Hepimiz O'nu Bekliyoruz

        Hepimiz O'nu bekliyoruz. Hepimiz yuzyillardir O'nu bekliyoruz.
Bazilarimiz, Galata koprusu uzerindeki kalabaliktan bunalip Halic'in kursuni
mavi sularina kederle bakarken, bazilarimiz, Surdibi'ndeki iki goz odayi bir
turlu isitmayan sobaya odun atarken, bazilarimiz Cihangir'in arka sokagindaki
Rum apartmaninin o hic bitmeyen merdivenlerini cikarken, bazilarimiz ucra bir
Anadolu kasabasinda, meyhanede arkadaslarla bulusma saati gelsin diye,
Istanbul gazetesindeki bulmacayi cozerken, bazilarimiz da o gazetede sozu
edilen ve resmi basilan ucaklara binmeyi, aydinlik salonlara girmeyi, guzel
govdelere sarilabilmeyi hayal ederken, O'nu bekliyoruz. Ellerimizde yuz kere
okunmus gazetelerden katlanmis kese kagitlari, en ucuz plastikle yapildigi
icin, icindeki elmalari da sentetik bir kokuyla kokutan torbalar, avuc
iclerimizde ve parmaklarimizda morumsu izler birakan pazar fileleri, camurlu
kaldirimlarda huzunle yururken de O'nu bekliyoruz. Cumartesi aksamlari
siseleri ve camlari kiran erkeklerle, dunya guzeli kadinlarin doyum olmaz
maceralarini seyrettigimiz sinemalardan yalnizlik duygusunu arttiran
orospularla yattigimiz kerhanelerin sokagindan, kucuk saplantilarimiz var diye
acimasiz arkadaslarimizin bizimle alay ettigi meyhanelerden ve gurultucu
cocuklari bir turlu uyuyamadigi icin radyolarindaki tiyatroyu bile tadini
cikararak dinleyemedigimiz komsu evinden donerken, hepimiz O'nu bekliyoruz.
Bazilarimiz O'nun arsiz cocuklarin sapanlariyla sokak lambalarini kirdiklari
arka mahallelerin karanlik koselerinde ilk gorunecegini soyluyor, bazilari da
Milli Piyango, Spr Toto, ciplak kadinli dergi, oyuncak, tutun, prezervatif ve
her turlu ivir zivir satan gunahkarlarin dukkanlarinin onunde. Nerede, ama
nerede ilk gorunurse gorunsun, ister kucuk cocuklarin gunde on iki saat kiyma
yogurdugu kofteci dukkanlarinda, ister binlerce gozun tek bir istegin
bakisiyla yanarak tek bir goze donustugu sinemalarda, ister melek kadar
gunahsiz cobanlarin mezarliklardaki servilerin buyusune kapildigi yesil
tepelerde ilk ortaya ciksin, O'nu ilk goren talihlinin hemen taniyacagini ve
sonsuzluk kadar uzun ve bir goz kirpma kadar kisa suren bekleyisin sona erip,
kurtulus vaktinin geldiginin hemen anlasilacagini soyluyor herkes.
        Kuran bu konuda yalnizca harfleri okumasini bilenler icin acik (`El
Isra' Suresinin 97. ayeti, `Ez-Zumer' Suresinin Allah'in Kuran'i "birbirine
benzer ve cift inzal" ettigini soyleyen 23. ayeti vs.) Kuran'in inisinden uc
yuz elli yil sonra yazan Kuduslu Mutahhar Ibn Tahir'in `Baslangic ve Tarih'
adli kitabina goreyse, bu konudaki tek kanit, Muhammed'in "adi, gorunusu ya
da isi benimkini tutan birinin yol gosterecegi" yolundaki sozleri ya da bu ve
benzeri hadislere kaynaklik eden obur tanikliklarin sahitlikleri. Bundan gene
uc yuz elli yil sonra, Siilerin Samarra'daki Hakim-ul Vaki Turbesinin yer
altindaki mahzeninde, O'nun zuhur etmesinin torenlerle beklendigini Ibn
Batuta'nin `Seyahatname'sinde kisca degindigini biliyoruz. Otuz yil sonra ise,
Firuz Sah'in kフibine yazdirdigina gore, Delhi'nin sari ve tozlu sokaklarinda,
O'nu ifsa edecegi harflerin esrariyla birlikte bekleyen binlerce mutsuz
varmis. Yine ayni yillarda, Ibni Haldun'un O'nun ortaya cikisiyla ilgili
hadisleri asiri Sii kaynaklarindan ayiklayarak tek tek ele aldigi
`Mukaddime'sinde, bir baska noktanin yeniden uzerinde duruldugunu biliyoruz:
O'nunla birlikte Deccal'in, Seytan'in ya da frenklerin anlayis ve diliyle
soylersek Anti-Christ'in gorulecegi ve o kiyamet ve kurtulus gununde O'nun
Deccal'i oldurecegi.
