Mü'minler Dikkat!
Amaçları İslâm sarayından
bir taş sökmek
Mehmet Tâlu
Yahudilikte kadınlar haham olamaz. Ortodoks Yahudi sinagoglarında kadınerkek karışık ibadet edilmez. Amerika'da iki kadının imamlık edip, kadınerkek karışık cemaate namaz kıldırması yüzde yüz provokasyondur. Müslümanlar böyle oyunlara gelmemelidir.
İSLÂM DİNİ KEMALE ERMİŞTİR Dr. Muhammed b. el–Hoca, batının İslâm dinini yozlaştırmak için neler yaptığı hususunda şu tespitte bulunmaktadır:
"Fıkıh Akademimiz, Amerika ve batı ülkelerinde görülen ve bazen Müslüman kadının konumunu güçlendirmeye yönelik ilerici İslâm adıyla, bazen da radikal tutucu İslâm'ı liberal ılımlı İslâm'a çevirmek ismiyle ortaya çıkan bu ve buna benzer olayları kınar; bunları hanif dinimizi değiştirmek, Allah Teâlâ'nın: "…Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. (Dinin hükümlerini ikmal ettim.) Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı (verip ondan) razı oldum, hoşnut oldum."(1) âyetinde övdüğü İslâm'ın hükümlerini ve esaslarını iptal etmek olarak kabul eder. Gerçek ve sadık mü'min, dininde ikmali gerektiren bir noksanlık, eklemeyi icap ettiren bir eksiklik, geliştirmeye muhtaç bir bölge ya da zaman özelliği görmüyor ise, işte o, dini kâmil olan Rabbini gerçekten tanımış, Allah'ın rızasına kavuşmuş, İslâm'ın başka bir kuldan gelmiş değil ancak Allah'ın koyduğu bir din olduğuna yakinen inanmış kişidir. Artık o kişi kâmil itikadı ile ve yolunu, şeriatını, sistemini Rabbi'nden alması sebebiyle ilgi alanları yükselir, duyguları dini eğitim sınırları içinde olur. Kuvveti hayır işleme, yapma ve yükselme noktalarına yönelir, hak yolda yürümeye devam eder. Allah'tan başka kimseden korkmaz, sadece Allah'a tevekkül edip dayanır. Fıkıh konularında içtihada kalkan her Müslüman, sınırını bilmeli ve kendi haddini aşmamalıdır. Allah Teâlâ: "Halbuki onlar bunu Peygambere ve onlardan (mü'minlerden) emir sahiplerine (idârecilere) döndürmüş (onlara müracaat etmiş) olsalardı, o (haberi) arayıp yayanlar bunu elbette onlardan öğrenirlerdi."(2) Ve:
"Resûl size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının, vazgeçin. Allah'tan korkunuz; çünkü hiç şüphe yok ki Allah'ın azabı şiddetlidir, çok çetindir."(3) buyurmuştur. Mesele böylece açıklanmış olmaktadır. Allah, hakka ve doğru yola hidayet eder, O bizim maksadımızın ötesindedir. Allah, Efendimiz Muhammed'e, ailesine ve sahâbesine salât ve selâm eylesin, hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'adır."
SİYONİST YAHUDİ, DÖNME VE MİSYONERLERİN ORGANİZASYONU Kadının imamlığı ve cemaatin kadın–erkek karışık olması işini, dindar Müslümanlar çıkartmamıştır. Bu işin ardında Yahudiler, dönmeler, agresif misyonerler bulunmaktadır. Bir provokasyondur. Katolik kilisesinde de kadınlar papaz veya rahip olup kilisede âyin idare edemezler. Yahudilikte kadınlar haham olamaz. Ortodoks Yahudi sinagoglarında kadın–erkek karışık ibadet edilmez. Amerika'da iki kadının imamlık edip, kadın–erkek karışık cemaate namaz kıldırması, yüzde yüz provokasyondur. Müslümanlar böyle oyunlara gelmemelidirler. Ömründe bir kere namaz kılmamış birtakım ilerici kişilerin illa da kadın imam diye tutturmaları hayra alamet değildir. Dinimizi yıkmak istiyorlar. Doğrudan doğruya saldırmakla hedeflerine ulaşamayacaklarını bildiklerinden; reformculukla, yenilikçilikle, değişimle yıkmak istiyorlar.
