Cizye
Cizye, İslam dininden olmayanlardan alınan vergidir. Bir başka anlamıda haraçtır. Tevbe Suresi, 9. ayette, Müslüman olmayanlardan zorla da olsa cizye alınmasını şart koşar.
9:29. Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Aşağıda konu hakkında, İlahiyat Fakültesi Yayınlarından, Prof. Mustafa Fayda'nın, Hz. Ömer Zamanında Gayr-i Müslimler adlı kitabından alıntılar bulacaksınız.
CİZYE
VE DİĞER ŞARTLAR
3.
Bölüm ( Syf. 109 – 115 )
Hz. Ömer'in hilafeti esnasında fethedilen
yerlerdeki gayr-ı müslimlerin durumunu ele alırken, önemli gördüğümüz
bazı noktaları belirterek sözümüze başlamak istiyoruz. Fetihlerden sonra
Hz. Ömer , gayr-ı müslim halkın,
eskiden olduğu gibi, kendi topraklarında kalmalarına izin vermiştir. Bu
insanların, İslamiyeti kabul etmeleri durumunda, Müslümanlarla savaşıp
savaşmaması bakımından farklı bir uygulama söz konusu olmamıştır. Şu
kadar ki, " ... her kim harp ve hezimetten sonra İslam dinine davet icabet
ederse, o kimse Müslümanlarda bir ferttir; lakin onun malı Müslümanlarındır;
zira Müslümanlar, onun malını, o İslam olmazdan önce elde etmişlerdir..."(437)
Kendi dinlerinde kalmak isteyenlerden de cizye
alınması kararlaştırılmıştır. Hz. Ömer'in gayr-i müslimlere karşı bu
şekildeki bir davranışının esasını biz, bir taraftan Kur'an-ı Kerim'de,
diğer taraftan Hz. Peygamber'in uygulamalarında görmekteyiz. Bu bakımdan, İslam
devleti hudutları içindeki gayr-ı müslimlerin durumu incelenirken, karşımıza
çıkan konu , daima c i z y e olmuştur. Cizye'nin uygulanış şekli, miktarı ve bilhassa bölgeler arasında
gösterdiği değişiklikler, bizi yakından ilgilendirmektedir. Bunun için Hz.
Ömer ve daha önceki devrede Hz. Peygamber ile Hz. Ebu Bekir zamanlarında
gayr-i müslimlerden alınmış olan cizye miktarları üzerinde, özellikle
durmak istiyoruz.
Diğer taraftan, kaynaklarda, cizye'den ayrı
olarak, ele geçirilen bu bölgelerden geçecek olan Müslümanların "
misafir edilmeleri "; kendilerine " yol gösterilmesi"; "
yiyecek" ihtiyaçlarının karşılanması gibi bazı yükümlülüklerin
yerine getirilmesinin de, gayr-i müslim halktan istenildiğini görmekteyiz.
Cizye ile birlikte, kaynaklarda yer alan bu çeşit mali yükümlülükler üzerinde
de, özellikle duracağız.
Kendi dinlerinde kalmalarına izin verilen bu
insanların, ibadet hürriyetleri, mabetleri, kıyafetleri gibi, diğer bazı
konuları da, kaynakların verdikleri haberlere bağlı kalarak ele almaya çalışacağız.
Ancak Hz. Ömer zamanındaki uygulamaları ele almadan önce, Hz. Peygamber ve
Hz. Ebu Bekir zamanlarındaki tatbikatı ve bunların dayandığı esasların
incelenmesi uygun olacaktır.(438)
437. Ebu Yusuf, I,192-4 (T.56); Hamidullah,
Vasâik, 340-I.
1.
Hz. Peygamber Zamanında Gayr-i Müslimler
ve Cizye
Hz. Peygamber zamanında gayr-i müslimlerin
durumunu incelemeye, Kur'an-ı Kerim'deki " cizye ayeti" ile başlamak
istiyoruz. Tevbe suresinin 29. ayeti şöyledir:
"Kendilerine
Kitab verilenlerden ( Ehl-i Kitab) Allah'a da Ahiret Günü'ne de inanmayan, Allah'ın ve Peygamberin haram kıldığını
haram saymayan, hak dinini din kabul etmeyen kimselerle, küçülüp boyun eğerek
elleriyle cizye verecekleri zaman kadar savaşın." (439)
Ayetin anlamına göre, ehl-i kitaptan olan
kimseler, şayet İslamiyeti ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul
etmezlerse, yani Müslüman olmazlarsa, cizye vermeleri şart koşulmaktadır.
Cizye ödemeyi kabul etmezlerse, kendileriyle savaşılması emredilmektedir.