        Sasirtici olan sey ise, ucra bir Anadolu kasabasindaki evinde
kurdugu bir hayネi bana yazan degerli okurum Mehmet Yilmaz'dan, ondan yedi yuz
yil once, bu hayネi kurup `Ankayi Mugrib'inde yazan Ibn Arabi'ye, bizden bin
yuz on bir yil once, O'nun kurtardiklarini pesine takip Istanbul'u
Hristiyanlardan feth edecegini ruyasinda goren filozof El Kindi'den, cok
sonralari gerceklesen bu ruyanin arka sokaginda, Beyoglu'ndaki bir
manifaturaci dukkハinda makaralar, dugmeler ve naylon coraplar arasinda O'nun
dusunu kuran tezgドtar kiza kadar, herlkesin buyuk kurtariciyi duslerken ve
beklerken O'nun yuzunu bir turlu hayネ edememesi.
        Oysa Deccal'i cok iyi hayal edebiliyoruz: Buhari'nin `Enbiya'sina
gore, Deccal tek gozlu ve kizil saclidir, `Hacc'ina gore, yuzuunun uzerinde
kim oldugu yazilidir; Tayalisi'ye gore kalin boyunlu olan Deccal, ondan bin
yil sonra, Istanbul'da hayネ kuran Hoca Nizamettin Efendi'nin `Tevhid'ine gore
ise kirmizi gozlu ve kemiklidir. Benim ilk gazetecilik yillarimda Anadolu'da
cok okunan Karagoz gazetesindeyse, bir Turk cengプerinin seruvenlerinin
anlatildigi cizgi romanda, Deccal, yilik ve carpik agizli cizilirdi. Henuz
fethedilmemis Konstantinopolis'in dilberleriyle sevisen cengプerimizin,
inanilmaz hileleriyle bogustugu (bazilarini ressama ben onerirdim) Deccal,
genis alinli, iri burunlu ve biyiksizdi. Deccal'in hayネ gucumuzu bu kadar
hareketlendirmesine karsilik, hepimizin bekledigi kurtariciyi, O'nu butun
renkleriyle canlandirabilen tek yazarimiz Doktor Ferit Kemal'in eseri `Le
Grand Pacha'yi Fransizca yazip, ancak 1870'de Paris'te yayimlayabilmesini
bazilarimiz edebiyatimiz icin bir kayip olarak goruyorlar.
        O'nu butun gercekligiyle tasvir eden bu tek eseri, `Le Grand
Pacha'yi Fransizca yazildigi icin Turk edebiyatinin bir parcasi olarak
gormemek ne kadar yanlissa, `Sadirvan' ya da `Buyuk Dogu' gibi Dogucu
dergilerde, bazilarinin bir eziklik duygusuyla, Rus romancisi Dostoyevski'nin
`Karamazov Kardesler'indeki Buyuk Engizitor parcaciginin bu kucuk risaleden
yurutuldugunu ileri surmeleri de o kadar aciklidir. Dogu'dan Bati'ya, ya da
Bati'dan Dogu'ya yurutulmus eserler efsanesi, bana hep su dusuncemi
hatirlatir: Dunya dedigimiz ruyalar ネemi, bir uykudagezerin saskinligi icinde
kapisindan giriverdigimiz bir evse eger, edebiyatlar da, alismak istedigimiz
bu evin odalarina asilmis duvar saatlerine benzerler. Simdi:
        1. Bu dusler evinin odalarindaki tikirtili saatlerin birinin dogru
ya da yanlis oldugunu soylemek sacmadir.
