Hac
Kelime anlamı olarak genelde dinlerin kutsal olarak saydıkları yerlere yapılan ziyerettir. Hac ziyareti sadece Müslümanlarca gerçekleştirilen bir olgu değildir. İslam'dan önce de Mekke'de Kabe'ye hac ziyareti yapıldığı gibi, Hristiyanlık'ta ve Budha inancında da hac ziyaretleri vardır. Hristiyanların 2. yüzyılda Kudüs'ü hac amacıyla ziyaret ettikleri bilinir. 2. Yüzyılda, Havari Petrus'a adanmış anıtlar üzerinde, hac seyahatlerinin yapıldığına dair yazılar bulunmaktadır. Ortaçağdan kalma birçok hac merkezi de bugün hala Hristiyanlarca ziyaret edilmektedir. Budha'nın ilk manastırını kurduğu Racgir, Budha'nın iki havarisinin mezarlarının bulunduğu Şançi ve Budaha'nın 24 yağmur mevsimini geçirdiği yer olarak bilinen Şravasti, Budhistlerin Hindistan'daki belli hac yerleridir.
İslam'daki hac olgusunu irdelemeden önce, hac'ın İslam öncesi dönemine
çok dikkatli bir şekilde bakmak gerekir. Prof. Dr. Muhammed Al Cabiri, İslamda
Siyasal Akıl isimli kitabında bu konuyu şu şekilde özetler ;
"Gerçek şu ki putlar, Kureyş açısından insanların kendisine bağlandığı
ve uğrunda öldüğü kutsal şey değildi, özel milli mabutları bulunan, öteki
taraftan bir saldırı durumunda insanların savunmaya can attığı ve uğrunda
ölmek istediği milli mabudlar da değildi. Gerçekten Kureyş'in putları ve
Tanrıları, herşeyden önce servet kaynağıydı ve ekonominin temeliydi.
Mekke Arap Tanrılarının ve putlarının merkeziydi. Kabileler oraya hac
ziyareti yapar, adak sunar, çevresinde veya yakınında pazar kurar, alım satım
yapardı. Böylece Mekke, bütün Arapların aynı zamanda ticari merkeziydi.
Bunun da ötesinde ve hem coğrafi etkenler, hem de Arap kabilelerinin geldiği
dini bir merkez oluşu dolayısıyla, aynı zamanda kuzey, güney, batı ve doğu
arasında milletlerarası ticaret yolunda başlıca istasyondu. İşte bu yüzden
putlar'a saldırmak, doğrudan doğruya hac gelirlerine ve onun çevresindeki
Arapların mahalli veya milletlerarası ticari kazançlarına dokunma anlamına
gelirdi."Syf.194
"Araplar Mekke'ye hacca giderdi. Çünkü en önemli putları ve en büyük
Tanrıları oradaydı. Her bir kabile, Tanrısı için sembol ve heykel edindiği
putunu ziyaret ederdi. En büyük putlar, kutsal özel evlerdeydi. Hac,Mekke ve
yakınlarında yapılan ziyaret ve gösterilerden ibaretti. Araplar Kabe'ye hac
yaparlardı. Hacer'i Esved'e dokunurlardı. Safa ile Merve arasında sa'y
ederlerdi. Safa'da İsaf, Merve'de Naile putları vardı. Telbiye yaparlardı,
bazıları telbiyede şirk koşardı. İbadetleri İsaf için olan Kureyş şöyler
derdi ; "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk. La şerike leke illa şerikun huve
lek. Temlikuhu ve ma-melek" Bundan sonra her kabilenin kendisine özgü
telbiyesi oldu. Uzza'ya tapanların telbiyesi şöyleydi ; "Lebbeyk Allahümme
Lebbeyk. Lebbeyk ve Sa'deyk. Ma ehabbena ileyk"
Aynı şekilde, Araplar Arafat'ta vakfe yapardı. Oradan güneş batmadan ayrılırlar,
Müzdefile'ye gelirlerdi. Kureyş Müzdefile'den çıkmazdı. Arafat'ta vakfe
yapmazdı. Hediyeleri sunarlardı, taşları atarlardı, haram aylara saygı gösterirlerdi.
Ezd ise, Mekke'de hac yapardı, heryerde insanlarla birlikte hareket ederlerdi
ama başlarını traş etmezlerdi. Bunları bitirince, tanrıları Menat'a
gelirler, onun yanında başlarını traş ederlerdi. Onun yanında dururlardı.
Haclarının ancak böylece tam olacağını düşünürlerdi"
Burada Prof. Dr. Muhammed Abid Cabiri'nin yazdıklarına biraz ara verip, o zaman ki inanışlarına göre insanların başlarını traş etmemelerinden yola çıkarak, Kuran'ın Bakara / 196 ayetine bakarsak, Kuran'da müşriklerin önceki inançlarının da kullanıldığını görürüz.
