|
GEBELİK VE KARDİYOVASKÜLER SİSTEM
|
|
Fizyoloji
Gebelik diğer sistemlerde olduğu gibi kardiyovasküler
siste mde
de bir çok değişikliğe yol açar. Bu değişikliklerin başlıcaları; kan
hacminde artış, kalp debisinde artış, kalp hızında artış, nabız
basıncında artış ve sistolik kan basıncı ile sistemik vasküler
dirençte azalmadır.
Gebeliğin 6. haftasından 2. trimestrenin ortasına k adar, giderek artan bir hızla kan
hacminde artış ortaya çıkar. Bu hacim artışının hızı gebeliğin
ortasından itibaren azalsa bile, kan hacmi artışı doğuma kadar
sürer. Kan hacmindeki artış daha çok plasma ile olduğundan, gebelerde
dilüsyona bağlı olarak hemoglobin konsantrasyonu ve hematokritte
düşme görülebilir. Hematokrit %33-38 arasında Hb %11-12 gram
olabilir. Bu duruma dilüsyonel anemi veya gebeliğin fizyolojik
anemisi denir.
Kan hacmindeki artış, kalbin atım hacminde ve debisinde
d eğişikliklerin olmasına yol açar. Kalbin atım hacminde
yaklaşık %30-50 oranında bir artış görülür. Kalp debisinin ve atım
hacminin artması gebeliğin 5. haftasında başlar ve 3. trimestrenin
başına veya 2. trimestrenin sonlarına kadar sürer. Üçüncü trimestrede plato
yapar. Gebelik ilerledikçe kalp debisi yan yatarken artar, sırt üstü
(supin) yatarken düşer. Bu durum, supin pozisyonunda uterusun vena cava
inferiora bası yapması nedeniyle venöz dönüşün azalmasına bağlı
olarak ortaya çıkar.
İstirahat kalp hızı gebelikte ortalama olarak 10-20/dakika
a rtar. Çoğul gebeliklerde kalp hızı artışı daha fazla olabilir.
Yan yatarken
kalp hızında azalma meydana
gelebilir.
Gebeliğin ilk trimestresinde sistemik arteryel kan basıncı
d üşer. Kan
basıncında düşme eğilimi ikinci trimestrenin ortasına kadar devam eder ve
termden
önce gebelik öncesi değerlere dönüş görülür. Kan basıncındaki bu
düşüş gebelikle birlikte gelişen periferik vasküler direnç
azalmasından kaynaklanır.
Doğum eyleminde anksiete, ağrı ve uterin kontraksiyonlar başta
olmak üzere bir çok etken hemodinamik dengeyi etkileyebilir. Kalbin
oksijen ihtiyacında 3 kat artış gelişebilir. Uterin kontraksiyonlar
sırasında (özellikle, hasta yan yatmaktaysa) kalp atım hacminde %50
artış ortaya çıkar. Uterin kontraksiyonların kalp hızına olan
etkileri pozisyon, sedasyon uygulaması ve analjezi gibi etkenlere
bağlı olarak değişiklikler gösterebilir. Fakat kontr aksiyonlar sırasında (en
fazla doğumun 2. evresinde), hem sistolik, hem de diyastolik kan
basıncı yükselir.
Sezaryen ameliyatlı doğumlarda, vaginal doğumlarda ki hemodinamik değişimler
olmamakla beraber, intubasyon, anestezide kullanılan ilaçlar, kan
kaybı, v.cava inferiora olan uterin basının ortadan kalkması,
postoperatif uyanma ve ekstübasyona bağlı olarak hemodinamik
değişimler olur.
Doğumdan sonraki dönemde olan hemodinamik değişimler de oldukça
önemlidir. Fetusun çıkmasıyla birlikte, v.cava inferior
basısı
aniden ortadan kalkar ve kalbe gelen venöz kan miktarında belirgin
bir artış ortaya çıkar. Ayrıca kontrakte olan uterus içindeki kan da
sistemik dolaşıma katılır. Sonuçta doğum sırasında kanama olmasına
rağmen, preload’ta artış meydana gelir. Bu da kalp atım hacminde artışa
yol açar. Doğum sonrası 1. saatten itibaren kalp hızında azalma
başlar ve 24. saatten sonra normal gebelik öncesi dönemdeki kalp
hızına dönüş olur.
