|
...::: İSLAM VE KADIN HAKLARI :::... |
![]() ![]() ![]()
İslâm
Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve
sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı
Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi,
kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur.Rasûlullâh
(s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet
etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme
husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak
aldınız." buyurmaktadır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: "Sizin en
hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de
ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.Peygamber (s.a.v.)
Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:"Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en
hayırlı olanıdır." buyurmaktadır.Vedâ Haccı’ndaki
meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Ey insanlar! Kadınlar
hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.
MİRAS Mirasta erkeğe kadına verilen miktarın iki katı verildiğini söyleyerek kadına haksızlık yapıldığını iddia ederler. Halbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit pay alırlar. Anne, baba, dede, nine... kadın erkek oldukları halde eşit pay alırlar. Sadece kız ve erkek kardeşlerde kız kardeşe erkek kardeşin yarısı kadar verilir. Burada sanki bir haksızlık varmış gibi gözükmektedir. Fakat, örneğin baba vefat etse babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir erkek kardeş iki daire alırlar. Kız kardeş bir erkekle evleneceği zaman kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki payıyla beraber bir kızla evlenirken evleneceği kızın bir payıyla beraber onlarında toplam üç payı olur. Ayrıca erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir.İSLAMDA BAŞLIK PARASI YOKTUR , MİHİR KADINA BOŞANMA VUKU BULURSA BİR SOSYAL GÜVENLİK OLSUN DİYE - SİGORTA- VERİLİR! Böylece iki dairesi erimeye başlar. Yine erkek kardeş hayatları boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını (yiyecek, yatacak, yakacak...) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder. Halbuki kız kardeş mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve çocuklarına erkek bakmak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine harcamak zorunda değildir. O dairesi onun harçlığıdır; satar, bağışlar, kiraya verir... İsterse kocasına da verebilir. Kız kardeşe erkek kardeşe verilen miras miktarının yarısı verilmiştir. Anne, baba, dede, nine ... eşit pay alırken kız kardeş ile erkek kardeşte sanki haksızlık varmış gibi gözükür. Miras : 3 daire Erkek kardeş Kız kardeş 2 1
1-) Kız kardeş Erkek 2-) Kız Erkek kardeş
evleniyor + = 3
3= + evleniyor Görüldüğü gibi erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı hep harcayacak , hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka alacak. Malı artacaktır. Bir payı da kendinin olacaktır. Görüldüğü gibi ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi görünürse de iş alınan payların dağılımına kullanılmasına gelince kız kardeşin az payı ile erkek kardeşinden daha fazla imkan olanak paya sahip hale geldiği görülmektedir. Erkek kardeşe ailesine -Eşine - verilmesi için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran kız kardeş lehine değişmektedir. EŞİTLİK Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı... Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.) Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız. İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir. İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere “ aynı eğitim proğramının “ uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel ‘i : Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.
Erkek askerlerin eğitimi
sırasında yaralanma oranı
yüzde 1.5 iken ,
kadınlarda bu oran
yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni :
NASIL Kİ OKULLARDA ÇOCUKLARI YETENEKLERİNE GÖRE YÖNLENDİRİP EĞİTMEK SAVUNULACAK BİR DURUMSA , İSLAM'DA DA KADIN VE ERKEĞE DOĞA VE YAPILARINA UYGUN GÖREV DAĞILIMI YAPILMAKTADIR.RESİME YETENEKLİ BİR ÖĞRENCİYİ MATEMATİK PR.'U YAPMAK NASIL MANTIKSIZLIK İSE KADIN VE ERKEKLERE DE MİZACLARINA TERS GÖREV YÜKLEMEK O KADAR TERSTİR. BİR ERKEKTEN NE KADAR ANA SINIFI ÖĞRETMENİ OLABİLİR, HANIMLARLA KIYASLARSAK...? İngİlİz donanmasındaki kadın askerlerin dörtte biri cinsel tacize uğramış
İngiltere'de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin
dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize
uğradığı açıklandı. Kadın daha duygusal olduğu için çocuk eğitimi ve büyütülmesi görevi İslâm’da daha çok kadına verilmiştir. Çünkü o duygusaldır. Acıma sevme... yoğunluğu erkekten daha fazladır. Erkek çocuk bakıcısı olamaz. Çünkü erkekte acıma, sevme, şefkat daha az yoğunluktadır. Halbuki çocuğa sevgi, anne sevgisi lazımdır. Erkek evi dışından korur. Evin mali yönden devamını sağlar. Kadın evin içişlerine bakar. Evin ahlaki yönden devamını sağlar. Kadın sadece işte çalışsa daha çok yıpranır ( o nedenle de kadınlar erkelerden daha az çalışır, daha önce emekli olur.) ve ailenin, çocuğun eğitimi ile gereği gibi meşgul olamaz. Aile düzeni bozulur. Aile bozulunca, toplum huzuru, devlet huzuru bozulur ve sosyal çöküntü başlar. Eşit toplumda çalışan kadın çocuğunu kreşte büyütür ve sevgi yerine aldığı paraya göre muamele gören çocuk büyüyünce psikolojik sorunların içine düşer. Kadın erkek eşit değildir birbirini tamamlayan iki elmanın yarısı gibidirler. Her iki cinsinde eksik ve fazlalıkları vardır (kas, yağ, şefkat, merhamet, sert, mizaçlılık...) . Ama her iki cinste insan olmada aklını kullanmada ilimde kul olmada cennet-cehennem yolunda eşittir ve yarış halindedirler. Kur’an da Allah-u Teala erkeği kadından üstün kabul eden bir ayet vardır. Ayeti incelediğimiz zaman üstünlüğün sorumluluk anlamında kullanıldığını yani erkeğin kadından daha fazla sorumluluk sahibi olduğunun ayette bildirildiği anlaşılır. Mesela müdür ile memur. Müdürde insandır memurda. İkisi de akıllıdır. Memurun aklı daha az veya müdürden aşağıdır diye kimse kabul etmez. Ama müdürün sorumluluğu işi yetki alanı geniş olduğu için memurdan bir üst makamdır. Ona bazı konularda emir verebilir. Ama her ikisi de insan, kul, akıl... yönünden eşit canlılardır. Kur’an da işte sorumluluğu fazla olan erkeği kadına üstün-sorumlu kabul etmiş iş bölümünde erkeğe daha fazla sorumluluk yüklemiş yüklenen sorumluluk oranında onu idareci üstün kabul etmiştir. Aynı durum Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında da söz konusudur. Bazı konularda kadın erkek eşitsizliği medeni kanunda da bulunmaktadır. 1-) Medeni kanun Roma hukukuna dayanır. Roma hukukunun temelinde eşitler arasında birinci erkektir ilkesi vardır. Birinci eşitsizlik budur. 2-) İkinci eşitsizlik sen evli bir kadınsın evlendirme memuru sana demiştir ki : “ evin reisi erkektir, kadın onun muavin ve müşaviridir.” İkinci eşitsizlikte budur. 3-) Üçüncü eşitsizlik ise sen ticaretle uğraşacağın zaman ticaret odasına kayıt olman için tüccarlığın muteber olabilmesi için kocanın yazılı muafakatı gerekir. Kocan gider bin türlü işle uğraşır kimse muafakatını almaz üçüncü eşitsizlik... 4-) Dördüncü eşitsizlik sen yurt dışına gideceğin zaman kocanın mutlaka yazılı muafakatı gerekir aksi taktirde kocan şikayet ederse gidemezsin. Dördüncü eşitsizlik 5-) Beşinci ve en kötüsü ! Kocanla birlikte borçlanacağın zaman vesayet maka-mının yani sulh mahkemesinin senin akıl baliğ olduğuna yani aklının başında olduğuna dair bir karar vermesi lazım ki kocası ile birlikte borçlandığı zaman muteber olsun. Bu da beşinci eşitsizlik. Feminizm batı toplumlarında başlamış bir harekettir ve o tür toplumlar için zorunlu bir harekettir. Çünkü Avrupa’da kadın, insan mıdır ? İncil’e dokunabilir mi ? ruhu var mı diye tartışılan, alınıp satılan, akrabaya, misafire peşkeş çekilen, çalışınca ücreti az verilen ... bir canlı olarak görülür. Böyle toplumlarda kadın tabii ki hak arama yarışına girişip, reaksiyon gösterip, ileri atılacaktır, hakkını arayacaktır. Fakat İslam toplumlarında kadının ne insan olma yönünün tartışılması, ne Kur’an’a dokunmaması durumu, ne alıp satılımı- fahişelik - durumu söz konusudur. İslâm’da kadın annelik görevini yerine getirdikten sonra doktor, hemşire, avukat, öğretmen, ... olabilir. Hatta bazı kadınların yukarıdaki mesleklere sahip olmaları farzı kifayedir, bir toplumda mutlaka olmalıdır. Batıda hak arama adalet arama mücadelesi sonunda sınırlarını zorlamış haklı mücadele aşırı uçlara kaymıştır. Eşitlik istekleri sonunda insan olma, kadın gücünü, hissiyatını, duygu sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Vucud geliştiren ; kaslı kadınlar, halter kaldıran, boks yapan ... kadınlar (hepsinde de, yaratılış mizaçlarında olmadığı için erkeklerden daha az başarılılar). Batıda erkeklerde de bozulma had safhada da homoseksüellerin evlenmeleri, kültürel giyim tarzı dışında (İskoçlar gibi), erkeklerin etek giymesi... insan cinsi olma sınırlarını zorlayan dinden uzak bu toplumlar ahlaksızlığın had saflarını zorlamaktadırlar. Günümüz Türkiyesinde - 70 yıl aradan sonra , yani kadına haklarının tanındığı ( .... ) 1934’tan , 70 sene sonra yeniden kadın - erkek eşitsizliğini ( 2001 ) önleyecek yeni kanunlar çıkarılmaktadır....kadın hakları adına , kadın haklarının verildiğini iddia edilen kanunlar değiştirilirken. İşin en ilginç yönü ise GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE ARTIK ZİNA’NIN BİR SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMASIDIR : Yani günümüzde zina edene medeni ( ... ) kanunlarımız ceza vermez , zinayı suç saymazken , dini nikah yaptıran insanları kanunlarımız suç işlemiş kabul edip , ceza vermektedirler. EVLENME Bazı çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının görüşü-nün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler. Dört kadınla evlilik (Teaddüt-ü Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir. Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Kur’an da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır. Peki dört kadınla evlilik meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir : 1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse bir daha başka bir kadınla erkek evlenmez. Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir. 2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi ) Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür. İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.” Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir. Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir. Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler. Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar. 3-) Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar: Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart “adalet” dir. Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır. Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma, şartlarında uygun olması gerekir. Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlen-me izni yok ? 1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras... buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ? O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı. 2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir veya evlenemez..). 3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapar ? 4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar. 5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır.) Şimdi bir örnek verelim : Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse , şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse... boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ? “Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu medya ? Kadını bataklıktan kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir. Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler...! Metres hayatını savunanlar T.Zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni (!)lerimiz Ayrıca istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.
