İslam Peygamberi Muhammed'in doğum tarihi ile ilgili olarak kesin bir bilgi yoktur.. 579 yılından önceki döneme rastlayan Kisra Enuşirevan devrinde doğduğu bilinir.. Doğumu ile ilgili olarak bir çok tarihçi için kabul edilen tarih 571 yılı olmakla birlikte 570 tarihini kabul eden tarihçiler de vardır. Muhammed'in babası Abdullah, o doğmadan önce Medine'de ölür. Babası öldüğünde annesine bir köle ile bir kaç deve ve koyun bırakır.. Muhammed'in annesi Amina'da, Muhammed daha 6 yaşındayken ölür..8 yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib'in yanında kalır. Dedesi öldükten sonra, amcası Ebu Talib'in himayesi altına girer.. Muhammed'in çocukluk dönemi ile ilgili olarak tam bir bilgi olmamakla birlikte 25 yaşına kadar amcası Ebu Talib'in yanında kalarak deve çobanlığı yaptığı ve belli bir süre de, daha sonra kendisi ile evleneceği Hatice'nin deve kervanlarını yönettiği bilinir... Muhammed, Hatice ile 595 yılında evlendiğinde kendisi 25, Hatice ise 40 yaşındadır.. Hatice, Kureyş'ın ileri gelenlerinden, Esed kabilesinden, Hüveylid bin Esed bin Abduluzza bin Kusay'in kızıdır.. İlk evliliğini Temim kabilesinden Ebu Hala ile yapmış, onun ölümünden sonra da Mahzum kabilesinden Atik ibn Aziz ile evlenmiştir.. İkinci kocasının ölümünden sonra da, Muhammed ile evlenene kadar dul olarak yaşamıştır.. Önceki kocalarından kendisine büyük bir servet kaldığı bilinir..
Muhammed ile olan evliliğine Hatice'nin yakın dostu Nüfeyse'nin ve bir Hristiyan olan yeğeni Varaka bin Nefvel'in yardımcı olduğu söylenir.. Bu evlilikden ikisi erkek dördü kız 6 çocukları olur. Erkek çocukları küçük yaşlarda ölürler, kızları Zeynep, Ümmü Gülsüm, ve Rukiye daha sonra Muhammed'in yakın arkadaşları ile, Fatima'da Halife Ali ile evlenirler.
Tarihçilerden aktarılan bilgilere göre, Hatice çok zengin bir kadındı.. Önceki kocalarından kendisine kalan serveti yok etmemiş, bunu daha da arttırmıştı. Arabistan içinde çeşitli bölgelere deve kervanları ile mal gönderiyor ve oldukça geniş çapta ticaret yapıyordu.. Hatice'nin sosyal konumu bir bakıma İslam öncesi kadının durumunu yansıtması açısından da önemlidir.. Buradan şunu anlayabiliriz ki, Cahiliye döneminde, sanıldığının aksine kadın ticaret yapabiliyor, idareci olabiliyor ve toplumu içinde bulunduğu konuma göre belli bir saygınlık kazanabiliyordu..
Devir, İslam öncesi
Cahiliye devridir.. Birliğin ve beraberliğin temeli kabile bağlarında yatmaktadır..
Namusu korumak, cesaret, düşmana karşı savaşmaya her an hazırlıklı olmak, intikam
almak, kan davası gütmek, Bedevi anlayışının temel kavramlarıdır..Bu anlayışlar genel de kabileler
arasında bitmeyen çatışmaların kaynakları olmuştur..
Kutsal yerlerin ziyaret edilebilmesi için senenin 4 ayı savaşın haram olduğu aylar
ilan edilmişti.. Bu haram aylarda insanlar kutsal bildikleri yerleri ziyaret ederler ve
panayırlarda rahatça alışveriş yaparlardı.. Tek Tanrılı bir dine bağlı olmakla
beraber Mekke'de 360 tane putları vardı ve bu putları ibadetlerinde en büyük
Tanrı'ya yaklaşmak için şefaatçi sayıyorlardı.. Bugünkü İslam anlayışındaki
yanlış kanı, cahiliye dönemi insanlarının bir Allah'a
inanmadıkları ve sadece putlara taptıkları şeklindedir..
Gene o dönemin insanları, dünyanın, cin adını verdikleri, bazen hayvan seklinde
görülebilen ruhlarla dolu olduklarına inanıyorlardı.. Gökyüzünde Tanrılık
makamında olan yıldızlar vardı.. Bu tür ilahi varlıkların sayısı, kabileden
kabileye çeşitlilik ve değişkenlik göstermekle birlikte, bütün bunların üzerinde,
evrenin ve herşeyin yaratıcısı en büyük Tanrı gene El-İlah'dı..
Mekke'deki en büyük put Hübel'di.. Ancak, El-İlah'ın kızları olarak
adlandırdıkları El Lat, Menat ve Uzza en büyük Tanrıçaları temsil ediyorlardı..
Bu Tanrıçalar daha sonra Şeytan ayetlerine konu olan putlardır.. Kuran'da Necm
suresinin 19-23 ayetlerinde isimleri geçer..
19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?
20. Ve üçüncüleri
olan ötekini, Menât'ı.
21. Demek erkek size,
dişi O'na öyle mi?
22. O zaman bu,
insafsızca bir taksim!