Normal gebelerde kardiyak muayene
bulguları
Normal bir gebelikte egzersiz kapasite sinin azalması, çabuk
yorulma, hiperventilasyon, dispne, göz kararmaları ve hatta senkop
gibi semptom ve yakınmalar olabilir. Son trimesterde nabız basıncı
aşırı artmış, kalp tepe atımı hiperaktif ve kolayca palpe edilir bir
hal almış, aort yetmezliğini veya hipertiroidiyi taklit
eden bulgular gelişmiş olabilir. Hatta juguler venöz dolgunluk ve
ödem tablosu gelişerek kalp yetmezliğini taklit eden tablolara yol
açmış olabilir. Volüm yüklenmesi nedeniyle aort yetmezliği veya
mitral yetmezliği düşünülebilir. Pulmoner trunkus,
pulmoner kapak kapanması ve sağ ventrikül aktivitesi palpable
olabilir ve pulmoner hipertansiyondan ayırımı zor bir tablo
yaratabilir.
Kalbin oskültasyonunda ilk trimestrede birinci kalp sesinde
kuv vetlenme
ve çiftleşme duyulur (S-1 çiftleşmesinde, inspiyumda ikinci
komponentin amplitüdünde artış olması ile fizyolojik olduğu
anlaşılır). Gebeliğin ileri evrelerinde yan yatan gebelerde
S-2’de şiddetlenme ve bazen sabit çiftleşme duyulabilir. Bu oskültasyon
bulgusunun
da ASD veya pulmoner hipertansiyondan ayırımı
gerekebilir. Normal gebelikte üçüncü ve
dördüncü kalp seslerinin duyulmaması gerekir. Duyulurlarsa altta yatan bir
hastalık olasılığı araştırılmalıdır.
Gebelik nedeniyle oluşan hiperkinetik dolaşım, yumuşak ve mid
sistolik, en iyi alt sol sternal kenardan duyulan üfürümlere neden
olur. Ayrıca meme arterlerinden kaynaklanan bir sistolik veya
devamlı üfürüm duyulabilir. Ancak stetoskop bastırılınca meme
damarlarından kaynaklanan üfürüm kaybolur.
Sağlıklı gebe kadınlarda, dolaşımdaki volüm yüklenmesi
nedeniyle
atriyoventriküler kapaklardan kaynaklanan diyastolik üfürümler
duyulabilir. Ancak bu durum daha çok hasta gebe kadınlarda rastlanan bir bulgu
olduğu için ekokardiyografik inceleme ile gerçek üfürüm
nedeninin
ortaya çıkarılması ve kapak hastalığının ekarte edilmesi
gereklidir.
Gebelerde EKG
Normal gebelik sırasında QRS aksında çoğunlukla normal sınırlarda
olacak şekilde sola veya sağa doğru eksen sapması olur. Hafif bir ST
depresyonu ve T değişiklikleri görülebilir. III’te solunuma bağlı
olarak P dalgalarının negatifleştiği görülebilir. V-2’de büyük R
dalgaları olabilir.
Gebelerde EKO
Sağlıklı kadınlarda, gebeliğe bağlı olarak sol ve sağ ventrikül
diyastolik çaplarında hafif bir artma, sol ventrikül sistolik çap ve
fon ksiyonlarının normal olması, sol ve sağ atriyal çaplarda hafif
bir artış, hafif perikardiyal effüzyon gelişmesi, fonksiyonel
trikuspit, pulmoner ve mitral yetmezlik bulguları
ve trikuspit annulusunda genişleme görülmesi
olağandır.
Gebelikte, stress testleri veya radyasyonlu t etkikler, fetusa zarar
verebileceği için mümkün olduğunca yapılmamalıdır. Annenin ölümcül
tehlikelerle karşı karşıya kalması halinde, gerekli bilgi verilerek ve
izin alınarak, sadece hayat kurtarmak için son çare olarak
yapılmalıdır.
GEBELİK ve KALP
HASTALIKLARI
A- Konjenital kalp hastalıkları ve gebelik
Konjenital kalp hastalığı olan annelerin gebeliklerinde prognozu
ve bebeğin sağlığını etkileyen başlıca faktörler ; defektin yeri ve
yapısı, siyanozun olup olmaması, pulmoner vasküler direnç,
hemoglobin
düzeyi, fonksiyonel kapasite ile cerrahi onarım öyküsü
ve tipidir. Siyanozun varlığı, fonksiyonel kapasitenin kötü
olması, kalp yetmezliği ve aritmilerin olması, tromboembolik olaylar
ve anginal semptomlar prognozun kötülüğünü
gösterir.
