REVASKULARİZASYON SONRASI HASTA TAKİBİ

Revaskülarizasyonun amacı ve tarihçesi

Koroner arter hastalarında anginal ağrıların ortadan kaldırılmasında, hayat kalitesinin iyileştirilmesinde ve miyokardin korunmasında perkutan transluminal koroner anjiyoplasti (PTKA) ve koroner arter by-pass greftleme (KABG) kabul edilmiş tedavi yöntemleridir.

1929 yılında Intern Dr. Werner Forsmann’ın kendi brachial veninden sağ atriumuna yerleştirdiği kateterle başlattığı kardiyak kateterizasyon metodu, 1930’ların sonuna doğru Castellanos ile arkadaşları ve Robb ile Steinberg tarafından büyük damar ve intrakardiyak anatominin anjiografik olarak gösterilmesinde kullanıldı. Bunu takiben Andre Cournand ve Dickinson Richards tarafından kalp kateteri-zasyonunun kardiyak fizyoloji ve patoloji çalışmalarında etkin kullanım metodları geliştirildi. Bu nedenle 1956’da Forssmann, Cournand ve Richards Nobel ödülü aldılar.

1958 yılında Sones ve arkadaşları ilk kez selektif koroner anjiogramı yaptılar. Bunu takiben 1960’lı yıllarda koroner arter hastalığında cerrahi tedaviye yönelik adımlar atılmaya başladı.

1969’da Rene Favaloro ve Dudley Johnson, Saphen ven otogreftlerinin by-pass cerrahisinde kullanımı tekniğini geliştirdiler. Ve yaklaşık 10 yıl içinde bu method yaygın olarak kullanılmaya başladı.

1960’ların başında C.T. Dotter’in femoral kateterizasyon tekniğini geliştirmesi esnasında kronik ve tamamen tıkalı damar lezyonlarından kateterin şaşırtıcı şekilde geçebildiği ve bu işlemin hastalarda semptomatik düzelmeye yol açtığının görülmesi ile birlikte terapötik transluminal dilatasyon fikri ortaya çıktı. İlk kez 1964’de yine Dotter alt ekstremitesi gangrene olmuş ve amputasyonu red eden 82 yaşındaki bir kadın hastayı perkütan transfemoral kateter dilatasyon yöntemi ile tedavi etti. Ancak bu yöntemin koronerlere uygulanabilmesi için 1977’ye kadar zaman geçmesi ve Gruentzig tarafından çift lümenli balon kateterin geliştirilerek koronerlere uygun şekilde minyatirüze edilmesi gerekti. Böylece KABG’den sonra revaskülarizasyonda kullanılan ikinci bir önemli metod olan PTKA (perkutan transluminal koroner anjiyoplasti) uygulamaya girdi. Yeni tekniklerin, araçların ve metodların geliştirilmesi sayesinde KABG kadar yaygın kullanılmaya başlandı.

Günümüzde kullanılan üçüncü bir revaskülarizasyon yöntemi de ilk kez 1950’lerde Sherry ve arkadaşları tarafından kullanıma sokulan trombolitik tedavidir. Bu yöntem günümüzde akut miyokart enfarktüsünde artık klasikleşmiş bir tedavi yöntemi halini almıştır.

Revaskülarizasyon uygulamalarında sağlanan yararlılığın sınırları

Bu yöntemlerin yararları reoklüzyon riskiyle kısıtlıdır. Ayrıca, deneyimli ve eğitilmiş personel, sofistike araçlar ve hospitalizasyon ihtiyacı gibi nedenlerle oldukça pahalıdırlar. Hem hastaların en fazla yararı sağlayabilmesi, hem de sağlık bütçesinden yapılan harcamaların en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için uzun süreli tedavi etkinliğinin optimize edilmesi gereklidir.

ABD’de 1991 yılında 407.000 KABG ameliyatı ve 303.000 PTKA işlemi yapılmıştır.

KABG ameliyatı yapılan hastaların %10-20’si daha önceden de en az bir kez daha bu ameliyatı geçirmiş hastalardır. Bunların büyük kısmında reoperasyonun nedeni, by-pass greftlerinin trombozis veya hızlanmış aterosklerozis nedeni ile tıkanmasıydı.

