KUR’AN’IN KENDİNİ TANIMLAMASI
Kur’an, indiği
günden beri herkesin üzerinde konuştuğu bir kitaptır. Dost olanlar, düşman
olanlar, yanında yer alanlar, karşısında yer alanlar, tãbi olmak isteyenler,
saptırmak isteyenler, mü’minler, müşrikler, adil olanlar, tağut olanlar... Kimsenin ilahi mesaj
hakkında konuşmasını engellemek gibi bir niyet taşımamız söz konusu değildir.
Fakat herkesi samimi görmek gibi safdillik yapacak da değiliz. Varoluşumuzu
anlamlandırdığımız, hayatımızı kendisi ile sürekli, durmadan, yeniden
düzenlemek istediğimiz Kur’an’ın birbiriyle çelişen birçok tanımı olamaz.
Doğrunun tek bir tanımı olmalıdır. Ya da yapılan tanımların birbiriyle
çelişmemesi lazımdır. Hangi niyetlerle
okunursa okunsun bunun sonucunda hangi tanımlar yapılırsa yapılsın gerçekte
Kur’an’ın ne olduğunun en doğru cevabını onun dışında değil, içinde
aramalıyız. Kur’an’ın nasıl bir
kitap olduğunu öğrenmenin en sahih yolu, Rabbimizin onu nasıl sunduğunu,
nasıl tanımlandığını tespit etmekten geçer. Bu tesbiti yapmanın tek imkanı da
Rabbimizin bilgi hazinelerinden bize bahşettiği Kur’an’a yönelmekten, ona
başvurmaktan geçmektedir. Ancak bu şekilde inandığımız kitabı tanıyabiliriz.
Kur’an’ı doğru tanımazsak, bilmeden ona düşmanları gibi iftira atanlardan, cahillerden
olma olasılığı ortaya çıkar ki, Rabbimiz tarafından cehalet suçuyla
yargılanmak hiç de hoş bir durum arzetmeyecektir. Kur’an nasıl bir
kitaptır? Sorusunu şöyle de sorabiliriz: Kur’an’ın isim ve sıfatları
nelerdir? Rabbimizi hoşnut edecek şekilde Kur’an’ı tanımanın tek yolu
sıfatları anlamaktan geçmektedir. Kur’an’ın
İsim ve Sıfatları 1-
Kur’an’dır: Okumadır, söylemdir, Öğretidir. Kur’an, vahiy meleğinin
Peygamberimize okuduğu bir hitaptır. Okumanın yazılı bir belgeden mi, yoksa
ezberden mi olduğu gaybidir. İdrak alanımızın dışında gerçekleşen okuma
görevi ile ilgili sınırlı bir bilgiye sahibiz. Fakat nasıl olursa olsun
sonuçta Kur’an’ın kendisine has isim olan bu kelime, okumakla ilgilidir.
“Gerçekten o değerli bir Kur’an’dır” (56/Vakıa, 77). 2-
Kitap: Belgedir. Arap dilinde yazılı veya sözlü bir bütünlüğü olan her tür
konuşmaya kitap denilmektedir. Rasulullah’ın kalbine indirilen Kur’an’ın,
Cebrail (a)’in elindeki yazılı bir metinden olup olmadığını bilemiyoruz.
Ancak okumanın sözlü bir hitap şeklinde gerçekleştiği açıktır. Kitap,
Kur’an’ı imlemesinin dışında yazı, amel defteri, delil, takdir edilmiş ölçü,
akitleşmek anlamlarına da gelir (Bkz. 57/22). “Üzerinde hiçbir
şüpheye yer olmayan bu Kitap (ilahi kelam), muttakiler için rehberdir”
(2/Bakara, 2; Ayrıca bkz. 2/89, 129, 151, 231; 3/3, 7, 164; 4/105, 113, 127,
136 vd.). Yazılı olarak
indirilmemiştir. O sözlü bir hitaptır (Bkz. 6/7). 3-
Kayyim’dir: Kur’an kayyim bir kitaptır. Kayyim, dimdik, dosdoğru, eğrilik
taşımayan bir yapıda demektir. Kayyim olanda tenakuz, çelişki, tutarsızlık,
ihtilaf bulunmaz. Doğruluğu kesin ve açık olan kayyimdir. “Onda doğruluğu
kesin ve açık hükümler taşıyan kitaplar (hitabeler) vardır” (98/Beyyine, 3;
Ayrıca bkz. 4/82; 10/37; 18/1; 32/2; 39/28; 80/11-16). 4-
Kavlü’n Fasl’dır: Sözün niteliği fasl içermesi yönündendir. Faslî söz,
ayırdedici olan sözdür. Kur’an, gerçekle yalanı, hak ile batılı birbirinden
ayıran ana hat çizerek birbirine karışmasını engeller. Böylece hakikatin sulandırılmasının
önüne set çeker. Bu özelliği, gerçekleri göreceli hale getirip zihinleri
bulandıranların Kur’an üzerindeki spekülasyonlarını imkansız kılmaktadır. “Gerçek şu ki o
(Kur’an) doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür (Kavlü’n Fasl)” (86/Tarık, 13;
ayrıca bkz. 7/52). a-
Ahsenü’l-Kavl’dir: Sözün en güzelidir. Kur’an, bir beşerin iç bütünlüğü, iç
tutarlılığı ve dizini açısından söyleyemeyeceği güzelliktedir. İnsanlar
arasında nice sözler dolaşmaktadır. Fakat Kur’an bu sözlerin hepsine galebe çalar,
hepsinden üstün ve güzeldir. “Söylenen her sözü
dikkatle dinleyen ve onların en güzeline (ahsenü’l-kavl) uyan (kullarıma
müjde) çünkü Allah’ın hidayetine mazhar olanlar onlardır ve onlar akıl
sahipleridirler” (39/Zümer, 18). b-
Kavlü’n-Sekıyl’dir: Ağır sözdür. Kur’an ciddi sorumluluklar yükleyen
sözlerden oluşur (Bkz. 73/Müzemmil, 5). 5-
Ahsenü’l-Hadis’tir: Öğretilerin en güzelidir. Kur’an ortaya atılmış iddia
taşıyan bütün öğretilerin en temizi ve en arındırılmışıdır. “Allah, bütün öğretilerin
en güzelini (Ahsenü’l-Hadis) kendi içinde tutarlı, her türlü ifadesini
çeşitli biçimlerde tekrarlayan bir ilahi kelam şeklinde indirir...”
(39/Zümer, 23; ayrıca bkz. 18/6; 39/55, 52/34; 53/59; 77/50). 6-
Ciddidir: Kur’an, hezl, (şaka ve eğlence) değildir. Sorumluluk yükleyen,
belleri kıracak derecede ağır bir tebligata sahiptir. “O şaka değildir”
(86/Tarık, 14; ayrıca bkz. 13/31, 56/81; 59/21). 7-
Hüsna’dır: İyiliktir. Kur’an Allah’ın iyiliğe giden yolu göstermesidir. Her
tür kötülükten, çirkinlikten, kirden korunmuştur. “Kim iyiliği (Hüsna)
doğrularsa, onun için nihai huzur ve rahatlığa giden yolu kolaylaştıracağız”
(92/Leyl, 6-7). 8-
Yakin’dir: Kesindir. Kur’an her türlü zan, şüphe ve tereddütten uzak
tutulmuştur. Kesin bilginin tek kaynağı ilahi kontrol altındaki Kur’an’dır.
İnsanoğluna doğru rehberlik edecek, hakka kılavuzlayacak başka bir bilgi
kaynağı yoktur. “Çünkü o, mutlak
hakikattir (hakku’l-yakin)” (69/Hakka, 51). a-
Zan değildir: Kur’an zannî bilgi kaynakları gibi şüpheye, tereddüte,
rölativiteye düşürmez. “Onların çoğu sadece
zanna (zannî bilgilere) uymaktadırlar. Oysa zan hiçbir şekilde hakkın yerini
tutamaz. Gerçek şu ki, Allah onların yaptıklarını bütünüyle bilmektedir”
(10/Yunus, 36; ayrıca bkz. 10/66; 49/12, 53/23, 28 vd.). b-
Hars değildir. Temelsiz, asılsız değildir. Olasılıklı, tahmini hakikat
değildir. Kesin gerçekliktir. Keyfi davranış kuralları, uydurulmuş öğretiler,
yalan, yanlış, hurafeler Kur’an’ın karşısında dayanamaz. Çünkü Kur’an, neyin
hars olup olmadığını tartışmaya mahal vermeyecek şekilde açıklamıştır. Oysa
insanların çoğunluğu saçma sapan, aklın ve izahın kabul etmeyeceği sanal
bilgiler/öğretiler peşinde koşarlar. Başkalarını da kendileri gibi hars’ın
peşinden ateşe sürüklerler. “Şimdi, eğer
yeryüzünde yaşamakta olanların çoğuna uyacak oluşan, seni Allah’ın yolundan
saptırırlar. Onlar ancak başkalarının zanlarına uyarlar ve kendileri hiçbir
şey yapmayıp sadece tahmin (hars) yürütürler” (6/Enam, 116; ayrıca bkz.
