Kadının Yöneticiliği

Ali Nar

 

 

Kadının Yöneticiliği (Liderliği):

Bu meselenin üzeri küllenmiş gibi, iken ; “Diyanet Başkanlığı veya Müftülük” teklifi yeniledi:

Kadın devlet başkanı olur mu? Yani İslâmi bir yönetimde, müslümanları sevk ve idare etmesine nasıl bakar? Kitapta yol var mı? Sünnette yasak var mı? İcma’ yani ümmetin ittifakı hangi yöndedir? Ma’lum-lardan:

- Fazlurrahman: “Kur’an’ın tarihselliği” tezinin sahibidir: Kur’an yasaklasa bile bugün, yasak olmaz: çünkü “Kur’an beyanı, inzal döneminin ihtiyaç ve şart-larına göre inmiştir. Bugünün şartları değişmiştir. Biz kıyas ve yorumla yeni durumları ortaya koyarız.

“Kadın o gün için eğitimsiz, kültürsüz bırakılmıştı. O yüzden de toplumsal işlere nüfuzu, yönetici olması söz konusu değil de... Bugün ise, kadın okumuş, profe-sör olmuştur. Şimdi kadın devlet başkanı da, hakim de olur...” Tek başına şahit olur.

- Hayrettin Karaman: Tarihselliğe itibar etmeyip Fazlurrahman’ı da modernist olmakla suçlarken; kadı-nın, devlet başkanlığı ve öbür vazifelerde bulunmasını engelleyen bir şey olmadığını söyler... Üstelik gerekçe olarak aynen Fazlurrahman gibi, kadının o gün cahil olması nedeniyle şahitlikte yarım sayıldığı gibi, yöneti-ci olmakta da yeteneksiz sayılmış. Halbuki bugün kadın olur yazardır, imzayı attım, tek şahit olarak yeterli olur. Devlet yöneticisi olmasına da örnekler verir: Hz. Aişe’nin Cemel olayına katılmasını ve Seba melikesi Belkıs’ı örnek gösterir. (İslamın Işığında 3/297)

Diyanet başkanı da olur. Müftü de olur: çünkü, Hz.Aişe fetva veriyordu... Diyanet makamı ise dini ol-madığı için başkanı da olur (Yeni Şafak Gazetesi; 1 Eylül 2005)

Süleyman Ateş: Müftü olabilir, ilmi varsa olur. İl-mi varsa olur. Ama başkanılk bir bakıma imamlıktır, o-lamaz. Peygamberi temsil olacağından da olamaz...

M.Nuri Yılmaz: Kadın D.Başkanı da olamaz, müftide olamaz. Temsil görevi nedeniyle de müfti ola-maz (Yeni Şafak 1 Eylül 2005)

Ebubekir Sifil: Kadının imamlığına ciddi tahlille yorum getiriyor: Amerika’da Amine Vedud adlı kadı-nın Cuma kıldırması. Bunu savununlarsa, asr-ı saadete “Ümmü Varaka” ismindeki kadının, kendi evindeki halka imamlık yapma yetkisi verilmesi (!) söylentisinin istismarına dikkat çekiyor. Namaz kıldırdığı kimselerin kadınlar olduğunu isbat ediyor. Örnek alınamayacağını kaydediyor. (Milli Gazete: Hayat Sahifesindeki maka-le... 22-24 Mart 2005)

Değerlendirmemiz:

Fazlurrahman “Tarihsellik” tezi her şeyi altüst e-den bir bakıştır. Kur’an’ın hatta sünnetin getirdiği bü-tün ilke ve hükümler geçersiz olur: İçki, faiz, kumar, zi-na yasakları... boşa çıkar: çünkü, bütün şartlar değiş-miştir... Öyle olunca, namaz, oruç, hatta zekat bile ge-çersiz olur. Şartlar farklı diyerek hüküm icadedilir.

