KOMPLO TEORİLERİNİN SINANMA ZAMANI GELDİ
5 Nisan 2001
Bazıları benim yazdıklarımın "komplo teorisi" kapsamına girdiğini düşünüyor. Komplo teorilerini severim. "Zekanın zekatı" olarak görürüm komplo teorisi üretimini. Ama bu işi fazla abarttığımı sanmıyorum. Özellikle güncel politik gelişmeleri, dikkat ederseniz, rasyonal biçimde tahlil etmeye çalışıyorum. Görünen verilere göre akıl yürütüyorum; işin görünmeyen kısmıyla ilgili değilim.
Gelgelelim, bugün yaşadıklarımız, yani görünen veriler, elle tutulan veriler şimdiye kadar komplo teorisi diye yüzüne bakmadığımız bazı iddiaların doğrulanması gibi bir işlev de görüyor.
Mesela, Bilderberg, CFR gibi örgütlenmelerin bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine etkisi konusuna komplo teorisi üreten zihinlerin biraz abartılı yaklaştıklarını düşünüyor değil miydik?
Ama, bakın işte ABD Türkiye'nin başına kendi adamlarından birini atama usulüyle oturttu. Ve ABD'de çıkan gazeteler açık açık Türkiye'nin siyasi yapısının değişmesi gerektiğini, bugünkü hükümetin de kalıcı olamayacağını falan yazıp duruyorlar.
Krizin başlangıcında "hükümeti değiştirmeden enflasyonla mücadele etmeye kalkmanın hata olacağı, çünkü enflasyonu bu hükümetin körüklediği" görüşünü savunan The Financial Times gazetesinin yazdığına göre, geçen hafta kaynak aramak için AB'de bulunan Derviş ile görüşmesi sırasında Dışişleri Bakan Yardımcısı Wolfowitz, "Ne kadar parlak olursa olsun hiç kimse, Türk ekonomisinin sorunlarını tek başına düzeltemez. Gerekli değişiklikleri yapmak güçlü bir siyasi irade gerektirir. Ve siyasi irade de, ister Türkiye'de olsun, isterse dünyanın başka yerlerinde olsun, koalisyon hükümetlerinin olağan bir özelliği değildir" demiş.
CFR demiştik ya...
CFR, Amerikan Dış İlişkiler Konseyi'nin (Council on Foreign Relations) kısaltılmışı.
Bilenler bilir. Komplo teorisi kaynaklarında CFR, dünyayı yöneten seçkinlerin bir araya geldiği ve geleceğimize ilişkin kararların alındığı bir örgüt olarak anlatılır.
Dünya üzerinde 4000'e yakın üyesi bulunan bu örgütün başında, benim anladığım kadarıyla günün Amerikan başkanları bulunuyor. CFR üyeliğine başta ABD olmak üzere dünyanın önde gelen sanayicileri, işadamları, banka sahipleri, finansörleri, yatırımcıları, gazetecileri ve gayrimenkul uzmanları seçiliyor.
Aydınlık dergisinden Emekli Binbaşı Erol Bilbilik öteden beri bu konuda yazanlardan biri. Ondan öğrendiğimize göre, işadamı Rahmi Koç 1999 yılında CFR'nin Türkiye sorumluluğuna getirilmiş.
Bilbilik'in yazdıkları şöyle:
"Koç, CFR'nin onursal Başkanı David Rockfeller ve Grubun 21 üyesi için Koç Müzesi'ndeki Cafe do Levant Restaurant'ta, 20 Ekim 1999 tarihinde bir yemek verdi.
Bülent Ecevit, Mustafa Koç, Vitali Hakko, Feyyaz Berker ve Hüsamettin Kavi'nin bulunduğu 120 kadar davetlinin katıldığı yemekte Rahmi Koç, bu konseyin uluslararası grubuna seçildiğini belirterek, 'CFR dünyanın en zengin, en eğitimli kişilerinden oluşuyor. Bu konseyin ABD hükümeti ve mali çevreler üzerinde büyük etkisi var. Bu açıdan, Türkiye'de inceleme yapan Amerikalı işadamlarının Türkiye hakkındaki görüşleri bizim için çok önemli' dedi. Koç, Amerikalı işadamlarının, kendisine en çok ekonomi, insan hakları, politik gelişmeler, hükümetin yeniden yapılanma ve özelleştirmeyle ilgili aldığı ve alacağı kararlar, enflasyon, nüfus artışı ve depremin getirdiği tahribat konusunda soru yönelttiklerini söyledi."
İnsan ister istemez komplo teorilerine hak vermek zorunda kalıyor: Aynı Koç şimdi de CFR üyeleriyle birlikte ABD eski başkanlarından, şimdiki başkanın babası Bush'u İstanbul'da ağırlıyor.
Tesadüfe bakın ki, bugünlerde Türkiye'de ABD'nin atadığı bir "genel vali" var ve ayrıca bir takım mahfillerde Türkiye'nin siyasi yapısının geleceğine ilişkin tartışmalar yapılıyor.
