...::: İSLAM VE DEMOKRASİ :::... |
TÜRKİYE İÇİN İKİ YENİ KAVRAM:
DEMOKRATİK
İSLAM ve MUHAFAZAKAR DEĞİŞİMCİLER. (*) Beni bu makalede daha çok tartışmanın
ikinci yönü ilgilendiriyor.
*** Kişisel kanıma göre tartışmaların
misyon ile ilgili bölümünde bir kavram kargaşası yaşanıyor. Tayyip’in Özalvari mi bir parti kuracağı, yoksa Müslüman
demokraside de mi karar kılacağı tartışılıyor ! İşte bu tartışma beni Türkiye için
çok önemli gördüğüm iki yeni kavrama götürüyor: a)Demokratik İslam, b)Muhafazakar Değişimciler.
*** “Özalvari parti” ve “Müslüman
demokrasi” kavramlarını sanki birbiri ile çelişiyor gibi görmek, hatta müslüman
demokrasi kavramını demokratik islam kelimesi ile değiş tokuş edersek; böyle bir
misyonu sadece merkez-sağa ait zannetmek bana yanlış
gözüküyor. Bence, eğer amaç dünyanın bizden
beklediği gibi, İslam ile demokrasi kavramlarının bir arada yaşayabileceğini; değil
birbirlerini bertaraf etmek, birbirlerini besleyebileceklerini uygulamada ispat etmek ise,
bunu pekala sosyal demokrat bir program da uygulayabilir. Sanırım, Deniz Baykal’ın gayreti bu
yöndedir ve bu anlamda da çok ilgi çekicidir.
*** Başta ABD olmak üzere Batı’nın,
bizi bize rağmen ciddiye almasının altında yatan nedenlerden birisi de İslam
ağırlıklı Ortadoğu’yu Küreselleşme sürecine dahil edebilmek için,
Türkiye’nin bir deney-merkezi olarak kullanılmasıdır.
*** Yapılan analiz şu şekildedir:
*** 1)Küreselleşme tüm dünyanın her bir
santimetrekaresinin tek ve ulaşılır pazar haline
*** 2)Önümüzdeki 10-15 yılda Ortadoğu’daki tüm
totaliter rejimler yıkılacaktır. Burada yaşayan
halklara totaliter rejimlerin panzehirinin demokrasi olduğunu göstermek gerekir. Bu kadar önemli bir bölgeyi
küreselleşmeye dahil etmek ancak böyle mümkündür.
*** 3) Kültürlerin uzlaşamayacağı
iddiasına dayanan Huntington öngörüleri
çökmüştür ama dünyadaki iki temel
medeniyet çığrının ; İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin birbirlerini hala
şüphe ile karşıladıkları da bir gerçektir. Müslümanların, demokrasinin inançlarına
ters düşmediğini, Batılıların da İslam’ın demokrasiyi tehdit etmediğini
öğrenmelerine hala ihtiyaç var. *** 4) İşte, 21. yüzyılda bu iki medeniyet
çığrını; İslami değerler ile Hatemi’nin veciz ifadesi ile “daha iyisini
öneremediğimiz Batı değerlerini” birleştirebilecek, her ikisini de birbirinin
tehdidi olarak algılanmasını, birbirlerinin tamamlayıcı parçaları olarak
kavranması ile değiştirebilecek dünyada tek
ülke Türkiye’dir.
*** 5) Demokrasinin Türkiye’de iyice
yerleşmesinin gerekliliği Türklerin veya Kürtlerin kaşı gözü için değil;
Türkiye’nin dünyadaki misyonu için gereklidir.
*** Türkiye’ye hakim olan jakoben ve tek tip
insan ideolojilerini aşacak her türlü hareket böyle bir misyona hizmet edebilir. Önemli
olan, Kürt gerçeği ve İslami yaşam biçimi tercihini hazım
edebilmektir. Üzerine basmak istediğim nokta; her iki
konuya da bir arada hazım edecek –bir tanesi yetmez- bir siyasi misyon yaratmak ve bu
konuda samimiyetini millete kabul ettirmektir. Ancak, böyle bir misyon sadece
merkez-sağın tekelinde değildir ve bu misyon ne liberal demokrasi ne de sosyal
demokrasi ile çelişmemektedir.