İSLAM NORMALDE HER ERKEĞİN BİR KADINLA EVLİLİĞİNİ TAVSİYE EDER AMA YA
ŞARTLAR DEĞİŞİRSE?:TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE KADIN NÜFUSU ERKEK NÜFUSUNU
GEÇTİ: KAZAKİSTAN'DA VE MALEZYA'DA DURUM DAHA İLERİ BOYUTLARDA ;İKİ ÜÇ KADINA BİR ERKEK DÜŞÜYOR NÜFUS OLARAK...ÇAĞDAŞ(!) SİSTEM DİYOR Kİ BİR ERKEĞE BİR KADIN YA DİĞERLERİ NE YAPACAK...!?İSLAM'DA DİYOR BİR ERKEĞE BİR KADIN AMA ŞARTLAR DEĞİŞİNCE YOLU AÇIYOR VE BELLİ ŞARTLARDA İKİNCİ EŞE DE İZİN VERİYOR! BOŞANMA Bazı çevreler, İslâm’da kadının boşanma hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere «boş ol » dese boşanma vuku bulur, iddasındadırlar. Dilin kemiği yok, iftira atışları serbest. Ama cevap hakkımız saklı. Öncelikle İslâm’da kadınında boşanma hakkı vardır. Evlenirken «benim de boşanma hakkım var kabul ediyor musun ?» sorusuna evet diyen ve bunu yazılı belge haline getiren bir erkekle evlenen her kadın kocasını boşayabilir. Ayrıca İslâm’da «bir saniyede üç cümle ile boşanma gibi yani boş ol » ile boşanma yoktur. En az üç ay süren bir boşanma. I. Ay: Kadın erkek, kadıya (hakime) gider. Boşanmak istetiklerini söylerler. Kadı onlara bir ay mühlet verir ve barışmalarını tavsiye eder. II.Ay : Eşler yine gelirlerse kadı (hakim) onları yine gönderir. Ailelerinin çağırıp onlara tavsiyede bulunmalarını söyler. Bir ayda büyüklerinin nasihatları ile geçer. III. Ay : Vazgeçmemişlerse kadı onlara; son bir ay , yine gelirseniz kesin boşanma kararı verilir der. İslami yaşam ve batı tarzı yaşam, hangi yaşam tarzı insanı mutlu kılar, hangisinde boşanma aza indirgenir. Cevabı batılı bir araştırmacıdan, Gibbon’dan alalım : 300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul arşivini inceleyen Gibbons, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur. Ya günümüzde 3 saatte sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir ? Hangi toplum huzur içinde yaşamaktadır ? ... Not: Seçme ve seçilme hakkı kadınlara Hz. Resul döneminde verilmişti.Hz. resul “Akabe biatlarında “ kadınlardanda biat (kabul oyu ) almıştı fakat ilerki yıllarda iktidarı elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da seçme ve seçilme hakkını almışlardır... Dolayısı ile çağımız, müslümanların (.....) hatasını yine islama mal ederek, islmda kadının seçme ve seçilme hakkının olmadığı, gibi yanlış bir sonuca varmışlardır. MEVZU HADİSLER VE KADINHadis, peygamber efendimizin sözlerine denir. Mevzu hadis, kendi şahsi, siyasi,... emellerine ulaşmak için peygamberimizin ağzından uydurulan, Hz. Resül'ün söylemediği halde kendisine mal edilen sözlerdir. Uydurma- mevzu hadisler genellikle kadınlar, siyasi görüşler, ırkçılığa dayanan konular... çerçevesinde dönmektedir. Kadınla ilgili bazı uydurma-mevzu hadisler: " Kadınlara okuma- yazma öğretmeyin: " İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, İbn-i Adıyy hadisi kabul etmez, uydurmadır derler. (Kitabul Mevzuat 2/268) " Kadınlarla istişare edin, onlara tanışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın": Sehavi ve İbn-i Arrak hadisi merfu görmezler. Ebu Hatim, İbn-i Adıyy , İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban hadisin uydurma olduğu görüşündedirler. ( El- Makasıdul Hasene: 248 , Tezkiretul mevzuat :128, Tenzihuş Şeria : 2-204, Silsiletul Ehadis: 432 ) .Ayrıca, Hz. Resul Ümmü Seleme ile istişarede de bulunmuştur (Makasıdul Ha-sene: 585, Silsile: 436, Keşful Hafa :2-3) " Kadınlara iteat pişmanlıktır." : Sehavi, Ukayli hadisi uydurma kabul ederler. ( Tezkiratul Mevzuat : 128, Kitabul Mevzuat : 2, 272) " Kadınlar olmasaydı Allah'a hakkıyla ibadet edilirdi". Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler. ( Silsiletul Ehadisuzzaif : 74, Tenzihuşşeria : 1/62, El-leali : 2/59) " Kadınlar olmasaydı, erkekler cennete girerdi." : İbn-i Arrak, Es- sakafi hadisi kabul etmezler. ( Camiussağir: 2/113) "Güzele bakmak sevaptır veya ibadettir, gözü kuvvetlendirir.." : Ebu Nuaym, Durekutni, İbn-i Cevzi, Sehavi, İbn-i Hacer, Iraki, Zehebi, İbn-i Kayyim, Muhammed İbn-i Arrak, Nasıruddin... hadisi uydurma kabul ederler. ( El- Maka- sıd: 129, Silsiletul Ehadissuzaif : 164, Kitabul Mevzuat: 1/63, Mevzuati Aliyyul Kari: 124, Keşful Hafa: 2/317, Tenzihuşşeria: 201...) "Uğursuzluk kadın, at ve evdedir." : Peygamber Efendimiz Hz. Mö ammed 'in eşleri, Hz. Aişe bu sözü duyunca: Kur'an-ı indirene yemin ederim ki, bunu rivayet eden, Ebul Kasım'a (Hz. Muhammed'e) iftira etmiştir. Resulullah sadece, "Cahiliye insanları, uğursuzluk, kadın, ev ve hayvandır" dediklerini söylerler. Hz. Resul bu sözü cahiliye dönemi (İslam öncesi dönem) insanlarının bir sözü olarak nakleder . İslam, cahiliye görüş ve adaletlerini tümden reddettiği gibi, uğursuzluk kavramını da kabul etmemekte, reddetmektedir. " Kadınların akılları ferclerindedir :" : Sehavi, Aliyyul Kari, Acluni sözün uydurma olduğunu kabul ederler. ( El-Makasıd:292, El esrarul Merfua : 246, Keşful Hafa: 2/62)) " Döl getiren siyah bir kadın, döl getirmeyen beyaz bir kadınla hayırlıdır". Iraki, hadis uydurmadır der. ( Mevzuatı Aliyyul Kari : 73). İslâm'da hayırlı olmanın ölçüsü takva (Sevgi ile karışık korku)'dur. Ayrıca Kur'an çocuk sahibi olmanın veya olmamanın Allah'tan gelen bir imtihan vesilesi olduğunu da bildirir . (Şura Suresi : 49-50) Karı ve kocayı birbirinin dostu ilan eden (Tevbe Suresi : 71), eşlerin ikisinin de birbirine ısınıp aralarında muhabbet ve merhamet oluşturan (Rum Suresi : 21). Allah'ü Teala'nın yüce Resül'ü "Sizler (Kız-erkek) çocuklarınızı seviniz, kız çocukları kendi kendilerini sevdirirler" buyururlar, Hz. Ömer:" Cahiliye döneminde kadınları, hiç bir şey saymazdık. Taki İslam geldi, Allah'u Teala onlardan bahsedince, o zaman kadınların üzerimizde bir takım hakları olduğunu gördük" derken, iyi amel işleyen kadın veya erkeğin cennete gideceğini bildiren (Nisa Suresi:124) dinimizin ve onun yüce ilahının kulları arasında ayırım yapacağını kabul etmek imkansızdır. O, rahman ve rahimdir. İSLÂM ve AKRABA EVLİLİĞİ Akraba evliliği sakat doğumlara sebep oluyorsa İslâm akraba evliliğine neden izin vermiştir? Sakat doğuma akraba evliliği değil, hastalık (kan uyuşmazlığı, ırsi hastalıklar...) neden olur. Yani her arkaba evliliği sakat doğuma neden olmaz, sakat doğuma neden olan hastalıklardır, hastalık akrabada olsun veya olmasın fark etmez. Akraba olmazsa bile hastalık nedeni taşıyan her insan sakat doğuma neden olur. Ama akraba olduğu halde hastalık nedeni taşımayan insan sakat doğuma neden olmaz. O halde yasak olan hastalık nedenleridir (kan uyuşmazlığı...), akraba evliliği değil. İslam kadını sınırlar , hayattan soyutlar mı ? : BAŞÖRTÜSÜ : kadın saçı bir süstür ve kadınlar arasında sınıf ve seviye ayırımı olmaması için emredilmiştir. Günümüzde kuaförlere daha çok kadınlar gider ve perma , boyama ... gibi şeylere daha çok para harcar ... Ya parası ve imkanı olmayan aile ve kadınlar ne yapsın .? İşte islam bu süsü sadece mahreme - helale göstermeyi emredip , toplum içinde örtünme ile ayırımı ortadan kaldırmayı amaçlar. TOKALAŞMA :İnsanın kendi kalbi temiz olsa bile karşıdaki insanın içaleminden ve temizliğinden nasıl emin olunabilecek ki ? Ç . Çaplin ‘in ( Niçin her gördüğünüz kadının elini öpüyorsunuz diye sorana ) dediği gibi “ Bir yerden başlamak lazım “ diyen birisi ile karşılaşılamayacağını kim iddia edebilir ? ÇALIŞMA : İslam kadının çalışmasına izin verir ( Önce Annelik görevini yapıp , gelecek nesli yetiştirdikten sonra ) amaO’nu korumak için belli şartlarla ; Eğit–sen‘in yaptığı bir araştırmaya göre :kadın eğitimciler arasında cinsel tacize uğrayanların oranı:% 37,7‘dir KADIN ERKEK YALNIZ KALMASI ( haremlik selamlık ) :Namahrem kadın erkek niçin birarada yalnız kalamaz ? Kadın ve erkek belli yaştan sonra anne- babası ile niçin yalnız kalamaz ? Kaynatası ile gelin neden yalnız kalamaz...? En kısa cevabı :Estens ilişki olmasın , taciz , zina artmasın diye...Her gün okunan gazetelerdeki fuhuş , cinayet, zina olaylarına haremlik – selamlık uygulansa idi olur mu idi diye bir bakılsın lütfen ...
