Reyhan Gürtuna: Dini, erkekler anlattığı için kadınlar arka planda kaldı

Röportaj

 

 

Nuriye Akman : İktidar sahibi erkeklerin eşleri genellikle sosyal yardımlaşmayla ilgilenirler. Bunun psikolojik yönünü nedir acaba? A) Kocayla gizli rekabet ve iktidara aktif olarak ortak olmak isteği. B) İktidarın sert yüzünü yumuşatma, kocaya yönelik eleştirileri sempatiye döndürme, onu anaçça koruma.

Siz bunlardan hangisisiniz?

Reyhan Gürtuna (Eski İstanbul Belediye Başkanı Müfit Gürtuna'nın eşi) :

Hiçbiri değilim. Ben Reyhan Gürtuna olarak varım, yaşıyorum ve vazifelerimi yapıyorum. Ben varım derken hukuki bağlarımın olduğu insanları yok ederek, silerek var olmuyorum. O ilişkileri zedelemeden varlığımı ortaya koymaya çalışıyorum. Bazı kadınlarımız var olacağım derken her tarafı yıkıp döküp mahvediyorlar, ben onlardan değilim.

Peki siz kimsiniz?

Zor bir soru. Ben bir insanım, şanslı bir kadınım. İyi bir evliliğim var. Onun ötesinde kendi ayaklarımın üzerinde durdum, kendi kimliğimi önce kendimin tanımasına fırsat verdim. Sen kendine saygı duyunca karşındakiler de saygı duyar. Kadınlarımızın ayakları kolay yere basamıyor. Mazeretlerin arkasına sığınmak gibi bir anlayış var. Halbuki her şeyden önce sen, kendin varsın. Bakın sözlerimde bencillik yok.

Telaş etmeyin, anlıyorum. İç özgürlükten söz ediyorsunuz.

Dünyada benim kadar mutlu bir eş zor bulunur. Buna rağmen ben eşim için yaşamıyorum. Hayatımın bir bölümü onun için, bir bölümü çocuklarım için, bir bölümü başka şey içindir; ama önce ben varım.

Ama bugünkü aktivitenizi eşinizin konumuna borçlusunuz?

Ben daha önce de benzer çalışmaları olan bir insandım. Tabii, eşim başkan olduğu için saygınlığım arttı toplumda. Bu beni rahatsız etmiyor. Eşim gerçekten çok saygılı bana. Benim kimliğimi benden sonra tanıyan odur.

Bu, muhafazakar kesimde alışık olunan bir model olmasa gerek.

Hiç değil. Genellikle kadınlar, karşılarındaki insanlara göre var olmaya çalışıyorlar. Mesela anne kimliği. Ya çocuğuna iyi bakmıyor ya da kendini köle ediyor çocuğuna. Oğlum yurtdışında okuyor. Ramazandı, hem ona destek olurum, hem de dil kursuna giderim dedim, gittim. Bir süre sonra çocuk bana, “Hani benim için gelmiştin? Sen beni kullanıyorsun.” dedi. Aldım karşıma çocuğumu, “Ben senin kölen değilim. Ben senin için dünyaya gelmedim. Ben senin annenim, sana olan vazifelerimi fazlasıyla yapıyorum. Daha fazlası için hayatımı sana köle edemem. Bunu kafana yerleştir.” dedim. Birçok anne görüyoruz kendi varlığını tamamen siliyor ve mutsuz bir kadına dönüşüyor.

Bunda, dini, kadınların değil de erkeklerin anlatmasının rolü yok mu?

Dediğiniz gibi, bugüne kadar erkekler dini hep anlatan ve yazan kişiler olduğu için kadın hep arka planda kalmış. Kadının gelişimi hiç göz önüne alınmamış. Çok hızlı bir değişim var dünyada. Buna erkekler ayak uydurmuş. Kadınlar onlar için paspas ve zemin olmuş, hep erkeğine vermiş yükselmesi için. Kadın da hatalıdır, erkeğin gelişirken sen niye oturuyorsun?

Siz nasıl yetiştirildiniz?

