|
HİPERTANSİYONLU HASTALARDA PROGNOZ
Hipertansiyon, zamanında ve yeterli ölçüde tedavi edilmediği
takdirde (%80’den fazlasında) kardiyovasküler komplikasyonlarla ve
renal yetmezlikle hastaların kaybına neden olduğu gibi hayattayken
de körlükde dahil bir çok soruna ve sıkıntıya neden olan bir kalp
damar sistemi dengesizliğidir. Aynı zamanda çok çeşitli nedenlerle,
örneğin hipertansiyonun ek sağlık problemlerine etkisi veya bu
pr oblemlerin hipertansiyona etkisiyle, her hastada o hastaya
özgü bir prognozu vardır. Bu nedenle sadece
kan basıncının yüksekliğine göre prognoz tayini yapmak doğru
değildir. Örneğin, 40 yaşında ve hipertansiyon dışında risk faktörü
olmayan ve kan basıncı 170/105 mmHg olan bir erkek hastada
normotansif bir yaşıtına göre kardiyovasküler olay riski 2-3 misli
artmışken, 65 yaşında diabetli bir hastada kan basıncı 145/90 mmHg
iken aynı kan basıncındaki 40 yaşındaki bir insandan 20 misli fazla
kardiyovasküler olay
riski vardır. Bu nedenle artık tedavilerde ve seçilen stratejilerde
hasta özellikleri ve buna bağlı prognostik değerlendirmeler oldukça
önemli bir hale gelmiştir. JNC-VI (1997) ve WHO/ISH (1999) bu
nedenle tedavi altına alınan hastalarda hastaların özelliklerine
göre takip ve tedavi edilmelerini tavsiye etmektedirler. İşte bu
nedenle aşağıdaki tablolara göre risk ve prognoz tayini yapılması
tavsiye edilmektedir.
Prognozu etkileyen faktörler
|
Kardiyovasküler hastalıkl arın risk
faktörleri |
Hedef organ harabiyeti |
Eşlik eden klinik duru mlar |
|
I-Sınıflandırmada kullanılan risk
faktörleri
- Sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri (Evre
1® 3)
-55 yaşından büyük e rkek
-65 yaşında büyük kadın
-Tütün kullanımı
-Toplam kolesterolün 250 mg/dl’den yüksek
olması
-Diabetes mellitus
-Ailede erken kardiyovasküler kalp has talığı
öyküsü
II-Prognozu olumsuz yönde etkileyen diğer faktörler
-HDL kolesterol düşüklüğü
-LDL kolesterol yüksekli ği
-Diabetlilerde mikroalbuminüri olması
-Bozulmuş glukoz tol eransı
-Obesite
-Sedanter yaşam tarzı
-Yüksek fibrinojen düzeyleri
-Yüksek riskli sosyoekonomik grup
-Yüksek riskli etnik grup
-Yüksek riskli coğrafi bölge |
-Sol ventrikül hipertrofisi (EKG, EKO, Tele)
-Proteinüri ve/veya plazma kreatinin konsantrasyonunda
hafif yükselme (1,2-2 mg/dl)
-Radyolojik veya ultrasonog-rafik olarak aterosklerotik
plak bulgusu (Karotis, illiyak, femoral ve aorta’da plak
gibi)
-Retinal arterlerde fokal veya yaygın daralma
|
Serebrovasküler hasta lıklar
-İskemik strok (inme)
-Serebral kanama
-Geçici (transiyent) iskemik atak
Kalp hastalığı
-Miyokart infarktüsü
-Angina pektoris
-Koroner revaskülarizasyon
-Konjestif kalp yetmezliği
Renal hastalık
-Diyabetik nefropati
-Böbrek yetmezliği (Plazma kreatininin 2 mg/dl’den yüksek
olması)
Damar hastalığı
-Dissekan anevrizma
-Semptomatik arteryel hastalık
İleri evre hipertansif retinopati
-Hemoraji veya eksudatlar
-Papilla ödemi |
Hasta riskinin belirlenmesi ve prognoz tayini
tablosu
| |
Kan Basıncı (mm Hg) |
|
Prognozu etkileyen faktörler |
Hafif Hipertansiyon
(Evre 1 - 1.derece HT)
(140-149/90-99) |
Orta Hipertansiyon
(Evre 2 - 2.derece HT)
(160-179/100-109) |
Ağır Hiperta nsiyon
(Evre 3 - 3.derece HT)
(Sist³ 180/Diast³ 110) |
|
Risk faktörü yok |
Düşük risk |
Orta risk |
Yüksek risk |
|
1-2 risk faktörü |
Orta risk |
Orta risk |
Çok yüksek risk |
|
3 veya daha fazla risk
faktörü veya hedef organ hasarı veya D.mellitus |
Yüksek risk |
Yüksek risk |
Çok yüksek risk |
|
Eşlik eden klinik durum |
Çok yüksek risk |
Çok yüksek risk |
Çok yüksek risk |
WHO/ISH-1999’a göre hipertansiyonlularda 10 yıllık
miyokart infarktüsü veya strok (inme)
riski
|
Düşük risk grubunda |
%15’ten az |
|
Orta risk grubunda |
%15-20 |
|
Yüksek risk grubunda |
%20-30 |
|
Çok yüksek risk grubunda |
%30 ve
yukarısında |
WHO/ISH-1999’a göre antihipertansif tedavinin
yararı
|
Hasta grubu |
1000 hastada tedaviyle
engellenebilen yıllık
kardiyovasküler olay sayısı (Kesin tedavi
etkisi) |
|
10/5 mmHg* |
20/10 mmHg* |
|
Düşük risk grubu |
<5 |
<9 |
|
Orta risk grubu |
5-7 |
8-11 |
|
Yüksek risk grubu |
7-10 |
11-17 |
|
Çok yüksek risk grubu |
>10 |
>17 |
* Kan basıncında sağlanan düşüş miktarı.