Hayrettin Karaman ise çelişki içindedir: Çünki Fazlurrahman’la aynı gerekçeyle aynı sonuca varıyor. Ayrıca son derece ciddiyetsiz ifade kullanıyor. Mesela; Hz.Aişe, Cemel Vakasında devlet başkanı ve komutan değil sadece, ısrar üzerine, sembol olarak idi. Sonuçta da çok pişman oldu ve ömür boyu bu görüşüme esef et-ti. Bunu örnek almak olmaz. Müftülüğü ise, re’sen içti-had veya fetva üretme değil; Rasulullah’dan nakille meselelerin çözümünü sunmasıydı, çünkü on yıla ya-kın, birlikte yaşamıştı onun hallerini Belkıs ise Kur’an-ın ifadesiyle; müşrike idi, örnek alınması abestir, üste-lik Hz.Süleyman’a teslim olup, haremine girmesiyle melikeliği de bitmişti. Tabir caizse, tersine gösterir bu belge: Demek kadının hükmü de hakimliği de o kadar-mış yani esasen Belkıs “kadından yönetici olmaz” tezi-nin en açık örneğidir. Diyanet başkanlığının, lâik devle-tin bir ünitesi olduğunu ileri sürmesi de başka abes: Ha-di bir papazı oturtun oraya, ya da Alevi dedesini... Hal-buki halkın %99’u orasını dini bir makam sayıyor. Kit-leye saygı, gerektir. Nitekim de oraya kişilikli başkan-lar (Ö.Nasuhi Bilmen gibi, İ.Elmalılı gibi) oturunca ha-vası farklı oluyordu. Altıkulaç geçince ise sakalsız kim-liksiz oldu: Bugün Dinler arası toplantıya katılan Diya-netçi, papaz ve hahamlar arasında kalaycı çırağı gibi kalıyor, kılıksızlıktan ötürü...

O tutarsız beyanlara (E.Sifil hariç tabiri) karşı Ki-tabın beyanı; “Birbirinize olan üstünlüğünüzü kıskan-mayın” (Nisa:32)

Erkekler kadınlar üstüne kavvamdır.” (Nisa:34)
Erkeklerin kadınlara bir derece üstünülüğü vardır. (Bakara:228)

Kadınla erkek sayılırken, erkek öncedir. Hatta ba-zen erkek söylenir, kadını ona tabi olarak geçer. (Az çoğa, kadın erkeğe, çocuk ebeveyne tabi olarak zikre-dildiği gibi..)

Nisa suresinde nikâh edilecekler, erkeğe göre sayı-lır... Mesele biter (Nisa: 20-25)

Bunlar öncelikle eşitlik olmadığını * sonra da kadı-nın erkeğe tâbi olacağını söyler.

Sünnette ise:

“Yenitimini bir kadına teslim eden millet iflah olmaz” (Tecridi Sarih 15/449) Hadis-i Şerifindeki açık beyan; bazılarının sandığı (veya saptırmak istediği gibi) İran Kralı için, ona has uyarı değil; müslümanlara ko-nulan ilkedir. Sebeb-i Vürud, “illet” değildir, zaten ge-nel kuraldır: çünkü, hiçbir belli şahıs veya millet zik-redilmiyor. Ayrıca kesinlik ve süreklilik ifade eden te-rim ve kavramlarla sevkedilmiştir. Ayrıca çok daha a-çık ifadeli hadis var aynı ravi (Ebi Bekre)den:

“İşte insanlar helak oldu, kadına itaat ettiği için” (Keşf-ül Hafa: 2/442) cemel günü bunları Hz.Aişe’ye ulaştırmışlar, o da işe devamdan vazgeçmiştir.

Yine zannedildiği gibi kadın mahkum da edemi-yor; yapacağı işe yönlendiriliyor.** Nitekim “Hepiniz çobansınız, sürünüzden sorumlusunuz...” diye başlayan Hadis-i Şerif (Tecrid:3/487)te;...”kadın da çoban-güdü-cüdür, kocasının evinin (yönetimin)den sorumludur.” diye tesbit ediyor.

