1 Mart 2001
Krizdeki Türk ekonomisini kurtarmak üzere Başbakan Ecevit'in davetiyle Ankara'yı teşrif eden Kemal Derviş nereden geliyor? Cevap: Amerika'dan.
Kim bu Kemal Derviş? Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından biri. Eski CHP'li. Bir ara Boyner'ci.
YDH'da "Amerikan sempatisi" ortak paydasında biraraya gelmiş kırk benzemezden biri.
Şimdiki çizgisini de "Atatürkçü-Sosyaldemokrat" olarak tarif ediyorlar. Deniz Baykal'la araları iyiymiş. Ama DSP'de Ecevit sonrasının lider adayı imiş de aynı zamanda.
Demek ki Ecevit ABD'den yalnızca ekonomi yönetimini emanet etmek üzere değil, partisinin geleceğini de emanet etmek üzere bir kurtarıcı çağırmış.
Dünya Bankası'nda hazırladığı raporların konusu ve kullandığı teknik hakkında bile birdenbire aşırı dozda bilgilendiğimiz Derviş'in soyu sopu hakkında pek malumatın olmaması benim dikkatimi çekti. Bunu bir not olarak yazıp geçeyim.
Yukarıda sıraladığım sorular ve dizi dizi malumat karşısında düşünüp dururken, ABD'deki "etkili" Türkiye uzmanlarından sayılan Robert Kaplan'ın 27 Şubat'ta New York Times gazetesinde çıkan bir makalesiyle karşılaştım.
Sizin için de bu makaleyi biraz özetlemek istiyorum:
Robert D. Kaplan, geçen hafta Türkiye'de yaşanan mali panik havasının asıl nedeninin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki kavga olmadığını belirtiyor. Ona göre bu, krizin temelinde yatan neden olmaktan çok başlamasının vesilesiydi. "Krizin gerisinde, Türkiye'nin ekonomik reformlarının çok nazik dengeler üzerine oturtulması" yatıyor Amerikalı uzmana göre.
Kaplan'ın yazısından bir bölüm aynen şöyle:
"Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu tıkır tıkır işleyen, şeffaf bankacılık ve vergilendirme sistemlerini kim kuracak? Ordunun rolü zaten mantık dışı. Her halükârda ordu da pek çok sorunla ilgili olarak siyasi sorumluluk almaktan kaçınıyor. Ama siyasiler de sorumluluk almıyor. Siyasiler, kriz halinde, askerin, Türklerin artık 'yumuşak, post modern darbe' dediği incelikli müdahalelerle kendilerini devre dışı bırakacağını biliyor. Orduya sonuna kadar sırtını dayamaktan ötürü Türk siyaseti olgunlaşamıyor. Bunun son örneği de Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki öfke patlaması."
YOLSUZLUK BİR YÖNTEM OLABİLİR Mİ?
Kaplan,bu noktada son derecede can alıcı bir tesbitte bulunuyor.
"Son krizin temel öğesi yolsuzluktu, ama Türkiye tam da yolsuzluğa battığından ötürü bugüne dek şiddet ve siyasi çöküşü savuşturabildi" diyen Amerikalı uzman şöyle devam ediyor: "Yolsuzluk bürokrasinin dönmeyen çarklarını yağlıyor, gayri resmi iktidar ağları yaratıyor, böylece aksi takdirde görülmeyecek işler yapılabiliyor ve Üçüncü Dünya sistemlerinde halkın aksi takdirde şiddetle isyan edeceği iktidarı satın almasına izin veriliyor."
Kaplan'a göre, Türkiye'nin mali çöküşü, örneğin Endonezya'nın mali çöküşünden çok daha ciddi bir mesele.
"ABD açısından Türkiye'deki ekonomik felaket, son yıllarda Doğu Asya'yı vuran ekonomik krizlerden çok daha ağır jeopolitik sonuçlar doğurur. Türkiye daha büyük bir Ortadoğu'nun siyasi örgütleyici ilkesidir. Suriye ve Irak'ın su kaynağı olan Dicle ve Fırat nehirlerini kontrol eden Türkiye, Kafkasya'daki yeni demokrasilerin ekonomik yaşam kaynağıdır. Türkiye sınırlarının zayıflaması, Birinci Dünya Savaşı'ndan beri rafa kaldırılmış bir dizi sorunu -savaş sonrasındaki barış anlaşmalarıyla yapay biçimde çizilmiş olan Suriye, Irak ve diğer ülkelerin gerçek sınırları gibi- beraberinde getirecektir."
Netice itibarıyla Robert Kaplan, ABD'nin bölgesel çıkarları açısından Türkiye'nin istikrarının korunmasının hayati bir mesele teşkil ettiğini ifade ediyor.
Türkiye'deki mali krizin ABD için anlamının ne olduğunu şu satırlar son derecede net biçimde ifade ediyor:
"Türkiye, ekonomik krizin ABD açısından sadece mali yankılarının olduğu Tayland gibi bir ülke değildir. Türkiye daha çok İsrail ve Meksika kategorisindedir: Beyaz Saray'ın temizlik operasyonunu IMF ve diğer uluslararası örgütlere emanet edemeyeceği kadar büyük stratejik öneme sahip bir ülke."
"ABD NE YAPMALI?"
Önceki yıllarda Bush yönetiminin, İsrail ekonomisinin yeniden yapılanmasına bizzat el attığını, Clinton yönetiminin ise belli bir siyasi bedeli olmasına rağmen Meksika ekonomisini kurtarmak için derhal harekete geçtiğini hatırlatan Kaplan, yeni Bush yönetiminin, Türkiye'nin mali krizini mali olmaktan çok siyasi ve stratejik bir kriz olarak görmesi gerektiğini bildiriyor.
Bizim konumuz açısından yazıdaki en dikkate değer bölüm şöyle:
"Bush yönetimi, ekonomik bunalımdaki ülkelere destek çıkmayacağını açıkladı. Ama söz konusu Türkiye olduğunda, son mali krizin jeopolitik kriz boyutuna ulaşmaması için, Türk siyasi sisteminin modernleşmesini himayesi altına almaktan başka çaresi olmadığını anlamak durumunda kalabilir."
Ne kadar net değil mi?
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı da bugünlerde Türkiye'de.
Ne sormuştuk: Kemal Derviş nereden geliyor?