Siyanotik anneler in yaklaşık %45’inde,
asiyanotik annelerin ise yaklaşık %20’sinde
bebek kaybı olduğu bildirilmiştir. Ayrıca düşük doğum ağırlığı ve
premature doğum riski yüksektir. Doğan bebeklerde mental ve fiziksel
bozuklukların görülme oranı normal populasyondan daha fazladır.
Konjenital kardiyak anomalili bebek riski de normalden çok daha
yüksektir (%4-16 arasında).
ASD (Atriyal Septal Defekt)
ASD’li hastalarda şant akımı soldan sağa ve NYHA (New York Kalp
Cemiyeti) ya göre fonksiyonel kapasite 1 ise, gebelik genellikle oldukça iyi
tolore edilir. ASD’li hastaların çoğunda doğurganlık çağında
pulmoner hipertansiyon gelişimi ve siyanoz görülmez. Ancak siyanotik, pulmoner
hipertansiyon gelişmiş ve aritmik olan kadınlarda gebeliğin önlenmesi
en iyi tedavidir.
Komplike olmayan vaginal doğumlarda sekundum tipi ASD
için
infektif
endokardit profilaksisinin gerekli olmadığı bildirilmiştir.
VSD (Ventriküler Septal Defekt)
İzole VSD’li kadınların gebeliği genellikle iyi tolore ettikleri
bi ldirilmiştir. VSD’li annelerin bebeklerinde de konjenital kalp
defekti olma oranı %20’nin üzerinde olarak bildirilmektedir. Doğum
sırasında veya doğumdan sonra ani sistemik kan basıncı azalmasına
bağlı olarak, pulmoner hipertansiyonlu olgularda şant sağdan sola
dönebilir. Bu olgularda volüm replasmanı ve vasopressor ajanlar
kullanılarak kan basıncının derhal stabilize edilmesi daha büyük
komplikasyonları önleyebilmektedir.
PDA (Patent Ductus Arteriozus)
Soldan sağa şantlı PDA’lı olgular gebeliği genellikle iyi tolore
ederler. Yine de bu olguların bazılarının klinik olarak
kötüleşebilec eğini kalp yetmezliği gelişebileceğini hatırlamakta yarar
vardır. Sistemik kan basıncının düşmesi halinde pulmoner
hipertansiyonu olan olgularda şant sağdan sola doğru dönebilir. Bu
olgularda volüm replasmanı veya vasopressor ajanlar kulanılarak kan
basıncı stabilize edilmelidir.
Aort koartasyonu
Hipertansiyonu olmayan, kalp yetmezliği ve
anginal yakınmaları olmayan gebelerde genellikle sorun yaşanmaz. Ancak
infektif endokardit, aort disseksiyonu veya Willis poligonunda
anevrizma rüptürü gibi komplikasyon olasılıkları nedeniyle,
özellikle hipertansiyonlu olguların gebelik öncesinde opere
edilmeleri tavsiye edilmelidir.
Gebelik ve hipertansiyonun birlikte olduğu aort koartasyonlu
olgularda serebral anevrizma kanamasını veya aortanın rüptürünü
önlemek için fiziksel aktiviteler kısıtlanmalı, kabızlık önlenmeli
ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Gebelik sırasında yapılan
ce rrahi
tedavilerin
sonuçları da oldukça başarılıdır. Bu nedenle ağır ve kontrol
edilemeyen yüksek tansiyonu olan veya kalp yetmezliği olan
hastalarda, bir tedavi seçeneği olarak, ameliyat tavsiyesi
yapılabilir.
TOF (Fallot tetralojisi)
Annenin hematokriti %60’tan yüksek, arteryel oksijen saturasyonu
%80’in altındaysa, sağ ventriküler hipertansiyon ve senkopal
epizotlar varsa prognoz kötüdür.
İster opere edilmemiş olsun, ister parsiyel operasyonlu olsun
TOF’lu olgularda hamilelik ciddi hemodinamik değişikliklere yol
aç arak
tehlikeli olabilir.
TOF’lu olguların çocuklarında %3-17 kalp defekti olasılığı
bi ldirilmiştir.
Doğum sırasında inhalasyon analjezisi ve paraservikal veya
pudental blok uygulanması öneri lmektedir. Epidural
bloktan hipotansiyona neden olabileceği için kaçınılması tavsiye edilmektedir
(Olası hemodinamik sorunları en aza indirmek için, doğumun 1.
evresinde segmental epidural blok uygulanması, 2. evrede de caudal
veya pudental blok uygulanması ile birlikte epidural boşluktaki
ilaçların etkisini azaltan opiyatların kullanılması önerilmektedir).
