İSKEMİK KALP HASTALIĞI (İKH)
Sinonimi
          Koroner kalp hastalığı (KKH), koroner arter hastalığı (KAH), aterosklerotik kalp hastalığı (ASKH).

Tanımı
          Miyokardın ihtiyacı olan oksijenin yeterince karşılanamamasına bağlı olarak ortaya çıkan hastalığa iskemik kalp hastalığı denir.

Etiyolojisi
          İskemik kalp hastalığı koroner ve koroner dışı etkenlere bağlı olarak iki ayrı etiyolojik grupta ele alınmalıdır.

    1- Ekstrakoroner iskemik kalp hastalığı nedenleri
    a) Kalp dışı nedenler
    Anemi
    Akciğer hastalıkları
    CO intoksikasyonu
    Yüksek rakım
    Kan viskositesinin arttığı durumlar (Poliglobüli, hiperfibrinojenemi gibi)
    Ateş, tirotoksikoz, ağır bedensel zorlanma gibi oksijen ihtiyacının aşırı çoğaldığı durumlar
    b) Koroner dışı kalp hastalıkları
    Ritm bozuklukları
    Kapak hastalıkları
    Hipertansiyon + taşikardi (Koronerler normal olsa ve kritik sol ventrikül hipertrofisi olmasa bile, kalbin iş yükünün aşırı artışına bağlı olarak anginal yakınmalar ortaya çıkabilir)
    2- Koroner kalp hastalığı nedenleri
    a) Vasküler nedenler:
    - Makroanjiyopatiler (olguların yaklaşık %90'ı): Epikardiyal koroner arterlerin aterosklerotik hastalığına bağlı olarak gelişen plakların yarattığı kritik darlıklar ve bunlardan kaynaklanan kronik semptomlarla giden veya aterom plaklarının akut trombus gelişimine yol açması sonucu gelişen akut semptomlarla seyreden tablolara koroner arter hastalığı denir. Ancak bu hastalar iskemik kalp hastalıklıların %85-90'ını oluşturduğu için anjiyografik olarak yanlış bile olsa iskemik kalp hastalığınin sinonimi olarak koroner kalp hastalığı terimi kullanılabilmektedir (Nadiren geçici bir etken nedeniyle koroner spazm ve buna bağlı iskemik kalp hastalığı bulguları gelişebilir).
    - Mikroanjiyopatiler (Küçük damar hastalığı- Koroner send-rom X): Büyük epikardiyal koroner arterlerde anjiyografik olarak herhangi bir darlık olmadığı halde bunların intramiyokardiyal küçük, kılcalımsı dallarında miyokardiyal hipertrofi, D.mellitus, vaskülitler veya idiyopatik nedenler gibi etkenlere bağlı olarak bir yetersizlik, bunun sonucunda da iskemik semptom ve bulgular ortaya çıkar. İskemik kalp hastalığı olgularının yaklaşık %10'unda küçük damar hastalığı olduğu bildirilmiştir.
    - Konjenital koroner çıkış anomalileri
    - Konjenital miyokart köprüsü (Miyocardial bridge): Kısa bir koroner arter segmenti epikardiyal yüzeyden miyokardın içine doğru girip çıkar. Miyokardın kontraksiyonu sırasında bu bölgede kan akımı tamamen durur. Ve yine bu bölgede damardan beklenen fonksiyonel dilatasyon gerçekleşemediğinden ihtiyacın arttığı hallerde iskemi semptom ve bulguları ortaya çıkar.
    - Embolizm
    - Koroner mural kalınlaşma: Amiloidoz, radyasyon tedavisi, Hurler hastalığı, Psödoksantoma elastikum

          30 yaşından genç ve infarktüs tanısı alan tüm hastalarda etiyolojide; dislipidemi, miksödem, vaskülit (örneğin; PAN gibi) gibi sistemik nedenler araştırılmalıdır.