TEDAVİYE DİRENÇLİ OLGULARDA ARAŞTIRILMASI GEREKEN
SEBE PLER
A) Yalancı direnç
Beyaz önlük veya muyenehane tansiyonu
Yaşlıların yalancı hipertansiyonu (Yaşlının sert damarını
sıkıştırmakta yetersiz kalan sfigmomanometre sorunu vardır. Doğrudan
ölçümde kan basıncı normaldir.)
B) Tavsiye edilen tedaviye uyulmaması
İlaçların yan etki yapması
İlaçların pahalılığı
Uyum bozulması ve koruyucu ö nlemlerin
alınmamaması
Uygunsuz ve kafa karıştırıcı veya uygulanması zor tedavi
ş emaları
Yetersiz hasta eğitimi
Hastanın uygulamaları anlamaması
Organik beyin sendromu
C) İlaca bağlı sebepler:
Yetersiz dozda ilaç kullanımı
Uygunsuz ilaç kombinasyonları (Örneğin iki tane santral etkili
ilacın birbiriyle kombine edilmesi)
İlacın çabuk inaktivasyonu
İlaç etkileşimleri (Oral kontraseptifler, nonsteroi danti inflama-tuarlar,
sempatomimetikler, nasal dekonjestanlar, kokain, kafein,
antidepresif TAD veya MAO inhibitörleri gibi ilaçlar, adrenal
steroidler, Cyclosporin, eritropoetin, Cholestyramin,
gibi)
Aşırı volüm kaybına yol açılarak RAAS aktivasyonunun
g elişmesi
Hipopotasemi
İlaç kesilimini takip eden rebound (Clonidine)
D) Hipertansiyonla birlikteki ek sorunlar
Sigara veya tütün kullanımı
Giderek artan şişmanlık
Uyku apnesi
İnsulin rezistansı/ hiperinsülinemi
Günde 30 gramdan fazla etanol alımı
Anksietey e bağlı hiperventilasyon veya panik atakları
Kronik ağrı
Ağır vasokonstriksiyon (Raynaud’un arteriti)
E) Sekonder hipertansiyon
Renal yetmezlik
Renovasküler hipertansiyon
Feokromasitoma
Primeraldesteronizm
Cushing sendromu
F) Volüm yüklenmesi
Aşırı tuz tük etimi
Progresif böbrek harabiyeti
Yetersiz diüretik tedavi
Antihipertansif tedaviye bağlı sıvı retansiyonu
GEBELERDE HİPERTANSİYONUN TEDAVİSİ
Tüm gebeliklerin yaklaşık %5-7’sinde, 22.haftadan sonra
ta nsiyon yükselmesi olur. Doğumdan sonra
düzelir.
Gebelik te kan basıncında gebelik öncesine göre veya 1. trimestreye
göre sistolik 25 mmHg veya daha fazla ve/veya diastolik 15 mmHg veya
daha fazla yükselmenin olması gebelik hipertansiyonu tanısının
konmasını sağlar.
Bazen kronik hipertansiyon üzerine gelişen pre eklampsi
görülebilir. Bu durumda preeklampsinin böbrekler dışında
karaciğer, beyin ve koagülasyon sistemleri başta olmak üzere bir çok
sistemi etkileyen multisistemik bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.
Tedavi multidi-sipliner bir ekip tarafından
yürütülmelidir.
Gestasyonel hipertansiyon başlıca 2 şekilde görülür:
- İzole gebelik hipertansiyonu
- Hipertansiyon + proteinüri+ödem (Gestasyonel HPE veya
preeklampsi)
Komplikasyonları: HELLP sendromu (hemoliz, transaminaz
yüksekliği, trombo-sitopeni) ve eklampsidir.
