Ataerkillik
Amine Vedud-Muhsin
Çeviren
Nazife Şişman
Arap yarımadasında vahyin indirildiği dönemde varolan düzen ataerkildi: 'hükmetme ve boyun eğme üzerine inşa edilmiş' ve 'hiyerarşiyi gerekli gören bir kültür'dü.(38) Erkek merkezli bir önyargıya sahip ve erkek deneyiminin norm olarak kabul edildiği bir kültürdü. (İşte böyle bir önyargı nedeniyle, 'Bütün insanlar eşit yaratılmıştır' ifadesinin yorumu, yani 'in-sanlar'ı kadınları da kapsayacak şekilde tüm insanlar şeklinde ya da sadece erkekler şeklinde yorumlamak, bireysel arzulara bırakılmıştır.)
Erkek-merkezli (androcentric) kültürlerde, kadınlar aşağı görülürler ve ancak erkekler için taşıdıkları fayda açısından değerli kabul edilirler ki bu da çoğunlukla üremedir. Kur'ân vahyinin nazil olduğu zaman ve makânda kültürel önyargının bu doğrultuda olması, Kur'ân'in o toplumda tesis etmeye çalıştığı toplumsal ideali anlamaya çalışan daha sonraki toplumlar üzerinde çok önemli bir takım etkilere sebep olmuştur. Kur'ân'ın farklı pek çok toplumsal çerçeveye intibak edebilme vasfı, yedinci yüzyıl Arabistan'ında varolan belirli bir toplumsal düzeni desteklediği şeklinde yanlış anlaşılmıştır.
Bazıları islâm'ın temelde ataerkil ideolojinin bir varyasyonu olduğunu iddia eder. Bazıları ise İslâm'ın ataerkillik dahil, tüm dünyevî ideolojilerin üstünde olduğunu iddia eder. Allah sözü olduğu için (39) o tüm ideolojilerin ötesinde yücedir. Bu görüşleri savunanlar arasında iki grubu birbirinden ayırt edebiliriz: islâm'ın bugünkü şekliyle kadınlar için adil ve hakka riayetkar olduğuna inananlar ve islâm'ın bugünkü uygulanış şekliyle açıkça ataerkil olduğuna, fakat gerçek islâm'ın böyle olmadığına inananlar.(40)
Bu ataerkil çerçevenin işaret ettiği gerçeklik, Kur'ân'ın daha geniş ilkeleri ve bu ilkelerin nihaî olarak toplumda ortaya koymak istediği hakkaniyetli ve ahenkli ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmelidir, işte Kur'ân'ın bu nihaî hedefi, onun gerçek 'ruh'unu ortaya koymaktadır. Yirminci yüzyılın Müslüman düşünürleri, Kur'ân'daki ifadelerin, lafzı olarak uygulanmasına karşı çıkmak için Kur'ân'ın 'ruh'unu öne sürmektedirler.
Metnin kronolojik gelişmesinden, Kur'ân'ın sadece yol gösterici işaretler ortaya koyduğu açığa çıkmaktadır. Bu işaretler götürecekleri doğal sonuca kadar izlendiğinde, varılacak nokta, ilk toplumun yaşadığı zorlukların düzeyine geri döndürecek bir 'zamanda geriye gidiş' olmayacaktır. Tam aksine, Kur'ânî işaretler, pek çok farklı toplumu Kur'ânî hidayet çerçevesinde ileriye götüren bir değişmeye doğru yöneltmelidir. Gelecekteki toplumları, ilk İslâm toplumu bile olsa herhangi bir toplumun noksanlıkları ile sınırlamak, o hidayet rehberini aşırı derecede sınırlamak anlamına gelir.
