|
Revaskülarizasyonun amacı ve
tarihçesi
Koroner arter hastalarında anginal ağrıların
ortadan kaldırı lmasında, hayat kalitesinin iyileştirilmesinde ve miyokardin
korunmasında perkutan transluminal koroner anjiyoplasti (PTKA) ve
koroner arter by-pass greftleme (KABG) kabul edilmiş tedavi
yöntemleridir.
1929 yılında Intern Dr. Werner Forsmann’ın kendi
brachial veninden sağ atriumuna yerleştirdiği kateterle başlattığı
kardiyak kateterizasyon metodu, 1930’ların sonuna doğru Castellanos
ile ark adaşları ve Robb ile Steinberg tarafından büyük damar ve
intrakardiyak anatominin anjiografik olarak gösterilmesinde
kullanıldı. Bunu takiben Andre Cournand ve Dickinson Richards
tarafından kalp kateteri-zasyonunun kardiyak
fizyoloji ve patoloji çalışmalarında etkin kullanım metodları
geliştirildi. Bu nedenle 1956’da Forssmann, Cournand ve Richards
Nobel ödülü aldılar.
1958 yılında Sones ve arkadaşları ilk kez selektif
koroner anjiogramı yaptılar. Bunu takiben 1960’lı yıllarda koroner
arter hast alığında cerrahi tedaviye yönelik adımlar atılmaya başladı.
1969’da Rene Favaloro ve Dudley Johnson, Saphen ven
otogreftlerinin by-pass cerrahisinde kullanımı tekniğini
geliştirdiler. Ve yaklaşık 10 yıl içinde bu method yaygın olarak
kullanılmaya başl adı.
1960’ların başında C.T. Dotter’in femoral
kateterizasyon te kniğini geliştirmesi esnasında kronik ve tamamen tıkalı damar
lezyonlarından kateterin şaşırtıcı şekilde geçebildiği ve bu işlemin
hastalarda semptomatik düzelmeye yol açtığının görülmesi ile
birlikte terapötik transluminal dilatasyon fikri ortaya çıktı. İlk
kez 1964’de yine Dotter alt ekstremitesi gangrene olmuş ve
amputasyonu red eden 82 yaşındaki bir kadın hastayı perkütan
transfemoral kateter dilatasyon yöntemi ile tedavi etti.
Ancak bu yöntemin koronerlere uygulanabilmesi için 1977’ye kadar
zaman geçmesi ve Gruentzig tarafından çift lümenli balon kateterin
geliştirilerek koronerlere uygun şekilde minyatirüze edilmesi
gerekti. Böylece KABG’den sonra revaskülarizasyonda
kullanılan
ikinci bir önemli metod olan PTKA (perkutan transluminal koroner
anjiyoplasti) uygulamaya girdi. Yeni tekniklerin, araçların ve
metodların geliştirilmesi sayesinde KABG kadar yaygın kullanılmaya
başlandı.
Günümüzde kullanılan üçüncü bir revaskülarizasyon
yöntemi de ilk kez 1950’lerde Sherry ve arkadaşları tarafından
kullanıma s okulan trombolitik tedavidir. Bu yöntem günümüzde akut
miyokart enfarktüsünde artık klasikleşmiş bir tedavi yöntemi halini
almıştır.
Revaskülarizasyon uygulamalarında sağlanan
yararlılığın sınırları
Bu yöntemlerin yararları reoklüzyon riskiyle
kısıtlıdır. Ayrıca, deneyimli ve eğitilmiş personel, sofistike
araçlar ve hospitalizasyon ihtiyacı gibi nedenlerle oldukça
pahalıdırlar. Hem hastaların en fazla yararı sağlayabilmesi, hem de
sağlık bütçesinden yapılan harcamal arın en iyi şekilde
değerlendirilebilmesi için uzun süreli tedavi etkinliğinin optimize edilmesi
gereklidir.
ABD’de 1991 yılında 407.000 KABG ameliyatı ve
303.000 PTKA işlemi yapılmıştır.
KABG ameliy atı yapılan hastaların
%10-20’si daha önceden de en az bir kez daha bu ameliyatı geçirmiş
hastalardır. Bunların büyük kısmında
reoperasyonun nedeni, by-pass greftlerinin trombozis veya hızlanmış
aterosklerozis nedeni ile tıkanmasıydı.