Biz ( Kadın – erkek tüm ) Müslümanlar ; “Tesettür veya kadın hakları ...” konularında diğer sistemlere göre farklı görüşleri ileri sürüyorsak , bu bizlerin kadınlara düşmanca , önyargı ile ( ... ) bir bakış açısına sahip olmamızdan ( ! ) dolayı değil , aksine biz Müslümanlar gibi islami eğitim almayan kişilerden kadınları ve onurlarını korumak amacıyla yapılan bir iyi niyet göstergesi , nemelazımcılıktan uzak bir sorumluluk örneğidir ve Yüce Yaratıcının biz Müslümanlara yüklediği bir görevdir!...Zaten medyada , internette ve hayatta “ taciz , saldırı , kadın sömürüsü “ yapanların savundukları sistem ve ideolojilere objektif bakınca kimin “ kadınları korumak , kiminde kullanma k amacına hizmet ettiği ortaya çıkmaktadır. Kadın satan , pazarlayan ,taciz eden , sömüren KAÇ DİNCİ (! ) GAZETE ; İNTERNET SİTESİ VEYA AŞIRI DİNCİ GÖSTERİLEBİLKİR Kİ ? ... Biz Müslümanlar “ O mazlum , kurban bizim eşimiz ,akrabamız değil “ deyip kenara çekilmeyiz, çekilemeyiz.Bize göre dünyadaki tüm kadınlar : ya annemiz , ya eşimiz , ya da kız kardeşimizdir ( Hz. Adem’den kardeş veya İslami kardeşlik ) ; Anne ve Eşimiz bellidir, geri kalan tüm kadınlar biz Müslümanların “ bacısı “, kız kardeşidir ve biz onlara öyle bakarız. Bu ; sapıkların , metresçilerin , röntgencilerin , genelevci ve ahlak abidesi gözüken içten pazarlıkçıların hoşuna gitmese de böyledir , realite ortadadır. HANGİ KADIN ÖRGÜTÜ ; GENELEVE , ARABA LASTİĞİ... REKLAMINDA KADININ KULLANILMASINA KARŞI ÇIKMIŞTIR ?.ONLAR GENELEVDEKİ KURBANI KURTARMAK YERİNE , “ SEX EMEKÇİLERİNİN “ EMEKLİLİK HAKLARINI SAVUNURLAR ( TABİİ KENDİ YAKINI AYNI YERDEN EMEKLİ OLSUN ASLA İSTEMEZ ... ÇÜNKÜ O KADIN DA OLSA , BAŞKASININ KIZI , EŞİ ,ANNESİDİR...! ) KİMSE CELLATI KURTARICI GİBİ GÖSTERMEYE KALKMASIN . HER KONUDA TEK KURTULUŞ İSLAM’DADIR. LOLİTA İHTİLALİ Dünkü Milliyet'in 3. sayfasında bir haber: "12
yaşındaki kız internette tanıştığı adama kaçtı."
ÇAĞDAŞ HAYAT ( !) VE KADIN : Çağdaş olduğu iddia edilen hayat tarzında kadınlar ,kendilerinin dış görünüşleri ile değer kazanacakları konusunda ikna edilmiş durumda bulunmaktadırlar.Bilgi,görgü,zeka'dan önce uzay çağının ,21. yüzyılının kadınının (!) değeri sarı (bazen kızıl...! ) saçlar ,ikide bir değişen vücut ölçüleri daralıp bollaşan, bazen yırtık, bazen sökük ...ama daima modacılarla kumaş tröstlerinin anlaşması ile çoğu da cinsel tercihini tuhaf şekilde yapan kreasyoncularca hazırlanmış moda elbiselerini giyen ,kendince karar vermesine izin verilmeyen makyaj, giyim, ...hatta hayat tarzına, yaşam tarzına ( yani dinine) başkalarının karar verdiği evlendiği kocasının yanında yüzünde salatalık maskesi , saçlarında bigudi ...vs ile dolaşan ve kocası ile yatağa bu halde iken girerken sabah evden çıkarken , kocasından ayrılırken makyaj yapmaya çalışan süslenen, kokular sürünen kadın ne kadar hayatında hür ve doğru karar verme hakkına sahip olabilmektedirler acaba...?Örneğimize devam edelim ;her çağdaş kadın aynı şeyi yapsa, eşinin yanında savaş boyalarını sürünmüş gibi dolaşırken dışarıya çıkarken süslense eşleri ,hayat arkadaşları hanımından uzaklaşıp gözü dışarıya kaymaz mı ?Öyle ya eşine değilde dışarıdaki insanlar için süslenen kadın eşini ne kadar kendine bağlayabilir...? Kocasıda tıpkı kendi eşi gibi ,eşi için süslenmeyen ,başkaları için farkında olmadan süslenen diğer kadınlara ilgi duysa ,aynı şeyi başka erkek kendi eşine karşı hissetse toplumda aile ,ahlak ne hale gelir ,öyle değil mi!Flörtle başlayıp ,aşkla alevlenen ,evlilikle sonuçlanan çağdaş evlilikler ;ihanet,kısa süren evlilikler , boşanmalar asrı olan asrımızın temel kaynağı bu ters mantık olmasın sakın...! Hatalı olan ne kadın ne de kocadır, hata iki cinsede modern hayat diye bu tuhaf ve ters mantığı kabul ettirenlerdir! İslam'da ise kadın dışarıda örtünür , süsünü ,çekiciliğini evde eşine saklar.Tabiiki aynı durum erkek içinde söz konusudur! Yine acaba neden hostes bacılar onlarca erkeğe hizmet ederken , yemek ikram edip ,yastık kabartıp , kemer bağlarken... medeni olurlar da evlenip işini terkedip sadece eşine hizmet etmeye karar verince tenkide uğramaktadır."Hayatını güvence altına almak,ekonomik özgürlük..." sözlerinin arkasında doğru ve güvenilebilen bir eş ,hayat arkadaşı bulunamaması gibi bir mantık yatıyor olmasın sakın? Sokakta kızımızın beline bir erkek kolunu dolasa ona kızarız da adı " dans " olunca bu harekete neden tepki göstermeyiz acaba !!?? Adı "Moda " olunca yırtık,çıplak,tuhaf elbiseleri neden doğal karşılarız ! Kızımız veya oğlumuz " don " ile dışarıda dolaşsa buna karşı çıkarız da adı " mayo veya şort " olunca neden buna karşı çıkmayız ! SUNUCU -MANKEN İPEK TENOLCAY : " MİNİ ETEK GİYİP , İNCE ÇORAPLA GEZİYORSAN BAŞKALARIYLA FLÖRT EDİYORSUNDUR.İLTİFATLAR , BAKIŞMALAR ALDATMA DEĞİL Mİ ?" ( MİLLİYET :11.01.2003) Eğitimli kadınlar cinsel şiddet mağduru (Milliyet:12.06.2003)
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Adli Tıp Enstitüsü'nce, üniversite öğrencisi ve
mezunu kadınlarla yapılan bir araştırma, katılımcıların büyük bir
bölümünün cinsel şiddet türlerinden en az birisine maruz kaldığını ortaya
koydu. İÜ Adli Tıp Enstitüsü'nden Prof. Dr. Mustafa Fatih Yavuz ile yüksek
hemşire Zehra Kayı, 591'i üniversite öğrencisi olan 700 kadınla, ''Kadın
üniversite gençliği ve mezunlarına yönelik cinsel saldırı'' konulu
araştırma yaptı. NOT :
AŞAĞIDAKİ YAZI BİR İSLAM ALİMİNİN YAZISI
DEĞİL,AKSİNE BİR YABANCI YAZARIN EVLİLİĞİN HAYAT BOYU MUTLU ŞEKİLDE
SÜRMESİ İÇİN YAZDIĞI EŞLERE TAVSİYELERDEN OLUŞAN BİR KİTAPTAN ALINMIŞTIR
!