Bu da kadını alçaltma değil, tabiat (fıtratı)ına yö-neltmedir. Hatta onu hukukun korumasıdır. Mesela, a-detliyken maratona giren Türk atlet başarısız oldu. Ve itiraf etti: “Adetli idim enerjim yoktu” dedi. Kur’an-ı Kerim de “adet halinin hastalık olduğunu” (Bakara:222) belirtiyor, ibadetten bile affediyor (raporlu sayıyor!..)

Devlet başkanlığı (veya kadın-erkek) kitleyi sevk-idare etme makamı kadına elvermez. İcma’ da böyle vaki olmuş: Tarih boyu, ulemâ ittifakla kadının yöne-ticiliğini reddetmiştir.

Müslüman ülkelerde bazı vak’alar olmuşsa da hep-si geçicidir ve bertaraf edilmiştir. En tipik misal, Eyyû-biler sonunda Memlukler yönetimi devr alacakken, son eyyubinin metrukesi şeceretü’l dürr, Melike gibi görün-se de Halifenin de uyarısı üzerine bir general darbe ile onu halletmiş. Bengaldeşteki devlet başkanı(!) ve Tür-kiye’deki başbakan, Hindistan’daki başbakan... Kelbaşa şimşir tarak; ya da tencere ve kapağı denebilir.

- Kadının asıl ödevi insan yetiştirmektir. Bilgili ise, lider de yetiştirsin.

Kadının namazı üstüne bakışları:

- Yaşar Nuri Öztürk diyor ki; Kur’an’a göre; kadın –cemaatla namazda- erkeklerle aynı safta durur ve na-maz kılar. Hatta başı açık olarak ta kılar!... (Tv Ceviz kabuğu programı 27.08.2000)

- Hayrettin Karaman da diyor ki; söze “İslâm’a gö-re diye” başlarsanız; İslâm’a göre kadınların erkeklerle aynı safta durup namaz kılması mümkündür ve caizdir. Yani bütün mezheplerin alternatifi olarak... Ama mez-hebe göre diye başlarsanız; mesela Hanefi mezhebine göre kadın-erkek aynı safta namaz kılamaz... (Marmara Fm’den ses kaydı)

- E.Ruhi Fığlalı diyor ki; Fakülteye başörtülü gir-mek şeriata aykırıdır. (basın haberi)

- Zekeriya Beyaz diyor ki; kadın deniz kıyafetiyle de namaz kılabilir. (Tv Programı)

Değerlendirmemiz:

Bir kere bu ifadelerin sonuçta bir farkı yok. Söy-lem tarzı değişik ama hüküm aynı. Hatta birinci beyan, bir ilkeye sahip, ikincisi garip bir nedene bağlı yani “Kur’an’a göre” ifadesi bir noktaya kadar haklı: Çün-kü Kur’an’da sekseni aşkın yerde namaz emri ve tavsi-yesi var. Fakat hiç birinde kadının nerede ve nasıl na-maz kılacağına dair kayıt yok... Ancak sünneti delil ve dayanak saymayan kişi, icmâ’ı yok saydığına göre; kendi ölçüsünce yüzde yüz haklı.... Ama İslâm karşı-sında kâziptir, saygısızdır, bidatçıdır...

“İslâm’a göre” diye söze başlayan ise, yine kül yutturma rolünde gibi. Ne demek İslâm’a göre? Kitap-sünnet icma mı?... Sadece kitap mı? Sadece sünnet mi? Mezheplerin toplamının alternatifi ne menem şey? İcmâ mı?... Hayır... tabii. Ya da Hanefi kim oluyor ki; İslâm kılar derken, mezhep olarak o kılamaz desin?

