GÜNCEL YAZI(7)

 
  Müzakere tarihi..!

Herkesin merakla beklediği, iple çektiği ve birçok kişinin ülkenin geleceğinin belirleneceğini iddia ettiği 17 Aralık günü AB üyeleri ile görüşme gerçekleşti. Söylenenlere göre çok çetin görüşmeler, tartışmalar sonrasında nihayet ortak bir noktada buluşuldu. Ülkede bir bayram havası estirilmeye başlandı. Fakat bir kısım insanlar, çok ciddi gerekçelere dayalı olarak bu anlaşmanın olumsuz ve kabul edilemez olduğunu ileri sürüyorlar. Şimdi bu durumu biraz inceleyelim.

Kısaca, görüşmelerin öncesine gidelim ve çeşitli kesimlerin görüşlerine ve sözlerine bakalım: Muhalefet, hükümeti ülkenin hassasiyetleri, öncelikleri ve olmazsa olmazları konusunda uyarıyor, müzakerelerin şartsız ve tam üyelik hedefli olarak başlaması gerektiğini vurguluyordu. Ordudan kesin bir açıklama gelmiyor, yalnızca çeştli hassasiyetlerinin olduğu (Kıbrıs gibi) biliniyordu. Cumhurbaşkanı da ordu gibi bağlayıcı ve hükümeti belki de zor durumda bırakacak bir açıklama yapmıyor, hassasiyetlere dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyordu. Gelelim hükümete: Başbakan ve dışişleri bakanları bu farklı kesimlerden gelen görüşlere önem verdiğini söylüyor ve içlerinin rahat (müsterih!) olmasını istiyordu. Medyaya çeşitli kırmızı çizgilerden bahsediyor ve bu konularda asla ve asla taviz verilmeyeceğini söylüyorlardı. Bu kırmızı çizgiler ışığında, varılan anlaşmayı değerlendireceğiz.

Başlıca 3 kırmızı çizgiden bahsediyorlardı: (1) Kıbrıs sorunu kesinlikle bir önşart olarak öne sürülemez. (2) Müzakereler kesinlikle tam üyelik hedefli olmalıdır. Ucu açık bir süreç kabul edilemez. (3) Serbest dolaşım hakkı gibi haklara kesinlikle kısıtlama getirilemez.

Bu kırmızı çizgilerden en önemlisi Kıbrıs konusundaydı. Kıbrıs bizim yıllardır sürdürdüğümüz bir milli davamızdı. AB ile müzakerelere başlamak için bir şart konamazdı. Fakat Brüksel'de imzalanan anlaşmada belirtilen 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs konusunda Rum tarafıyla anlaşmamız yani Kıbrıs'ı tanımamız gerektiği net bir şekilde görülüyor. Bu durumda bu kırmızı çizginin çiğnendiği, yalnızca 10 ay kadar bir süre kazanıldığı anlaşılıyor. İkinci kırmızı çizgi ise, müzakerelerin tam üyelik hedefli olması, ucu açık olmamalıydı. Burada da, çizginin çiğnendiği görülüyor. Müzakerelerin ucunun açık olacağı belirtildiği gibi, üye ülkelerden herhangi biri istemediği takdirde müzakerelerin üyelikle sonuçlanmayacağı ve kesileceği gerçeği de gözardı edilmemez. Sözün kısası ikinci çizgimiz de çiğnenmiş oluyor. Üçüncüye geldiğimizde, serbest dolaşım gibi haklar konusunda herhangi bir kazanımımız yok. Üye ülkeler gerekli gördükleri anda bu haklarımıza üstelik kalıcı kısıtlamalar getirebilecekler. Maalesef, bu çizgimiz de gitti.

Böyle bir durumda, insanın aklına bu görüşmelerin ve imzalanan sonuç bildirgesinin ülkemiz açısından hiç de iç açıcı bir mahiyet taşımadığı fikri yerleşiyor. Fakat, hiç umulmadık gelişmeler yaşanıyor ve Brüksel sonrasında medyanın büyük çoğunluğunda ve AKP kadrosunda bayram havaları estiriliyor. Hatta Ankara'da İ. Melih'in düzenlediği büyük bir gösteri ve kutlama tertip ediliyor. AKP'liler bu kutlamalarda büyük coşku yaşıyor ve bu coşkuya Recep Tayyip E. ve A. Gül de eşlik ediyor.

Brüksel Zirvesi'ni öncesi ve sonrasıyla beraber kısaca değerlendirdik. Tüm bu olaylar içerisinde bizce en öneml noktalardan birisi medyanın bu gelişmeleri bir bayram edasıyla topluma vermesiydi. Medyanın bu tutumu başka bir yazı konusu. Bu yazıyı burada bitiriyoruz. Size de medyanın manşetlerinden ziyade çeşitli görüşlere mensup köşe yazarlarını okumanızı ve dikkate almanızı tavsiye ediyoruz.

Görüşmek üzere...

Cumhuriyetimizi ve Atatürk ilkelerini koruyalım...

 
mail:     .:Güncel yazılar sayfası:.
[email protected]     .:Ana sayfa:.
Hosted by www.Geocities.ws

1