...:::  İSLAM VE DEMOKRASİ  :::...

                                            TÜRKİYE İÇİN İKİ YENİ KAVRAM:

                      DEMOKRATİK İSLAM ve MUHAFAZAKAR DEĞİŞİMCİLER. (*)

      Recep Tayyip Erdoğan’ın  başlattığı   Erdemliler Hareketi (erdem=fazilet !) ile merkez-sağ yeniden bir canlılık kazanacak gibi gözüküyor. Tartışma, bir yönü ile Recep Tayyip’in siyasi yasağının hala geçerli olup olmadığına, diğer ve esas yönü ile de partinin yükleneceği misyona bağlı gelişiyor.

   Beni bu makalede daha çok tartışmanın ikinci yönü ilgilendiriyor.

                                                          ***

   Kişisel kanıma göre tartışmaların misyon ile ilgili bölümünde bir kavram kargaşası yaşanıyor.

   Tayyip’in Özalvari  mi bir parti kuracağı, yoksa Müslüman demokraside de mi karar kılacağı tartışılıyor !

   İşte bu tartışma beni Türkiye için çok önemli gördüğüm iki yeni kavrama götürüyor:

a)Demokratik İslam,

b)Muhafazakar Değişimciler.

                                                           ***

   “Özalvari parti” ve “Müslüman demokrasi” kavramlarını sanki birbiri ile çelişiyor gibi görmek, hatta müslüman demokrasi kavramını demokratik islam kelimesi ile değiş tokuş edersek; böyle bir misyonu sadece merkez-sağa ait zannetmek bana  yanlış gözüküyor.

   Bence, eğer amaç dünyanın bizden beklediği gibi, İslam ile demokrasi kavramlarının bir arada yaşayabileceğini; değil birbirlerini bertaraf etmek, birbirlerini besleyebileceklerini uygulamada ispat etmek ise, bunu pekala sosyal demokrat bir program da uygulayabilir.

   Sanırım, Deniz Baykal’ın gayreti bu yöndedir ve bu anlamda da çok ilgi çekicidir.

                                                          ***

   Başta ABD olmak üzere Batı’nın, bizi  bize rağmen ciddiye almasının altında yatan nedenlerden birisi de İslam ağırlıklı Ortadoğu’yu Küreselleşme sürecine dahil edebilmek için, Türkiye’nin bir deney-merkezi olarak kullanılmasıdır.

                                                          ***

   Yapılan analiz şu şekildedir:

                                                          ***

1)Küreselleşme tüm dünyanın her bir santimetrekaresinin tek ve ulaşılır pazar haline gelmesini dayatmaktadır. Artık dünyanın herhangi bir köşesi (örneğin Ortadoğu) kendi haline bırakılamaz. Aksi halde küreselleşme kısa-devre yapar.

                                                          ***

2)Önümüzdeki 10-15 yılda Ortadoğu’daki tüm totaliter rejimler yıkılacaktır. Burada yaşayan halklara totaliter rejimlerin panzehirinin demokrasi olduğunu göstermek gerekir.

   Bu kadar önemli bir bölgeyi küreselleşmeye dahil etmek ancak böyle mümkündür.

                                                           ***

   3) Kültürlerin uzlaşamayacağı   iddiasına dayanan  Huntington öngörüleri çökmüştür ama  dünyadaki iki temel medeniyet çığrının ; İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin birbirlerini hala şüphe ile karşıladıkları da bir gerçektir.

   Müslümanların, demokrasinin inançlarına ters düşmediğini, Batılıların da İslam’ın demokrasiyi tehdit etmediğini öğrenmelerine hala ihtiyaç var.

                                                           ***

   4) İşte, 21. yüzyılda bu iki medeniyet çığrını; İslami değerler ile Hatemi’nin veciz ifadesi ile “daha iyisini öneremediğimiz Batı değerlerini” birleştirebilecek, her ikisini de birbirinin tehdidi olarak algılanmasını, birbirlerinin tamamlayıcı parçaları olarak kavranması ile değiştirebilecek dünyada  tek ülke Türkiye’dir.