Bu ayette " ehl-i kitap" için
uygulanması " emredilen " hükmün, aynı suredeki diğer ayetlerde
yer alan " müşrikler"e ait hükümlerden ayrıldığını ve bu zümreye
müşriklere nazaran imtiyazlı bir mevki verdiğini görmekteyiz.(440) Bizim
" gayr-ı müslimler " diye isimlendirdiğimiz dini grupların, bu
ayette geçen " ehl-i kitap" olduklarına, burada, hemen işaret
ettikten sonra, kendilerinden cizye alınması istenilen " ehl-i
kitap" zümrelerinin hangi din mensupları olduğunu da
açıklığa kavuşturmak gerekmektedir.
438. "Harac " konusunu incelerken ,
önce Hz. Ömer zamanını , daha sonra da Hz. Peygamber dönemini ele alıp
incelemiştik. " Cizye " konusunu incelerken, önce Hz. Peygamber
devrini ele almayı gerekli görüyoruz; çünkü " cizye" alınması
bir Kur'an emri olup, Hz. Peygamber'den itibaren uygulanmıştır.
439. Ayette geçen " an-yedin " ve " ve- hum-sâğırûn" ibareleri, bilhassa İslâm fakîhlerince farklı şekilde anlaşılmış ve çeşitli yorumlar yapılmıştır. " Küçülüp boyun eğerek" şeklindeki bazı âlimlerin anlayışına karşılık, meselâ eş-Şafiî bu ibareyi, zimmîlerin "... İslâm'ın hükmüne inkıyad etmeleri..." şeklinde anlamıştır. Bkz. El-Umm,IV,99. bu ibareye ait diğer görüşleri, aşağıda vereceğimiz eserlerden öğrenmek mümkündür. Ancak bizim için önemli olan cizye ödemenin küçüklük olup-olmadığı konusunda ileri sürülen nazarî görüşlerden daha çok bu hususun gayr-i müslimlerce nasıl anlaşıldığıdır. Bu noktaya ait fazla örneğe sahip bulunmamaktayız. Ancak Hıristiyan- Arap kabilesi olan Benî Tağlib'in cizye ödemeyi " küçültücü" bir şey olarak telâkki etmiş olmaları üzerine ilerde bilhassa duracağız. Ayetteki "an-yadin " ibaresinde de " onlar arasında meslek sahibi olanlar .." şeklinde bazı tefsirlere tabi tutulduğunu görüyoruz. Bu anlayışa imkan veren bazı anlaşma metinleri vardır; ancak dâima ve yalnızca " meslek sahiplerinden " cizye alındığının kararlaştırılmış olduğunu söylemek zordur. Bu anlaşmalara da ileride işaret edilecektir. Bu iki mefhumun çeşitli şekildeki yorumları için bkz Ebu Ubeyd,28,76; et-Taberi, Tefsir,X,68; es-Sûli, 215-6; el-Cessâs, III, 98-9; el- Mâverdi, 136-7(T. 159-60); İbn Kayyım, 23-4 ( ayrıca eseri yayınlanan Subhi es- Salih'in Mukaddimes'si ); Becker, Cizye, İ.A 200; Nedkoff, 613-4; Dennet 101 (Mütercimin notu) Fattal , 17-8; Elmalılı, III, 2507-8; Hamidullah, İslâm Peygamberi,II, 219;S. Tuğ, 96-8 ve buradaki diğer kaynaklar.
Hz. Peygamber zamanından başlayarak, Müslümanlar,
Yahudilerle Hıristiyanları daima "ehl-i kitap " kabul etmişlerdir.
Bu anlayış üzerinde bir ihtilaf olmadığını ;(441) gerek Hz. Peygamber ve
gerek Hz. Ömer zamanında, Yahudi ve Hıristiyanlardan cizye alındığında,
kaynaklarımızda ittifak bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. Aşağıda, Hz.
Peygamber'in, Yahudi ve Hıristiyanlarla yaptığı anlaşmalarda, alınmasına
karar verilen cizye miktarlarını
ve diğer şartların neler olduğunu göreceğiz.
Ancak daha önce, Hz. Peygamber zamanında,
Mecûsîlerden cizye alınması üzerinde
durmak istiyoruz. Bu husus, İslâm devleti hudutları içerisinde yaşayan
gayr-ı müslim unsurlar için, son derecede önemli sonuçlar vermiştir. Bu
din mensuplarından, Hz. Ömer zamanında da cizye alınması kararlaştırılmıştır
ve Hz. Peygamber'in, daha önceki uygulaması delil olarak kabul edilmiştir.
Mecûsîlerden cizye alınmasının değerlendirilmesinde
çeşitli görüşler ileri sürülerek, İslâm'da "ehl-i kitap "
olan dinî zümrelerin şumûlü tartışılmış ve hatta "ehl-i kitap
" dışındaki kimselerden de cizye alınabileceği şeklinde farklı sonuçlara
ulaşılmıştır. Bu tartışmaları daha çok hukukçular yapmışlardır.
Meselenin bu yönü, bizim araştırma sahamızın dışındadır. Yalnız Hz.