Eğer evliyseniz eşinizle aranızdaki farklılıklar yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar. Bir bakmışsınız ki yeni arkadaşınızla her şeyde uyuşurken ,eşinizle hiçbir konuda uyuşmaz hale gelmişsiniz.Tabii sonunda diğer insanla (arkadaşınızla) uyum faktörü yada fiziksel çekicilik nedeniyle hormonlar faaliyete geçer ve kaçınılmaz olay nihayet gerçekleşir.Olmasını asla tasarlamadığınız şeyler olur. Konunun trajik yanı Çoğu cazip şeyin zamanla felaket getireceğinin başta inkar edilmesidir. Karşı cinsten biriyle gözlerin SANİYENİN ONDA BİRİ KADAR BİR ZAMANDA uzunca birleşmesi , koridorda yanından geçerken özel bir itina göstermek,herhangi bir yerde tesadüfen çarpışmak,TOKALAŞIRKEN veya bir şey alıp verirken ellerin bir iki saniye daha uzun tutulması,… bunlar ve bunun benzeri ipuçlarını görmemezlikten gelmek … bu gibi şeyler kırmızı bayraklardır böyle durumlarda kendinize “zararsız flört “ olamayacağını hatırlatın. Eğer evli iseniz olan şeyi dürüstçe kabul edin – mazeret aramayın – ve eşinize bağlılığınızı hatırlayın. İş yerinizdeki arkadaşınızla veya sekreterinizle bir kere yemeğe çıksam ne olur , demeyin : Boşanmaların yüzde yetmişi aynı iş yerinde veya yakın iş birliği halinde çalışan şahısların yakınlaşması sonucu oluşuyor.yüzde ellisi de eşlerden birinin bir alış veriş merkezinde veya otoparkta karşı cinsten biri ile tanışması ve o kişiye karşı ilgi duyması ile gerçekleşiyor. Kısacası sekreterinizle veya işbirliği içinde olduğunuz karşı cinsle iş yemeğine veya bir yerde buluşmanızın size hiçbir kazancı olmaz , ama kaybedeceğiniz çok şey olur! İşin gerçeği bu konuda duyarlı öğütler vardır :” evlilikten önce iffet , evli iken sadakat gerekir.” Karşı cinsten biri ile çalışmanız gereken durumlar olacaktır. Bu durumu önleyemeyebilirsiniz ama kendi düşünce ve konuşmalarınızı pekala denetleyebilirsiniz. Temel sorun , dostluk ile flört arasındaki çizgiyi aştığınız zaman sonuçta bir şeylerin yaşanabilecek olmasıdır.yaşananlarda kötü sonuçlar doğurur. ( Z. ZİGLAR : HAYAT BOYU FLÖRT ) REKLAMLAR VE KADIN HAKLARI : -
BIR PARTIDESINIZ ,SIZI NASIL FARKETMELERINI SAGLARSINIZ ? ...GÜLÜMSEMENIZE
GÜVENEREK ( DISLERINIZLE ! ) -
FARKEDECEKLER (SAÇLARINIZI ...) - BAKALIM
ILK KIM BIRISININ DIKKATINI ÇEKECEK ?
... ( TABII KI EN DEKOLTE GIYINIP, SAÇLARINI AHENKLE
DANSETTIRENLER...) KRAVAT
RAKLAMINDA BUZ PATENI YAPAN MINI ETEKLI , KRAVATLI ( ! )
BAYAN, MAYO ILE GÖZLÜK REKLEMI YAPAN
MANKEN ( ! ) LER , ...; GÖZLER BAYRAM ETTI , ÜRÜN DEGIL , MANKEN
ILGI TOPLADI HABERLERI ... Sömürülmek isteyen "çağdaş(!) yaşamı savunmaya devam etsin ...taki GERÇEK yüzünmüze çarpana kadar. HA
SAHI ! ! , HIÇ KADIN SÖMÜRÜSÜ YAPAN SAHIBI ASIRI DINCI BIRI
OLAN MAMÜL REKLAMI GÖRDÜNÜZ MÜ ?... Ne ilginçtir , " sevgilinizin çıplak resmini gönderim , yayınlayalım" diyen genel yayın yönetmeni , kendi eşinin çıplak resminin yayınlamayı reddediyordu bir özel kanaldaki sohbette...!!! 15 YAŞINDA ÇAĞDAŞ HAYATIN KURBANI OLDU ! MERSİN'de evlenme
vaadi ile kandırılan liseli 15 yaşındaki N.Ö., sevdiği gencin kendisini
terk etmesinin ardından fuhuş batağına düştü. N.Ö.'yü ïpara karşılığı
pazarlamak, zorla cinsel ilişkiye girmek, oral ve grup toplu seks yapmağı
iddialarından aralarında sendikacı, öğretmen, işadamı, muhasebeci,
muhtar ve eski bir bürokrat eşinin de bulunduğu 11 kişi yakalandı. 2
kişi ise aranıyor. BİZLER GAZETELERDEKİ BU TÜR İĞRENÇ OLAYLARA , HABER NİTELİKLİ YAZILAR GÖZÜYLE BAKMAYIZ,BAKAMAYIZ !AKSİNE AYNI OLAYLAR BAŞKA GENÇ KIZLARIN- SİSTEMİN KURBANLARININ - BAŞINI GELMESİN DİYE HAREMLİK-SELAMLIK'I TAVSİYE ETMEKTE, SAVUNMAKTAYIZ!!! AYRICA YUKARIDAKİ MAĞDUR AİLE DE BİR GÜN BAŞLARINA BÖYLE BİR ŞEY GELECEK DİYE BEKLEMİYORLARDI. AYNI OLAYIN BAŞINA GELMESİNİ İSTEMEYEN TÜM TOPLUMA HAREMLİK-SELAMLIK'I SAVUNMALARINI TAVSİYE EDİYORUZ...SENDİKACI,ÖĞRETMEN,MUHTAR,İŞADAMI,ASKER,POLİS...HEPSİ OKUMUŞ İNSANLAR AMA EĞİTİM ,NEFSE UYMAYA-ZİNA ETMEYE HATTA ZALİMLİĞE-SAPIKLIĞA-SÜBYANCILIĞA ENGEL DEĞİL...! KISACA "HANGİ ÇAĞDAYIZ , 21.YY , ...VS LAFLARININ İÇİ BOŞ , HEDEFİ KADIN-KIZLARI ERKEKLERİN SOFRASINA YEM YAPMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMIYOR ! KADIN YÜZÜNDEN CENNET'TEN KOVULMA ! BU TEVRATTAN MÜSLÜMANLARIN ARASINA SOKULMUŞ BİR İNANIŞTIR( GENESİS:3/1-14)KUR'AN ŞEYTANIN HEM HZ. ADEM HEM HZ. HAVVA ANNEMİZE VESVESE VERDİĞİNİ BELİRTİR!( A'RAF:20). HATTA TAHA SURESİ 120. AYETTE ŞEYTANIN SADECE HZ. ADEM'İ ETKİLEDİĞİ BİLDİRİLİR. KADINLARIN OY KULLANMASI: MÜMTEHİNE SURESİ 12. AYETTE KADINLARIN BİATLARININ - O YILLARIN OY KULLANMA ŞEKLİ - KABUL EDİLECEĞİ BELİRTİLMİŞ VE BU HAK KUR'AN İLE 1400 SENE ÖNCE KADINLARA BİR HAK OLARAK TANINMIŞTIR !HZ. RESUL'DE AKABE BİATLARINDA KADINLARDAN BİAT - OY - ALMIŞTIR.AMA DAHA SONRA PADİŞAHLIK ,EMİRLİK GİBİ MAKAMLAR İLE OY -BİAT SİSTEMİ KULLANILMADIĞI İÇİN , HEM ERKEK HEM KADIN OY HAKLARINDAN MAHRUM KALMIŞTIR! KADIN DÖVÜLÜR MÜ?: HZ. EYYÜB ( AS) KENDİSİNE ASİ OLAN HANIMINI DÖVMEYE KARAR AHDEDER.İYİLEŞİNCE ALLAH AYET İNDİRİR:" ELİNE BİR DEMET ÇİMEN SAPI AL VE ONUNLA VUR ! "( SAD :44).DEĞNEK YERİNE ÇİMEN.! KUR'AN'DA KADINLARIN SERKEŞLİK ETME TEMAYÜLLERİ HALİNDE , AİLE HAYATINI BİTİRECEK BİR AHLAKİ ZAAFİYET DURUMU HASIL OLUNCA SIRA İLE ÜÇ AŞAMALI BİR AİLEYİ - DOLAYISI İLE TOPLUMU - KURTARMA OPERASYONUNDAN BAHSEDİLİR ( NİSA : 34 ) : ( SERKEŞLİK ;AHLAKİ ZAAFİYET OLDUKTAN SONRA ZATEN BOŞANMA VUKUU BULACAKTIR;DOLAYISI İLE AİLELERİN DAĞILMASININ , FERT ÇOCUK,TOPLUM ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİLERİ ORTAYA ÇIKABİLECEKTİR ! ) İSLAM AİLE PARÇALANMADAN ,AİLEYİ KURTARMA UMUDU VARKEN ÖNLEM OLARAK ŞU TAVSİYELERDE BULUNUR: *" NASİHAT ET " : HANIMIN ADININ KÖTÜYE ÇIKMASINDAN,ÇOCUĞUN ANNE ŞEFKATİNDEN MAHRUM KALMASINA,AİLENİN DAĞILMASINA,...OLAYLARA GENEL BAKMASI İÇİN KADINA NASİHATTE BULUNUR ÖNCELİKLE EŞİ...! * " YATAKLARI AYIRMA " : KADININ KÖTÜ EĞİLİMLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN , PSİKOLOJİK OLARAK , AYRI KALMANIN ,YAPTIKLARINI DÜŞÜNMENİN , KÖTÜ EYLEMLERİN SONUCUNU KAVRAYABİLMESİ İÇİN BİR ORTAM HAZIRLANIR.KADIN YALNIZ KALINCA DÜŞÜNÜR,HATASINI ANLAMASI İSTENİR. * " AİLE DAĞILMASIN ,KADIN-ERKEK-ÇOCUK VE GELECEĞİN TOPLUMU İÇİN SON OLARAK YÜZE OLMAMAK ŞARTI İLE , BELKİ DE OT SAPI İLE ( KADIN DÖVÜLÜR DEMİYORUZ , BU DÖVME DEĞİLDİR VE İSLAM'DA YDÖVME YOKTUR,... ) KADININ AHLAKİ ZAAFİYET GURURU , KÖTÜLÜĞE YÖNELMİŞ NEFSİ , ,İSTEKLERİ KIRILIR VE AİLE DAĞILMADAN SON KURTARMA OPERASYONU GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLUNUR! HALA DURUM
ÜMİTSİZ İSE BOŞANMA GERÇEKLEŞTİRİLİR!