                                                           ***

   5) Demokrasinin Türkiye’de iyice yerleşmesinin gerekliliği Türklerin veya Kürtlerin kaşı gözü için değil; Türkiye’nin dünyadaki misyonu için gereklidir.

                                                           ***

   Türkiye’ye hakim olan jakoben ve tek tip insan ideolojilerini aşacak her türlü hareket böyle bir misyona hizmet edebilir. Önemli olan, Kürt gerçeği ve İslami yaşam biçimi tercihini  hazım edebilmektir.

   Üzerine basmak istediğim nokta; her iki konuya da bir arada hazım edecek –bir tanesi yetmez- bir siyasi misyon yaratmak ve bu konuda samimiyetini millete kabul ettirmektir.

   Ancak, böyle bir misyon sadece merkez-sağın tekelinde değildir ve bu misyon ne liberal demokrasi ne de sosyal demokrasi ile çelişmemektedir.

                                                           ***

   Türkiye’nin yapması elzem olan bir tartışma din-devlet ilişkilerini yeniden düzenleme tartışmasıdır.

   Bu tartışmanın özü; birbirinin nasırına basmayacak şekilde din ve devlet alanlarının yeniden tarif edilmesidir.

   Kişisel kanıma göre, Batı da böyle bir tartışmayı bizden beklemektedir.Zira, bu tartışmadan çıkacak olumlu sonuçlar Müslüman ülkelerin (Ortadoğu) şimdilik uzak durmaya çalıştıkları küreselleşme sürecine katılımını hızlandırabilir.

   21. yüzyılda Türkiye’den beklenen   “İslam dini ile demokratik rejimin bir arada yaşamasının mümkün olduğunu” yedi düvele göstermektir.

                                                        ***

                                                

   Müslüman Demokrasi terimini herkes gibi ben de kullandım. Batı’daki Hıristiyan Demokrat gelenekten esinlenerek, İslam geleneğini demokrasi ile uyumlu hale getirmek için bu terimi yarattık, hatta sanırım yazılı basında ilk kullanan benim.

   Ancak, yaşanan tecrübeler çerçevesinde ben artık bu terimin yanlış olduğunu düşünüyorum.

   Müslüman demokrasi denince; esasında evrensel bir kavram olan demokrasinin, sanki Müslümanlara uygun ayrı bir versiyonu varmış gibi bir duygu yaratılıyor.

   Terimin içindeki bu ima hem yanlış, hem de tehlikeli !

   Yanlış, zira demokrasinin prensiplerinin dinlere göre değişmesi mümkün değildir.

   Zararlı, zira demokrasiden verilecek her türlü tavizi bu terimin içine sığdırabilir ve böylece kamufle edebilirsiniz.

   Nasıl Türkiye özgürlükler konusunda zaman zaman “”bizim tarihi şartlarımız...” tiradı ile yan çiziyor ise, demokrasinin işimize gelmeyen yaptırımları  karşısında “yüce dinimizin şartları...” tiradı arkasına sığınabiliriz.

     Birleşmiş Milletlerin Binyıl Zirvesi’nde (Eylül-2000) yaptığı konuşmada İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi  “İran’ın kendi koşulları ile bezenmiş özel demokrasisinden” bahis edince ben durumu fark ettim! (Bkz: Cüneyt Ülsever: “Binyıl Zirvesi Işığında 21. yüzyıl düşleri: Kendini Arayan Dünya”. S:75-83. Timaş Yayınları-2001)

   Hatemi de, demokrasinin bulunmadığı ülkesinde Müslüman demokrasiden bahis ediyor ve demokrasiyi islamın şartlarına bağlayarak kendine yontuyordu.

                                                         ***

   Şahsi görüşüme göre; 21. yüzyılda tüm dünyayı  ilgilendirecek olan “Batı medeniyet çığrı ile İslam medeniyet çığrını Anadolu köprüsü üzerinde bağlama projesini” yakalayan Türkiye’de; Demokratik İslam kullanılması gereken doğru terimdir.

   Bu terim de hemen akla “demokratik olmayan İslam var mıdır ?”, sorusunu getirir ki, cevabı “evet” tir ! Herhangi bir dinin demokratik olma mecburiyeti olmadığı gibi, pekala İslamın da böyle bir mecburiyeti yoktur.