Reformcular "Bu konuda Kur'an'-da âyet yoktur, binaenaleyh kadın imam olabilir, kadın–erkek karışık olarak namaz kılınabilir." diyorlar. Bizim dinimizin hükümlerinin dört kaynağı vardır: Kitabullah, Peygamberin Sünneti, icmâ–i ümmet ve kıyas–ı fukaha. Kadından imam olmayacağı, kadın–erkek karışık cemaat olamayacağı, sahih sünnet ve 15 asırlık bir icma ile sâbittir. Dinimizde reform ve değişiklik yapılamaz. İslâm dini, kulların uydurduğu beşerî bir din değildir ki, hükümleriyle oynanabilsin. Bu dinin esaslarını, hükümlerini Allah ve Resûlü koymuştur. Allah yanılmaz. Resûl, din konusunda kendi kafasından, kendi re'yiyle ve hevasıyla konuşmamıştır. Allah'ın vahyi ile konuşmuş, hareket etmiştir. Kur'an'da:
"O Peygamber, kendi rey ve hevasından söylemez."(4) buyrulmaktadır. Binaenaleyh O da yanılmaz. Biz Müslümanlar, şayet kurtulmak istiyorsak, Allah'a tâbi ve teslim olmamız gerekir. Bunun için de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e itaat etmemiz, O'nu büyük önder bilmemiz, O'nun rehberliğini kabul etmemiz; Kur'an'a sarılmamız; selef–i salihinin izinden ve yolundan gitmemiz gerekir. Allah'ın yardımına kavuşmak isteyenler sabra ve namaza sarılsınlar. Dinimizden en ufak bir ödün bile vermememiz, onu bütünüyle korumamız gerekir. Bizim din önderlerimiz Amerika'daki birkaç eksik etek değil; Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, ashab–ı kiram, tâbiîn, tebe–i tâbiîn, selef–i sâlihîn, ehl–i beyt–i Mustafa, eimme–i müctehidîn, her devirde gelip geçmiş sâlih, ilmi ile âmil, râsih, muttaki âlimlerdir.
MUTLAK MÜÇTEHİD OLMAYAN HER MÜ'MİN MUHAKKAK BİR MEZHEBE TÂBİ OLMAK MECBURİYETİNDEDİR Kendisi mutlak müçtehid derecesinde olmayan her Müslümanın dört fıkıh mezhebinden birine bağlı olması, İslâm'ı onun hükümlerine uyarak hayata uygulaması gerekir. Fitne, bid'at ve sapıklıklardan korunmanın birinci yolu, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vârisleri, vekilleri, halifeleri olan râsih ve ilmi ile âmil ulemaya tâbi olmak, dini onlardan öğrenmek, İslâm'ı onların anladığı gibi anlamak ve uygulamaktır. Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a, şeriata, fıkha, sülehaya tâbi olanlar aziz olur; bunları bırakıp da fâsık, fâcir ve fitnecilerin peşinden gidenlerse rezil ve zelil olurlar.
Dinimizin esasları, hükümleri, ilkeleri hususunda sadece din âlimleri konuşabilir. Yahudilerin, dönmelerin, Hıristiyanların, ateistlerin, mürtedlerin İslâmî konularda bizi aydınlatmaya, yönlendirmeye yeltenmeleri gülünçtür, soytarılıktan ibarettir. Türkiye'de İslâmî hareketin içine birtakım gayrimüslimler ve gayrimüslimeler girmiştir. Bu gibi meseleleri onlar kurcalamakta, fitne ve fesat çıkartmaktadır. Kur'an'ın beyan buyurduğu üzere İslâm, Allah katında tek hak dindir. Bu din korunmuştur. Onu bozmaya çalışanlar, bu gibi fesatçıların peşlerinden gidenler doğru ve iyi yolda değildir. Herkes ayağını denk alsın. Hiçbir kimse Allah'la, Peygamberle, Kur'an'la, savaşamaz.
Kendilerine göre bir kapı açtılar, bundan sonra camilere kadın imam tayin etmeye kalkışabilirler. "Olmaz, bu kadarını da yapamazlar." demeyin, onlardan her şey beklenir.
