamamak
koşuluyla aşağıdakilerden en az 2 bulgunun olması gereklidir.
- Ateş>38 derece veya <36 derece - Kalp atımı >
90/dakika - Solunum sayısı >20/dakika veya PCO2 <
32mmHg - Lökosit sayısı>12.000/mm3 veya <4000/mm3 veya
lökosit formülünde %10'dan fazla oranda band formu (çomak)
görülmesi Sepsis,
tetikleyici faktörü enfeksiyon olan bir SIRS'tir. Klinikte sepsisin
ağır sepsis ve septik şok tabloları ortaya çıkabilir. Bunların
sınıflamasında şu kriterler rol oynar:
- Ağır sepsis: Sepsis tanısı + perfüzyon bozukluğu bulguları
veya hipotansiyon olmasıdır. (Perfüzyon
bozukluğu. Laktik asidoz, oligüri ve akut mental statusun
bozukluğu olmasıdır. Oligüri: Üretral kateter takılı hastalarda,
saatlik idrar çıkışının 0.5 ml/kg'ın altına
düşmesidir. Hipotansiyon: sistolik kan basıncının 90 mmHg'dan
düşük olması veya sistolik kan basıncında 40 mmHg'dan fazla düşme
olması ve bu düşmeye yol açabilecek başka bir etkenin
olmamasıdır.) - Septik şok: Sepsis tanısı+perfüzyon bozukluğu
ve hipotansiyon olmasıdır. Erken septik şokta hipotansiyon sıvı
replasmanına yanıt verebilir. Yeterli sıvı replasmanına ve i.v. 6
mikrogram/kg/dakika dopamin infüzyonuna rağmen başka vasopressor
ajanlara veya daha yüksek doz dopamine gerek duyulan septik şok
tablolarına, refrakter septik şok
denir. Hemodinamik
açıdan bakıldığında septik şoklar 2 değişik özellik
gösterebilirler:
1) Hiperdinamik form (Erken faz): Periferik vasküler dirençte
azalma, sıcak, kuru ve pembeleşmiş cilt, normal veya hafif azalmış
kan basıncı ve/veya CVP görülür. 2) Hipodinamik form (Geç faz):
Periferik vasküler dirençte artış, arteryovenöz oksijen farkında
artış, CVP ve kan basıncı ile diürezde azalma, taşikardi, soluk ve
nemli tıpkı hipovolemide ki gibi bir cilt görünümü vardır.
Kapiller kaçak sendromu ve tedaviye dirençli vasodilatasyon
gelişebilir. E- Toksik şok
sendromu Ani
başlayan yüksek ateş, baş ağrısı, kusma, ishal, belirgin
hipotansiyon ve şokla karakterize, ciltte daha geç dönemde
deskuamosyonla sonuçlanan yaygın eritematöz döküntülerle seyreden
çok ağır bir klinik tablodur. Staph. aureus'un toksik şok sendromu
toksini1 (TSST-1) ve bazen Stafilokokal enterotoksin-B (SEB) veya
streptokokların streptokokal pirojenik eksotoksinleri (SPE) gibi
faktörler birer süper antijen olarak dolaşımdaki T lenfositlerin bir
kısmını stimüle eder ve şoka neden olan mediatörlerin salınımını
tetiklerler. Burada rol oynayan stafilokok veya streptokok gibi
mikroorganizmalar tipik piyojenik enfeksiyonlara yol açmazlar.
Kolonize olup uygun koşullar oluştuğunda toksinlerini
salarlar. Sıklıkla
vaginal tampon kullananlarda, penetran veya nonpenetran travmalardan
sonra, cerrahi girişim veya su çiçeği ve influenza sonrasında
görülür (Menstruel toksik şok sendromundan özellikle yüksek
absorbans özelliğindeki vaginal tamponlar sorumludur. Bu nedenle bu
tip tamponlar piyasadan çekilmiş ve üretimlerine son verilmiştir.
Menstruel toksik şok sendromu da son derece
azalmıştır).