   Demokratik İslam terimi; demokratik bir dünyevi düzende ilahi bir din olarak İslamın nasıl yaşanacağını irdeleyecektir.

   Hatta meseleyi daha da açarsak; temel sorunsal: İslami yaşam tarzı ile demokratik rejim arasında bir çelişki olup olmadığını  araştırmaktır !

                                                            ***

   Türkiye’yi Türklere rağmen savunan Batı’lı güçler; 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, küreselleşmeye uyum göstermeyen ülkelerin ikna edilmesi konusunda ülkemize özel bir misyon yüklüyorlar:

   “Müslümanlar için de en doğru dünyevi rejimin demokrasi olduğunu tüm dünyaya ispat et !”

                                                                  ***

                                                                  ***

   Ben bu makalede Türkiye’nin refah seviyesini ve iç-barışını tayin edeceğine inandığım  din-devlet ilişkilerini irdelemeye çalışıyorum.

   Aradığım, yeni bir terim olarak teklif ettiğim “demokratik İslam” sözcüğünün içini doldurmak.

   Özetle, bir dünyevi rejim olarak kimsenin daha iyisini teklif edemediği demokratik ortamda; ilahi bir din olarak İslamın ne kadar özgür yaşanabileceğini araştırmayı hedefliyorum !

   Kastım, demokrasinin bir versiyonu gibi algılanabilecek Müslüman Demokrasi teriminin peşinden koşmak değil; demokrasinin evrensel tarifinden katiyen taviz vermeden İslami yaşam tarzının özgürce yaşanmasını temin etmektir.

   Eğer, İslam; evrensel demokrasinin ilkeleri ile kucaklaşırsa, İslami yaşam tarzı “diğerleri” için de bir tehdit olarak algılanmaktan kurtulacak; böylece en azından yapay dindar-laik  ikileminde huzuru temin etmiş olacağız.

                                                           ***

   Birbirinin rakibi olarak algılanan iki temel medeniyet çığrını; Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini Anadolu köprüsü üzerinde kucaklaştırabilirsek; Türkiye 21. yüzyıla İslam ülkelerini (Ortadoğu) küreselleşme sürecine katan ülke olarak imza atacaktır.

                                                            ***

   Ayrıca, sevinçle görüyorum ki; bu tarihi görevin dış-dinamikleri kadar iç-dinamikleri de gelişmiş durumda !

   Türkiye’de yaşanan yepyeni bir sosyo-ekonomik gelişim İslam ile demokrasinin kucaklaşmasını, dış-dinamiklerden daha da fazla istiyor.

   Nedir bu yeni sosyo-ekonomik gelişim ?

   Muhafazakar değişimciler !

   Türkiye, tarihinde ilk defa devlet aygıtından kopuk bağımsız müteşebbis sınıfı yaratıyor.

   Bu sınıf Anadolu’da yeşeriyor!

                                                             ***

   Rahmetli Turgut Özal’ın açtığı yolda ilerleyen bu sınıf:

   a)Kendi dinamikleri ile sermaye birikimini sağlıyor.

Bu sınıf cumhuriyetin klasik İstanbul-Ankara bağından kopuk, periferide kalmış, ancak tamamen kendi kişisel atılımları ile gelişiyor.

                                                              ***

b)İşbirlikçi kapitalizmin devlet rantından faydalanamıyor.

Tamamen merkezden kopuk bu sınıf ülkede egemen “devlet eli ile zengin yaratma” politikalarından nasibini almamış, devlet tarafından değil desteklenmek, kösteklenmiş bir sınıf.

   Hem ödediği vergileri işbirlikçi kapitalizme kaptırıyor, hem de merkez yaşam tarzına bile karışıyor.

   Hatta zaman zaman onu “rejim düşmanı” olarak görüyor.

                                                              ***

c)İhracat merkezli üretim yaptığı için dış dünyaya çok açık.