Epidemiyoloji
          İskemik kalp hastalıkları gelişmiş ülkelerde en büyük ölüm sebebidir. Erkeklerde hem kadınlardan daha genç yaşlarda ortaya çıkmakta, hem de 2 - 3 misli daha sık görülmektedir. Menapoz sonrası dönemde kadınların bu avantajlı durumu ortadan kalkmaktadır.
          İskemik kalp hastalığı olgularında ilk manifestasyon yaklaşık %55 oranında angina pectoris, yaklaşık %25 miyokart infarktüsü ve %20 civarında da ani ölüm olarak bildirilmiştir.
          Koroner Dolaşımın özellikleri ve anatomisi
          Kalbimizi besleyen iki ana koroner arterimiz vardır: Sağ koroner arter (RCA) ve sol koroner arter (LCA). Sol ana koroner arter, ostiumundan 1.5-2 cm kadar sonra iki ana dala ayrılarak sirkumfleks (ramus circumflexus = Cx) ve sol ön inen (LAD = ramus interventricularis anterior) dallarını verir. Kalpte besledikleri geniş bölgeler nedeniyle sol koronere ait bu iki damar pratikte, terminolojik olarak sanki ayrı birer damarmış gibi, kalbin 3 koroner arteri varmış gibi, ele alınabilmektedir. Başka bir deyişle LAD, Cx ve RCA daki lezyonlara göre 1 damar, 2 damar veya 3 damar hastalığı terimleri kullanılmaktadır.
          Sol koroner arter insanların yaklaşık %80'inden fazlasında sol ventrikülün ön duvarını ve septumun büyük bir kısmını besler. Sağ koroner arterde sol ventrikülün diafragmatik duvarını (arka duvar) ve sağ ventrikülü besler. İnsanların %80-85'inde, AV nodal dal ve posterior descending arter (PDA=RIVP) sağ koroner arterden çıkar. Buna sağ hakim koroner dolaşım tipi denir. İnsanların %15-20'si kadarında ise sağ koroner hakimiyeti yoktur. Sağ koroner hakimiyeti olmayanların yaklaşık yarısında (PLV) posterior sol ventriküler arterler ve R. interventricularis posterior (PDA) sol koronerin dalı olarak çıkar ve sağ koroner oldukça kısadır. Crux'a bile gelemez. Bu duruma sol hakim koroner dolaşım tipi denir ve insanların yaklaşık %10'unda görülür. Sağ hakimiyetinin olmadığı diğer yarısındaysa dengeli (balanced) bir dolaşım vardır. PLV Cx'den çıkarken, PDA sağ koronerin dalı olarak çıkar. Ancak yine de dolaşım tipi ne olursa olsun sol koroner damarın kalbin büyük kısmını beslediğini akıldan çıkarmamak lazımdır. Hatta bu şekilde bir sınıflamanın yapılması eğitimde yanlış anlamalara yol açabileceği için kullanılmamalıdır. Bunun yerine, bir çok otör tarafından anatomik yapılanmanın açık bir şekilde kullanılmasının daha uygun olduğu ileri sürülmektedir.


(RCA) a.coronaria dextra (LCA) a.coronaria sinistra
r.coni arteriosi (Konus dalı)
r.nodi sinoatrialis
r.atrialis dextri
r.ventricularis dexter
r.marginalis dexter
*r.interventricularis posterior
r.septales posterior
*r.nodi atrioventricularis
r.posterolateralis dexter
r.atrioventricularis dexter
(Cx) r.circumflexus

r.atrialis sinister
r.atrioventricularis sinister
r.posterolateralis sinister
*r.interventricularis posterior
r.marginalis sinister
r.septalis posterior
r.lateralis sinister
*r.nodi atrioventricularis
(LAD=RIVA) r.interventricularis anterior