Eisenmenger sendromu
Eisenmenger sendromlu hastaların hamile kalmalarının
ö nlenmesi en iyi tedavidir. Bu hastalarda %35-40 arasında
maternal mortalite bildirilmiştir. Düşük, prematurite, intrauterin
gelişme geriliği ve perinatal çocuk ölümü oranı da oldukça
yüksektir. Bu nedenlerle terapötik abortus endikasyonu vardır.
Spontan doğum her zaman sezaryen veya induksiyona
tercih edilmelidir. Doğum sırasında anneye yüksek
konsantrasyonda oksijen uygulanması ile birlikte arteryel
oksijen
saturasyonu izlemi ve hemodinamik izlem yapılması yararlıdır. 2. evreyi
kısaltmak için vakum veya forseps kullanımının faydalı
olabileceği bildirilmektedir.
Sezaryen uygulan acak olan hastalarda kullanılacak anes-teziklerin negatif
inotropik etkilerinin olmamasına dikkat edilmelidir.
B- Kapak hastalıkları ve gebelik
(İnfektif endokardit profilaksisini unutmayınız!)
Mitral darlığı
Gebelikte en sık görülen kapak hastalığıdır. Hafif mitral
darlığı
olanlar genellikle gebeliği iyi tolore edebilirler. Ancak
fonksiyonel kapasitesi düşük olan olgular ile kapak alanı orta veya ileri
derecede dar olan olgularda, gebelik sırasında sıklıkla atriyal
flutter/fibrilasyon gelişimi ve pulmoner staz ile pulmoner
ödeme bağlı klinik tablolar görülebilir. Bu nedenle orta
ve ağır mitral darlığı olan kadınlara gebelikten
korunmaları
veya kapak onarımından ya da valvotomiden sonra gebe
kalmaları önerilmelidir.
Atriyal fibrilasyonlu olgularda, ventr iküler kalp hızının
kontrolünde
betablokerler veya Digoxin yararlıdır. Eğer
darlıkla birlikte yetmezlik de varsa,
Digoxin’in öncelikle tercih edilmesi daha güvenli olabilir.
Kapak alanı 1,5 santimetrekareden geniş ve fonksiyonel
k apasitesi
iyi olan gebeler, normal vaginal doğumu genellikle iyi tolore ederler. Semptomatik ve
kapak alanı orta veya ileri derecede dar olan hastalarda, doğum
sırasında hemodinamik monitörizasyon ile birlikte gerekirse oksijen,
Digoxin,
diüretikler, betablokerler ve nitrat tedavisi uygulanmalıdır.
Hastalar doğumdan sonraki saatlerde de mutlaka yakın izlem altında
kalmalı ve hemodinamik monitörizasyon sürdürülmelidir. Çünkü, bu
dönemde uterusun boşalmasına bağlı olarak, kalbin preload’unda ciddi
bir artış ortaya çıkar. Mitral darlığı olan hastalarda
epidural anestezinin tercih edilmesi tavsiye
edilmektedir.
Ağır olgularda (Kapak alanı < 1 cm 2), hastalar
medikal tedaviyle kompanze edilemiyorsa, doğum öncesi dönemde balon
mitral valvotomi veya kapalı komissurotomi endikasyonu vardır.
Ancak
radyasyon
nedeniyle balon valvotomiden gebeliğin ilk trimesterinde kaçınılması
ve cerrahi tamirin veya kapalı kommisurotominin tercih
edilmesi daha yararlıdır.
Birinci trimestrede ağır mitral darlığı olan ve çocuk isteyen
g ebelerde
izlenebilecek alternatif bir yol da, terapötik abortus sonrası darlığın
giderilmesi ve daha sonra güvenli bir hamileliğin tavsiyesi
olabilir (Çocuk isteyen kadınlarda darlığın giderilmesinde
uygulanabilecek yöntemler; biyoprotez kapak replasmanı veya kapak
onarımı, balon valvotomi ya da kapalı/açık kommisurotomi gibi
tedavilerdir).
Mitral yetmezliği
Asemptomatik mitral yetmezliği hamilelikte genellikle iyi tolore
edilir. Semptomatik hale geçen hastalarda diüretik ve Digitalis tedavisi
başlanmalıdır. Eğer afterload düşürücü tedaviye gerek olursa
Hydralazine güvenli bir seçenektir. ACE inhibitörleri gebelikte
fetusa olan etkileri nedeniyle kontrendikedir.