NOTLAR: KADIN HAKLARI : Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan
yavrusudur. Sefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu
olurlar. Peygamberimizin vasiyetini gözetmemiş olarak şefaatten
mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyet duygularının insanlarda zaman zaman
depreşeceğini bildigi için, Efendimiz kız çocuklarının, egitimini
özellikle vurgular ve "üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını
koruyarak yetistiren babanin, Cennette kendisiyle beraber olacağını" (Ibn
Mâce, edep3) duyurur. Çocugun kız doğmasında da erkekte oldugu gibi,
"Şükür" olarak "akîka" kurbani kesilir. İsmi güzel verilir, zorunlu
egitimi yaptırılırr. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur'ân'da ve
Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine,
ihmale ugrayacaklarını bildigi için, Peygamberimiz özellikle kadın
eğitimini tavsiye etmiş. haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde
"müctehid" olan kadınlar yetişmiştir. (Meselâ Resûlüllah'in (s.a.)
zevceleri Âişe validemiz bunlardan biridir.) Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan
büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sira evlenmesine gelmiştir. Damat adayını
görmesi bir hakkı ve ayni zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder,
velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez. Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar
"mihir" alir. Mihir onun Allah'ça belirlenmiş en tabii hakki ve hayat
garantisidir. Harcama sahasi, mesru çerçevede tamamen kendi iradesine
bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayir yolunda
harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar,
şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da
istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla
garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri
harcamalar erkegin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi
kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını
sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra
sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır. Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu
unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz. Erkeğin en
hayırlısı, kadına en iyi davranandır. (Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim,
fedâil 68) Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek
kocanın görevlerindendir. Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan
bahanelerle erkek karısını dövemez, (Karının dövülmesi konusunda Kur'ân-ı
Kerîm 4 (en-Nisâ)/34 âyeti ve tefsirlerine bakılabilir. Örnek olarak bk.
Ibn Kesîr N/257; Kurtubî NI/170,172,173; Elmali N/1351; Ebû Dâvûd, menâsik
56; Ibn Mâce, menâsik 84; Müslim hac 147; Tirmizi, Rada'11; Ebû Dâvûd,
menâsik 56; Halebî Sagîr s. 395; Halebî Kebîrs. 621; Canan, Terbiyes.
391;) hastalık kıskançlığından kaynaklanan süphesinden ötürü karısını anî
baskınlarla rahatsız edemez. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde
ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın
eve gelmesini yasaklamıstır. Bunda ayrıca koltuk altı, etek tıraşı ve
süslenip taranmayla kocasına hazirlik yapabilme imkâni bulması da, sebep
olarak zikredilmiştir. (Bu konuda bir hadîs-i serîfin meâli söyledir:
"(Uzaklardan) geceleyin geldiginde hanımın yanına girme ki, bıçak kullanıp
tıraş olsun, dağınıksa tarasın. (gelişine hazırlansın)" Buhârî, nikâli
121,122; Müslim, radâ' 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163;
Müsned NI/298. Hadîs serhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin
aniden girmesinin, hanımının ihanetinden süphelendiği anlamına
gelebileceği ihtimalini gösterirler.) Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır.
Peygamberimiz, karısını düsünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları
horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip oksama olmadan cinsel iliskiye
geçilmemesini tavsiye etmistir. (Deylemî'den, Gazâlî, Ihyâ N/52 (Terc.
N/129); Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu's-sagîr (Fethu'I-Kadîr ile) VI/323)
Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel iliskiye
ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. Iyi bir erkek,
karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da
doyurabilen erkektir. Cinsel iliskide sadece kendisini düsünen erkekler,
karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını
unutmamalıdırlar. Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel iliski
yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Kadın "peşin mihrini"
almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir. Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da
kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak
zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafı erkeğe
aittir. Yılda en az yazlık ve kışlık olmak üzere iki takim
elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlık söz konusu olursa elbisenin nitelikleri
mahalli idarelerce tesbit edilir. Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği
günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından
ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır. Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir.
Hizmetçinin ücreti kocasina aittir. Örfe göre kadınların yapmaması
ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir is yapmak zorunda değildir. İhtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında
anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse
mahkemeye başvurabilir. Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde,
kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak,
kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel
olacağı gösterilmistir. Hattâ cinsel iliskiyi bilmeyecek kadar küçük olan
çocugu dışındakiler için de aynı sebeble ayrı odalar istemek, kadının
hakkıdır. Erkeğin haklarına bir zarar vermeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır. Âdet ve lohusalıktan ötürü
hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda
avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama
gönderilmez. "Ric'î" (dönülebilir) ya da "bâin" talakla boşanan karısının
her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir. Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplarında kadının erkek
üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir.
Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni
haklardır. Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor
ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu
İslam'ın değil, İslâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir. Bir seçim söz konusu
olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu İslâm bilginleri
söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir
delil yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at"tan ibarettir. Halbuki,
Peygamberimiz kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Kur'ân-ı Kerîm 60/12
âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş
genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah,
Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 (Ibn Kesîr'den nakil)) Nihayet kadın
öldüğünde kefeni de kocasına aittir. (Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin
daha geniş bir açıklaması için bk. Ibn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, Mısır 1380
(1960) NI/571 vd. Ayrıca bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve
özellikle Serahsî, Mebsût V/180 vd.) Görüldüğü
gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani
alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir
anlaşmazlık söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan
kanunî haklardır. Yoksa İslâm'da karı-koca birbirinden devamlı hak
koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini
tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı
oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıd Kadın ve erkek, toplumu oluşturan iki temel unsurdur.
Fizyolojik yapı olarak kadın erkeğe oranla oldukça zayıf ve güçsüzdür.
Normal şartlar altında, ancak iki kadının kuvveti bir erkeğe denk
olabilir. Duygusal yönden ise kadın daha
yüklü erkek ise aksine çok katıdır. Bu Özellikler sebebiyle tarih boyunca
-evrensel toplum özelliği olmayan Amazonlar dışında- kadın; umumiyetle ev
bakımı, yemek, kocaya hizmet ve çocuk eğitimi görevlerini üstlenmiştir. Erkeğin görevleri ise kadına göre daha çok
kuvvet ve katılık istemektedir. Belli başlıları arasında, evin yiyecek ve
giyecek masraflarını karşılamak, dış tesirlere karşı aileyi ve aile
yuvasını korumak, en önemlisi neslin devamı için kadına kocalık yapmaktır. İslâmiyet insan tabiatının gerektirdiği
bu iş bölümünü kabul etmiş, düzenli yürümesi için bir takım müeyyideler
koymuştur. Avrupadaki teknik inkilabı müteakiben bu
fıtrî özelliği kabul etmeyerek kadın erkek eşitliğini ileri sürüp her
ikisinin de tüm işlerini aynı eşitlikle başarabileceğini öne sürenbir
görüş siyasi iktidarlar tarafından kabul görmüş, hemen ardından da
halifesini kaybeden islâm alemine sızmaya başlamıştır. Bu görüş evvela bir cemile olarak kadına
seçim haklarını tanıyor, erkeklerle ilişki kurup dilediği oranda beraber
olabileceğini müjdeleyerek nefsini tahrik ediyor ardından da oluşturduğu
hür kadın anlayışının gölgesinde sinsice faaliyetlere girişerek kadını her
sahaya itip emperyalist gayelerine alet ediyordu. Halbuki kadının iş hayatına atılması
gerek kadın, gerek erkek gerekse toplumun ekonomik ve ruhi istikran
açısından -tehlikesi tüm boyutlarıyla ortada- korkunç bir intihardan
farksızdır. İlk ele alacağımız konu, kadının
fizyolojik zaaflarıdır. Bu zaaf dolayısıyla kadının çalışması hem
vücudunda büyük tahribatlara yol açar hem de iş hayatını felce
uğratabilir. İş sahalarının büyük bir bölümünü
oluşturan ve kaba kuvvet gerektiren alanlarda kadının başarısı sıfırdır,
istisnalar dışında hiç bir kadın kaba kuvvetle iş yapmaya muktedir olamaz.
