Afganistan
Giriş
Bilindiği
üzere Afganistan, önce komünist işgal rejimine karşı verilen bağımsızlık
savaşı sonra mücahit grupları arasındaki iktidar kavgası son olarak da
Taliban'la muhalifleri arasındaki iç savaş yüzünden uzun süreden beridir
dünya kamuoyunun gündeminde olan bir İslam ülkesidir. Biz de bu sayımızda
Afganistan'ı genel yönleriyle ve birtakım özet bilgilerle tanıtmaya
çalışacağız. Afganistan Hakkında Genel Resmi adı:
Afganistan İslâm Cumhuriyeti Başkenti:
Kâbil (Nüfusu: 1.500.000) Yüzölçümü:
652.225 km2. Nüfusu:
27.000.000 (1999 tahmini) Nüfus artışı: % 5 (İç savaşta nüfus çok artmamıştır.) Etnik yapı:
Nüfusun % 42'sini Afganlar, % 24'ünü Tacikler, % 12.5'ini Türkler, % 8'ini
Moğolca konuşan Hazaralar, % 4.2'sini Farisiler (İranlılar), % 3.4'ünü
Aymaklar, % 1.7'sini Beluciler, kalanını da Paşayiler, Kızılbaşlar,
Nuristanlılar, Brahuiler, Hintliler, Ariler ve bunların dışında kalan küçük
etnik unsurlar oluşturur. Afganların kuzeydeki kabilelerine Pehtun,
güneydekilere Peştun denir. Dil:
Resmi dil Peştuca ve Tacikçedir. Nüfusun yarıdan çoğu Peştuca, dörtte bire
yakın bir kısmı da Tacikçe konuşur. Bunun yanı sıra azınlıkların dilleri de
konuşulmaktadır. Özbekçe, Türkmence, Belucice, Paşice ve Nuristanice milli
dil olarak kabul edilmiştir. Din:
Afganistan'ın resmi dini İslâm ve halkın % 99'u Müslümandır. Müslümanların
yanı sıra az sayıda hindu, sih ve yahudi yaşamaktadır. Müslümanların büyük
çoğunluğu sünni hanefidir. Ayrıca % 9 oranında Caferiye şiası ve % 2 oranında
İsmailiyye şiası mevcuttur. Coğrafi durumu: Bir Ön Asya ülkesi olan Afganistan, kuzeyden Türkmenistan,
Özbekistan ve Tacikistan, kuzeydoğudan Çin, doğu ve güneyden Pakistan,
batıdan İran'la çevrilidir. En yüksek yeri Tinç Mir (7699 m.)'dir. En önemli
akarsuyu Hilmend'dir. Yine Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları
bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu
mevcuttur. Topraklarının önemli bir kısmı dağlıktır. Kuzey doğusunu Hindukuş
dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları
mevcuttur. Güney batı bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır ve buralarda çöl
iklimi hâkimdir. Topraklarının % 12'si tarım alanı, % 46'sı otlak, % 3'ü
ormanlık, kalanı dağlık ve bozkırdır. Ülke genelinde sert bir bozkır iklimi
hâkimdir. Yönetim şekli: Ülkede henüz iç barış sağlanamadığından yönetimde de belli bir
düzen oturtulamamıştır. Ancak ülkenin önemli bir kısmına Taliban hakimdir. Tarihi:
İslâm, Afganistan'a Hz. Osman (r.a.) veya Muaviye (r.a.)'ın Basra valisi
Abdurrahman ibnu Semure'nin bu ülkeye gönderilmesiyle ulaşmıştır. Afgan
halkının İslâm'la tanışmasından sonra bu din onların arasında hızla yayılmaya
başladı. Daha sonra ülke kabile başkanlarınca yönetildi. 9. yüzyılın ikinci
yarısında büyük bir kısmı Sâmâniler'in eline geçen Afganistan'da daha sonra
Gazneli Devleti kuruldu. Gazneliler'in ardından Selçuklular'ın hâkimiyetine
girdi. Sonra sırasıyla Gurlular'ın, Harezmşahlar'ın, Moğollar'ın,
Bâbürlülerin, Abdâliler'in, Safeviler'in ve daha başka küçük hanlıkların
hâkimiyetinde kaldı. Bunların bazıları bugünkü Afganistan topraklarının
sadece bir kısmına hâkim olabildiler. Afgan
kabilelerini birleştirerek ilk milli Afgan devletini kuran kişi Ahmed Şah
Durrani'dir. Ahmed Şah Durrani, o zaman Afganistan'ı elinde tutan İran şahı
Nâdir'in 1747'de öldürülmesinden sonra Kandehar'ı ele geçirdi ve zamanla
hâkimiyet sınırlarını genişletti. 1839'da
İngilizler Sihlerle işbirliği yaparak Afganistan'ı işgal ettiler. Ancak o
zamanki Afgan hükümdarı Dost Muhammed, İngilizleri ülkeden çıkardı. Bununla
birlikte İngiliz işgali ülkedeki birliğin bozulmasına ve dağınıklığa yol
açtı. Bunu sonraki yıllarda iç karışıklıklar izledi. İngilizler Ruslarla
işbirliği yaparak 1878'de ülkeyi ikinci kez işgal ettiler. Bu işgal 1880'de
sona erdi. Bu tarihte Abdurrahman Han, Afgan tahtına geçti. Abdurrahman Han
sağlığının bozulması sebebiyle tahtını 1901'de oğlu Habibullah'a bıraktı.