*** Türkiye’nin yapması elzem olan bir tartışma din-devlet
ilişkilerini yeniden düzenleme tartışmasıdır. Bu tartışmanın özü; birbirinin
nasırına basmayacak şekilde din ve devlet alanlarının yeniden tarif edilmesidir. Kişisel kanıma göre, Batı da böyle bir
tartışmayı bizden beklemektedir.Zira, bu tartışmadan çıkacak olumlu sonuçlar
Müslüman ülkelerin (Ortadoğu) şimdilik uzak durmaya çalıştıkları küreselleşme
sürecine katılımını hızlandırabilir. 21. yüzyılda Türkiye’den beklenen
“İslam dini ile demokratik rejimin bir arada yaşamasının mümkün
olduğunu” yedi düvele göstermektir.
***
Müslüman Demokrasi terimini herkes gibi
ben de kullandım. Batı’daki Hıristiyan Demokrat gelenekten esinlenerek, İslam
geleneğini demokrasi ile uyumlu hale getirmek için bu terimi yarattık, hatta sanırım
yazılı basında ilk kullanan benim. Ancak, yaşanan tecrübeler çerçevesinde
ben artık bu terimin yanlış olduğunu düşünüyorum. Müslüman demokrasi denince; esasında
evrensel bir kavram olan demokrasinin, sanki Müslümanlara uygun ayrı bir versiyonu
varmış gibi bir duygu yaratılıyor. Terimin içindeki bu ima hem yanlış, hem
de tehlikeli ! Yanlış, zira demokrasinin
prensiplerinin dinlere göre değişmesi mümkün değildir. Zararlı, zira demokrasiden verilecek her
türlü tavizi bu terimin içine sığdırabilir ve böylece kamufle edebilirsiniz. Nasıl Türkiye özgürlükler konusunda
zaman zaman “”bizim tarihi şartlarımız...” tiradı ile yan çiziyor ise, demokrasinin
işimize gelmeyen yaptırımları karşısında “yüce dinimizin şartları...”
tiradı arkasına sığınabiliriz. Birleşmiş Milletlerin Binyıl
Zirvesi’nde (Eylül-2000) yaptığı konuşmada İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Muhammet Hatemi “İran’ın kendi
koşulları ile bezenmiş özel demokrasisinden” bahis edince ben durumu fark ettim!
(Bkz: Cüneyt Ülsever: “Binyıl Zirvesi Işığında 21. yüzyıl düşleri: Kendini
Arayan Dünya”. S:75-83. Timaş Yayınları-2001) Hatemi de, demokrasinin bulunmadığı
ülkesinde Müslüman demokrasiden bahis ediyor ve demokrasiyi islamın şartlarına
bağlayarak kendine yontuyordu.
*** Şahsi görüşüme göre; 21. yüzyılda
tüm dünyayı ilgilendirecek olan “Batı medeniyet çığrı ile İslam medeniyet
çığrını Anadolu köprüsü üzerinde bağlama projesini” yakalayan Türkiye’de; Demokratik
İslam kullanılması gereken doğru terimdir. Bu terim de hemen akla “demokratik olmayan
İslam var mıdır ?”, sorusunu getirir ki, cevabı “evet” tir ! Herhangi bir dinin
demokratik olma mecburiyeti olmadığı gibi, pekala İslamın da böyle bir mecburiyeti
yoktur. Demokratik İslam terimi; demokratik bir
dünyevi düzende ilahi bir din olarak İslamın nasıl yaşanacağını irdeleyecektir. Hatta
meseleyi daha da açarsak; temel sorunsal: İslami yaşam tarzı ile demokratik rejim
arasında bir çelişki olup olmadığını araştırmaktır
!
*** Türkiye’yi Türklere rağmen savunan Batı’lı
güçler; 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, küreselleşmeye uyum göstermeyen
ülkelerin ikna edilmesi konusunda ülkemize özel bir misyon yüklüyorlar: “Müslümanlar için de en doğru
dünyevi rejimin demokrasi olduğunu tüm dünyaya ispat et !”
***
*** Ben bu makalede Türkiye’nin refah seviyesini ve
iç-barışını tayin edeceğine inandığım din-devlet
ilişkilerini irdelemeye çalışıyorum. Aradığım,
yeni bir terim olarak teklif ettiğim “demokratik İslam” sözcüğünün içini
doldurmak. Özetle, bir dünyevi rejim olarak
kimsenin daha iyisini teklif edemediği demokratik ortamda; ilahi bir din olarak İslamın
ne kadar özgür yaşanabileceğini araştırmayı hedefliyorum ! Kastım, demokrasinin bir versiyonu gibi
algılanabilecek Müslüman Demokrasi teriminin peşinden koşmak değil; demokrasinin
evrensel tarifinden katiyen taviz vermeden İslami yaşam tarzının özgürce
yaşanmasını temin etmektir. Eğer, İslam; evrensel demokrasinin
ilkeleri ile kucaklaşırsa, İslami yaşam tarzı “diğerleri” için de bir tehdit
olarak algılanmaktan kurtulacak; böylece en azından yapay dindar-laik ikileminde huzuru temin etmiş olacağız.
