...::: VATİ - KAN ! :::... |
VATİKAN DEVLETİ Vatikan’ın
gizli ilişkileri
Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman
açıklanmayan bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı
açıklamalar biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla
açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin azlığından
yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir, biraz daha fazla para
kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir. Mali komisyonda kardinaller
vardır ve başkan da (Prefektür denir) Amerikalı Kardinal Edmund Szoka’dır. DÜNYAYI SARAN AĞ Vatikan’ın doğrudan ya
da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den
fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu
yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24 saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi
sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den
kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse
Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya
satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen
reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da
Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri
veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Bu açıdan
bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan
holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar
değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde hissedardır. Çeşitli
ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Bir çok bankanın
ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları
vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik
Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer
şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı
yatırımları ve ortaklıkları vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu
ABD’yi yönetebilmek için sadece Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu
düşünülürse Vatikan “Mucizesi (!)” daha iyi anlaşılır. İhraç malı olarak
sadece “Dualar ve Emirleri” olan bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu
yönetip dünyanın en zengin devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle
tanımlanabilir
ki...
Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü Papa’dan önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur.
Vatikan uzmanı
araştırmacı David Yallop’un
belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki bir “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın ortak
girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp
sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir durumdur.Vatikan’ın
özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş bir istihbarat ağı
vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta Fransa, Polonya ve
Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır.
Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle
ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal
olarak tanınıyordu. Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan bir
devlettir. Bu pis işleri temizlemek Mafia’nın
görevidir.Vatikan’ın siyaset aleminde de yarı-gizli yarı-resmi desteklediği
partiler ve siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU
(Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi) çizgisidir.
Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci ve işçi
kuruluşlarıyla, organik bağları vardır. Vatikan, BM’de, UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de
“gözlemci” statüsündedir.“Vatikan nedir?” sorusunun gerçek yanıtı da işte
bu ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi-politiğiyle “Devlet Sosyalizmi”ni uygulayan
-kendisi sosyalizme karşı olsa da- bir Kilise Devleti’dir. Toplumsal-Tarihsel
