|
Müzelerde Yolculuk
Eski müzeleri dolaşırdık Hiç oturdun mu başında yuvalarının Bir kavga bir kıyamet bir koşuşmaca Yeryüzü sürekli bir devinim içindedir Yerin altında bütün sesler dingin Müzeler belki de ülkesidir Hades'in Kapılarını Asur aslanları bekler Nereye baksan eski bir tanıdık Eski Bergama, Atina, Efes'in Bir zamanlar sokaklarında gördüğün yüzler Doğa ile yalnız insan boy ölçüşebilir Barış ile savaş, acı, sevgi, nefret, kin Kökü bütün gök gürültüleri sessizliklerin Kendi öz yapısında kendiyle bütünleşir Kendi öz suyundan alır dudakları nemini arap testilerinde flüt sesleri yalın ayak Güle oynaya gelip geçtiler dünyamızdan Belden aşağı at belden yukarıları insan Bol gölgeli ağaçlar altında kucaklaşarak Saçtılar rüzgarlara ilk yeminlerini Sevgileriyle aralandı ilk karanlıklar Sevişirken uğultulu ağaçlar gibiyiz Sarsılarak can değişir, kesilir, devriliriz Alır gider gövdelerimizi ayrı akıntılar Vurur ıssız bir kıyıya kalıntılarını deniz Git çağır geçip giden zamanı Defterlerin romanların arasından Kuru çiçeklerin olmalı, bir çekmecede Soluk mektupların bazı fotoğrafların Bazen dolaşırsın o küçük müzelerde de Tabloların arkası boş duvar Baktıkça gözleri üstümüzdedir Elektronik ışınlar gider gelir Konar kalkar ard ardasazlıklara göllerde Gölgeleri sularda yıkanan kuşlar Sesini yitiren dudakları kımıldar Sana doğru gelen bir heykelin Al götür beni çayır çimen kırlara Çiğnemek isterim çıplak ayaklarımın altında Dişlerimde sapını bağ filizlerinin Onlardan biri o can sıkıntısıyla Müzeden kaçardı takılıp ardımızda Gezerdik özlediği sokaklarını kentin Durur sulara bakar üstünde köprülerin Kadeh kaldırırdık barlarda yıldızlara Avluda geçmiş yıllar dolanır, boğuk Yankıları ulaşır sana adımlarının Dokunsan elleri ayakları nasıl soğuk Bu giysilerin sandık kokusu, kuruyan Yazısı mürekkebin, tüm ölüm tanıkları Yerlerde tuz buz kırık dökük bir ömür Yaşanmış yığını dünlerin Çıkar mahzenin taş merdivenlerini Soluk gibi elsiz ayaksız biri Üstüne üstüne yürür Ölümdür vurduğu geçen saatlerin Gelen saatlerin gösterdiği ölümdür. Dikmişler gözlerinin içine gözlerini gülerek dedikleri, susarak dedikleri Ölümdür, ölümdür, ölümdür. Necati Cumalı (1979) |