PTKA veya aterektomi uygulanan hastalarda da altı aylık restenoz oranı %40 civarındadır. Stent uygulanan PTKA işlemlerinde bu oranın %20’ye dek inebildiği bildirilmiştir. Bu hastalarda genellikle birinci ay içinde ve 6. aydan sonra restenoz görülmediği bildirilmektedir. Diğer yandan revaskülarizasyon uygulanan hastalarda başka koroner vasküler alanlarda da aterosklerotik hastalık olması ihtimali yüksektir.

Aterosklerotik ve trombotik hastalıkların risk faktörlerinin ve bunların revaskülarizasyon yetersizliklerindeki rollerinin anlaşılması ve klinik gözlemlerde dökumante edilmesi, bu hastaların takip ve tedavisinde önemli gelişmelere neden olmuştur. Bu nedenle yapılan revas-külarizasyon işlemlerinin komplikasyonlarının ve bu komplikasyonların nasıl önlenebileceğinin veya azaltılabileceğinin bilinmesinde ve hastaların bunların ışığında takip edilmesinde yarar vardır.

KABG ameliyatlarının başlıca komplikasyonları

- Aortik disseksiyon

- Merkezi sinir sistemi harabiyeti (Tromboemboli, hava embo-lisi, vb.)

- Anastomotik kanama

- Perioperatif infarktüs

- Derin mediastinal yara enfeksiyonları

- Ölüm (1986’da %1,3 iken 1990’da %4,1)

- Post-op. hepatik disfonksiyon (Hipoperfüzyon/hipoksik, ilaç/ toksik, enfeksiyöz )

- Gastrointestinal kanamalar (Stres ülseri, preop. ülser, he-morajik ösofajit, mezenter iskemisi vd.)

- Pankreatit (%0.1-0.6)

- Pulmoner komplikasyonlar (Pompa akciğeri, atelektazi, diaf-ram disfonksiyonu, post-kardiyak injury sendromu vd.)

- Psikiatrik problemler (Delirium, anksiyete, personalite hastalığı, depresyon, cinsel işlev bozukluğu vd.)

- Akut renal yetmezlik (Hipoperfüzyon, nefrotoksik, infektif en-dokardit, obstrüktif ve diğer nedenlere bağlı)

PTKA işleminin başlıca komplikasyonları

- Akut miyokart infarktüsü (%3-5)

- Acil KABG (%3-7)

- Ölüm (%0-2)

Bu olaylar genellikle yaygın koroner arter disseksiyonu, intra koroner trombozis veya her ikisine birden bağlıdır. Nadiren koroner arteryel perforasyon, rüptür veya embolizasyon meydana gelir (Bu sonuncular daha çok safen ven grefti anjioplastilerinde görülür).

KABG sonrası erken dönem izlemi

- Hastaların çoğu ameliyathanede veya postop birkaç saat içinde ekstübe edilebilir ve ikinci gün yoğun bakım ünitelerinden çıkarılır.

- Genellikle hastalar postop 6. veya 7. gün evine taburcu edilir. 10 veya 12. günde cerrah tarafından tekrar görülür.

- Kardiyak postoperatif rehabilitasyon hemen yoğun bakım ünitesinde başlamalıdır. Aile eğitimi, cinsel danışma, diyet eğitimi, erken mobilizasyon ve hastane dışı egzersizleri kadar önemlidir. Mümkün olduğunca eksiksiz bir rehabilitasyon programı uygulanmalıdır.

- Nadiren postop 8-12 saat içinde kan basıncında %10-20 düşme görülür. Bu durumda nabazanlar tam ve kardiyak indeks > 2.0 ise herhangi bir tedavi gerekmez veya düşük doz Dopamin verilebilir (2,5 mikrogram/kg/dk.).

- Postop 6. saatten itibaren supravetriküler aritmilere karşı profilaktik olarak Propranolol veya başka bir betabloker (Atenolol veya Metoprolol gibi) başlanabilir. 1999 ACC/AHA Koroner arter cerrahisi kılavuzunda preoperatif dönemde başlanan betabloker tedavinin de yararları vurgulanmıştır. Digital atriyal ve ventriküler aritmilere neden olabileceğinden rutin olarak profilakside kullanılmaz. Atriyal fibrilasyon gelişen olgularda da en iyi tedavi DC kardiyoversiyondur.