Habibullah'ın 19 Şubat 1919'da öldürülmesi üzerine yerine yenilik yanlısı
oğlu Emanullah geçti. Emanullah Han'ın Ruslara yaklaşması İngilizlerle arasında
savaş çıkmasına yol açtı ve bu savaş 8 Ağustos 1919'da Ravalpindi
Anlaşması'yla sona erdirildi. Emanullah Han'ın reformları ülkede isyanlara
yol açtı ve bu isyanlar onu ülkesini terk etmeye zorladı. Onun ülkesini terk
ettiği sırada ülkeyi İnayetullah Han yönetti. Bunun üzerine daha önce
Emanullah Han'ın Fransa'ya sürgün ettiği eski ordu kumandanı Nadir Han,
Afganistan'a dönerek isyanı bastırdı ve ülkede yeniden birlik sağladı. Bu
başarısıyla halkın desteğini kazanan Nadir Han, 16 Ekim 1929'da Afganistan
tahtına geçirildi. Nadir Han, halkın karşı çıktığı reformlardan uzak kalarak
İslâm alimlerine da danışmak suretiyle ülkede İslâmi bir düzen kurmaya
çalıştı. Onun 31 Ekim 1931'de yürürlüğe koyduğu anayasa bazı küçük ilavelerle
1964'e kadar yürürlükte kalmıştır. Nadir Şah 1933 Kasım'ında öldürülünce
yerine oğlu Zahir Şah geçti. Zahir Şah, 1947'de kurulan ve kendisi için bir
tehlike olarak gördüğü Pakistan'ın İngilizlerce desteklenmesi üzerine
Sovyetler Birliği'ne yaklaştı. Sovyet yönetimi bunu çok iyi değerlendirerek
Afganistan ordusu içinde kendine taraftar yetiştirdi. Bundan rahatsız olan
Zahir Şah, Sovyet nüfuzunun daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla başbakanı
Davud Han'ı görevden aldı. Ancak Davud Han, 1973'te Sovyetler'in desteğiyle
bir darbe yaparak Zahir Şah'ı tahttan indirdi. Sovyetler hemen yetiştirmiş
oldukları adamlarını Afganistan'ın önemli kilit noktalarına getirmeye
başladılar. Bundan rahatsız olan Davud Han bazı marksistleri tutuklattı.
Bunun üzerine ordudaki marksist subaylar 1978 Nisan'ında Davud Han'a karşı
bir darbe gerçekleştirerek onu öldürdüler ve yerine hapse attığı marksist
lider Nur Muhammed Teraki'yi geçirdiler. Teraki, sert bir marksist politika
izlemeye başladı. Bu durum ülkede silahlı isyanlara yol açtı. Teraki'nin
politikasına karşı çıkan Hafizullah Emin, Eylül 1979'da bir darbe
gerçekleştirerek onu öldürdü. Sovyet yönetimi istemedikleri kişi olan
Hafizullah Emin'i görevden almak ve ülkede hâkim kılınmaya çalışılan komünist
rejime karşı başlamış olan isyanları bastırmak amacıyla 27 Aralık 1979'da
Afganistan'a doğrudan askeri müdahalede bulundu. Sovyet güçleri müdahaleden
sonra Hafizullah Emin'i görevden alarak yerine Babrak Karmal'ı geçirdiler.
Ancak onların müdahaleleri isyanları bastırmaya yetmedi. Aksine İslâm'ın
cihad ruhuyla her tarafa yayılan halk direnişi daha da şiddetlendi. Sovyet
işgalinden sonra ülkedeki direniş bir iç savaşa dönüştü. Sovyet yönetimi
İslâmi direniş karşısında başarısız kalan Babrak Karmal'ı 1987'de görevden
alarak yerine Muhammed Necibullah'ı geçirdi. Sovyetler'in dağılmasıyla
birlikte arkasındaki desteği tamamen kaybeden Necibullah, mücahidlerin
karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayınca çareyi, Kabil'de
mücahidlerle görüşmelerde bulunabilecek bir yönetim oluşturup kaçmakta buldu.
