|
ATEROSKLEROZ
|
Tanımı
Lipidler,
fibroblastlar, makrofajlar, düz kas hücreleri ve hücre dışı
maddeleri değişik oranlarda içeren intimal plaklara bağlı
olarak meydana gelen, ilerleyici (progresif) arteryel darlık ve
tıkanmalara, arterlerin esneklik ve antitrombotik özelliklerinin
bozulmasına yol açan hastalığa ateroskleroz denir.
Ateroskleroz
nedenleri tesbit edilip tedavi edilebildiği takdirde durdurulabilen
veya geriletilebilen multifaktöryel, morbit ve mortal, sadece
koroner damarları değil tüm arteryel yapıları tutabilen ve etkileyen
sistemik bir hastalıktır.
Aterosklerozun moleküler ve sellüler
biyolojisi
Kesin
ve belirli bir etiyolojisi olmamakla birlikte çeşitli faktörlerin
ateroskleroz etiyolojisinde rolü olduğu bilinmektedir. Bunların
başında enfeksiyon ajanları (Chlamydia pneumoniae gibi),
genetikherediter özellikler (homosistinemi, ACE genotipi gibi),
hipertansiyon, D.mellitus, hiperlipidemi, tütün kullanımı, sedanter
yaşam, şişmanlık, kişilik yapısı gibi etkenler gelir. Aterosklerozun
gelişimini düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve lipoprotein (a)
artışı hızlandırırken, yüksek dansiteli lipoproteinlerin (HDL)
artışı inhibe eder. Aterosklerotik sürecin başlamasındaysa plasma
bileşimindeki bozukluklar, trombosit, lenfosit ve monositlerle
endotel hücreleri arasındaki on yıllarca sürebilen etkileşimlerin
baş rolde olduğu bilinmektedir. Aterosklerotik süreçte çeşitli
nedenler, lökosit ve düz kas hücrelerinin subendotelyal alana
gelerek çeşitli sitokinler ve mitojenlerin (PDGF = trombosit kökenli
büyüme faktörü, gibi) etkisi altında prolifere olmasına yol
açmaktadır (Büyüme faktörleri de denen bu faktörlerde uygunsuz bir
artış ve salınım olduğu bildirilmiştir.). Gelişmekte olan plakta
lipoprotinlerden ve bunların okside formlarından zengin bir
birikimin oluşması, hem doğrudan damar duvarının yapısal ve
fonksiyonel özelliklerini bozmakta, hem de monosit ve ilgili
hücrelerin aktivasyonuna yol açarak inflamatuar bir sürecin aktive
olmasına neden olmaktadır. Sonuçta dolaylı yoldan da endotel ve
vasküler duvar fonksiyonlarının bozulmasına yol açarlar. En erken
patolojik bulgu yağlı izler (fatty streak) olup daha sonra bu
bölgelerde fibröz plaklar gelişir. Komplikasyonlardan sorumlu olan
esas lezyonlar bu plaklardır. Başlıca komplikasyonlar; trombus
gelişimine yol açan fissür/ülserasyon veya endotel disfonksiyonu
gelişimi, anevrizma gelişimi, sekonder kalsifikasyon gelişimi veya
en azından arterde stenoza yol açmaları ve bunlara bağlı olarak,
ilgili damarın beslediği organ ve dokularda akut veya kronik iskemik
hastalık ve fonksiyon bozukluklarının gelişmesidir.
Aterosklerozun oluşumunda geçerli olan teoriler: 1-
Zedelenme (Injury) cevabı hipotezi: Endotel harabiyeti veya
fonksiyonlarında bozulmanın tetiklediği olaylarla aterosklerozun
gelişmesi 2- Klonal teori: Bir düz kas hücre klonunun yavaş ve
neoplastik büyümesi aterosklerozu başlatan primer olaydır. 3-
İnfeksiyon teorisi: C.pneumoniae (endotel içinde gösterilmiştir)
veya virusler (Herpes virusler gibi) gibi infeksiyon ajanları
aterosklerotik sürecin primer olaylarını
başlatmaktadır. Günümüzde
en çok desteklenen teoriler zedelenme ve infeksiyon teorileridir.