Şokta Tedavi:
A) Sebebin ortadan kaldırılması veya etkilerinin kontrol
altına alınması B) Semptomatik tedavi:
Hastalar
mümkünse derhal yoğun bakım ünitesine alınmalıdır. Nabız, kan
basıncı, CVP, vücut sıcaklığı, EKG (monitörizasyonu), solu-num
(monitörizasyonu), diürez değerlendirilmeli ve izlemi
başlatılmalıdır. Hemogram, periferik yayma ve lökosit formülü,
pıhtılaşma testleri, üre, kreatinin, elektrolitler, arteryel kan
gazları (mümkünse transdermal kan oksijen saturasyonu takibi)
incelemeleri ve izlemi ile birlikte, kalp atım hacminin ve debisinin
tayini ile pulmoner wedge basıncı tayini gereken olgularda, pulmoner
arteryel kateterizasyon (Swan-ganz kateteri) yapılmalıdır. Gereken
olgularda arteryel kan basıncı takibi de
yapılmalıdır. Kardiyojenik
şokta olmayan hastalara şok pozisyonu verilmelidir.
Hastaların tamamında hava yolu açık tutulmalıdır. Nasal sondayla
oksijen verilmeli ve ısı kaybı kontrol altına alınmalıdır.
Kardiyojenik şokta tedavi:
a) Nedene yönelik:
- Akut miyokart infarktüsünde; reperfüzyon tedavisi;
trombolitik tedavi, acil PTKA/Bypass (Bkz: Miyokart
infarktüsü) - Akut VSD, akut kapak yetmezlikleri: cerrahi
tedavi - Perikart tamponatı: perikardiyosentez/perikardiyal
tüp (Bkz: Perikarditler) - Akciğer embolisi: trombolitik
tedavi (Bkz: Akciğer embolisi/Trombozis ve tromboemboliler) -
Aritmi: Antiaritmik tedavi b) Semptomatik
tedavi: Amaç;
nedene yönelik tedavi uygulanana kadar zaman kazanmak ve bu süre
içinde hayati organlara yeterli kanın gönderilebilmesini ve akciğer
konjesyonunun azalmasını sağlamaya çalışmaktır.
- Oturur veya yarı oturur pozisyon - Nasal oksijen -
Sedasyon (gereken ve kontrendikasyon olmayan olgularda morfin
ile) ve analjezi - Kan basıncı 80 mmHg'dan düşük olgularda
Dopamin (2-5 mikrogram/kg/dakika dozu
ile başlanarak kan basıncı cevabına göre infüzyon hızı
arttırılarak) infüzyonu başlanmalıdır. Eğer sistolik kan basıncı
dopaminle yüksek dozlara çıkılmasına rağmen 90 mmHg'ya
ulaşamıyorsa, Noradrenalin 1-4
mikrogram/dakika gibi düşük bir dozdan başlanarak
uygulanmalıdır. Sistolik kan basıncı 90 mmHg ve yukarısındaysa
dobutamin başlanması sıklıkla önerilmektedir. Dobutamin'in
önerilen dozu 2-5 mikrogram/kg/ dakikadan başlanarak 15
mikrogram/kg/dakikaya kadardır. - Uygun ve gereksinim olan
olgularda Dopamin ile Nanitroprusside kombine
edilerek kalp debisinde daha fazla artış ve
pulmoner wedge basıncında daha fazla azalma
sağlanabilir. Gereken olgularda aortik balon konturpulsasyon
uygulanmalıdır.
Hipovolemik şokta
tedavi a)
Sıvı tedavisi: Kardiyojenik şok dışında bütün şok tiplerinde
sıvı tedavisi endikasyonu vardır. Hipovolemik şoklardaysa
sıvı tedavisi hayat kurtarıcıdır. Hipovolemik şoklarda
vasokonstriktif ajanların kontrendike olduğu
unutulmamalıdır. Sıvı
tedavisi yapılırken hem CVP (14 cm suyu aşmadan) takibi, hemde venöz
dolgunluk takibi (dil kökü venleri, juguler venler) yapılmalıdır.