        2. Odalardaki saatlerden birinin oburunden bes saat ileri oldugunu
soylemek de sacmadir, cunku ayni saatin yedi saat geri oldugu sonucu da ayni
mantikla cikarilabilir.
        3. Saatlerden biri dokuzu otuz bes geceyi gosterdikten her hangi bir
sure sonra, evdeki baska bir saatin dokuzu otuz bes geceyi gostermesinden,
ikinci saatin birincisini taklit ettigini sonucunu cikarmak da sacmadir.
        Sayisi iki yuzu asan mutasavvifane kitap yazan Ibn Arabi, Ibn
Rusd'un Kurtuba'daki cenazesinde bulunmadan bir yil once Fas'taydi ve Kuran'in
yukarida sozunu ettigim (dizgici simdi sutunun ustundeysek "yukarida" degil
"asagida" yaz!) `El Isra Suresi'nde anlatilan, Muhammed'in bir gece Kudus'e
goturulup oradan merdivenle (Arapcasi Mirac) goge cikmasi, Cenneti, Cehennemi
iyi bir syretmesi hikペesinden (ruyasindan) ilhamla bir kitap yaziyordu.
Simdi, Ibn Arabi'nin rehberi esliginde gogun yedi katini nasil dolastigini,
oralarda gorduklerini, rastladigi Peygamberlerle neler soylestiklerini
anlatisina ya da bu kitabi tam 35 yasinda (1198) yazisina bakip, Nizam adli bu
ruyalardan cikma kizin dogru, Beatrice'in yanlis; ya da Ibn Arabi'ni dogru,
Dante'nin yanlis; ya da `Kitab al Isra ile Makam al Asra'nin dogru, `Divina
Commedia'nin yanlis olduguna hukmetmek, demin sozunu ettigim birinci cins
sacmaliga ornektir.
        Enduluslu filozof Ibn Tufeyl'in issiz adaya dusen bir cocugun
dogayi, nesneleri kendisine emziren bir geyigi, denizi, olumu, gokleri ve
`ilahi gercekleri' taniyarak, orada tek basina yillarca yasayisini ta on
birinci yuzyilda kaleme almasina bakip, Hayy Ibn Yakzan'in Robinson Cruzoe'dan
alti yuz yil ileri olduguna karar vermek; ya da ikincisinin esyalari ve
araclari daha ayrintiyla anlatmasina bakip Ibn Tufeyl'in Daniel De Foe'dan
alti yuzyil geri oldugunu soylemek de ikinci cins sacmaliga ornektir.
        Ucuncu Mustafa devri seyhulislノlarindan Haci Veliyyudin Efendi,
1761 yili Mart ayinda, bir cuma aksami evine gelip yazi odasindaki muhtesem
dolabi goren geveze bir dostunun, "Hoca Efendi, dolabin da aklin kadar
karisikmis!" yolundaki saygisiz ve munasebetsiz sozu uzerine, ani bir ilhama
kapilip, hem aklinda, hem de ceviz dolabinda her seyin yerli yerinde oldugunu,
ikisini birbirine benzeterek kanitlayan uzun bir mesnevi yazmaya baslamis. Bu
eserde, iki kapakli, dort gozlu ve on iki cekmeceli Ermeni isi o sahane
dolapta oldugu gibi, aklimizin icinde de, saatleri, mekハi, sayilari,
kトitlari ve bugun `nedensellik', `varlik', `zorunluluk' dedigimiz nice iviri
ziviri saklayan on iki goz oldugunu Alman Filozof Kant'in saf aklin on iki
kategorisini siraladigi o unlu eserini yayimlayisindan yirmi yil once
gostermesine bakip Almanin onu taklit ettigi sonucunu cikarmak da ucuncu cins
sacmaliga ornektir.