Tedavide; istirahat, DASH dieti (veya kalsiyum alımının düşük
olduğu bölgelerde yüksek kalsiyumlu diyet) ve gerekirse betabloker
(Atenolol, Metoprolol, Oxprenolol, Pindolol gibi), Methyldopa,
kalsiyum kanal blokerleri (Nifedipine, İsrapidine gibi), Prazosine
veya Hydralazine gibi antihipertansiflerle ilaç tedavisi yapılabilir
(Uzun süreli betabloker kullanımının fetal gelişme geriliğine yol
açabileceği bildiri lmiştir). En çok tecrübe Methyldopa iledir.
HPE gelişen olguların yatırılarak tedavilerine başlanması
ta vsiye
edilmektedir.
İlaç seçiminde birinci sırada kardiyoselektif (b -1 selektif) betablokerler ile Methyldopa,
ikinci sırada ise diğerlerini düşünmek sanırım daha uygundur.
Akut hipertansif ataklarda kan basıncını akut
olarak düşürmek için Nifedipine, Labetolol,
Hydralazine gibi ajanların kullanılması tavsiye edilmektedir.
Generalize nöbetleri olan eklampsi gelişmiş
hastalarda ysa; magnesium sulfat 1-3 gram yavaş olarak i.v. veya Diazepam
5-10 mg yavaş olarak i.v., Hydralazin i.v. veya Dihydralazin 6,25 mg
veya Urapidil 12,5 mg i.v. gibi ajanlar kullanılarak tedaviye
başlanmalı ve yakın takip, antikonvulsif ve parenteral
antihipertansif tedavi ile hastalar stabilize
edilmelidir. Burada önemli olan HPE gelişmiş hastaların zamanında
hospitalize edilerek tedavi edilmesiyle, bu durumun büyük ölçüde
önlenebileceğinin hiç unutulmamasıdır!
ACE inhibitörleri ve Anjiyotensin-II antagonistleri gebe
hastalarda kullanılmamalıdır. Diüretiklerden de gebelikte
kaçınılm alıdır. Tuz kısıtlaması
yapılmamalıdır.
YAŞLI HASTALARDA HİPERTANSİYON TEDAVİSİ
Diabetik olmayan hipertansif yaşlılarda kan basıncının en
azından yüksek normal sınırlarının altına çekilmesi (140/90
mmHg’nin) önerilmektedir. Diabetik olanlarda ise en azından normal
değerlere (130/85 mmHg) çekilmesi önerilmektedir. Burada benim
önereceğim önemli noktalar eskiden beri önemi vurgulanan, klinik bir
yaklaşım şekli olacaktır:
- Bu hastalarda kan basıncının regüle edilmesinde yavaş
davranılması, hatta regülasyonun haftalar içinde başta renal
fonksiyonlar olmak üzere tüm sistemler yakından izlenerek yapılması,
hekim hasta uyumu ve tedavide önce zarar ve rmeme ilkesinin
uygulanması açısından yararlı olabilir.
- Yaşlı hastalarda hipertansiyona eşlik eden hastalık ve
s orunlar mutlaka gözönüne alınmalıdır. Antihipertansif ilaç
seçimi buna
göre yapılmalıdır.
- İlaç tedavisi en düşük dozlarla başlamalı ve basit bir
uygul ama
şemasına sahip olmalıdır. Örneğin mümkünse ilaç uygulaması günde bir kez
olmalı ve mümkün olan en az sayıda ilacı içermelidir.
- Kan basıncı kontrolleri mutlaka ayaktada yapılmalıdır. (Yaşlı
hastalarda ortostatik hipotansiyon daha sık görülen bir ilaç yan
etkis idir.
)
- Düzenli yapılan kontrollerde hastanın subjektif yakınmaları
mutlaka sorgulanmalıdır.
HİPERTANSİF KRİZ VE HİPERTANSİF ACİLLERDE TEDAVİ
- Hipertansif kriz; kan basıncının herhangi
bir akut organ ha-rabiyeti yapmadan 230/120 mmHg’dan daha yüksek
olmasıdır
- Hipertansif acil; hipertansif
ensefalopati, angina pectoris, miyokart infarktüsü, akciğer ödemi,
aort disseksiyonu gibi hayatı tehdit eden organ hasarlarıyla
birlikteki hipertansiyondur.