Başlangıçta 500-1000 ml plazma genişleticisiyle tedaviye başlanarak
daha sonra izotonik bir solüsyonla ihtiyaca göre sıvı tedavisine
devam
edilebilir. 2000
ml sıvı kristalloid verildiği halde vital bulgular stabilleşmiyorsa
ve yeterli doku perfüzyonu sağlanamıyorsa kan
transfüzyonu yapılması gerekir. Büyük kan kayıplarında
eritrosit kaybı ve bunun yol açtığı doku hipoksisi hastada semptom
ve bulgulara yol açıyorsa kristalloid + eritrosit suspansiyonuyla
tedaviye başlanması, masif kan kayıpları dışında taze kan
kullanılmasından kaçınılması tavsiye
edilmektedir. Her
eritrosit suspansiyonu için 3 katı kadar hacimde kristalloid sıvı
replasmanının yapılması önerilmektedir. Hastaya 4 ünite eritrosit
suspansiyonu verilmesine rağmen şok tablosu düzelmiyor ise tam kan
transfüzyonuna geçilmelidir. Burada kullanılacak kanın taze olması,
en azından 4 günlükten daha taze olması sağlanmaya çalışılmalıdır.
Çünkü taze tam kanda pıhtılaşma faktörleri henüz korunmuş, potasyum
ile hidrojen iyonları ve diğer metabolitler birikmemiş ve eritrosit
canlılığı daha iyidir. Ancak trombositler 24 saat içinde
fonksiyonlarının tamamını
kaybetmektedir. Masif
kanamalarda doğrudan ve mümkünse taze tam kan
verilmelidir.
Masif
kanamanın tanımları
- 24 saat içinde transfüze edilen kan miktarı toplam kan
hacmine eşit veya daha fazla ise - 24 saat içinde 10 üniteden
fazla tam kan veya 20 üniteden fazla eritrosit eritrosit
suspansiyonu transfüze edilmişse - 3 saat veya daha az bir
sürede kan hacminin %50'sinden fazlası replase edilmişse -
Kan kaybı 150 ml/dakika veya daha
hızlıysa
Akut
kanamayla baş vuran bir hastada kanamanın masif olup olmadığı en iyi
şok indeksi ile
anlaşılabilir. Kaybı
fazla olan hastalarda kanama sürüyorsa veya 10 ünite ve
yukarısındaki miktarlarda kan verilmişse, pıhtılaşma fonksiyonları
ve trombosit sayısı kontrol edilmelidir. Trombosit sayısı
50.000/mm3'ün altındaysa trombosit suspansiyonu vermek, protrombin
zamanı 16 saniyenin üzerinde ve parsiyel tromboplastin zamanı 60
saniyenin üzerinde olanlara ise plasma ve hatta kriyopresipitat
verilebilir. Kriyopresipitat genellikle kan fibrinojen düzeyi 100
mg/dl'nin altına düşenlere önerilir. Bu nedenlerle, genel olarak
transfüze edilen her 10 ünite kan için 2 ünite taze donmuş plazma
transfüzyonu yapılması
önerilmektedir. Her
torba kan için, ilk 5-10 dakika olası transfüzyon reaksiyonlarını
gözlemek için yavaş, sonra hastanın tolore edebileceği kadar yüksek
hızda yapmak gerekir. Hızlı transfüzyonlarda 4 üniteden fazla kan
kullanılacaksa kan torbaları vücut ısısına getirilmelidir. Daha az
miktardaki transfüzyonlarda paroksismal noktürnal hemoglobinüri veya
soğuk agglutinin hastalığı olanlar haricinde kanın vücut ısısına
kadar ısıtılmasına gerek yoktur.
Kan
komponentlerinin dilüsyonu için %0.9 NaCl ve %5 albumin dışında
başka hiçbir solüsyon veya sıvı kullanılmamalıdır. Kan ürünlerine
hiç bir ilaç eklenmemelidir. %5 Dextroz hemolize, Ringer Laktat gibi
kalsiyum içeren solusyonlar kan torbasındaki sitratı bağlayarak
pıhtılaşmaya neden olurlar. 4 üniteden fazla transfüzyon yapılacağı
zaman dokularda mikroaggregatlar birikebileceğinden 170
mikrometrelik filtrelere sahip normal kan setleri yerine 30-40
mikrometrelik mikroaggregat filtreler tercih edilmelidir.
