Yaz Geldi  

Yaz geldi... Herkes gitti, sokaklarda kimsesiz ve yoksul çocuklar kaldı sadece ... Yaz geldi, şimdi artık yürürken kendi kendine konuşmak serbest bana... İnsan bu dünyadaki tek benzerini terkeder mi, nasıl yapar bunu... Sen yaptın... İnanmadan açılmaz benim kapılarım... Ada'da birlikte olduğumuz o son gece, acıyla ve hazla üzerinde ağladığım gece hissettim bunu:Teninde kutsal ve kimsesiz bir gece bulmuştum kendime... Üzerinde hiç düşünülmemiş bir gece... Bir tek bana ait sonsuz bir gece... Öyle susuzduk ki herşeye, masumiyetinin izin verdiği kadar kirletilmeye hazır bir geceydi bu yüzden. Masumiyetinin sınırı yoktu... İşte bu yüzden ölümdün sen bana. Sende aşkı bulmuştum... Aşk ölümün sevgilisidir... Kollarında kimsesiz bir aşkla geldin bana... Ölümü hatırlattın bana... Hemen o an anladım, aşıktım sana... Sense öylesine susuz kalmıştın ki hayata ve aşka... Geriye doğru koşan kanatlı atlar gibiydin... Geriye... Masumiyetine doğru koşan... Bu yüzden, işte en çok bu yüzden geceler boyu kanatlarını öpüp durmuştum hep ... Öylesine öpmüştüm içinde bir anne uyandırmıştım senin... Bakire bir anne... Oğlu kendisinden büyük, oğlu kendisinden kırılgan bir anne uyandırmıştım... Nedir ki hayat, sonsuz bir uykudur aşk olmayınca... Her aşkla yeniden doğarız, süt dişleriyle... Her aşkla ölümü özlerken yaşama taparız... Hem bak yaz geldi, sesin çınlıyor şimdi bu boş sokaklarda... şimdi bütün hatıralar birbirine karışıyor... Sen hangilerini saklıyorsun bilmem; ben aramızda kavranamayan, adlandırılamayan ne varsa onları biriktiriyorum... Göründüğünün tam tersini anlatanları bir de. Hani bir gece benim eve yetişememiştik. Çok sıkışmıştın.Evimin yolu üzerinde bir inşaatın bahçesine götürmüştüm seni... Utanıyorum,yanımda bekleme, demiştin... Ama o ses hala aklımda benim... Sanki ellerime yaşıyordu o altın yağmurlar... Görünenlerin arkasındaki herşeye sonsuz bir büyülenmedir aşk... şimdi sensiz, şimdi geceleri senin işediğin yere gelip o altın yağmurların sesini dinliyorum... Buna kimse inanmaz... Aşk zaten asla kanıtlanması mümkün olmayan birşeydir... Meçhul bir ışığa teslim olmaktır aşk.. Ben şimdi her gece o kumları eşeliyorum kimsesiz köpeklerle birlikte.Bazen onlar bile bana gülüp geçiyor... Demek ikimiz de yaralıyız, bize güçlü insanlar lazım, biz birbirimizi aşağı çekeriz... Demek biz birbirimize iyi gelmeyiz, öyle mi sevgili... Peki buldun mu kendine o güçlü insanı... Yaralı olmayanı... Senin deyiminle, o doğru insanı... Seni benim gibi aşağı çekmeyen... Buldun mu onu... Peki, buldunsa o insanı, söylesene sokaklar niye böyle ıssız.. Mutluysan niye herşey aynı bu şehirde .. Öyle gizli ve öyle çok kanardın ki sen, içine kimse dokunamazsa bütün sokaklar gecikmiş bir intihar olurdu. Bilinmezse senin yaran, herkes kendini eksik cinayetlere hazırlardı. Seni ben kendimden çok önemsedim sevgili... Sen benim aşkımın önünde durdukça ben seni o kadar çok önemsedim... Hem ben seni bu hayatın yetim bırakılmış bir sırrı gibi sevdim sevgili... Ben seni hikmetinden umut kesilmiş bütün mucizeler gibi sevdim. Bir yetim bir başka yetimi nasıl severse, ben seni öyle sevdim... Ben seni bize öğretilen herşeye veda eder gibi sevdim sevgili.. İsteseydin, birkez bile isteseydin, herşeyi bırakır gelirdim peşinden... Neresi olursa gelirdim... Bu güne dek bu hayat için yaptığım herşeyi, dahası adımı bile bırakır gelirdim seninle... Seninle silerdim