- Hipertansif acillerde kan basıncının hızla düşürülmesi hayati
önem taşır. Hipertansif krizlerdeyse kan basıncının çabuk ama
kademeli olarak düşürülmesi tavsiye edilir. Bu hastala rda ani kan basıncı
düşmeleri özellikle serebrovasküler hastalığı olan olgularda
zararlı olabilir (kollaps tehlikesi!). Bu durumlarda unutulmaması
gereken ilkemiz “Primum nihil nocere” olmalı ve JNC-V evre 4 ile
gelen hastaların organ hasarı yönünden değerlendirilmesi en
kısa sürede
tamamlanıp,
tedavileri planlanmalıdır.
- Hipertansif acil tablosundaki hastaların mutlaka yatırılarak,
mümkünse intravenöz olarak kan basınçları regüle edilmel idir. Hedef tansiyon
değeri yüksek normal kan basıncı değeri olmalıdır. Bu amaçla i.v. olarak Nitrogliserin 10
mikrogram-100 mikrogram/dakika veya Sodyum-nitroprussid 20
mikro-gram/dakika dozundan başlanarak istenen kan basıncına
ulaşılana kadar yavaş yavaş dozu arttırılarak
kullanılabilir.
- Terminal evre böbrek yetmezliğindeki hastaların hipertansif krizlerinde
hemodiyaliz en güvenilir yoldur.
- Bu hastalar acil serviste görüldüklerinde, derhal, kısa bir
öykü (kardiyovasküler, nörolojik ve renal, ayrıca ilaçlar
sorgula nmalı) den sonra, fizik incelemeyle hedef organ hasarı
araştırması, EKG çekilmesi, kan tahlili için kan alınarak damar yolu
açılması (lökosit, hemogram, kan grubu, üre, kreatinin, kan şekeri,
elektrolitler başlangıçta mutlaka öğrenilmeli), parenteral tedavi
başlanırken akciğer grafisinin çekilmesi ve hastanın yoğun bakım
ünitesine alınması, klinik cevap ve laboratuar sonuçlarına
göre tedavinin değerlendirilmesi, imkan ve gereklilik olan olgularda
ileri tetkiklere devam edilmesi tavsiye edilmektedir.
- Hipertansif krizlerde oral yoldan etkili olan ajanların
başında; Captoril 12 ,5 mg sublingual,
Nifedipin 10 mg sublingual ayrıca parenteral iv.
Urapidil 25 mg veya Clonidin 0,075 mg veya iv. Esmolol gibi ajanlar
kullanılabilir.
HİPERTANSİF HASTALARDA CERRAHİ
Kardiyak fonksiyon bozukluğu ve aterosklerozu olmayan
ha stalarda
ameliyat ve
cerrahi riskinde artış görülmez. Burada önemli olan hastaların
ameliyat öncesi kan basıncı regulasyonunun sağlanmasıdır.
Anestezistler gerekli görürülerse entübasyon sırasındaki tansiyon
yükselmesini i.v. Esmolol ile engelleyebilirler. Kalsiyum
antagonisti
alan hastalarda Halotane, Enflurane, İsoflurane gibi ajanlarla yan
etkiler ortaya çıkabilir.Çünkü bu ajanlarla kalsiyum
antagonistlerinin etkileri sinerjik olabilmekte veya bu ajanlar
kalsiyum antagonistlerinin plazma düzeyini arttırabilmektedirler.
Koroner arter cerrahisi sonrasında meydana gelen hipertansif
ataklarda Sodyum-nitrprussid veya Nicardipine, Labetolol, Esmolol
gibi ajanlarla regülasyon sağlanabilir.
RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON
Bütün hipertansif olguların %0,2 – 2’sinde renal arter stenozu
mevcuttur.
Etiyolojisi
Olguların yaklaşık 2/3’ünde renal arterin aterosklerotik hastalık
sonucu daralması hipertansiyona neden olur. 50 yaş üzerinde
hipe rtansiyon gelişmiş ve ateroskleroz yönünden risk taşıyan
olgularda ve erkeklerde kadınlardan daha sıktır. %25
bilateraldir.
Olguların yaklaşık 1/3’ünden azında renal arterin fibromus-kuler
stenozu mevcuttur. Bu olgular genellikle 30 yaşından genç ve
kadındır. Çok nadiren de renal arter anevrizmaları veya arteryovenöz
malformasyonlarına bağlı olarak ya da renal artere ekstrinsik bası
sonucu hipertansiyon gelişebilmektedir.
Renovasküler hipertansiyon araştırılması gereken
olgular
|
1- 30 yaşından genç veya 50 yaş üstü hipertansiyon gelişen
olgular |
|
2-İlaç tedavisine dirençli olgular |
|
3-Daha önceden kontrol al tındayken aniden
bozulma görülen olgular |
|
4-Akselere veya malign hipertansiyon |
|
5-Laterale yayılım gösteren abdominal
üfürüm |
|
6-Non-Dipper (AMBP-Tansiyon Holter) hipertansiyonlu
olgular |
|
7-Açıklığa kavuşturulamayan tekrarlayıcı pulmoner ödemi
olan olgular |
|
8-Non-obesite |
Goldblatt etkisi
Tek taraflı olarak renal arterde %60’tan fazla bir darlığın
olm ası
o taraf böbrekten renin salınımını ve sonuçta renin-anjiotensin-
aldesteron sistemini (RAAS) aktive ederek hipertansiyona neden olur.
