Eski çağlardan beri, insanların yoğun ilgi odağı olan hayvan ve insan
figürlü astrolojik burçlar ve gezegenler, 12. yüzyıldan itibaren Artuklularda,
Selçuklularda ve aynı döneme ait diğer medeniyetlerde, her türlü malzemede
süsleme unsuru olarak kullanılmıştır.
Babil’den itibaren başlayan bu mistik ilgi, Yunan, Roma, Bizans, Mısır,
Hint ve Çin’de bütün sanat dallarına damgasını vurmuş; büyü, astrolojik
hayvanlar, melekler, ejderler, hayvanlar arası mücadele sahneleri, Orta
Çağ bilginlerinin de bu konulara aşırı duyarlılığı nedeniyle, 12. ve 13.
yüzyıllardaki el yazması kitaplarda, edebi eserlerde, resimlerde anlatılmıştır.
Hatta, Nasr-el-Din Sivasi’nin tezkeresi ve Cezeri’nin Otomato tezkeresinin
birinci bölümü, bütün İslam aleminin astrolojik konularla, büyü ve sihirlerle
uğraştığını gösteren resimlerle donatılmıştır.
Bu semboller, özel anlamlar taşıdıkları, nazar, tılsım, uğur gibi metafizik
değerleri temsil ettikleri düşünülerek, her türlü malzemede, sivil ve dini
mimaride, el sanatlarında, ahşap, taş, çini, kumaş, maden ve dolayısıyla
sikkelerde de kullanılmıştır. Sikkelerinde figüratif ögeleri kullananlar
arasında Artuklular da vardır. 11. yüzyılın sonundan 15. yüzyıla kadar
Hasankeyf, Mardin ve Harput bölgesinde hüküm süren Artuklular, Döğer boyundandırlar.
Artuklu sikkelerinde Roma, Bizans, Türk ve İslam etkileri
görülür. Ancak, en fazla etkilendikleri medeniyet, şüphesiz ki Selçuklulardır.
Tesbit edilebildiği kadarıyla Artuklular, sikkelerinde bakır ve çok az
miktarda da gümüş kullanmışlardır. Bizans tarzı kıvırcık saçlı büstler,
melekler, çift başlı kartallar, ejderler, Şamanizmde, Selçuklularda bolca
kullanılan kutsal ağaçlar, zeytin, hurma ve bolluk-bereket sembolü nar,
Artuklu sikkelerinde görülen öğeler arasındadır. Bizans tarzındaki sikkeler,
-tıpkı Selçuklularda olduğu gibi- komşularıyla kolay ticaret yapılabilmek
amacıyla, yani her ülkede geçerli olabilmesi için kestirilmiştir. Sikkelerdeki
konular içinde hakimiyeti simgeleyen motifler ve günlük hayattan alınan
konuların yanısıra, mistik ve mitolojik öyküler de yer almıştır.
Örnek olarak vereceğimiz sikke, Hasankeyf Meliki Nureddin Muhammed’eait
olan melek figürlü sikkedir. Darp yeri bilinmemekle
beraber kesim tarihi 1175’dir. Ortada görülen kanatlı melek figürünün başında
semavi parlaklığı ve mevkiyi simgeleyen hale bulunmaktadır. Sanat tarihçisi
Robert E. Darley-Doren, sikkede görülen meleğin, hükümdarın hakimiyetini
müjdeleyen bir haberci olduğu görüşünü savunmaktadır. Selçuklularda da
kullanılan melekler müjdeci, koruyucu gibi özellikleri temsil ederler.
Konya kalesinde bulunan iki melek figürünün, kaleyi koruyucu nitelik taşıdığı,
sikkelerde avcı ile birlikte görülen meleklerin de, ava uğur getirici olduğu
düşünülebilir.
Artuklular tarafı ndan
kullanılanda da görüldüğü gibi, sikkeler yalnızca mübadele aracı olmayıp,
bir medeniyetin devlet şekillerini, inançlarını, hükümdarların saltanat
sürelerini, almış oldukları ünvanları, iktisadi hayatı, sanatsal zenginlikleri,
kaybolmuş bir şehri, günümüze ulaşamamış bir bitkiyi, tarihsel olayları
ve o medeniyetin sanatsal etkileşimlerini de gösteren, sanat tarihi açısından
çok zengin bir belge ve kaynak niteliğindedirler.
Geri
|