Bence 'kitabın bütünü'ne iman etmek (3: 119), kitabın 'ruh'unun farkına varmak ve onun dünya görüşünü, bakış açısını ve nihaî gayesini kabul etmektir. Kur'ân'ı incelerken 'onun ifadelerinin, emirlerinin ve yorumlarının ardında yatan mantığın çok net bir şekilde tespit edilmesi (41) gerekir. 'Belirli bir emrin neden verildiği açıkça zikredilmediği durumlarda bile, onu tahmin etmek çok zor değildir.(42) O halde, metnin nihaî gayesine ulaşmak, ilk topluma mensup olanların gösterdiği düzeyde bir saf bağlılık, adanma ve entelektüel çaba gerektirmektedir. Bununla birlikte, teknolojik olarak gelişmiş bir dünyada, böyle bir sebat, bir kimsenin sadece kendi yerel çevresi ile sınırlı olmayan, daha geniş ve global bir bakış açısının devreye sokulmasını gerektirmektedir.
Bazı durumlarda Kur'ân belirli bazı kötü uygulamaların derhal yasaklanması yoluna gitmiştir. Fakat çoğu zaman öngörülen, yavaş seyreden bir ıslahtır. Bu ıslahattan çok azı vahiy sona ermeden önce tam olarak uygulamaya geçirilebil-miştir. 'Eğer tüm bu adetler Allah tarafından yasaklanmış olsaydı, pek çok problem ortaya çıkabilirdi..., Onun emirlerinden çok azına itaat edilmiş olurdu.(43) Fakat geri kalan ıslahatı tamamlamak için gerekli olan araçlar, metnin kendi nihaî gayesi ve esnekliği tarafından sağlanmıştır. 'Çok kadınla evlilik (veya kölelik) gibi takbîh edilen bazı adetlerin tamamen yasaklanmamasında bir hikmet olduğu kabul edilir... zira uğraşılan pek çok zorluk vardı.(44)
Bilhassa, kadınların durumunu iyileştirmeye dönük düzenlemelerin bir kısmının, bu değişikliklerin gerçekleşeceği çerçeve dikkate alınarak özellikle yavaş ilerlemesi amaçlanmıştır.
Allah'ın bu izni, sadece insanoğlunun İslâm öncesi kötü adetlerden beslenen haşin kalbini, adalet ve hakka teslim olma beceriksizliğini ve gayrı ahlâkî karakterini ortaya koymuştur... Eğer insanoğlunun yoldan çıkmış bir ruhu, katı bir kalbi ve zihninde bu kötü niyetler olmasaydı, Allah kendisinin hoşlanmadığı, fakat zaman içinde yok olması beklenen konularda böyle müsamahakâr davranmazdı.(45)
Pek çok Müslüman ülkenin kadınlarla ilgili daha da ileriye giden hukukî ve toplumsal reformlar devreye sokmalarının nedenini, ancak Kur'ân tarafından hedeflenen toplumdaki sürekli doğal evrimin devam edişi ile açıklayabiliriz. Bu reformlar, bazı Kur'ânî ifadelerin lafzı içeriğinin dışında vuku bulur ve fakat boşanma, çok kadınla evlilik, miras ve şahitlikle ilgili kurallar gibi pek çok konuda Kur'ân'ın nihaî hedefini gerçekleştirme temeli üzerinde bir takım düzenlemeler ortaya koyar.
Erkek Egemenliği Kur'ân'ın toplumsal meselelerle ilgili ele aldığı konular, genellikle varolan sisteme özgü özelliklere sahip olmasına rağmen, bu bölümler farklı zaman ve makânlardaki toplumsal problemler için çözümler çıkartılabilecek genel bir takım ilkeleri de ihtiva etmektedir. Otorite ya da egemenlikle ilgili o dönemde varolan tutumlar ataerkildi. Toplumdaki diğer meselelerle ilgili Kur'âni çözümler de eski Arap toplumunda varolan tutumları yansıtmaktadır.