*** Birbirinin rakibi olarak algılanan iki
temel medeniyet çığrını; Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini Anadolu köprüsü
üzerinde kucaklaştırabilirsek; Türkiye 21. yüzyıla İslam ülkelerini (Ortadoğu)
küreselleşme sürecine katan ülke olarak imza atacaktır.
*** Ayrıca, sevinçle görüyorum ki; bu tarihi
görevin dış-dinamikleri kadar iç-dinamikleri de gelişmiş durumda ! Türkiye’de yaşanan yepyeni bir
sosyo-ekonomik gelişim İslam ile demokrasinin kucaklaşmasını, dış-dinamiklerden
daha da fazla istiyor. Nedir bu yeni sosyo-ekonomik gelişim ? Muhafazakar değişimciler ! Türkiye, tarihinde ilk defa devlet aygıtından
kopuk bağımsız müteşebbis sınıfı yaratıyor. Bu sınıf Anadolu’da yeşeriyor!
*** Rahmetli Turgut Özal’ın açtığı yolda
ilerleyen bu sınıf: a)Kendi dinamikleri ile sermaye birikimini
sağlıyor. Bu sınıf
cumhuriyetin klasik İstanbul-Ankara bağından kopuk, periferide kalmış, ancak tamamen
kendi kişisel atılımları ile gelişiyor.
*** b)İşbirlikçi kapitalizmin devlet rantından
faydalanamıyor. Tamamen merkezden
kopuk bu sınıf ülkede egemen “devlet eli ile zengin yaratma” politikalarından
nasibini almamış, devlet tarafından değil desteklenmek, kösteklenmiş bir sınıf. Hem ödediği vergileri işbirlikçi
kapitalizme kaptırıyor, hem de merkez yaşam tarzına bile karışıyor. Hatta zaman zaman onu “rejim düşmanı”
olarak görüyor.
*** c)İhracat merkezli üretim yaptığı için dış
dünyaya çok açık. Rahmetli Turgut
Özal bu sınıfı ihracatı destekleme politikaları çerçevesinde dış ticaret için
çok teşvik etti. Bu insanlar da genellikle manevi olan bu teşvikleri çok iyi
değerlendirdiler. Ortadoğu’ya, Rusya’ya, Kuzey Afrika’ya , hatta Avrupa’ya mal
ve hizmet satmayı; bu pazarları hedeflemeyi öğrendiler.
*** d)İslami yaşam tarzına sıkı sıkıya bağlı. Anadolu yaşam
tarzına, dolayısı ile İslami geleneklere sıkı sıkıya bağlılar. Zaten, 28
Şubat’ta da bu yönleri ön plan çıkarılarak, İstanbul-Ankara ittifakına karşı
yükseltebilecekleri itiraz, bu kamuflaj ile kesilmeye çalışıldı.
*** e)Babalar çağdaş eğitim almamış olsalar da;
oğullar (hatta kızlar) çağdaş eğitimin en Evet, geleneksel babalar eğitim
almamışlar ama oğullarını, hatta kızlarını Avrupa’da, Amerika’da okutuyorlar. İlkokul mezunu hacı babalar ve onların
beyaz yakalı oğulları !
*** Kaba hatlarını çizdiğim bu yeni sınıf
klasik kalıplara sığmayan oldukça değişik bir görünüm veriyor. Hem muhafazakarlar, hem de değişimden
yanalar. Onlar,
küreselleşme sürecinin kendi lehlerine geliştiğinin farkındalar. İslami yaşam tarzını talep etme
açısından muhafazakarlar, ancak önemle Refahyol döneminde, salt İslama dayanan
siyasetin kendilerine hiçbir yarar sağlamadığını fark ettiler. Hatta iddia ediyorum,
büyük bir grup Erbakan çizgisinden koptu. ***
Şimdi farkındalar ki: a) İşbirlikçi kapitalizmin rasyonel
kapitalizme dönüşmesi işlerine gelecektir. b) Kimliklerini en rahat şekilde
özgürlükler ortamında yaşayabileceklerini kavradılar. c) Birer yeni zengin olarak sermayelerini en
iyi koruyacak mekanizmanın: i)dünya koşulları ile uyumlu; ii)sadece asli görevini yapan modern devlet
olduğunun bilincine vardılar.
*** İç-dinamikler de artık liberal-demokrasiye dayanan Demokratik
İslam talep ediyor !
