|
TERKEDEREK DEĞİL, YÜREK VE ZİHİNLE
AŞARAK Terketmek kolay olandır,
terkedersiniz olur biter. Bulunduğunuz siperi, savunduğunuz değerleri,
içerisinde yer aldığınız cepheyi, sizi siz eden kimliğinizi ve kişiliğinizi,
üzerinize gelen baskıları hafifletmek, savuşturmak, ya da yılgınlığa
kapıldığınız için terketmek, sizi sadece sipersiz, cephesiz, kimliksiz ve
kişiliksiz bırakmaz, aynı zamanda onursuz bırakır. Terkedenler, sorumlu tutulmamak
için yapıyorlarsa bunu, şunu unutmamalıdırlar ki, siper terkedilerek
sorumluluktan kurtulunmaz; ışığın mekanı terketmesi, sadece sıradan bir terk
değil, karanlığı davettir; karanlığın kararttığı her yürekten kara bir pay
da, o terkedene ait olacaktır. Terketmenin alternatifi
kesinlikle “teslim olmak” değildir, “teslim olmak”, terketmenin en kötü
biçimidir. Teslim olanlar, Kitab’ın ifadesiyle “benliklerini satanlardır”.
İslam, “teslimiyet” demektir; Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyet. Allah’a
teslim olan, başka ilahların önünde eğilmez. Allah’ın huzurunda eğilenlerin
başka ilahların önünde de eğildiklerini görürseniz, Kâbe’leri olan
yüreklerini puthaneye çevirdiklerine hükmedebilirsiniz. Başka türlüsü mümkün
değildir, çünkü bir gönülde iki sevda olmaz ve “Allah bir göğüste iki kalp
yaratmamıştır.” Teslim olmanın ya da terketmenin dışında bir çıkış yolu yok
mudur? Elbette vardır: direnmek ve aşmak. Direnmek yürek ister, sabır
ister, sebat ister, bilgi, inanç ve haysiyet ister. Yüreği yetmeyenler
direnemeyecektir. O halde direnemeyenler, önce yüreklerinde tükenenlerdir.
Yüreği işgal olunanın organları, işgalcinin paralı askerliğine soyunacaktır.
Beden ülkesinin başkenti olan yürek işgale uğramışsa, bu yüreğin taşrası olan
göz-kulak, dil-dudak, el-ayak ne’tsin? İşgale uğramamış her yürek, sayısı
oldukça kısıtlı olan özgür yüreklere yük olmaktan da kurtulacaktır. Bırakınız
yük olmayı, yük alacaktır. Sorunun bir parçası olmaktan çıkıp çözümün bir
parçası olacaktır. İşte o zaman kişi, yüreğin bu potansiyel enerjisini
kinetize eden akletme yeteneğiyle aşacaktır önündeki engelleri. Bir çıkış
yolu mutlaka bulacak ve bîçare kalmayacaktır. Herşeyden öte kutsal sancısını,
acısını, ıstırabını “terketmek”, ona sırt dönmek gibi vahim bir yanlışa
düşmeyecektir. Psikologlara göre “ne olursa olsun elemden kaç, hazza koş”
psikolojisi üç-dört yaş çocuğunun psikolojisidir. “Yetişkin çocuk” ya da
“çeyrek insan” davranışı sergilemek istemeyenler, bu üç-dört yaş
psikolojisinden kurtulmak zorundadırlar. İnsanlık destanı boyunca
tarihin aktif öznesi olan kuşaklar, acıların ve zor sınavların imbiğinden damıtılarak
yetişmişlerdir. Sahte neşelerin ve gündelik hazların sürüklediği yığınlar,
tarihin yatağında akan pasif nesnelerdir. Herkese düşen, önce yerini ve
yolunu seçmektir. Seçtiğiniz yol, sizi aktif özne olmaya götürüyorsa,
ayağınıza batan dikenlerin acısına “sermaye” gözüyle bakmayı öğrenmelisiniz. Mustafa İslamoğlu |