En kısa zamanda bedenî ve ruhî hastalıklara düşerek dünyaya, en azından
sağlığına veda etmek zorunda kalır. Modernistler bu gereği, "— O halde
kadınlar da kendilerin uygun iş alanlarında çalışsınlar." sözüyle örtbas
etmek isterler. Fakat bu sözü mukabil bir yandan geçinme imkanlarını
daraltıp öte yandan da kadının her sahada çalışabileceği inancını topluma
empoze ederek en yorucu iş sahalarına çekenler de yine onlardır. Hakim idareci görüşün uyguladığı bu
art niyetli politika sonucu sahipsiz kadınlar ve geçinemeyen ailelerin
kadınları iş aramaya koyulurlar. Kendine uygun iş sahasında çalışma
önerilmişse de, ikinci sınıf kadınlar kendilerine uygun işlerin çoktan
genç ve güzel kadınlar tarafından işgal edilmiş olduğunu görürler. Böylece
bedeni kuvvet gerektiren işler karşısında zorunlu seçmen durumuna
düşerler. Açlık ve sefaleti tercih edemiyeceklerine göre tek seçenekleri
yaşayabilmek için, sağlıklarını ve canlarını, dolaylı olarak da
namuslarını piyasaya sürmektir. Diğer alanlarda da kadın, fizyolojik
zaafları ve kadınlık hasletleri sebebiyle gerekli başarıyı gösteremez.
Memurluk yaşamında da çoğu kez, içinde bulunduğu dairede nahoş olayların
meydana gelmesine isteyerek veya istemeyerek meydan verir. Bu kişilerin
niyetlerini ve kadının karekterini çok aşan bir problemdir. Her ne olursa
olsun tabiat olarak erkeğin kadına karşı engellenemez bir meyli vardır. Batılılar toplumun olgunlaşmasıyla
bu gibi problemlerin tamamıyla ortadan kalkacağını söyleyerek bizi
avutmaya çalışırlar. Fakat onların bizi böylece avutmalarına rağmen kendi
olgunlaşmış toplumlarında (!) hâlâ en yüksek derecedeki bakanlarının bile
sekreterleriyle olan ilişkileri sonucu doğan skandallar sona ermemiştir.
Yine pek yakın bir zamanda Avrupalı büyük memurların sekreterlerini
cariyeleri gibi kullandıklarından yakınan da kendi üst derecedeki
yekililerinden birisidir. Bu sekreter kızcağızlar, görevlerine olan
sadakatlerini patronlarının çocuklannı karınlarında taşımakla
ispatlamaktadırlar. Evlerinde kocalarına maaşla birlikte bir bakan, bir
patron çocuğu takdim etmektedirler. Bu aile yapısına, toplum yapısına
olduğu gibi kadın kişiliğine de vurulan korkunç bir darbedir. Kadına iş
sahalarının açılması ona iyilik olmamış bilakis onu sorumsuz kullanılan
orta malı durumuna getirmiştir. Sözlerim belki çalışan bacılarımızı
üzebilir ama bütün bunlar bize modern yaşantının yollarını gösteren medeni
Avrupalıların hayatlarında hergün cereyan eden olağan şeylerdir. Aynı
durum eskiden kalma ata ahlakının tüm engellemelerine rağmen toplumumuzda
da süratle çoğalmaktadır. Görüldüğü gibi kadının çalışmasında,
normal sınırlar içinde bir çalışma olayı değil, kadının kadınlığının
sömürülüşü sözkonusudur. Bu kadınlık açısından hakikaten üzülmeye değer
bir acıdır. Öte yandan kadının çalışması iş
hayatındaki dengeyi alt üst eder. Toplumdaki iş kapasitesi daima belli bir
oranda sabittir. Bu da umumiyetle erkek sayısına eşittir. Bu sahaya
kadınlar da el atınca işe giren kadın sayısınca erkek açıkta kalır. İşe giren kadınlar umumiyetle
aileye ek gelir sağlama sevdasındadırlar. Erkeklerin yüzde yüze varan bir
çoğunluğu ise geçimi için çalışmak zorundadır. Görüldüğü gibi kadına çalışma
kapısı açıldığında, bir zümreye daha geniş imkânlar sağlama uğrunda diğer
bir zümre açlığa itilmektedir. Tehlikenin en büyüğü bundan sonra başlar.
Aç veya işsiz kalan bir kişinin yapacağı tek şey anarşidir. Nitekim yaşadığımız dönemde bu
uygulamanın ibret verici bir sonucu olarak, anarşi tüm baskılara rağmen
her on yılda bir patlak vermekten geri kalmamaktadır. Terörizm
ve anarşinin kökleri, anarşistleri yakalayıp hapse atmakla
Sıtmayı önlemek için nasıl ki bataklığı kurutmak
gerekiyorsa, anarşiyi önlemek ve toplumsal huzuru sağlayabilmek için en
etkin maddi reçete, erkeklere iş bulmak, insanların ceplerini ve boş
vakitlerini doldurmaktır. Manevi olarak ise ruhi ve fikri boşluklarını
doldurup onları tatmin etmektir. "Toplumun çekirdeği ailedir." sloganı, modernistlerin
bilimsel çalışmalarından çıkarttıklarını övüne övüne anlattıkları cafcaflı
bir laftır. Evet, onların daha yeni anlayabildikleri ve İslâm'ın ondört
asırdır söylediği gibi toplumun temeli ailedir. Aile fertleri huzurlu ve
yapısı tutarlı olursa toplumda huzurlu ve tutarlı olur. Ailenin esası karı- koca ve
çocuklardır. Aile kurmanın ve bir kadınla
hayatı birleştirmenin şehevî arzuları tatminden öte cihanşumul bir
ehemmiyeti vardır. Bu da yarınları yaşayacak olan yeni neslin dünyaya
getirilmesi, eğitilmesi ve yetiştirilmesidir. Çocuğun dünyaya gelmesinde kadın ve
erkek eşit rol oynarlar. Çocuk dünyaya geldikten sonra ise erkeğe onun
ihtiyaçlarını karşılamak, kadına da eğitmek ve büyütmek vazifeleri düşer.
Çalışan kadın ise bir çok yönlerden bu görevi yerine getiremez. Evvela onu en temel besin maddesi olan
ana sütünden mahrum bırakır. Ana sütü, yeri hiçbir besin maddesi
tarafından doldurulamayacak mühim bir gıdadır. Yeni doğan bir çocuğu ana
sütünden mahrum bırakmak kadar büyük bir hata düşünülemez. Böyle bir
çocuğun bedenî ve ruhî yapısında yeri doldurulamaz boşluklar belirir. İkinci olarak onun eğitim ve
terbiyesiyle de meşgul olamaz. Tabi olarak hizmetçilere veya kreşlere
teslim etmek zorunda kalacaktır. Çocuk, amacı sadece para kazanmak ve
geçimini sağlamak için bu işi seçen ve çocuğa bir eşyadan öte hiç bir
değer vermeyen bakıcıların elinde bedenen ve ruhan hırpalanacaktır. Anne sevgisinden ve himayesinden yoksun
çocuklar umumiyetle pısırıklaşır, köleleşir ve insani birçok duygularını;
haysiyet, ciddiyet, namus gibi hasletlerini kaybederler. Bu bakımın aile bütçesinde
oluşturduğu hasar ise hiç de küçümsenmiyecek kadar büyüktür. Çoğu kez,
akşama kadar çalışmak zorunda kalan kadın ay sonunda kazandığı paranın
büyük bir kısmını bakıcıya yatırmak zorunda kalır. Üçüncü ve en mühim mahzur, çocuğun
ana şefkatinden mahrum kalmasıdır. Çocuğunu akşam uyuduktan sonra, sabah
da uyanmadan önce görür. Bazen uyanıkken görse bile bu görüşmeleri
ihtiyaçların en yoğun olduğu saatlara rastlayacağı için birbirleriyle
ilgilenmeleri mümkün olmaz. Kadın, çocuğunun gün boyu neler yaptığından
habersizdir. Çocuk ise anneye, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan
bir canlıdan öte herhangi bir yakınlık duymaz. Bunun sonucu toplumda sevgi ve acıma
duygularından yoksun taş yürekli, zalim ruhlu, korkunç insan tipleri
çoğalır. Bir de toplumun kaderi bu taş yürekli insanların eline geçerse
artık o toplumdan bir hayır beklemek imkansızdır. Bu hayırdan faziletleri kasdetmiyoruz.