r.diagonalis
r.septalis anterior
* Sol koronerin veya sağ koronerin dalı olarak çıkabilir.
          Koroner dolaşımın düzenlenmesinde diastol süresi ve koroner damar direnci gibi faktörler çok önemlidir. Koroner damar direncinde rol oynayan başlıca faktörler; epikardiyal koroner arterlerin lümen genişliği (proksimal komponent), intramiyokardiyal arteriyollerin direnci (distal komponent) ve sistolde intramiyokardiyal basınç artışının yol açtığı damar kompresyonudur (ekstravasal komponent).
          Normal sağlıklı insanlarda koroner dolaşım kapasitesi ihtiyaca göre 6 misli artış gösterebilmektedir.
          Kan dolaşımının düzenlenmesinde ve koroner direncin artıp azalmasında rol oynayan etkenlerin başında doku oksijenasyonu, parsiyel karbondioksit basıncı, osmolarite değişiklikleri, anaerobik metabolitler (laktat ve adenozin gibi), prostoglandinler, kininler, endotel kökenli gevşetici etkenler (EDRF gibi) ve endotelin gibi faktörler gelmektedir. Sağlıklı bir endotel tabakası ve bunun fonksiyonlarının sağlıklı olması, damar direncinin uygun düzeyde tutulması için şarttır.
          Hipertrofi, miyokardit, perikardit, ventriküler dilatasyon ve miyokardın fibrozisi gibi nedenler koroner direncin intramiyokardiyal komponentini arttırarak perfüzyonu bozabilirler.
          Taşikardilerde diastol süresi, yani koroner dolum süresi kısaldığı için perfüzyon olumsuz yönde etkilenebilir ve artmış oksijen ihtiyacı karşılanamayabilir.
          Hipertansiyon + taşikardili hastalarda hem işyükü artışı, hem de koroner perfüzyonun diastol süresi kısalığı nedeniyle yetersizleşmesi, özellikle beraberinde hipertansif kalp hastalığı da varsa, intramiyokardiyal komponentteki direnç artışının daha da artması nedeniyle, kısa sürede koroner yetmezliğe yol açabilir.
          Aort kapak hastalıklarında, bir taraftan diastolik kan basıncı düşüklüğü koroner dolum basıncını düşürdüğü için perfüzyon bozulur iken, diğer taraftan da intramural direncin artışı koroner dolumun daha da bozulmasına neden olur.
          Koroner damarlardaki stenozların distallerinde de perfüzyon basıncı düşüklüğü görülür ve bu bölgelerde yeterli perfüzyon sağlanamayabilir.
          Koroner reserv deyimi istirahatteki kan akımının, maksimum koroner dilatasyonu sağlandığında ortaya çıkan artışını ifade etmekte kullanılmaktadır. Normalde sağlıklı bir insandaki koroner kan akımının efora bağlı olarak %600 artabileceği, yani, koroner reservin %600'a dek çıkabileceği bildirilmiştir.

Koroner stenozun derecesine göre sınıflanması

    0: %25'ten az (Plak)
    1: %25-49
    2: %50-74 (Sadece sol ana koroner arterdeki %50 ve üzerindeki darlıklar kritiktir.)
    3: %75-99 (Kritik darlık)
    4: %100 (Tam tıkanma)
          Koronerlerde aterosklerotik tutulumun en sık görüldüğü yer, sağ koroner arterde akut marginal dalının (R.marginalis dexter) ayrıldığı noktayla, crux (PDA = R.interventricularis posterior'un ayrıldığı nokta) arasındaki kısımdır. Daha sonra sıklık açısından LAD'nin proksimal yarısında ve onun ardından da sağ koronerin ostiyumundan akut marginal dalına kadar olan kısmında görülür.

İskemik kalp hastalığının manifestasyon şekilleri

    1- Latent iskemik kalp hastalığı: Asemptomatik koroner kalp hastalığı: Sessiz iskemi
    2- Manifest iskemik kalp hastalığı: Semptomatik kalp hastalığı
    Angina pectoris
    Miyokart infarktüsü
    İskemik dilate kardiyomiyopati: İskemik sol kalp yetmezliği
    Aritmiler
    Ani Ölüm
Hosted by www.Geocities.ws

1