Peygamber'in Mecûsîlerden cizye alınmasına dair uygulamasının, bizzat onun
zamanından itibaren tartışma konusu olduğunu, kaynaklarımızdan öğrenmekteyiz.
Şöyle ki, Hz. Peygamber'in, He-cer'deki (442)Mecûsîlerden cizye almayı kararlaştırması üzerine, bazı münafıklar
" Muhammed, cizye'nin ancak
ehl-i kitaptan alınacağını iddia etmişti; halbuki Hecer Mecûsîlerden de
cizye kabul etmiştir; onlar ise ehl-i kitap değillerdir" şeklinde konuşmuşlardır.
Bunun üzerine Mâide suresinin 105. ayetinin nâzil olduğu, el- Belâzuri
tarafından, İbn Abbas'tan naklen
zikredilmektedir.(443)
440. Tevbe veya Berâc isimli bu surenin çeşitli tefsirlerine bakınız. Müşriklerle
Hz. Peygamberin yaptığı anlaşmaların son bulmasını ve onların dört ay içinde
kararlarını vermelerine imkân tanıyan bu tavır değişikliği ve diğer
esaslar için bkz. Hamidullah, İslâm Peygamberi,I,362-3
441. et-Taberî, İhtilaf, 199
442. Hecer, Bahreyn'de bir şehirdir. Bkz Yakut, Hecer mad, 393.
443. Futûh, 95-6(T:I, 130-1) bu ayetin anlamı:" Ey inananlar! Siz
kendinize bakın; doğru yolda iseniz, sapıtan size zarar vermez..."
Hz. Ömer zamanında da, Mecûsilerin durumu yeniden söz konusu olmuş ve Halife, bu din mensupları hakkında nasıl davranması gerektiğini, Sahâbilerle istişare etmiştir. Sonunda Abdurrahman b. Avf, Hz. Peygamber'in Hecer Mecûsîlerinden cizye alınmasını emrettiğini ve " onlara, ehl-i kitaba davrandığımız gibi davranınız" dediğini söylemesi üzerine. Hz. Ömer de Mecûsîlerden cizre almayı kabul etmiştir.(444)
Mecûsîlerle ilgili bir tartışmanın Hz.
Ali'nin hilâfeti yıllarında meydana geldiğini, kaynaklardan öğreniyoruz.
Mecûsîlerden cizye alınmasının tartışıldığı bu haberde, Hz. Ali'nin açıklamaları,
konuya yeni boyutlar kazandırmıştır. Kutr b. Halife'den naklen Ebu Yusuf'un
eserinde yer alan bu haberde, "...Ferve b. Nevfel Eşcai şöyle demiştir:Şüphesiz
bu, büyük bir meseledir. Elh-i olmadıkları halde Mecûsîlerden cizye alınıyor.
" Bu söz üzerine derhal ayağa
kalkan Mustevrid b. Ahmed, Ferve'ye hitaben:
"- Resûlullah'a taan edin derhal tevbe et! Yoksa seni öldürürüm; zira
Resûllah, Hecerli Mecûsilerden cizye almıştır, dedi.
" Bunun üzerine aralarındaki ihtilafı Hz. Ali'ye götürdüler. Hz. Ali
onlara şöyle dedi:
"- Size, Mecûsîler hakkında konuşacağım; ikinizde memnun olacaksınız.
Şüphesiz Mecûsîler bir ümmet idiler. Okudukları bir kitapları vardı.
Onların krallarından biri sarhoş oluncaya kadar içki içti, kendinden geçti..."
Hz. Ali sözlerine devamla, bunun kız kardeşi ile zina yaptığını, bu
esnada kendisini bazı kimselerin gördüğünü, ayılınca kız kardeşi tarafından,
kız kardeşlerle evlenmeyi bir din olarak ilan etmediği takdirde öldürüleceğini;
esasen bu hususun Âdem'in dini olduğunu ve Havva'nın da ondan olduğunun ilân
edilmesini ve insanları böyle davranmaya çağırmasını; kendisine
uymayanları önce öldürmesini, sonra da ateşe atmasını istediğini hikaye
ettikten sonra, insanların krala tâbi olduklarını ve bundan dolayı da
"... Resûllullah, aslıda kitapları olduğu için, onlardan cizye aldı;
fakat kötü işlerinden ve şirklerinden
dolayı kadınlarıyla evlenmeyi ve kestiklerini yemeyi men etti" diyerek sözlerini
bitirmektedir. (445)
444. Mecûsiler Kur'an'da bir defa zikredilmiştir.(Hacc,
17) ancak burada diğer din mensuplarıyla beraber, müşriklerin de zikredilmiş
olmasından dolayı, Mecûsilerin ehl-i kitap oldukları söylenemez. Bunlara
ehl-i kitap gibi davranılması, Hz. Peygamber'in Sünnetine bağlanmıştır.