bağlamında ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik-Dinci” bir devlettir. Bu
özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan Fundementalizm’in
(köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü temsilcisidir. Gerçekten de Vatikan,
Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist
Tanrı-Krallığıdır.
İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla
Vatikan,tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir
VATİKAN DEĞİL LATERAN
VATİKAN DEVLETİNİN BEYNİ “CURİA” Devlet ve siyasi erk olarak Vatikan’ın en
önemli ve güçlü kurumu, “Curia”dır. Bu kurum Devlet
olarak Vatikan’ın beynidir.Vatikan’ın 1983’de kabul edilen en son
Anayasası’nın (Code of Canon Law) 360. paragrafında Curia,
“Papa’nın adına ama Kiliselerin hayrına ve yararına çalışma yapmakla yükümlü
kılınmış bir kurumdur.” Curia, Papalık Sekreteryası (Devlet Bakanlığı); Kilise Kamu İşleri Konseyi
(CPAC); Katolik Cemaatleri (Congregations);Yargı Kurumları
ve diğer enstitülerden oluşmaktadır. Curia’yı
oluşturan bu bakanların, deyim yerindeyse “sinir sistemi” Kilise Kamu İşleri
Konseyi’ dir. Vatikan’ın yukarıda sözü edilen
Anayasasına göre Curia, çok önemlidir ki, “Dini /
Ruhani” bir kuruluş olarak değil, tartışmasız “Dünyevi / Seküler”
bir kuruluş olarak bizzat Tanrı tarafından değil, bizzat insan tarafından
oluşturulmuş bir birim olarak kabul ve tasdik edilmiştir. Dolayısıyladır ki,
Vatikan’ın bu dünya ile ilgili tüm işleri, başta da siyasi, diplomatik ve ekonomik
kararlarla, uluslararası ilişkileri “Dinsel” değil, “Dünyevi” olan bu kurum
aracılığıyla ele alınır ve yönlendirilir.Curia ilk
kez 1605’de diğer ülkelerdeki Kardinal Büyükelçileriyle çalışan Devlet
Bakanlığı olarak kurulmuş, daha sonra 1721’de kendi içinde tüm Papa Devletlerinin
Başbakanlığı adı altında bir makama sahip olmuştur. Papalığın Başbakanı aynı
zamanda Dış İşleri Bakanıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki Curia,
Tanrı tarafından öngörülmüş bir kurum olmadığı için gerekli görüldüğü
takdirde Papa’nın emriyle ilga edilebilir. Vatikan’daki
“Tanrı-Devleti”nde irili ufaklı 200’den fazla bina vardır. Vatikan’ın üçte
biri bina, üçte biri park ve üçte biride kaldırımdır. Papalık makamının
bulunduğu yere Roma’yla Vatikan’ı ayıran ünlü Bronz
Kapı’dan girilir. Vatikan “Kent ve Devleti”ne giriş ise Bronz Kapı’nın
yaklaşık 300 metre kadar sağında yer alan Saint Anne Kapısı’ndan yapılır.
Araçlar ve halk Vatikan’a ancak buradan giriş yapabilirler. Kapılarda İsviçreli
Muhafızlar beklerler. Dilerlerse kimlik denetimi yapabilirler; içeriye sokup sokmamakla
serbesttirler. Bronz Kapı ise sadece önemli törenlerde açılır. Bu kapıdan içeri
girildikten yaklaşık 150 metre kadar ileride genişçe bir avlu ile buna bakan
mahzeniyle birlikte beş katlı bir saray bulunur. Papalar işte burada otururlar.
Pencereleri Vatikan’ın ve dünyanın en ünlü ve görkemli binasına bakar. Bu bina St. Peter Kilisesi’dir. 70.000 metre
karelik bir alanı kaplayan bu Kilise, Vatikan “Tanrı-Kent”in en yüksek
binasıdır.Bronz Kapı’nın tam karşı sınırında, Papa’nın helikopteri için
yapılmış olan küçük iniş pisti vardır. Onun sağında Vatikan Radyosu, onun
yanında da yabancı öğrencilerin kaldıkları yurt binası yer almaktadır. Bu iki
binanın arasında park bulunur. Park’ın ucunda “Curia”
sarayı vardır. Devlet olarak Vatikan buradan yönetilir. Parkın diğer alt yanına
doğru İlahiyat Akademisi (Kardinaller Koleji) bulunur. Burası bir bakıma Papalığın
Senatosu gibidir. Kolejin önünde Vatikan Müzesi, yanında paha biçilmez arşiviyle
Vatikan Kütüphanesi yer alır. Bunlara bitişik binada Vatikan’ın “Laik Konsey”
binası vardır. Vatikan’da bir de işçi sendikası vardır ve o da bu binadadır.
