Fas
Giriş Fas, İslam
coğrafyasının en batıdaki ülkesidir. Bu yüzden geçmişte el-Mağribu'l-Aksa
(Uzak Batı) diye adlandırılırdı. Günümüzde de Mağrib olarak adlandırılır. Fas
ise bu ülkedeki bir şehrin adıdır. Ama Türkiye'de Fas adı bu ülke için
kullanılmaktadır. Bu ülke İslam coğrafyasının en
batısında olmasına rağmen önemli etkileri olan bir ülkedir. Krallıkla
yönetilen bu ülkede ayrıca yakın geçmişte bir kral değişikliği oldu. II. Hasan'ın
ölmesi üzerine onun yerine oğlu VI. Muhammed geçti. Fas'ta yakın geçmişte
yaşanan önemli bir gelişme de bu ülkedeki İslami hareketin ileri
gelenlerinden olan ve uzun süreden beridir göz hapsinde bulunan Abdüsselam
Yasin üzerindeki göz hapsinin kaldırılması oldu. Biz de bu ay "İslam
Coğrafyası" bölümümüzde bu ülkeyi tanıtmayı uygun gördük. Fas Hakkında Genel Bilgiler Resmi adı: Mağrib
Krallığı Başkenti: Rabat (Nüfusu:
1.000.000) Diğer önemli şehirleri:
ed-Dâru'l-Beyza (Kazablanka), Fas, Merakeş, Meknes, Ucda, Tanca, Tatvan,
Ağâdir, el-Cedide, Kenitra, Safi. ed-Dâru'l-Beyza (Kazablanka) ülkenin
nüfusça en kalabalık şehridir. Yüzölçümü: 724.730 km2. (Batılı
kaynaklarda Batı Sahra ayrı bir ülke kabul edildiğinden Fas'ın yüzölçümü
458.730 km2 olarak gösterilmektedir. Batı Sahra hakkında "İç
problemler" kısmına bkz.) Nüfusu: 32.000.000 (2000
tahmini). (Bunun yaklaşık 300.000'i Batı Sahra'da kalanı ülkenin diğer
bölgelerinde yaşamaktadır.) Halkın % 45'i şehirlerde yaşamaktadır. Nüfus artış hızı: % 2.2 Etnik yapı: Fas nüfusunun %
55'ini Araplar oluşturmaktadır. Ancak bazı kaynaklarda Fas Araplarının
çoğunun Berberi kökenli oldukları ve bunların ana dillerini unutarak
Araplaştıkları ifade edilmektedir. Arapların % 98.2'si Müslümandır. İkinci
etnik grup olan Berberilerin oranı % 34'tür. Berberiler, Kuzeybatı ve Batı
Afrika ülkelerine yayılmış bir etnik topluluktur. Berberiler bu bölgenin
yerlileri olarak bilinir. Bütün Berberilerin anladığı ortak bir dil yoktur.
Ancak Berberi halklarının konuştuğu birbirinden oldukça farklı lehçelerin
tümüne birden Berberice denmektedir. Berberi lehçeleri içinde sadece Tuareg
lehçesinin yazısı vardır. Diğer lehçelerin yazısı yoktur. Berberiler
kendilerine İmazighen derler. Berberi isminin Avrupalılar tarafından bu halka
verilmiş ve barbar kelimesinden gelmiş olması kuvvetli ihtimaldir. Berberiler
arasında kabile hiyerarşisi hâlâ devam etmektedir. Batılı sömürgeci ülkeler
Berberileri İslâm'dan uzaklaştırarak İslâm öncesi hayatlarına döndürebilmek
için çeşitli hareketler başlattılar. Ancak bu hareketler pek fazla etkili
olmadı. Fas'taki Berberilerin tamamı Müslüman ve çoğunluğu Malikidir. Üçüncü
sırada gelen etnik unsur % 10'luk orana sahip olan Moorlardır. Moorlar
Moritanya kökenlidirler. Kalan nüfusu da İspanyollar başta olmak üzere
Avrupalı hıristiyan azınlıklarla yahudi azınlık oluşturmaktadır. Dil: Resmi dil Arapça'dır.