Mecûsiler için bkz. Ebu Yusuf, I,
452-3(T. 115) ; eş- Şafii, IV, 96-7, 158 vd.; Ebu Ubeyd, 44-51, 724-6; el- Belâzurî,
96-8 (T:I, 130-3), 327 (Y.II, 47-8); et-Taberî, İhtilaf, 199-203; Buhari,
VIII; 449, 451-2, 453-4; Abdulrezzak, Musannaf, VI, 68-71; el-Mâverdi,
Edebu'l-Kâdî, I, 379, 614-5; aynı müellif, el-Ahkâm 137 (T.160-1); İbn
Kayyım, Ahkâm, 1-3; Bıltacı, 76; Fattal, 268-70; Hamidullah, Vesâik, 392,
İslâm Peygamberi, I, 428-9; A. El-Ali en- Naîm, 342-3.
445. Ebu Yusuf, II, 144-7 (T.212-3); ayr. bkz
eş-Şafiî, , 96, ; Abdurrezzak, Musannaf, VI, 70-1; İbn Kayyım, Ahkâm,
2 ( Bu rivayete "zayıftır" der.)
Mecûsilerin " ehl-i kitap " olduklarını ifade eden Hz. Ali'nin bu açıklamaları gerçekten ilgi çekicidir. Hz. Ali'nin Mecûsîlerin kitapları olduğunu bildirmesinden dolayı bazı fakihler, bunları, "ehl-i kitap" kabul etmişlerdir. Bunların başında da eş-Şafii gelmektedir. Buna karşılık, Hz. Peygamber'in Mecûsîlerden cizye almasını çok farklı bir şekilde değerlendiren fakihler de bulunmaktadır. Hz. Ali'nin yukarıdaki açıklamalarını nakleden Ebu Yusuf, bunlardan biridir. Ona göre cizye, yalnızca Arap müşriklerinden alınmaz; bunlar hakkındaki dinin hükmü, ya Müslüman olmaları, ya da öldürülmeleri şeklindedir. Nitekim, ne Hz. Peygamber, ne de ondan sonra gelen halifeler ve ne de Ashabdan herhangi biri, putperest Araplardan cizye almışlardır. Arapların "ehl-i kitap " olanlarından cizye alınabileceğini de savunan Ebu Yusuf, bunların durumunun Arap olmayanlar (Acem) gibi olduğunu ifade eder.
Ebu Yusuf'un Arap olmayan (Acem)
kimseler hakkındaki görüşleri de
şöyledir.: Bunlar (Acem), ister ehl-i kitap olsunlar, ister müşrik,
ister putperest veya ateşperest olsunlar, erkeklerinden cizye alınır. Nitekim
Hz. Peygamber, Mecûsi olan Hecer halkından cizye almıştır; Mecûsiler ise müşriktirler,
ehl-i kitap değildirler. Ebu Yusuf, bunların Arap olmadığını; kadınlarıyla
evlenilemeyeceğini ve kestiklerinin de yenemeyeceğini; aynı şekilde Sâbiîlerle
Sâmirîlerin de putperest olduklarını ve kendilerinden cizye alındığını
sözlerine ilave eder.
Ebu Yusuf'un bu husustaki en büyük delili,
Mecûsîlerin kestikleri hayvanların Müslümanlarca yenmesinin haram olduğu,
aynı şekilde kadınlarıyla da
evlenmenin, bizzat Hz. Peygamber tarafından yasaklanmasıdır. Bu iki ayrı şartın
mevcut olmasında, âlimler arasında fikir ayrılığı ve ihtilafın bulunmadığını,
bundan dolayı da Mesûsîlerin
ehl-i kitap sayılamayacağını açık bir şekilde beyan etmektedir.(446)
Eş-Şafîî ise, yukarıda belirttiğimiz
gibi, Mecûsileri " ehl-i kitap " kabul eder ve cizye alınması
kaidesinin " nesebe " göre değil, dine göre olduğunu; Hz.
Peygamber'in Hıristiyan-Araplardan, aynı şekilde Mecûsîlerden de
"ehl-i kitap " olduklarından dolayı cizye aldığını ifade
etmektedir. eş-Şafiî ayrıca, bazı bakımlardan müşriklerden, bazı davranışları
yönünden de Yahudi ve Hıristiyanlardan ayrıldıklarını ve bundan dolayı,
onların kadınlarıyla evlenmenin ve kestiklerinin yenmesinin yasaklandığını,
görüşlerine eklemektedir.(447)
446. Ebu Yusuf ,I, 449-453, II, 135-145 (T.114-5, 212 ); Ebu Ubeyd; 37, 43 ,
49. bilindiği üzere Kur'an-ı
Kerim'de (Maide, 5), " ehl-i kitab"ın kestikleri hayvanların yenmesi
ve kadınlarıyla Müslüman
erkeklerin evlenmesi helâl kılınmıştır. Yine Kur'an'da ( Bakara,
221) müşrik bir kadınla evlenmek de kat'i bir suretle yasaklanmıştır.