Rahmetli Turgut Özal bu sınıfı ihracatı destekleme politikaları çerçevesinde dış ticaret için çok teşvik etti. Bu insanlar da genellikle manevi olan bu teşvikleri çok iyi değerlendirdiler. Ortadoğu’ya, Rusya’ya, Kuzey Afrika’ya , hatta Avrupa’ya mal ve hizmet satmayı; bu pazarları hedeflemeyi öğrendiler.

                                                              ***  

d)İslami yaşam tarzına sıkı sıkıya bağlı.

Anadolu yaşam tarzına, dolayısı ile İslami geleneklere sıkı sıkıya bağlılar. Zaten, 28 Şubat’ta da bu yönleri ön plan çıkarılarak, İstanbul-Ankara ittifakına karşı yükseltebilecekleri itiraz, bu kamuflaj ile kesilmeye çalışıldı. 

                                                              ***

e)Babalar çağdaş eğitim almamış olsalar da; oğullar (hatta kızlar) çağdaş eğitimin en  yüksek seviyesi ile donanmışlar.

   Evet, geleneksel babalar eğitim almamışlar ama oğullarını, hatta kızlarını Avrupa’da, Amerika’da okutuyorlar.

   İlkokul mezunu hacı babalar ve onların beyaz yakalı oğulları !

                                                            ***

   Kaba hatlarını çizdiğim bu yeni sınıf klasik kalıplara sığmayan oldukça değişik bir görünüm veriyor.

   Hem muhafazakarlar, hem de değişimden yanalar.

   Onlar,   küreselleşme sürecinin kendi lehlerine geliştiğinin farkındalar.

   İslami yaşam tarzını talep etme açısından muhafazakarlar, ancak önemle Refahyol döneminde, salt İslama dayanan siyasetin kendilerine hiçbir yarar sağlamadığını fark ettiler. Hatta iddia ediyorum, büyük bir grup Erbakan çizgisinden koptu.

                                                           ***

   Şimdi farkındalar ki:

   a) İşbirlikçi kapitalizmin rasyonel kapitalizme dönüşmesi işlerine gelecektir.

   b) Kimliklerini en rahat şekilde özgürlükler ortamında yaşayabileceklerini kavradılar.

   c) Birer yeni zengin olarak sermayelerini en iyi koruyacak mekanizmanın:

i)dünya koşulları ile uyumlu;

ii)sadece asli görevini yapan modern devlet olduğunun bilincine vardılar.

                                                                ***

   İç-dinamikler de  artık liberal-demokrasiye dayanan Demokratik İslam talep ediyor !

                                                               ***

                                                               ***

   Din-devlet ilişkisi kavramının özü; -ezici çoğunluğu Müslüman olan- “Türkiye 21. yüzyılı nasıl kucaklayacak”, bu konuyu irdelemektir.

   Türkiye’nin 21. yüzyıldaki olası atılımlarını sadece bu sorunun çözümü belirlemeyecek ama; huzurlu ve müreffeh bir Türkiye için çözülmesi yeterli olmasa da, gerekli sorun hiç kuşkusuz ki İslam ve demokrasi denklemidir.

                                                                ***

   Dünyada İslam ile demokrasiyi birbiri ile kucaklaştırabilecek tek ülke Türkiye’dir. Bu açıdan Türkiye bir deney-merkezi olarak, önümüzdeki 10-15 yılda Müslüman Ortadoğu’nun küreselleşme sürecine katılmasına önayak olabilir.

   Bu ödevi becerirse bölgenin ideolojik ağabeyi sıfatını da kazanabilir.

   Ancak, bana bu konuda en fazla heyecan veren nokta İslam ile demokrasi arasındaki olası evliliğin dış-dinamiklerden çok iç-dinamikler tarafından  talep edilir hale gelmesidir. Bu nedenle böyle bir analizde ben iki yeni kavramı iç içe kullanıyorum. kullanıyorum:

-Demokratik İslam.

-Muhafazakar Değişimciler.

Bu iki kavram birbirini yaratıyor, besliyor, destekliyor.

   Aynı olgu haline geliyor !

                                                              ***

   İddiam odur ki; Türkiye’de yaşanan bu yeni olgu, son iki-üç yıldan beri, İslamın demokrasi ile birlikte yaşamasını bırakın kabul etmeyi, ihtiyaç haline getirmiştir.