Necibullah'ın kaçmasından sonra mücahitlerin Kabil'e girmeleri ve hakimiyeti
ele almaları fazla zaman almadı. Bu gelişmelerin ardından 28 Nisan 1992
tarihinde Sıbğatullah Müceddidi'nin başkanlığındaki Geçici Konsey yönetimi
devraldı. Geçici Konsey'de başbakanlığa da Hizbi İslami'nin ileri
gelenlerinden Abdussabur Ferid getirildi. Ancak
Afganistan'da İslâmi bir yönetimin işbaşına gelmesinden dolayı endişeye
kapılan Batı basını derhal devreye girerek mücahitler arasında geçmişte
ortaya çıkmış bazı ihtilafları kullanmaya başladı. Öte yandan Hizbi İslâmi'ye
bağlı birliklerin Kabil'i sıkıştırdığı bir sırada Cemiyeti İslâmi'nin önde
gelen komutanlarından Ahmedşah Mes'ud'un Kâbil yönetimiyle anlaşarak bazı
şartlarla şehri tek taraflı teslim alması geçmişteki ihtilafların daha da
kökleşmesine yol açtı. Çünkü Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar, Kabil yönetiminin
şartsız olarak teslim olmasını istiyordu. Daha sonra Geçici Konsey'in yapısı
ve bu konseyden yönetimi devralacak hükümetin nasıl belirleneceği konusu
üzerinde de ihtilaflar çıktı. Hikmetyar, Kabil yönetiminin önce Cemiyeti
İslami, Hizbi İslami ve İttihadi İslami gibi Kabil çevresinde faaliyet
gösteren mücahit birliklerinin komutanlarından oluşturulacak bir konseye
devredilmesini ve ardından kısa sürede seçime gidilmesini istiyordu. Diğer
mücahit grupları ise seçim için şartların elverişli olmadığını ileri sürerek
buna yanaşmadılar. Bu ve benzeri ihtilaflar mücahit grupları arasında silahlı
çatışmalara yol açtı. Geçici
Konsey'in başkanı ve kurulan Afganistan İslâm Cumhuriyeti'nin geçici
cumhurbaşkanı Sıbğatullah Müceddidi, belirlenen sürenin bitiminde 28 Haziran
1992'de görevi Cemiyeti İslami'nin lideri Burhaneddin Rabbani'ye devretti.
Rabbani'nin cumhurbaşkanlığı devralmasından sonra muhalif mücahit grupları
arasında da bir ateşkes anlaşması imzalandı. Ancak bir süre sonra çatışmalar
yeniden başladı. Hizbi İslami'nin tutumu dolayısıyla cumhurbaşkanı Rabbani de
Hizbi İslami'nin ileri gelenlerinden olan başbakan Abdussabur Ferid'i
görevden aldı. Bu olaylardan sonra çatışmalar daha da şiddetlendi. Çeşitli
aracılıklar sonunda sağlanan ateşkesler ve geniş çaplı bir anlaşma sonunda
Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar'ın başbakanlığa getirilmesiyle belli dönemlerde
silahlı çatışmalar durduysa da kesin bir anlaşma sağlanamadı. Hikmetyar daha
sonra can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Kâbil'den ayrıldı. İşte
bu ihtilafların ve kavgaların devam ettiği bir sırada Taliban hareketi ortaya
çıktı. İlk çıkışında gündeme getirdiği gayesi "kardeş kanı dökülmesinin
önüne geçerek yaşanan iç krize son vermek"ti. Ancak çok geçmeden kendisi
de çatışmada bir "taraf" niteliği kazandı. Dolayısıyla o da kardeş
kanı akıtan bir grup haline geldi. Taliban
hareketi ilk çıktığında çok fazla dikkat çekmemişti. Ancak kısa zamanda geniş
bir alan üzerinde etkili olunca ve Rus işgaline karşı yürütülen mücadelenin
başından beri varlığını hissettiren bazı hareketler karşısında üstünlük
sağlayınca dikkatleri üzerine çekti. Hareketin bu başarısıyla birlikte hakkında
değişik iddialar da basın yayın organlarına yansımaya başladı. Tâliban,
ortaya çıkışından yaklaşık iki yıl sonra 27 Eylül 1996'da Kâbil'i ele
geçirmeyi başardı. Tâliban'ın hızlı ilerleyişinde ve başarısında ABD ve
Pakistan desteğinin rolünü göz önüne almak gerekir. Hatta bazı yorumcular bu
gelişmeye: "Amerika'nın radikal İslâmcılığa gelenekçi İslâm anlayışını