Ülkemizde dinsizler, alınları ömürleri boyunca bir kez bile secdeye varmamış birtakım kişiler, müftülere kadın yardımcılar verilmesi hususunda hükümete ağır baskılar yapmakta, harıl harıl çalışmaktadırlar. İslâm tarihinde böyle bir şey görülmüş müdür? Ne lüzumu vardır? Böyle bir şey büyük ve vahim bir bid'at olur. Diyelim ki, ilahiyat fakültesi mezunu bir bayan, müftü yardımcısı oldu. Başını örtebilecek midir?
Böyle bir şeye de karşı çıkacaklardır. Kadın müftü yardımcıları çığırını açmak fitne kapısını açmaktır. Böyle bir şeyin vebali çok büyük ve ağırdır. Dinsizler, dindar olmayanlar, iki dinliler; biz Müslümanların din ve ibadet işlerimize karışmasınlar. Onların, din gibi benimsedikleri bir ideolojileri var; bizim dinimiz bize, onların dini onlara.
Amine Vedud'un New York'ta 50 kişilik kadın–erkek karışık bir gruba imamlık ederek namaz kıldırmasının ardından onu takip edenler hemen benzeri gösterilere giriştiler. Başı açıklardan sonra, televizyonda yaptıkları eğlence programlarında baldırı açıklardan da "Ben de imamlık yapıp namaz kıldırabilirim." diyenler çıkmış! Aman Allah'ım! Ya Rabbi! Sen, muhafaza eyle!
Âmin.
KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDEKİ FİTNELER Ayrıca böyle bir namaz olurdu–olmazdı diye bence dünyanın en trajikomik tartışmalarından biri, ama son derece de mânalı bir teşebbüs başladı. Şunu kesinlikle ifade edelim ki: ABD'de kılınan namaz, bir ilahiyat tartışması konusu asla değildir. Yukarıda açıkça ifade ettik, fakat siyasî mesaj yüklüdür. O mesaj şu: "Biz ne dersek o olur, İslâm modernleşecek, çağa ayak uyduracak, bunun en önemli sembollerinden biri olarak da, mutlak kadın–erkek eşitliği kabul edilecek".
Bu, tam bir dayatma. Çünkü ne İslâm ve ne de önceki ilâhî dinler, mutlak kadın ve erkek eşitliğini ortaya koymuyor. Bu, kadının erkekten daha değersiz olarak tanımlandığı anlamına gelmiyor. Kadın–erkek mutlak olarak eşit değil, ancak birbirinin eşidir, birbirinin tamamlayıcısıdır. Allah Teâlâ böyle yaratmıştır. Kadın–erkek eşitliğini kabul eden hiçbir ülkede orduların yarısı kadın, yarısı erkek değildir; milletvekillerinin yarısı kadın yarısı erkek değildir. Spor müsabakalarında kadınlar ayrı, erkekler ayrı yarışır. Dünyanın hiçbir ordusunun üst düzey komutanları kadın değildir.
Müslüman olmak zorunda değilsiniz; ama Müslümansanız, kadın ve erkek arasında fıtrata yani yaratılış gayesine dair farklılıklar olduğunu kabul etmek zorundasınız. Bu, fıtrata ilişkin ileri–geri fikir yürütüp, kadınlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmak mümkün ve kabul etmek demek değildir. Sadece bir ön kabul veya mutlak eşitlik ilkesine dair bir ön reddir. Kadın ve erkek fıtratı konusu çetrefilli bir mesele. Merak etmeyin, konuya kaba saba yaklaşan biri değilseniz, kadın ve erkeklerin fıtraten farklı olduğunu söylemek, kadınlara karşı hiçbir dışlama ve ayrımcılığa neden olmaz. Peki, o hâlde farkı kabul etmenin ne anlamı var, diyeceksiniz. İlkesel olarak, yaratılış ve varoluş gayesine dair bizim ancak sezgiyle kavrayabileceğimiz bir farkı kabul etmek, bizi son derece lüzumsuz mutlak eşitlik iddia ve gayretlerinden alıkoyuyor, o kadar. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz durum bu. İstemiyorsanız, inanmaz, ona göre yaşamazsınız. Ama bırakın isteyen, dininin çizdiği çerçeve içinde düşünsün, yaşasın.