- Safen ven greftlerinin açıklığının korunmasında Aspirin 100-325 mg/gün dozlarında postop. 1. günden itibaren başlanmalıdır. Aspirin allerjisi olanlarda Ticlopidine veya Clopi-dogrel alternatif olarak kullanılmalıdır. Aspirin kullanımına en az 1 yıl devam edilmelidir.

- Nadiren genellikle düşük kardiyak debili ve yüksek sol atriyal basınçlı hastalarda veya nadiren düzeltilemeyen ventriküler aritmileri olan hastalara operasyon esnasında ve/veya postop birkaç saat ile birkaç gün sonrasına dek intra aortik balon yerleştirilmesi gerekmektedir. (Hastaların yaklaşık %1’inde).

(Bkz. Koroner arter by-pass greftleme ameliyatları)

PTKA işleminde ve sonrasında
erken dönem hasta izlemi

- Bütün hastalara işlem öncesinden antitrombosit (Aspirin) başlanır.

- İşlem esnasında 10000 ünite Heparin bolusu takiben saatte 5000 ünite boluslara devam edilir. Amaç femoral sheat çekimi öncesinde ACT’yi (aktive edilmiş koagülasyon zamanı) 300 sn’den uzun tutmaktır. Bunun için ACT kontrolü altında işlem sonrası Heparin infüzyonu başlanır.

- Kontrast allerjisi olan hastalara işlem öncesi prednison verilir (Bir gece önce ve işlem günü 60 mg/gün). Ayrıca işlem esnasında 50 mg Benadryl i.v. yapılabilir.

- Kontrasta bağlı bradikardi gelişen hastalar Atropinle tedavi edilir.

- Hasta laboratuardan çıkmadan önce, işlemden 15-30 dakika sonra PTKA’nın sonuçları anjiografik olarak değerlendirilir (%30-50’nin altında stenoz, 15 mmHg’dan az gradient varsa laboratuardan çıkar).

- İşlem sonrası hasta monitörize edilir . En az 1 litre sıvı i.v. verilir.

- En az 3 kez, 8 saat ara ile kreatin kinaz tayini yapılır.

- Rutin PTKA işlemi sonrası hastane protokolü Aspirin, bir Kalsiyum kanal blokeri, ve topikal nitratları içerir.

- 24-48 saatler arasında komplikasyonsuz hastalar taburcu edilir.

- Hastaların takibinde semptomların izlenmesi, seriyel EKG izlemi, stres testleri (2. hafta - 6. hafta - 3. ay - 6. ay ve yılda bir ile devam edilmesi önerilmektedir), Th-201 görüntüleme, ekokardiyografi, radyonüklid ventrikülografi, ve gereğinde kontrol anjiografisi uygulanır .

- Restenozların saptanmasında semptomların değeri değişkendir. PTKA sonrası anginada %60-70 restenoz sorumluyken restenoz gelişenlerin %10-20’si asemptomatiktir. Bu nedenle takipte stress testlerinden kaçınılmamalıdır. Bunun için PTKA yapılmış hastalara, 15. gün, 6. hafta, 3. ay ve 6. ay stress testlerinin yapılmasının, gelişebilecek olan restenozların erken tanısı ve re-PTKA ile tedavilerinin yapılabilmesinde yararlı olacağı görüşünü paylaşmaktayım.

PTKA’da akut vasküler reoklüzyonun risk faktörleri

A- PTKA’dan önce mevcut olan risk faktörleri

- Kadın hastalar

- Hipertansiyon, İnsüline bağımlı Diabet, yetersiz antitrombosit tedavi

- Kararsız angina (unstable angina)

- Lezyon uzunluğunun lümenen çapının iki mislinden daha uzun olması

- Damar duvarındaki lezyon lokalizasyonunun 45 dereceden daha fazla açılı olması

- Eksentrik lezyon

- Trombus

- Multidamar hastalığı

- %90’dan fazla stenoz

- Sağ koroner arter lezyonu

B- PTKA’yı takiben ortaya çıkan risk faktörleri

- Transstenotik gradientin 20 mmHg’den fazla kalması

- İntimal disseksiyon (> 10 mm)

- Rezidual stenozun %50’den fazla olması

- Geçici in-lab oklüzyon

Safen ven by-pass greft hastalığı patogenezi

A- Erken post operatif dönem (İlk ay): Teknik faktörler ve bunların üzerine eklenen trombotik oklüzyon

B- Ara dönem (1 ay-1 yıl arası): Karakteristik olarak intimal hiperplaziye bağlı olup, trombozisin de hızlandırdığı greft lümeni daralmasıdır.

