Bilindiği gibi Şeriatçı olarak bilinen İslami kesim, laik devlet hukuk kurallarını kendi İslami öğretileri ile bağdaştıramayarak kabul etmez..
Kuran'da açıklanan İslam anlayışına göre bireyler, kendi yaşamlarını ve bağlı bulundukları devlet düzenini tayin edici hukuk kurallarını kendi istediği ve akıllarının kabul ettiği şekilde belirleyemez.. Şeriat anlayışına göre, ortada insan ve toplum için Allah'ın tayin edip belirlediği kurallar vardır ve bunlar Allah'ın kitabı Kuran'da açık bir şekilde belirtilmiştir. Uyulması gereken hükümler bunlardır, insanların koyduğu hukuk düzeni değildir. Bu nedenle, hernekadar bazı tefsirciler, Kuran'daki anlamları farklı bir anlayış içinde algılamaktaysalarda, şeriatçı kesim, insanın uyması gereken hukuk kurallarını Kuran hükümlerini baz alarak belirlemektedir..
Aşağıdaki ayetleri dikkatli bir şekilde incelediğimiz zaman, eğer Kuran'ı Allah kelamı olarak kabul edip esas alıyorsak, bu çerçevede şeriatçı anlayışın değerlendirmesinin gerçekte hiç de yanlış olmadığını açıkça görürüz..
İslami Devlet anlayışı, Nisa / 59. da açık bir şekilde belirtilmiştir.. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
Ayet açık bir şekilde Allah'a itaat edin demektedir. Allah, yani O'nun sözlerinin
bulunduğu iddia edilen Kuran.. Daha sonra, Peygamber'e ve sizden
olan idarecilere itaat edin ifadeleri yer
alıyor..
Ayetteki, bir hususta anlaşmazlığa
düşerseniz onu Allah'a götürün ifadesini çok dikkatli algılamak gerekir..
Buradaki anlam, hukuk kuralları için açıkça Kuran'daki ayetlerin esas alınmasını
öngörmektedir..
Maide / 47. Ayet, Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyenleri açıkça fasık olarak niteler..
Maide / 47. İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide / 44 hüküm konusunda ayetleri esas almayanları kafir olarak değerlendirir..
Maide / 44. Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Bir sonraki ayette de benzer ifadeler vardır..
Maide / 45. Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffâret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.
Görüldüğü gibi ayetler açıkça Kuran hükümlerinin geçerli
olması gerektiğini ve buna uymayanların da Allah katında fasık ve kafir olarak
nitelendiğini bildirmektedir..
Bu durumda laik devletin insanlar tarafından tespit edilmiş hukuk kuralları mı, yoksa
Allah'a ait olduğu iddia edilen hükümler mi geçerli olacaktır..?
Burada herhalde, bir yandan Kuran'ı Allah'ın kitabı olarak kabul edip, onun
evrenselliğinden sözederken diğer taraftan Kuran hükümlerini değilde, insanlar
tarafından belirlenen kanunları tercih eden, veya laik düzeni savunarak bu düzenden
yana tercihlerini kullanan Müslümanların, İslam önündeki konumlarını tekrar gözden geçirmeleri gerekecektir..
Maide 48' de ise doğrudan peygambere hitaben, Allah'ın ayetleri ile hükmedilmesi konusunda daha belirleyici şekilde benzer bir hüküm yer alır….
Maide / 48. Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.
Bir sonraki ayet de aynı hükümleri içerir..
Maide / 49. (Sana şu talîmatı verdik):
Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma. Allah'ın sana
indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer
(hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir
kısmını onların başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan
çıkmışlardır.
Bugün, kendilerini modern
İslami görüş olarak tanımlayan bazı çevreler ve ilahiyatçılar, Kuran'daki bu açık yasaları
görmezliğe gelerek, bunlara kendi saptırılmış anlayışlarında çeşitli kılıflar
bulmaya çalışmaktalar. Onlar da çok iyi bilmektedirler ki,
bugünün şartlarında, evrensel olduğu iddia edilen Kuran yasalarını uygulmak
imkansızdır. Çözüm olarak geriye kalan, Kuran'daki anlamı açık olan ayetleri saptırarak, buradan farklı bir görüş
ortaya çıkarmaktır. Genelde, bu tür yaklaşımlar da, birşekilde Prof. Dr. payesi almış kişilerden
gelmekte olduğu için, toplumda bu anlayış kolayca kabul görmektedir.
Bu tür yaklaşımların altındaki bir diğer önemli nokta da,
sayın
ilahiyatçı Prof.'lerin, toplumda var olan İslam inancının zedelenmesi durumunda, öncelikle kendi konumlarının
zedeleneceğidir.
Ahzab / 36 ayet, daha önce yukarda örnekleri verilmiş ayetlerin paralelindedir.
Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Ve gene, Araf / 3 de, Kuran'a uyulması, açıkça ifade edilmiştir.
Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Maide / 5 de de benzer ifadeler vardır.. Ayetler açıkça bireylerin Kuran'daki hükümlere göre yönetilmesini belirtmektedirler.
Bütün bu ayetleri bir araya getirdiğimizde, Kuran'ı Allah kelamı olarak kabul edip ona inananların, laik düzeni tercih etmek gibi bir seçimleri olamıyacağı açıkça görülür..
Yönetim
konusunda İncil’in
yaklaşımı ise, Pavlos’un Romalılara Mektubu Bab 13’de şu şekilde
belirtilir ;
1. Herkes, altında bulunduğu yönetime bağlı
olsun. Çünkü Tanrı'dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından
kurulmuştur.
2. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı'nın düzenlediğine
karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır.
3. İyilik yapanlar değil, kötülük yapanlar yöneticilerden
korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin? İyi olanı yap, yönetimin övgüsünü
kazanırsın.
4. Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı'nın
hizmetindedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere
taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrı'nın gazabını salan öç alıcı
olarak Tanrı'nın hizmetindedir.
5. Bunun için, yalnız Tanrı'nın gazabı nedeniyle değil,
vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir. 6. Vergi ödemenizin
nedeni de budur. İşte yöneticiler, Tanrı'nın bu amaç için gayretle çalışan
hizmetkârlarıdır.
7. Vergi hakkı olana vergiyi, gümrük hakkı olana gümrüğü,
korku hakkı olana korkuyu, saygı hakkı olana saygıyı, herkese hakkını
verin.
Sonuç olarak akıl, inanç duvarı ile mantık arasında bir yol seçmek durumundadır. Bir yanda, Allah'dan geldiği varsayılan yasalar, bir yanda insan aklının bu günün şartlarına göre uyarladığı yasalar.