İSLÂM'A SÖVENLER ÖDÜLLENDİRİLİYOR Dinsizlerin İslâm toplumunu çürütmek ve halkın kafasını karıştırmak için ele aldıkları ana konulardan biri kadın meselesidir. İslâm medeniyeti hak medeniyettir. Teknik bakımından güçlü olmakla birlikte temel felsefesi bozuk olan batı medeniyetinin kadınlarla ilgili ölçüleri bizi bağlamaz. İslâm dini, üzerinde resmî antet bulunan "vesikalarla" kadınlara fuhuş yapma hürriyeti, izni, cevazı vermez. İslâm dini iffete, namusa, şerefe, nesep güvenliğine büyük önem verir. Mimsiz modern medeniyet, zinayı suç ve günah kabul etmez. İslâm ise büyük günah ve ağır suç olarak kabul eder. İslâm'ın kadınları ve kızları eğitmediği ve câhil bıraktığı iddiası yalandır, iftiradır. Feminizm, İslâm'a aykırı bâtıl ve fıtrata aykırı bir ideolojidir. Sâliha kadınları tenzih ederek söylüyorum: Çağımızın en büyük fitnesi kötü kadınlardır. İslâm'da kadın; anne, nine, teyze, bacıdır. İslâm, kadını ve kızı bir seks aracı, bir şehvet âleti olarak görmez. Abdullah b. Abbas'tan rivayete göre Resûlullah:
"Cennet annelerin ayakları altındadır."(5) buyurmuştur.
Bu hadis, dinimizin kadına verdiği değeri, şerefi, itibarı göstermeye yeter de artar. Bangladeşli Teslime Nesrin, İslâm dininden çıkmış, mürted olmuş bir nasipsizdir. Birleşmiş Milletler Unesco Teşkilatı, bu agresif dinsiz kadına "Tolerans Ödülü" vermiş. Tam 100 bin dolar. Bu kadın yıllardan beri seviyesiz bir şekilde İslâm'a, Kur'an'a, Peygambere çatmaktadır. Sanki dinimize savaş ilân etmiştir. Batılıların gözünde tolerans, düşünce özgürlüğü işte budur. İslâm'a, Kur'an'a, Peygamber'e mi sövüyorsun, aferin, al sana 100 bin dolar Tolerans Ödülü, âfiyetle ye... Böyle bir kadına 100 bin dolar tolerans ödülü verenler, onu baştacı edenler İslâm ve Müslüman düşmanıdır.
ABD'de Vedud ve takipçileri, Müslüman dünyadaki kadınlar için bir şeyler yapmak istiyorlarsa, önce Irak işgaline karşı çıksınlar, oradaki kadınların durumuyla ilgilensinler. Ne kadar cesur Müslüman kadınlar olduklarını öyle göstersinler. İslâm coğrafyasında da, başka yerlerde de, kadınların binbir sorunu var, yukarıda söylediklerimi, bu sorunları yok saymak için söylemiyorum. Ama bunlar zaten, ne namazda imamlıkla, ne ısmarlama modernleşmiş İslâm'la çözülecek sorunlar değil. Bu tür hokkabazlıklar, kadınlara karşı işleyen süreçlerdeki asıl sorunları, gerçekleri göz ardı etmeye hizmet ettikleri, olayın ciddiyetini zedeledikleri için, kadın meselelerinin lehine değil, aleyhine işleyen girişimler.
İslâm âlemi, üzerine kâbus gibi çöken fitne ve fesattan bir türlü kurtulamıyor. Ve fitne fesat odakları her gün yeni fitneler ile İslâm âlemini lüzumsuz tartışmalar içinde boğmaya çalışıyorlar.
Kadın imam olur mu olmaz mı tartışmasına gelinceye kadar İslâm âleminin halletmesi gereken o kadar çok sorunu var ki!
İslâm âlemi, üzerine çöken fitne ve fesat kâbusunu bir dağıtabilse, o zaman bu tür saçmalıklar hiçbir yerde prim yapmayacak.
Ne var ki, şimdi birileri çıkıyor ve "Biz yaptık oldu!" diyorlar. Kadın hakları için ayakta olduklarını söylüyorlar.
