"GELSİN
VARLIK NAMINA, NE VARSA GELSİN
KAFİRİ, PUTPERESTİ, MECUSİ'Sİ GELSiN"
diyerek bütünn
insanlığı barışa, kardeşliğe çağıran büyük Türk-İslam düşünürü ve
mutasavvıfı Mevlana, 1207 yılında Horasan'ın Belh kentinde dünyaya
gelmiştir. Annesi Harzem Türklerinden Mümine Hatun'dur, babası ise, Belh
kentinde medresedeki sohbetlerine sultanların bile katıldığı, sözlerinin
ezberlendiği, halkın büyük bir sevgi ve saygı gösterdiği, Bahaeddin
Veled'dir. Şehrin ileri gelenleri tarafından kendisine, Sultan-ül Ulema
(Bilginler Sultanı) ünvanı verilmiştir.
Bahaeddin Veled,
bir yanda Moğol ordularının çapulculuğu, diğer yandan Sultan Muhammed Tekiş
Harzemşah'la ters düşmesi nedeniyle, 1213 yılında Belh'ten ayrılır. Ailesini
ve 6 yaşındaki Mevlana'yı yanına alarak Mekke ve Medine'yi ziyaret eder.
Buradan Erzincan'a gelir ve Mengüceklerin elinde bulunan bu yerde üç yıl
kalır. Sonra daha emin bir yer olan Larende'ye (Karaman) yerleşmeye karar
verir.
Mevlana'nın
Annesi Mü'mine Hatun'un
Aktekke Camii içindeki türbesi
Selçuklu Emiri ve Larende Valisi
Emir Musa Bey, O'nu şehrin dışında karşılayarak sarayına davet eder. Her
yerde olduğu gibi, kendi yerinin medrese olduğunu söyleyen Bahaeddin Veled
bu teklifi nazikçe reddeder. Bunun üzerine bir medreseye yerleştirilir ve
daha sonra adına bir medrese yaptırılır.
Bu arada 18 yaşına gelen Mevlana, babasının müritlerinden Semerkantlı
Şerafeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun'la 1225 yılında Kararnan'da evlenir.
Bu evlilikten kısa bir süre sonra, onca eziyete, yorucu yolculuklara göğüs
geren Mü'mine Hatun ve arkasından ağabeyi Muhammed Alaeddin vefat eder. Şu
anda kabirleri Aktekke (Mader-i Mevlana) Cami'ndedir. Bu üzüntülerin
ardından sevinçler de yaşanır. Mcvlana'nın ilk çocuğu Sultan Veled, ardından
ikinci oğlu Alaeddin Çelebi doğar.
Selçuklu Sultanı I.Alaeddİn Keykubad, Bahaeddin Veled'i Konya'ya davet eder.
Karaman'da geçirilen yedi yıllık bir hayattan sonra, halkın üzüntülü
uğurlamalanyla Konya'ya gidilir.
Karaman, Mevlana'nın hayatında acıların, üzüntülerin ve sevinçlerin içice
yaşandığı bir yer olmuştur. Yedi yıllık önemli bir yaşam süresi içinde
burada evlenmiş; annesini ve ağabeyini burada kaybetmiş, iki çocuğu da
burada doğmuştur. Sevdiği insanlar, Karaman'ın bağrında yatmaktadır. Her yıl
binlerce insan, onların türbelerini ziyaret etmek için Karaman'a
gelmektedir. Konyalının gönlünde ne kadar Konyalı ise; Karamanlının gönlünde
de o kadar Karamanlıdır. Karaman halkı, yüzyıllar öncesinde O'na sahip
çıkmış, ev sahipliği yapmış, sevgi ve saygı göstermiştir.
Çok iyi bir eğitim gören Mevlana, Konya'da babasının ölümünden sonra, onun
yerine geçer. Zeki, ileriyi gören, hoşgörülü ve sevecen niteliğiyle,
Anadolu'dan yeni bir ses yükselir. Saraylara değil, gönüllere sultan olur.
Avrupa, Orta Çağın karanlığını yaşarken; Moğol orduları vahşet saçarken, O,
tüm dünyaya barış ve kardeşlik mesajlarını iletmiş; Anadolu'da Yunus'la
birlikte, islam'ın insana bakış açısını söylemiş ve sevgi tohumlarını
ekmiştir. Din, dil, ırk ve renk farkı gözetmeden insanları birliğe çağırır.
Umutsuzluk yerine umut, kin yerine sevgi, savaş yerine barış, düşmanlık
yerine, kardeşlik tohumlarını atar. Sanki İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi,
XIII. yy'da Anadolu'da yazılır.
Mevlana, dinsel bağnazlığa karsı çıkar. "Cüppe ve sarıkla insan alim olmaz"
diyerek, alimliğin insanın kişiliğinde bulunan bir hüner olduğunu söyler.
Herşeyin insan için olduğunu vurgulayarak; kadına gereken önemi verir.
Onların dört duvar arasına kapatılmasına karşı çıkar, medreseye gelip,
kendisini dinlemelerine izin verir. O'na göre tüm insanlar, Allah'nın bir
görüntüsüdür. İnsanlar arasında ayrım yapmak, Allah'a saygısızlıktan başka
birşey değildir.
Zenginle yoksulu birbirinden ayırmamıştır. Zaman zaman yoksulların evlerine
giderek, onlarla birlikle yemek yemiş; sohbet ve sema etmiştir. Yaşamı
boyunca, iki yüzlülüğe karşı çıkmış, doğru bildiği yoldan ayrılmamıştır.
Ölümü "düğün gecesi"ne benzetmiş, yeni bir hayatın başlangıcı olarak
görmüştür. Ölünün arkasından üzülmenin yanlış olduğunu belirtmiş; kendi
müritlerinden biri öldüğü zaman, tefler çaldırmış, besteler söylemiş, sema
yaparak cenaze törenleri düzenlemiştir.
Çağında, Mevlana'yı sevenler ya çok sevmiş, ya da O'nu delilikle veya
kafirlikle suçlayacak kadar ileri gitmişlerdir. O'nu suçlayanlar, çok şey
bildiklerini sanan softa takımı olmuştur. Oysa O'nu dinleyen, her dinden,
her ırktan, her mezhepten halk, hep ama hep sevmiştir.
Çağdaşlarından Yunus Enire,
"Mevlana Hüdavendigar bize nazar kıldı;
Anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdur"
diyerek, Mevlana'ya karşı duyduğu saygıyı dile getirmiş, O'ndan
etkilendiğini ifade etmiştir.
Mevlana'nın ölümü bile, ırkları, dinleri birleştirmiştir. Müslümanlar,
Hristiyanlar ve Museviler O'nun tabutunu taşımak için birbirleriyle yarış
etmişlerdir. Avrupa'da, aynı dinden değişik mezheplerdeki insanlar birbirini
boğazlarken, O değişik dinlerdeki insanları biraraya getirmiş, onları
"insanlık potası"nda eritmiştir. |