|
İNME (STROKE)
|
|
Tanımı
Akut nörolojik bir olaydır. Vasküler kaynaklı ve travmaya bağlı
olmayan santral sinir sistemi zedelenmesidir. Sıklıkla nörolojik
fonks iyonların global değil, fokal olarak bozulmasıyla
karakterizedir. İnme ya 24 saatten uzun sürer veya 24 saat
içinde ölüme yol açar.
Sınıflaması
Beyindeki patolojik zedelenmenin tipine göre hemorajik veya
tıkayıcı tip olarak ikiye ayrılır. İnmelerin yaklaşık %80’i tıkayıcı
tipte %15-20’si ise hemorajik tiptedir.
Hemorajik inmelerin yaklaşık 2/3 ’ü intraserebral kanama
tipinde olup, 1/3’ü subaraknoidal kanama (SAK)
tipindedir.
Tıkayıcı tipteki inmeler de, trombotik veya embolik olarak
etiyolojilerine göre ikiye ayrılırlar.
Embolik inmeler, bütün inmelerin yaklaşık %20’sini
oluşturu rlar. En başta gelen emboli kaynağı kalptir (Atriyal
fibrilasyonlularda sol atriyum, miyokart infarktüslülerde sol
ventrikül).
Fakat bazen, patent foramen ovaleli hastalarda alt ekstremite derin
ven trombozlarından kaynaklanan tromboemboliler atriyal septumdan
geçerek santral sinir sistemine ulaşabilirler. Bu duruma paradoks
emboli denir. Ve özellikle, akciğer embolisi geçirdikten
sonra akut cor pulmonale gelişen ve sağ kalpte basınç yüklenmesi oluşan
hastalarda,
trombolitik tedavi uygulanamıyorsa
dikkate
alınması gereken bir risktir.
İnmeler nörolojik düzelmenin hızına bağlı olarak ta
sınıflan abilirler. Akut olaydan sonra 3 hafta içinde tamamen düzelen
inmelere, reversible iskemik nörolojik defisit (RIND) veya
minor inme denir. Akut olaydan sonra gelişen nörolojik fonksiyon
bozuklukları 3 hafta içinde düzelmiyor ise major
inme
adını alır.
Geçici iskemik atak (TIA) ise oluşan serebral
fonksiyon bozukluğunun 24 saat içinde düzelmesidir (24 saatten uzun süren
nörolojik defisitlere inme denir).
İnmeli bir hastaya kardiyolojik yaklaşım
İnmeli hastaların nörolojik muayene ve değerlendirmesi
n örolog tarafından tamamlandığında, kardiyolojik konsültasyon
istenebilir. Bundan önce nörologların hatırlamaları gereken en önemli
noktaların başında; pacemaker’ı olan, serebral anevrizma
klipsi olan, metal kohlear veya
intraokuler implantı olan ve vena cava
inferior filtresi olan hastalarda MRI tetkikinin
kontrendike olduğudur.
Atriyal fibrilasyon, akut miyokart infarktüsü veya sol
ta raflı
endokarditi olan inmeli hastalarda ekokardiyografik inceleme
mutlaka yapılmalıdır.
Tıkayıcı inmenin etiyolojisinin araştırılması için
ekokardi -yografik inceleme istenmeli ve gereğinde paradoks emboli
olasılığı için patent foramen ovale de
araştırılmalıdır.
Hipertansiyon ve inme
Akut inme atakları nda hipertansiyon yaygındır.
Bu hastalarda antihipertansif tedaviye yaklaşımda dikkatli olunması
önerilmektedir. Çünkü, agresif bir antihipertansif tedavi
yaklaşımıyla, zedelenen beyin bölgesinde serebral
otoregülasyon kaybolabilir ve nörolojik defisit daha da ağırlaşabilir. Ayrıca akut
dönemden çıkılırken kan basıncı çoğunlukla düşerek normalleşebilir.
1994 yılında Amerikan Kalp Cemiyeti İnme
Konseyi
(AHA Stroke Council) akut iskemik inmeli hastada sistolik kan
basıncı
220 mmHg ve
daha yüksekse ve/veya diastolik kan basıncı
130
mmHg ve
daha yüksekse antihipertansif tedaviye başlanmasını ve kan basıncının
kademeli olarak
düşürülmesini tavsiye etmiştir. Nitrogliserin ve
Sodyum-nitroprusside gibi ajanların kullanımından (intrakraniyal
basıncı arttırabildikleri için) kaçınılmasını
önermiştir. Nicardipine (kalsiyum antagonisti) veya
ACE inhibitörleri gibi antihipertansif ajanların daha uygun
olabileceği bildirilmiştir.