İslâm âlemi Müslüman hakları için ayağa kalkmadıkça bu tür abeslikler devam edecektir.
ASR–I SAADETTE AİLESİNE NAMAZ KILDIRAN KADIN – Ümmü Varaka ile ilgili rivayet –
Yukarıda sözünü ettiğimiz Ümmü Varaka ile ilgili rivayete gelince; evet Hz. Peygamber, Ümmü Varaka isimli sahâbiye hanıma, ev halkına vakit namazı kıldırması için izin vermiş, ayrıca yaşlı bir erkeği de kendisine müezzin olarak tayin etmiştir. Öncelikle bu rivayetleri nakletmek istiyorum: …Abdurrahman b. Hallâd el–Ensârî, Ümmü Varaka binti Nevfel'den rivayet etmiştir: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir savaşına çıkacağı zaman kendisine dedim ki:
"Ya Resûlallah! Seninle beraber savaşa çıkmama izin ver de hastaları tedavi edeyim. Belki yüce Allah (bu sayede) bana şehitlik nasip eder." Resûlullah da şöyle cevap verdi:
"Evinde kal, muhakkak Allah sana şehitliği nasip edecektir."
Vekî b. Cerrah der ki; O'na "şehide" denirdi. el–Velîd der ki: "Ümmü Varaka Kur'an okurdu, evinde özel müezzin bulundurmak için Peygamber'den izin istemiş, Hz. Peygamber ona izin vermişti." Veki' der ki: "Ümmü Varaka'ya ait bir köle ile câriye vardı. Ölümünden sonra onların hür olacaklarını ifade etmişti. Bu köle ile câriye bir gece kalktılar, onu bir kadife ile boğup öldürdüler. Sonra da kaçıp gittiler. Hz. Ömer sabahleyin bunu duydu ve halka hitaben bir konuşma yaparak:
"Kim bunları bilir" veya "görürse, yakalayıp getirsin!" dedi. Nihayet Hz. Ömer onların asılmasını emretti de asıldılar ve Medine'de ilk asılan kimseler oldular."(6)
Abdurrahman b. Hallâd, Ümmü Varaka bint–i Abdillan'dan rivayet edilmiştir. Vekî'den gelen önceki rivayet daha tamdır.
Muhammed b. Fazl dedi ki: "Peygamber Ümmü Varaka'yı evinde ziyaret ederdi ve ona bir müezzin tayin edip, kendisinin de ev halkına imam olmasını emretmişti. Abdurrahman b. Hallâd, "Ümmü Varaka'nın müezzinini yaşlı bir kimse olarak gördüm." dedi.
Ancak bu iki rivayetin delil olarak kullanılmaya elverişli olabilmesi için açıklığa kavuşturulması gereken bazı noktalar mevcuttur:
1. Bu iki hadis–i şerifin ulaşabildiğimiz bütün rivayetlerinde, Ümmü Varaka'nın "ev halkı"na vakit namazlarında imamlık yaptığı zikredilmektedir. Bu "ev halkı" ifadesinin ne anlattığı ve burada kimlerin kastedildiği son derece önemlidir. Konuyla ilgili güncel tartışmalarda Ümmü Varaka'nın ev halkı olarak ise, ölümünden sonra azad olmaları kaydıyla hür kıldığı bir kölesi, bir cariyesi ve bir de müezzini zikredilmektedir.
Oysa "ev halkı" ifadesinden bu sayılanların kastedildiğinin söylenebilmesi için şu hususların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir:
A. Ümmü Varaka'nın kölesi ve cariyesi, Efendimiz'in ona ev halkına imamlık yapma izni verdiğinin anlatıldığı bağlamda değil, ölümünün nasıl olduğunun anlatıldığı bağlamda zikredilmektedir. Efendimiz, Bedir savaşına katılmak için izin isteyen ve şehit olma arzusunu dile getiren Ümmü Varaka'ya, evinde kalmasını, zira Allah Teâlâ'nın kendisine şehitlik ihsan edeceğini söylemiş, o andan sonra da Ümmü Varaka "şehîde" olarak anılmaya başlamıştır. Nihayet Hz. Ömer döneminde kölesi ve cariyesi tarafından evinde saldırıya uğramış ve şehit olmuştur.