23. Bunlar (putlar),
sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar
hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna
uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
El-Lat, ilahe anlamına geliyordu ve sabah yıldızı Venüs'ü temsil ediyordu.. Bazı Arapların El-Lat'ı Yunan Tanrıçalarından Atena ile özdeştirdikleri söylenir.. Uzza ise güçlü anlamına geliyordu.. Üçüncü Tanrıça ise, kader iplerini kesen makası elinde tutan Kader Tanrıçası Menat'tı. Tanrı veya Tanrıçaları temsil eden putların bulundukları yerlerde hiçbir canlı öldürülemiyeceği için, canlarını kurtarmak için kaçanlar genelde bu tür yerlere sığınırlardı.. Erkek çocuklar törenlerle bu tür yerlerde sünnet edilirlerdi..
Kabe'nin kelime anlamı küb'dür.. 1621 yılında büyük bir depremde
Makamı İbrahim ile Kabe'nin 3 tarafı tamamen yıkılmıştır. 1629 yılında 4.Murad
tarafından yeniden yaptırılmıştır.. Kabe'ye cahiliye döneminde hediye getirmek ve
adak sunmak geleneği vardı. Bu eski gelenek, İslam dininin ortaya çıkışından sonra
da korundu ve uygulanmıştır.. Kabe'ye sunulan hediyeler, adaklar sonucu büyük bir servet birikmeğe başlayınca, Ömer
oraya konan altın ve gümüşleri kaldırmak istemiş, ancak Ali'nin direnişi
karşısında bu isteğinden vaz geçmiştir..
Peygamber İbrahim zamanından beri buranın kutsal bir yer olarak kullanıldığı
bilinir.. Kutsal inanca göre, Tanrı, Kabe'nin yapılması için İbrahim'i
görevlendirmiştir..
Bakara 127. Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
Rivayete göre, İbrahim, İsmail ile Arabistan'a gelir.. Kendilerine Sakina adında iki başlı bir yılan eşlik etmekte ve yol göstermektedir... Kabe'nin bugünkü bulunduğu yere gelince, yılan durur ve yapının inşa edileceği yeri gösterir.. İbrahim ve oğlu İsmail yapıda kullanılan taşları 5 ayrı dağdan taşır.. Bunlar, Sabir, Lübnan, El-Cebelü'l Ahmer, Zeytindağı ve Hira'dır. Bugün Makam-ı İbrahim olarak bilinen ve üzerinde İbrahim'in ayak izleri bulunan taşı, binanın yapımında bir iskele olarak kullanarak yapıyı İsmail'in de yardımları ile bitirir.. Hacer-i Esved adlı siyah taşı Kabe'ye koyar. Binanın yapım işi bittikten sonra, damı olmayan Kabe'nin üzerine çıkarak, insanları hacca davet eder.. O günden beri Kabe insanların ziyaret ettiği kutsal bir yer olarak kalır..
605 yılında Mekke'de çıkan bir yangın ve arkasından gelen sel
felaketinden dolayı, Kabe büyük bir hasar görür.. Mekkeliler kendi aralarında
topladıkları yardımlarla Kabe'yi onarırlar ve Muhammed'de bizzat kendisi bu onarımda
çalışır..Onarım bittikten sonra, tavafın başlangıcını gösteren Hacer-i Esved
adlı siyah taşın Kabe'nin duvarına yerleştirilmesi konusunda, Kabe'nin onarım
işlerinde çalışan kabileler arasında bir ihtilaf çıkar.. Her kabile bu taşın
yerleştirilmesini bir kutsal görev olarak görür ve bu görevin kendilerine ait olduğunu iddia
ederler.. Çünkü biliniyordu ki, taşı yerleştiren kabilenin diğerlerine karşı bu
konuda belli bir ayrıcalığı olacaktı.. Sonuçta aralarında bir anlaşmaya
varamayınca, Mekke içinde dürüst olarak bilinen ve Kabe'nin de yapımında bizzat çalışmış olan Muhammed'i
bu konuda hakem tayin ederler..Bunun üzerine Muhammed taşı bir örtü üzerine koydurur
ve kabile reislerine örtüyü uçlarından tutup kaldırmalarını söyler.. Kendiside
taşı alarak yerine koyar.. Bu olaydan sonra, Muhammed'in Mekke içinde itabarı ve kişilerin
kendisine karşı besledikleri güven artar ve giderek kendini daha çok ibadete verir..
Mekke yakınlarındaki Hira dağına giderek bu dağdaki bir mağarada ibadet eder.. Bazen
bu mağarada uyuduğu söylenir.. Hira Dağındaki ibadetinden dönüşünde, her seferinde
evine gitmeden önce 7 kere Kabe’nin etrafında dönerek Kabe’yi tafav eder. Bu arada
zaman zaman, kendisine kayalardan ve ağaçlardan görünmeyen bir varlığın adını
seslenerek selam verdiğini söyler..
Bu tür selamlama hikayelerine
benzer şekilde Eski Yunan Mitolojisinde de rastlanmaktadır. Zeus, düğününü yapmak
için karısı Hera'yı Kitheron dağına götürür ve buna sevinen ağaçlar onları
dallarını eğerek selamlarlar..
Gene bir gün ibadet sonrası dağdan çıktıktan sonra bir süre yürür ve dağın
ortasına doğru gider.. Bu sırada ansızın gökten bir ses işitir. Ses, “Ey Muhammed
sen Tanrı’nın elçisinin” der.. Muhammed, eve döner ve bu yaşadığını iddia
ettiği olayı karısı Hatice’ye anlatır.. Bu olaya Muhammed’in kendisinden başka tanık olan yoktur ama
Hatice inanır ve kendisine ilk iman eden kişi olur.. Daha sonra Muhammed bu olayı
başkalarına da anlatır ve anlattıkları Mekke’de yayılır.. Bir kısım insanlar
Muhammed’in deli olduğunu, bazıları kahin olduğunu, bir kısmı da şarlatan olduğunu söylerler..
Ve Muhamed'in Peygamberliği bu şekilde başlar..