Özel yetiştirilmiş biri değilim. Bütün gayret sizde. Ben kardeşlerimin de, benden 15 yaş büyük abimin de, babamın da, annemin de annesiyim. Yeryüzüne tek başına indim ve mahşer günü tek başına kalkacağım. Allah’ın huzuruna tek çıkacağım ve o gün bana kimsenin faydası olmayacak. Mahşer gününü önce yeryüzünde hissetmeniz lazım. Eğer mahşer günü hissederseniz faydası yok.

Çünkü Kur’an’ın kıyamet tasvirlerine göre o gün herkes herkesten kaçacak. İşte o kaçma olayını burada yapacaksınız.

Özgürlüğünüze bu kadar düşkünsünüz; ama bir meslek sahibi olmadan evlendiniz ve ikinci çocuğunuz olunca da, Açıköğretim’i bitirmekten vazgeçtiniz.

Vazgeçtim değil, iki yıllık bölümü bitirdim; fakat üçüncü yılımda hamile kaldım ikinci çocuğuma. Öyle olunca devam etmedim, çok da severek okuduğum bir bölüm değildi.

“Ben tek başıma varım” diyen bir kadın, nasıl oldu da var olmanın şartlarından biri olan geçimini kocasına bağladı?

Varlığım kocama bağlı değil, geçim konusunda da bana hiç eziyet etmiyor. Bir kadının para kazanarak özgür olduğu kanaatinde değilim. Kadının bu kadar sokağa atılmasına ben karşıyım. Bu size ters gelecektir.

Çok ters hem de. Neden sokağa atılmış olsun? Bakın siz de sokağa atmışsınız kendinizi, ben de atmışım.

Bunlar başka şeyler, ama çalışmak özgürlüğü getirmez. Bu bir etkendir ayaklarının üzerinde durmada, ama topyekûn bir etken değildir.

Ama hiçbir şey, hiçbir şeyi topyekûn etkileyemez ki.

Çalışmanın getirdiğinden çok şey götürdüğünü kadınlar fark etmiyor. Bir kadın öncelikle annedir. Çünkü en önemli şey insan yetiştirmektir.

“En önemli şey anne olmaktır.” dediğiniz anda, deminki teoriniz çöker. Annelik, kadınlığın sadece bir yönü...

Çocuğunu şımartan, ona doğru dürüst terbiye vermeyen, onu pohpohladıkça kendi nefsi de tatmin olan anne tipinden bahsetmiyorum. Çok iyi anne olduğunu zannediyor ve kendini bırakıyor. Benim söylediğim annelikle yaşanan annelik arasında çok fark var. Çalışmak zorundaysa ve ortam ne kadınlığına, ne anneliğine, ne kimliğine zarar getirmeyecek bir ortamsa tabii ki çalışması güzel bir şey; ama sırf çalışmak adına abuk sabuk yerlerde kadınların hor görülmesine, sömürülmesine karşıyım.

Ama erkekler de sömürülüyor. Bu bir kadın meselesi değil ki, bu bir insan meselesi. Siyasetin, ekonominin, kültürün getirdiği bir sonuç.

Bunlar devlet politikası, yürekten katılıyorum; ama annelik durumu çok iyi değerlendirilmeli. Yani çalışıyorum deyip sersefil olmak, çoluk çocuk sokaklarda olmak normal değil.

Eşinizden dolayı katılmak zorunda olduğunuz protokol görevleri sizi sıkıyor mu?

Kendimi sıkmıyorum bu konuda. Ben çok yoğun bir şekilde burada çalışıyorum. Eşimle her yere gitmiyorum. En son, metronun açılışına gittim. Tarihî bir olaydı ve ben orada olmak istedim. Çok seyrek, bazı açılışlara gidiyorum. Gittiğimde orada kendi kimliğimi bulabilecek miyim diye düşünürüm.

Başörtünüzün engellediği protokol törenleri var mı?