Şu halde Ümmü Varaka'nın kendilerine namaz kıldırdığı "ev halkı" arasında, daha sonra kendisine suikast düzenleyecek olan kölenin bulunup bulunmadığının, ilgili bağlamda hiçbir şekilde açıkça ifade edilmediğini söylemek durumundayız.
MUHTEVİYATINA ULAŞILAMAYAN BİR RİVAYET B. Efendimizin Ümmü Varaka'ya müezzin olarak tayin ettiği yaşlı sahabînin de "ev halkı" arasında bulunduğunu gösteren bir açıklama mevcut değildir. İlgili rivayetlerin tümünde bu zatın sadece ezan okuduğu, Ümmü Varaka'nın ise "ev halkına" namaz kıldırdığı zikredilmektedir. Dolayısıyla "el–Menhel" yazarının(8) da belirttiği gibi, bu müezzinin, ezan okuduktan sonra Ümmü Varaka'nın evinde ve onun arkasında değil, mescide giderek oradaki cemaatle namaz kılmış olması mümkündür.
C. Dârekutnî(9) ve İbnü'l Cevzî'nin(10) zikrettiği bir rivayette Ümmü Varaka'nın, "kadınlara" namaz kıldırdığı açık bir şekilde kaydedilmektedir ki böylece diğer rivayetlerde geçen "ev halkı"nın kimler olduğu açıklığa kavuşmuş olmaktadır.
2. Konuyla ilgili öğrenebildiğimiz rivayetlerin tamamının senedinde Abdurrahman b. Hallâd isimli ravi bulunmaktadır. Rical kitapları(11) bu zatın durumunun bilinmediğini ittifakla kaydeder. İbn Hibbân'ın bu zatı "es–Sikât"da zikretmesi tek başına onu "meçhûlu'l–hal" olmaktan çıkarmaz. Zira İbn Hibbân'ın tevsikteki (ravilerin güvenilir olduğuna hükmetmedeki) tesahülü (gevşekliği) konuyla ilgilenenlerin malumudur.
3. Söz konusu rivayet, mezkûr Abdurrahman b. Hallâd yanında, Leylâ binti Mâlik isimli kadından da rivayet edilmiştir. Bu kadın da meçhul (durumu bilinmeyen birisi)dir.(12)
Bütün bu hususlar, kadının erkek cemaate veya kadın–erkek karışık cemaate imamlık yapmasına Ümmü Varaka hakkındaki rivayetin delil olarak kullanılmasının son derece tartışmalı olduğunu göstermektedir. Bu sebeple Müçtehid ulemanın büyük ekseriyeti bunun caiz olmadığını söylemiştir. Evet, işin iç yüzü şu: Kadın İmam Provokasyonu. Aslında bu trajikomik olay haddi zâtında önemli sayılmaz ve ne hakkında yazmayı hak ediyor ne de yorum yapmayı. Hatta yazmak, tekrarlamak, yorumda bulunmak ve konuyu kaşımak, bu olaya değer vermekte. Tıpkı Selman Rüşti'nin kitabında yaşandığı gibi. Çünkü bu kitap hakkında yazı yazanlar ve cevap verenler, kitaba değer vermiş ve ün katmış oldular.
Aksi takdirde 50 Müslümanın bir kilisede, adına cuma namazı dedikleri, garip, tuhaf ve trajikomik bir namaz kılmak için toplanmalarının ne kıymeti var ki... Fakat bu konu gündem maddesi yapıldı, Müslümanlar ve onların ihtilafları alay konusu oldu. Oysa arzuladıkları açılımcı ibadet ve namaz, İslâm'dan değil. Biz de Allah'ın Resûlü'nden böyle bir şey öğrenmedik. Bu eylem sadece kadının imam olması değil; kadın–erkek karışımı, ibadetlerin en kutsalı için Allah'a yönelmiş kadının örtünmemesi sebebiyle bâtıl bir eylem...
BU TÜRLÜ BÂTIL DAVRANIŞLAR KAYNAKLARA DÖNÜŞÜ HIZLANDIRIR Şayet bozgunculuğu arzulayıp Müslümanların saflarını ayırmak istiyorlarsa, bunda başarısız oldular. Çünkü bu tür davranışlar ve karalamalar, Müslümanların ancak sebatını artırır ve saf kaynaklara dönüşünü hızlandırır. Delili ise; bu aylakların kendilerini kabul edecek bir mescid bulamamaları ve namaz kılmak için kiliseye sığınmaları.