Trombolitik tedavi ve inme
Amerikan İ laç ve Gıda Dairesi (FDA) tarafından akut iskemik inmelerde
ilk 3
saatin içinde tPA uygulanması onaylanmıştır. NINDS (National
Institute of Neurologic Disorders and Stroke - 1995)
çalışmasında bir saat içinde gidecek şekilde i.v. 0.9 mg/kg tPA
uygulamasının yararlılığı ortaya konmuştur. Ancak hastanın
trombolitik tedavi uygulanmadan önce hemorajik inme geçirmediğinin kesinleştirilmesi
gereği bu tedavinin en önemli sınırlamasıdır. Acil servislerde
çekilen CT (bilgisayarlı tomografi) sonrası hızla
uygulanması mümkündür (Gelecekte bu güne göre çok
daha yaygın kullanılabileceği umudunu taşıyorum).
(Trombolitik tedavinin komplikasyonları ve kontrendike olduğu
durumlar için bkz. Miyokart infarktüsünde trombolitik
tedavi.)
İnme ve intrakraniyal hipertansiyon
İnmeli hastalarda intrakraniyal hipertansiyona neden olan başlıca
ne denler
serebral ödem ve kanamadır. Bu durumun mümkün olduğu kadar önlenmesi
gereklidir. Bu amaçla; venöz dönüşün rahatlatılması için
hastaların başı 30 derece kaldırılmalı, intratrakeal aspirasyonların
sıklığı ve süresi
mümkün olduğunca azaltılmalı, %100 oksijen inhalasyonuyla
hipoksemi önlenmeli ve ilaç olarak sadece Mannitol 0.25-50
mg/kg i.v.
20 dakikada uygulanmalıdır.
Kortikosteroidlerin iskemik inmeli hastalarda beyin ödemini
a zaltmadığı
ve enfeksiyon riskini arttırdığı bildirilmiştir. Bundan dolayı
yüksek doz kortikosteroidlerin intrakraniyal hipertansiyonlu
hastalarda kullanılmaması tavsiye edilmektedir (AHA Stroke
Council-1994).
Subaraknoidal kanama
Bu durumun mortalitesinden kanama ve serebral spazm
sorumludur .
Serebral spazmın tedavisinde Nimodipine’in oral veya
intravenöz olarak uygulanması önerilmektedir. Nimodipine’in bütün
SAK’lı hastalara i.v.1-2 mg/saat veya oral 6 x
0.35 mg/kg
dozlarında uygulanması önerilmektedir. Tekrarlayıcı kanaması olan hastalara ve
kanama nedeniyle hayati tehlike bulguları gelişen hastalara anjiyo
ve operasyon önerilmektedir. Anjiyo için hastaların genel
durumlarının düzelmesinin beklenmesi tavsiye edilmektedir.
İnme ve kardiyovasküler etkileri
İnmelerin kardiyovasküler etkileri uzun zamandan beri
bili nmektedir. Bunların başlıcaları;
aritmiler,
miyokardiyal zedelenme (injury), nörojenik pulmoner ödem ve
kardiyopulmoner arrest’tir. Bunların altında yatan en
önemli etkenin otonomik dengesizlikler olduğuna
inanılmaktadır.
Akut serebral olaylar (Travma, intraserebral kanama,
subarak- noidal kanama, iskemi) kalbin elektrofizyolojik
özelliklerinde değişikliklere yol
açabilmektedirler. Bu değişiklikler, miyokardiyal repola-rizasyon bozuklukları
ile kardiyak ileti sistemindeki bozukluklarıdır.
İnmelerde ve ağır travmatik serebral olaylarda ortaya çıkan
anormal stress cevabı, özellikle aşırı katekolamin ve steroid
artışı miyokart ve akciğerlerde olumsuz etkilere neden
olabilmektedir. Özellikle subaraknoid kanamalarda bu durum daha da belirgin
olmaktadır.
Yapılan araştırmalar bu hastalarda akut serebral zedelenme sırasında
oluşan stress cevabının kalpte, ventriküler duvar
hareketlerinde bozulmaya ve subendokardiyal zedelenmeye, hatta
infarktüse kadar giden değişikliklere neden olabildiğini göstermiştir.
En sık görülen ritm bozuklukları; sinüs bradikardisi, sinüs
taşikardisi, atriyal aritmiler, atriyal fibrilasyon, junctional
ritmler, ventriküler aritmiler ve ventrikül fibrilasyonudur. En sık
görülen ileti bozuklukları ise atriyoventriküler (1 .-2.- veya 3.
derece)
bloklardır.
İnmeli veya travmatik serebral kanaması olan hastalarda
ol uşan
akciğer ödemine miyokardiyal zedelenmenin de katkısı olabilir. Ancak
miyokardiyal zedelenme olmadan da akciğer ödemi görülebilmektedir.