447. eş- Şafiî, IV, 158 vd. İmam Mâlik,
cizye alınacak zümreyi daha da genişletir ve Kureyş kabilesi müşrikleri
hariç, Arap veya Arap olmayan , diğer bütün müşrik ve ehl-i kitaptan cizye
alınmasının c3aiz olduğunu söyler. Bkz. Abdulhâlık en- Nevvâni, en- Nizâmu'l-
Mâlî, 154; Fattal, 270; Ali el- Ali en-Naîm, 343-5. Ebu Hanife, Araptan,
onlar zelil olmadıkları için cizye alınmaz, der; el-Mâverdî, 137 (T. 160)
Görülüyor ki, Hz. Peygamber ve Hz. Ömer
zamanlarında, Müslümanların, başka din mensuplarından Yahudi, Hıristiyan,
Mecûsî, Sâmirî ve Sâbiîleri "ehl-i kitap" statüsü içinde
kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Konunun nazarî tartışmasına, burada daha
fazla girmek istemiyoruz. Ancak Hz. Peygamber ile Hz. Ömer'in, Arap müşriklerinden
cizye almadıklarını ve cizye alınan din mensuplarının, yukarıdaki din sâlikleri
olduğunu ileride göreceğiz.
Konunun bu derece önem kazanmasının asıl
sebebi, Kur'an-ı Kerîm'de ( bakara,191; Fetih,16), müşriklerin, ya öldürülmeleri
, ya da Müslüman olmalarını emreden ayetlerin bulunmasıdır. Bu bakımdan,
şayet Mecûsîleri müşrik kabul edersek, o zaman başka müşrik
topluluklardan da cizye alınması savunulabilir; çünkü, yukarıdaki ayetlere
rağmen, bu zümre Müslüman olmaya zorlanmamış veya kendileriyle, müslüman
olmadıkları için savaşılmamıştır.
Konuyu, eş-Şafiî'nin görüşleri
istikametinde düşünürsek, o takdirde " ehl-i kitap" dışındaki
din mensuplarından cizye alınamayacağının
kabul edilmesi gerekir. Ancak bu görüşe göre, İslâm fetihleri sırasında,
Araplar dışında hiç müşrike rastlanılmadığı şeklinde bir sonuca ulaşmak
gerekir; çünkü, doğudan batıya, cizye verenlerle daima sulh yapıldığını
görüyoruz. Bu durumda, şayet eş-Şafiî'nin görüşlerini kabul edersek, şu
iki sonuçtan birini kabul etmemiz zarureti ortaya çıkar:
-Ya Araplardan başka müşrik bulunmamaktadır,
yani Müslümanlar, müşrik Araplar dışında, herhangi bir putperest topluluğa
rastlamamışlar;
-Ya da Müslümanlar, tarih içerisinde, müşriklerle
ilgili bu hükmü uygulamamışlardır, gibi bir sonuca ulaşmak gerekir.(448)
Ehl-i Kitapla ilgili bu açıklamalardan
sonra, tekrar " cizye ayeti'ne " ve Hz. Peygamberin, Arap müşriklerden
cizye almadığını, yukarıda görmüştük.(449) Bu durumda biz, Yahudi, Hıristiyan
ve Mecûsîlerle Hz. Peygamber'in yaptıkları " cizye anlaşmalarını
" ele alacağız. Bu bakımdan, müşrik-Araplar ve bilhassa, Mekke fethine
kadar cereyan eden Kureyş kabilesiyle Hz. Peygamber'in mücadelelerine ve yaptıkları
anlaşmalara temas etmeyeceğiz.
448. Araştırma sahamızın dışındaki gelişmelerle,
çeşitli fıkıh ekollerinin görüşleri , karşılaştırılmalı olarak ele
alınması gereken bir konu olsa gerekir. Araştırma sahamızın dışındaki
bu problemin üzerinde, burada, daha fazla duracak değiliz.
" Cizye ayeti"nin yalnızca ehl-i
kitaba hasredilemeyeceğini hk.bkz. Elmalılı,
III; 2509. Müşriklerden cizye alındığına dair bazı rivayetler için de
bkz. Ebu Ubeyd, 34-7, 43; Muslim, V, 350-1; krş. İbn Kayyım, Ahkâm, 4-10;
Hamidullah, Vesâik, 128-9, 131, 235; Abdurrzzak, Musannaf, VI, 86.
449. Ayr. bkz Ebu Ubeyd, 37,43.
Hz. Peygamber'in gayr-i müslimlerle ilgili
karar ve uygulamalarını, iki ayrı dönemde ele almak istiyoruz. Yukarıda
anlamını verdiğimiz " cizre ayeti " nâzil olmasına kadar geçen
devredeki gelişmeleri önce, bu ayetin gereğine göre yapılmış anlaşma ve
kararları da daha sonra, kısaca özetleyeceğiz. Buna göre önce, gayr-ı müslimlerden
cizye alınmasını emreden Tevbe suresinin 29.ayetinin nazil olduğu dönemi
tesbit edelim.