Devamlı hipertansiyon ve RAAS etkisi belli bir süre sonra
kontrlateral böbrekte hasara ve kalıcı hipertansiyona yol
açar.
Tanı
-Tanıda en önemli şey düşünülmesidir.!
- Oskültasyon: Paraumblikal veya flanklarda (kostovertebral
a çı
bölgesinde) stenotik üfürüm
- Hipopotasemi, metabolik alkaloz
- Duplex ve renkli Doppler sonografi
- Oral Captopril stimulasyon testi: Testten 2 gün önce diüretik,
ACE inhibitörü ve A-II-A kesilmelidir. Sensitivitesi %73-100,
spesifisitesi %73-95 olarak bildirilmekte olup özellikle bazal renin
düzeyi y üksekliği olanlarda yalancı pozitifliğin yüksek olduğuna
dikkat çekilmektedir.
Hasta 30 dakika oturtulduktan sonra bazal plazma renin aktivitesi
alınır ve 50 mg Captoril oral olarak verilir. 60 d akika sonra bir daha kan
alınarak plazma renin aktivitesi (PRA) belirlenir. Bu testin
pozitiflik kriterleri: A) Uyarılmış PRA’nın 12
mg/ml/saat veya daha fazla olması, B) PRA’da 10 ng/ml/saat veya daha
fazla artış olması, C) PRA’da %150 artış veya bazal PRA < 3
ng/ml/saatten düşükse %400 artış olması
- Captopril-testi ile kombine renal perfüzyon sintigrafisi
- Digital subtraksiyon anjiyografi (DSA)
- MRI- veya CT anjiyografi
- Renal arter anjiografisi (aynı seansta anjiyoplasti
y apılabilir)
Tedavi
a) PTRA (Perkutan transluminal renal anjiyoplasti):
Renal anjiyografi ile aynı seansın içinde
yapılabilir. Balon anjiyoplastilerde %30 civarında restenoz
oluşabilir. İşlem esnasındaki başlıca komplikasyonlar; intima
disseksi-yonunun gelişebilmesi ve embolizasyonla renal infarktüstür.
b) Operasyon
Operasyon veya PTRA ile re nal arter darlığının
giderilmesi sonucunda fibromuskuler displazili olgularda %80
civarında düzelme olurken, aterosklerotik olgularda %50 civarında
kan basıncı regülasyonu sağlanabilmektedir. Burada en önemli etkenin, uzun süre
yüksek kan basıncına maruz kalan kontrlateral
böbrekteki hasarın olduğu ileri sürülmektedir. Bu nedenle bu
hastalarda tanının konmasında gecikilmemelidir. Gereğinde
tercih edilecek antihipetansifler; iyi bir hasta izlemi ve mümkünse
ACE inhibitörleri veya A-II-A’dir. Ayrıca kalsiyum antagonistleri ve
diğer antihiper-tansifler de kullanılabilir (ACE inhibitörleri
kullanılırken renal fonksiyonlar yakından izlenmelidir. Darlığın
kaldırılmasına yönelik değerlendirmeler geciktirilmemelidir).
FEOKROMOSİTOMA
Bütün hipertansiyonların %0.1’inden daha azından
soruml udur. Sebebi aşırı ve kontrolsüz katekolamin yapan kromafin
doku kökenli tümörlerdir.%85-90 tek taraflı, surrenal yerleşimli ve
iyi huyludurlar. Feokroma’ların 2/3’ünde tümörden hem adrenalin hem de
noradrenalin salınır. Ekstra-adrenal feokromasitomalarda
(paragangli-om) sadece noradrenalin salınır. Malign tümörlerdeyse ek
olarak dopamin de salgılanılır. Ailevi olgular olduğundan aile
anamnezi iyi alınmalıdır. Ayrıca ailelerinde ve kendilerinde
meduller tiroit kanseri de (Sipple sendromu) araştırılmalıdır
(kalsitonin yüksekliği).
Feokromositomada erişkin hastaların %50’sinde hipertansiyon
ataklar şeklinde ortaya çıkarken çocuk ve adelösanlarda %90’ı
ataklar şeklindedir. Erişkinlerin %50’sindeyse devamlı hipertansiyon
tablosu görülmekted ir.