PTKA veya aterektomi uygulanan hastalarda da
altı aylık restenoz oranı %40 civarındadır. Stent uygulanan PTKA
işlemlerinde bu oranın %20’ye dek inebildiği bildirilmiştir. Bu
hastalarda genellikle birinci ay içinde ve 6. aydan sonra restenoz
görülmediği bildirilmektedir. Diğer yandan
revaskülarizasyon uygulanan hastalarda başka koroner vasküler
alanlarda da aterosklerotik hastalık olması ihtimali yüksektir.
Aterosklerotik ve trombotik hastalıkların risk
faktörlerinin ve bunların revaskülarizasyon yetersizliklerindeki
rollerinin anlaşılması ve klinik gözlemlerde dökumante edilmesi, bu
hastaların takip ve tedav isinde önemli gelişmelere
neden olmuştur. Bu nedenle yapılan
revas-külarizasyon işlemlerinin komplikasyonlarının ve bu
komplikasyonların nasıl önlenebileceğinin veya azaltılabileceğinin
bilinmesinde ve hastaların bunların ışığında
takip edilmesinde yarar vardır.
KABG ameliyatlarının başlıca komplikasyonları
- Aortik disseksiyon
- Merkezi sinir sistemi harabiyeti (Tromboemboli,
hava embo-lisi, vb.)
- Anastomotik kanama
- Perioperatif infarktüs
- Derin mediastinal yara
enfeksiyonları
- Ölüm (1986’da %1,3 iken 1990’da %4,1)
- Post-op. hepatik disfonksiyon
(Hipoperfüzyon/hipoksik, ilaç/ toksik, enfeksiyöz )
- Gastrointestinal kanamalar (Stres ülseri, preop.
ülser, he-morajik ösofajit, mezenter iskemisi vd.)
- Pankreatit (%0.1-0.6)
- Pulmoner komplikasyonlar (Pompa akciğeri,
atelektazi, diaf -ram disfonksiyonu, post-kardiyak injury sendromu vd.)
- Psikiatrik problemler (Delirium, anksiyete,
personalite hasta lığı, depresyon, cinsel işlev bozukluğu vd.)
- Akut renal yetmezlik (Hipoperfüzyon, nefrotoksik,
infektif en-do kardit, obstrüktif ve diğer nedenlere bağlı)
PTKA işleminin başlıca komplikasyonları
- Akut miyokart infarktüsü (%3-5)
- Acil KABG (%3-7)
- Ölüm (%0-2)
Bu olaylar genellikle yaygın koroner arter
disseksiyonu, intra koroner trombozis veya her ikisine birden
bağlıdır. Nadiren koroner arteryel perforasyon, rüptür veya
embolizasyon meydana gelir (Bu sonuncular daha çok safen ven grefti
anjioplastilerinde görülür).
KABG sonrası er ken dönem izlemi
- Hastaların çoğu ameliyathanede veya postop birkaç
saat içinde ekstübe edilebilir ve ikinci gün yoğun bakım
ünitelerinden çıkarılır.
- Genellikle hastalar postop 6. veya 7. gün evine
taburcu edi lir. 10 veya 12. günde cerrah tarafından tekrar
görülür.
- Kardiyak postoperatif rehabilitasyon hemen yoğun
bakım ünitesinde başlamalıdır. Aile eğitimi, cinsel danışma, diyet
eğitimi, erken mobilizasyon ve hastane dışı egzersizleri kadar
önemlidir. Mümkün olduğunca eksiksiz bir rehabilitasyon programı
uygulanmalıdır.
- Nadiren postop 8-12 saat içinde kan basıncında
%10-20 düşme görülür. Bu durumda nabazanlar tam ve kardiyak
i ndeks > 2.0 ise herhangi bir tedavi gerekmez veya düşük doz
Dopamin verilebilir (2,5 mikrogram/kg/dk.).
- Postop 6. saatten it ibaren supravetriküler
aritmilere karşı profilaktik olarak Propranolol veya başka bir
betabloker (Atenolol veya Metoprolol gibi) başlanabilir. 1999
ACC/AHA Koroner arter cerrahisi kılavuzunda preoperatif dönemde
başlanan betabloker tedavinin de yararları vurgulanmıştır. Digital
atriyal ve ventriküler aritmilere neden olabileceğinden rutin olarak
profilakside kullanılmaz. Atriyal fibrilasyon gelişen olgularda da en iyi
tedavi DC kardiyoversiyondur.