Halkın geneli Arapça konuşur. Bunun yanı sıra Berberice de konuşulmaktadır. Din: Resmi din İslâm'dır.
Halkın % 98.7'si Müslümandır. Müslümanların büyük çoğunluğu Maliki, az bir
kısmı Hanefidir. Çoğu Avrupa asıllı olan hıristiyanların oranı % 1,
yahudilerin oranı da % 0.5'tir. Coğrafi durumu: Kuzeybatı
Afrika ülkelerinden olan Fas, kuzeyden Akdeniz, doğudan Cezayir, güneyden
Moritanya, batıdan Atlas Okyanusu'yla çevrilidir. Fas'ın en önemli sıradağ
kütlesi olan Atlas dağları ülke topraklarını ikiye bölmektedir. En önemli
akarsuları Ummu'r-Rebi'a, Muluya ve Sebu ırmaklarıdır. Topraklarının % 19'u
tarım alanı, % 47'si otlak, % 12'si ormanlık ve çalılıktır. Yönetim: Fas krallıkla
yönetilen bir ülkedir. Kral resmiyette "emiru'l-mu'minin" olarak
adlandırılır. Ancak mevcut yönetim Batı yanlısı ve İslâmi ölçülerden uzak bir
çizgi takip etmektedir. Kral geniş yetkilere sahiptir. Hükümet kral
tarafından tayin edilir. Parlamentonun kabul ettiği kanunları veto etme ve
gerek gördüğünde referanduma gitme yetkisi vardır. Ülkede birden fazla siyasi
parti kurulabilmekte ve bu konuda İngiliz modeli esas alınmaktadır. Ancak bir
siyasi partinin kurulabilmesi için kralın izin vermesi gerekir. Üyeleri
seçimle belirlenen 333 üyeli bir parlamentosu bulunmaktadır. Ancak
parlamentonun yasama yetkisi sınırlıdır ve kralın veto ettiği bir kanun
tasarısını yeniden görüşüp kabul etme hakkı yoktur. Tarihi: Bugünkü Fas toprakları
İslâmi tarih kaynaklarında "el-Mağribu'l-Aksa (:Uzak Batı)" olarak
adlandırılır. Kuzeybatı Afrika ülkelerini içine alan toprakların tümüne
birden de Mağrib denir. Bu topraklara ilk olarak 686 yılında Ukbe ibnu Nafi
(r.a.) komutasındaki İslâm orduları gelmişlerdir. Ukbe ibnu Nafi (r.a.)
Mağrib'in bir kısmını fethetti ve burada hilafete bağlı İfrikiyye eyaleti
oluşturuldu. Mağrib'in kalan kısmı 688'de bölgeye gelen Hassan ibnu Nu'man ve
712'de bölgeye gelen Musa ibnu Nusayr zamanında fethedilmiştir. Musa ibnu
Nusayr'in kumandanlarından olan Tarık ibnu Ziyad, Cebelitarık boğazını
geçerek bugünkü İspanya topraklarına girmiş ve Endülüs İslâm devletinin
temelleri bu şekilde atılmıştır. Cebelitarık (Tarık Dağı) Boğazı'na bu adın
verilmesi de Tarık ibnu Ziyad'a nispetledir. Mağrib toprakları İslâm
ordularınca fethedildikten sonra 770'lere kadar hilafete bağlı kaldı.
770'lerden sonra yine önemli bir kısmı hilafete bağlı kalmakla birlikte
bağımsız bazı küçük Müslüman devletleri de kurulmaya başlandı. Bunların başta
gelenleri ve hüküm sürdükleri yıllar şöyledir: Rüstemiler (776 - 908),
Midrariler (772 - 977), İdrisiler (789 - 974), Ziriler (972 - 1148).