kendimi... Eğer isteseydin... Sen burada yoksan birşey yok çünkü... Heryer hep aynı... Herşey göründüğü gibi..Tek bir şeyde toplanmıyor artık anılar, ışıklar ve hissedişler... Herkes sımsıkı sarılmış bu dünyaya..Kimsenin gidecek bir yeri kalmamış..Kim dünyada neye sarılmışsa onunla kaybolmuş... Sen burada yoksun artık ve ben artık kazandığım her başarıyla kendimden, o yanlış hayatımdan öç alıyorum aslında... O güçlü hayatım, durmadan ürperen kimsesiz bir çocuk aslında... Bir tek adı var, ama kendi yok hayatımın... Ona heryerden parlak zarflar içinde davetiyeler geliyor hergün... İçinden vaadler çıkıyor, yeni fırsatlar, yeni yükselme umutları... Oysa sen yoksun... Boşlukta dolaşıyor şimdi hayatım, gökyüzünde vaftiz edilmeden dolaşan çocuklar gibi... Sen yoksun; bu yüzden o hep aranmaya muhtaç... Bu yüzden sevmeden sevilmeye muhtacım... Bir hayatı yok hayatımın.Bu yüzden o kendisine gelen parlak zarfları saymaya muhtaç... Sen yoksun; bu yüzden o etrafta kimse yokken paralarını gizli bir dua okur gibi saymaya muhtaç... Sen yoksun; bu yüzden o bütün dinlere inanmaya muhtaç... Sen yoksun; bu yüzden o, sevmeden, inanmadan, kim olursa olsun teslimiyete muhtaç... Sen yoksun; bu yüzden artık yalnızlığım bana düşman... Sen olmadığın için bana iyi gelmeyen ne varsa yapıyorum artık... Boğuluyorum içimdeki karanlıktan, bütün ışıkları açıyorum bu yüzden... Tanıyıp tanımadığım herkesi evime çağrıyorum... .. Yaralarımı bantlıyorum... Aşk gelirken hissedilir ya, garip bir tapınma hissedilir, yürekten yükselir ya usulca, birbirimize akan o soylu duygudur ya aşk, ne varsa işte hepsini bantlıyorum... Ben seni nasıl aşağı çekiyorsam, sana nasıl kötü geliyorsam, kendime de, hayatıma da öyle davranıyorum sevgili... Evime çağırdıklarımla kul sohbetleri yapıyorum.Rasgele çekiştiriyorum onu bunu... Madem gidecek bir yer yok, madem bu dünya bizim sonsuz evimiz, öyleyse kirlensin herşey, lekelensin yüreğimizdeki tüm anılar, diyorum.. Gidecek bir yeri kalmamış hayatımın etrafını kirlenmiş hırslarla örüyorum... Cemaatlere girip çıkıyorum... Kendime güçlü yandaşlar ediniyorum... Karayağız gençler toplanıyor etrafımda, abi emret, sana bir yanlış yapan varsa, hemen söyle bize, diyorlar... Kimi göstersem vuracaklar, oysa kendimden başka düşmanım yok benim... Sen yoksun, benden iyi vurulacak düşman mı olur.. Ne çok şey birikmişti içimde hatırlasana, gözüm kırpmadan anlatırdım sana. Korkmadan, çünkü biliyordum beni hiçbir zaman yargılamayacağını... İlk kez, hayatımda ilk kez kaybetme korkum olmadan kendimi anlatacağım sen çıkmıştın karşıma.Yumardım gözlerimi seninle konuşurken.Yumardım ve içine bakardım, kendi içime bakar gibi... Seni sevmem anında hazza dönüşen bir acıydı. Öylesine sevdim ki seni, ben seninle sevdim acı çekmeyi... Seninle anladım, sonsuz sevince her acı hazza dönüşüyormuş... O ayaklar altında dolaşan, o küçümsenen acılarım sana anlattıkça ışıklı bir sevinç oluyordu... Sonsuz bir haz... Yaıadığım heryeri unutturuyordu bu haz..Görünlerin arkasını saf bir ışığın altında görüyordum hep... Herşey tek bir anlamda toplanıyordu... Sevgileri aydınlatan o meçhul ışık gelip gülümseyişinin altında birikiyordu... Demek, herkesten gizlediğin yaralarını bir tek ben gördüğüm için sana dünyanın en uzak insanı oldum öyle mi... .. Şimdi yaz geldi... Yere düşen çocukları yerden kaldıran kimse yok artık... Yaz geldi, Şimdi bütün ışıklar bana cinneti hatırlatıyor... Demek