6/148, 10/66, 43/20; 51/10). 9-
el-İlim’dir: Kesin bilgidir. Kur’an, insan hevâsından neşet eden ve
tereddütlerden kurtarmayan, çelişkilere düşüren beşeri bilgi gibi değildir.
O, ilahi kaynaklı olduğu için kesindir. Kur’an, doğrultusunda sapma olmayan
Rabbani bilgiyi içerir. Bu bağlamda ilim; zannın, harsın tersi olup ilahi
bilgi demektir. İlahi olan bilgi de beşeri eksikliklerden münezzehtir. “...De ki, dinleyin!
Allah’ın rehberliği tek doğru rehberliktir ve doğrusu sana ilim geldikten
sonra onların hevasına (sapık görüşlerine) uymaya devam edersen ne seni
Allah’ın elinden alacak bir kimse bulursun ne de bir yardımcı” (2/Bakara,
120; ayrıca bkz. 2/145, 6/148, 13/37; 42/14, 45/17 vd.). 10-
Vahiy’dir: Kur’an, Allah’ın seçtiği elçilerine vahiy yoluyla indirilmiş sözlü
bir hitaptır. “...Ve Kur’an bana vahyedildi ki, ona dayanarak sizi ve onun
ulaşabileceği herkesi uyarabileyim” (6/Enam, 19). “Sana vahyettiğimiz
şey, senin idrakini aşan bir hususla (gaybla) ilgilidir...” (3/Al-i İmran,
44; ayrıca bkz. 4/163; 6/106; 12/3; 13/30; 43/43 vd.). a-
Vahiy Üç Yolladır: 1- İlham: Doğrudan
kalbe doğuş, içe doğuş şeklinde. 2- Perde arkasından:
Hz. Musa ile yapılan konuşmada olduğu gibi. 3- Vahiy Meleği
Cibril İle. “Allah, bir insanla
karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiyle (kulunun kalbine dilediği düşünceyi
doğurarak), yahut bir perde arkasından, yahut izniyle dilediğini vahyedecek
bir elçi göndermek suretiyle konuşur. O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir”
(42/Şura, 51). b-
Kur’an dışında Nebevi vahiy yoktur. Sözlü vahyin tek kaynağı Kur’an’dır.
Allah’ın arı gibi varlıklara görevlerini öğretmek için, buyruğu altına sokmak
için vahyetmesi peygamberlere gönderilen tebliğ nitelikli vahiyler gibi
değildir. Nebevi, Kitâbi vahiy Kur’an’da toplanmıştır. Kur’an dışında ilahi
vahiy tebliğleri aramak boşunadır. Ayrıca bu çaba Kur’an’ın korunmuşluğuna
aykırıdır. Peygamberler sadece kendilerine vahyedilene uymakla yükümlüdür.
Biz de Kur’an dışında vahyedildikleri iddiasıyla ileri sürülen bilgi
kırıntılarına karşı dikkatli olmak zorundayız. “... De ki: Ben,
ancak Rabbimden bana vahyolunana uyuyorum. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen
basiretlerdir (Kavrama yöntemi). İnanan bir toplum için yol gösterici ve
rahmettir!” (7/Araf, 203 ayrıca bkz. 38/29; 39/41; 42/52; 55/1-2; 97/1 vd.). 1-
Rasulullah insanları Kur’an’la uyarmalıdır. Uyarının temel kaynağı
Kur’an’dır. “Bu Kur’an bana vahyolundu ki, onunla sizi ve ulaştığı herkesi
uyarayım” (6/Enam, 19; ayrıca bkz. 7/2). 2- Rasulullah
da Allah’ın diğer kulları gibi Kur’an’a uymakla yükümlüdür. O başına buyruk
değildir. “Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum” (6/Enam, 50; ayrıca bkz.
7/3; 10/15-16, 109; 13/37; 21/45; 25/30; 39/2, 55; 69/44-47). 3-
Kulak verilmesi gereken temel kaynak Kur’an’dır. “Kur’an okunduğu zaman onu
dinleyin ve susun ki size rahmet edilsin” (7/Araf, 204; ayrıca bkz. 7/204). 4-
Rasullullah hevasından konuşmaz. Onun okuduğu, ihtilafları çözümlediği kaynak
Kur’an’dır. “Biz sana Kitab’ı indirdik ki hakkında ayrılığa düştükleri şeyi
onlara açıklayasın” (16/Nahl, 64; ayrıca bkz. 18/27; 20/114; 53/3-5; 65/11,
69/44-47; 87/6). 5-
Hükmün temel kaynağı Kur’an’dır. Peygamber de olsa herkes Allah’ın kitabı ile
hükmetmelidir. Başka hüküm kaynağı, Kur’an’dan gayrı haram helal kılma
kaynağı kabul etmek şirktir. Hükmün meşruiyeti Kur’an’ladır. Artık onların
aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp
onların hevalarına uyma...” (5/Maide, 48; ayrıca bkz. 6/57; 27/36; 6/114). 11-
Enbâu’l-Gayb, Ahbaru’l-Gayb’dır (Gaybın İlmidir): Kur’an görünmez alemin
yegane sağlam, sahih, geçerli bilgisini veren tek kaynaktır. Enbâu’l-Gayb
(Gaybın haberleri) Kur’an’dan öğrenilir. Allah’ın bildiği mutlak gayba ait
haberler sadece Kur’an’dan öğrenilmelidir. “...Bunlar sana
vahyettiğimiz, görünmez alemin haberlerindendir...” (3/Ali İmran, 44). “... Allah sizi
gayba vakıf kılacak değildir. Fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer (onu
gayba vakıf kılar)...” (3/Ali İmran, 179; ayrıca bkz. 7/101, 188; 9/70;
11/100, 120; 12/3; 18/13; 20/99; 21/109; 26/69; 27/76; 28/44-46; 30/2-5;
31/34; 46/21-23; 47/30; 67/25; 72/25-27; 79/42-45; 81/24 vd.). 12-
İlahi’dir: İnsî ve cinnî bütün etkilerden uzak olan Kur’an, ilahi
kaynaklıdır. Beşeri hiçbir etki, şeytani hiçbir müdahalenin olmadığı Kur’an’a
Hz. Muhammed’in dahi bir ek yapması mümkün değildir. İlahi kaynaklı olan
Kur’an’ı okuma, dinleme, anlama, yaşama yöntemleri yine Kur’an’da Allah
tarafından öğretilmiştir. Bilginin, inancın ve yaşamlaştırmanın yollarını,
beşerî kitap ve ideolojiler için geliştirilen yöntemlerden elde etmek,
Kur’an’ın şahitliğini, örnek uygulamalarını ortaya koymayı imkansız kılar.
Çünkü ilahi olan bir kitaba beşeri yöntemlerle yaklaşmak yanıltıcı
olabilecektir. “Kur’an’ı düşünmüyorlar
mı? Eğer Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini
tutmaz çok şey bulurlardı” (4/Nisa, 82; ayrıca bkz. 10/15-16, 37; 11/35;
20/114; 32/2-3; 46/8; 53/3-7; 55/1-2; 56/80; 69/43-47; 74/18-31). 13-
Mahfuz’dur: Korunmuştur. Kur’an’ın bütün sûre ve ayetleri Allah’ın koruma
vaadi ve teminatı altındadır. İlahi vaad soyut ve somut olarak bütün
indiriliş sürecinde geçerlidir ve süreklilik arzetmektedir. “Kimsenin kuşkusu
olmasın ki, bu uyarıcı mesajı ayet ayet biz indirdik ve yine kimsenin kuşkusu
olmasın ki, onu yine (bütün tahriflerden, saldırılardan) Biz koruyacağız”
(15/Hicr, 9; ayrıca bkz. 17/86; 41/41-42; vd). a)
Gayb aleminde korunmuştur: Kur’an cin şeytanlarının dokunması imkansız olan
levh-i mahfuzdaki ümmü’l-kitap’ta (ana kitapta) meknun’dur. Ayrıca koruma
altına alınmıştır. Bu soyut bilgi hazinesine meleklerden başkası yanaşamaz.