Kilise ister yakınlık ve iyi niyetini göstermek bağlamında olsun, ister dinlerinin temelleri dışına çıkan bu aylakları cesaretlendirmek bağlamında olsun fark etmez, iyi niyetli olsalar dahi bu hareketleriyle hata etmişlerdir. Böyle çirkin bir olayın Müslüman kadın hakları söylemi altında gelmesi gerçekten çok ilginç. Sanki dünyadaki Müslüman ve Müslüman olmayan kadınların haklarının tamamı alındı da, geriye dinlerdeki ibadetler konusu kaldı.
BU GİRİŞİMLERİNİN ARKASINDA BAŞKA ŞEYLER VAR Sahnenin karikatürlüğü veya iğrençliği bir yana, tarihte ilk defa böyle bir olay yaşanmakta ve İslâm dini ihlal edilmeye çalışılmaktadır. Sahneye o kadar yoğun bir medya ilgisi vardı ki, 50 kamera ve televizyon hazır bulundu. Evet, 100 televizyona karşı, kendi ılımlı modern yöntemleriyle namaz kılan 50 Müslüman! Bu durum bizlere, olayın arkasında başka olaylar var sözünü söylettiriyor. Şayet bu kadınlar ve erkekler topluluğu, İslâm'a ve Müslümanlara iyilik yapmak isteselerdi, kendilerine yetecek kadar sorun ve konu bulurlardı. Sorun kadın konusu ise, geliniz diğer dinlere soralım. Hıristiyan kilise tarihinde papa mertebesine ulaşan bir kadın gördünüz mü? Yahudilikte de öyle. Yahudi din makamına getirilmiş Yahudi bir kadın gördünüz mü? Hatta kadının bütün bir Yahudi inancındaki konumu nedir diye sorayım? Bizler kadın konusunda dinler arası mukayeseye girdiğimiz vakit, İslâm'ın kadına ayrıcalıklı bir konum verdiğini, kadını birçok sorundan ve haksızlıktan kurtardığını görürüz. Bu arada, eskisi ölmüşken yeni papanın "kadın olması" için niçin kimseden bir ses çıkmadı? Böylelikle "Hıristiyan dininde kadının erkeğin karşısında eşit olmasında son aşamaya geçilecek olan köklü bir değişimin gerçekleşmesi için" fırsat kaçırılmamış olurdu. Vatikan'da bir defacık, bir kadın papa görsek.
BU SAÇMALIKLAR VE KOMPLOLAR ASLA BAŞARILI OLAMAYACAKTIR Müslümanların ve dünyanın bu türden saçmalıklar veya komplolarla meşgul edilmesi, kesinlikle başarılı olamayacak. Çünkü Müslümanlar uzun tarihleri boyunca birçok bid'at ve karalamalardan geçseler de, Allah onları korumuştur. Meseleyi bir fıkra ile bitiriyoruz. Birisi sormuş:
– Hocam! Abdestsiz namaz olur mu?
– Olmaz.
Soruyu soran şahıs:
– Ama ben kıldım, oldu, demiş.
İşte Amine Vedud'un kıldırdığı cuma namazı da aynen öyle. Bu da bir kıyamet alâmeti… Rabbim şerlerinden emin eyle.
Dipnot:
1. Maide sûresi, 3
2. Nisa sûresi, 83
3. Haşr sûresi, 7
4. Necm sûresi, 3
5. el–Askalânî, "Lisânu'l–mîzan", 6/128
6. Ebû Davud, Salat 62, No: 591, 1/217; Ahmes b. Hanbel, 6/405;
İbn Huzeyme, 3/89; Hakim, "el–Müstedrek", 1/203
7. Ebû Davud, Salat 62, No: 592, 1/217
8. Bak: 4/314
9. Bak: 1/279
10. "et–Tahkîk", 1/313
11. Mesela bkz. "Tehzîbu't–Tehzîb", 6/153
12. Bak: "Takrîbu't–Tehzîb", 763
Beyan dergisinden