                                                               ***

   Bu yeni olgu Türkiye’nin daha evvel tanımadığı yeni bir sınıf üzerine inşa ediliyor.

   Hatta bu sınıf ilk bağımsız sınıftır.

   Kapitalist üretim tarzını tercih eden cumhuriyet , savaştan çıkan bu ülkede müteşebbis sınıfın bulunmamasından hareketle Ankara’nın himayesi ve kollaması altında bir burjuvazi yaratmaya niyetlendi. Bu işbirlikçi sınıf, beklenenin aksine hiç büyümedi, hatta büyümemek işine geldi.

   Türkiye’de burjuvazi merkezden kopmayınca da ülkeye demokrasi doğru dürüst yerleşemedi.

                                                                 ***

   Aynı Türkiye son 10-15 yıldır, yeni bir gelişimi hem yaşıyor, hem de hazım etmeye çalışıyor: Bağımsız burjuvazi !

   Rahmetli Turgut Özal’ın verdiği ivme ile gelişen yeni bir müteşebbis sınıf merkezden nerede ise hiç yardım almadan gelişiyor. Bu sınıf Anadolu’nun bağrından çıkıyor, Anadolu’nun değerlerini paylaşıyor, işçi sınıfını ve refahı Anadolu’da yeşertiyor. (Kriz öncesi Gaziantep, Çorum, Kayseri, Kahramanmaraş, Denizli v.b. işsizlik oranı “0”dır.)

   Bu yeni gelişime; İstanbul ve Ankara’dan bakılınca önce bir meydan okuma yaşandı, hatta bu yeni sınıfa karşı korku 28 Şubat’ta şahikasına ulaştı.

  Ancak, farkına varmamız gerekiyor ki, bu sınıf da artık burjuva oldu ve kendi ticari varlığını koruyacak devlet mekanizmasının mollaların İslami İran’ı değil, Türkiye’nin asli görevlerine geri dönmüş modern devleti  olduğunu kavradı !

   Talebi sadece seçtiği yaşam tarzına karışılmaması. Zira, bu sınıf dünyanın her yerinde olduğu gibi, yaşam tarzını bir kimlik (şahsiyet) meselesi olarak görüyor.

   Kendisine başka bir yaşam tarzının dayatılmasını şahsiyetine indirilmiş bir darbe olarak algılıyor.

                                                               ***

   Bu sınıf artık: 

i)varlığını en iyi koruyacak mekanizmanın tek hukuka dayanan  modern devlet olduğunu görüyor,

ii) Refahyol tecrübesini kendi menfaatleri açısından kötü bir tecrübe olarak algılıyor

   sadece İslam’a dayanan politikaların çaresiz kalacağını fark etti–  

iii) yaşam tarzını en iyi koruyacak dünyevi rejimin demokrasi olduğunu keşif etti.

                                                               ***

   İşte bu yeni ve taptaze gelişim; bizi bir ilahi din olan İslamın dünyevi yaşanmasını en doğru temin edecek çözümün “Demokratik İslam” olduğu noktasına getirecek.  

                                                                ***                                                                                                           

                                                                ***

   Ben 21. yüzyılda Türkiye’yi çok önemli bir kavşak noktasında görüyorum.   Türkiye bulunduğu bölgenin “ideolojik ağabeyi” olma yolunda muazzam bir avantaj yakalamış durumda.

    Ben, hem iç huzur, hem de Ortadoğu’da yaşanacak olası küresel entegrasyon açısından bu tartışmayı çok önemli görüyorum.

   Benim derdim dünyevi

                                                    ***

Hal böyle olunca, kavranmasını istediğim noktalar benim için çok önemli:

1)Bu tartışma İslam’ın veya demokrasinin bir karşılaştırması değil.

                                              ***

2)İslam bir ilahi düzen.  Demokrasi ise dünyevi bir düzen.

     Benim irdelediğim konu sadece bu dünyayla ilgili.

                                             ***

3)Buna göre ben;   dünyevi olarak daha iyisini öneremediğimiz demokratik rejim altında, sadece ufak bir bölümü bu dünyayı kapsayan ilahi İslam’ın, dünyevi olarak, hem en huzurlu, hem de başkalarını rahatsız etmeden nasıl yaşanacağını irdelemeye çalışıyorum.

