Mevlana Seyyid
Ebu’l-A’la Mevdudi
25 Eylül 1903’de Haydarabad-Deccan’daki
Avrangabad’da doğdu. Babası onu ingiliz sömürge okullarına göndermeyerek, onun
evlerinde Arapça, Farsça, Urduca ve İngilizce dersleri almasını sağladı.
Mevdudi, 16 yaşında babasını kaybedince 1920 lerde hayatını gazeteci olarak
kazanmaya başlayacaktı. 1927 yılına kadar değişik gazetelerde editörlük ve
muhabirlik görevlerini yerine getirdi. 1927 yılında Tercüman-ul Kur’an’ın
yayınına başladı. Ocak 1938’de Muhammed İkbal’in daveti üzerine İslam hukukunun
diriltilmesi konusunda çalışmak için Pencap’a giderek, bir cami, ve birkaç
evden oluşan Gurdaspur yöresinde yerleşti. Daha sonra bu binalar Dar-us Selam
Akademisi oldu. Nisan ayında İkbal vefat etti; Mevlana Mevdudi Aralık’ta
Lahor’a giderek İslam Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ücret almadan dekan
olarak çalıştı. Ama görüşlerini anlatma konusunda hiçbir sınırlamayı kabul
etmediğinden bu görevden ayrılarak Dar-us Selam Akademisine geri döndü. 1941 de
ise Cemaat-i İslami’yi kurdu.
O sıralarda Pakistan, Hindistan'dan ayrılıp
müstakil bir devletleşme sürecine girmişti. Pakistan’ın ayrı bir devlet
olmasını Hindistan’daki Hindu zulmünden bıkmış olan Müslüman kitle istiyordu.
Fakat bu Müslümanların çoğunluğunun etrafında toplanmış olduğu Müslim League’in
yönetim kadrosu, İslam devleti kurmaktan aciz insanlardan oluşuyordu.
Bu olayların geliştiği sıralarda mevdudi
Cemaat-i İslami’yi kurdu. Mevdudi bu aşamayı şöyle anlatıyor:”Taraftarı olduğum
görüşlerin çoğunluğun hoşuna gitmemesine ve kimlerince suiistimal edilmesine
rağmen, bana katılan küçük bir grup vardı. Ve Cemaat-i İslami’nin ortaya
çıkması da bu grubun yardımıyla oldu. Bu cemaatin, İslam’a sebatla inanan ve
diğerlerine güven veren , itimat edilir karaktere sahip böyle kimselerden
oluşması gerektiğini, gerçek kuvvetin sayılarda değil karakterde yattığını, ve
cemaatin sayıları ne kadar az olursa olsun, kesinlikle itimat edilir bir
karaktere sahip, amelleriyle güven telkin eden ve Müslüman’ların itimat
edebilecekleri böyle insanları bağrına basması gerektiğini düşünüyordum.”
Kıtanın 14 Ağustos 1947’de
taksiminden(Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılması) sonra ise Mevdudi tüm
çabalarını Pakistan'da İslami bir hayat tarzının tesisine adadı. Bu amaç için
ülkeyi baştan başa dolaştı, konferanslar düzenledi. Ülke için gerçek İslami
anayasa istediğinde, bu istekten rahatsız olan çevreler tarafından 4 Ekim
1498-28 Mayıs 1950 yılları arasında hapsedildi. Mamafih İslami anayasa elde
etme çabaları Ulusal Anayasa Meclis, taleplerini içeren “kararlar” ı kabul
ettiğinde, meyvesini vermiş oldu.
Yüzyıllar boyunca ilk kez, Pakistan’da ,
Duyubendi, Barelvi, Ehl-i Hadis ve Şia düşünce ekollerini temsil eden 31 ulema,
Mevdudi’nin ikna etmesiyle,21-24 Ocak 1951’de Karaçi’de bir konferans düzenledi
ve yeni anayasaya katılmak üzere İslam devleti için elzem olan 22 prensibi
mutlak ittifakla kabul ettiler.
28 Mart 1953 yılında, yazmış olduğu Kadiyanilik
problemi adlı bir broşür nedeniyle mahkemeye çıkarılmadan mahkum edildi.
Sıkıyönetim mahkemesi onun idamına kara verdiğinde o şunları söyledi:”Eğer
Allah böyle dilediyse bu akıbeti memnunlukla kabul ediyorum, ama eğer O’nun
iradesi değilse, ne yaparlarsa yapsınlar bana en küçük zarar bile veremezler.”
Müslüman dünyasında ona verilen ölüm cezasına
karşı tepkiler o kadar büyük oldu ki , yetkililer cezasını 14 yıla indirmek
zorunda kaldılar.
25 Mayıs 19552de, Yüksek Mahkemenin yayınladığı
bir emirle Mevlana Mevdudi serbest bırakıldı.
2 Mart 1961’de Pakistan Kadınlar Birliği kendi
hazırladığı ve açıkça İslam’a aykırı olan Medeni Kanunu hükümetin yürürlüğe
koyması için yaptığı baskıda başarılı olunca, Mevdudi ve ülkenin her yanından
209 ulema kanunu protesto etti ve kanunun geri alınması ya da en azından
değiştirilmesini talep etti. Bu bildiriye sert ve baskıcı önlemler geldi,
bildiriyi dağıtanlar ve basanlar hapse atıldı.
25-28 Ekim1963’de toplanan Cemaat-i İslami’nin
yıllık kongresini sabote etme girişimleri sonuçsuz kaldı. Ve tüm engellemelere
rağmen, kongre 10,000 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Polis korumasındaki
sokak serserileri Mevdudi’yi öldürmek istedilerse de başarılı olamadılar.
Bundan rahatsız olan çevreler tarafından 6 Ocak
1964de, cemaatin önde gelen tüm liderleriyle birlikte, mahkemeye çıkarılmadan
hapse atıldı.
Hapisten çıktıktan 15 gün sonra 25 Ekim
1964’de, ulusal Başkanlık seçimleri sırasında, Mevlana Mevdudi, Lahor’da büyük
bir kalabalık önünde rejimin meşruluğunu tehdit eder mahiyette, 2 saatlik bir
konuşma yaptı.
Yaşamı boyunca Mevdudi, yönetimde bulunanların
kötülüklerini kendi emniyetini hiç dikkate almadan korkusuzca eleştirmiştir.
1970 seçimleri sırasında kişisel güvenliğinin
tehlike altında olduğu söylendiğinde şöyle cevap verdi:”Yüce Allah’a güven
duyan herhangi bir kişinin, O’nun koruması ve rızası altında olduğuna
inanırım.”
22 Eylül 1979 günü, 77 yaşında iken bütün İslam
alemini üzüntüye boğarak bu fani alemden göçtü. Allah ona rahmet eylesin. Amin.