- Safen ven greftlerinin açıklığının korunmasında
Aspirin 100-325 mg/gün dozlarında postop. 1. günden itibaren
başla nmalıdır. Aspirin allerjisi olanlarda Ticlopidine veya
Clopi-dogrel alternatif olarak kullanılmalıdır. Aspirin kullanımına
en az 1 yıl devam edilmelidir.
- Nadiren genellikle düşük kardiyak debili ve
yüksek sol atriyal basınçlı hastalarda veya nadiren düzeltilemeyen
ventriküler aritmileri olan hastalara operasyon esnasında ve/veya
postop birkaç saat ile birkaç gün sonrasına dek intra aortik balon
yerleştirilmesi gerekmektedir. (Hastaların yaklaşık %1’i nde).
(Bkz. Koroner arter by-pass greftleme
ameliyatları)
PTKA işleminde ve sonrasında erken dönem hasta izlemi
- Bütün hastalara işlem öncesinden antitrombosit
(Aspirin) başlanır.
- İşlem esnasında 10000 ünite Heparin bolusu
takiben saatte 5000 ünite bolu slara devam edilir. Amaç
femoral sheat çekimi öncesinde ACT’yi (aktive edilmiş koagülasyon zamanı) 300
sn’den uzun tutmaktır. Bunun için ACT kontrolü altında işlem sonrası
Heparin infüzyonu başlanır.
- Kontrast allerjisi olan hastalara işlem öncesi
prednison verilir (Bir gece önce ve işlem günü 60 mg/gün). Ayrıca
işlem e snasında 50 mg Benadryl i.v. yapılabilir.
- Kontrasta bağlı bradikardi gelişen hastalar
Atropinle tedavi edilir.
- Hasta laboratuardan çıkmadan önce, işlemden 15-30
dakika sonra PTKA’nın sonuçları anjiografik olarak değerlendirilir
(%30-50’nin altında stenoz, 15 mmHg’dan az gradient varsa
laboratuardan çıkar).
- İşlem sonrası hasta monitörize edilir . En az 1
litre sıvı i.v. v erilir.
- En az 3 kez, 8 saat ara ile kreatin kinaz tayini
yapılır.
- Rutin PTKA işlemi sonrası hastane protokolü
Aspirin, bir Ka lsiyum kanal blokeri, ve topikal nitratları içerir.
- 24-48 saatler arasında komplikasyonsuz hastalar
taburcu edilir.
- Hastaların takibinde semptomların izlenmesi,
seriyel EKG izlemi, stres testleri (2. hafta - 6. hafta - 3. ay - 6.
ay ve yılda bir ile devam edilmesi önerilmektedir), Th-201
görüntüleme, ekokardiyografi, radyonüklid ventrikülografi, ve
gereğinde kontrol anjiografisi uygulanır .
- Restenozların saptanmasında semptomların değeri
değişkendir. PTKA sonrası anginada %60-70 restenoz
sorumlu yken
restenoz gelişenlerin %10-20’si asemptomatiktir. Bu nedenle
takipte stress testlerinden kaçınılmamalıdır. Bunun için PTKA yapılmış
hastalara, 15. gün, 6. hafta, 3. ay ve 6. ay stress testlerinin
yapılmasının, gelişebilecek olan restenozların erken tanısı ve
re-PTKA ile tedavilerinin yapılabilmesinde yararlı
olacağı görüşünü paylaşmaktayım.
PTKA’da akut vasküler reoklüzyonun risk
faktörleri
A- PTKA’dan önce mevcut olan risk faktörleri
- Kadın hast alar
- Hipertansiyon, İnsüline bağımlı Diabet, yetersiz
antitrombosit tedavi
- Kararsız angina (unstable angina)
- Lezyon uzunluğunun lümenen çapının iki mislinden
daha uzun
olması
- Damar duvarındaki lezyon lokalizasyonunun 45
dereceden daha fazla açılı olması
- Eksentrik lezyon
- Trombus
- Multidamar hastalığı
- %90’dan fazla stenoz
- Sağ koroner arter lezyonu
B- PTKA’yı takiben ortaya çıkan risk
faktörleri
- Transstenotik gradientin 20 mmHg’den fazla
kalması
- İntimal disseksiyon (> 10 mm)
- Rezidual st enozun %50’den fazla
olması
- Geçici in-lab oklüzyon
Safen ven by-pass greft hastalığı patogenezi
A- Erken post operatif dönem (İlk ay): Teknik
faktörler ve bunların üzerine eklenen trombotik oklüzyon
B- Ara dönem (1 ay-1 yıl arası): Karakteristik olarak
intimal
hiperplaziye bağlı olup, trombozisin de hızlandırdığı greft lümeni
daralmasıdır.