Hemen bütün kaynaklarda, Tevbe suresinin,
Hicretin 9. yılında nâzil olduğu hakkında ittifak vardır. Bilhassa "
cizye ayeti" nin, 9. yılındaki Tebük seferine ait hazırlıklar sırasında
veya bu gazve esnasında nâzil olduğu rivayet edilmiştir. Esasen bu ayetin içinde
bulunduğu Tevbe suresinin son nâzil olan sure olduğu da nakledilmiştir. Diğer
taraftan Hz. Peygamberin, 9. yılında Hz. Ebu Bekir'i " Emîr-i Hac "
tayin ettiğini ve daha sonra da Hz. Ali'yi arkasından göndererek, bu surede
yer alan müşriklerle ilgili hükümleri, Kâbe'yi ziyarete gelenlere tebliğ
etmesini istemesinden de, bu rivayetlerin büyük bir kesinlik kazandığını söyleyebiliriz.(450)
a-Cizye
Ayetinden Önceki Durum
Hicretten önce, gayr-i müslimlerle ilgili
cizye veya bir başka isim altında, mâlî mükellefiyetlerin bulunmadığını
biliyoruz. Esasen ".. Mekke safhasında mâlî hususlara temas eden ayetler
ve hadisler, sadece inananları içine almaktaydı...Medine'de ilk defa mevzu
bahis olan gayr-i müslimlere dair vergi mevzuatı, Mekke'de esasen mevcut
olamaz; çünkü, Mekke'de gerek ayet ve gerekse hadis şeklinde vazedilen
kaideler fertlere teker teker hitap etmekte onlara muayyen bir îmâm aşılama
gayesini gütmekteydi..."(451)
Bu bakımdan, Hz. Peygamberin Medine'ye
hicretinden sonradır ki, gayr-i müslimlerle ilgili münasebetler başlamış
ve çeşitli gelişmeler göstermiştir. Hicret'ten hemen sonra, Medine'deki
Yahudileri de içine alan şehir- devletinin oluşturulması için kaleme alınmış
olan Sahîfe'de, Müslümanlarla Yahudiler aynı şartlarda düşünülmüştür.
Hz. Peygamber'in " Devlet Başkanı " olarak kabul edilişinin de
ifadesi olan bu Sahîfe'de, Yahudilerle ilgili aşağıdaki şartların bir kısmı,
daha sonraları, ne Hz. Peygamber, nede Hz. Ömer zamanında tekrar edilmeyen
unsurları ihtiva etmektedir. Bunun yanında, bu vesîkadaki diğer bazı
hususlar ise, Müslümanların, gayr-i müslimlere karşı davranışları için
esas olmuştur.
Sahîfe'nin Yahudilerle ilgili hükümlerini
iki kısma ayırmak suretiyle, daha sonra uygulanan hükümlerle,
uygulanmayanlarını ayrı ayrı göstermek istiyoruz. Bilindiği gibi,
Medine'de bulunan üç Yahudi kabilesi, Hicretin 2., 4. ve 5. yıllarında, sıra
ile Medine'den çıkarılmışlar veya Benî Kureyza gibi, erkekleri öldürülmek
suretiyle, bu Sahife'deki gayr-i müslimlerle ilgili hükümler, bir bakıma
kendiliğinden yürürlükten kalkmıştır.
450. Ebu Ubeyd, 29; et-Taberî, Tefsir,X, 68;
İbn Hişam, II , 543 vd; Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 362-3; S.Tuğ,
95-6.
451. S. Tuğ, 19.
a-
Cizye (
Syf. 166 )
Yukarıda ele
aldığımız anlaşmalarda yer alan en önemli konu, hiç şüphesiz cizye'dir. " Harac " ve
" Cizye " yerine, Müslümanlar için ajanlık yapmaları istenen
el-Curcûme, Sâmirîler, Dulûk ve Ra'ban halkları hariç, hemen bütün anlaşmalarda,
cizye bulunmaktadır. Ayrıca Müslümanların gıda ihtiyaçlarını karşılamak
için belirli miktarda yiyecek (erzak) şartının, özellikle Suriye, el-Cezire
ve Mısır bölgelerindeki anlaşmalarda yer aldığını görmüş bulunuyoruz.
Sevad bölgesinde hemen hiç rastlamadığımız bu " erzak " ihtiyacının
karşılanması yanında, Mısır bölgesinde, ordunun giyecek ihtiyacı için,
cübbe, bornoz, ayakkabı vb. şeylerin istenmesi de, zikredilmeye değer farklı
uygulamalardır. Müslümanların misafir edilmeleri ( bir veya üç gün) de
gayr-i müslimlerden istenmiştir. Yiyecek ve giyecek olarak alınan cizyeye
eklenen bu yükümlülüklerin, Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir zamanında
uygulanmadığını biliyoruz.
