Cami ve Kadın Tartışması

Haluk Şahin

 

 

Geçen hafta, artık bir popüler kültür olayı haline gelmiş olan dinsel tartışmalardan birini daha yaşadık.

Bu türden tartışmlar bir döngü biçiminde yaşanıyor: Bir söz ya da görüntüyle, başlıyor, birisi dinsel konularda alışılmışın dışında bir şey söylemiş ya da yapmış oluyor. Bunun üzerine gürültü kopuyor, televizyonlarımız ve gazetelerimiz hemen olayın üzerine atlıyor, 'olağan şüpheliler' diyebileceğimiz 'uzman'lara başvuruyorlar. Herkes kendisinden bekleneni söyledikten sonra genellikle bir sonuca varılmadan döngü tamamlanıyor.

Bu kez de öyle oldu. İstanbul'un bir camisinde kadınların erkeklerle karışık saf tutarak ve başlarını örtmeden cuma namazı kıldıklarını gösteren bir fotoğrafın yayımlanmasından sonra döngünün tüm aşamaları adım adım yaşandı. Başı açık namaz kılanlardan birinin eşinin iktidar partisinin en önemli danışmanlarından biri olması konuya farklı bir boyut kattı. Kimi dinci çevreler tüm bunların İslamiyeti 'protestanlaştırma' komplolarının bir adımı olduğunu bir kez daha söylediler, dinsel ibadetlerin değiştirilemeyeceğini yinelediler. Karşı kamptakiler ise dinin bireysel yönünü vurgulayarak, dinsel pratiklerin de çağdaş dünyaya uyum göstermesi gerektiğini söylediler...

Tartışma küllenir gibi oldu. Bir süre sonra başka bir nedenle yeniden harlayıncaya kadar.

Bu gibi tartışmaların ne kadar çok ilgi çektiğini televizyon haber yöneticiliği yaptığım dönemden hatırlıyorum. Böyle bir konuyu ekrana getirdiğimiz anda reyting ibremizin Şahan'ın komedi programındaki ibre gibi yükseldiğini telefonların daha sık çalmasından ve haberci arkadaşların bile yaptıkları işi bırakıp ekranda söylenenlere yoğunlaşmasından anlardık. Aradan yıllar geçti, ama geçen hafta yaşananlar bu ilgi ve merakın hâlâ devam ettiğini gösteriyor.

Günümüz Türkiye'sini anlamak isteyenler açısından bu önemli bir tespit: İslam dininin çağımızda nasıl uygulanacağına ilişkin konulara eksilmeyen bir merak var. Belli ki, eski kalıplar ve geleneksel açıklamalar toplumun önemli bir kesimini tatmin etmiyor. Bunların değişen dünyanın yeni koşullarına bir biçimde uydurulması ihtiyacı, vuran bir ayakkabı gibi sürekli rahatsız ediyor.

Birtakım 'otorite'lerin her tartışmada 'Vay münafıklar, dinde değişme olmaz, ona kimse dokunamaz' şeklindeki çıkışmaları konuyu bitirmiyor.

Bu kez de bitirmedi. Çelişki, inanç sisteminin güvesidir. Sürekli olarak kadın-erkek eşitliğinden söz edilen bir çağda kadınların ibadette erkeklerle eşit olamayacağı yönündeki açıklamalar modern rollere çıkmış kadınlara yetmiyor. Dine inanmayanlar için mesele yok; ama çağdaş eşitlik anlayışını kabul ettikleri halde mümin de olmayı arzu eden kadınlar zor durumda kalıyor, çelişkiyi kafalarında çözmeye çalışıyor, birtakım girişimlerde bulunuyorlar.

Ve geçen hafta olduğu gibi, başlarına hiç de hoş olmayan şeyler geliyor.

Tabii, çelişkiyi biraz daha çağdaş görünümlü bir düzlemde çözmeye çalışan şöyle bir sav da var: "Tanrı kadınlarla erkekleri elbette eşit yaratmıştır, ama onlara ayrı roller vermiştir. Kadınlarla erkeklerin ibadet sırasında ayrı tutulması da böyle görülmeli. Burada amaç eşitsizlik değil."

Acaba? Eminim kadınlar bu yaklaşımın da samimiyet testine sokulmasını isteyeceklerdir.

Onlara deniyor ki, elbette eşitsiniz, ama ibadetin selameti açısından gelin balkonda ya da arkadaki özel bölümde namazınızı kılın.

Şimdi onlar diyemezler mi? Tamam, kabul, öyle yapacağız, ama madem ki eşitiz, niçin arkada kalan hep biz olalım. Bir hafta cuma namazını biz öndeki bölümde kılalım, bir hafta da siz. Bir hafta siz balkondu olun, bir hafta da biz.

Ne cevap alırlar dersiniz?

Ayakkabu vurmaya devam ettiği sürece bu tartışmalar bitmeyecektir.

Radikal Gazetesi, 29 Ocak 2006 Pazar

Hosted by www.Geocities.ws

1