C- Geç dönem (1yıldan sonra): Tıpkı esas koroner arterlerde ki gibi greft aterosklerozu ve üzerine eklenen trmbozise bağlı lümen daralması

* Safen venlerde her bir distal anastomoz için 1. ayda %5-15, 1yıl içinde %15-25 ve 10 yıl içinde de %50’nin üzerinde tıkanma olasılığı söz konusudur.

Safen ven by-pass grefti erken trombotik oklüzyonunun önlenmesi

AHA tarafından erken dönemde trombozisin önlenmesinde postop 6. saatten itibaren 100 mg/gün Aspirin veya Aspirin kullanamayan hastalarda 2x250 mg Ticlodipine başlanması önerilmiştir. Heparin ve diğer antikoagülanlar perioperatif kanama riski nedeniyle tavsiye edilmemektedirler.

PTKA sonrası gelişen restenozların
temel mek
anizmaları

Restenoz tipik olarak PTKA’dan sonraki 1. ile 3. ay arasında (%90-95’i) görülür. Genel olarak 6. aydan sonra görülmez. En yaygın kullanılan tanımı lümenin %50’den fazla daralmasıdır. Burada rol oynayan mekanizmaların başlıcaları:

1- Recoil fenomeni

2- Mural trombuslerin bağ dokusu ile organizasyonu

3- İntimal hiperplazidir.

* Dilate edilerek gerilen medial ve adventisyal tabakaların kontraksiyonuna elastik recoil denir. Bu fenomen genellikle PTKA’dan sonraki ilk saatlerden başlayarak, birkaç gün içinde ortaya çıkabilir. PTKA ile damarda meydana gelen zedelenme ve bunu takiben ortaya çıkan trombojenik, vazoaktif ve mitojenik faktörler restenozis sürecini başlatırlar. Endotel ve derin damar zedelenmesi trombosit aggregasyonuna, trombus formasyonuna, inflamasyona ve makrofajlarla düz kas hücrelerinin aktivasyonuna yol açar. Bu olaylar sitokinlerin ve growth faktörlerin salınımını indükler. Böylece ilerleyici vasıfta bir süreç başlayarak, sentetik tip düz kas hücrelerinin mediadan intimaya geçmesine ve burada çoğalarak ekstraselüler matriks yapmaya başlamalarına, sonuçta da lümenin daralarak bir stenozun oluşmasına dek giden gelişmelere neden olur. Buna ek olarak skar kontraksiyonu da ortaya çıkabilir ve lümenin daha da daralabilir.

PTKA sonrası restenozların önlenmesi

PTKA sonrası restenozların önlenmesi veya azaltılması için lazer veya aterektomi cihazlarının kullanılması veya düz kas hücrelerinin proliferasyonunu önlemek için growth faktör nötralizasyonuna yönelik çalışmalardan şimdilik umulan yarar sağlanamamıştır. Bugün için restenoz oranının azaltılmasında stentlerin kullanılması ve mümkün olan en geniş damar açıklığının sağlanması etkili görülmektedir. Ayrıca balık yağı, lovostatin ve Trapidil (triazolopyrimidine) gibi ajanların yararlı görüldüğü çalışmalar mevcuttur. Beta radyasyonlu stentlerlerle de benzer faydaların sağlanabileceğini bildiren çalışmalar yayınlanmıştır.

Trombozise bağlı erken reoklüzyonların önlenmesinde Aspirin ve Heparin etkili olurken, daha sonra uzun dönemli aspirin kullanımı restenozların önlenmesinde etkili olamamaktadır.

PTKA ve KABG ameliyatı sonrası greft veya
natif damar geç oklüzyonunun önlenmesi

- KABG operasyonlarında internal mammarian arterin kullanılmasıyla 10 yıllık greft açıklğı oranı %90’a çıkmaktadır.

