Süfyan-ı Sevri Hazretleri
Biliyor musunuz İslâm büyükleri
çocukluklarında da farklıdırlar. Hatta bazıları ana karnında ikaza ve nasihata
başlar. Meselâ Süfyan-ı Sevri’nin annesi yaptığı işlerin uygun olup olmadığını
anlamak için bebeğinin hareketlerine bakar. Bir gün ağzına bir parça turşu atar.
Çocuk öyle bir çırpınmaya başlar ki “yine ne yaptım?” diye duralar. Dönüp
bakınca küpleri karıştırdığını anlar. Komşusundan helâllik alıncaya kadar
karnındaki yavru durmaz, adeta kendini paralar.
Süfyan-ı Sevri abdestsiz yere basmaz, geceleri uyumaz. Son nefesinde imansız
gitmekten çok korkar. Sebebini soranlara “Üç üstâda talebelik yaptım. Üçü de
yanımda can verdi ve üçü de imansız gitti” buyururlar. Bu yüzden genç yaşta
çöker. Saçı sakalı ağarır, beli kamburlaşır.
Süfyanı Sevri’nin hafızası parmak ısırtır. Bir kere okuduğunu ezberine alır ve
yıllar sonra bile eksiksiz aktarır. Söz hafızasından açıldığında “şükürlür
olsun” der, “O kendisine tevdi ettiğim hiç bir şeye ihanet etmedi”.
Süfyan-ı Sevri tabiinin büyüklerini görür. Çok hocada okur, çok ilim öğrenir.
Zamanla hadis ve fıkhda müctehid olur ki Cüneyd-i Bağdadi dahi onun
mezhebindedir. Ancak zamanla bu mezhebin kitapları kaybolur, mensubları azalır.
Süfyan-ı Sevri’nin gözleri daima yaşlıdır. “Günahlarınıza mı ağlıyorsunuz?” diye
soranlara “Evet günahlarım da çoktur lâkin ben imansız gitmekten çok korkuyorum”
buyurur.
Havf ve reca arasında
Süfyan-ı Sevri talebelerine hüsn-ü hatime (hayırlı son) için çalışmalarını
öğütler. Yine bir gün mevzu ölüm ve ölüm halleridir. Bu son imtihanı öylesine
tasvir eder ki, gençlerden biri “Allah” diye haykırıp düşer ve can verir. Süfyan-ı
Sevri gencin başını dizine koyar ve “nice yıllar ibadet ettim hepsini sana
vereyim, yeter ki sen şu Allah kelimesinden hasıl olan sevabı bana bağışla” diye
yalvarır. Cesed gülümser, belli belirsiz bir ses işitirler: “Verdim gitti”. O
gece Süfyan-ı Sevri’ye “Sen kazandın” derler, “eğer aldığını bütün
Arafattakilere dağıtsan hepsi de zengin olurlar.”
Süfyan-ı Sevri makam mevki için devlet adamlarının peşinden koşan birine “Bana
sorarsan bu işleri bırak” der.
-Peki ailemin geçimi nasıl olacak?
-Sûbhânallah. Kendisine asi olduğun zamman rızkını kesmeyen Allah (Celle celalüh),
muti olunca mı kısacak?
Bir gün devrin halifesini namazda sakalıyla oynarken görür. Herkes elpençe divan
dururken o “Ey Cafer!” der, “Allah’ın huzurunda böyle hareketler yapılmaz. Yoksa
kıyamet günü kıldığın namazları yüzüne çarparlar.”
Bu söz halifeye acı gelir. Durur durur da neden sonra darağacını hazırlatır.
Süfyan-ı Sevri zaten yaşamaya hevesli değildir asılacağını duyunca güler geçer,
sultanı Allah’a havale eder. İşte tam o anda saray çöker. Hadiseye şahit olan
Fudayl bin İyâd ve Süfyân bin Uyeyne “Halife’nin hata ettiğini biliyorduk ama bu
kadar çabuk helak olacağını beklemiyorduk” derler.
Süfyan-ı Sevri kul hakkına çok dikkat eder, bu yüzden kadılıktan kaçar.
Mahlukata karşı büyük bir şefkat besler. Azığını aç köpeklere verir, borç harç
kafesteki kuşları satın alır, salar.
Yüce veli ölümden çok korkar ama çok güzel ölür. Talebelerine rüyalarında
“Kalkın hocanız ölüyor” denilir. Koşup yanına gelirler. Mübarek onlarla tek tek
helalleşir, hisli bir şekilde kucaklaşırlar. Güzelce vasiyetini yapar ve huzurla
gözlerini yumar.
Kim üstün?
Bir gün papazın biri Süfyan-ı Sevri Hazretlerine gelir. “Ey şeyh” der,
“biliyorsun ki ben de dinimde samimiyim. Sizin gibi olmaya çalışıyorum, dünyalık
kovalamıyorum, gönül yapıyorum. şimdi söyleyin bana, hangimiz daha üstünüz?”
-Bunu bilemem?
-Ama bu soruya alacağım cevap çok önemlli. Belki hayatıma yeni bir yön vermem
gerekecek.
-Öyleyse filanca gün gel.
-Ne zaman.
-Sabaha karşı.
Papaz söylenilen günü iple çeker. Gün doğmadan tekkeye varır: Ancak ortalıkta
alışılmadık bir hareketlilik vardır. İlk önüne gelene sorar.
-Kuzum ne oluyor böyle?
-Hocamız vefat etti.
-Ama bana sözü vardı.
-Nasıl yani?
-Bu gün için buluşalım demişti, önemli bir şey söyleyecekti.
-Kimbilir, belki de vardır bir hikmeti??
-Peki, onu görebilir miyim?
-Sanırım iyi olacak.
-Papaz odaya girer girmez Süfyan-ı Sevrri doğrulur ve “Sizi bekliyordum” der,
“Sorunuzun cevabına gelince söyleyeyim: Ben üstünüm!”
-Peki bunu niye daha evvel söylemedinizz?
-Çünkü iman ile ölüp, ölmeyeceğimi bileemiyordum.
Mübarek doğrulduğu gibi yatar, papaz ise zünnarını çıkarıp atar.
Bu büyüklerin “doğmadan ikaza başladıklarını” yazmıştık değil mi? şimdi ilave
edelim “öldükten sonra da nasihatı bırakmazlar!”