Bunlardan bazılarının hâkimiyet alanları bugünkü Fas sınırlarının dışında
kalan bazı toprakları da kapsıyordu. Tarihte Mağrib üzerinde kurulmuş olan en
önemli İslâm devleti Murabıtlar devletidir. 1056'da kurulan Murabıtlar,
zamanla bütün Kuzey Afrika'yı ve Endülüs'ü içine alan 6 milyon km2'lik geniş
bir bölge üzerinde hâkimiyet kurmuş ve buralardaki dağınıklığa son vererek
bir birlik ve merkezi otorite oluşturmuşlardır. Murabıtlar'ın merkezi bugün
Fas sınırları içinde kalan Merakeş'ti. İslâm'ın Kuzeybatı ve Batı Afrika
ülkelerine yayılmasında Murabıtlar'ın önemli etkinliği olmuştur.
Murabıtlar'ın ilk sultanları Ebu Bekr ibnu Ömer el-Lamtuni'dir. Ondan sonra
ünlü cihangir Yusuf ibnu Taşfin bu devletin başına geçmiştir. Devletin
sınırlarının genişlemesinde, Kuzey Afrika Müslümanları arasında birliğin
sağlanmasında Yusuf ibnu Taşfin'in önemli rolü olmuştur. Murabıtlar 1147
yılına kadar ayakta kalabildiler. Bu tarihten sonra Muvahhidlerin hâkimiyeti
altına girdiler. Muvahhidlerin hâkimiyeti de 1269'a kadar sürdü.
Muvahhidlerin dağılmasından sonra bölgeye yine küçük devletler, emirlikler
hâkim oldu. Meriniler (1197 - 1550), Vattasiler 1470 - 1550), Sa'di Şerifleri
(1509 - 1660), Filali Şerifleri (1640'tan itibaren) Muvahhidlerin
dağılmasından sonra bölgede hâkimiyet sürmüş olan yönetimlerdir. Bunlardan
Meriniler, Muvahhidler dağılmadan önce kurulmuştu ve Fas'ın az bir bölümü
üzerinde hüküm sürüyorlardı. Merinilerle Muvahhidler arasında bir çekişme de
olmuştur. Ancak Muvvahhidlerin son zamanlarına doğru ortaya çıkan iç kavgalar
Merinilerin işine yaradı ve onların dağılmalarından sonra da topraklarının
bir kısmını ele geçirdiler. Vattasilerin hüküm sürdükleri dönemde Portekizli
ve İspanyalı sömürgeciler Fas topraklarına saldırılar düzenlediler. Bu
saldırılar sonunda Portekizliler Fas'ın Atlas Okyanusu kıyılarını ele
geçirdiler. Sa'di Şerifleri Portekizli işgalcilere karşı mücadele ettiler ve
1578'de gerçekleştirilen Vadiyyu'l-Mehazin savaşı sonrasında işgal altındaki
toprakları geri aldılar. Filali Şerifleri yönetimi daha Sa'di Şerifleri'nin
Fas'ın bir bölümü üzerindeki hâkimiyetleri devam ederken kurulmuştur.
Filaliler'le Sa'diler arasındaki mücadeleyi sonuçta Filaliler kazandılar ve
1660'ta Sa'dilerin hâkimiyetine tamamen son vererek bütün Fas topraklarını
ele geçirdiler. Bugün Fas'ta yönetimi elinde tutan kraliyet ailesi bu Filali
sülalesinden gelmektedir. 1830'da Cezayir'i işgal eden Fransız sömürgeciler
Fas topraklarını da işgal edebilmek için çeşitli girişimlerde bulundular.
Ancak bazı çıkarları dolayısıyla Alman sömürgeciler buna engel oldular. Buna
rağmen Fransızlar 30 Mart 1912'de imzalanan Fas anlaşmasına dayanarak Fas
topraklarını işgal ettiler. Öte yandan İspanya da Fas üzerinde hak iddia etti
ve 27 Kasım 1912'de ülkenin kuzeyde Akdeniz kıyısındaki kesimini işgal etti.