- Cerrahiden sonra hemen Aspirin başlanması ve en az 1 yıl kullanılması greft açıklığının sürdürülmesinde yararlıdır.

- Sigara içimi greft aterosklerozu ve trombozu oranında artışa neden olduğundan yasaklanmalıdır.

- Ven grefti stenozu ve oklüzyonu ile LDL-K (LDL-Kolesterol) ve lipoprotein (a) arasında doğrudan orantılı bir ilişki varken HDL-K ile tersine bir ilişki vardır. Dislipideminin tedavisi ile greft açıklığının korunması ve natif damar hastalığının ilerlemesinin önlenmesi sağlanabilir (GRIPS çalışmasında by-pass ameliyatından sonra LDL kolesterolü 190 mg/dl olanlarda 5 yıllık infarktüs riski %100, LDL-kolesterolü 160-190 arasında olanlarda da %50 olarak bildirilmiştir. GRIPS = Göttinger Risiko Insidenz und Praevalenz Studie).

- Restenozların önlenmesinde kalsiyum antagonistlerinin etkiliği kesin olmamakla beraber bazı hekimlerce PTKA sonrası birkaç ay kullanımları önerilmektedir.

- AHA tarafından bu gün için PTKA sonrası restenozların önlenmesinde erken dönemde Aspirin (ve Heparin) uzun dönemde de sigaranın bırakılması, aterosklerotik risk faktörlerinin iyileştirilmesi ve Aspirin (80-325 mg/gün) önerilmektedir.

Natif koroner damarlarda aterosklerotik
sürecin önlenmesi

- Total kolesterolün ve LDL-K’nın düzeylerinin azaltılması ve HDL-K’nın düzeyinin de artırılması ile dislipidemik hastalarda aterosklerozun durdurulması veya geriletilebilmesi mümkündür. Bu amaçla diyet, antilipidemik ilaçlar, fizik aktivite, yaşam şeklinin değiştirilmesi, ileal by-pass ameliyatları gibi tedavi şekilleri uygulanmaktadır.

- Dislipidemi tedavisi ile akut miyokart infarktüsü ve reinfarktüs riski yaklaşık %25, toplam mortalitede %10 azaltılabilmektedir.

- CASS (1992) çalışmasına göre KABG ameliyatından sonra sigarayı bırakanlarda 10 yıllık takipte hayatta kalma oranı %80 iken sigaraya devam edenlerde %69’dur. Ayrıca sigaraya devam edenlerde daha fazla angina, iş günü kaybı ve hastaneye yatma zorunluluğu saptanmıştır. Bu nedenlerden ötürü sigara içmeye devam edenlerin içtikleri paket başına ortalama 180 cent’lik ve kişi başına da 4700 dolarlık ilave bir hastane harcamasına neden oldukları bulunmuştur.

- Son yıllarda hastaların yarısına yakınında enfeksiyon ajanlarına bağlı ateroskleroz olabileceğini gösteren araştırma sonuçları yayınlanmaktadır. Bu nedenle, başta Chlamydia pneumonia olmak üzere enfeksiyon ajanlarına bağlı aterosklerozu olanlarda uzun süreli antibiyotik tedavisi (makrolid veya azalid grubu antibiyotiklerle) önerilmektedir.

- 1999 yılında, başka hiç bir risk faktörü olmayan hastalarda aterosklerozun sekonder profilaksisinde Homositein testinin yapılabileceği ve normalden yüksek bulunanlarda (> 10-15 mikromol/litre) 0.4 mg/gün Folat + 2 mg/gün B-6 ve 6 mikrogram/gün B-12 vitaminlerinin tedaviye eklenmesinin yararlı olabileceği bildirilmiştir.

REVASKÜLARİZASYON UYGULANAN HASTALARDA
RİSK FAKTÖRLERİNİN TESBİTİ

Risk faktörü

Belirlenmesi

Terapötik Amaç

LDL-K düzeyi

Açlık kanı (2 kez)

<100 mg/dl (2,6 mmol/L)

HDL-K düzeyi

Açlık kanı (2 kez)

> 35 mg/dl (0,9 mmol/L)

Hipertansiyon

2 kez yüksek KB

< 140/90 mmHg

Fizik aktivite

Anamnez

En az haftada 3 gün, >20dk. veya 1,5-2 mil/gün yürüyüş

Sigara

Anamnez bıraktırma

 