Masif
kan transfüzyonu komplikasyonları
- Dilüsyonel koagülasyon faktörleri eksikliği -
Dilüsyonel trombositopeni - Hipokalsemi -
Hipopotasemi - Sitrat toksisitesi - Hipotermi -
Transfüzyonla bulaşan
enfeksiyonlar Eritrosit
suspansiyonuyla başlanan tedavilerde, gerekirse ek olarak taze
donmuş plazma transfüzyonu da yapılması
önerilmektedir. Kan
veya eritrosit suspansiyonu, lökosit filtreleriyle
transfüze edilirse alloimmünizasyon riski azalır. İnfeksiyon bulaşma
riski vardır (HIV, HSV, EBV, CMV, Hepatit virüsleri, Parvovirüs B
19, HTLV-1 ve 2, Yersinia enterocolitica, ve diğer enfeksiyon
ajanları gibi). Kullanım süresi kısıtlı olduğundan son kullanım
tarihine, uygun saklama koşullarında saklanmış olmasına
(normal buzdolaplarındaki titreşim nedeniyle hemoliz
gelişebildiğinden özel kan buzdolaplarında saklanması ve normal
buzdolabında saklanmasından kısa süreler için bile olsa kaçınılmaya
çalışılması gereklidir), verici kanıyla alıcı kanının
karşılaştırılmasının (Cross-match) mutlaka yapılmasına ve allerjik
hipersensitivite reaksiyonlarına karşı gerekli tedbirlerin
alınmasına dikat etmek gerekir.
İzotonik
tuzlu solüsyonlar (Örneğin; Ringer laktat, serum fizyolojik ve
diğerleri): Sıvı kaybı olan hastalarda intravasküler
yararlılık süreleri ortalama 30-40 dakika kadardır. Ancak büyük
hacimlerde kristalloid sıvılar verilirse plasma onkotik basıncı
düşer ve sıvı interstisyel alana kaçar. Akciğer ödemi gelişebilir.
Böyle durumlarda kristalloid sıvı yüklenmesine rağmen CVP yükselmez.
Bu nedenle büyük miktarlarda sıvı verilmesi gereken durumlarda,
plasma volüm genişleticileriyle birlikte kullanılmaları yararlı
olur.
Plazma
genişleticileri (Kolloidal plasma genişleticileri): Etki
süreleri ve güçleri konsantrasyonlarına ve moleküler özelliklerine
(Molekül ağırlığı, bağlanma, çözünme özellikleri gibi)
bağlıdır. Bunlar
arasında dextran aynı zamanda iyi bir antiaggregan
ve antitrombotik ajan özelliğini de taşır. Bu özellikle kanamalı
hastalar için önemli olabilir. Ayrıca 40.000 D'luk dextranın
intravasküler yarı ömrü 60.000 D'lik dextrandan daha kısadır.
Dextran preparatlarının başlıca yan etkileri anafilaktik (yaklaşık
onbinde 3 sıklıkta) ve immun reaksiyonlara (IgG ve M oluşumuna
bağlı) neden olabilmeleridir. Hapten profilaksisi uygulandığı
taktirde allerjik reaksiyonların %95 kadar önlenebileceği
bildirilmektedir. %3.5'lik Jelatin ise aslında bir
plasma genişletici değildir. Nadiren anafilatik tipte reaksiyonlara
neden olabilir. Herhangi bir antitrombotik veya antiaggregan etkisi
yoktur. Kalsiyum içerdiği için belli bir hasta grubunda (özellikle
digitalize hastalarda) dikkatli olunmalıdır. Hidroksietilamilaz
(HAES) nın etki mekanizması Dextran gibidir. Böbrek
yetmezliğinde kontrendikedir. Ağır allerjik reaksiyonlar (milyonda 1
kadar) seyrektir. Kaşıntı, cilt döküntüleri gibi reaksiyonlara neden
olabilir.