C- Geç dönem (1yıldan sonra): Tıpkı esas
koroner arterlerde
ki gibi greft aterosklerozu ve üzerine eklenen trmbozise bağlı lümen
daralması
* Safen venlerde her bir dis tal anastomoz için 1.
ayda %5-15, 1yıl içinde %15-25 ve 10 yıl içinde de %50’nin üzerinde
tıkanma
olasılığı
söz konusudur.
Safen ven by-pass grefti erken trombotik oklüzyonunun
önlenmesi
AHA tarafından erken dönemde trombozisin
önlenmesinde postop 6. saat ten itibaren 100 mg/gün
Aspirin veya Aspirin kullanamayan hastalarda 2x250 mg
Ticlodipine başlanması önerilmiştir. Heparin ve diğer
antikoagülanlar perioperatif kanama riski nedeniyle tavsiye
edilmemektedirler.
PTKA sonrası gelişen restenozların temel mek anizmaları
Restenoz tipik olarak PTKA’dan sonraki 1. ile 3. ay
arasında (%90-95’i) görülür. Genel olarak 6. aydan sonra görülmez.
En yaygın kullanılan tanımı lümenin %50’den fazla daralmasıdır.
Burada rol o ynayan mekanizmaların başlıcaları:
1- Recoil fenomeni
2- Mural trombuslerin bağ dokusu ile
organizasyonu
3- İntimal
hiperplazidir.
* Dilate edilerek gerilen medial ve adventisyal
tabakaların kontraksiyonuna elastik recoil denir. Bu fenomen
genellikle PTKA’dan sonraki ilk saatlerden başlayarak, birkaç gün
içinde ortaya çıkabilir. PTKA ile damarda meydana gelen
zedelenme ve bunu takiben ortaya çıkan trombojenik, vazoaktif ve
mitojenik faktörler restenozis sürecini başlatırlar. Endotel ve derin
damar zedelenmesi trombosit aggregasyonuna, trombus
formasyonuna, inflamasyona ve makrofajlarla düz kas hücrelerinin
aktivasyonuna yol açar. Bu olaylar sitokinlerin ve growth
faktörlerin salınımını indükler. Böylece
ilerleyici vasıfta bir süreç başlayarak, sentetik tip düz kas
hücrelerinin mediadan intimaya geçmesine ve burada çoğalarak ekstraselüler
matriks yapmaya başlamalarına, sonuçta da lümenin
daralarak bir stenozun oluşmasına dek giden gelişmelere neden olur.
Buna ek olarak skar kontraksiyonu da ortaya çıkabilir ve lümenin
daha da daralabilir.
PTKA sonrası restenozların önlenmesi
PTKA sonrası restenozların önlenmesi veya
azaltılması için l azer
veya aterektomi cihazlarının kullanılması veya düz kas
hücrelerinin proliferasyonunu önlemek için growth faktör
nötralizasyonuna yönelik çalışmalardan şimdilik umulan yarar
sağlanamamıştır. Bugün için restenoz oranının azaltılmasında
stentlerin kullanılması ve mümkün olan en geniş damar
açıklığının sağlanması etkili görülmektedir. Ayrıca balık yağı,
lovostatin ve Trapidil (triazolopyrimidine) gibi ajanların yararlı görüldüğü
çalışmalar mevcuttur. Beta radyasyonlu stentlerlerle de benzer
faydaların sağlanabileceğini bildiren çalışmalar
yayınlanmıştır.
Trombozise bağlı erken reoklüzyonların önlenmesinde
Asp irin ve
Heparin etkili olurken, daha sonra uzun dönemli aspirin
kullanımı
restenozların önlenmesinde etkili olamamaktadır.
PTKA ve KABG ameliyatı sonrası greft veya natif damar geç
oklüzyonunun önlenmesi
- KABG operasyonlarında internal mammarian arterin
kull anılmasıyla 10 yıllık greft açıklğı oranı %90’a
çıkmaktadır.
- Cerrah iden sonra hemen Aspirin
başlanması ve en az 1 yıl kullanılması greft açıklığının
sürdürülmesinde yararlıdır.