kullanarak darbe vurması" olarak bakıyorlardı. Ancak zamanla Taliban'la
Amerika'nın arasında da değişik pürüzler ortaya çıktı. Bugün
Afganistan gerçeği her yönden çetrefil bir durum arz etmektedir. Temennimiz
bu çetrefilliğin son bularak Müslüman Afganistan halkının özlediği İslami
düzene, istikrara ve huzura kavuşmasıdır. İslami Hareket: Afgan halkı İslâmi kimliğini korumaya oldukça özen göstermiş bir
halktır. Emanullah Han'ın reformlarına sert tepki göstermesi de bu yüzdendi. Afganistan'da
İslâm'ı devlete hâkim kılmayı amaçlayan örgütlü çalışmalar ilk önce Kâbil
Üniversitesi'nde başladı. Afganistan İslâmi hareketi Müslüman Kardeşler
hareketinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Müslüman Kardeşler'in düşüncesini bu
ülkeye taşıyan da Mısır'da eğitim gördükten sonra Kâbil'de Şeriat Fakültesi
dekanlığı yapan Prof. Gulam Muhammed Niyazi olmuştur. Daha sonra aralarında
Prof. Burhaneddin Rabbani ve Sıbğatullah Müceddidi'nin de bulunduğu bir grup
öğretim görevlisi cemiyet kurarak İslâmi faaliyetleri hızlandırdılar. Davud
Han'ın ülkede komünist düşünceyi yayma çabalarına karşı İslâmi kimlik sahibi
öğrenciler ve aydın kesim de sistemli bir çalışma içine girdiler.
Sovyetler'in askeri müdahalesinden önce Sovyet yanlısı yönetimle mücadele
etmek için Müslüman halkın bir kısmını bünyesinde toplayan ilk mücahit
grupları Gulbeddin Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizbi İslâmi'yle Prof.
Burhaneddin Rabbani'nin liderliğindeki Cemiyeti İslâmi'dir. Hizbi İslâmi daha
çok gençler ve üniversiteli kesim üzerinde etkili olmuştu. Bu iki örgüt
Sovyet işgalinden sonra da cihadın başını çeken örgütler olmuştur. Her iki
örgüt de cihad esnasında disiplinli ve askeri düzene göre hareket eden
birlikler oluşturdu. Sovyet
işgalinden sonra cihad için halkı örgütlendiren daha başka gruplar da ortaya
çıktı. Bunlar: Abdurabbiresul Seyyaf liderliğindeki İttihadi İslâmi, Mevlevi
Yunus Halis liderliğindeki Hizbi İslâmiyi Halis, Mevlevi Muhammed Nebi liderliğindeki
Hareketi İnkılabi İslâmi, Seyyid Ahmed Geylani liderliğindeki Mehazi Milli
İslâmi, Sıbğatullah Müceddidi liderliğindeki Cepheyi Necâtı Milli'dir. Şii
halkı örgütlemek için kurulmuş olan mücahit grupları da şunlardır: Hareketi
İslâmi, Sazmanı Nasr, Pasdaranı Cihadi İslâmi. Bunlar İran'ın desteklediği
şii hareketleridir. Ayrıca İran tarafından tasvib edilmeyen Şurayi İnkılabi
İttifaki İslâmi ve Afganistan Mustaz'af Mücahitler Örgütü adlı şii örgütleri
kurulmuştur. Bunların dışında da bazı küçük mücahit grupları kuruldu.
Afganistan'daki İslâmi harekette ve dini hayatta tasavvufun da önemli
etkinliği vardır. En yaygın tarikatlar Kübreviyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye,
Şuttariyye, Çiştiye ve Nakşibendiyyedir. Ekonomi:
Afganistan bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Tarım ve hayvancılıktan elde
edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 53'tür. Çalışan nüfusun %
61'i tarım alanında iş görmektedir. Ülkenin önemli bir kısmı dağlık olmasına
rağmen ırmaklardan en yüksek derecede yararlanılmaya çalışılmakta ve böylece
sulu tarıma ağırlık verilmektedir. Bununla birlikte ekilebilen arazinin
sadece yarısı sulanmaktadır. Afganistan'ın demir, çinko, kurşun, petrol,
berilyum ve yakut gibi yeraltı kaynaklarına sahip olduğu bilinmekte ancak
nakil zorluğundan dolayı yeterince işletilememektedir. Hindukuş dağlarının
kuzey yamaçlarında kömür üretimi yapılmaktadır. Kuzey Afganistan'da doğal gaz
üretilmektedir. Kişi başına düşen milli gelir: 220 dolar. |
