72 Millet Birdir Bana

Nevval Sevindi

 

 

Dokuz günlük Medine-i Münevvere ve Mekke’nin sıcak atmosferinden çıkıp gelmek hiç kolay değil. Daha zor olanı ise gazete başlıklarına bakmak.

Ne yapalım, gerçek hayat bu denebilir. Doğru, Peygamber’imizin yaşadığı döneme, topraklara yolculuk ettiğimizde de bunu görüyoruz. Onun hayatının ne kadar zor geçtiğine bizzat tanıklık etme programı aslında umre yolculuğu. Onu anlamanın biricik yolu. En çetin koşullarda neler yaptığını, insanlara ulaşabilmek için yürüyerek, koşarak, deve sırtında savaştığını hücrelerinizde hissediyorsunuz. Dişini kıran müşriklere bile lanet okumayan, insanın güzelliğini insana anlatabilmek için peygamberliğini köprü kılan Hz. Muhammed’in zorlu, çetin ve bugün çok ders çıkarılacak yaşamını öğrenmek şart.

Milyonlarca insanla aynı anda namaz kılmak, yan yana oturmak ve de yemek içinizi temizleyen bir gerçeğe dönüşüyor. Medine’nin yoksullarının iftar açtığı Mescid-i Nebevi’nin bir köşesinde Türkler iftar sofrası açtılar. Hep birlikte paylaşmak, aza kanaat ederken yanındakini anlamak nedir? Yoksul kadın kendine verilen nimetler üzerine elindeki su şişesini önümüze koydu. Bir gülücükle anlaşabildiğiniz zenciler, Tatarlar, Malezyalılar ve Araplar. Kamil insanın gönlüne nazar edebilirsen kendini görmek bu yolculuğun tamamı. Bir Hindli kadın mescitte oturmuş yanındaki Türk kadının başını okşuyor ve tek sözcük aracımız oluyor: Muhabbet. O sözcüğün derinliğini, içtenliğini saçlarından yakalayıveriyorsun içinden. Bu benim dinim diyorsun: Muhabbet. Peygamber’imizin sadece güzel gören, güzel düşünen ve tek kalp kırmadan geçen ömrüne muhabbet duymak bu. İnsanda tecelli eden Allah’a muhabbet. Ravda’ya Peygamber’imizin kabrinin olduğu yere koşan her renk ve milletten kadının gözündeki ateşle neler yapılmaz ki diye düşünüyorum. Türkler salavat getirip makamla ilahiler okuyor Peygamber’in kapısında. “Bir kimse kendisi için sevdiğini Müslüman kardeşi için sevmezse kamil insan sayılmaz.” diyen Peygamber’imizin sözü bugün hayata geçirebilsek bizi kurtarmaz mı? Türk kadınların bembeyaz örtüleri güvercinler gibi koşuşuyor etrafta. Peygamber’imizin sözünü hatırlıyorum: “Müminimin dokunulmazlığı ve hürmeti Kâbe’den bile üstündür.” İnsana saygıda bundan öte yer var mı?

Önceleri namazda bebek çığlığı ve çocukların etrafta ağlamalarına içerliyorsun. Sonra anlıyorsun derin sessizlikte çınlayan çocuk seslerini; tıpkı kainatta attığımız çığlıklar gibi. Kainatta asılı kalan sözcüklerimiz sanki her bir ses. Dünyanın neşesini namazda bile hissedebilmek o bebek ağlamaları. Kendimizi herkesten farklı sanarak ayırmanın korkunç yalnızlığını en çok Medine ve Mekke’de anlayabilirsiniz. Ben farklıyım ve üstünüm diyenler kesin gitmeli. Orada ilk günlerde size batan her şey bir zaman sonra diğer insanlardan hiçbir farkın olmadığını anlamana yarayan araçlara dönüşüyor. O nedenle Medine 5, Mekke 7 rakamının karşılığıdır. Kamil insan olmanın aşamalarını temsil eder. Genç Türkler çok yoğun bir nüfus olarak varlıklarıyla sevindirdi.

Kadın-erkek ayrımı bütün Vahabi zorlamaya rağmen Peygamber’imizin gönlündeki gibi, hep birlikteyiz. Avluda yan yana geçiyorsun, sokaklarda yan yana kılıyorsun. Üst üste insan yığınları içinden birlikte yürüyorsun, Kâbe’nin etrafında birlikte ve omuz omuza tavaf eyliyorsun. Cami içinde bile kadın-erkek kısımları birbirine yaklaşıyor, bazı aralıklarda yan yana düşüyorsun. Öyle bir izdiham var ki, ne kadın kalıyor ne erkek aslında. Peygamberimiz hiçbir ayrım olmadığını gösteriyor insanlara; çünkü kıyamet provası olan tavaf dahil kadınla erkek hiç birbirinden ayrılmıyor. El ele tavaf eden karı kocalar, Merve ve Safa tepesi arasında kadın-erkek yürüyenlerin arasında yine el ele tutuşanlar görüyorum. Burada bana anlamlı gelen Hz. Hacer anamızın bebeği İsmail için su ararken koşmasını taklit eden erkekler. Çünkü bu, bir arayışın sembolü olduğu kadar erkeklerin bir ananın çocuğu için çektiği acı ve ızdırabı anlayabilmeleri için öngörülmüş deneyim. Aynı niyet ve amaca koşmanın olağanüstü gücü sizi her yerde sarıp sarmalıyor. Biri yanımda dedi ki; “Anladım ki kimse bana bugüne kadar Kâbe’yi ve hac nedir anlatmamış.”

Zaman (08.11.2005) gazetesinden

Hosted by www.Geocities.ws

1