Fransız işgali sırasında Fas'ın kralı Filali sülalesinden Sultan
Abdülhafız'dı. İşgalci Fransızlar 7 Ekim 1912 tarihinde onu krallıktan
uzaklaştırarak yerine yine Filali sülalesinden Ebu'l-Mehasin Yusuf'u
geçirdiler. Ancak asıl yönetim Fransızların tayin ettiği genel valinin
elindeydi. Kral da ona bağlı olarak çalışmak zorundaydı. Fransızlar Fas
Müslümanlarının birlik ve bütünlüğünü bozmak amacıyla bazı Berberi
kabilelerini diğer Müslümanlardan ayırarak onlara kısmi özerklik verdiler.
Bir yandan da Berberiler arasında propaganda yaparak onları İslâm öncesi
geleneklerine döndürmeye ve bu yolla İslâm'dan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.
27 Ocak 1927'de Ebu'l-Mehasin Yusuf'un vefatı üzerine yerine oğlu IV.
Muhammed geçti. 1940'lardan sonra Fas'ta bağımsızlık hareketi güç kazanmaya
başladı. Bağımsızlık mücadelesine öncülük etmek amacıyla kurulan İstiklal
Partisi 1944'te işgalcilerden ülkelerini terk etmelerini ve Fas'a bağımsızlık
vermelerini istediler. Fransız işgalcilerin bu isteğe cevabı İstiklal
Partisi'nin ileri gelenlerini tutuklamak oldu. Ancak bu olaydan sonra halkın
bağımsızlık mücadelesine desteği arttı. Sultan IV. Muhammed de Fransızlara
karşı tavır alarak bağımsızlık mücadelesinin yanında yer alma gereği duydu.
Bunun üzerine Fransızlar, 20 Ağustos 1953'te IV. Muhammed'i sürgüne
göndererek yerine amcası Muhammed'i tahta geçirdiler. Ancak halk Fransızların
tayin ettiği kralı benimsemedi ve Fransızlar 17 Kasım 1955'te IV. Muhammed'i
Fas'a geri getirerek yeniden tahta geçirdiler. Sonuçta 2 Mart 1956'da Fransız
işgalciler Fas'tan çekilerek bu ülkenin bağımsızlığını tanımak zorunda
kaldılar. 29 Ekim 1956'da İspanyollar kuzeyde işgal altında tuttukları
bölgelerin bir bölümünden çekildiler. İspanyollar Fas'ın bazı şehirlerini
hâlâ işgal altında tutmaktadırlar. (Bu konuda "Dış problemler"
kısmına bkz.) Fransızların çekilmesinden sonra Sultan IV. Muhammed ülke
yönetimiyle ilgili yetkileri ele aldı. Onun yönetimi 26 Şubat 1961'e kadar
sürmüştür. Bu tarihte onun vefat etmesi üzerine yerine oğlu II. Hasan geçti. II. Hasan hem Batı'yla hem de
İsrail işgal devletiyle yakın ilişki içinde olan biriydi. Kendisine
yakıştırdığı "emiru'l-mü'minin" sıfatını değişik şekillerde
istismar ediyordu. Örneğin birileri Fas'ta Allah'ın kanunlarının uygulanması
için siyasi ve kültürel çalışma başlattığında: "Ben mü'minlerin
emiriyim. Dolayısıyla Allah'ın kanunlarını uygulama yetki ve yükümlülüğü
bendedir. Siz kim oluyorsunuz?" diyerek onları tasfiye etmeye
çalışıyordu. Bunu diyordu ama: "Madem Allah'ın kanunlarını uygulama
yetki ve yükümlülüğü sendedir, öyleyse bu yükümlülüğünü her türlü hileden ve
nifaktan uzak bir şekilde yerine getir" diyenleri de hapislerde
süründürüyordu. Örneğin Fas'ta hayli etkili olan Adalet ve İhsan Cemaati'nin
lideri Abdüsselam Yasin'i "Ya İslâm ya da Tufan" başlıklı bir açık
mektup yazdığından dolayı "delirmekle" itham ederek hapse
attırmıştı. Oysa mektup krala sadece görevini yani kendisinin "bu benim
görevimdir" derken kastettiği şeyi hatırlatıyordu. II. Hasan yönetimi altındaki
yahudi azınlığa ve İsrail'e özel bir muhabbet duyarken İslam Konferansı