Papanın sarayının uzantısında ise Vatikan Bankası bulunur. Az ilerisinde de
Vatikan’ın resmi yayını olan “Osservatore Romano” gazetesinin yönetildiği bina vardır. PAPA 2. JOHN PAUL’Ü TAHTA OTURTAN ÖRGÜT Ölen Papa’nın yerine
seçilecek olan Kardinal’i, Papalığın Senatosu sayılan Kardinaller Koleji’nin
üyeleri belirlerler. Ancak tüm Kardinaller bu seçime katılamazlar. Yaşları
genellikle 80 ve daha yukarı olanlar bu zor ve meşakkatli seçime dayanamayacakları
gerekçesiyle oy kullanmaya çağrılmazlar. Kardinaller Koleji’nde bazı
değişiklerle -örneğin ölüm, hastalık, bunama- 110 ile 120 arasında Kardinal
bulunur. 2. John Paul’un seçimine 111 kardinal katılmıştı. Papaların seçimi Sistine Chapel denilen küçük kilisede
yapılır. Papanın ölümünden sonra çağrılı olan Kardinaller bu küçük
kiliseye alınırlar ve Papayı seçinceye kadar bir daha dış dünyayla
görüştürülmezler. Bu seçim bazen günlerce bazen haftalarca hatta aylarca
sürer. Ve Papanın seçildiği bu küçük kilisenin bacasından tüttürülen beyaz
dumanla dünyaya duyurulur. Dumandan sonra karar değiştirilemez. Kim seçilmişse
tüm Katolik aleminin ona itaat etmesi gerekir. Böylece 900 milyon insana sözünü
geçirtecek olan bir önder sadece 100 kadar yaşlı insanın verecekleri oylarla
seçilmiş olur. Papalar Teslis’de
(Trinite) yeralan Kutsal Ruh
tarafından İsa’nın Havarileri’nin en büyüğü ve ilk Papa kabul edilen Aziz Peter’in vekili olarak seçilirler. Papa
seçiminde oy birliği değil oy çokluğu aranır.Papalık seçimlerinde Vatikan’ın
tüm iç dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar. Gerçi
inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte CIA’sından
KGB’sine ve MOSSAD’a kadar
tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak oynatıyorlardır. Örneğin 2. John Paul adını alarak Papa olan Krakov
Kardinali Karol Wojtyla (Voytila) hiç kimsenin favorisi olmadığı halde Papa
seçilivermişti. Bu nedenle 2. John Paul’un “Olağanüstü” bir gücü olduğuna
inanılmıştı. İsviçreli parlamenter ve toplum
bilimci Jean Ziegler’in dediğine göre OPUS DEI kendisiyle
Komünizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli çalışan aşırı sağcı bir
harekettir. Ve işte Polonyalı Kardinal, şair ve aktör Karol
Wojytla’yı, Papa 2. John Paul olarak Vatikan’daki tahta
oturtan bu örgüttür. Karol, Papa seçilince Cizvitlerin
başı Peter Pedro Arrupe hemen muhalefete başladı. OPUS DEI tarafından seçtirilen
Papa’yı tanımamakla tehdit etti. 1983’e kadar Cizvitler 2. John Paul’a karşı
muhalefet ettiler. Bu arada Papa’ya suikastler
düzenlendi. Portekiz’de oturan Arrupe’nin taraftarı bir
papaz, Papa’yı tahtında otururken bıçakla saldırarak öldürmek istedi. Papa
ise OPUS DEI’nin Vatikan’da tüm dizginleri eline
alıncaya kadar bekledi. 1983’te Cizvitlere karşı taarruza başladı. Kişisel
yetkisini kullanarak Cizvitlere yeni bir önder seçilmesini sağladı. Bu, 54 yaşındaki
Hollandalı Cizvit Hans Kolvenbach’dı.
Bu seçimde Papa’nın adamı diye bilinen Kolvenbach’ın
seçilmesi Cizvitleri yeniden ateşledi. Bu kez doğrudan OPUS DEI’yi
hedef alan saldırılara başladılar. Ve OPUS DEI’yi,
aynen, Katolik Kilisesi’ndeki Mason Locaları olarak tanımladılar. Buna karşılık
Papa da onları Latin Amerika’da Marksistlerle dayanışma halinde olmakla suçladı.
