Daha Az Kadın, Daha Az Anne, Daha Az Eş

Dücane Cündioğlu

 

 

İslâm'ın varlık ve bilgi tasavvuru açık-seçik ortaya konulmadıkça, İslâm'ın genelde insan, özelde erkek ya da kadın tasavvuru üzerine konuşulamaz. Bu yargının gerekçesi ise esasen çok basittir. Çünkü varlık ve bilgi gibi ontolojinin ve epistemolojinin konuları; ahlâk, hukuk, siyaset gibi aksiyolojinin konularına zihnen tekaddüm eder. Zihnen tekaddüm edenin, tarif itibariyle de tekaddüm etmesi lâzım geldiği erbabınca malûmdur. Aksi takdirde bu, toplama-çıkarma kavramına sahip olmayan bir kimsenin gelişigüzel işlem yapmaya kalkışmasına benzer ki birtakım heveskârlar belki doğru ya da yanlış bir işlem yaparlar, daha doğrusu işlem yaptıklarını zannederler ama bu işlem aslâ başkalarınca denetlenemez.

Halk dilinde bu tür teşebbüslere lâf u güzaf (boş konuşma) denir.

Her ne pahasına olursa olsun varolabilmek için modernleşme/dünyevileşme sürecine katılmaya karar veren müslüman elitlerin varlık ve bilgi tasavvurunda o denli ciddi bir tahribat vukû bulmuştur ki mevcut tasavvurâtın İslâm'la irtibatı maalesef sadece 'adlandırma' düzeyinde kalmıştır. Müslümanlık ve İslamcılık arasındaki temel ayrım da tamıtamamına bu noktadadır. Bir modernleşme projesi olarak İslâmcılık, müslümanları dünyevîleştirmekte, evrensel diye sunulan egemen ilkelerin içselleştirilmesini kolaylaştırmakta, hepsinden de önemlisi, Kelâmullah'ın dünyayı dönüştürme gücünü, ne vahimdir ki yine Kelâmullah adına ürettiği lâf u güzafla zayıflatmak işlevini görmektedir. Nitekim Çağdaş İslâmcıların siyaset, hukuk ve ahlâk konusundaki görüşlerini gözden geçirenler, piyasadaki temsilcilerinin, magazin dergilerine dahî sermaye olacak düzeydeki yorumlarının altına bir takım ayet ve hadîsler yerleştirmekten öte bir iş yapmadıklarını görmekte zorlanmayacaklardır.

Müslüman kadının sorunları, çağdaş kadının sorunlarıdır.

Nassın (dini metinlerin) eleştirisinin, ancak modernleşme/dünyevileşme sürecinin olumlanmasıyla meşrûiyet kazanabildiği dikkate alınacak olursa, İslâmcılığın bizâtihi olgu'dan (realiteden) ziyade o olguya mesnet teşkil eden karşıt bir dünya-tasavvuruna yaslandığı/eklemlendiği rahatlıkla söylenebilir. Bu bakımdan müslüman kadının modernleşme karşısındaki direnci zayıfladıkça, hiç kuşku yok ki sadece müslümanlığı değil, kadınlığı da buharlaşmakta; yani nasıl ki modern kadın erkekleşiyorsa/erkekleştiyse, müslüman kadın da erkekleşmekte; dolayısıyla kendi özüne yabancılaşmak sûretiyle daha az kadın, daha az anne, daha az eş olma yolunda ilerlemektedir. Kısacası, tıpkı bugün Batı'da olduğu gibi önceleri daha az doğuran kadın, sonraları doğurmaktan vazgeçiyor, dolayısıyla ailesini ve evini yitirmekle kalmayıp aynı zamanda doğurganlığın kendisine bahşettiği o muhteşem yetileri yavaş yavaş kaybetmek zorunda kalıyor.

Bugün bazı kadınlarımız arasında özgürlüğün anlamı, daha az kadın, daha az anne, daha az eş olmakla eşdeğerdir. Çünkü evin yerini sokak, mutfağın yerini bürü, anneliğin yerini sekreterlik, mahremiyetin yerini teşhir aldıkça kadının erkekleşmesi kaçınılmazdır!

Hiçbir kadın, biyolojisinde varolan doğurganlık hassasını başkalarına devredemeyeceği gibi, doğurganlığın kendisine bahşettiği annelik gibi diğer hassalarını da devredemez. Modernleşme/dünyevileşme projesinin sözümona eşitlik söylemi, kadını erkekleştirmekle kalmadı; dişileştirdi de.

"Doğurganlığından vazgeçen bir dişi"nin aile kurmak isteyen bir erkek tipince değil, onun sadece dişiliğinden yararlanmak isteyen bir erkek tipince çekici bulunması gayet tabiidir. Doğurganlığın çekiciliğini kaybetmesi halinde çocuğun, anneliğin ve dolayısıyla ailenin de çekiciliğini kaybedeceği muhakkaktır.

Bu sorunlar tartışma kapsamına alınmadıkça, ne İslâm'ın kadın tasavvuru, ne modern dünyada müslüman kadının yeri, ne de olması gereken ile olan arasındaki irtibatın sıhhati konuşulabilir.

Gerisi lâf u güzaftır!

Dücane Cündioğlu'nun Philosophialoren kitabından...

Hosted by www.Geocities.ws

1