Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı.Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu.İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı.

Bu,pek de olumlu bir zafer değildi.Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzayden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.

Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti.Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil,okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı.Parşomen,kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında,onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi.

Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı.Yalnız kral saraylarında,ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı.Bundan başka,kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.

KİTAP...KİTAP!!!
O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı.Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan,özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu.Bu mürekkep,bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan(mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden(yada Arap zamkından) yapılırdı.İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve ozaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete:

"Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız.Elde edilcek sarı suyu bir bezden südükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz.Bunu,unla karıştırmış,demir sülfat katınız.sık sık,bir kaşıkla karıştırınız.Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz.Mazıların yeter derecede,Ren şarabınında mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir.İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz.Mürekkebi kalmenizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz.İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz,koyutlmak için bir reçine tozu katınız,sonra da dilediğinizi yazınız!"

Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı.O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu.Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı.Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir.Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil,yazan da iyi görebilir.

Bir dönemer nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı.

ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR
Kağıdı ilk yapanlar,Çinlilerdir.2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken,Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı.
Kağıt yapmak için bambu lifleri,bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu.Bunları,bir dibek içinde suyla karıştırıp hamır haline getiriyorlardı.Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu.
Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu.Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp,liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi.Su,kafesin deliklerinden akar,kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı.Bu tabakayı dikkatle kaldırır,bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı.Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı.

Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti.Bu iş bazı aşamalardan geçti:
 
 




 










704 yılında Araplar,Ortaasya'da Semerkant kentini aldılar.Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine götürdüler.Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya,İspanya ve suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu.Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabirka kurlmuştu.Arap tacirleri karanfil,biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da götürüryorlardı.Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu.Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı.Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı" ndan tutun da,güvervin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı.

Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı.Siyah benekli bir rengi vardı.Işığa tutulduğunda,yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu.

Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle" kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti.Artık XIII. yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü.

BASKININ ÖNDERİ
Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı;yani,baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi.
Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu.Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu.Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı.Yazıcının(hattat) yazı kalmeyile savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti.Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu.

Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı.Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu.Oysa,baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu.Böylece kocaman,kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış ,harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı.

Elyazması kitaplardaki her resmi,ressamlar yapmak zorundaydı.Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı.Yazı yazan makine,yani baskı makinesi,aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü.Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu.

Bütün bunlar kitapları ucuzlattı.Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar,iç kapaklar,dış kapakklar,gömme başlıklar,bizi hiç şaşırtmaz.Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür.Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde.

Oysa kitaplarda iç kapağın başlığın ,gömme başlıkların ve virgüllerin olmadığı dönemler vardı.

Bütün bunların ne zaman ve niçin ortaya çıktığını kesin olarak söylemek bile mümkündür. Sözgelişi ,dış kapak 1500 yılında şu nedenle ortaya çıkmıştır.:Eskiden kitaplar basılmaz yazılırdı.Bunlar büyük bir çoğunlukla satış için değil,ısmarlama olarak yazılırdıçBu yüzden kitap yazanın kitabı reklam etmesine hiç gerek yoktu.

Basımevleri için durum daha da farklıydı.Bir basımevi yüzlerce,binlerce sayıda kitap basılıyordu.Hem bu basttığı kitaplar ısmarlama olarak değil,doğrudan doğruya satış içindi.Bu kitaplara alıcı bulmak gerekliydi.Bunun için kitabın adını,birinci sayfayabüyük harflerle basmak gerekiyordu.

İşte böylece kitap kapağı ortaya çıkmış oldu.O dönemde kitabın ilk sayfası kitapçı dükkanının kapısına asılırdı.Bu,kitabın çıkışını bildiren bir ilan demekti.

Kitabın çıkışıyla,şu ana kadar eldeettiğimiz bilgilerin çoğunu bu yolla elde etmiş olduk.Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir.Şu an hali hazırda e-books dediğimiz teknolojik aletler kullanılmakta.Ancak bir geçek var ki,yazının ölümsüzlüğü...Belki sözcüklerin,belki de düşüncelerin eninde sonunda vücut bulacağı ve kullanacağı yazılardır..Geçmişin zorluklarıyla geleceğimize pencere açarsak,yazının icadını aklımızdan çıkarmayalım.

'dan Alınmıştır.


 
Geri
Hosted by www.Geocities.ws

1