- Sigara içimi greft aterosklerozu ve trombozu
oranında artışa neden olduğundan yasaklanmalıdır.
- Ven grefti stenozu ve oklüzyonu ile LDL-K
(LDL- Kolesterol) ve lipoprotein (a) arasında doğrudan orantılı bir
ilişki varken HDL-K ile tersine bir ilişki vardır. Dislipideminin
tedavisi ile greft açıklığının korunması ve natif damar hastalığının
ilerlemesinin önlenmesi sağlanabilir (GRIPS
çalışmasında by-pass ameliyatından sonra LDL kolesterolü 190 mg/dl
olanlarda 5 yıllık infarktüs riski %100, LDL-kolesterolü 160-190
arasında olanlarda da %50 olarak bildirilmiştir. GRIPS =
Göttinger Risiko Insidenz und Praevalenz Studie).
- Restenozların önlenmesinde kal siyum antagonistlerinin
etkiliği
kesin olmamakla beraber bazı hekimlerce PTKA sonrası birkaç ay
kullanımları önerilmektedir.
- AHA tarafından bu gün için PTKA sonrası
restenozların ö nlenmesinde erken dönemde Aspirin (ve Heparin) uzun
dönemde de
sigaranın bırakılması, aterosklerotik risk faktörlerinin iyileştirilmesi ve
Aspirin (80-325 mg/gün) önerilmektedir.
Natif koroner damarlarda aterosklerotik sürecin önlenmesi
- Total kolesterolün ve LDL-K’nın düzeylerinin
azaltılması ve HDL-K’nın düzeyinin de artırılması ile dislipidemik
hastala rda
aterosklerozun durdurulması veya geriletilebilmesi mümkündür. Bu amaçla
diyet, antilipidemik ilaçlar, fizik aktivite, yaşam şeklinin
değiştirilmesi, ileal by-pass ameliyatları gibi tedavi şekilleri
uygulanmaktadır.
- Dislip idemi tedavisi ile akut
miyokart infarktüsü ve reinfarktüs riski yaklaşık %25, toplam
mortalitede %10 azaltılabilmektedir.
- CASS (1992) çalışmasına göre KABG ameliyatından
sonra sigarayı bırakanlarda 10 yıllık takipte hayatta kalma oranı
%80 iken sigaraya devam edenlerde %69’dur. Ayrıca sig araya devam edenlerde daha
fazla angina, iş günü kaybı ve hastaneye yatma zorunluluğu
saptanmıştır. Bu nedenlerden ötürü sigara içmeye devam edenlerin
içtikleri paket başına ortalama 180 cent’lik ve kişi başına da 4700
dolarlık ilave bir hastane harcamasına neden oldukları
bulunmuştur.
- Son yıllarda hastaların yarısına yakınında
enfeksiyon ajanl arına bağlı ateroskleroz olabileceğini gösteren araştırma
sonuçları yayınlanmaktadır. Bu nedenle, başta Chlamydia
pneumonia olmak üzere enfeksiyon ajanlarına bağlı aterosklerozu
olanlarda uzun süreli antibiyotik tedavisi (makrolid veya azalid
grubu antibiyotiklerle) önerilmektedir.
- 1999 yılında, başka hiç bir risk faktörü olmayan
hastalarda aterosklerozun sekonder profilaksisinde Homositein
testinin yapılabileceği ve normalden yüksek
bulunanlarda (> 10-15 mikromol/litre) 0.4 mg/gün Folat + 2 mg/gün
B-6 ve 6 mikrogram/gün B-12 vitaminlerinin tedaviye eklenmesinin
yararlı
olabileceği bildirilmiştir.