Aort darlığı
Kapak alanı 1 cm 2’den geniş olan gebeler
genellikle gebeliği tolore edebilir. Daha ağır kapak darlığı
olanlarda gebelik sırasında klinik durumda bozulma olabilir.
Dispne, angina, akciğer ödemi, presenkop ve senkop gibi
ci ddi
semptomlar gelişen gebelerde gebeliği sonlandırma veya cerrahi
tedavi
endikasyonu vardır.
Orta ve ağır aort darlığı olan gebelerde maternal mortalite %17,
fetal mortalite ise %32 olarak bildirilmiştir. Bu olgularda
terapötik abortusun da maternal mortalitesi oldukça
yüksektir.
Aort yetmezliği
Mitral yetmezliği gibi aort yetmezliği de gebelikte oldukça iyi
tolore edilir. Semptomatik olan hastala rda diüretik, Digitalis
ve Hydralazine tedavisi başlanır.
Mitral kapak prolapsusu
Ancak, ka pak kalınlaşması veya kapak yetmezliği olan komplike
olgularda
infektif endokardit profilaksisi yapılmalıdır. Komplike olmayan
mitral kapak prolapsusunda infektif endokardit profilaksisi
endikasyonunda fikir birliği yoktur. Semptomatik olan olgularda sıkı
kontrol altında betabloker tedavi önerilebilir.
C- Kardiyomiyopati ve gebelik
Dilate kardiyomiyopatili olgularda en iyi tedavi gebeliğin
ö nlenmesidir. İlk trimesterde terapötik abortus endikasyonu
vardır. Genellikle prognoz kötüdür.
Üçüncü trimestrede veya doğumdan sonra ki 6 ay içinde
gelişen
dilate kardiyomiyopatilere peripartum kardiyomiyopati denir. Bu
hastalarda prognoz dilate kardiyomiyopatiden daha iyidir. Olguların
yaklaşık olarak yarısı veya üçtebirinde tanıdan 6 ay sonra tam
iyileşme
görülebilmektedir.
Akut kalp yetmezliği gelişen olgularda oksijen, diüretikler,
Digitalis
ve Hydralazine ile tedavi uygulanmalıdır. Bunların yeterli
olmaması halinde nitratlar, Dopamine, Dobutamine
veya Milrinone gibi ajanlar ancak son çare
olarak tedavide yer almalıdır.
Hipertrofik kardiyomiyopatililerin çocuklarının %50’sinde de aynı
hastalık görülebilir ( otozomal dominant geçiş
nedeniyle). Semptomatik olan olgularda betabloker
başlanmalıdır. Gerekirse kalsiyum antagonisti ve
diüretikler de tedaviye eklenir. Otomatik kardiyoverter defibrilatör
implantasyonu ve dual chamber pacemaker implantasyonu yapılarak ani
ölüm riski azaltılabilir ve semptomlar kontrol altına alınabilir.
Bu hastalarda sol ventrikül çıkımındaki
gradienti arttırabildikleri için tokolitik
ajanlardan kaçınılmalıdır. Bütün olgulara infektif endokardit
profilaksisi yapılmalıdır.
D- Gebelerde Hipertansiyon
Tüm gebeliklerin yaklaşık %5-7’sinde, 22. haftadan sonra
ta nsiyon
yükselmesi
olur. Doğumdan sonra düzelir.
Gebelikte kan basıncın da gebelik öncesine veya
1. trimestreye göre sistolik 25 mmHg veya daha fazla yükselme
ve/veya diastolik 15 mmHg veya daha fazla yükselme olması gebelik
hipertansiyonu tanısının konmasını sağlar.
Bazen kronik hipertansiyon üzerine gelişen preeklampsi
g örülebilir. Bu durumda preeklampsinin böbrekler dışında
karaciğer, beyin ve koagülasyon sistemleri başta olmak üzere bir çok
sistemi etkileyen multisistemik bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.
Tedavi multidi-sipliner bir ekip tarafından yürütülmelidir.
Gestasyonel hipertansiyon başlıca 2 şekilde görülür.
1- İzole gebelik
hipertansiyonu
2- Hipertansiyon + proteinüri + ödem (Gestasyonel HPE veya
preeklampsi)
Komplikasyonl arı: HELLP Sendromu (hemoliz,transaminaz
yüksekliği, trombositopeni) ve
eklampsidir.