Çünkü onlar mutahhardır (temizdir). “Yok yok, hayır! O
şerefli bir Kur’an’dır. Korunan bir levhanın içinde” (85/Buruc, 21-22). “O, elbette değerli
bir Kur’an’dır. Kitabun meknûndadır (saklı, güvenli, korunan kitaptadır) ki
ona temizlerden (meleklerden) başkası dokunamaz” (56/Vakıa, 77-79; ayrıca
bkz. 15/18; 22/52; 26/192-195,; 80/11-16; 56/77-79). b)
İnzal (indiriliş) esnasında korunmuştur: Çünkü Kur’an’ı güvenilir elçi, vahiy
meleği Cebrail indirmiştir. “Bakın bu (ilahi
kelam) gerçekten soylu bir elçinin (rasulün kerim-Cibril) sözüdür. Güç
bahşedilmiş, kudret ve egemenlik tahtının sahibi (Allah) nezdinde, itaat
edilen ve güvene layık birinin (sözü)” (81/Tekvir, 19-21; ayrıca bkz. 26/193;
80/11-16). c)
Muhammed Peygamber (s)’in kalbinde korunmuştur: Rasulullah’ın zihninde Kur’an
cem edilmiş eksiksiz bir şekilde toplanmış, unutması engellenmiş,
indirildirildiği gibi tebliğ etmesi ilahi kontrolle sağlanmıştır. “(Vahyin sözlerini
tekrarlarken) dilini hızla oynatıp durma. Çünkü onu (senin kalbine)
yerleştirme (cem’) ve okutturmak bizim işimizdir. Böylece onu telaffuz
ettiğimiz zaman, kelimelerini takip et. Sonra onun anlamını açıklamakta bize
düşer” (75/Kıyame, 16-19). “Biz sana
öğreteceğiz ve unutmayacaksın. Allah’ın diledikleri hariç. Çünkü O’dur
kavrayışına açık olanları ve gizli olan herşeyi bilen” (87/A’la, 6-7; ayrıca
bkz. 20/114; 26/194; 42/24; 68/2). d)
Kur’an’ı tebliğ esnasında Cibril gibi Allah’ın razı olup seçtiği güvenilir
bir elçi olan Hz. Peygamber korumuştur. Koruma süreci ilk kuşaklarda
layıkıyla işlemiş, nesiller boyunca devam etmiş ve halen devam etmektedir. “Gaybı bilen O’dur.
Gizli bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü o
elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar. Ki onların Rablerinden
kendilerine verdiği bilgileri duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan
her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır ve her şeyi bir bir hesaplayandır” (72/Cin,
26-28; ayrıca bkz. 9/2-3; 10/15; 15/9; 18/27; 52/3-5; 68/1-2; 69/40-48; 96/4;
98/2-3 vd.). 14-
Mubiyn’dir: Apaçıktır. Kur’an’ı anlaşılsın, öğüt alınsın yaşansın diye
indiren Yüce Rabbimiz onu; sakınan, tevazu sahibi, arınmak isteyen, kalbini
hakikate kapatmayan, gönlünü ilahi tezkiyeye açık tutan kimseler için apaçık
bir dille göndermiştir. İnsanların izahlarına ihtiyaç göstermemesi onun basit
ve yüzeysel olduğu anlamına gelmez. Kur’an, edebi ve
felsefi metinlerdeki “anlaşılmaz olma” kaygısıyla değil, “anlaşılabilir olma”
esası ile olgunlaştırılmıştır. Kur’an’ın ilahi mesajı insanları şahsi
yorumlarıyla tekamül ettirmelerine ihtiyaç duyurmamaktadır. Eğer Kur’an’ın
ayetleri açık seçik değil de farklı şekillerde anlaşılabilir, her tarafa
çekilebilir şekilde indirilseydi, Rabbani sorumluluk altında tutulmak
adaletsiz olacaktı. O, apaçık bir
söylem, apaçık bir kitaptır: “Elif. Lam. Ra.
Şunlar Kitab’ın ve apaçık Kur’an’ın ayetleridir” (15/Hicr, 1; ayrıca bkz.
2/118, 159, 187, 219, 221, 230, 242, 266; 5/15; 12/1; 24/34, 46; 26/2; 27/1,
79; 28/2; 36/69; 43/2; 65/1; 39/28; 44/2). 15-
Beyyine’dir: Apaçık belgedir. Yüce Allah Kur’an ile ortaya koyduğu apaçık
kanıtlarla insanların tereddütlerini gidermiştir. Ayetlerin müphem olmaması,
kitabı bütüncül okuyanlara anlamın kapılarını açması, yanlış yorumların önüne
geçmektedir. Açık açık ayetlerle gözler önüne serilen ilahi mesaj, kötü
niyetli insanların saptırmalarına, tahriflerine müsait olmaktan uzak
tutulmuştur. “Bu indirdiğimiz ve
uygulamasını gerekli kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda
açık açık ayetler (ayâtün beyyinât) indirdik” (24/Nur, 1; ayrıca bkz. 2/99,
185; 3/86; 10/15; 19/73; 22/16, 72; 29/49; 39/43; 45/25; 46/7; 58/5 vd). 16-
Beyan’dır: Açık ders, ilahi bildirge, Rabbani açıklamadır. Kur’an, insanların
hayatlarında takip etmeleri gereken usullere, uyulması gereken Rabbani
düsturlara ilişkin Allah’ın iradesinin, hükümlerinin bir açıklamasıdır. “Bu, insanlara bir
açıklama (beyan) korunanlara yol gösterme ve öğüttür” (3/Ali İmra, 138;
ayrıca bkz. 2/118; 5/15, 19; 57/17; 75/19 vd). Peygamberimizin
Kur’an’ı beyanı, kitabın eksikliğini giderme işlemi değildir. Allah’ın
ayetlerinin gizlenmeden, olduğu gibi, yanlış yorumlara sapmadan, özgün bir
şekilde insanlara tebliğ edilmesidir. Bu, emanetin sahibine iletilmesidir.
Yoksa Kur’an’da yer alan bir kapalılığın Rasul tarafından açılması demek
değildir. Sana da o zikri
indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın (iletesin). Ta ki
düşünüp öğüt alsınlar” (16/Nahl, 44; ayrıca bkz. 2/159; 3/187; 5/15; 14/4;
16/44, 64; 24/34, 46; 65/11). 17-
Arabiyyen’dir: Arapçadır. Apaçık bir Arapça ile indirilmiştir. Yüce Allah,
mesajını peygamberlere içinden çıktıkları toplumun dili ile göndermiştir. Bu
özgün hali korumamak zamanla ilahi kelamın bozulmasına, değişmesine yol
açmıştır. Kur’an da Peygamberimize onun ana dili olan Arapça ile
indirilmiştir. Ancak diğer peygamberler gibi Hz. Muhammed de kendi dilini
konuşamayanlara İslam’ı tebliğ etmiştir. Mesela Hz. Musa, kendi kavminden
olmayan Firavun’a, Peygamberimiz Bizanslı Rumlara, Habeşli zencilere,
İranlılara İslam’ı tebliğ etmiştir. Bu esnada bir tercüme faaliyetinin
olacağı kesindir. Aşağıdaki ayetlerde açıkça Kur’an’ın pürüzsüz tertemiz,
eğrilik, noksanlık bulunmayan Arap lisanı ile indirildiği vurgulanmaktadır.
“Korunanlar için bunu pürüzsüz Arapça bir Kur’an olarak indirdik” (39/Zümer,
28; ayrıca bkz. 44/2). “Biz her elçiyi
yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara açıklasınlar. Allah
dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O Aziz’dir, hikmet
sahibidir” (14/İbrahim, 4; ayrıca bkz. 13/ 37; 16/103; 20/113; 41/3; 42/7;
46/12). Arapça
indirilmesinin gerekçesini Rabbimiz iki şekilde beyan etmektedir: a-
Hz. Muhammed’in ve ilk muhataplarının çoğunluğunun Arap olmasından dolayı
“Biz o Kur’an’ı senin diline kolaylaştırdık ki düşünüp öğüt alsınlar”
(44/Duhan, 58; ayrıca bkz. 41/44; 42/7; vd). b-
Kolay anlaşılabilsin diye: Kur’an’ın Arapça olması onun anlaşılmasının önünde
bir engel değildir. Rabbimiz kitabında sürekli, kolay anlaşılsın diye Arapça
indirildiğini vurgulamaktadır. Bütün mü’minlerin Arapça bilmesi mümkün
olmadığına göre tercüme ve meal bir ihtiyaç haline gelmektedir. Öğüt almak ve
hidayet için, iyi niyetle yapılacak bir tercüme Rabbimizin meramını
anlamamıza yetecektir. Daha detaylı ve çetrefilli sosyal sorunların çözümü
için Kur’an’a başvurmak ve şifayı Kur’an’dan talep etmek ise uzmanlık gerektirebilir.