Aslında her iki teoride de inflamatuar reaksiyonları indükleyen
olaylar zinciri içinde gelişen bir sürecin olduğuna dikkat
çekilmektedir. İmmünohistopatolojik çalışmalarla, bu sürecin akut ve
kronik inflamatuar cevaplarla uyumlu yanları olduğu
vurgulanmaktadır. Mekanik ve metabolik travmalar dışında, kronik
inflamasyonun başta gelen etken ve tetikleyicileri olarak
okside-LDL-kolesterol ve Chlamydia'lar gösterilmektedir. Ancak
aterosklerozu anlamakta ve tedavisinde, henüz katedilmesi gereken
çok uzun bir yolumuzun olduğu açıkça görülmektedir.
Atrosklerozun
patolojik lezyon tipleri veya gelişim evreleri
Plak tipi
|
Plak karakteristiği
|
İlişkili klinik sendrom
|
1- İntimal
kalınlaşma
|
Köpük
hücrelerinin infiltrasyonu
|
Asemptomatik
|
2- Yağlı
çizgilenme
|
İnfiltre
makrofaj ve düz kas hücrelerinin içinde lipid
birikimi
|
Asemptomatik
|
3- Preaterom
|
Ekstrasellüler lipid birikimi ve bağ dokusu
artışı
|
Asemptomatik
|
4-
Ateroma
|
Geniş
eksrasellüler intimal lipid çekirdeği; makrofaj, köpük
hücresi ve T hücrelerini içeren inflamatuar hücre
infiltrasyonu
|
Genellikle
asemptomatik, stable angina ile birlikte
olabilir.
|
5a-
Fibroaterom 5b-
|
Fibröz
tabakalı aterom Lipid çekirdeğinde yaygın
kalsifikasyon bulunan aterom
|
Stable
angina pectoris Stable angina pectoris veya
asemptomatik
|
5c-
|
5c- Fibroz
aterom veya organize mural trombus Stable angina
pectoris veya asemptomatik
|
Stable
angina pectoris veya asemptomatik
|
6- Komplike
lezyon
|
İntramural
hemoraji ve/veya trombus olan, yırtılmış tip IV veya V
lezyon
|
Akut koroner
sendromlar veya asemptomatik lezyon
proresyonu
| |
Aterosklerozun
gelişim evreleri ve tipleri AHA (Amerikan Kalp Cemiyeti) tarafından
1995 yılında yukarıdaki tabloda özetlendiği gibi yapılmıştır.
Kalp tutulumu
Koroner
damarlardaki ateroskleroza bağlı daralma yıllarca belirti vermeden
yavaş yavaş gelişir. Lümendeki daralma sadece plağın kitlesine değil
aynı zamanda endotele bağlı vasodilatasyon yapıcı fonksiyonların
(EDRF=endotel kökenli gevşetici faktör salınımının azalması gibi)
bozulmasından kaynaklanır. Yoksa endotel fonksiyonlarının korunduğu
lezyonlarda yapılan anjiyografik incelemeler plak bölgesinde lokal
bir kompansatuar vasodilatasyon olduğunu ortaya koymuştur (yalancı
normal koroner anjio sonuçlarının altında yatan major etken!).
Koroner damarlardaki lezyonların anatomopatolojik ve fizyopatolojik
özelliklerine bağlı olarak istirahatta ve/veya efor esnasında
koroner kan akımının yetersizleşmesine bağlı olarak çeşitli semptom
ve bulgular gelişebilir. Bu fizyopatolojik tabloların başlıcaları;
anginal sendromlar, sessiz iskemi, aritmiler, ileti bozuklukları,
papiller kas disfonksiyonu, ventriküler dissinerji, stunning veya
hibernasyon, kalp yetmezliği ve ani ölümdür. Yine plak üzerindeki
endotelin fonksiyonlarının bozulması veya tahrip olması trombozise
ve akut koroner oklüzyonuna yol açarak unstable angina, miyokart
infarktüsü veya ani ölüme neden olabilir.
Ateroskleroz
nedenleri tesbit edilip, tedavi edilebildiği takdirde durdurulabilen
veya geriletilebilen multifaktöryel, morbit ve mortal, sadece
koroner damarları değil tüm arteryel yapıları tutabilen ve etkileyen
sistemik bir hastalıktır.
Epidemiyoloji ve epidemiyolojik risk faktörleri
Aterosklerotik
hastalıklar halen ülkemizde ve gelişmiş ülkelerde birinci sıradaki
ölüm sebebi olarak yer almaktadır. Bu ülkelere baktığımızda
A.B.D.'de 60'lı yıllardan beri epidemiyolojik faktörlerin
düzeltilmesine ve tedavide sağlanan ilerlemelere bağlı olarak
mortalitede azalma izlenirken, amerikan tarzı yaşamın yaygınlaştığı
gelişmekte olan ülkelerde giderek morbiditesinde ve mortalitesinde
artma meydana gelmektedir. Ülkemizde de aynı eğilim görülmektedir.