Var tabii. Bayram törenleri gibi, başörtümden rahatsızlık duyulabilecek hiçbir ortama gitmiyorum. Aslolan uzlaşmaktır. Bir sıkıntıyla varolmak istemem. Bu Türkiye’nin gerçeği. Yaşlı annelerimiz bile askeriyeye sokulmuyor, başörtülü olduğundan dolayı. Ben oraya gidip de meydan okur gibi bir hava yaratmak istemem. Bende öyle bir duygu yok çünkü.

On sekiz yaşına kadar açıktınız. Kapanmaya nasıl karar verdiniz?

Bu çok okuyarak, aklı başında insanları dinleyip, onlardan aldığım bilgileri ayıklayarak oluşturduğum bir şey. Tercihimi de kendim yaptım. Mesela ağabeyim dindar değildir ve benim örtüme karşıdır. Örtünmeden önce de namazımı hiç bırakmadım. Karar verdim ve örtündüm.

Kapanınca içinizde hangi gel–gitleri yaşadınız?

Estetiğe önem veren bir insanım, görüntü benim için önemlidir. Bir yere baktığım zaman bütün detayları görürüm. Kendimi de görüyorum tabii. Örtüyle şık giyinmek hakikaten zor. Üzerine örtüyü oturttuğunuz zaman kıyafetin karakteri de değişiyor. Öyle bir giyineceksiniz ki o karakter bozulmayacak, örtüyle bir bütünlük kazanacak. İşte bunu sağlama noktasında çok sıkıntılarım oldu.

Pardösü kullanmıyorsunuz...

Evet, pantolon ceket giyiyorum.

Kızınız kapalı mı?

Hayır. Kızım zaman zaman örtünmek istediğini söylüyor arkadaşlarının etkisiyle; ama ben o örtüyü taşıyacak kadar şuurlu olmadığına inanıyorum. Bunun bir oyuncak olmadığını anlatıyorum, örtme diyorum. Benden daha uzun boylu, gösterişli bir kız. İki gün örtüp açabilecek gibi geliyor.

Örtünme fikri olgunlaşsın diye onu yönlendiriyor musunuz?

Hayır. Bunu doğru da bulmuyorum, akıl bâliğ olduktan sonra bir genç kız kendisinden sorumludur. Kimse durup dururken örtünmeyi kabul etmez. Her şeyden üstün tuttuğumuz Yaradan’ın emrini yerine getirmek için yapılır bu. Kendi kendime kalsa, tercihim örtünmemekten yana olur.

Başörtüleri yüzünden okula gidemeyen binlerce genç kız var. Böyle bir durumda sizin tercihiniz ne olurdu?

Öğrenci olsam açardım. Bu çok acı bir şey; ama eğitim çok önemli. Bu sıkıntıları yapan insanların belli maksatları var. Açmazsanız o maksatlarını yerine getirmiş oluruz.

Peki kızınız için planlarınız nedir?

Çocuğun fıtratını çok fazla zorlamaya gelmiyor. Kızımın fıtratı, benden çok farklı. Benim gibi misyon taşıyacak bir yapısı yok. Ne arzu ediyorsa gönlü onu seçmesini arzu ediyorum. Ben bütün genç kızlarımızın evlenmeden önce bir meslek sahibi olmasından yanayım. Ayakları evlenmeden önce yere basmalı. Evlenmeden önce basamazsa, kocasının ayakları üzerine basar.

Kadın erkek ilişkilerinin seviyeli olduğu sürece olmasından yanayım. Benim kızım üniversiteye giderken birisiyle hem gönül hem fikir bazında ciddi bir anlaşma içine girdi diyelim. Karşı geleceğimi zannetmiyorum.

Siz flört etmeye zaman bulabilmiş miydiniz nişanlıyken?

