6 Şubat 2001
Savcı Talat Şalk üzerinden yapılan tartışmalar, Türkiye'de bazı kesimlerin devletin tepesindeki kavganın -ya da kavganın mahiyetinin- farkında olmadığını gösteriyor. Muhalif kesimler siyasi iktidara vurmak için savcı Şalk'ın arkasında olmayı siyaset olarak benimsiyorlar. Ama bu tavır alışın nihai sonuçlarını, daha doğrusu vitrininde Şalk'ın yeraldığı operasyonun asıl amacını idrak edebiliyorlar mı? Bu soruya olumlu cevap vermek zor.
Türkiye'de öteden beri süren bir kavga var. Bir zamanlar ABD-Avrupa çatışmasının tarafları olarak saflar ayrışmıştı, sonradan bu saflaşma, AB taraftarları-karşıtları olarak tebellür etti. Ancak, yüzeyde pek belli olmamakla birlikte, devletin derinlerinde bütün hızıyla süren kavga yalnızca AB eksenindeki farklı yaklaşımların birbiriyle çatışması olarak görülürse eksik kavranmış olur.
Türkiye'de asker-sivil bürokrasinin kontrolündeki derin devlet ile profesyonel siyasetçilerin nüfuzundaki güçler arasında da şiddetli bir kavga var. Bunlardan hangisinin Avrupa taraftarı, hangisinin Amerikan taraftarı olduğu, AB'yi destekleyip desteklemediği pek önemli değil. Bu pozisyonlar dönem dönem değişebiliyor. Bazan derin devlet AB'yi destekler görünüyor, bazan sivil güçler bu dayatmaya karşı duruyor. Ama devletin gidişatında söz sahibi olma kavgası olarak tarif edebileceğimiz mücadelenin tarafları hep aynı kalıyor. Bugünkü hükümetin içinde bocaladığı sarmal, geçmişte Refahyol iktidarının başına örülen 28 Şubat çorabının sökük ipliklerinden oluşuyor. 1970'li yıllarda sağ-sol kavgası, bahsettiğimiz kavgayı perdeleme işlevini gördüğü gibi bugün de AB üzerinden yürütülen tartışmalar devletin derinlerinde süregelen asıl mücadeleyi başka türlü gösteriyor.
1980 sonrasında Özal bu kavganın taraflarından biri olarak sivil güçler hesabına epeyce mesafe aldı. Ama hem kendisi hem de temsilcisi olduğu cephe bu mücadele sonucunda oldukça yıprandı. Daha sonra Demirel, farklı bir yaklaşım getirerek, ölçülü yakınlık politikasıyla iki cepheyi kendi şahsi nüfuz alanı içinde eritmeye çabaladı. 28 Şubat operasyonu Demirel'in bu politikasının geri tepmesi olarak değerlendirilebilir.
28 Şubat ipin ucunun kaçtığı dönem oldu. Şimdi o ipin yeniden yumağa dolanıp ortalığa çeki düzen verilmesi gerekiyor. Neredeyse şamar oğlanına dönen sivil siyaset cephesi mevzi kazanmak istiyor. Ama cumhurbaşkanlığı seçiminde yanlışlar yapıldı, yeni cumhurbaşkanı ise süregelen mücadelede güçlü bir müttefik olarak kazanılabilirdi. Tersi yapıldı. Cumhurbaşkanı üçüncü bir güç merkezi olarak belirdi. Bunun sorumlusu da herşeyden önce hükümeti oluşturan partilerin yöneticileri.
Şimdi aynı kişiler, Beyaz Enerji operasyonuyla karşı karşıya gelince durumun vehametini anlamış gibi bir hal içindeler. Aslında kavga içten içe sürüyor, dışarıya renk verilmiyordu. "Düğme" tartışması vesaire ile kavga seslerinin sokaktan duyulur hale gelmesi hayra alamet olmasa gerekir. Tıpkı 28 Şubat döneminde verilen brifingler gibi. O zaman siyasi iktidara karşı "muhalefet" etme güdüsüyle hareket eden bugünün iktidar sahipleri kendi bindikleri dalı kesmekte beis görmemişlerdi. O zamanın iktidar ortakları olan bugünün muhalefeti de aynı hatayı yapıyor. Neymiş, Savcı Talat Şalk doğru yoldaymış, sonuna kadar gitsinmiş, hükümet yargıya baskı yapamazmış.
Marx'ın çok meşhur bir sözü vardır: "Tarihte herşey iki kere yaşanır, ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak." 28 Şubat sürecini acıyla, ızdırapla izlemiştik. Bugün olup bitenlere ancak gülebiliyoruz.