Şişmanlık

Boya göre kilo tesbiti

< ideal kilo x %130

Diabet

AKŞ

< 140 mg/dl

Stres

Anamnez

azaltılması

 

Revaskülarizasyon sonrası nonfarmakolojik tedavi

- Diyet: LDL-K düzeyi > 100 mg/dl olan hastalara NCEP step2 diyeti (toplam yağ < toplam kalorinin %30’u, satüre yağ < toplam kalorinin %7’si, günlük diyetle alınan kolesterol < 200 mg/gün) önerilmelidir. Bu amaçla yemekleri yapan ve alış verişi yapan aile bireyleri de diyetisyence eğitilmeli ve ayrıca yazılı materyaller de kullanılmalıdır.

- Kan basıncı: Hipertansif hastalara Sodyum kısıtlaması (2-3 gr/gün), vücut ağırlığının azaltılması ve alkol alıyorlarsa en fazla 30 ml/gün ile alkol alımına kısıtlama getirilmesi önerilmektedir.

- Fizik aktivite: Bütün hastalara kardiyak rehabilitasyon programı uygulanmalıdır.

- Sigaranın bıraktırılması: Reinfarktüslerin önlemesinde en önemli husus sigaranın bıraktırılmasıdır. Kısa dönemde %50 risk azalması görülür. Bu amaçla dumansız ev, aile ve iş yerinin sağlanması yararlıdır

- Vücut ağırlığının azaltılması.

- Stresin azaltılması: Strese neden olan durumlardan kaçınılması, kaçınılmayacak streslerin rahatlayarak geçiştirilebilmesi için plan yapılması ve profesyonel hizmetlerin sağlanması

Revaskülarizasyon sonrası farmakolojik tedavi

a- Revaskülarizasyon uygulanan hastalara ilaç tedavisi şu amaçlarla uygulanır:

1- Erken vasküler reoklüzyonun önlenmesi

2- Geç reoklüzyonun önlenmesi

3- Revaskülarizasyon uygulanmayan damarlardaki atero-sklerozun durdurulması ve önlenmesi

4- Yeni ve tekrarlayıcı koroner olayların önlenmesi

b- Anti-trombosit ajanlar: Perioperatif dönemde Aspirin başlanması erken greft oklüzyonunu belirgin şekilde azaltır. Erken PTKA sonrası oklüzyonların azaltılmasında Heparin + Aspirin kullanımı etkili olup daha sonra ömür boyu Aspirin kullanımı önerilmektedir.

c- Lipid düşürücüler: Dislipidemik hastalarda gereğinde Niasin, resinler, HMG-S-CoA redüktaz inhibitörleri kullanılarak aterosklerozun gelişimi yavaşlatılabilir, hatta geriletilebilir. Burada amaç LDL-K düzeyini 100 mg/dl’nin altına indirmek ve HDL-K düzeyini 35 mg/dl düzeyinin üzerine çıkarmaktır. Trigliserid düzeyinin de 200 mg/dl’nin altında olması istenmektedir.

d- Antihipertansifler: Yaşam biçimindeki değişikliklere ve diyete rağmen 3-6 ay içinde kan basıncı 140/90 mmHg’in altına inmeyen hastalara antihipertansif ilaçlar başlanabilir.

e- Diğer ilaçlar: Betablokerler, ACE inhibitörleri ve antikoagü-lanlar bazı hasta gruplarında kardiyovaskuler komplikas-yonları azaltabilmektedir. Betablokerler infarktüs geçirenlerde bütün nedenlere bağlı mortaliteyi ve nonfatal infarktüs riskini azaltmaktadır. Belirgin sol ventrikül disfonksiyonu olan ve atriyal fibrilasyonlu olgularda, Warfarin embolik inme de dahil olmak üzere bütün embolik komplikasyonlarda azalmaya neden olur. Kalp yetmezlikli olgularda da ACE inhibitörleri yararlı olmaktadır.

f- Gerekli görülen olgularda antibiyotik ve/veya vitamin tedavileri (Chlamydia pneumoniae veya HIV enfeksiyonu olanlarda veya Homosist(e)in yüksekliği olanlarda) (Bkz. Ate-roskleroz).

Hosted by www.Geocities.ws

1