Başağrısı, çarpıntı, terleme, titreme, huzursuzluk, abdominal
veya flank ağrısı gibi yakınmalarla ortaya çıkan şiddetli
hipertansif krizler görülebilir. Ayrıca soluk cilt, hiperglisemi,
glukozüri, lökositoz, kilokaybı gibi bulgular saptanır. Anestezi,
ameliyat, doğum gibi olayla rda ani hipertansiyon
görülebilir. Ayırıcı tanıda kokain kullanımı, amfetamin yoksunluğu,
hipertiroidi, diabete bağlı hiperglisemi ve diğer hipertansif kriz
nedenleri düşünülmelidir.
Tanıda öncelikle şüphe en önemli faktördür. 24 saatlik kan
basıncı
izlemi oldukça yararlı olabilir. Aşağıdaki tabloda feokromositoma
şüphesinin ön plana çıktığı olgular ve bu olgularda yapılabilecek
tanısal testler sırasıyla görülmektedir. Malign feokromositomalarda
homovalinik asit ve dopamin düzeyi tayinlerinin de alınması
yararlıdır.
|
Feokromositomayı destekleyen klinik
bulgular |
Feokromositoma tanısı için yapılan özel
testler |
|
Baş ağrısı+terleme+çarpıntı klasik triadı |
İdrar metanephrine/kreatinin oranı |
|
Zor kontrol edilebilen hipertansiyon Tekrarl ayıcı
aritmiler |
Plazma katekolaminleri (Özellikle kriz
sırasında) |
|
Ortostatik hipotansiyon ve uygunsuz sinuzal
taşikardi |
Plazma norepinephrine |
|
Daha önceden ölümcül problemlerle atlatılmış bir anestezi
veya ameliyat öyküsü |
Clonidine supresyon testi Glukagon provokasyon
testi |
|
Nörofibromatozis, cafe-au-lait lekeleri, von Hippel-Lindau
hastalığı, Sturge Weber hastalığı, Tuberous
sclerosis |
Abdominal CT |
|
Betablokerlere hipertansif cevap |
Abdominal MRI |
|
Feokromositoma, hiperparatiroidi veya meduller tiroit
karsin omasının aile öyküsünde veya
özgeçmişinde olması |
I-131Metaiodobenzylguanidine (MIBG) ile
sintigrafi |
Tedavisinde cerrahiyle tümörün yok edilmesi ve preoperatif
nonselektif alfa blokaj (Phenoxybenzamin) ve taşikardisi olan
olgularda nonselektif alfa blokaja betabloker ilavesi yapılır.Post
operatif hipogl isemiye edikkat edilmelidir. Tamamen düzelen hastalar 5 yıl
içinde tekrar tam bir kontrolden geçirilmelidir. İnoperabilite veya
metastatik tümör saptanması halinde iyot 131-MIBG ile nükleer tıbbi
tedavi veya polikemoterapi denenmelidir. Ayrıca sonuç alınana kadar
beraberinde alfabloker+tirozinhidroksilaz inhibitörleri
(alfametil-p-tirozin) ve gereğinde bunlara ilave
olarak betablokerler denenmelidir.
CUSHİNG SENDROMU (Hiperkortikolizm)
Etiyoloji ve etiyoloji ye göre
sınıflama
1- Eksojen (iyatrojenik) Cushing sendromu (uzun süre
korti-kosteroid veya ACTH tedavisinin
etkisiyle)
2- Endojen Cushing sendromu
a) ACTH’ya bağlı sekonder surrenal hiperplazisi
- Santral Cushing sendromu (=M. Cushing):daha çok orta yaşlı
kadın hastalarda görülür. Çoğunlukla hipofiz ön lop tümörü veya
mikro-adenomu, nadiren de hipotalamusta primer fonksiyon bozukluğu
mevcuttur. Endojen olguların %70 kadarında bu tip bir bozukluk söz
konusudur. Çok nadir olarak da hipofiz ön lop otoantikor larına bağlı olarak
gelişebilmektedir.
- Ektopik ACTH’ya bağlı (Paraneoplastik) surrenal hiper-plazisi:
Başta küçük hücreli bronşial Ca, karsinoid gibi hastalıklarda
- Akolün neden olduğu Cushing sendromu (alkol kesili rse
düzelebilir)
b) Primer (ACTH’ya bağlı olmayan) tip adrenal Cushing sendromu.
Surrenalde kortisol yapan tümör mevcuttur. Bu tümör erişkinlerde
daha çok adenom iken, çocuk hastalarda
karsinomdur.!