Örgütü'nün Kudüs Komitesi'ne başkanlık ediyordu. Bu ikisi birbirine ters
görünüyor, ama bu, II. Hasan'ın sinsi bir ayarının yansımasıydı. Büyük bir
ihtimalle İKÖ Kudüs Komitesi başkanlığını, kendisinin ülkesinde yahudi
azınlıkla olan özel ilişkilerini ve siyonist işgal devleti lehine yürüttüğü
birtakım faaliyetlerini kamufle etmek için üstlenmişti. İsrail'i insan gücü yönünden en
çok besleyen ülke Fas'tır. Çünkü İsrail kurulduktan ve Filistinli
Müslümanların toprakları siyonistler tarafından işgal edildikten sonra bu
topraklara en fazla yahudi göçü Fas'tan oldu. Çeşitli kaynaklarda Fas'tan
Filistin topraklarına 600 binden fazla yahudinin göç ettiği ifade
edilmektedir. Bu konunun basite alınmaması gerekir. Çünkü İsrail'in kuruluş
amacı zaten dünyanın değişik yörelerine dağılmış olan yani onların
deyimleriyle diaspora hayatı yaşayan yahudileri belli bir bölge üzerinde
toplamaktı. Hem bu amacın gerçekleşmesi hem de İsrail'in insan potansiyeli
yönünden desteklenmesi için yahudi göçü büyük önem taşıyor. Yahudi göçü
Filistinlilere ise tam tersi bir şekilde etki yapmaktadır. Çünkü göç eden her
yeni yahudi için yerleşim birimi inşası, toprak temini, iş imkanı sağlanması
ve müreffeh hayat imkanlarının bahşedilmesi gerekiyor. Bu ise Filistinli
Müslümanların topraklarının gasp edilmesiyle, iş imkanlarının ve diğer
dünyevi imkanlarının ellerinden alınmasıyla oluyor. Bu açıdan Kral II. Hasan
siyonist işgal devletini sadece insan potansiyeli yönünden desteklemekle
kalmamış aynı zamanda dolaylı bir şekilde Filistinlilere zulmetmiştir. İsrail işgalinin
meşrulaştırılmasına giden ihanetler zincirinde hâlâ en büyük halka olarak
göze çarpan Camp David anlaşmasının asıl mimarı Fas kralı II. Hasan'dır. Fikir babalığını İsrail'in eski
Dışişleri bakanı ve başbakanı Şimon Perez'in yaptığı "Ekonomik Yönden
Büyük İsrail" tezinin pratiğe geçirilmesi çabalarına da Arap dünyasından
en önce kral II. Hasan yardımcı olmuştur. Onun öncülüğünde Fas'ın Kazablanka
(ed-Daru'l-Beyza) şehrinde gerçekleştirilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri
I. Ekonomik İşbirliği Zirvesi söz konusu tezin hayata geçirilmesi yönünde
atılmış bir ilk adım niteliği taşıyordu. Kral II. Hasan'ın 22 Temmuz
1999'da vefat etmesi üzerine yerine oğlu Sidi Muhammed (VI. Muhammed) geçti. Dış problemleri: Fas'ın en
önemli dış problemi Sebte ve Melilla meselesidir. Fas'ın kuzeyinde Akdeniz
kıyısında bulunan ve halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bu iki güzel
şehir bugün hâlâ İspanya işgali altındadır. İspanya yönetimi bu iki şehri
zorla ve şiddet kullanarak hâkimiyeti altında tutmaktadır. Çok turist çekmesi
ve turizm gelirleri yönünden ülke ekonomisine önemli katkıda bulunması
dolayısıyla bu iki şehri işgal altında tutmakta ısrar eden İspanya, Sebte ve
Melilla Müslümanlarına vatandaşlık hakkı da vermiyor. Dolayısıyla bu iki
şehirde yaşayan Müslümanlar oy kullanma hakkına da sahip değiller. İspanya
yönetimi bu şehirlerdeki Müslümanları azınlık durumuna düşürebilmek için
buralara sürekli İspanyolları yerleştirmeye çalışıyor. Melilla'da İspanyollar