Yalnızca klasik hakların verilmesini, insanların apaçık zulme
uğratılmamasını anlatmak istiyoruz. Kadın çalıştığında ailede erkek
kadın arasında da bir anarşi meydana gelir. Kadın da kocası gibi akşama
kadar çalışmıştır. Akşamleyin yemek yapılmasında, çamaşır ve diğer
işlerde, kocasından eşit olarak yardımcı olmasını istemeye hakkı vardır.
Bu ihtiyaç bazan ağır basar ve her ikisi de yemek yemeden yatmayı, kirli
elbiselerle işe gitmeyi veya her elbise kirlenişinde kuru temizleyiciye
koşmayı yahut da elbiselerini yenilemeyi isterler. Bu ise hem ruhi hem de
ekonomik yönden bir yıkımdır. Toplumda iş bölümünün oluşması,
insanların kiminin imalatçı, kiminin satıcı kiminin hizmet verici
olmasının sebebi de bu ruhi ve ekonomik anarşiyi önlemek içindir. Kadının
da iş hayatına atılmasıyla ailedeki iş bölümü tamamen ortadan kalkar ve
insanlık ilkel çağlarda olduğu gibi yalnız başına kalmak ve kendi kendine
yetebilmek zorunda bırakılır. Bu ilkel bir kafa yapısının ürünüdür.
Kadının çalışmasını cafcaflı laflarla bir zorunluluk gibi göstermeye
çalışan modernistler aslında kafaları asırların gerisinde kalmış taş devri
insanlarından pek farklı bir düşünceye sahip değillerdir. Halbuki kadın evinde dursa, dinç kalarak ev işlerini görse
kocasının hizmetini, çocuklarının bakımını ve eğitimini yapsa ruhi
bütünlüğünü korumuş, hem sıhhatim muhafaza etmiş, hem kocasını memnun ve
mutlu etmiş, hem de çocuklarını ideal bir şekilde büyütüp eğitmiş
olacaktır. Bütün bu mutlu sahneler basit bir
heves ve tutarsız bir sebeple yıkılmaktadır. Kadının hür olması, toplum
içine çıkabilmesi ve para kazanabilmesi. Halbuki o, hür olacağına iş
sahalarına hapsedilmekte toplum içine dilediğim gibi çıkacağım derken en
mühim değerlerini kendini kadın yapan özelliklerini harcamakta, para
kazanmaya çalışırken kazandığı paradan daha fazlasını sokağa çıkmasıyla
zaruri olan uydurma masraflara ve evindeki çocukları için tuttuğu
hizmetçilere ödemektedir. Tekrar tekrar söylüyoruz, kadının
iş hayatına sürülmesinin sebebi ne onu hür yapmak ne de kocasının ekonomik
sultasından kurtarmaktır. Bir işin yegane sebebi vardır. O da
emperyalistlerin kadını daha rahat sömürebilme ve vücudundan sınırsızca
yararlanabilme arzulan! Bunun böyle olduğunu büyük
küçük bütün işverenler de bilir. Fakat, hiç birisi kendilerin cömertçe
vücudunu sunan genç memurelerinden, sekreterlerinden daha açıkçası
cariyelerinden vazgeçmek istemezler. Bunların içinde gayrı müslimler
olduğu gibi müslüman olduğunu söylemekten bir an bile geri durmayan
sapıklar da vardır. Halbuki kadının, daha doğrusu
geçim sıkıntısı çeken ailelerin daha değişik yollarla yan gelir
sağlamaları daima mümkündür. Ülkemiz büyük oranda tarım ve
hayvancılık Ülkesidir. Kapısının önünde küçük bir bahçesinde küçük de olsa
bir inek besleyen, küçük de olsa bir bahçe eken kadın ailesinin tüm
ihtiyaçlarını karşılayabilir. Yine evin içinde çeşitli el
sanatlarıyla meşgul olan, halı dokuyan, kilim ören, elişi yapan, elbise
diken kadınlar vardır. Bunlar örnek alınabilir. Yine çeşitli iş sahalarında işçinin
işyerine gelmeden yapabileceği bir çok işler vardır. Ki bu basit işler
çoğu kez işin büyük bir bölümünü teşkil ederler. Bu işlerin evlerde
yapılması hem kadını evinden ayırmadan geçindirmesi, hem bu işlerin
atelyelerden çekilmesiyle iş sahalarının genişlemesi hem de kirasız bir
yere sevkedilmesi sebebiyle çok yönlü bir fayda sağlar. Elinden iş gelen ve hakikaten
sadece geçinmek için çalışmayı isteyen, şehevi artniyetleri olmayan bir
kadın evinde hiç bir zaman boş kalmaz. Mutlaka gelir getirecek bir takım
işler bulur. Evin maddi şıkırtılarını giderdiği gibi fazladan maddi refah
sağlar. Sanayi kentlerinde (İstanbul, Ankara,
izmir) ve bazı el sanatlarının ileri gittiği Ege illerinde ve
hayvancılığın yaygın olduğu güney ve doğu Anadolu bölgelerinde bir çok
evin atelye gibi çalıştığı görülür. Evlerde, kadının çocukların ve
misafirlerin harıl harıl birşeyleri monte ettikleri, kesip biçtikleri
görülür. Veya evlerde sütlerin kaynatıldığı, yayıkların yayıldığı, yağ ve
peynir yapıldığı görülür. İşte bu kadınlar da çalışırlar ve para
kazanırlar. Fakat evlerinden çıkmazlar, ahlaklarını ve namuslarını feda
etmezler. Çocuklarını sefil bırakmazlar, kocalarını ihmal etmezler. Esasında bizim toplumumuzda
kadınların illa da erkeklerin arasına karışarak çalışmasını zorunlu kılan
bir şey yoktur. Kadınımızın evinde yapacağı işler sayılamayacak kadar
çoktur. Kadınımızı iş sahalarına
çeken emperyalistler yine de ona kolay kolay elindeki bu parayı yeme veya
hayırlı bir işe harcama imkanı vermezler. Topluma yaydıkları eve sokağa
çıkan bir kadın için adeta vazgeçilmez olarak empoze ettikleri süs, makyaj
ve sükseli giyim kuşam alışkanlıklarıyla onu büyük bir harcama içine
sokarlar.
Sonuçta öyle bir an gelir ki kadının aldığı para daha eve gelmeden
tükenir. Bu durumda kadın biraz daha para kazanabilmek için bazı şeylerini
feda etmek zorunda kalır. Hem iş arkadaşlarını tatmin eden hem de ailesini
razı edebilenler toplum içinde yaşar giderler. Ama bunu beceremeyen ve
arkadaşları arasındaki avcıların eline düşenleri bir çoğu hayat kadını
olarak umumhanelere sürüklenirler. Umumhane patronlarının en mühim
kaynaklarından birisi de çalışan fakat süs Bunlar tümüyle iğrenç manzaralardır.
Toplumumuzu batıya adapte etmeye başladığımız yirminci yüzyıl
Bu bölümü bitirirken son olarak müslüman
kardeşlerimize şunları söylemek isteriz: İslâm'ın bir takım prensipleri
vadır ki bunları öğrendiğimizde bu problem kendiliğinden halledilir. Yine
müslümanlar kendilerini bu prensiplerin sınırlarına uydurmak
zorundadırlar. Birinci olarak İslâm, zina
yollarından biri olan kadın erkek beraberliğini katiyyetle yasaklar. Şayet
kadının çalışması zorunluysa erkeklerin bulunmadığı bir yerde çalışabilir.
Bir müslüman kadınının erkekler arasında hele hele İslâmi giyimden
tavizler vererek çalışması bütünüyle islâm'a aykırıdır. İkinci olarak, islâm, ailede
erkeği kadının ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutmuştur. Kadının para
kazanma hususunda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Evlenme akdi yapılırken
erkeğin onu kabullenmesi bir nevi onun bütün maddi giderlerini karşılamaya
razı olduğu anlamına gelir. Kadının kocasının getirdiği parayla yaşamını
sürdürmesi onun için bir zillet veya alçalış değil Öz malı derecesindeki
hakkını almasıdır. Şayet erkek hanımının maddi ihtiyaçlarını
karşılayamıyorsa kadına ayrılma hakkı doğar. Yok eğer iki taraf da ailenin
devamını istiyorlarsa onların geçimini üstlenmek, en azından erkeğe bir iş
sahası bulmak devletin görevidir. Zaten devlet İslâm'ın kendisine has
vergi toplama ve dağıtma usulünü uyguladığı zaman İslâm toplumunda hiç bir
ailenin aç kalması mümkün değildir. İslâm anlayışına göre kadının
vazifesi ailenin mali giderlerini karşılamak değil, ev kadını, kocasının
hanımı ve çocuklarının anası olmasıdır. Diğer vazifeler ikinci
derecededir. Kadın ailesini muhafaza etmekle toplumun temel taşını sağlam
tutmuş olacak, kocasını mutlu etmekle toplum huzuruna direkt olarak tesir
edecek, çocuğunu düzenli bir şekilde yetiştirip eğittiğinde istikbal için
hayırlı temeller atmış olacaktır. Bu büyük vazifelerin ve
sonuçta kazanılan faydaların yanında toplum içinde iş hayatına atılması
sonucu elde edeceği faydalar oldukça cüce kalırlar. Bir müslüman hatta aklı selim normal bir insan bile tercih esnasında terüddüt etmeden doğru olanı tanıyabilecektir.