Fakat yine bütün müslümanların Arapça uzmanı olması mümkün değildir. Kur’an’ın Arapça
oluşu ile ilgili şunun da altını çizelim ki, hiçbir tercüme asıl olma iddiası
taşıyamaz. O halde Kur’an tercümeleri Kur’an değildir. Kur’an’ın tercümesi,
meali, tefsiridir. O halde Kur’an okunması farz olan ibadetleri yerine
getirirken tercüme ve meallerle yapmak caiz değildir. Asıldan kopuk
tercümeler, Kur’an mesajının laikleştirilmesine, ulusallaştırılmasına yol
açabilecek, İslam ümmetinin evrensel vahdetinin önünde barikatlar
oluşturabilecektir. “Biz o Kur’an’ı
senin dilinde kolaylaştırdık ki, onunla muttakileri müjdeleyesin ve inatçı
bir toplumu onunla uyarasın” (19/Meryem, 97; ayrıca bkz. 12/2, 19/97; 26/195;
39/28; 43/3). 18-
Mufassal’dır: Kur’an’ın genel mesajı her bölümde açıklanmıştır. Türlü türlü
biçimlerde detaylandırılmıştır. Mü’minlerin yeryüzünde Allah’ın kendilerine
yüklediği, hayatın bütün boyutlarına Rabbin damgasını vurma görevlerini icra
etmelerine yetecek rehberlikle ilgili ayrıntıların hepsi Kur’an’da genişçe
izah edilmiştir. Hevasını değil,
Allah’ı ilah edinenler için Kur’an, hiçbir şeyi eksik bırakmayan, amaçla
ilgili bütün sorunların çözümünü sunan bir kitaptır. Bu sebeptendir ki,
Allah’ı ve dinini vicdanlara, mabedlere hapsetmek onlara dahi şirk
bulaştırmak isteyenlerin hesaplarını mü’minler Kur’an’la bozabilirler. “Böylece ayetleri
döne döne açıklıyoruz ki, suçluların yolu belli olsun” (6/Enam, 55; ayrıca
bkz 6/55, 97, 98, 114, 119, 126; 7/32, 52, 145, 174; 9/11; 10/5, 24, 37;
11/1; 12/111; 13/2; 17/123; 30/28; 41/3, 44). 19-
Musarraf’tır: Evirip çevirip açıklanmıştır. Rabbimiz Kur’an’da temel mesaj
üzerinde çokça durmuş, hakikati tekrar tekrar, dönüp dolaşıp anlatmıştır.
Allah çokça unutkan olan insanoğluna mesajını tasrif etmiştir. Çünkü O,
kelime sıkıntısı çekmeyen, sarfetmekle bilgi hazineleri tükenmeyen bir
ilahtır. Bu bağlamda
tekrardan kaçınan, mekanikleştirilmiş çıplak bilgi vermeyi gaye edinen
akademik çalışmalardan farklı bir kitaptır Kur’an. Çünkü amaç sadece bilgi
vermek değil, inanç oluşturmak, eyleme yöneltmektir. Kur’an, konuşma dili
olan hitap şeklinde indirilmiştir. Bilindiği gibi irticalen yapılan
konuşmalarda tekrarlar vardır. Bu tür konuşmaların doğasında bulunan evirip
çevirip aynı mesaj üzerinde durmak, Kur’an’ın da özelliğidir. Çünkü amaç
sadece bilgi vermek değil daha önemlisi salih amele yöneltmektir. “... Deki, bak nasıl
ayetleri döndürüp türlü türlü açıklıyoruz. Sonra yine onlar yüz çeviriyorlar”
(6/Enam, 46; ayrıca bkz. 2/47, 12; 6/65, 105; 7/58; 17/41, 89; 18/54; 20/113;
25/50; 38/87; 46/27; 54/17, 22, 32, 40; 55/13, 16, 18; 68/52; 81/7). 20-
Müyesser’dir: Kolaylaştırılmıştır. Kur’an, Yüce Allah tarafından, kolay
anlaşılabilmesi ve akılda kolay kalabilmesi için kolaylaştırılmıştır.
kolaylaştırmak; yüzeysel yapmak, derinliğini ve icazını yok etmek, edebi söz
sanatları kullanmamak değildir. Kolaylaştırılmış olan anlamaktır. Yoksa
mesajın sorumluluğunun taşınması değil. “Biz onu senin
diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi
onunla uyarasın” (19/Meryem, 97). “Andolsun Biz, Kur’an’ı öğüt almak için
kolaylaştırdık” (54/Kamer, 17; ayrıca bkz. 44/58; 54/22, 40). 21-
Mesani’dir: İkişerlidir, eşleşendir. Kur’an’da Allah’ın çift kutuplu olarak
yarattıklarından öz olarak bahsedilmiştir. Yani birine ışık tutarken diğeri
atlanmamıştır. Zıtların eşsiz uyumu üzerinde hayatı var eden Allah, her şeyi
çiftli öğeler şeklinde yaratmıştır. Sadece Allah için çift kutupluluk yoktur.
Çünkü O’nun karşıtı yoktur. Şeytanın düşmanlığı, Allah’a değil insanadır.
Ateşperest Zerdüştilik’te olduğu gibi Allah Ehrimen’in (kötülüğün,
karanlığın, şeytanın) zıddı değildir. Çünkü O’na hiçbir şey denk tutulamaz.
Hiçbir şey ona benzemez. (Bkz. 36/36; 42/11; 112/4 vd. şef’ ve vetr
kavramları için bkz. 89/Fecr, 3). Mesâni’ye bazı
örnekler şunlardır: Cahiliyye-İslam; cehennem-cennet, şeytan-melek,
erkek-dişi, kuru-yaş, yer-gök, batı-doğu, dünya-ahiret, cehalet-ilim,
zulüm-nur, küfr-şükr, şirk-tevhid vb. “Allah, sözün en
güzelini birbirine benzer, ikişerli (mesani) bir kitap halinde indirdi...”
(39/Zümer, 23; ayrıca bkz. 15/87). 22-
Muhkem’dir: Sapasağlamdır. Hükmü açıktır. Kur’an’a ve mesajına hiçbir
görünmez ve görünür kötü güç, zarar veremez. Müdahale edemez. Ayetleri iyi
niyetle, tevazu ile öğüt almak isteyenler için göreceliğe elvermeyecek
şekilde kesinleştirilmiş, sağlamlaştırılmıştır. Bu bağlamda Kur’an’ın bütün
mesajı muhkemdir. “Elif. Lam. Ra. Bu
bir kitaptır ki, hikmet sahibi, herşeyden haberi olan (Allah) tarafından
ayetleri sağlamlaştırılmış (muhkem kılınmış) ve güzelce açıklanmıştır”
(11/Hud, 1; ayrıca bkz 22/52; 47/20). Fakat kavramsal
anlamda Al-i İmran sûresi 7 vb. ayetlerde geçen muhkem kelimesi, Kur’an’ın
tamamı ile ilgili değildir. Mutlak Gayb’la ilgili olmayan, hükümleri apaçık,
kesin anlamlı ayetlerle ilgilidir. 23-
Müteşabih’tir: Birbirine benzerdir. Kur’an’ın bütün ayetleri ve sûreleri
mesajın özü bakımından birbirine benzer. Mesajın iç bütünlüğünde bir tenakuz
yoktur. Farklı bağlamlarda ve çok çeşitli örneklerle mesaj dile getirilse de,
birbirini destekleyen, yalanlamayan ayetlerden oluşur Kur’an. Müteşabih,
manası kapalı ayet demek değildir. Çünkü anlaşılmayan mesaj, tüyleri diken
diken edemez. “Allah, bütün
öğretilerin en güzelini kendi içinde tutarlı, her türlü ifadesini çeşitli
biçimlerde tekrarlayan bir ilahi kelam şeklinde indirir. Rablerinden
korkanların ondan tüyleri ürperir. Fakat sonunda Allah’ın rahmetini
hatırlayınca kalpleri ve tenleri yumuşar, sakinleşirler...” (39/Zümer, 23). a- Müteşabihin
Te’vili: Te’vil, bir şeyin gerçekleşme zamanı, ahiri demektir. Kur’an’da gayb
alemi ile ilgili gerçekler benzetmelerle anlatılmıştır. Soyutun somutla
anlatımı esnasında teşbihler kullanılmıştır. Mesela “Alt tarafından ırmaklar akan
cennetler” ifadesinde cennet, benzetmelerle anlatılmıştır. Bu tür
benzetmelerin te’vili fitne konusu yapılabilmektedir. Yani sorun, ayetlerin
tartışma konusu yapılması, müteşabihle ilgili değildir. Müteşâbihin te’vili
ile ilgilidir. Kur’an’da müteşabihin
te’vilinin peşine düşmek yasaklanmıştır. Zaten müteşabihin te’vilinin ardına
kötü niyetli fitnebazlar düşerler. Kavramsal anlamda mutlak gaypla alakalı
olan ve şuhûdi olana benzetilen hakikatlerin idrak alanımız dışında kalan
bilinemez boyutunun peşine düşmek yasaklanmıştır. “...İlahi kelamın
özü (temeli) olan açık ve kesin hükümlü mesajlar (muhkemler) ile
müteşabihleri (teşbihli, benzetmeli ayetler) kapsayan bu ilahi kelamı sana
bahşeden O’dur. Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları
karıştıracak şeyler bulmak için ve ona (keyfi) anlamlar yüklemek için
müteşabihlere uyarlar. Oysa onların te’vilini Allah’tan başkası bilemez. Bu
yüzden bilgide derinleşenler şöyle derler: ‘Biz ona inanırız tümü (muhkemler
de müteşabihler de) Rabbimizin katındandır’. Derin kavrayış sahipleri dışında
kimse bundan düşünüp öğüt almaz” (3/Ali imran, 7). 24-
Musaddık’tır: Doğrulayandır. Kur’an, kendisinden önce indirilen ilahi
kelamları, Tevrat, Zebur, İncil gibi vahiylerin aslını doğrular. Aslında
Rabbimizin tarih boyunca peygamberlere indirdiği ve nesh etmediği (hükmünü
ortadan kaldırmadığı) bütün vahiyleri öz olarak bünyesinde taşımaktadır. Bu
bağlamda Kur’an, tarih boyunca indirilen ilahi kelamları doğrular. Onlara
karşı, alternatif değildir. Onların yanındadır. Türedi değildir. Bir sürecin
son halkasıdır. “Sizin yanınızda
bulunanı doğrulayıcı olarak (musaddikan) indirmiş bulunduğuma (Kur’an’a)
inanın ve onu ilk inkar eden siz olmayın, benim ayetlerimi birkaç paraya
satmayın ve benden sakının” (2/Bakara, 41; ayrıca bkz. 2/4; 3/41, 91, 97;
3/3, 39, 50; 4/47; 5/46, 48; 10/37; 11/17; 12/11, 20/113; 21/24; 35/31;
46/12; 46/30; 61/6). 25-
Müheymin’dir: Denetleyen, gözetip kollayandır. Kur’an Yüce Allah’ın tarih
boyunca insanlara indirdiği vahiyleri denetleyip tahrif edilenle edilmeyeni
gösterdiği kitaptır. Tevhidin, toplumsal gelişmelerle alakası olmayan temel
ilkeleri bütün ilahi vahiylerde aynıdır. Fakat Kur’an ile Rabbimiz, önceden
indirdiği vahiylere bazı ilaveler yapmıştır. Bazılarını ise neshedip
Kur’an’da tekrarlamamıştır. “Sana da kendinden
önceki kitabı doğrulayıcı (musaddık) ve onu kollayıp koruyucu olarak
(müheymin) bu kitabı gerçekle indirdik...” (5/Maide, 48; ayrıca bkz. 5/59;
21/24; 26/192-196; 33/40, 41/42-43; 42/13, 15; 87/18-19). 26-
Evrensel’dir: İnsanın yaşadığı her yer ve zamanda geçerlidir. Kur’an, en son
indirilen ilahi vahiy olarak kıyamete kadar yürürlükte olacak bir kitaptır.