Akut serebral olaylarda kardiyak arrest veya dolaşım
bozu kluğu olmadan pulmoner arrest olması sıklıkla görülen bir
olaydır.
Beyinde zedelenme olmadan, sadece spinal kordu
zedelen miş
olgularda da aritmiler, kardiyak ileti
bozuklukları ve ani ölüm olabilmektedir.
Karotid arter hastalığı ve koroner arter
hastalığı
Karot id
arter hastalığı da koroner arter hastalığı gibi ateroskleroz sonucu
gelişmektedir. Bu nedenle her iki hastalığı bir arada olma
olasılığı yüksektir. Ağır karotid arter hastalığı olanlarda yıllık inme
riski %12 civarındayken, 5 yıllık risk %30-35’e çıkmaktadır. Koroner arter
by-pass cerrahisindeki inme komplikasyonlarının önemli bir nedeni de
karotid arter hastalığıdır. Karotid arter hastalığının asemptomatik
dönemde sadece oskültasyonla tanı olasılığı %4.4 ile 15 arasında
değişmektedir. Bu nedenle koroner arter hastalığı
saptanan
hastaların özellikle anjiyoları sırasında karotislerin kontrolü son
derece faydalıdır. Ancak en iyi tanı yolu renkli Doppler
ultrasonografidir.
Tedavide ağır koroner arter hastalığı ve ağır karotid arter
hastalığı birlikteyse önce karotid endarterektomi yapılması ve
yakl aşık
1-5 gün sonra koroner arter by-pass (KABG) operasyonunun uygulanmasının morbidite ve
mortalite yönünden daha yararlı olabileceği bildirilmiştir. Ancak burada
öncelikle olguların klinik değerlendirmesi
önemlidir.
Önce karotid arterektomi yapılanlarda mortalite riski yüksekken, önce KABG
yapılanlarda serebral morbidite riski daha yüksek olmaktadır. Aynı
anda iki işlem birden yapılınca da mortalite ve
morbiditede beklenen azalma sağlanamadığından kademeli
operasyon
yapılması daha fazla desteklenmektedir.
KABG ve nörolojik komplikasyonları
KABG sonrası nörol ojik komplikasyon sıklığı
yaklaşık %6 dır.
KABG sonrası görülen nörolojik olaylar ikiye ayrılır.
A- Tip 1 (post-KABG) nörolojik olaylar
Tip 1 nörolojik bozuklu klar, major nörolojik
bozukluklar olup; fokal nörolojik bozukluklardan stupor ve komaya
kadar olan değişik tabloları içerirler. KABG sonrası görülen
nörolojik olayların yaklaşık %50’si bu tiptir. Ortalama %3
sıklıkla görülmelerine karşın, toplam mortalitenin yaklaşık
%21’inden sorumludurlar.
Yaşlı hastalarda, proksimal aortik aterosklerozlu ha stalarda, diabetlilerde,
daha önceden serebrovasküler olay geçirenlerde, hipertansiyonlularda ve
kararsız (unstable) anginalılarda daha sık görülürler.
Tip 1 nöroloj ik olayların önlenmesi ve azaltılması için özellikle yukarıda
belirtilen risk gruplarında alınacak bazı önlemler ve
incelemeler yararlı olabilir.
a) Aterosklerotik proksimal aorta: KABG
ameliyatlarından sonra gelişen inmelerin üçte birinin aortik plaklardan
kaynaklanan
tromboemboliler nedeniyle olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle 75
yaşının
üzerindeki hastalarda aortik ateroskleroz sıklığı anlamlı ölçüde
artan bir risk faktörüdür. Bu nedenle ekokardiyografik, tomografik
veya intraoperatif ekokardiyografik görüntüleme yöntemleriyle aort
kalınlığının ölçülmesi tavsiye edilmektedir. Aort kalınlığı 3 mm’den
az olanlarda standart operasyonlar
önerilmektedir. Eğer aort kalınlığı 3 mm’nin
üzerindeyse kanülasyon, klemp ve anastomoz noktalarının
değiştirilmesi veya klempsiz, fibri-latuar arrest
stratejisinin kullanılması veya kardiyopulmoner by-pass
kullanılmadan mammarian arter anastomozlarının tercih edilmesi gibi
stratejiler tavsiye edilmektedir.
b) Atriyal fibrilasyon: KOAH (Kronik Obstrüktif
Akciğer Hastalığı), ileri yaş, proksimal sağ koroner hastalığı, atriyal iskemi,
uzamış operasyon süresi ve betabloker ilaçların kesilmesi
operasyon
sonrası atriyal fibrilasyon gelişiminin en sık görülen risk
faktörleridir.
Postoperatif yeni atriyal fibrilasyon gelişimi oranı
ya klaşık %30 olarak bildirilmektedir.
Bu durum daha çok postop. 2.-3. günlerde görülmektedir.