638. Ebu Yusuf, aynı yer.
639. Ebu ubeyd, 61.
640. Hz. Ömer, bir zimmiyi öldüren Müslümanı ölümle cezalandırmıştır.
Bunun için bkz. Ebu Zehra , el- Ukûbe,
385-6, Kahire 1974; Şiblî, 369.
641. Ebu Yusuf, II 115, 118 (T. 204,205).
642. Ebu Yusuf, II, 189-197 (T. 226)
Diğer taraftan, Hz. Peygamber ve Hz. Ebu
Bekir zamanlarındaki uygulamalarda gördüğümüz gibi, Hz. Ömer devrinde de,
bir taraftan şahsi cizye miktarları esas alınırken, diğer taraftan, sözgelişi
Ramhürmüz, Azerbaycan, Humus ve Berkâ gibi yerlerde de Müşterek Cizye anlaşmalarının
yapılmış olduğunu belirtmek gerekir. Bölge veya şehir nüfus ve zenginliğine
bağlı olan müşterek cizye'nin,
belirli ve sabit miktarın belirlenmemiş olduğunu görüyoruz.
( Syf. 167 )
Cizye miktarlarının belirlenmesinde, her bölgede tedavülde olan para birimi
esas alınmıştır.
Sevad ve İran topraklarında yaşayan gayr-i müslimlerden, genel olarak, Sasanîlerin
bastığı gümüş para (dirhem) birimi; Suriye ve Mısır'da ise, Bizans'ın
bastığı altın para ( dinar) birimi esas kabul edilmiştir. Bunun yanında,
cizye karşılığı olarak yalnızca, belirtilen paraların nakdî bir şekilde
ödenmesi yolu seçilmiş ve mükelleflerin zarar etmemesi için, tıpkı Hz.
Peygamber zamanında 1 dinar veya bunun değerinde elbise kabul edildiği gibi,
bu bölgelerden de deve, koyun ve
çeşitli malların aynî olarak da cizye yerine verilmesi kabul edilmiştir.
Ancak Hz. Ömer, cizye karşılığı olarak, ölü hayvan , domuz ve şarap
almayı kabul etmemiş, buna mukabil, sahiplerinin bunları satıp parasını
cizye olarak ödeyebileceklerini belirtmiştir.(644)
Hz. Ömer zamanında kadın ve çocuklardan
cizye alınmamıştır.(645) Din adamlarından da, başkalarının yardımıyla
veya münzevi hayat yaşıyorlarsa, cizye alınmamıştır.(646)
Müslüman olmayan ve cizye ödemeyi de kabul
etmeyen " ergin " erkeklerin öldürülmesi, bir Kur'an ( Tevbe,29)
emridir. Ancak Hz. Ömer, fakirlerden, miskinlerden, bir mesleği veya işi
olmayan körlerden, kötürüm derecesinde hasta ve çalışmaktan âciz
ihtiyarlardan, şayet mal ve mülkleri yoksa, cizye almamıştır. Ayrıca o,
cizye toplamak üzre, dövmek, hapsetmek, ve eziyet etmek gibi davranışlarda
bulunmayı da yasaklamıştır. Suriye seyahati sırasında Hz. Ömer, cizye ödemeyen
kimselerden başlarına zeytinyağı dökülmüş olarak güneş altında
tutulduklarını görünce, buna mâni olmuş ve bu insanları serbest bıraktırmıştır.(648)
644. Ebu Yusuf, II, 97-8, 123-4 8T.201, 206 );
Ebu Ubeyd, 63, 70-1; es- Sûlî, 215
645. Ebu Yusuf, II, 95-7 ( T.201).
646. Ebu Yusuf, II, 99-101 (T. 201 ) .
647. Ebu Yusuf, II, 134 ( T. 208); Ebu Ubeyd, 51.
648. Ebu Yusuf, II, 116-7 ( T. 204-5).
649. Tevbe, 60.
650. Ebu Yusuf, II, 120-2 ( T. 206 ); Ebu Ubeyd, 64; İbn Kayyım,38.
651. el-Belâzurî, 153 (T. I, 207 )
652. Ebu Yusuf, II, 99-101, 114-123 (T. 201, 204-6).
( Syf. 173 )
Hz. Ömer, gayr-i müslümlerden, Müslümanların toplu bulunduğu yerlerde,
sokaklarda, mescidlerin yanında haç çıkarmamalarını ve haçlarını dolaştırmamalarını,
ayrıca, ezan vaktinden az önce ve ezan okunurken, kilise çanlarını çalmamalarını
istemiştir. Onların yılda bir defa, bayram günlerinde haçlarıyla dolaşabileceklerini
belirtmiştir. Hz. Ömer'den önce
, Hz. Ebu Bekir zamanında yapılan Hîre ve Anât anlaşmalarında da
zikredilen bu husus özellikle Suriye bölgesindeki anlaşmalarda -Dımeşk ve
Urfa gibi- yerine getirilmesi istenilen ve dinî hayatla ilgili sınırlandırmalar
arasında anlaşılması gerekir.(668)
Ebu Yusuf, gayr-i müslümlerin kıyafetlerinin
Müslümanlarınkinden farklı olması gerektiğini, onların, Müslümanlara
benzemelerine müsaade edilmeyeceğinin kendilerine söylenmesini ifade ettikten
sonra, kıyafetleri ile ilgili şu hususları eserinde sıralamaktadır:
-
Gayr-i müslümler, Müslümanların taktıkları kuşak yerine,
bellerine kalın iplikten yapılmış zünnar (kemer, kuşak) takacaklardır.