Tedavide; istirahat, DASH diyeti (veya kalsiyum alımının düşük olduğu bölgelerde yüksek
kalsiyumlu diyet) ve gerekirse
betabloker (Atenolol, Metoprolol, Oxprenolol, Pindolol gibi),
Methyldopa, kalsiyum kanal blokerleri (Nifedipine, İsrapidine gibi),
Prazosine veya Hydralazine gibi antihipertansiflerle ilaç tedavisi
yapılabilir (Uzun süreli betabloker kullanımının fetal gelişme geriliğine yol açabileceği
bildirilmiştir). En çok tecrübe
Methyldopa’yladır.
HPE gelişen olguların yatırılarak tedavilerine başlanması
ta vsiye edilmektedir.
İlaç seçiminde birinci sırada kardiyoselektif (b -1 selektif)
betablokerler ile Methyldopa, ikinci
sırada ise diğerlerini düşünmek daha
uygun olacaktır.
Akut hipertansif ataklarda
kan basıncını akut olarak düşürmek için Nifedipine, Labetolol, Hydralazine gibi ajanların kullanılması tavsiye
edilmektedir.
Generalize nöbetleri olan eklampsi gelişmiş
hastalarda ysa; Magnesium sulfat 1-3 gram yavaş olarak i.v.
veya Diazepam 5-10 mg yavaş olarak i.v., Hydralazin i.v. veya
Dihydralazin 6,25 mg veya Urapidil
12,5 mg i.v. gibi ajanlar
kullanılarak tedaviye başlanmalı ve yakın takip, antikonvulsif ve
parenteral antihipertansif tedavi ile hastalar stabilize edilmelidir. Burada önemli olan HPE gelişmiş hastaların zamanında hospitalize
edilerek tedavi edilmesiyle, bu durumun büyük ölçüde
önlenebileceğinin hiç unutulmamasıdır!
ACE inhibitörleri ve Anjiyotensin II antagonistleri gebe
hastalarda kullanılmamalıdır.
Diüretiklerden de gebelikte
kaçınılmalıdır. Tuz kısıtlaması yapılmamalıdır.
E- Gebelik ve aritmiler
Sağlıklı kadınlarda gebelik sırasında herhangi bir organik kalp
hastalığı olmadan sık atriyal ve ventriküler erken atımlar olabilir.
Bu nedenle gebelerde organik kalp hastalığı yoksa veya oluşan
aritmil erin hemodinamik etkileri yoksa, standart antiaritmik
ajanların tedavide kullanımından kaçınılmalıdır. Varsa elektrolit
imbalansının düzeltilmesi, aritmik etkili ilaçlar ile alkol ve kafeinli
içeceklerin ve sigaranın yasaklanması ile tedaviye
başlanmalıdır.
Annenin hayatını tehdit eden tekrarlayıcı veya devamlı ağır
aritmiler var ise, öncelikle istirahat, sedasyon, vagal
manevralar gibi saptanan soruna uygun genel tedbirlerin alınması ve
etiyolojik etkenlerin araştırılarak düzeltilmesi gereklidir. Bunlar
yeterli olamıyorsa bebek açısından da güvenli olan medikal veya
girişimsel (pacemaker/ ablasyon/aritmi cerrahisi gibi) tedaviler
uygulanmalıdır.
Yüksek ventrikül hızlı atriyal fibrilasyon gibi AV blokajın
arttırılması gereke n durumlarda
Digoxin, betablokerler veya Verapamil
kullanılabilir.
İntravenöz tedavi gereken ventriküler aritmilerde Lidocaine
kullanılırken annenin plazma ilaç düzeyinin 2.5 m g/L’yi aşmamasına dikkat edilmesi önerilmiştir
(Bu dozun üzerinde fetal depresyon
geliştiği gösterilmiştir). İntravenöz
Procainamide veya Kinidin ise
hipotansiyona yol açabilir. Oral
antiaritmik tedavide en güvenilir ilaçların başında Kinidin
gelmektedir. Amiodarone ile ilgili bilgiler fetal kayıplara ve deformitelere yol açabildiğini göstermektedir. Ancak bu konuda daha fazla
bilgiye ihtiyaç vardır.
İleri dereceli AV bloğu olan gebelerde asemptomatik konjenital
tam AV blok dışında , geçici veya kalıcı kalp pili (rate adaptive
pacemaker’lar ön planda tercih edilerek) uygulanması endikasyonu
vardır.
|
| |