***
*** Din-devlet ilişkisi kavramının özü;
-ezici çoğunluğu Müslüman olan- “Türkiye 21. yüzyılı nasıl kucaklayacak”, bu
konuyu irdelemektir. Türkiye’nin 21. yüzyıldaki olası
atılımlarını sadece bu sorunun çözümü belirlemeyecek ama; huzurlu ve müreffeh bir
Türkiye için çözülmesi yeterli olmasa da, gerekli sorun hiç kuşkusuz ki İslam ve
demokrasi denklemidir.
*** Dünyada İslam ile demokrasiyi birbiri ile
kucaklaştırabilecek tek ülke Türkiye’dir. Bu açıdan Türkiye bir deney-merkezi
olarak, önümüzdeki 10-15 yılda Müslüman Ortadoğu’nun küreselleşme sürecine
katılmasına önayak olabilir. Bu ödevi becerirse bölgenin ideolojik
ağabeyi sıfatını da kazanabilir. Ancak, bana bu konuda en fazla heyecan veren
nokta İslam ile demokrasi arasındaki olası evliliğin dış-dinamiklerden çok
iç-dinamikler tarafından talep edilir hale
gelmesidir. Bu nedenle böyle bir analizde ben iki yeni kavramı iç içe kullanıyorum.
kullanıyorum: -Demokratik İslam. -Muhafazakar Değişimciler. Bu iki kavram birbirini yaratıyor, besliyor,
destekliyor. Aynı olgu haline geliyor !
*** İddiam odur ki; Türkiye’de yaşanan bu
yeni olgu, son iki-üç yıldan beri, İslamın demokrasi ile birlikte yaşamasını
bırakın kabul etmeyi, ihtiyaç haline getirmiştir.
*** Bu yeni olgu Türkiye’nin daha evvel
tanımadığı yeni bir sınıf üzerine inşa ediliyor. Hatta bu sınıf ilk bağımsız
sınıftır. Kapitalist üretim tarzını tercih eden
cumhuriyet , savaştan çıkan bu ülkede müteşebbis sınıfın bulunmamasından
hareketle Ankara’nın himayesi ve kollaması altında bir burjuvazi yaratmaya
niyetlendi. Bu işbirlikçi sınıf, beklenenin aksine hiç büyümedi, hatta büyümemek
işine geldi. Türkiye’de burjuvazi merkezden
kopmayınca da ülkeye demokrasi doğru dürüst yerleşemedi.
*** Aynı Türkiye son 10-15 yıldır, yeni bir
gelişimi hem yaşıyor, hem de hazım etmeye çalışıyor: Bağımsız burjuvazi ! Rahmetli Turgut Özal’ın verdiği ivme ile
gelişen yeni bir müteşebbis sınıf merkezden nerede ise hiç yardım almadan
gelişiyor. Bu sınıf Anadolu’nun bağrından çıkıyor, Anadolu’nun değerlerini
paylaşıyor, işçi sınıfını ve refahı Anadolu’da yeşertiyor. (Kriz öncesi
Gaziantep, Çorum, Kayseri, Kahramanmaraş, Denizli v.b. işsizlik oranı “0”dır.) Bu yeni gelişime; İstanbul ve Ankara’dan
bakılınca önce bir meydan okuma yaşandı, hatta bu yeni sınıfa karşı korku 28
Şubat’ta şahikasına ulaştı. Ancak, farkına varmamız gerekiyor ki, bu
sınıf da artık burjuva oldu ve kendi ticari varlığını koruyacak devlet
mekanizmasının mollaların İslami İran’ı değil, Türkiye’nin asli görevlerine
geri dönmüş modern devleti olduğunu
kavradı ! Talebi sadece seçtiği yaşam tarzına
karışılmaması. Zira, bu sınıf dünyanın her yerinde olduğu gibi, yaşam tarzını
bir kimlik (şahsiyet) meselesi olarak görüyor. Kendisine başka bir yaşam tarzının
dayatılmasını şahsiyetine indirilmiş bir darbe olarak algılıyor.
*** Bu sınıf artık: i)varlığını
en iyi koruyacak mekanizmanın tek hukuka dayanan modern
devlet olduğunu görüyor, ii)
Refahyol tecrübesini kendi menfaatleri açısından kötü bir tecrübe olarak
algılıyor sadece
İslam’a dayanan politikaların çaresiz kalacağını fark etti– iii)
yaşam tarzını en iyi koruyacak dünyevi rejimin demokrasi olduğunu keşif etti.
*** İşte bu yeni ve taptaze gelişim; bizi bir
ilahi din olan İslamın dünyevi yaşanmasını en doğru temin edecek çözümün
“Demokratik İslam” olduğu noktasına getirecek.