İ nme
riskinde 2-3 misli artışa yol açmaktadır. İnme riskini azaltmak
için, yeni oluşmuş atriyal fibrilasyonların derhal kardiyoversiyonu
en iyi tedavi stratejisidir. Profilaktik olarak, ameliyata 3 gün kala
betabloker (Atenolol) başlanmasının postoperatif atriyal fibrilasyon
sıklığını %3’e indirebildiği bildirilmiştir.
Kronik atriyal fibrilasyonlu ve elektif ameliyat adayı
olan
olgularda preoperatif transösofagiyal ekokardiyografik (TEE)
inceleme yapılması ve sol atriyal trombus olasılığının açıklığa kavuşturulması
tavsiye edilmektedir. Trombus olan olgularda 3-4 hafta yoğun
antikoagülasyonu takiben tekrar preoperatif TEE incelemesi yapılması
yararlı ve risk azalması sağlayan bir stratejidir.
c) Miyokart infarktüsü ve sol ventriküler T rombus: Yeni miyokart
infarktüsü geçirmiş hastalar, anterior miyokart infarktüsü ve duvar
hareket bozukluğu olan hastalarda sol ventrikülde mural trombus ve
embolizasyon riski daha fazladır. Tromboemboli
riskinin azaltılması için, bu hastaların ameliyata alınmadan önce
ekokardiyografik incelemelerinin
yapılması
uygundur. Trombus bulunan hastalarda uzun
süreli
antikoagülasyon yapılması ve ameliyat öncesi, trombusun ortadan kalkıp
kalkmadığı veya organize olup olmadığı EKO ile
araştırılmalıdır. Ayrıca, anterior duvar hareket
bozukluğu
olan hastaların, postoperatif 3-6 ay kadar antikoagüle edilmesi
tavsiye edilmektedir.
d) Serebrovasküler atak geçirmiş hastalar: Böyle bir ataktan
sonra en az 4 hafta operasyonun ertelenmesi tavsiye edilmektedir. Özellikle
hemorajik serebrovasküler olaylarda KABG riskinin arttığı
bildirilmektedir.
e) Karotis hastalığı: Erken postoperatif inmelerin yaklaşık %30’unda
hemodinamik olarak anlamı olan karotis stenozlarının rolü olduğu
bildirilmiştir.
|
Karotis lezyonu ( % ) |
Perioperatif inme riski ( %
) |
|
< %50 |
< 2 |
|
% 50-80 |
% 10 |
|
> %80 |
% 11-19 |
|
Tedavi edilmeyen, bilateral ileri dereceli
karotis stenozu ve/veya oklüzyonlu olgular |
³
20 |
Bu nedenle 65 y aşın üzerindeki hastalarda, kadınlarda, periferik vasküler
hastalığı olanlarda, daha önceden serebrovasküler hastalık geçirmiş
olanlarda, sol ana koroner arter hastalığı olanlarda ve sigara
kullananlarda karotislerin preoperatif incelenmesi
uygundur.
Ka rotid
ve koroner cerrahinin birlikte uygulanması gereken hastalarda,
kademeli tedavi yapılacağı zaman, önce karotis operasyonunun ve bunu takiben
1-5 gün içinde KABG operasyonun uygulanmasının, önce KABG
uygulamasına göre daha az inmeye neden olduğu bildirilmiştir. Ancak
bu konuda yürütülmekte olan araştırmaların sonuçlarına göre,
aynı anda operasyonun riskleri ile bu şekildeki kademeli operasyonların
risklerinin karşılaştırılması daha güvenilir olarak ortaya
çıkacaktır.
B- Tip 2 (Post-KABG) nörolojik olaylar
Entelektüel fonksiyon bozukluklarıyla karakterize nörolojik
olaylardır. Alkol kullanımı öyküsü olanlarda, kronik atriyal
fibrilasyonlularda, hipertansiyonlularda, daha önceden KABG
operasyonu geçirmiş olanlarda, periferik damar hastalığı olanlarda ve
konjestif kalp yetmezliği olarda bu tip nörolojik bozukluk gelişmesi tiski daha
yüksektir. Ameliyat olan hastaların yaklaşık %3’ünde gelişir. Tip 2
nörolojik bozukluk gelişen hastalarda postop mortalite %10
civarındadır. Major nedeni mikroembolizasyondur. 40 mikrometrelik arteryel
line filtrelerinin ve membranlı oksijeneratörlerin kullanılması,
beyin kan akımında sürekliliğin korunması, beynin hipertermiden
korunması,
perioperatif hiperglisemi gibi metabolik bozuklukların önlenmesi ve postoperatif
serebral ödemin engellenmesi gibi tedbirlerle Tip 2 nöro
lojik
bozuklukların insidansı azaltılabilir. |
| |