için ayrı bir site inşa edildi ve Müslümanların bu siteye yerleşmeleri yasak
edildi. Fas yönetimi İspanya'nın bu şehirlerdeki işgaline son vererek
buraları kendine bırakmasını istiyor. Ancak bazı siyasi hesaplar dolayısıyla
bu konuda pek etkili bir politika da izlemiyor. ABD yönetimi Sebte ve Melilla
meselesinde İspanya'nın politikasını desteklediğini ve bu şehirlerin
İspanya'nın elinden alınmasına çalışılması halinde bu ülkenin yanında yer
alacağını açıkladı. İç problemleri: Fas'ın en
önemli iç problemi Batı Sahra meselesidir. Batı Sahra meselesi sömürgeci
güçlerin bir mirasıdır. İspanyolların ve Fransızların Batı Sahra'yı işgal
altında tuttukları dönemde bu işgal güçlerine karşı bağımsızlık savaşı vermek
üzere kurulan Polisaryo Cephesi, Fas'ın ve Moritanya'nın bağımsız olmasından
sonra yön değiştirerek Batı Sahra'da bağımsız bir devlet kurmak amacıyla bu
iki ülkeye karşı gerilla savaşı başlattı. Bugün Fransa ve İspanya başta olmak
üzere bazı Batılı ülkeler tarafından desteklenen Polisaryo Cephesi, Batı
Sahra'nın bazı bölgelerini hâkimiyetine almıştır. Ancak 1993 yılında cephe
gerillalarından ve komutanlarından bazılarının hükümet tarafına geçmesi
üzerine ele geçirmiş olduğu toprakların önemli bir kısmını kaybetti. Batı
Sahra meselesi ekonomik yönden Fas'a büyük yük yüklemektedir. Sömürgeci
güçler Batı Sahra'nın zengin fosfat rezervlerine sahip olması dolayısıyla bu
bölgeye özel önem vermektedirler. Batı Sahra halkını, sahravi diye
adlandırılan Sahra Berberileri oluşturmaktadır. Fas'ın ikinci bir iç meselesi
Berberi meselesidir. Berberi meselesi de Fransız sömürgecilerin bir
mirasıdır. Fransız sömürgeciler Fas'ı işgal ettikten sonra bu ülkenin halkını
Araplar ve Berberiler diye ikiye ayırdılar ve bunları birbirine düşman etmek
için çeşitli yollara başvurdular. Fransızlar Berberilerin tarih boyunca
Araplar tarafından mağdur edildikleri, kendi gerçek kimliklerinden
uzaklaştırıldıkları iddiasını ortaya atarak onları yeniden İslâm öncesi
hayatlarına döndürme çabası içine girdiler. Bu amaçla Berberilerin
yaşadıkları bölgeleri diğer bölgelerden ayırarak buralara kısmi özerklik
verdiler. Buna ek olarak kendi yetiştirdikleri adamları vasıtasıyla bir
Berberi kavmiyetçiliği akımı ortaya çıkardılar. Bugünkü Berberi meselesi de
Fransız işgalcilerin gözetiminde ortaya çıkan Berberi kavmiyetçiliği akımının
sebep olduğu bir meseledir. Aslında Berberi halkın büyük çoğunluğu İslâmi
kimliğine sahip çıkmakta ve Berberi kavmiyetçiliği akımını
desteklememektedir. Ancak okumuş ve özellikle Fransız kültürü almış kesimden
olan bazı Berberiler hâlâ bu akımı ayakta tutma çabası içindedirler. Ekonomi: Fas ekonomisi daha çok
tarıma, madenciliğe ve turizm gelirlerine dayanır. Tarım ürünlerinden elde
edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 16'dır. Çalışan nüfusun %
40'ı tarım alanında iş görmektedir. Ürettiği tarım ürünlerinin başında tahıl,
pamuk, ayçiçeği, şeker kamışı, turunçgiller ve çeşitli meyve ve sebzeler
gelir. Fas'ın en önemli gelir
kaynaklarından biri fosfattır. Fosfat rezervi bakımından dünyada birinci
sırada gelmektedir. İhracat gelirlerinin % 15'i fosfattan sağlanmaktadır.