2 Bakara / 196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer
(bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban,
yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.
"Kureyş, Uzza'yı ziyaret eder, ona hediyeler sunar,
kurbanlarla onun yanında ibadet yapardı. Kudaa, Lahm, Cuzam, ve Suriyeliler,
Ukaysır'a hac yapar, onun yanında başlarını traş ederdi. Mezhıc, Yegus'
hac yapar, Tay ise Fils'e tapar ve hediye sunardı. Kureyş'in yararlandığı
hac gelirlerinin bir parçası olan hediyeler iki bölümdü : 1 ) Allah'a ayrılanlar
2 ) Tanrılarına ayrılanlar. Kuran bu hediyelerden söz eder. "Kendi
zanlarına göre, bu Allah'ındır, buda putlarımızındır diyerek Allah'ın
yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları,
Allah için verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlara verilirdi. Ne kötü
hüküm veriyorlardı" ( En'am 6/136 ). Bunun anlamı şudur. Allah'a da
Tanrılarına da pay ayırırlardı. Ancak Allah'a ayrılan pay sonçta yine
tanrılarına giderdi. Sunulduktan sonra bu hediyerlerde tasarruf imkanı doğması
için bunun zorunlu olduğu anlaşılıyor. Çünkü Tanrılarına dönmek
suretiylei putun hizmetini yürütenlerin mülkü oluyordu.
Bedevilerin hediyeleri hayvanlardandı. Üç türlüydüler. 1 ) Bahira. (
Deve beş batın doğurduğunda, beşincisi erkek olmadığı taktirde kulağını
keserlerdi. putlarına ayrılırlardı ). 2 ) ( Sabie. Hastalığın iyileşmesi
gibi, gayesi gerçekleştiği taktirde, hastalık vb. sebeplerle serbest bırakılacağı
adanan devedir ). 3 ) Vasile. ( Koyun yedi batın doğurduğunda,
yedincisi erkekse kurban edilir, dişiyse salıverilirdi ). Putların payı
olurdu. Tarımla uğraşanlar " Bir yere eker yada dikerlerse, ortasına çizgi
çekerler, ikiye ayırırlar, şöyle derlerdi, Bu çizginin altı Tanrıların
bitirdiği Allah'ındır.
Arapların Mekke'deki Tanrılarına hediyeleri, zekat'a benzeyen belli payları
bulunan hediyelerdi. Ayrıca, altın gümüş vb. gönüllü sunulan başka
hediyelerde vardı. Hiç kuşkusuz bu hediyelerden ilk yararlanan başlarında
Kabe'nin yer aldığı put evlerinin işlerini yürütenlerdi. Öyleyse putlar.
Mekke halkının rızık kaynağıydı. Dolayısıyla onları savunmak bu zızk'ı
savunmaktı. Taif halkı da Mekke halkı gibiydi. Arapların saygı gösterdiği
putlardan biri de Menat idi. Taif'te bulunuyordu. Hediyelerinden Sakif kabilesi
yararlanırdı. Bu hediyelerin önemini gösteren biri şudur. Sakif kabilesi,
Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber Taif'i kuşattığında şöyle dedi ;
"Bize bir yıl daha tanrılarımıza hediye sunulması için süre ver.
Onlara sunulan hediyeleri aldıktan sonra mülkiyetimize geçirir, sonra Müslüman
oluruz.
Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı
varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu
için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak
isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde
üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam
on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir.
Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
Aşağıdaki ayet'e Kuran'ın evrenselliği anlayışında baktığımızda herhangi bir yoruma gerek yoktur.
Hac - 27. İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.
Cahiliye Araplarına göre hac, yalnızca dini bir esas değildi, ayrıca çok önemli ticari bir dönemdi. Hacda ticaret işleri ile ibadet işleri birbirine girmişti. Böylece Zilhicce dedikleri ayda hac yapılınca, insanlar ilgili yerlere giderlerdi.p.200
Hac Olayları ile İlgili Haberler
ntvmsnbc.com
5 Mart 2001
Suudi
Haber Ajansı’nın açıklamasına göre, hacı adaylarının Şeytan taşladığı
köprünün üzerinde itişme ve kakışmalar oldu. Suudi polisi daha sonra müdahale
ederek olayın yatışmasını sağladı.
1998 yılında da aynı köprüde bir karmaşa
yaşanmış ve 119 kişi ölmüştü.
1997’de ise Mina’da çadırlarda
meydana gelen yangın 343 kişinin ölümüne yol açmıştı. Suudi Arabistan,
daha sonra milyonlarca dolar harcayarak Mina’ya ateşe dayanıklı çadırlar
kurdu.
ÇAna
Sayfa