        Doktor Ferit Kemal, hepimizin bekledigi buyuk kurtariciyi, O2nu
butun canliligiyla resmederken, yuz yil sonra soydaslarinin kendisine bu
turden sacmaliklarla yaklasacagini bilseydi sasmazdi; cunku butun hayati
kendisini bir ruyanin sessizligine birakan bir ilgisizlik ve unutulus
halesiyle cevriliydi zaten. Bugun, onun hicbir fotografta goremedigimiz
yuzunu, bir ruyadagezerin hayネetimsi yuzu gibi dusleyebiliyorum ancak: Bir
esrarkesti. Kendisi gibi, Paris'teki bircok hastasini afyonkes ettigini
Abdurrahman Seref'in `Yeni Osmanlilar ve Hurriyet' adli kucultucu
calismasindan cikartiyoruz. 1866'da  -evet, Dostoyevski'nin ikinci Avrupa
yolculugundan bir yil once- belli belirsiz bir isyan ve hurriyet duygusu
yuzunden Paris'e gitmis, Avrupa'da yayimlanan Hurriyet ve Muhbir gazetelerinde
bir iki makalesi cikmis, ama Jonturkler sarayla uzlasip tek tek Istanbul'a
donerlerken, o Paris'te kalmis. Baska bir iz yok. Kitabinin onsozunde
Baudelaire'in `Paradis Artificiels'inden sozettigine gore, benim cok sevdigim
De Quincey'den haberliydi belki; belki de, afyonla deneylere de girmisti; ama
O'nu anlattigi sayfalarda bu deneylerin degil, tam tersi, bugun bizim
ihtiyacimiz olan kuvvetli bir mantigin izleri goruluyor. Bu yaziyi, bu mantigi
tartismak, silahli kuvvetlerimizin yurtsever subaylarina `Le Grand Pacha'daki
karsi durulmaz dusunceleri tanitmak icin yaziyorum.
        Ama bu mantigi anlamak icin, once kitabin havasina girmek gerekiyor.
Mavi ciltli, 1861'de Paris'de yayimci Poulet-Malassis tarafindan kalinca bir
saman kトida basilmis bir kitap dusunun. Yalnizca doksan alti sayfa. Bir
Fransiz ressama (De Tennielle) cizdirilmis, o zamanin Istanbul'undan cok,
bugunun tas binali, kaldirimli, parke kapli Istanbul sokaklarina benzeyen, o
zamanki tas hucrelerden ve ilkel iskence aletlerinden cok, bugunku beton fare
deliklerini ve askili, manyetolu iskence aletlerini hatirlatan cevrelerin,
esyalarin ve golgelerin resimlerini dusunun.
        Kitap, bir geceyarisi, Istanbul'un arka sokaklarindan birini
tasvirle aciliyor. Bekcilerin kaldirimlari dogen bastonlarindan ve uzak
mahallelerde birbirleriyle bogusan kopek cetelerinin ulumalarindan baska
hicbir ses yok. Ahsap evlerin kafeslerle kapli pencerelerinden hicbir isik
sizmiyor. Bir soba borusundan cikan belli belirsiz bir duman, kubbelerin
ustune inmis inceceik sise karisiyor. Bu derin sessizlik icinde, bos
kaldirimlarda yuruyen ayak sesleri duyuluyor. Herkes bir mujde gibi duyuyor bu
tuhaf, yeni, beklenmedik ayak seslerini; hirka uzerine hirka giyip soguk
yataklarina girmeye hazirlananlar da, kat kat yorganlar altinda ruya gorenler
de.
        Ertesi gun ise, gecenin kasvetinden uzak gunesli bir senliktir.
Herkes O'nu tanimis, herkes O'nun O oldugunu anlamis, herkes karamsarlik
zamanlarinda hic bitmeyecegini sandigi acilarla yuklu sonsuzluk saatinin
doldugunu kavramistir. Bu bayram havasi icinde donen atlikarincalar, barisan
eski dusmanlar, elma sekeri ve macun yiyen cocuklar, birlikte sakalasan
kadinlar ve erkekler, calip oynayanlar arasindadir O. Guzel gunlere
goturecegi, zaferden zafere kosturacagi mutsuzlar arasinda yuruyen ustun bir
Kurtarici'dan cok, kardesleri arasinda yuruyen bir agabeydir O. Ama, bir
kuskunun golgesi de vardir yuzunde; bir dusuncenin, bir sezginin. Iste o
zaman, sokaklarda boyle dusunceli dusunceli yururken O, Grand Pacha'nin
adamlari O'nu yakalayip sehrin tas kemerli soguk zindanlarindan birine
tikarlar. Geceyarisi, elinde bir kandil Grand Pacha O'nu hucresinde ziyarete
gelir, butun gece konusur.
