Mutezile


Mutezile, 8. Yüzyılda Arabistan, Basra’da, Hasan Basri’nin öğrencilerinden Vasıl bin Ata tarafından kurularak sonradan mezhep olan bir düşünce ve inanç şeklidir. Vasıl bin Ata, Hasan Basri ile tevhid konusunda görüş ayrılığına düşmesi nedeni ile onun okulundan ayrılarak kendi düşüncelerini paylaşan arkadaşları ile Mutezile anlayışını geliştirmiştir.. Vasıl bin Ata’nın ayrılmasından sonra, Hasan Basri'nin okulundan kendisi gibi düşünen arkadaşlarının da ayrılması ile başlattıkları düşünce şekline, ayrılmak anlamına gelen Mutezile denmiştir.  
İslam’ın içinde Mutezile’nin oluşması gibi, benzer şekilde eski Yahudilerde akılcılığı savunan bir mezhep olarak Sadukiler vardı. Sadukiler, Eski Antlaşmadan yalnız Hz. Musa'nın kitaplarını kabul eder, ölümden sonraki yaşam, diriliş, cennet, cehennem kavramlarına ve cin, melek gibi doğaüstü varlıklara inanmazlardı. Bakınız Sadukiler.

İslam’da İtikadi Mezhepler’de Mutezile şu şekilde anlatılır,

“el-İ’tizal” lügatta, “i’tezele’ş - şey’e ve te’azzelehu” (Bir şeyden uzaklaştı ve ondan ayrıldı) şeklinde kullanılır. “Ondan ayrılarak bir köşeye çekildi” demektir. Kur’an-ı Kerim’de (ed-Duhan, 21) “Bana inanmazsanız başımdan çekilin” ayetindeki “Fa’tezilüni” lafzı, eğer bana inanmıyorsanız benden ayrılın, benim yolum üzerinde ve benimle beraber olmayın, manalarına gelir. “i’tezeltü’l-kavme” ifadesi, “topluluktan ayrıldım ve onlardan ayrı bir köşeye çekildim” demektir.

Şehristani’nin rivayetinde özetle anladığımız şudur ki, büyük günah işleyenin hükmü meselesinde Vasıl bin Ata ile fikir ayrılığına düştükleri zaman ona “Vasıl bizden ayrıldı” diyen ve Vasıl ile arkadaşlarını “Mu’tezile” diye isimlendiren bizzat Hasan el-Basri’dir. Ama ibn Kuteybe, ibn Hallikan ve ibn’l Murtaza gibi zevat onlara bu ismi verenin meşhur hadis alimi Katade b.Diame es-Sedüsi (v.177 H.) olduğunu zikretmektedirler.

Katade, Basra alimlerindendir. Hasan el-Basri’nin ashabından ve tabiinin isimlerindendir. Birgün Basra Mescidi’ne girdi. Kördü. O sırada Amr b.Ubeyd ve beraberinde bir kaç kişi Hasan el-Basri’nin halkasından ayrılmışlar ve kendilerine özel bir halka teşkil ederek seslerini yükseltmişlerdi. Katade, Hasan’ın halkasındandırlar zannederek onlara doğru yöneldi, yanlarına varınca hakikati anladı ve “bunlar ancak mu’tezile’dirler (ayrılanlardır)” dedi. Bunun üzerine “Mu’tezile” diye isimlendirildiler.

Allah’ın evreni kuşatan irade gücü karşısında, insan iradesinin küçüklüğü üzerine geliştirilen düşünceler, Mutezile’nin insan karşısında Tanrı adaleti görüşlerini biçimlendirmiştir. 

Mutezile’ye göre akıl imandan üstündür.  Tanrı’nın sıfatı ile zat’ı birbirinden ayrıdır. İnsanın kendi iradesi dışında yaptıklarından dolayı, salt Allah istediği için sorumlu tutularak cehenneme atılması inancı Mutezile anlayışına ters düşmüştür.   Konuyla ilgili olarak bakınız, Allah’ın Saptırdığı İnsan..

Mutezile’nin farklı tevhid anlayışına göre,  mademki Allah zulmedici değildir ve insan’a Allah tarafından istediğini yapabilme özgürlüğü verilmiştir, o halde ahirette cezalandırılacak insan, ancak ve ancak kendi yaptıklarından sorumlu tutulabilir ve bu nedenle kendi iradesi dışındaki davranışlarından dolayı verilen cehennem cezası kabul edilemez.  Sadece bireylerin kötülüklerden kaçınması, toplumsal düzenin ve insanlar arasında tam bir eşitliğin sağlanması için yeterli değildir. Toplumda bu anlayışın yerleşmesi, dini ögelerle değil, gene akıl yolu ile olur.

Mutezile, 8. yüzyıldan başlayarak, 200 sene gibi bir zaman, halife Harun ve Memun idaresinde Arabistan’da devlet dini olarak kabul edilmiş, bu süre zarfında da, Arabistan bir çok konuda önemli gelişmeler kaydetmiştir. İslamilerin, ağızlarına doladıkları, Batı, bilimi İslam’dan öğrendi yaklaşımlarında doğruluk payının olması  tamamen İslami inancın, anlayış olarak İslam’a ters düşmesi bakımından bir İslam mezhebi olarak görmediği akıl dini olarak kabul edilen Mutezile’nin, Müslüman Araplara getirdiği yenilik ve gelişmelere dayanır. Mutezile’nin devlet dini olarak kabul edilmesi zamanlarında bir çok Arap bilgini, eski Yunan felsefesi ile ilgilenmeye başlamış, tıpta gene, Hippokrat ve Galen gibi eski Yunan bilginlerinden yararlanarak batının da faydalandığı eserler meydana getirmişlerdir.  İmana değil, ama akla dayanan ve bu nedenle de kendisine akıl dini denen Mutezile anlayışının terk edilmesinin akabinde, İslam’da, bilimde olduğu gibi her alanda bir gerileme dönemi başlamıştır. İslam'da ilerleme döneminin Mutezile zamanına rastgelmesi, Mutezile'nin devlet dini olmaktan çıkarılıp gene eskisi gibi İslami esaslara dönülmesinin arkasından İslam'ın tekrar gerilemeye başlaması tesadüf değildir. Ancak, her konuda olduğu gibi, yapısı itibari ile bağnazlıktan kurtulamayan İslamiyet için bu yaklaşım geçersizdir. İslam'a göre, Mutezile inancında olmak küfre girmek demektir ve kabul edilemez.

Mutezile, temel ilkelerinden sapmadan, kendi içinde farklı inanç ve düşünceler doğrultusunda, gene adını kurucularından alan 20 den fazla dala bölünmüştür.
Bunlar, Vasıliye, Caferiye, Muammeriye, Asvariye, Cahiziye, Saliye, Amruye,
Bahşimiye, Beşeriye, Cebaiye, Eşvariye, Hadbiye,Hayyatiye, Semamiye, Haitiye, Heziliye, Hilatiye, Hişamiye, İskafiye, Kabiye, Müzdariye, Nizamiye, Şahhamiye gibi kollardır.

Hosted by www.Geocities.ws

1