-
Başlarına çizgili kalensüve giyeceklerdir.
-
Atlarının eğerlerindeki tümsek tahtadan yapılmalıdır.
-
Pabuçları iki bağlı olacaktır.
-
Kadınları, cins binek develerine binmeyeceklerdir.
668. Ebu Yusuf, II, 125-8, 202-3 (T.207,
229-230).
( Syf.177 )
Kur'an'ı Kerim'de, Müslüman erkeklerin ehl-i kitap kadınlarıyla
evlenmelerine izin verilmesine rağmen, (683) Hz. Ömer'in, Medâin valisi
Huzeyfe'den, Yahudi karısını boşamasını istediğini görüyoruz. Halifenin
bu yöndeki emrini yerine getirmeden önce Huzeyfe, kendisine bir mektup yazarak
ehl-i kitap kadınlarıyla evlenmenin helâl mi, haram mı olduğunu
bildirmesini, aksi takdirde karısını boşamayacağını bildirmiştir. Bunun
üzerine Hz. Ömer, " Hayır bu evlilik helâldir; fakat ecnebi kadınlar
tatlı dilli olup aldatıcıdırlar; şayet siz onlarla, evliliği kabul
ederseniz, bu kadınlar sizin karılarınıza üstün gelirler" diye karşılık
vermiştir. Huzeyfe de karısını boşamıştır. (684)
683. el- Mâide, 5.
684. et-Taberî, I, 2374-5.
(
Syf. 179 )
eş-Şurûtu'l Ömeriyye
(Ömer'in Şartları) veya Ahid-nâme-i Ömer
( Ömer'in Anlaşması )
"- Bundan sonra
şehrimizde ve çevresinde ne manastır, ne kili-se, ne patrik evleri veya keşiş-hâneler
bina edeceğiz.
"-Bu binalardan
harap olanları, özellikle Müslüman mahallelerinde bulunanları tamir
etmeyeceğiz .
"-Müslümanların
gece veya gündüz, kiliselerimize girmelerine mâni olmayacağız.
"-Seyahat eden
her Müslüman evlerinizde kabul edecek ve üç gün barındıracağız.
"-Casusların
kilise veya evlerimize sığınmalarına izin vermeyeceğiz.
"-Müslümanlara
zarar verecek bir şeyi kendilerinden saklamayacağız.
"-Çocuklarımıza
Kur'an okutmayacağız.
"-Âyinlerimizi
açıktan yapmayacağız.
"-Kimseyi
dinimize dâvet etmeyeceğiz.
"-İçimizden Müslüman
olmak isteyenleri bundan alıkoymayacağız.
"-Müslümanları
daima hürmet ve tâzimle karşılayacak, oturmak istedikleri takdirde
yerlerimizi onlara vereceğiz.
"-Kendimizi,
elbise serpuş, sarık ayakkabı gibi kıyafetlerde Müslümanlara benzetmeyeceğiz;
kâküllerimizi keseceğiz.
"- Müslümanların
diliyle (kelâm) konuşmayacağız.
"-Onların lâkaplarını
( künye) almayacağız.
"- Eğerli
hayvanlara binmeyeceğiz.
"- Kılıç taşımayacağız;
silah yapmayacağız ve üzerimizde bulundurmayacağız.
"-Mühürlerimizi
Arapça kazdırmayacağız.
"- Alkollü içkiler
satmayacağız.
"- Belimize zünnar
takmaya ve kıyafetlerimizi her yerde aynen korumaya söz veririz.
"-Müslümanların
geçtiği yerlerden ve çarşı-pazarlardan haçlarımız kitaplarımızla dolaşmayacağız.
"-Kiliselerimizdeki
çanları hafif çalmayı ve Müslümanların bulunduğu zamanlarda âyinlerimizi
yüksek sesle okumayacağız.
"-Cenaze
merasiminde yüksek sesle duâ yapmayacağız. Ateş ve kutsal resimlerimizi açıkta
göstermeyeceğiz. Ölüleri Müslüman mezarlığı yakınına gömmeyeceğiz.
"-Müslümanların
hissesine düşen köleleri kullanmayacağız.
"-Bir Müslüman
evinin içine bakmayacağız."