1996 yılında ateroskleroz riskinde rolü olan etkenler açısından
halkımızın durumu şu şekilde nitelenmiştir (TKD-1996 Koroner Arter
Hastalığından korunma kılavuzu).
- 6 milyon vatandaşımızda 200-239 mg/dl arasında kolesterol
yüksekliği mevcut, - 2 milyon vatandaşımızda 240 mg/dl'nin
üzerinde kolesterol yüksekliği mevcut, - Halkın HDL düzeyi
düşük ve trigliserid düzeyi yüksek - Fizik aktivite
alışkanlıkları eksik bir toplum - Erkeklerde aşırı sigara
tüketimi görülmekte - Kadınlarda 40 yaşından sonra şişmanlama
ve diabet eğiliminde artış mevcut - Hipertansiyon sıklığı
yüksek (Toplumumuzun
bu durumu nedeniyle, biz hekimlerin üzerine düşen görevlerden
birinin, bu sorunların ortadan kaldırılmasına yönelik çaba ve
çalışmalara katılmak, politikaların saptanmasında gerekirse
danışman, gerekirse eğitmen ve de gerekirse kişisel tutum ve
davranışlarıyla örnek bir insan olarak yer almak olduğu
vurgulanmaktadır.)
Aşağıdaki
tabloda epidemiyolojik risk faktörleri kısaca özetlenmiştir.
Etkilenebilen veya değiştirilebilen risk
faktörleri
|
Etkilenemeyen risk
faktörleri
|
-
Dislipidemiler (LDL , HDL , Lipoprotein(a) ) - Hipertansiyon - D.mellitus -
Metabolik sendrom (obesite, insulin direnci,
hiperinsulinemi + buna bağlı rahatsızlıklar
(HT/D.mellitus/dislipidemi gibi ) - Obesite -
Hiperfibrinojenemi - Hiperhomosist(e)inemi - Tütün
kullanımı - Fiziksel aktivite azlığı - Stress -
?Tip A kişilik (Gururlu/kibirli, hektik,
agresif)
|
- Ailesel
predispozisyon - Yaş (erkeklerde ³ 45, kadınlarda ³ 55 veya menapoz) - Erkek
olmak
| | İki
risk faktörü birarada olduğu zaman infarktüs riski normal insanlara
göre 4 kat, üç risk faktörü birarada olduğunda ise 10 kat
artmaktadır.
Chlamydia
pneumoniae da son yıllarda (özellikle AIDS'li veya immun
supresyon yapılan hastalarda) etkilenebilir önemli bir risk faktörü
olarak inandırıcı kanıtlarla ortaya çıkmıştır. Ancak tanısında ve
tedavisinde uygulanacak yöntemler, şu anda yürütülmekte olan
çalışmaların sonuçları ile belirginleşecektir.
Plasma
Homosistein düzeylerinin normalden yüksek olduğu insanlarda
erken ateroskleroz olduğu bilinmektedir. 1999 yılında AHA yüksek
riskli olgularda, plasma Homosistein düzeyleri 10 mikrogram/
litrenin üzerinde ise tedavi başlanmasını tavsiye etmiştir.
Plasma
Homosistein düzeyinin yükselmesine yol açan başlıca nedenler;
kalıtım, malnutrisyon, folik asit eksikliği, malabsorpsiyon
sendromları, hipotiroidi ve ilaçlardır (Nikotinik asit, Teofilin,
Methotroxate, Ldopa, safra asidi bağlayıcı resinler gibi). Tedavi ve
profilakside yüksek riskli olgular için, B-6, B-12 ve Folik asit
preparatları ve bu vitaminlerden zengin diet yararlı olabilir.
Ayrıca, mide hastalıkları gibi Folik asit/Homosistein
metabolizmasının bozulabileceği durumların erken tanı ve tedavisi
önerilmektedir. Önerilen vitamin tedavisi: 0.4 mg/gün Folat, 2
mg/gün B-6, 6 mikrogram/gün B-12 kullanımıdır.
Plasma
homosistein düzeyi bakılamadığı durumlarda, hastalarda
aterosklerozun bilinen diğer risk faktörleri ve Chlamydia
antikorları yoksa profilaktik vitamin tedavisi yararlı olabilir.