	Kimdi Grand Pacha? Buna yazar gibi, ben de, okuyucunun kendi 
ozgurluguyle karar vermesini istedigim icin, bu cok kendine ozgu kisinin adini
bile busbutun Turkceye ceviremiyorum. Pasa olmasina bakip bir buyuk devlet
adami, bir buyuk asker ya da buyuk rutbeli herhangi bir asker oldugunu
dusunebiliriz. Sozlerindeki mantigin dogruluguna bakip, ayni zamanda bir
filozof ya da bizde cok gorulen ve kendinden cok devleti, milleti dusunen
kisilerde hissettigimiz bir tur bilgelige erismis yuce kisi oldugunu da
dusunebiliriz. Butun gece o zindan hucresinde Grand Pacha anlatacak, O
dinleyecektir. Iste Grand Pacha'nin O'nu susturan ve ikna eden mantigi ve
sozleri:
        1. Herkes gibi ben de hemen senin O oldugunu anladim (diye sozlerine
baslar Grand Pacha). Bunu anlamam icin yuzlerce, binlerce yildir yapildigi
gibi, harflerin, rakkamlarin sirlarina, gokteki ya da Kuran'daki belirtilere
basvurmama gerek kalmadi hic. Kalabaligin yuzundeki sevinci ve zafer
heyecanini gorunce anladim senin O oldugunu. Simdi, acilari ve kederi
unutturmani, kaybettikleri umudu vermeni, onlari zaferden zafere kosturmani
bekliyorlar senden, ama sen bunlari verebilecek misin onlara? Yuzyillarca once
Muhammed mutsuzlara umut verebilmisti, cunku kiliciyla zaferden zafere
kosturmustu onlari. Oysa, bugun imanimiz ne olursa olsun, Islノin dusmanlarin
silドlari bizimkilerden cok daha guclu. Hicbir askeri basari imkハi yok!
Kendilerini `O' diye tanitan duzmece Mehdi'lerin Hindistan'da, Afrika'da
Ingilizlere, Fransizlara bir sure kok sokturmelerinden sonra, ezilip yok
olmalarindan, daha buyuk yikimlara yol acmalarindan da belli degil mi bu? (Bu
sayfalardan, yalnizca Islノin degil, Dogu'nun Bati onunde buyuk capli bir
zafer kazanmasinin da artik bir hayネ oldugunu gosteren askeri, iktisadi
karsilastirmalar var: Grand Pacha, Bati'nin zenginlik duzeyiyle Dogu'nun
sefaletini gercekci bir siyasetcinin yapacagi gibi durstce karsilastiriyor ve
O, bir sarlatan degil, gercekten O oldugu icin, cizilen bu ic karartici resmi
sessizce ve huzunle onayliyor.)
        2. ama bu icler acisi sefalet, mutsuzlara bir zafer umudu
verilemeyecegi anlamina gelmez tabii (diye devam ediyor Grand Pacha sozlerine,
vakit geceyarisini cok gecmisken). Yalnizca `dis' dusmanlarimiza karsi savas
acamayiz. Ama ya icerdekiler? Butun sefaletin, acilarimizin kaynagi icimizdeki
gunahkビlar, tefeciler, kan iciciler, zalimler ya da oyle olduklari halde
sureti haktan gozukenler olmasin sakin? Mutsuz kardeslerine bir zaferin ve
mutlulugun umudunu yalnizca icimizdeki dusmana karsi acacagin savasla
verebilecegini sen de goruyorsun degil mi? O zaman, bu savasin kahraman
askerlerle, gazilerle degil, muhbirle, cellフlarla, polisle, iskencecilerle
birlikte verilecek bir savas oldugunu da goruyorsun demektir. Umutsuzlara
sefaletin sorumlusu olan bir suclu gostermeli ki, onun basinin ezilmesiyle
cennetin yeryuzune inecegine inanabilsinler. Kardeslerimize umut verebilmek
icin aralarindaki suclulari gosteriyoruz onlara. Onlar da, ekmek kadar umut da
istedikleri icin inaniyorlar. Suclularin aralarinda en zeki ve en durust
olanlari, her seyin bu mantikla yapildigini yapildigini gordukleri icin,
cezalari infaz edilmeden once, varsa eger, kucuk suclarini bire on katip
anlatiyorlar ki, mutsuz kardesleri hic olmazsa biraz daha umutlanabilsinler.