Hayır, ben zaten evlilikle hiç alakası olmayan bir genç kızdım. Üniversite sınavlarına hazırlandığım için fizik ve matematik dersleri alıyordum. O dersleri aldığım hocalarımın arkadaşıydı eşim. Onların evinde ben ders alırken beni gördüler. Evliliği hiç düşünmüyordum. Eve istemeye gelinmesini bile istemezdim. Hayatımda ilk kez müsaade ettim; ama onunla da evlendim. Aşk değil bu, nasıl diyeyim ben onu bir fikir adamı olarak çok beğendim. Karakteri, genel görüntüsü, ses tonu, konuşma üslubu, her haliyle bir bütün olarak beğendim. Ve ondan sonra da “Eğer evleneceksen daha iyi birinin olacağını düşünmüyorum.” diye içimden geçirdim, çok fazla zahmet çektirmedim kendisine, naz etmedim.

Tayyip Erdoğan’ın eşiyle arkadaş mısınız?

Önceden bazı toplantılarda karşılaşıyorduk. Şimdi çok yoğunum. Geçen gün annesini kaybetti. Taziyeye gittik, ama çok özel paylaştığımız bir şey yok.

Tayyip Erdoğan ile kocanız hangi açılardan benziyor, hangi açılardan benzemiyor?

Bunlar çok tehlikeli sorular, bunları özel konuşalım. Aynı görevi yaptık diye sürekli karşılaştırılmaktan hoşlanmıyorum.

Peki, Tayyip Bey’in içkinin referanduma sunulması görüşünü nasıl karşılıyorsunuz?

Bu kadar problemin içinde uç bir teklif diye düşünüyorum. Yani ben böyle bir şey yapmazdım. Eşimin de yapacağını zannetmiyorum.

Ya ‘Çok çocuk doğurmayın.’ diyenleri vatan hainliğiyle suçlaması...

O konuşmayı dinledim. Orada nüfus planlaması adı altında neslimiz köreltiliyor düşüncesi var. O inançla söyledi; ama bu kadar önemli bir siyasi partinin başkanı olsam ben bu lafı söylemem. Aradaki fark bu.

“Hiçbir cemaate mensup olamıyorum, ufkumu daraltıyor.” diye bir cümleniz var...

Cemaatlere karşı bir insan değilim; sadece bana ait bir duygu bu. Bütün insanlara ilişki kuracak bir ruh yapım var. Amerika’ya gittiğimde, çeşitli etkinliklere katıldım. Aklınızın alamayacağı kadar değişik insanlarla birlikte oldum. Her insanla arabulucusuz köprü kurabilen bir yapım var. Hiçbir görüş, hiçbir fikir akımı bana yetmiyor. Oradan bir şey alıyorum. Şurasını beğenmedim. Onu ben almıyorum, almak zorunda değilim. Bir yere ait olsanız her şeyini kabul etmek zorunda kalacaksınız.

Eşiniz yeniden politikaya girerse, parti cemaati sizi daraltmayacak mı?

Girsin beni etkilemez ki. Ben en fanatik grubun olduğu bir partinin içinde yaşadım iki sene.

Fazilet’i fanatik mi buluyordunuz?

Şöyle fanatik. Tabanı çok sağlam, partisi için canını verecek bir taban var. Onlarla birlikteyken çalıştım. Ama kendi duygu ve düşüncelerimi onlara hep anlatmaya çalıştım: Benim yapımdaki bir insan, bir partide olsa partiye zarar verir. Sizin yapınızdaki bir insan da vakıfta olsa ona zarar verir. Onun için beni böyle bırakın. Siz böyle olun dedim.

Epey sıkıntı çekmiş olmalısınız...

Bu belki de uzun zaman aldı, tabii ki sıkıntılar çektim; ama mücadelemi samimi bir şekilde verdim. Yanlış anlamayın, bütün insanlarımız kıymetli. Ben en aykırı düşüncedeki insanlarla bile zaman içerisinde aramda bir köprü kurulacağına inanan bir insanım.

Çünkü herkes, büyük varlık bulmacasının bir parçası.

O kadar! Beni kutuplara götürün, orada kurarım ilişkilerimi. Çünkü ben ne istediğimi, neden yaratıldığımı biliyorum. Onu bildiğiniz zaman dünyadaki her şeyle aranızda köprü kuracak bir şey buluyorsunuz.

 

Zaman gazetesinden

Hosted by www.Geocities.ws

1