Aterosklerozun önlenmesi ve tedavisi
A) Primer korunma - Sigara kullanımının önlenmesi ve
azaltılması - Sebze ve meyvelerden zengin, orta derecede
protein içeren, lipid profilini olumlu yönde etkileyecek, yeterli
kalsiyum ve mineral içeriğine sahip bir beslenme alışkanlığının
yerleştirilmesi - Şişmanlığın önlenmesi ve azaltılması
(Bireyler, body mass index (BMI)'leri 25 kg/m2'den büyükse uygun
diyet ve düzenli fizik aktiviteyle zayıflatılmalıdır.) - Her
yaşta fizik aktivitenin arttırılması ve spor yapılmasının
desteklenmesi, ideal kiloya ulaşma ve HDL düzeyinin artırılması
yanında nörohumoral dengenin ve muskuloskletal sistemin sağlığının
korunması ve iyileştirilmesi içinde gereklidir. - Kan basıncı
ve lipid değerleri bireylere öğretilmelidir. Belli aralıklarla
yapılacak sağlık kontrollerinin önemi vurgulanmalı ve yapılmaları
sağlanmalıdır. Bu yolla ileri yaşlardaki diyabet, dislipidemi ve
hipertansiyon olguları, erken, asemptomatik ve amorbid dönemlerde
yakalanarak tedavi edilebilecektir. - Sosyopsikolojik etkenler
olumlu yönde değiştirilmelidir. - Yüksek risk altındaki kişiler
belirlenerek yoğun tedavi altına alınmalı ve aterosklerozun ortaya
çıkaracağı hastalıklar önlenmelidir (Koroner kalp hastalığı,
periferik arter hastalığı, beyin damar hastalığı, aortik
ateroskleroz ve aterosklerotik valvuler kalp hastalıkları gibi
hastalıklar
önlenmelidir). B-
Sekonder korunma
(EAS-
Avrupa Ateroskleroz Cemiyeti) 1998 Koroner Arter Hastalığından
korunma ve AHA/ACC-1999 MI Tedavi Kılavuzuna göre) Primer korunma
ilkelerinin yanı sıra aşağıdaki önerilerin uygulanması tavsiye
edilmektedir.
- Sekonder profilakside hiperlipidemi tedavisi (TKD-1998 ve
ACC/AHA 1999 MI Tedavi Kılavuzlarına göre): - Klas I
(Tartışmasız kabul edilen, uygulanması faydalı ve etkili olan
endikasyonlar) 2. basamak kolesterol ve satüre yağlardan fakir
diyet (200 mg/gün'den az kolesterol içeren ve toplam kalorinin
%7'sinden azını karşılayacak şekilde satüre yağ içeren
diyet) 2. basamak diyete rağmen LDL kolesterolü 125 mg/dl'ın
üzerinde olan olgulara ilaç tedavisi başlanması (HEDEF: LDL DEĞERİ
100 mg/dl'NİN ALTINDA OLMALI) HDL değeri 35 mg/dl'den düşük
olan normal kolesterol düzeylerine sahip hastalarda
nonfarmakolojik tedavinin (egzersiz gibi) başlatılması - Klas
IIa (Büyük bir çoğunlukla kabul edilen uygulanmasında yarar
olabilecek endikasyonlar) 2. basamak diyetine rağmen LDL
kolesterol değerleri 100-130 mg/dl arasında kalmış olan hastalara
ilaç tedavisinin başlatılması (TKD-1998 Kılavuzu'nda
önerilmiştir) Kolesterol düzeyi normal ama HDL düzeyi 35
mg/dl'den düşük olgularda nonfarmakolojik tedaviden yeterli sonuç
alınamıyorsa Niacin gibi ilaçlarla ilaç tedavisini başlatmak -
Klas IIb (Yararı ve etkinliği tam olarak kabul
edilmemiş/kanıtlanmamış ama seçilmiş hastalarda yararı olabileceği
düşünülen tavsiyeler) HDL ve LDL düzeyleri göz önüne alınmadan
trigliserid düzeyi 200 mg/dl'den yüksekse Niacin veya Gemfibrozil
gibi bir ilaçla tedavi başlanması
(Bu
endikasyon 1996 ACC/AHA Kılavuzu'nda Trigliserid düzeyi > 400
mg/dl olanlar için IIb kategorisinde tavsiye edilmiştir. TKD 1998
Kılavuzu'nda da trigliserid düzeyi 400 mg/dl'nin üzerindeyse
Gemfibrozil veya Niacin başlanabileceği bildirilmiştir.)