Kur'ân'da liderlikle ilgili genel ilke, herhangi bir işi yerine getirmek için gerekli olan, her işi onu en iyi icra edebilecek kişiye, 'ehline' tevdi etmek ilkesinin hemen hemen aynısıdır. Bir kimse biyolojik, psikolojik, eğitim ve malî durum, tecrübe vs. gibi o işi yapmak için gerekli olan nitelik ve özelliklere sahip olduğu için o iş için en uygun kimse olmayı hak eder. Bu temel ilke pek çok karmaşık toplumsal düzenlemeler için geçerlidir: aile, geniş anlamda toplum ve liderlik.
Liderlikle ilgili olarak, eski (ve çağdaş) Arap ataerkilliği erkeklere bir takım avantajlar sunmaktaydı. Elbette erkeklerin kamusal alanda bir takım ayrıcalıklar, tecrübeler ve daha başka avantajlara sahip olduğu durumlarda, siyasal ve mâlî sahalarda iş yapmaya en uygun olan kimseler de erkekler olacaktır. Yanlış bir çıkarsamayla, erkeklerin, kendilerini liderlik için en uygun ve en ehil yapacak avantajlara daima sahip olacağı şeklinde bir sonuca varılmıştır. Oysa Kur'ân'da bu avantajlar sadece erkeklere hasredilmemiştir. Bu motivasyona sahip olan kadınlara bu fırsatlar da tanınmalıdır. Günümüzde, kadınların kapasitelerinde, ondört yüzyıl önce kendileri için yaygın olmayan pek çok işte onların 'en iyi ve en uygun' olmalarını sağlayacak derecede önemli bir artış meydana gelmiştir.
Kadınlarla erkekler arasında fırsatlar açısından bu denli fark olmasına rağmen, vahyin nazil olduğu dönemde bile Kur'ân'da erkeklerin doğal liderler olduğu fikrini destekleyen herhangi bir açık ifade, hatta ima bile yoktur. Ataerkil bir toplum olan Araplar'a nazil olmasına rağmen Kur'ân bir kadın idareciyi örnek olarak vermektedir. Yukarıda ayrıntısıyla anlatıldığı gibi Kur'ân'da uzun uzun Belkıs'tan bahsedilir.(47) Hatta peygamberlerden başka bu kadar ayrıntıyla anlatılan tek idareci Belkıs'tır. Kur'ân hem onun hikmetli özelliklerine, hem de bir lider olarak bağımsızlığına atıfta bulunur.
Kur'ân kadınların ne başka kadınlar ne de hem erkekler, hem de kadınlardan oluşan topluluklar üzerinde otorite sahibi olmasına herhangi bir sınırlama getirmez. Fakat açığa çıkan husus şudur ki, Kur'ân toplumdaki işlerin en iyi şekilde icra edilmesini murat eder. Ne kadınlar ne de erkekler toplumdaki her iş için her zaman eşit derecede en uygun olma özelliğine sahip değildirler. Çağdaş ataerkil toplumları bile kadın bir yöneticiye itaat etmeye zorlamak, o toplumun uyumlu huzur ortamının bozulmasına neden olabilir.
Bununla birlikte, yürürlükte olan işler için en uygun kişiyi seçmek dinamik bir süreçtir. Varolan durumun sürekli değerlendirmeye tabi tutulması, herhangi bir işi ifa etmek için gerekli nitelikler hakkında yeterli bilgi sahibi olmayı gerektirir. Daha bağımsız ve sağduyulu bir kadın, insanları geleceke ilgili çabalarında daha iyi yönlendirebileceği gibi, bazı durumlarda bir baba çocuklarına karşı daha sabırlı olabilir. Sürekli değilse bile geçici olarak, en azından karısı hastalandığında, kocanın bu işi yapmasına izin verilmelidir. Nasıl liderlik bütün erkeklerin ezelî ve ebedî bir özelliği değilse, çocuk bakmak da kadınların ezelî ve ebedî bir özelliği değildir.
Amine Vedud Muhsin, Kur'an ve Kadın, İz Yayıncılık adlı eserinden
Rabia De sitesinden aktarıldı.