Onu yürürlükten kaldıracak ilahi bir hüküm gelmeyecektir. Beşeri ideojilerin
de ona üstün gelmesi imkansızdır. Ayrıca Kur’an, önceki tarihlerde
peygamberlere indirilen ilahi vahiylerin neshedilmeyenlerini de özgün bir
şekilde bünyesinde topladığı için tebliğden müstağni kalacak hiçbir topluluk
yoktur. “Ki ne önünden, ne
de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. O (Kur’an) hüküm ve hikmet
sahibi çok övülen (Allah)’tan indirilmiştir” (41/Fussilet, 42). “Muhammed, sizin
erkeklerinizden birinin babası değildir. Fakat Allah’ın elçisi ve
peygamberlerin sonuncusudur. Allah herşeyi bilendir” (33/Ahzab, 40). “Halbuki o, alemler
için (bütün toplumlar için) uyarıdan başka bir şey değildir” (68/Kalem, 52;
ayrıca bkz. 3/138; 6/19, 90, 92; 10/57; 25/1; 38/87; 48/28; 61/9; 81/27;
9/33; 29/43). Bütün insanlar gibi
kitap ehli de (yahudi, hristiyan, sabii vb. önceki ilahi vahye muhatap
olanlar) Kur’an’a uymakla yükümlüdür. “Onlar ki
yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye o ümmi peygambere
uyarlar. O ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder.
Onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar...” (7/Araf, 157;
ayrıca bkz. 2/41, 90, 91, 101; 3/19, 20, 199; 5/15, 19, 64, 68; 6/91; 9/29;
13/30; 27/76; 28/48-53; 42/14-15; 61/6-8 vd). 27-
Müfesser’dir: Allah tarafından tefsir edilmiştir. Kur’an’ın ilk tefsiri
bizzat Yüce Allah tarafından yapılmıştır. Bunun için Kur’an’ın en iyi
tefsiri, yine Kur’an’da Rabbimizin yaptığıdır. İyi niyetle yaklaşan, tevazu
sahibi olan, kalbini Allah’ın arındırmasına açık tutanlar için Kur’an,
gerekli tefsirleri bütünlüğü içinde barındırır. Bir ayetinde kapalı
gibi gözüken anlam, bir başka ayette veya gönderme yapılan adreste arayanlar
için bulunmaktadır. Yeter ki beşeri müdahalelerle özgün mesaj,
bulandırılmaya, gölgelenmeye, tahrif edilmeye, parçalanmaya çalışılmasın.
Kaldı ki Kur’an’ı öğreten Allah, mesajın aslı üzerinde yapılmak istenen
tahrifleri önlemektedir. Kur’an tefsiri adı
altında yapılan tahrifleri ortaya çıkarmanın ve önlemenin en iyi yolu da,
Rabbimizin Kur’an bütünlüğünde yaptığı tefsire müracaat etmektir. “Bunun içindir ki,
hangi soruyla karşına çıkarlarsa çıksınlar, biz sana mutlaka asıl doğru olan
neyse onu ve en güzel açıklamayı (tefsiri) getirmekteyiz” (25/Furkan, 33;
ayrıca bkz. 25/30-34, Muhammed sûresi 15. ayete geçen cennet hamr’ın (içkisinin)
tefsiri için bkz. 37/45-47; haviye ve karia’nın tefsiri için bkz. Karia
sûresi, akabe’nin tefsiri için bkz. Beled sûresi, 13-17; Hutame’nin tefsiri
için bkz. Hümeze sûresi vd.). 28-
Maksûs’tur: Kıssalı anlatımlar içerir. En güzel kıssalarla Allah Teala
mesajını olaylar ve şahıslarla süsleyerek herkesin anlayabileceği şekilde
açıklamıştır. Böylece örnek bir olayla birçok ilahi gerçeklik açıklanmış
olmaktadır. “Biz bu Kur’an’ı
vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Sen bundan önce
(bunlardan) habersiz kimselerdin” (12/Yusuf, 13; ayrıca bkz. 27/76). 29-
Furkan’dır: Ayırdeden mesajdır. Hak ile batılı, tevhid ile şirki, doğru ile
yanlışı kesin sınırlarla birbirinden ayırdetme ölçütü olan Kur’an, mü’minleri
kavram kargaşasından kurtarır. Böylece Kur’an’ı elinde ve gönlünde tutan,
tefekkürde ve eylemde kargaşadan, bocalamaktan kurtulur. “Bütün insanlığa bir
uyarı olsun diye kuluna hakla batıldan ayırıcı bir ölçü (Furkan) indiren
(Allah) ne yüce, ne cömerttir” (25/Furkan, 1; ayrıca bkz. 2/185, 8/29 vd.). 30-
Münir’dir: Aydınlatan nurdur. Küfrün karanlığını delip geçen, imanın
aydınlığını ortaya çıkaran, toplumların körelen vicdanlarına, kalplerine,
kararan basiretlerine aydınlık getiren ışık selidir. “Seni
yalanladıklarında, aynı zamanda senden önce hakikatin tüm kanıtlarını ilahi
hikmet yüklü kitapları ve aydınlık saçan vahyi (kitabu’-münir) getiren diğer
peygamberleri de yalanlamış olurlar” (3/Ali İmran, 184) a- Nur’dur: Işıktır.