MEVZU HADİSLERE ( HZ. MUHAMMED'İN MÜBAREK AĞZINDAN ÇIKMADIĞI HALDE ,O'NA İZAFE EDİLEN, UYDURMA HADİS-SÖZ-,HZ. RESÜL'E ATILAN İFTİRA CÜMLELERİNE ) VE İSLAM'A BAŞKA DİNLERDEN GİRMİŞ ( BAŞTA YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIKTAN OLMAK ÜZERE ) ,İSLAM'IN REDDETTİĞİ ,İSLAM'IN RUHUNA VE EVRENSEL MESAJINA UYMAYAN AMA CAHİL MÜSLÜMAN HALK TABAKASINDA İSLAM'IN GÖRÜŞÜ İMİŞ GİBİ KABUL GÖREN CÜMLE-SÖZ - FİKİRLERE DİKKAT ...!
Cennet'ten kovulma İslam, daha önceki din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durumunu tamamen bertaraf etti. Adem peygamberin cennetten çıkarılmasına neden olan suçu yalnız kadına yüklemedi. Her ikisini de sorumlu gösterdi. İslam'da kadın kötülüklerin ve şeytani iğvaların kaynağı olarak görülmez. İslam'da Hz. adem'i kadının baştan çıkarttığına inanılmaz. İslam bu bâtıl düşünceleri tamamen yıkmıştır. İslam'da Hristiyanlıkta kabul edildiği gibi ne ilk günah ne de insanın yaradılışında günah işleme temayülü diye bilinen asli günah iddialarına yer yoktur. Cenab-ı Hak buyuruyor: Kadının Aklı ve Dini Yarım mı? "Allah Resulü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve şöyle dedi: " Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah diye sorduğunda Allah Resulü "Çünkü kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim" demiştir. Kadınlar: "Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda Allah Resulu : "İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir." Mutevelli , akla uygun olmaması, Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.İbn-i Hazm, Saidi , Kasım emin...gibi alimler İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir. Hz.Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz.Aişe'ye danışıyordu. Urve'nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir. İslam toplumunda kadınlar sadece
Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir,
hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır. Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yönden eksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her müslümanın Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir. Kadınlara Danışılmaz mı? Bu konuda uydurma hadis şöyledir: "Kadınlara danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın." Aliyyu'l Kari ve el-Acluni bu hadisin uydurma olduğunu Kur'an ve sünnete ters düştüğünü söylemiştir. Yine İmam-ı Ebu İshak el-İsferayini kadınların rivayet ettikleri hükümler ve hadisler erkeklerin rivayet ettiklerine zıt düşerse kadınlarınkini erkeklerinkine tercih etmiştir. Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki müslümanları kastederek der kı: "Yapacağın işler hakkında onlara danış." (Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri veriyor. Allah Resulunun hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair elimizde bir tek örnek yoktur. Bu sözün uydurma olduğunun en güzel örneği Allah Resulunun Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü Seleme'nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar vermesidir. Hz.Ömer Şifa Hatunun fikrine çok önem verirdi. Yine mehir konusunda dörtyüz dirhemden fazla verilmemesini tavsiye eden Hz.Ömer'in mescitte cemaat huzurunda Nisa Suresi'nin 20.ayetini delil gösteren bir kadın tarafından ikaz edildiğini ve kadının gösterdiği delil karşısında Hz.Ömer'in fikrinden vazgeçtiği, hatasını itiraf ettiği, kadına dönerek "Kadın Ömer'den daha iyi bildi" dediği bilinmektedir. Hz.Ömer halifeliği esnasında, kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz.Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalacağını sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak Hz.Ömer bu süreyi dört ay olarak belirtmişdir. BUNLAR UYDURMA HADİSLER OLUP
PEYGAMBERİMİZE, DİNİMİZE VE KADINLARA İFTİRADIR.
Son söz olarak yabancı kültürlerle temasa geçilme sonucu, bu kültürlerin etkisinde kalınarak Kur'an-ı Kerim'den kopulmuş, kadını aşağılayıcı birçok görüş İslam toplumuna girmiştir.
Kadınlar uğursuz mudur?
Bu hadis-i şerifi Hz. Aişe duyduğu
zaman itiraz ederek şöyle demiştir.
KADIN
Hz. Peygamber'e ilk inanan, başka bir deyimle ilk müslüman olan Hz. Hatice'dir. İlk İslâm kadınları Mekke ve Medine'de ağır ve büyük hizmetleri yüklenmekten kaçınmamışlar, askerî ve siyasî işlerde erkeklere yardımcı olmuşlar, hemşirelik mesleğini ilk defa kurarak, yaralı mücahidleri tedavi etmek, su taşıyıp içirmek, yaralarını sarmak ve hatta yaralıları Medine'ye kadar taşımak gibi fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Mücahidlerin yanında onlara destek ve cesaret veren bu hanımların kahramanlıkları hadis mecmualarında kaydedilmektedir. Kadınlara karşı iyi davranmak, tatlı
ve yumuşak dille konuşmak, kaba ve sert hareket etmemek Allah Rasûlünün
ahlâkındandır. O şöyle buyurmuştur: Hz. Peygamber evlenilecek bir kadında
aranacak vasıfları şöyle belirlemiştir: Ana-babaya itaat etmek, iyilik yapmak,
şefkat ve merhamet göstermek, tatlı ve yumuşak davranmak gibi hususlar
âyet ve hadislerle emir buyurulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana ve babaya iyilik etmeyi
emir buyurmuştur. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında
ihtiyarlarsa, onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı
söz söyle. Onlara merhametle tevazu kanatlarını indir. Onlar için,
Hz. Peygamber en çok kime saygı, şefkat ve bağlılık göstermek gerektiğini soran bir sahabiye "anana" diye cevap vermiştir. Bu soru üç defa tekrar edilmiş, üçünde de aynı cevabı vermiş, ondan sonra kime sorusuna ise, "babana" demişlerdir. (5) Anne müslüman olmasa bile, çocukları üzerindeki saygınlığını korumaktadır. Buna şu hadiseyi örnek gösterebiliriz.
Hz. Ebû Bekr'in kızı Esma'nın, babasından boşanmış ve müşrik olarak kalmış
annesi, bir gün kızını görmeye gelmişti. Esma, Hz. Peygamber'e, 'Müşrik
olan annem' bana geldi. Onunla görüşeyim mi?" dedi. Hz. Peygamber,
"annenle görüş" buyurdu. (6) Bu duruma göre, İslâm'da anneliğin yeri, değeri ve şerefi çok yüksektir. Ebeveyne itaatsizlik şirkten sonra en büyük günah sayılmış, bunun kapsamı sadece "Allah'a isyanda kula itaat yoktur" prensibi ile sınırlandırılmıştır (8) ... Hz. Peygamber devrinde kadın sahabîler ilme büyük katkıda bulunmuşlardır. Allah Rasûlü'nün kızı Hz. Fatıma duygulu bir şâir olduğu gibi Hz. Peygamber'in bazı hadislerini de rivâyet etmiştir (10). Hadis rivâyet eden kadın sahabilerin sayısı çoktur. Bazıları şunlardır: Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan, Ümmü Abd, Esmâ binti Ebu Bekr, Zeyneb binti Cahş, Meymûne binti Hâris, Fâtıma binti Kays, Dürre binti Ebı Leheb, Ümmü Haram binti Milhan vd. Bu son sahabi hanım Kıbrıs'ta vefat etmiş olup. Larnaka civarında medfundur. Kıbrıs müslümanlarınca türbesi bir ziyaret yeridir.(11) Hz. Peygamber kadınların eğitimine
büyük önem vermiştir. Kadınlar mescide geliyor, hadisleri dinliyorlardı.
Umumî toplantılara katılır ve bayram namazlarında da hazır bulunurlardı.
Hz. Peygamber bayram hutbesini erkeklerin saflarına irad ettikten sonra,
kadınların saflarına geçer, onlara da talim ederdi. Ancak hanımlar her
zaman mescidde hazır bulunmadıkları için bir sahabî kadın Hz. Peygamber'e
gelerek; "Ya Rasûlüllah, erkekler geliyor, senin sözünü dinliyorlar. Bizim
için de bir gün tahsis et. O günde gelelim, Allah'ın sana öğrettiklerini
bize öğret" dedi. Hz. Peygamber de onlara haftada bir gün ve yer tahsis
ederek orada toplanmalarını söyledi, belirlenen günde onların eğitim ve
öğretimleri ile meşgul oldu (12). İslâm özellikle Hz. Peygamber'in
ailelerine mahrem meseleleri tebliğ etme görevini yüklemişti. Kur'ân-ı
Kerîm'de şöyle buyurulur: Sahabe hanımlarının haya ve utanması
dini konuları sorup öğrenmelerine bir engel değildi. Özellikle bir fikıh
ve hadis âlimi olan Hz. Aişe'nin (ö. 58/677) bu konuda sayısız
hizmetleri olmuştur. O, yalnız kadınların değil, sahâbe büyüklerinin bile
bir çok meselede başvurdukları kimse idi (13). Hz. Aişe, verdiği hüküm ve
fetvalar bir cilde ulaşan yedi sahabe müctehidinden (Fukaha-i seb'a)
birisidir (14). Sonuç olarak, İslâm kadınla erkek
arasında genel anlamda bir görev bölümü yapmış, kadına evin iç işlerini,
çocukların yetiştirilmesini, ihtiyaç ve zaruret bulunduğunda da dışarıda
çalışma işini yükleyerek, onu kocasının en yakın yardımcısı kılmıştır.
Koca, evin dışında ağır işleri, eşinin ve çocuklarının yeme içme, barınma
ve giyim ihtiyaçlarını karşılama görevini yüklenmiştir.
| ||||||||||
| ...::: www.islamustundur.com :::... |