seni aşağıya çekiyorum. Demek ikimiz de çok yaralıyız; demek, bize güçlü insanlar gerek, öyle mi... Gözümü yumarak sana anlattığım herşeyi bu dünyaya tercüme ettin sen... Öyle mi sevgili. Kimi ve neyi kurtarmak için yaptın bunu. Defalarca konuştuk seninle. Hani korkunç bir yalandı yaşanan. Hani aşk yoksa ve böyle yaşadıkça batıyorduk ve batacaktık... Hani aşk güzel ve soylu delilikti, hani herşeyi bırakıp çekip gitmekti aslolan buralardan... Hani parçalanmıştı benliğin ve avuçlarındaydı o çıplak çılgınlığın... Hani kendi gözlerini ilk kez görmüştün o çılgın mavide... Hani kendine ilk kez dokunmuştun bana dokununca... Hani ilk kez utanmadan ağlamıştın birinin yanında.Yeniden doğar gibi, kendi içinden ilk kez çıkar gibi... Bütün yaralarını tek tek öper gibi... Hani yükseliyordun acı çekerken... Hani kendin olarak yaşadığın her yenilgi hazdı senin için... Hatırlasana, gördüğün herşeyi içine çekiyordun... Dokunduğun herşey minnetle gülümsüyordu sana... Madem bu kadar açık ve berraktı gördüklerin, madem ilk kez kendin olmuştun, neden, neden güçlü insanlara tutunmak aklına geldi birden... Ne gördün orada; hem ne hissediyorsam anlattım sana, sevgimizde mi umut yoktu, yoksa yaralarında mı... Yaraların çok mu umutsuzdu sevgili... Bizden de, sevgimizden daha umutsuzdu öyle mi... Haberin olsun, artık bana ben bile inanmıyorum ... Hem sen yoksun, kim inanır ki artık bana... Yaraların sevgimden, sevginden güçlüyse ne yapabilirim senin için. Dünyanın en güzel, en anlamlı umutsuzluğunu ister gibi istedim seni ben... Bir tek iyiliği oldu bana bu aşkın, hiçbir şeyi kıskanmıyorum artık.. Kimse görmese de dünyanın en büyük, en acımasız kayıtsızlığı bende artık... Bir tek yaralarını kıskanıyorum... Sevgimden bile güçlü olan yaralarını... Şimdi ne mi yapıyorum... Herkes ne yapıyorsa ben de onu... Kendime bir web sayfası hazırlattım mesela... . Bütün fotoğraflarım var o sayfada... Benimle ilgili bütün bilgiler... Mahrem birşey kalmasın istiyorum hayatımda... Yaşadığım herşeyi anında anlatıyorum insanlara.. Çağ, kendine tapınma çağı... Ben de kendi boşluğuma tapıyorum. Ne yaşamışsam herkese sunuyorum... Borsaya filan takılıyorum.Gazetelerin ekonomi sayfalarını okuyorum... Güçlü şirketleri takibe alıyorum... Dolar biriktiriyorum... Durmadan alışveriş yapıyorum.Kasalardan fiş alıyorum.Bu fişleri saklıyorum... Gen teknolojisiyle ilgileniyorum. Yaşlılığı önleyen ilaçların adını yazıyorum defterime... Uzun yaşamın sırlarıyla ilgili haberleri okuyorum kaçırmadan... Cep telefonum hep açık... Önüme gelene durmadan mesaj çekiyorum... Herkesten sevgi dileniyorum... Evimde yalnız kalamıyorum.Tanıyıp tanımadığım herkesi evime çağırıyorum... Bütün ışıkları sonuna kadar açıyorum... Bütün kul sohbetlerine katılıyor, korkunç dedikodular yapıyorum... Durmadan öç alıyorum hayatımdan... Öyle yavan, öyle ıssız ki içim... Dünyanın en kötü intiharı böyle yaşamak... Üstelik seni herşeye rağmen sevdiğim için, ne kadar istesem de ölemiyorum... Bunu sen bile anlamıyorsun... Kimi geceler, kendini tutamayıp işediğin evimin hemen yakınındaki inşaata gidiyorum... Kumların arasında seni arıyorum. Kumların arasında sevgimizden daha güçlü olan yaralarını arıyorum... Köpekler bile gülüyor halime... Sen yoksun; içimde sonsuz gölgeler uçuyor... Hem artık yaz geldi. Herkes gitti. Sokaklarda kimsesiz ve yoksul çocuklar kaldı sadece...

Cezmi Ersöz

Hosted by www.Geocities.ws

1