İlahi vahyin aydınlığıdır. “Gerçekten size Allah’tan bir nur ve açık bir
kitap gelmiştir” (5/Maide, 15; ayrıca bkz. 6/122;
39/22; 42/52; 57/28; 61/8; 64/8 vd.). b- Nur-u mubiyndir:
Apaçık hakikatin kalpleri aydınlatan, karanlığa gizlenen kötülük odaklarını,
yarasalar saklandıkları yerlerde rahatsız eden ışık kaynağıdır. “Size apaçık
bir nur (ışık) gönderdik” (4/Nisa, 174). c- Tarıktır:
Karanlığı delip aydınlığı ortaya çıkaran yıldızdır. Kur’an, tıpkı sabah
yıldızı gibi gecenin bitmekte olduğunu müjdeleyen, sabahın yakın olduğunu imleyen
parlak ışıktır (Bkz. 86/Tarık, 1-3). 31-
Hablullah’tır: Allah’ın ipidir. Kur’an kendisine tutunanların elini boş
bırakmayacak, kopmayacak bir iptir. Vahdetin yegane ölçüleri, tutamakları
Kur’an’dadır. Mü’minler Allah’a Kur’an’la bağlanabilir, onunla
yaklaşabilirler. “Hep birlikte
Allah’ın ipine (Hablullah’a) tutunun, birbirinizden kopmayın...” (3/Ali
İmran, 103; ayrıca bkz. 3/112; 4/175) 32-
Urvetu’l-Vüska’dır: Sağlam mesned, kopmaz kulptur. Büyük sınavı kazanmak, zorlu
sarp yokuşu tırmanmak için ihtiyacımız olan mesnedi ancak Kur’an’dan elde
edebiliriz. Ayaklarımız, güvenli ve sabitçe basabileceğimiz dayanak, sadece
Kur’an’dır. “... Tağuta uymayı
reddedenler, Allah’a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede
(Urvetü’l-vüska) tutunmuşlardır...” (2/Bakara, 256; ayrıca bkz. 31/22). 33-
Emr’dir: Allah’ın buyruklarıdır. Kur’an, Allah’ın uyulmasını takdir ettiği
yasalardır. “... Ben Allah’a
teslim olanların öncüsü olmakla emrolundum. Allah’tan başkasına ilahlık
yakıştıranlar arasında bulunmakla değil” (6/Enam, 14; ayrıca bkz. 6/163;
10/104; 11/112; 13/16; 16/2; 17/85; 27/91; 39/11; 40/66 vd.). 34-
Vasiyye’dir: Allah’ın kullarına tavsiyeleridir. Allah’ın emir ve yasakları
Kur’an’la bilinebilir. Fakat Kur’an’daki tavsiyeler yapılmasa da olur
anlamında değildir, yaptırımları vardır. Yani farz anlamındadır. “Biz insana,
ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik...” (46/Ahkaf, 15; ayrıca bkz.
4/12, 131; 6/144, 151-153; 31/14; 42/13). 35-
Müzekki’dir: Arındırandır. Yüce Rabbimiz, insanları özbenliklerindeki
kirlerinden, topluma bulaşan şirk unsurlarından, şeytanın süsleyerek
pazarladığı pisliklerden nasıl kurtulacağını Kur’an’la öğretmiştir.
Tezkiye’nin ilkeleri Kur’an’dan öğrenilebilir. “O, kitap ile
ilgisiz bir topluma kendi içlerinden kendilerine Allah’ın mesajlarını
aktaran, onları arındıran, kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştir
ki, ondan önce açık bir sapıklık içindeydiler” (62/Cuma, 2; ayrıca bkz.
2/129, 151; 3/164; 9/108; 33/33; 91/9 vd). 36-
Sıbgatullah’tır: Allah’ın boyasıdır. Kur’an Rabbimizin insan yaşamına vurmak
istediği renktir. Kur’an’ın amacı hayatı tevhitle damgalamak ilahi renklerle
donatıp Rabbani mührün izlerini silinmeyecek şekilde toplumsal alana
kazımaktır. “(Deki hayatımız)
Allah’ın rengi ile (renklenir) kim (hayata) Allah’tan daha güzel renk
verebilir. Eğer gerçekten O’na kulluk ediyorsak” (2/Bakara, 138). 37-
Kerim’dir: İkramı boldur. Kur’an mesajı pahasız derecede kıymetli, öğüt almak
isteyenlere karşı son derece cömerttir. Kur’an Allah’ın değerli hitabesidir. “O (Kur’an)
gerçekten değerli (Kerim) bir hitabedir” (56/Vakıa, 77). 38-
Mecid’dir: Şanlıdır. Allah Teala, okuyan ve ona tâbi olanları toplumlara
üstün kılar. Kur’an şereflendirir, onurlandırır, yüceltir, erdemli yapar. “Kaf. Andolsun mecid
olan Kur’an’a” (50/Kaf, 1; ayrıca bkz. 85/21). 39-
Aziz’dir: Üstündür. Hiçbir kitabın, hiçbir dinin, hiçbir ideolojinin
Kur’an’ın etkilerini silmesi, ortadan kaldırması, üstünlük kurması mümkün
değildir. “Gerçek şu ki,
kendilerine gelen bu uyarıyı inkar edenler (hüsrana uğrayacaktır). Çünkü O
(Kur’an) azizdir (yüce bir ilahi kelamdır)” (41/Fussilet, 41). 40-
Azim’dir: Büyüktür. Kur’an, insanlık üzerinde hiçbir kitabın yapamayacağı
büyük tesirler bırakır. Etki gücü ve etki alanı çok büyüktür. “Andolsun sana yedi
tekrarlananı ve büyük (azim) Kur’an’ı verdik” (15/Hicr, 87). 41-
Alî’dir: Yücedir. Yücelikte Kur’an’ın alternatifi yoktur. Bütün kitap ve
ideolojilerden derece olarak üstündür. “O, katımızda
bulunan ana Kitap’tadır. Şanı yücedir (alî’dir) hikmetle doludur” (43/Zuhruf,
4). 42-
Sıdk’tır: Doğrudur. Kur’an, içinde dosdoğru mesajlar taşıyan, dürüstlüğe ve
erdemliliğe yönelten bir kitaptır. “Allah hakkında
yalan uyduran ve kendisine gelen doğruyu (sıdkı) yalanlayandan daha zalim kim
olabilir? Cehennemde kafirler için bir yer yok mudur?” (39/Zümer, 32). 43-
Hayr’dır: İyiliktir. Kur’an içinde hiçbir kötülüğün barındırılmadığı, şerrin
kendisine yaklaştırılmadığı bütünüyle iyiliğe hizmet eden, hayra yönelten bir
kitaptır. “Muttakilere
‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildi. ‘Hayr indirdi dediler’. Dünyada güzel iş
yapanlara güzellik verir. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva
sahiplerinin yurdu ne güzeldir” (16/Nahl, 30; ayrıca bkz. 2/105, 46/11 vd.). 44-
Mübarek’tir: Bekereketi boldur. Kur’an’ın çok faydalı öğütleri bitmez
tükenmez hazine gibidir. Kur’an feyz kaynağıdır. Kur’an’la hareket edenler,
Rabbimizin bereketli hazinesi sayesinde zaman kaybetmezler. Amellerinin
karşılığını fazlasıyla alırlar. “Bu kentlerin
anasını ve çevresindekileri uyarman için ona indirdiğimiz feyz ve bereket
kaynağı, kendinden öncekini doğrulayıcı bir kitaptır. Ahirete inananlar, ona
inanırlar ve onlar, namazlarına devam ederler” (6/Enam, 92; ayrıca bkz.
6/155; 21/50; 38/29). 45-
Şifa’dır: Hastalıkların reçetesidir. Kur’an insanlığın manevi
hastalıklarının, toplumsal çürüme ve çözülmelerinin şifa kaynağıdır. Körelen
kalpler, dumura uğrayan bilinçler, onunla yeniden görür hale gelir, yeniden
canlanır. “Biz Kur’an’dan
mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz...” (17/İsra, 82; ayrıca
bkz. 10/57; 41/44 vd.). 46-
Rahmet’tir: Kur’an, vahye inanıp tabi olanlar için gazaptan beri olmanın, iç
huzurunun teminatıdır. Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek Kur’an’ın tanıklığını
yapmakla mümkündür. “Ve elbette o, mü’minlere bir yol gösterici ve rahmettir”
(27/Neml, 77; ayrıca bkz. 3/132; 6/132; 7/203; 10/57; 12/111; 16/64, 89;
17/82, 87; 28/86; 29/51; 31/3). 47-
Şeriat’tır: Yasadır. Kur’an Allah’ın toplumsal yaşamı belirleyen yasalarıdır.