Klinik
Hipertansiyon (yaklaşık hastaların %80-85’inde), akneiform cilt
lezyonları, stria rubrae, bufallo hörgücü,
trunkal obesite, protein metabolizmasının
bozulmasına bağlı olarak; osteoporoz ve buna bağlı kemik
ağrıları, myopati ve adelelerde güçsüzlük, hareketsizlik,
kadınlarda; virilizm, hirsutismus, adet düzensizlikleri,
karbonhidrat metabolizmasının bozulması ve
buna bağlı olarak diabetojenik bozukluklar, hematopoetik
sistemde; lökositozis, trombositozis ve eritrositositlerde artış,
eozinofili ve lenfositlerde azalma, çocuklarda gelişme bozukluğu,
ruhi
bozukluklar ve psikoza kadar giden tablolar, hastaların yaklaşık
%5’inde hipopotasemi (sekonder hiperkortikolizm veya karsinom
tehlikesi!) bulgu ve yakınmaları
vardır.
|
Cushing sendromunu destekleyen klinik
bulgular |
Cushing sendromu tanısı için yapılan özel
testler |
|
Hızlı kilo almak ve trunkal obe site |
Plazma kortizol düzeyi |
|
Pletora ile birlikteki ay dede suratı |
İdrarda serbest kortizol düzeyi |
|
Genişliği 1 cm’i aşan mor strialar |
Overnight dexamethasone supresyon testi (yüksek
doz) |
|
Hipopotasemi+glukoz toleransı bozukluğu |
Plazma ACTH düzeyi |
|
Akne |
Adrenal CT/MRI |
|
Hirsutizm |
Toraks CT |
|
Adet düzensizliği (amenore, oligomenore) |
Hipofiz MRI |
|
Bufallo hörgücü (bufallo hump) |
Petrozal ven ACTH
düzeyi |
Tanı
- Klinik
- 24 saatlik idrarda serbest kortizol düzeyinin yüksekliği
- Düşük doz Dexamethason supresyon testi: 2 mg Dexamet-hason
sonrası, normal sabah kan kortizol düzeyi < 3 mikrogram/L olmalı
(Oral kontraseptif, endojen depresyon, stress, antiepileptik
alanlarda test sonuçları yalancı pozitif olabilir)
- Yüksek doz Dexamethason supresyon testi
- CRH stimulasyon testi
- Lipotropin gibi tümör markerlarının araştırılması (ACTH
se ntezinin
metabolitlerinden biri olup paraneoplastik ACTH düşünülen olgularda tanı
ve takip için bakılması yararlı olabilir)
- Radyolojik tanı metodları
|
Tanı metodu |
Santral
Cushing (Hipofiz-Hipotalamus) |
Ektopik ACTH’ya bağlı Cushing
(Paraneoplastik) |
Adrenal Cushing (Surrenal
tümörü) |
|
Plasma ACTH düzeyi |
n-
|
-
|
¯
|
|
CRH stimulasyonuna ACTH cevabı |
+ |
_ |
_ |
|
Yüksek doz (2 gün, 8mg/d)Dexamethason
supresyon testinde Kortizol supresyonu |
+ |
_ |
_ |
|
Lokalizasyonun radyolojik olarak
tesbiti |
Sella grafileri, BT, MRI (herşeye rağmen
mikroadenomlar görülemeyebilir!) |
Tümör tarama yöntemleri |
Ultrasonografi, BT, MRI, sintigrafi,
anjiyografi |
Nelson sendromu: Kahverengi cilt pigmentasyonu+ Cushing
sendromu+
aşırı yüksek ACTH düzeyi+ mukoid hücreli hipofiz ön lop
adenomu
Tedavi
- Surrenal tümörlerinin cerrahisi + postoperatif dönemde uzun
süreli steroid tedavisi
- Hipotalamik-Hipofizer Cushing sendromunda radyoterapi, cerrahi
- İnoperable surrenal karsinomu veya paraneoplastik
Cushing sendromunda; Ketoconazol, o-p-DDD (Mitotane),
Amino-glutethimide, Metopiron, ve/veya glukokortikoid antagonistleri
gibi ajanlarla adrenostatik tedavi uygulanabilir.
- Takipte erken aterosklerozun ve komplikasyonlarının
önle nmesine yönelik önlemler unutulmamalıdır.
HİPERALDESTERONİZM
Hiperaldesteronizmin tanısı ve primer mi yoksa sekonder mi
olduğunun anlaşılması için RAAS’ın
(renin-anjiotensin-aldesteron-sisteminin) bilinmesi gerekir.