                                             ***

   Katiyen lafım “ dünyevi olarak da yaşanacak en doğru düzeni İslam tarif eder ( şeriat)” diyenlere değil.

   Onların artık saygıdeğer bir küçük azınlık olduğunu biliyorum.

    -  SAYGIDEĞER   ÜSTADIMIZA BURADA KATILMADIĞIMIZI , İSLAM'IN DEMOKRASİYİ AŞAN VE KAPSAYAN BİR KAVRAM  OLDUĞUNU  İDDİA ETTİĞİMİZİ BELİRTELİM : WEB MASTER  -

   Bana bunu tartışmaya açtıran nokta, Türkiye’nin yeni dinamiği muhafazakar değişimciler.  Onlar de benimle aynı gaileleri paylaşıyorlar ve Türkiye’yi bir yerlere onların dinamiği taşıyacak.    

                                                        ***

   Demokratik İslam’ın yeşermesini isteyenler, her türlü İslami duyarlılığa rejim düşmanı birer potansiyel suçlu olarak bakılmasından, haklı olarak vazgeçilmesini talep edeceklerdir.

  Bu açıdan haklı olarak yeni bir laiklik anlayışı talep edeceklerdir. Yeni Laiklik Anlayışı bu makalenin hedefi değil. Ancak bu konudaki görüşlerime merak duyanlar şu kitabıma başvurabilir:

   (Cüneyt Ülsever: “Pratik Teoriyi daima Aşıyor: Neden Liberalim ? “ Timaş Yayınları- 2. baskı- İstanbul 2001. içinde:

    Avrupa Kapısında İslam: Yeni Bir Laiklik Anlayışı  )

                                                         ***    

Ancak;  bana göre muhafazakar değişimciler tarafından da kabul edilmesi gereken kurallar şunlardır:

                                                          ***

1)Bir toplum içinde sadece bir kişi bile egemen dine mensup olmasa veya egemen dinden sadece bir kişi egemen dini dünyevi hukukta hakim olarak görmek istemezse; dünyevi düzenin onu da kucaklaması gerektiği bilincinde olmak zorundadırlar.

    Sahip olduğumuz değil, paylaştığımız bir dünyada yaşıyoruz.

                                                         ***

     2)  Önemle kapitalist süreç ve onun altyapısını oluşturan  milli devlet, çok hukukluluğu gündemden çıkarmıştır.  Ticari ilişkilerin, başımızı kumdan çıkarırsak,  küresel ekonomik ilişkilerin  çok hukuklu bir sisteme güvenmesi mümkün değildir.  O halde dünyevi ve hatta uluslararası yasalar ile uyumlu bir tek hukuklu sistemin benimsenmesi şarttır.

                                                          ***

3)Kuran’da yer alan ve sayısının 240 civarında olduğu söylenen  dünyevi ayetler  ve  demokratik adetler  arasında  çelişki doğduğu anda, birini öbürü ile değiştirmek değil ama dünyevi olanı  uygulamak  esastır.

Zaten vazettiğim ilk iki madde de bu sonuca götürür.

                                                         ***

Bana göre muhafazakar değişimcilerin sırtında yükselecek ve bizi:

i)21. yüzyıla taşıyacak,

ii)demokrasiyi milletin sosyal genlerine  yerleştirecek,

iii)Kaçmamız mümkün olmayan  Küreselleşme ile kucaklaşmamızı sağlayacak, 

iv)Ortadoğu’nun saygın lideri yapacak

Demokratik İslam’ın temel ancak basit kuralları bunlardır.

                                                            ***

Gerisini bu işin alimleri tartışsın!

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

(*) Bu makalenin çeşitli bölümleri 26.05.2001 - 31.05. 2001 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi’ndeki köşemde yayınlanmıştır. Yarattığı tartışma çerçevesinde genişleterek ve daha akademik bir tartışma ortamına takdim edilmek amacı ile bu kez Karizma Dergisi’nde yayınlanıyor. 

 

 

 

...::: www.islamustundur.com :::...
Hosted by www.Geocities.ws

1