Bütün kanuni düzenlemelerin meşruiyet kaynağıdır. Mü’minlere işlerinde
izlemeleri gereken yol ve yöntemleri öğretir. “Sonra seni hedefini
gerçekleştireceğin bir yola (şeriat) koyduk. O halde bu yolu izle ve hakikati
bilmeyenlerin hevalarına uyma” (45/Casiye, 18; ayrıca bkz. 5/48; 42/13 vd.). 48-
Müzekkir’dir: Hatırlatıcıdır. Kur’an insanlara asli görevlerini, varoluş
gayelerini hatırlatan, amaca uygun yaşamayı öğütleyen bir kitaptır. “... Kazandıkları
sebebiyle hiçbir kimsenin felakete düçar olmaması ile hatırlat...” (6/Enam,
70; ayrıca bkz. 37/13; 38/29; 50/45; 51/55; 52/29; 87/9-10). a- Tezkire’dir:
Allah’ın kullarına öğüt vermesi, görevlerini hatırlatmasıdır. “(Kur’an’ı) yalnızca
Allah’tan korkan herkese bir öğüt bir uyarı olsun diye indirdik” (20/Taha 3;
ayrıca bkz. 69/48; 74/49; 76/29; 80/11 vd.). b- Zikrullah’tır:
Allah’ın zikridir. Kur’an, Rahman’ın öğüt ve uyarılarıyla doludur. Tâbi
olanları onurlandırır, şan ve şeref verir. Rabbimizin işaretlerini
hatırlatarak, şeytanın unutturmalarına karşı direnmeyi öğretir. “... Onlar Rahman’ın
zikrini örtbas ederler” (21/Enbiya, 36). “... Unutmayın ki O
(Kur’an) bütün insanlığa bir zikrden (öğütten) ibarettir” (6/Enam, 90; ayrıca
bkz. 7/2; 12/104; 15/6, 9; 16/44; 19/97; 20/99; 21/10; 25/29; 29/51; 36/11,
69; 38/1, 8, 49, 87; 41/41; 68/51-52; 81/27). c- Kalpler ancak
Allah’ın zikri ile huzura kavuşur. Allah’ı unutanı Allah da unutur. “Onlar ki, inanmışlar
ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur. Çünkü bilin ki, kalpler
gerçekten de ancak Allah’ı anarak (zikrederek) huzura erişir” (13/Ra’d, 28). 49-
Mev’iza’dır: Kur’an öğüttür. Kalplere tesir eden öğütleri ile Yüce Rabbimiz,
temiz akıl sahiplerine yeryüzü yaşamlarında rehberlik edecek sorumluluklarına
ilişkin dersler verir. “Bu (Kur’an) bütün
insanlara açık bir ders ve müttakiler için bir rehber ve bir öğüttür” (3/Ali
İmran, 138; ayrıca bkz. 4/58; 10/57; 11/120; 16/90, 125; 24/34). 50-
Mübeşşirdir: Müjdeleyendir. Kur’an, mü’minlere Allah için gösterdikleri
fedakarlıkların karşılığı olan cenneti müjdeler. O, mü’minlere muştudur. “... İmana ermiş
olanlara bir muştu ve rehber olan (Kur’an’ı) indirdiği için Cebrail’e
düşmanlık yapıyorlar” (2/Bakara, 97; ayrıca bkz 10/2; 16/89, 102; 17/9; 18/2;
19/97; 27/1-2; 41/4; vd.). 51-
Münezzir’dir: Uyarıcıdır. Yüce Allah Kur’an’la kafirleri uyarır. Korkutur.
Onlara cehennem azabını haber vererek şeytanın adımlarını takip etmemeleri
için uyarır. “... De ki: Allah
benim ile sizin aranızda şahittir. Ve bu Kur’an bana vahyedildi ki, ona
dayanarak sizi ve onun ulaşabileceği herkesi uyarabileyim...” (6/Enam, 19;
ayrıca bkz. 6/51; 92; 7/2; 10/2; 14/52; 16/2; 18/2, 4; 19/97; 21/45; 25/1;
26/194; 32/3; 42/7; 46/12; 53/56; 54/5). 52-
Nebeün Azim’dir: Büyük haberdir. Kur’an, büyük ve gündemi geçmeyen kıyamet
gibi, hesap gibi haberlerin, muazzam mesajların kaynağıdır. “De ki bu muazzam
bir mesajdır. Nasıl ondan yüz çevirirsiniz” (38/Sa’d, 67-68; ayrıca bkz.
57/4; 78/1-2). 53-
Basiret’tir: Gönül gözünü açar. İnsanlar için bir aydınlanma kaynağı olan
Kur’an, mü’minlere olayların iç yüzünü, arka planını görmeyi öğretir.
Kafirlerin körlüğünü artırır. Mü’minlerin görüş açısını genişletir. Muttakilere
doğruyu kavrama araçları kazandıran Kur’an, gören gözümüz, işiten kulağımız,
doğru algılayan kalbimizdir. “Rabbinizden size basiretler geldi” (6/Enam,
104; ayrıca bkz. 7/203; 12/108; 17/45-46; 18/57; 22/46; 28/43; 41/44; 45/20). 54-
Belağ’dır: Açık bir iletimdir. Allah’tan kullarına iletilmiş mesajlardır.
“Bütün insanlığa belağdır (açık bir mesajdır) bu (Kur’an). Öyleyse artık
onunla uyarı bulsunlar. Bilsinler ki, tek ilah O’dur. Ve sağduyu sahipleri de
bunu akıllarında tutsunlar” (14/İbrahim, 52; ayrıca bkz. 16/82; 21/106;
46/35; 72/23). 55-
Beliğ’dir: Kusursuzdur. Kur’anî derinliği olan, düzgün, pürüzsüz bir şekilde
dile getirilmiş bir hitaptır. “Bütün çapraşıklıklardan ve eğriliklerden uzak
Arapça bir hitabe olarak vahyettik ki, Allah’a karşı sorumluluklarının
bilincine varsınlar” (39/Zümer 28; ayrıca bkz. 4/63). 56-
Aceben’dir: İlginçtir. Kur’an; dinleyen, kulak verenlerin hayretleri içinde
bırakan ilginç bir kitaptır. “... Biz olağanüstü güzellikte (aceben) bir
hitabe dinledik” (72/Cin, 1). 57-
Ruh’tur: Dirilticidir. Yaşam kaynağıdır. Hükmen ölmüş, çürümeye yüz tutmuş
insanları ve toplumları, mesajı ile diriltir. Kur’an amele dönüktür. Hayatı
dönüştürmek için indirilmiştir. “Ruhen ölü iken hayata kavuşturduğumuz ve
insanlar arasında yolunu bulabilmesi için kendisine ışık tuttuğumuz kimse,
hiç içinden çıkamayacağı derin karanlığın içine girmiş biri gibi olur mu?”
(6/Enam, 122; ayrıca bkz. 2/87, 8/24, 16/2; 17/85; 40/15; 42/52; 58/22). Ölülere bir faydası
yoktur. Çünkü ölülere değil dirilere hitap etmektedir. Zaten onlar işitecek
de değildirler. Kur’an diri olanları uyarmak için indirilmiştir. “Dirilerle
ölüler bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Yoksa sen kabirlerde
bulunanlara işittirecek değilsin” (35/Fatır, 22; ayrıca bkz. 6/36; 7/198;
21/45; 27/80; 30/52; 36/69-70; 38/29; 47/24). 58-
Hükm’dür: Karar vermedir. Kur’an, Allah’ın insanlar arasındaki ayrılıkları,
ihtilafları adaletle çözmek, tevhide çağırmak için indirdiği bir kitaptır.
Kur’an, üzerinde spekülasyon yapılsın diye değil, uygulansın diye
indirilmiştir. (Bkz. 2/176, 213; 3/23, 105; 4/105; 6/114; 8/1, 41; 12/40;
16/64; 17/111; 25/2; 27/76; 42/10, 14; 45/17; 57/25 vd.). a- Haram helal
konusunda hükme varmak ilahi vahiyle mümkündür: (2/173; 4/23, 24; 5/1, 3, 4,
5, 87, 88, 96, 100; 6/119, 140, 145, 148, 151; 8/1, 41; 9/36, 37; 10/59, 60;
16/114-116; 22/30; 33/37, 50, 51, 52; 42/21; 58/1-4, 59/6-8; 60/10; 65/1-6;
66/1-2). b- Peygamberin haram
helal koyması Allah’ın indirdikleri ile kayıtlıdır: (Bkz. 2/187; 5/4, 5;
6/151; 7/32, 33; 10/15; 33/50; 66/1). c- Peygamberler
Allah’ın hükümlerine aykırı hüküm veremezler: (Bkz. 3/50; 7/157; 9/1, 3, 29;
33/36-37.) 59-
Hidayettir: Rehberdir. Kur’an, Allah’ın kılavuzu, yol göstermesi, rehberidir.
Doğru yola Kur’an’la girilebilir. “İşte o yol
gösterici (hidayet) bu Kur’an’dır...” (45/Casiye, 11; ayrıca bkz. 2/2, 185;
9/33; 10/57, 108; 17/9; 27/2; 34/6, 50; 39/23; 45/20; 48/28; 61/9; 72/2, 13). 60-
Kevser’dir: Bitmez tükenmez bereketleri çok olan bir kitaptır. (Bkz. Kevser
sûresi). 61-
Hakk’tır: Gerçektir. Kur’an hakikatin ta kendisidir. Kendisine uyan insanları
Allah, yanılgıya düşürmeyen Kur’an’la hakka götürür. Hakk Kur’an’dır: “De ki:
‘Hak geldi, batıl zail oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur” (17/İsra, 81;
Ayrıca bkz. 2/26, 119, 144, 176, 213; 3/3; 4/105, 170; 6/5, 66, 114; 10/35;
13/1, 19; 17/81, 105; 18/29; 22/54; 23/70, 71, 90; 27/79; 28/48, 53; 32/3;
34/6, 43; 35/24, 31; 37/37; 42/17; 43/78; 46/30; 50/5; 57/16; 103/3). a- Kur’an
hakku’l-yakindir: Kendisinde şüphe, şek bulunmaya kesin gerçekliktir (Bkz.