- Kan basıncı: JNC-VI 1997 ve WHO/ISH-1999
Hipertansiyon Tedavi Kılavuzları'na göre bütün aterosklerotik
hastalarda , kan basıncının 130 mmHg sistolik ve 85 mmHg diastolik
değerlerinin altında olmasının sağlanması tavsiye
edilmektedir. - Kan şekeri: Aterosklerotik hastalığı
veya koroner arter hastalığı olan hastalarda özellikle aile
öyküleri de varsa, mutlaka oral glukoz tolerans testi yapılarak
glukoz tolerans bozukluğu (GTB) araştırılmalıdır, çünkü tip 2
diyabetin öncül evresi olan GTB aterosklerotik hastalık riskinde
artışla yakın bir ilişki
içindedir. Avrupa
Uluslararası Diyabet Federasyonu (E.I.D.F.) 1998 yılında tip 1
(insuline bağımlı) ve tip 2 (insuline bağlı olmayan) diyabetin takip
kılavuzlarında tedavi hedefleri olarak aşağıdaki tabloları
yayınlamıştır.
TİP-1
DİYABETTE GLUKOZ KONTROLUNUN DEĞERLENDİRİLME DÜZEYLERİ (E.I.D.F.
1998)
 |
Diyabeti
olmayanlar
|
yeterli
|
yetersiz
|
HbAıc (%)
|
<6.1
|
6.2-7.5
|
>7.5
|
Açlık/yemek öncesi kan şekeri
(mg/dL)
|
70-90
|
91-120
|
>120
|
Tokluk
(zirve) kan şekeri (mg/dL)
|
70-135
|
136-160
|
>160
|
Yatmadan
önce kan şekeri (mg/dL)
|
70-90
|
110-135
|
>135
| |
TİP-2
DİYABETTE GLUKOZ KONTROLUNUN DEĞERLENDİRİLME DÜZEYLERİ (E.I.D.F.
1998)
 |
İyi
|
Sınırda
|
Yetersiz
|
Kan
şekeri Açlık (mg/dL) Tokluk
(mg/dL)
|
65-100 100-125
|
101-120 126-160
|
>120 >160
|
Plazma
glukozu Açlık (mg/dL) Tokluk
(mg/dL)
|
70-110 110-145
|
111-135 146-180
|
>135 >180
|
HbAıc ( %
)
|
<6.5
|
6.6-7.5
|
>7.5
| | Diyabetik
hastalarda kan şekerinin regülasyonunun yanı sıra diğer risk
faktörlerinin de tedavisi son derece önemlidir.
Bazı
hastalarda, özellikle yaşlılarda, ideal bir kan şekeri kontrolunun
sağlanması zor veya olanaksız olabilir. Bu nedenle, bu hastalarda
daha az katı hedeflerin saptanması yararlı olabilir.
- Aspirin: 80-300 mg/gün, kontrendikasyon olmayan bütün
hastalara önerilmelidir. - Östrojen (Estrogen) tedavisi:
1996 ACC/AHA MI Tedavi Kılavuzu'nda (klas IIa olarak) tavsiye
edilmiştir. Ancak 1999'da sekonder korunma için miyokart
infarktüsü geçirmiş (de novo to) post menopozal kadın hastalara
(estrogen + progestin ile) hormon replasmanı tedavisinin
yapılmaması (klas IIa olarak) tavsiye edilmiştir. Buna karşın
infarktüs geçirirken hormon replasmanı tedavisi altında olan
(estrogen + progestin kullanan) post menopozal kadınlarda tedaviye
devam edilebileceği, kesilmesine gerek olmadığı bildirilmiştir
(klas II a). - Antikoagülasyon: Kronik atriyal
fibrilasyonu olan, sol ventrikülde trombus gelişmiş olan, Aspirin
alamayan infarktüs geçirmiş hastalarda tavsiye edilmiştir.
İnfarktüs sonrası yaygın duvar hareket bozukluğu olan veya
paroksismal atriyal fibrilasyon atakları görülen hastalara da
antikoagülan tedavi başlanmasının yararlı olabileceği tavsiye
edilmiştir. - Oluşan aterosklerotik hastalık veya
komplikasyona yönelik medikal veya invazif stratejilerin
uygulanması. |
| |