Bazilarini af bile ediyoruz, aramiza katilip suclu avina cikiyorlar. Kuran
gibi, umut da, yalniz vicdani hayatimizi degil, bizim dunyevi hayatimizi da
ayakta tutuyor: Umudu ve ozgurlugu, ekmegi bekledigimiz yerden bekleriz cunku.
        3. Senden beklenilen butun bu guc isleri basarabilecek kadar
kararli, kalabaliklar icinden suclulari gozunu kirpmadan cekip cikarabilecek
kadar adil ve pek istemeden de olsa, onlari iskenceden gecirebilecek kadar,
butun bu islerin ustesinden gelebilecek kadar guclu oldugunu biliyorum: Cunku
O'sun sen. Ama bu umutla ne kadar oyalayabileceksin bu kalabaliklari? Bir sure
sonra, islerin duzelmedigini gorecekler. Ellerindeki ekmek buyumedigi icin
senden aldiklari umut da tukenmeye baslayacak. O zaman, kitaba ve her iki
dunyaya olan inanclarini kaybetmeye baslayacaklar gene; kendilerini, bir gun
once yasadiklari derin karamsarliga, ahlヌsizliga, ruhsal sefalete
kaptiracaklar. En kotusu, senden suphelenmeye, senden nefret etmeye
baslayacaklar; polisler ve gardiyanlar yaptiklari iskencelerin
anlamsizligindan oyle bir yorulacaklar ki, ne en son yontemler oyalayacak
onlari, ne de senin onlara vermeye calistigin umut; daragaclarindan salkim
salkim uzumler gibi sallandiriliveren talihsizlerin bosu bosuna kurban
edildigine karar verecekler. O kiyamet gununde, artik ne sana, ne senin onlara
anlattigin hikペelere inanacaklarini goruyorsundur. Ama daha kotusunu de
goruyorsundur: Hep birlikte inanacaklari bir hikペe kalmayinca, hepsi tek tek
kendi hikペesine inanmaya baslayacak, herkesin kendi hikペesi olacak, herkes
kendi hikペesini anlatmak isteyecek. Kalabalik sehirlerin kirli sokaklarinda,
bir turlu cekiduzen verilemeyen camurlu meydanlarinda, milyonlarca sefil,
baslarinin cevresinde bir mutsuzluk halesi tasir gibi tasidiklari kendi
hikペeleriyle uykudagezerler gibi huzunle gezinecekler. O zaman onlarin
gozunde sen O degil, Deccal olacaksin artik, Deccal de sen! Bu sefer senin
degil Deccal'in, O'nun hikペelerine inanmak isteyecekler. Zaferle geri donen
ben ya da benim gibi biri olacak Deccal. O da bu mutsuzlara senin yillardan
beri onlari kandirdigini, umut degil, onlara yalan asiladigini, salinda O
degil Deccal oldugunu soyleyecek. Belki buna da gerek kalmayacak, ya Deccal'in
kendisi ya da yillardir senin kendisini kandirdigina karar vermis bir mutsuz,
bir geceyarisi, karanlik bir sokakta tabancasinin kursunlarini senin bir
zamanlar kursun islemez sanilan olumlu govdene bosaltiverecek. Boylece,
yillarca onlara umut verdigin ve yilarca onlari kandirdigin icin, artik alisip
sevmeye basladigin camurlu sokaklarin, kirli kaldirimlarin birinde, bir gece
olunu bulacaklar.
						Orhan Pamuk - Kara Kitap

Hosted by www.Geocities.ws

1