Siz olsanız, Koç'un davetinden huylanmaz mısınız?
Koç'un yemeğine çok sayıda (150 kişi?) seçkin davetlinin katıldığı söyleniyor ama, yalnızca birkaç kişinin adı geçiyor. Davete katılanların kimler olduğu gizleniyormuş gibi geldi bana.
İsmi açıklananlar ise Bilderbergçi olarak tanınan birkaç işadamı, General Çevik Bir ve elbette Kemal Derviş.
Ancak, Bush'un onuruna verilen yemekten sonra gazeteciler TÜSİAD yöneticisi Aldo Kaslovski'ye "Amerikalı işadamları batan şirketleri ucuza kapatmak için mi geldiler" diye sormuşlar.
O da "Türkiye ile ilgileniyorlar ve büyük bir kriz içinde olduğumuzu görüyorlar. Aslında en büyük çalışma şekilleri ve işleri, kelepir birtakım şirketleri satın almak ve ondan sonra bunları yükseltmek ve bir süre sonra satmaktadır. Bunun en iyi tarafı ve zamanı nedir? En dipte bulunduğu yer. Türkiye'de acaba dibe vurduk mu, vurmadık mı belli değil, araştırıyorlar" demiş.
İyi mi?
Öte yandan, Türk bankacılık sektörünün Amerikan sermaye devlerinin kontrolüne geçmesi tehlikesine öteden beri dikkat çekiliyor.
Sabah Gazetesi yazarı Metin Münir, bir ay kadar önce (16 Mart 2001) yayımlanan köşe yazısında J.P. Morgan adlı Amerikan yatırım bankasının yaklaşık iki yıl önce bazı Türk bankalarına ve resmi kuruluşlara verdiği brifingte banka sektöründe bugün yaşananların aynen anlatıldığını açıkladı.
Münir'in yazısındaki ilgili bölüm şöyle:
"J.P. Morgan adlı Amerikan yatırım bankası 1999 Eylül'ünde, İstanbul'da temsilcilik açtıktan kısa bir süre sonra bazı Türk bankalarına ve resmi kuruluşlara bir brifing verdi.
Brifingde J.P. Morgan, enflasyon önleyici programın uygulanmaya başlanmasının ardından Türk bankacılık sektöründe neler olabileceğini, aynı deneyimi geçirmiş Güney Amerika ülkelerini model alarak Türkler'e anlattı.
Banka batmaları sonunda Türkiye'de sektör ufalacak, devlet bankalarının sistemdeki ağırlığı azalacak, ve son aşamada sektör yabancı bankaların en büyük oyuncu olduğu bir aşamaya gelecekti. Türkiye'de banka batmaları iki veya üç dalga halinde olacaktı."
J.P. Morgan'ın öngördükleri teker teker gerçekleşmiyor mu sizce?
Mesela şimdi, Mevduat Sigorta Fonu'na devredilen bankalar arasında bulunan Demirbank'ın HSBC'ye satılacağı söyleniyor. Sözkonusu uluslararası banka devi, krizden önceki dönemde de Demirbank'ı almak için girişimde bulunmuş ama çok düşük bir fiyat önerdiği için satış gerçekleşmemişti.
HSBC (The Hongkong and Shangai Banking Corporation), Hongkong İngiliz sömürgesi iken kurulmuş; daha sonra Avrupa ve ABD'nin önde gelen bankaları ile birleşerek dünyanın beşinci büyük bankası konumuna gelmiş uluslar arası bir finans devi.
Bugün itibarıyla yönetiminde Amerikalılar'ın ağırlığı olduğu belirtiliyor.
Demirbank'ın HSBC'ye verilmesi için, özellikle IMF Başkan Yardımcısı Stanley Fischer'in uzun süredir baskı yaptığı , ABD Büyükelçisi Robert Pearson'ın da, Demirbank'ın HSBC'ye satışı için ağırlığını koyduğu söyleniyor.
Bakalım sonuç ne olacak?
Demirbank'ın satış ihalesinin sonucu aynı zamanda komplo teorilerinin de sınanmasını getirecek. O bakımdan da bu ihaleyi dikkatle takip etmek gerekiyor.
İnternette CFR ile ilgili doküman araştırırken Bülent Habora'nın Evrensel Gazetesi'nde çıkan bir yazısıyla karşılaştım.
Bu yazıda şu bölüm dikkatimi çekti:
"Süleyman Demirel'in politik yaşamı bundan 46 yıl önce başladı.
Enerji tröstlerinin finanse ettiği EEF'den burs aldığı 1954 yılında. (...) Ne tesadüftür ki, Bülent Ecevit'in politik yaşamı da 1954'te USIS'ten aldığı burslarla başladı, arkasından 5 bin dolarlık Rockefeller bursuyla."
Bush, zahirde, Türkiye'ye The Carlyle Group adına Koç topluluğuyla işbirliği konularını görüşmek üzere gelmiş görünüyor.
BANKACILIK SEKTÖRÜ EL DEĞİŞTİRİYOR
KOMPLO TEORİLERİ SINANACAK
SONUÇ OLARAK