Fosfat ve diğer madenlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki
payı % 3'tür. Fas petrol ve doğal gaz rezervine de sahiptir. Ancak şimdilik
üretilen petrol iç ihtiyacı karşılamamaktadır. Para birimi: Fas dirhemi Kişi başına düşen milli gelir:
1030 dolar. Sanayisi: Fas'ta sanayi
nispeten iyi durumdadır. Bazı ağır sanayi tesisleri kurulmuştur. Bunların
başında motorlu araçlar ve araba lastiği üreten fabrikalar gelir. Ayrıca
petrol arıtma tesisleri de bulunmaktadır. Diğer sanayi kuruluşları kimyasal
maddeler üretimi, dericilik, tekstil, konfeksiyon, mobilya, kâğıt, kauçuk,
plastik, inşaat malzemeleri üretimi, metal işleri, elektrikli araç üretimi ve
gıda maddeleri üretimi üzerinedir. Sanayi kuruluşlarının % 80'i ülkenin
nüfusça en kalabalık şehri olan ed-Dâru'l-Beyza'dadır. Sanayi gelirlerinin
gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 19'dur. Fas'ta İslami Hareket Bugün Fas'ta mevcut olan İslami
cemaatlerin sayısı otuza yaklaşmaktadır. Bunların bazıları devletin
İslamileştirilmesini amaçlayan siyasi faaliyetlerde bulunurken bazıları
sadece tebliğ ve eğitim çalışmaları yapmaktadırlar. Bu cemaatlerin çalışma
metotları arasında da çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Fas'taki İslâmi cemaatler
içinde en geniş kitle tabanına sahip olan ve faaliyetlerini en geniş alana
yayan cemaatin Islah ve Tecdid Cemaati olduğunu söyleyebiliriz. Bu cemaat
Müslüman Kardeşler'in çizgisini benimsemiş bir cemaattir ve lideri Abdulilah
Benkiran'dır. Bu cemaat önceleri "İslâmi Cemaat" adıyla faaliyet
yürütüyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi bu cemaate yakın bir siyasi partidir.
Bu partinin genel başkanı Abdülkerim el-Hatib'dir. Islah ve Tecdid Cemaati
yönetimle herhangi bir çekişmeye girmeden ve daha çok tebliğ ve davet
metodunu kullanarak tabana yayılma yolunu tercih etmektedir. Buna rağmen
yönetim bu cemaatin çalışmalarına da zaman zaman engel olmakta, halka
ulaşmasını zorlaştırmak için çeşitli yollara başvurmaktadır. Islah ve Tecdid
Cemaati'nin "Genel Bildiri" başlığını taşıyan bir broşüründe yer
alan aşağıdaki ifade bu cemaatin amacı hakkında fikir vermektedir:
"Islah ve Tecdid Cemaati halkımızın bütün yasama, yürütme ve yargı
kurumlarını İslâm'a dönüş konusunda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine
getirmeye ve üstlenmiş oldukları role uygun hareket etmeye çağırmaktadır."
