15 Ocak 2001
Bir yanda, FP içindeki yenilikçi-gelenekçi çatışmasını alevlendiren gelişmeler...
Diğer yanda DYP'li Hayri Kozakçıoğlu ile ilgili iddialar...
Jandarma tarafından gerçekleştirilen Beyaz Enerji Operasyonu...
Aydın Doğan'ın Sabah operasyonu...
Hürriyet'in Beyaz Enerji manşeti,
Hükümet'in bu manşete yönelik tepkisi...
Son günlerde meydana gelen bir dizi gelişme birbiriyle bağlantılı mı?
Ben, her zaman yaptığım gibi, perde arkasında kalan yönlerini görmek, gerçek anlamını çözmek için sözkonusu gelişmeleri birbiriyle bağlantılı olarak değerlendirmek istiyorum.
Sondan başlayalım:
Beyaz Enerji operasyonu ile ilgili olarak askerin siyasi iktidarı küçük düşürücü yaklaşımını duyuran Hürriyet Gazetesi'ne yönelik hükümet tepkisi alışılmış olandan daha ileri bir şiddet tonu içeriyordu.
Yılmaz ve Ecevit'in hükümet aleyhinde konuşan komutandan çok bu sözleri manşetine taşıyan gazeteye yüklenmesi, Türkiye şartları bakımından alışıldık "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" refleksiyle mi açıklanmalı, yoksa hedef gerçekten de gazetenin kendisi olabilir mi?
Hükümet'le arasının gayet iyi olduğunu bildiğimiz hatta son zamanlarda AB konusundaki yaklaşımı yüzünden açıkça askerin karşısına çıkabilen Hürriyet Gazetesi -ve Doğan Grubu- ne oldu da anlamı gayet açık olan bu manşetle Hükümet'in karşısına dikildi?
Sorunun cevabı bu olaydan bir gün önce gerçekleşen bir başka operasyona bakılarak bulunabilir mi?
Bilindiği gibi, Etibank olayının ardından Sabah grubunun patronajı Bilgin ailesinden Karamehmet ve ortaklarına geçmişti.
Ve şüphesiz bu operasyon siyasi iktidarın istek ve yönlendirmesi dahilinde oldu. Çünkü biliyoruz ki Türkiye'de medya organlarına kimin hükmedeceği kararı serbest piyasa ortamında ticari mantık içinde alınmıyor. Böylesi önemli kararlar siyasi iktidarın -veya başka iktidarların- etkisi altında şekilleniyor. Neticede, Sabah grubunun Karamehmet ve ortaklarına satışı stratejik bir karardı.
Buna karşılık, Karamehmet grubunun medya alanında aşırı güç kazanması rakibi durumundaki Aydın Doğan grubunu son derecede rahatsız etti. Bu rahatsızlığı Doğan grubunun yayın organlarında hissettirdiler. Hatta, satış işleminin yasalara aykırı olduğunu yazdılar.
Bu arada, Uzan grubuna ait Teleon kanalının futbol maçlarının yayın hakkı iptal edildi. Bu durumda da Karamehmet'in Dijitürk'ünün önünde geniş bir pazar açılmış oluyordu. Bu gelişme de Doğan grubunu işkillendirdi.
Ardından, geçen Pazar günü gerçekleşen operasyon geldi. Aydın Doğan -muhtemelen bir başka finans gücünü arkasına alarak- Dinç Bilgin'in borçlarına kendisinin kefil olduğunu açıkladı ve -zaten satışın resmi prosedürü tamamlanamadığından, kolaylıkla- Sabah grubu Karamehmet'in elinden geri alınarak yeniden Bilgin ailesinin yönetimine verildi.
Bu durumda Türk medyasının büyük bölümü tek bir grubun kontrolüne girmiş oluyor.
Ve bu operasyon, bana göre anlaşılıyor ki, siyasi iktidarın isteğine karşı yapılmıştır.
Dolayısıyla Hürriyet Gazetesi'nin, yani Doğan Grubunun bugünkü siyasi iktidarı yıpratmaya yönelik bir çaba içinde olmasında veya hükümetin bir gazete manşetiyle ilgili tepkisinde doğrudan gazete yönetimini hedef almasında anlaşılır gerekçeleri vardır.
Diğer yandan, Mesut Yılmaz'ın Hürriyet'in manşetine yönelik eleştirileri içinde "yeni oluşum" arayışlarını söz konusu eden bölüm üzerinde hemen hiç durulmadı. Aslında, belki de bütün kavganın özünü yansıtan husus bu. Yani şimdiki siyasi yapıyı tehdit eden, zinde güç destekli yeni oluşum hazırlıkları...
Siyasi iktidar, İlhan Kesici gibi figürlerin bugünlerde ortalığa çıkıp yeni arayışların sözkonusu edilmesini kendi varlığına yönelik büyük bir komplonun uzantısı olarak değerlendirme eğiliminde demek ki.
Daha önce de benzeri insanlar ortaya çıkar, benzeri laflar edilirdi, ama onların hiç bu kadar ciddiye alındığı olmamıştı. Anlaşılan o ki, siyasetin perde arkasında bizim göremediğimiz büyük bir oyun var bugünlerde. Ve yine anlaşılan o ki askerlerin bir bölümü de bu oyunun içinde.
Beyaz Enerji operasyonunun niçin Jandarma tarafından yürütüldüğünü -Başbakan Ecevit gibi ben de- anlayamıyorum.
FP içinde son günlerde yeniden alevlenen iç kavgayı ve "yeni oluşum" arayışlarını da bu bağlamda değerlendirmek mümkün. Çünkü, medya istediği zaman FP'de olup bitenleri hiç görmeyebiliyor; istediği zaman da en ufak bir gelişmeyi müthiş önemli gibi gösterip büyütebiliyor.
Ecevit'in sağlık durumuyla ilgili spekülasyonları da bu çerçevede düşünebiliriz.
Kısacası, son günlerde gelişen olayların hemen hepsinin birbiriyle bağlantısı var. Yukarıda sıraladığım gelişmeler içinde yalnızca Hayri Kozakçıoğlu'nun bu hadiselerle ilgisi ne, onu bilemiyorum. Ama ilgisiz olduğunu da sanmıyorum.