69/51; 86/13). b- Hakk aynı zamanda
Allah’ın sıfatıdır. Çünkü o her tür bâtıldan uzaktır. (Bkz. 3/30; 41/42). 62-
Hikmet’tir: Az sözle çok şey anlatır. Kur’an içeriğinde boş söz olmayan,
derinlikli düşünceler ortaya koyarak destekçilerini güçlü kılar muarızlarını
ise zor durumda bırakır. Hikmet, Kur’an’ın ameli yönünü, tevhidin modeli olan
hayat tarzının nasıl oluşturulup kurumlaştırılacağını, öğreten yönünü temsil
eder. “Nitekim, söze
mesajlarımı iletmesi, sizi arındırması, kitap ve hikmeti bildirmesi ve
bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik” (2/Bakara, 151;
ayrıca bkz. 2/231, 269; 3/164; 16/125; 31/2, 12, 19; 62/2). a- Hikmetin ana
eksenini Kur’an’ın dışında aramak yanlıştır. Çünkü hikmet onun dışında değil
içindedir. “Bu
bildirdiklerimiz, sana ilettiğimiz mesajlardan ve hikmet yüklü
haberlerdendir” (3/Ali İmran, 58; ayrıca bkz. 4/113; 10/1; 13/37; 36/2;
43/44). b- Hikmet-i baliğadır:
Hakka ulaştıran saf ve kapsamlı hikmettir. “(Onlara) kapsayıcı
hakka ulaştırıcı hikmet (indirilmişti) fakat uyarılar fayda vermemiştir”
(54/Kamer, 5). 63-
Sünnetullah’tır: Allah’ın toplumsal yasalarıdır. Kur’an, Allah’ın yürürlüğe
koyduğu her zaman ve zeminde uyguladığı, toplumsal işleyişle ilgili, insanlık
tarihinin akışını düzenleyen değişmez yasalarını anlatır. “Allah’ın yöntemi
(sünnetullah) öteden beri hep böyledir ve siz Allah’ın yönteminde hiçbir
değişme bulamazsınız” (48/Fetih, 23; ayrıca bkz. 33/38, 62). 64-
Muciz’dir: Olağanüstü’dür. Beşerin ortaya koyması mümkün olmayan eşsiz,
emsalsiz bir kitaptır. Kur’an’ın bir benzerini insan ve cin toplulukları
güçbirliği yapsa yine de ortaya koyamazlar. Kur’an’ın muarızları O’nun beşerî
veya cinnî kaynaktan uydurulduğunu iddia ederler. (Bkz. 8/31; 10/15, 16, 37;
25/4). Kur’an’ın Meydan
Okuyuşları a- Kur’an’da
muarızlara aynı değerde benzer bir kitap getirmeleri için meydan okunur ve
cinlerin, insanların bütün güçlerini toplasalar da yine güç yetiremeyecekleri
belirtilir (Bkz. 17/88). b- On sûre
getirmeleri için meydan okunur (Bkz. 11/13-14). c- Bir sûre
getirmeleri için meydan okunur (Bkz. 2/23-24; 10/38). aa- Kur’an Allah’ın
Peygamberimize verdiği yegane ve en büyük mucizedir. (Bkz. 2/106, 13/31;
20/133; 21/5, 10; 22/22-24; 29/50-51. 65-
Mizan’dır: Terazidir. Dengeyi temin eden ölçüdür. Herşeyi çift kutuplu olarak
yaratan Allah hayatı kurarken dengenin ikame edilebilmesi ve korunabilmesi
için uyulması gereken adalet ilkelerini öğretir. Kur’an dengenin ve adaletin
teminatıdır. Doğru ile eğriyi tartıp ortaya çıkaran terazidir. “Çünkü indirdiği
vahiy ile hakikati ortaya koyan ve mizanı (doğru ile eğriyi tartan teraziyi)
veren O’dur” (42/Şura, 12; ayrıca bkz. 4/158, 135; 5/42; 16/90; 55/7-9;
57/25). a- Kur’an, afaki,
enfusi ayetlerle kavli ayetler arasında kurulacak dengenin ölçülerini verir
(Bkz. 12/105; 41/53; 51/20-21). 66-
Hüccetü’l-Bâliğa’dır: Apaçık delildir. Hakikatin kesin, şaşmaz kanıtıdır. Allah
Teala Kur’an’la gerçeklere tanıklık eden, doğruyu ortaya çıkaran bir mesaj
indirmiştir. “Öyleyse de ki:
‘Yalnız Allah katındadır hüccet. O eğer dileseydi tümünüzü doğru yola
yöneltirdi” (6/Enam, 149; ayrıca bkz. 6/150; 29/52; 46/8 vd.). 67-
Bürhan’dır: Kesin bir ispattır. Yüce Rabbimiz hakikatin tezahürü olan
Kur’an’la muarızları çaresiz bırakıcı, susturucu, karşı konulmaz kanıtlar
indirmiştir. İyi niyetle yaklaşanlar için Kur’an yeterli miktarda kanıta
sahip bir kaynaktır. “Ey insanlar! Rabbinizden
size bürhan geldi ve size aydınlatıcı bir ışık gönderdik” (4/Nisa, 174;
ayrıca bkz. 2/11, 21/24; 73/117; 27/64). 68-
Sültan’dır: Yetkili güçlü delildir. Yanıltmayan, açık bırakmayan kesin
kanıttır. Kur’an, Allah Teâla’nın insanlara açıkça sunduğu yetkin gücünün
tanığıdır. Allah’tan onay almayan hiçbir güç onun kanıtları karşısında
konuşmaz. Gerçek gibi duran sanal değerler ilahi mesaj karşısında tutunamaz. “... Doğrusu Rabbim,
Allah’tan başkasına hakkında hiçbir sültan indirmediği halde tanrısal
nitelikler yakıştırmanızı ve bilmediğiniz şeyi Allah’a izafe etmenizi
yasaklamıştır” (7/Araf, 33; ayrıca bkz. 3/15; 6/81; 7/71; 12/40; 17/33;
27/21; 53/23). 69-
Münezzel’dir: İndirilmiştir. Kur’an yavaş yavaş, aralıklı olarak, insanların ihtiyacı
onsuz olmaz hale geldiğinde peyder pey indirilmiştir. Yanlış kutsiyet
anlayışlarının aldatmasına kanmamalıyız. Kur’an’ı şekli olarak yükseklerde
tutmak yeterli değildir. Yüceltmek onun mesajının ilahi olması hasebiyle
rehberliğinde hayatımızı idame ettirmektir. Yücelere aittir diye aşağıları,
dünyayı düzenlemesine izin vermemek, siyasetten, sokaktan, eğitimden giderek
hayattan kovarak bunun adını “saygı” koymak bir aldatmacadır. Çünkü Kur’an
yücelerden, aşağılık bir hayatın yaşandığı toplumsal alanı dönüştürmek üzere
“indirilmiştir”. a-
Levh-i Mahfuz’da korunan ümmü’l-kitaptan (ana kitaptan) indirilmiştir: “Hayır
o şerefli bir Kur’an’dır. Levh-i mahfuzdadır” (85/Buruc, 21-22; ayrıca bkz.
26/193; 43/44). b-
Ramazan ayının son on günü içinde yer alan bin aydan daha hayırlı olan,
Allah’ın izni ile meleklerin indiği esenlik dolu Kadir Gecesi’nde
indirilmiştir. “Ramazan ayı ki,
insanlara yol gösterici hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırdedici
olarak Kur’an o ayda indirilmiştir...” (2/Bakara, 185; Ayrıca bkz. 44/2-3;
97/1-5). 70-
Tertil’dir: Sırayladır. Kur’an’ın indiriliş sıralaması beşeri değil ilahi
tasnifle yapılmıştır. Bir defada değil gerektikçe, sırayla indirilmiştir. O
halde Kur’an’ı programlı okumak gerekir. Yaşadığımız toplumun içinde
bulunduğu aşamaya uygun mesajı iyi seçmeliyiz. Herkesi hidayete erdirmek gibi
bir sorumluluğumuz olmadığını da iyi bilmeliyiz “Kafirler, ‘Kur’an ona bir
defa da indirilmeli değil miydi?’ dediler. Biz onu senin kalbini
sağlamlaştırmak için böyle (tertilen) parça parça ağır ağır okuduk”
(25/Furkan, 32; ayrıca bkz. 73/4). a-
Tertil’e İslam’ı yaşamlaştırırken Allah’ın boyası ile yeryüzünü boyarken de
dikkat etmek gerekir. İnsanoğlu acelecidir. Fakat İslami mücadele aceleye
gelmez. Yeryüzü bir sınav alanı olduğu için Yüce Allah kafirlere de tolerans
tanımakta, onları zulümlerinden dolayı hemen helak etmemektedir. Fakat
zulmedenlerin zulmü yanlarına kâr kalmayacaktır. Çünkü adaletli olan Rabbimiz
herkese yaptıklarının karşılığını tattıracaktır (Bkz. 21/37-44). “Fakat ne zaman ki
peygamberler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını
sandılar işte o zaman onlara yardımımız geldi de dilediğimiz kimseler
kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez” (12/Yusuf,
110). Fevzi
Zülaloğlu |