Fas'taki İslâmi cemaatlerin
önde gelenlerinden biri de Adalet ve İhsan Cemaati'dir. Bu cemaatin lideri
Abdusselam Yasin'dir. Adalet ve İhsan Cemaati, Islah ve Tecdid cemaatine
nispetle daha sert ve tavizsiz bir tutum izlemektedir. Cemaatin lideri
Abdusselâm Yasin, 1975 yılında kral II. Hasan'a "Ya İslâm Ya da
Tufan" başlığını taşıyan ve 100 sahifeden fazla bir açık mektup yazması
üzerine delirmekle itham edilerek hapse atıldı. Aslında Abdusselâm Yasin
hakkındaki iddia ile karar tam bir tenakuz içindeydi. Çünkü delirdiği
iddiasının doğru olması onun cezaevine değil de akıl hastanesine
gönderilmesini gerektirirdi. Üstelik Şeyh Abdusselâm Yasin altı ay hiç
mahkeme önüne çıkarılmaksızın toplam üç yıl hapiste tutuldu. 1978'de hapisten
çıkan Abdusselâm Yasin, 1983 yılında "es-Subh (Sabah)" dergisinin
ilk sayısında çıkan bir yazısından dolayı tekrar hapse atıldı ve iki yıl
hapiste kaldı. Hapisten çıktığı tarih olan 1985 yılından buyana da, başkent
Rabat yakınlarındaki Sella şehrinde mecburi ikamete tabi tutulmakta ve gazetecilerin
kendisiyle görüşmelerine izin verilmemekte idi. Bu yasak 16 Mayıs 2000
tarihinde kaldırıldı. Adalet ve İhsan Cemaati'nin siyasi parti kurma talebi
hükümet tarafından reddedildi. Fas'taki İslâmi cemaatlerin
önde gelenlerinden biri de İslâmi Gençlik Hareketi'dir. Bu hareketin kurucusu
Fas'ın Seyyid Kutub'u diye adlandırılan Abdulkerim Muti'dir. Fas'taki mevcut
İslâmi cemaatlerin ileri gelenlerinin çoğunun bu hareketin içinde
yetiştiklerini söyleyebiliriz. Yukarıda sözünü ettiğimiz üzere sonradan Islah
ve Tecdid Cemaati adını alan İslâmi Cemaat de İslâmi Gençlik Hareketi'nden
çıkmıştır. İslâmi Gençlik Hareketi'nin kurucusu Abdulkerim Muti' hakkında iki
kez idam kararı verildi ancak bu kararlar infaz edilmedi. Fas'taki diğer İslâmi
cemaatlerin bazıları bu ülkeye özgü olmakla birlikte diğer bazıları Fas
dışında kurulmuş olan muhtelif İslâmi cemaatlerin birer uzantısı
durumundadır. Fas'a özgü cemaatlerden bazıları şunlardır: Tebyin Cemaati, Fas
Mücahitleri Örgütü, Allah'ın Askerleri Örgütü, Mukaddes Cihad Örgütü,
Devrimci İslâmcı Gençlik Örgütü. Bunların yanı sıra hilafet konusuna ağırlık
vermesiyle bilinen Hizbu't-Tahrir, merkezi Pakistan'da olan ve siyasi alanda
herhangi bir faaliyeti bulunmayan Tebliğ Cemaati gibi birtakım akımların da
Fas'ta uzantıları bulunmaktadır. Hayra Davet Cemiyeti, Hakka Davet Cemiyeti,
Allah'a Davet Cemiyeti, Muhammedi Çağrı Cemaati, Vaaz ve İrşad Cemiyeti gibi
birtakım kuruluşlar ise eğitim ve tebliğ çalışmalarına ağırlık
vermektedirler. Fas'ta İslâmi uyanış hareketi
her geçen gün güçlenmektedir. Özellikle üniversite camiasında İslâmi
hareketin artık en güçlü hareket olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Cezayir'deki
İslâmi Kurtuluş Cephesi'nin iktidara gelmesinin önlenmesi amacıyla
gerçekleştirilen askeri darbe üzerine Fas'ta gösterilen tepkiler ve
gerçekleştirilen yürüyüşler de bu ülkede İslâmi hareketin güçlülüğünü ortaya
koyuyordu. Bazı İslam ülkelerinde olduğu
gibi Fas'ta da özel hallerle ilgili hükümlerde İslam şeriatı esas alınmakla
birlikte genel hukukta ve ceza yasalarında Batı'nın hukuk sistemi esas
alınmaktadır. |