Aşağıdaki tabloda bu sistem ve etkilerini öz et olarak
görmektesiniz
RENİN-ANJİYOTENSİN-ALDESTERON SİSTEMİ
|
Na azalması
Hipovolemi
Böbrek kanlanmasının
|
|
Karaciğerden kana:
Anjiyotensinojen
|
|
Juxtaglomerular hücreler |
Renin |
|
|
Akciğerde:Angiotensin converting enzim (ACE) |
|
Anjiotensin 1
|
| |
|
Anjiyotensin 2 |
|
|
|
Aldesteron
|
| |
Vasokonstriksiyon ve kan basıncı
yükselm esi |
|
Sodyum retansiyonu
Su
retansiyonu |
Aldesteron sentezini uyaran etkenlerin başında RAAS dışında,
serum potasyum düzeyindeki artış ve ACTH gelirken, azaltan
etkenl erin
başında da
kardiyak natriüretik faktörler (Atriyal/ventriküler natriüretik
faktörler = ANP/ANF/VNF) gelir.
Hiperaldesteronizm nedenlerine göre ikiye ayrılır:
1) Primer hiperaldesteronizm yaklaşık %75-80 oranında surrenal
bezin aldesteron yapan adenomlarından kaynaklanır.Yaklaşık %15-20’si
de zona glomeruloza hücrelerinin hiperplazisine bağlı olarak gelişen
idiyopatik hiperaldestronizmden kaynaklanır. Primer
hiperal-deste-ronizme Conn sendromu da denir.
2) Sekonder hiperaldesteronizm ise, ya RAAS’a bağlı olarak;
hiponatremi ve hipovolemi gibi fonksiyonel durumlarda (hipertansiyon
izlenmez) veya renal arter stenozu, renin salgılayan böbrek tümörü
ve malign hipertansiyon gibi organik bozukluklara bağlı olarak
(hipertans iyonla birlikte) oluşur ya da aldesteron metabolizmasının
bozulmasına bağlı olarak relatif hiperaldesteronizm dediğimiz bir
tablo şeklinde (karaciğer fonksiyon bozuklukları gibi), genelikle ödemle birlikte
görülür.
Primer hiperaldesteronizm
Bütün hipertansif olguların %0.5’inden azında altta yatan
neden Conn
sendromu (=primer hiperaldeteronizm)dur.
Klinikte hipertansiyona bağlı yakınmalar (baş ağrısı, nefes
darlığı çabuk yorulma ve benzeri yakınmalar), hipopotasemiye bağlı
yakınmalar (adelelerde halsizlik-güçsüzlük yakınmaları, kabızlık
gibi) ve EKG’de hipopotasemiye bağlı değişiklikler (ST depresyonu, T
dalga amplitüdünde azalma, PQ süresi kısalması, en iyi V 2-4
derivasyon-larında seçilebilen QTU intervalinin uzaması ve geniş,
belirgin U da lgalarının ortaya çıkması, dev U dalgaları gibi) ve yine
hipopotasemiye bağlı olarak böbrekte vakuoler tubulopati gelişmesi
sonucu renal diabetes insipitus oluşarak poliüri-polidipsi ve
hipostenüri üçlüsü ortaya çıkar. Metabolik alkaloza bağlı olarak
paresteziler ve bazen tetaniye dek giden tablolar ortaya
çıkabilir.
|
Primer aldesteronizmi (Conn sendromu)
destekleyen klinik bulgular |
Primer hiperaldesteronizmin tanısında
kullanılan özel tanısal tetkikler |
|
Spontan hipokalemi (<3.5 meq/L) |
Plazma renin aktivitesi ve aldesteron/renin aktivitesi
oranı |
|
Diüretiklere aşırı hipokalemik yanıt (< 3
meq/L) |
Aldesteron supresyon testi (Salin
infüzyonu) |
|
Hipernatremi (> 144 meq/L) |
Dexamethasone supresyon testi |
|
Ailevi hipopotasemi öyküsü |
Postural plazma aldesteron değişim cevabı |
|
Halsizlik (aşırı yorulma hissi) |
Plazma 17-hidroksikortikosteron düzeyi |
|
Açıklanamayan his bozuklukları (paresteziler) |
Abdominal CT/MRI |
|
Poliüri |
Adrenal venöz aldesteron
düzeyi |
Laboratuarda hipopotasemiyle beraber, olguların yaklaşık
y arısında hipernatremi izlenebilir.
Plasma aldesteron düzeyi yüksek ve r enin düzeyi
düşüktür.
Ayırıcı tanıda: Renal hastalıklar (renal arter stenozu, malign
nefroanjiyoskleroz, renin salgılayan renal tümör gibi) veya Cushing
sendromu gibi endokrin nedenler ya da iyatrojenik (diüretik
tedavisi, laksatif bağımlılığı, Carbenexolon tedavisi- pseudo Conn
sendromu gibi) olabileceği unutulmamalıdır.
Tedavide
Tümöral olgularda operasyon
Bilateral surrenal hiperplazili olgularda aldesteron
antagonist-leri (Spiranolactone)
Metastatik aldesteron yapan surrenal tümörlerinde operasyon+
kemoterapi
|