Papa bir risale yayınlayarak Marksizmi kınadı. Cizvitler de
buna karşı Papa’nın Latin Amerika’daki kapitalist sömürüyü, adaletsizlikleri ve
işkenceleri görmemezlikten gelmekte olduğunu ve yoksulları
insan yerine koymadığını vurguladılar. Konu daha sonra İnsan Hakları
tartışmalarına geldi. Cizvitler ısrarla insan haklarını savundular. Papa da köşeye
sıkışınca Vatikan’ın daima insan haklarından yana olduğunu yayınladığı bir
risaleyle tekrarladı. Tartışma büyüdü. Bu arada Papa, tarihte ilk kez olarak
doğrudan OPUS DEI üyesi olduğu açıklanmış olan bir gazeteciyi, 48 yaşındaki ABC
gazetesinin Roma muhabiri İspanyol asıllı Joaquin Navorro-Valls’ı Vatikan’ın basın
sözcüsü yaptı. Böylelikle sadece Kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir
göreve tarihte ilk kez dinadamı olmayan, Laik bir kişi
atanmış oldu. Papa, ayrıca, 1984’e kadar Cizvitler tarafından yönetilen Radyo
Vatikan’ın başına da yine Laik bir şahsı atamıştı. (Tanrı’nın İşleri)
adlı gizli örgüt 2 Ekim 1928 de Madrid’te kurulmuştu.
Kurucusu sıradan bir papazdı. Adı, Jose Maria Escriva
de Balaguery Albas’tı. Escriva’nın amacı din adamlarını değil, ama en az onlar
kadar Katolikliğe sadık Laik iş ve meslek sahiplerini biraraya
getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş
elit bir kadroyu oluşturmaktı. Oluşturdu da. Böylelikle Vatikan’a bağlı fakat
onun içinde yer almayan ilk Laik muhafızlar örgütü kurulmuş oldu. Doktorlar,
işadamları, gazeteciler, yazarlar, avukatlar, mimarlar vb. vb. bir arada OPUS DEI için
çalışmaya başladılar. Çeşitli ülkelerdeki aynı meslek sahipleriyle ilişkiler
kurdular. Bu ilişkileri sağlayabilmek için iki anahtar kavram seçmişlerdi. Kendisini
uygar, barışsever ve eşitlikçi, demokrat kabul eden hiç bir aydının bunlardan
sakınması mümkün değildi. OPUS DEI bu kavramları kullanarak bir çok ülkede
konferanslar, seminerler ve toplantılar düzenledi. Böylece oluşturulan
“Dayanışma” grupları gerçekte tek amaca hizmet ediyordu: OPUS DEI’nin
Vatikan içindeki yerini güçlendirmeye. Escriva,
Diktatör Franko’ya çok yakın bir dinadamıydı.
OPUS DEI vargücüyle onu destekledi. Karşılığında da Franko Kabinesinden 10 Bakanlık aldı. Böylece çok büyük
bir servet edinme şansını elde etti. Bu sermayeyle yeni ve uluslararası şirketler
kurdurdu. Özellikle İspanya’nın turizm sektöründeki gelirlerinden büyük
pay almaya başladı. Daha sonra inşaat sektörüne girdi. Sonra da Eğitime.
Çeşitli ülkelerde okullar açmaya başladı. Halen OPUS DEI’nin
dünyada 428 üniversitesi ve sayısız okulu vardır. Peru, Kolombiya ve Guatamala’da yatırımlara başladı. Daha sonra da Şili de
General Pinochet ile temas kurdu. Bu diktatörü de sonuna