REVASKÜLARİZASYON UYGULANAN HASTALARDA RİSK
FAKTÖRLERİNİN TESBİTİ
|
Risk faktörü |
Belirlenmesi |
Terapötik Amaç |
|
LDL-K düzeyi |
Açlık kanı (2 kez) |
<100 mg/dl (2,6 mmol/L) |
|
HDL-K düzeyi |
Açlık kanı (2 kez) |
> 35 mg/dl (0,9 mmol/L) |
|
Hipertansiyon |
2 kez yüksek KB |
< 140/90 mmHg |
|
Fizik aktivite |
Anamnez |
En az haftada 3 gün, >20dk. veya 1,5-2
mil/gün yürü yüş |
|
Sigara |
Anamnez bıraktı rma |
|
|
Şişmanlık |
Boya göre kilo tesbiti |
< ideal kilo x %130 |
|
Diabet |
AKŞ |
< 140 mg/dl |
|
Stres |
Anamnez |
azaltı lması |
Revaskülarizasyon sonrası nonfarmakolojik tedavi
- Diyet: LDL-K düzey i > 100 mg/dl olan
hastalara NCEP step2 diyeti (toplam yağ < toplam kalorinin %30’u,
satüre yağ < toplam kalorinin %7’si, günlük diyetle alınan
kolesterol < 200 mg/gün) önerilmelidir. Bu amaçla yemekleri yapan
ve alış verişi yapan aile bireyleri de diyetisyence eğitilmeli ve
ayrıca yazılı materyaller de kullanılmalıdır.
- Kan basıncı: Hipertansif hastalara Sodyum
kısıtlaması (2-3 gr/gün), vücut ağırlığının azaltılması ve alkol
alıyorlarsa en fazla 30 ml/gün ile alkol alımına kısıtlama
getirilmesi ön erilmektedir.
- Fizik aktivite: Bütün hastalara kardiyak
rehabilitasyon prog ramı uygulanmalıdır.
- Sigaranın bıraktırılması: Reinfarktüslerin
önlemesinde en önemli husus sigaranın bıraktırılmasıdır. Kısa dönemde %50
risk azalması görülür. Bu amaçla dumansız ev, aile ve iş
yerinin sağlanması yararlıdır
- Vücut ağırlığının azaltılması.
- Stresin azaltılması: Strese neden olan
durumlardan kaçını lması, kaçınılmayacak streslerin rahatlayarak
geçiştirilebilmesi için plan yapılması ve profesyonel hizmetlerin
sağlanması
Re vaskülarizasyon sonrası farmakolojik tedavi
a- Revaskülarizasyon uygulanan hastalara ilaç
tedavisi şu amaçlarla uygulanır:
1- Erken vasküler reoklüzyonun önlenmesi
2- Geç reoklüzyonun önlenmesi
3- Revaskülarizasyon uygulanmayan damarlardaki
atero-sklerozu n durdurulması ve önlenmesi
4- Yeni ve tekrarlayıcı koroner olayların
önlenmesi
b- Anti-trombosit ajanlar: Perioperatif dönemde
Aspirin ba şlanması erken greft oklüzyonunu belirgin şekilde azaltır.
Erken PTKA sonrası oklüzyonların azaltılmasında Heparin + Aspirin
kullanımı etkili olup daha sonra ömür boyu Aspirin kullanımı
önerilmektedir.
c- Lipid düşürücüler: Dislipidemik hastalarda
gereğinde Niasin, resinler, HMG-S-CoA redüktaz inhibitörleri
kullanılarak aterosklerozun gelişimi yavaşlatılabilir, hatta
geri letilebilir. Burada amaç LDL-K düzeyini 100 mg/dl’nin altına
indirmek ve HDL-K düzeyini 35 mg/dl düzeyinin üzerine çıkarmaktır.
Trigliserid düzeyinin de 200 mg/dl’nin altında olması
istenmektedir.
d- Antihipertansifler: Yaşam biçimindeki
değişikliklere ve diyete rağmen 3-6 ay içinde kan basıncı 140/90 mmHg’in altına
inmeyen hastalara antihipertansif ilaçlar başlanabilir.
e- Diğer ilaçlar: Betablokerler, ACE inhibitörleri
ve antikoagü-lanlar bazı hasta gruplarında kardiyovaskuler
komplikas-yonları azaltabilm ektedir. Betablokerler
infarktüs geçirenlerde bütün nedenlere bağlı mortaliteyi ve nonfatal infarktüs
riskini azaltmaktadır. Belirgin sol ventrikül disfonksiyonu
olan ve
atriyal fibrilasyonlu olgularda, Warfarin embolik inme de dahil
olmak üzere bütün embolik komplikasyonlarda azalmaya neden olur. Kalp
yetmezlikli olgularda da ACE inhibitörleri yararlı
olmaktadır.
f- Gerekli görülen olgularda antibiyotik ve/veya
vitamin tedavileri (Chlamydia pneumoniae veya HIV enfeksiyonu
olanlarda veya Homosist(e)in yükse kliği olanlarda) (Bkz.
Ate-roskleroz).
|