***
*** Ben 21. yüzyılda Türkiye’yi çok
önemli bir kavşak noktasında görüyorum. Türkiye
bulunduğu bölgenin “ideolojik ağabeyi” olma yolunda muazzam bir avantaj yakalamış
durumda. Ben, hem iç huzur, hem de
Ortadoğu’da yaşanacak olası küresel entegrasyon açısından bu tartışmayı çok
önemli görüyorum. Benim derdim dünyevi
*** Hal böyle olunca,
kavranmasını istediğim noktalar benim için çok önemli: 1)Bu tartışma İslam’ın veya demokrasinin bir
karşılaştırması değil.
*** 2)İslam bir ilahi düzen. Demokrasi ise dünyevi bir düzen. Benim irdelediğim konu
sadece bu dünyayla ilgili.
*** 3)Buna göre ben;
dünyevi olarak daha iyisini öneremediğimiz demokratik rejim
altında, sadece ufak bir bölümü bu dünyayı kapsayan ilahi İslam’ın, dünyevi
olarak, hem en huzurlu, hem de başkalarını rahatsız etmeden nasıl yaşanacağını
irdelemeye çalışıyorum.
*** Katiyen lafım “ dünyevi olarak da
yaşanacak en doğru düzeni İslam tarif eder ( şeriat)” diyenlere değil. Onların artık saygıdeğer bir küçük
azınlık olduğunu biliyorum. - SAYGIDEĞER ÜSTADIMIZA BURADA KATILMADIĞIMIZI , İSLAM'IN DEMOKRASİYİ AŞAN VE KAPSAYAN BİR KAVRAM OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİMİZİ BELİRTELİM : WEB MASTER - Bana bunu tartışmaya açtıran nokta,
Türkiye’nin yeni dinamiği muhafazakar değişimciler.
Onlar de benimle aynı gaileleri paylaşıyorlar ve Türkiye’yi bir yerlere
onların dinamiği taşıyacak.
*** Demokratik İslam’ın yeşermesini
isteyenler, her türlü İslami duyarlılığa rejim düşmanı birer potansiyel suçlu
olarak bakılmasından, haklı olarak vazgeçilmesini talep edeceklerdir. Bu açıdan haklı olarak yeni bir laiklik
anlayışı talep edeceklerdir. Yeni Laiklik Anlayışı bu makalenin hedefi değil.
Ancak bu konudaki görüşlerime merak duyanlar şu kitabıma başvurabilir: (Cüneyt Ülsever: “Pratik Teoriyi daima
Aşıyor: Neden Liberalim ? “ Timaş Yayınları- 2. baskı- İstanbul 2001. içinde: Avrupa Kapısında İslam: Yeni Bir
Laiklik Anlayışı )
*** Ancak; bana göre muhafazakar değişimciler tarafından
da kabul edilmesi gereken kurallar şunlardır:
*** 1)Bir toplum içinde sadece bir kişi bile egemen
dine mensup olmasa veya egemen Sahip olduğumuz değil,
paylaştığımız bir dünyada yaşıyoruz.
*** 2) Önemle kapitalist süreç ve onun altyapısını
oluşturan milli devlet, çok hukukluluğu
gündemden çıkarmıştır. Ticari
ilişkilerin, başımızı kumdan çıkarırsak, küresel
ekonomik ilişkilerin çok hukuklu bir
sisteme güvenmesi mümkün değildir. O
halde dünyevi ve hatta uluslararası yasalar ile uyumlu bir tek hukuklu sistemin
benimsenmesi şarttır.
*** 3)Kuran’da yer alan ve sayısının 240
civarında olduğu söylenen dünyevi ayetler
ve Zaten vazettiğim ilk iki madde de bu sonuca
götürür.
*** Bana göre muhafazakar değişimcilerin sırtında
yükselecek ve bizi: i)21. yüzyıla taşıyacak, ii)demokrasiyi milletin sosyal genlerine yerleştirecek, iii)Kaçmamız mümkün olmayan Küreselleşme ile kucaklaşmamızı sağlayacak, iv)Ortadoğu’nun saygın lideri yapacak Demokratik
İslam’ın temel ancak basit kuralları bunlardır.
*** Gerisini bu işin alimleri tartışsın! ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Bu makalenin çeşitli bölümleri 26.05.2001 - 31.05. 2001 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi’ndeki köşemde yayınlanmıştır. Yarattığı tartışma çerçevesinde genişleterek ve daha akademik bir tartışma ortamına takdim edilmek amacı ile bu kez Karizma Dergisi’nde yayınlanıyor.
|
| ...::: www.islamustundur.com :::... |