kadar destekledi. PAPALIĞA HİZMET EDEN AHTAPOT Escriva ilk kez 1950’de Vatikan’ın dikkatini çekebilmişti. Papa 12. Pius, Escriva’ya ve OPUS DEI’ye Katolikliğe hizmet eden “Seküler Enstitü” statüsü verdi. Daha sonra 1960 yıllarında Papa 23. John’dan ve sonraki Papa 6. Paul’dan da yakınlık gördü Escriva. Komünizme karşı özellikle Polonya’da yürütülen gizli, yeraltı çalışmalarında dinadamı olmayan meslek sahibi üyeleri çok çalıştılar. Böylece Escriva, “Preletür” (Bölgesiz Dini Yetkili) sıfatını kazandı. OPUS DEI bundan sonra daha da gelişti. İngiliz araştırmacı Michael Walsh’ın deyimiyle bu örgüte OPUS DEI değil ACTOPUS DEI (Ahtapotun İşleri) denilmeliydi. OPUS DEI gittiği her ülkede ilkin mesleğinde çabuk yükselmek isteyen hırslı, yerleşik ahlaki değerlere önem vermeyen şahıslarla, kendilerini çok önemseyen fakat nedense adlarını duyuramamış aydınları avladı. Özellikle Basın ve TV’de bunları destekledi. Mesleklerinde adlarını duyurmalarını sağladı. Sonra da bunları kullanarak ülkede her istediğini yaptırır hale geldi. OPUS DEI’NİN ZÜRİHTE UYGULADIĞI USTA TAKTİK
Görünüşte tam bir Seküler
örgüt gibi çalışan OPUS DEI gerçekte sadece Katolikliğin egemenliğini temin etmeye
uğraşıyordu. Bu gerçek Escriva’nın bölge
kumandanlarına gönderdiği ve Non Ignoratis
(Gözden Kaçmasın) başlıklı mektubunun 1970’li yıllarda basına
sızdırılmasıyla anlaşıldı. Escriva mektubunda
kendilerinin Seküler sayılmalarının sadece bir taktik
olduğunu ve tek hedeflerinin bu maske altında Katolikliği egemen din olarak
yerleştirmek olduğunu vurguluyordu ve bu hususun gözden kaçırılmaması gerektiğini
söylüyordu. OPUS DEI önderi Escriva, Papa yaptırdığı 2.
John Paul tarafından ölümünden 15 yıl sonra Aziz yapılmak için sırada bekleyen
2000 kişinin önüne geçirildi. Normal olarak 300 yıl beklenmesi gerekirken Escriva 15 yılda Aziz olma yoluna girdi. Halen Vatikan’da en
önemli kurumlardan biri olan “Hıristiyanlık-Dışı Dinler ve İnançsızlar”
Bakanlığını elinde tutan OPUS DEI bu kurum aracılığıyla özellikle Müslüman
ülkelerle ilişki kurmuştur. Türkiye’de de OPUS DEI’yle
iş ve ticaret ilişkileri içinde olanlar vardır hiç kuşkusuz. OPUS DEI, vargücüyle tüm kiliseleri birleştirmeyi öngören Ekümenizm hareketini desteklemektedir. Bu nedenle Vatikan
tarafından hazırlanmış olan Ekümenizm hareketi nedir bunu
bilmekte yarar vardır. VATİKAN’IN TÜRKİYE’Yİ NASIL GÖRDÜĞÜNÜ ORTAYA KOYAN
AÇIKLAMA 13 Kasım’da Papa 2. John Paul Ermenistan Kilisesi’nin başı 2. Karakin ile Vatikan’da bir görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra Papa’nın yaptığı açıklama Türkiye’yi ve Türkleri hedef alan en ağır hakaretleri içeriyordu ve Vatikan’ın Türkiye’yi nasıl gördüğünü apaçık ortaya koyuyordu. Papa yanına 2. Karakin’i alıp yaptığı açıklamada 20 Yüzyıl’da yaşanmış olan tüm soykırımların sorumlusu olarak Türkleri göstermiş ve lanetlemişti. Yıllardır Vatikan’ı şakşaklayanlar bile bu açıklama karşısında şaşkınlığa sürüklendiler. Milliyet Gazetesi “Papa Bunadı” diye başlık attı. UYUMAYALIM ! Gazeteci-yazar Aytunç Altındal şöyle der:”Avrupa İslam alemini ve özellikle Türkiyeyi saat be saat kontrol ediyor. Bugün Türkiyeyi Avrupa ve Amerikaya rapor eden tam 21 kuruluş var. Bu kuruluşlarda 40-50 kişi var ve çok iyi Türkçe biliyorlar...” Zaman gaz.3-12-1994. Zülfü
Livaneli Milliyet’deki köşesinde;Amerika haber alma teşkilatı CIA’da üst düzey
görevde bulunmuş birisiyle CNN’de yapılan bir konuşmayı nakleder :
|
| ...::: www.islamustundur.com :::... |