| Etken
madde |
Volüm
genişletici etki (%) |
İntravasküler etki
süresi (saat) |
| %10 Dextran
(40.000 D) |
150-200 |
3-4 |
| %6 Dextran (60.000
D) |
110-120 |
6 |
| % 3.5 Jelatin
(35.000 D) |
70-80 |
2-3 |
| %10 HAES (200.000
D) |
yaklaşık
130 |
3-4 |
| % 6 HAES (200.000
D) |
yaklaşık
100 |
3-4 | |
|
Bir
diğer plasma genişletici grubu da plazma preparatlarıdır. Bunların
başlıcaları; taze donmuş plazma (pıhtılaşma faktörlerinin korunması
ek bir avantajıdır), human albumin ve pastörize plazma protein
solüsyonlarıdır. Başlıca dezavantajları transfüzyonla bulaşan
infeksiyonlardır. b)
Metabolik asidozun düzeltilmesi (Laktatlı tampon solüsyoları
kontrendikedir!!) c)
Üretral kateterizasyon ve diürez kontrolü şok böbreği profilaksisi
veya erken tanısı
için d)
Şok akciğeri gelişmiş olgularda pozitif ekspiryum sonu basınçlı
solunum yardımı (PEEP), glukokortikosteroidler
e)
Nedenin ortadan kaldırılmasına yönelik girişimler ve
tedaviler
Anafilaktik şokta tedavi
- Reaksiyona neden olan ilaç uygulamasının derhal
sonlandırılması (Örneğin; Radyokontrast ajan infüzyonunun
durdurulması) ve geniş lümenli bir kateter veya iğneyle damar
yolu açılması - 0.2-0.5 mg Adrenalin i.v.
yapılmalı ve gereğinde 2 dakika ara ile tekrarlanmalı
(Alternatif olarak İntratrakeal 0.4-1 mg dozlarında adrenalin
uygulaması yapılabilir) - Derhal i.v. sıvı tedavisi
başlatılmalı (sağlıklı erişkin bir hastada 2 litre/30 dakika
hızla) - Kortikosteroid tedavisi (Örneğin; i.v.
prednisolon 250-1000 mg puşe) -
Antihistaminik tedavisi: Hem H-1, hemde H-2
antagonistlerinin uygulanması yararlıdır. (Örneğin;
Cimetidin 400 mg+Clemastin 4 mg i.v.) - Bronkospazmı olan
olgularda beta-2 mimetik spreyleri veya kısa süreli theophyllin
infüzyonu - Şok tablosu uzayan olgularda ek olarak
Dopamin (maksimum 2,5 miligram/dakika olacak
şekilde 35 mikrogram/kg/ dakika dozundan başlanarak)
başlanması - Kardiyovasküler arrest gelişen olgularda
kardiyopulmoner ressüsitasyon ve reanimasyon
Septik
şok tedavisi
- Antibiyotik tedavisi: Tedaviye
başlanmadan önce 20-30 dakika ara ile farklı periferik
damarlardan en az 2 , en çok 3 adet kan kültürü alınmalıdır.
Ayrıca odak olarak düşünülen bölgelerden (idrar, yara, abse
gibi) de kültürler alındıktan sonra odak göz önüne alınarak
ampirik antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. 48 saat içinde
yanıt alınamayan olgularda antibiyoterapi tekrar gözden
geçirilmelidir. Kültür antibiyogram sonucuna göre tedavi
değiştirilebilir. - Sıvı tedavisi - Sıvı tedavisine
rağmen hipotansiyonu olan olgulara Dopamin (kan basıncına ve
diüreze göre 3-15 mikrogram/kg/dakika aralığında)
başlanması - Metabolik asidozun düzeltilmesi
(Bikarbonat) - Septik şok
komplikasyonlarının profilaksisi ve tedavisi (Örneğin; düşük doz
Heparin (300 ünite/saat) tedavisiyle tüketim
koagülopatisinin önlenmesi, DİC gelişen olgularda taze donmuş
plazma verilmesi, gereğinde antitrombin III substitusyonu
yapılması, gibi) - Esas altta yatan hastalığın
tedavisi |
| |