Doğru olan şudur dört mezhebe göre de kadın er-kekle aynı safta durup cemaat namazı kılamaz. Namazı fasid olmasa bile (zaruret ve avrete riayet halinde) sün-neti hiçe sayma anlamında bid’attır!. Hanefilere göre: Bir kadın erkeklerin safı arasında olursa, iki yanında ve arkasındaki birer erkeğin namazı fasit olur... Üç kadın olursa iki yandaki erkekle birlik arkadaki bütün safların namazı fasit olur.

Halbuki cemaat halinde kadının nerede v enasıl na-maz kılacağını sünnet belirlemiştir. Kavli ve fiili sünnet.

Hangi hadis kitabına baksanız “salat bahsinde” bir demet hadis bulursunuz. Ezcümle “Kadının en makbul namazı evinde, evinin iç odasında kıldığı namazdır. (Ebu Davud-Kitab’us Salat: 483) “Kadınların en hayırlı safı en arka saf, en şerlisi de en ön saftır”. (Burada mescid de kadınlar kısmına işaret var. Ön saf erkeklere yakın olduğu için şerli ola-rak vasıflandırılıyor.) (Müslim-K.Salat:664)

“Rasulullah, bize ümmü Süleym’in (kendi annesi) evinde namaz kıldırdı. Bizi yanına aldı arkamıza çocuk-ları koydu en arkaya da kadınları durdurdu.” (Buhari ve Müslim, Enes’den tahric etmiştir. K.Mescid 1056)

“İslâm’a göre” diyen kişi de sünneti yok mu sayı-yor? Yoksa son derece komik bir durum çıkar ortaya ... Çünkü hep piyasada kendisini sünnete bağlı diye tak-dim ediyor. Aslını ise biz biliyoruz ki; tek adam olma sevdasındadır ve çağın koşullarını öne çıkarır...

Zeyl:

Kadının örtüsü konusu alabildiğine yaygınlaştıkça da yavanlaştı: Artık başına bir yazma dolayan kendini “kapalı” mesture sayıyor. Altında pantolon yüz göz boyalı, elinde kuyruklu sigara.. ondan da öte; başı yazmalı, göbeği açıkları görüldü...

Bu durum ilahiyatçıların laubaliliğinden kaynak-landı: kimi zarurete, kimi de “hilafa” sığında, peruk ta-kın diyen oldu, içerde açın dışarda örtün diyen oldu, Bir yiğit çıkıp da: “Harp halindeyiz mevzilerimizi korumak için açın” da diyemezdi!... Yani bunu modalaştıranlar işi bitirdi; ticari vasıta oldu. İktidarların metaı oldu.

Ama bu zeylde biz kadının sesine işaret edelim: Kur’an, Peygamber hanımlarını prototip alıp; onla-ra: “Perde arkasından konuşma ve sesini de dinleyenin gönlünü uyandıracak tarzda (cilveli..) çıkarmaması” (Ahzab:53) tavsiyesi yaptığına göre; kadının, erkeklerle birlikte Kur’an okuma (bile olsa) yarışmasına girip, güzel sesini erkeklerin dinlemesi mevzu olunca: gedikli müçtehidler: Elhak, caizdir, kadın sesi haram değil-dir...” diye desteksiz attılar. Destekleri, Malezya oldu: “Orada da her yıl yapılıyor” dediler!... (Yeni Şafak Gazetesi 12 Eylül 2005) H.Karaman, Halil Gönenç ve ötekiler...

* Bu eşitsizlik tabiatta da var: Bütün kuşlar, kurtlar, arslanlarda bunu görürsünüz. Meselâ güvercin (gibilerin bile) geceleri yuvada dişi yatarken, erkeğin nöbet tuttuğunu görürsünüz.

** Biyolojik vakıadır, erkek ve dişinin genleri bile farklı faktörler taşıyor; Erkekte (xy) faktörüne karşı kadını (dişide) (yy) faktörü var. Hatta hücreler döllenirken; erkekten (x) alırsa, çocuk erkek olur, (y) faktörü alırsa, çocuk kız olur!

Ali Nar, Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları, kitabından alınmıştır.

Hosted by www.Geocities.ws

1