DERVİŞ LOBİSİ VE MİLLİ MENFAATLERİMİZ
Aslında bendeniz çabuk sıkılan bir tabiata sahibim.
Ancak, takdir edersiniz ki, Türkiye'nin gündemindeki diğer konular hep bu konunun türevi olmak durumunda olduğu için Derviş konusundan bir türlü ayrılamıyorum.
Ekonominin başına getirilen Derviş'in bir "genel vali" edasıyla Türkiye topraklarına ayak bastığını yazmıştık. Bu ifadeyi yadırgayanlar, abartılı bulanlar oldu.
Hayır, hiçbir abartı yok. Derviş'in misyonunun ne olduğunu herkes biliyor. Derviş'in bakanlığa atamasının henüz yapılmadığı -hatta bakan değil Hazine Müsteşarı olacağı haberinin üfürüldüğü- sırada kaleme aldığımız yazıda, "Türkiye'nin mali krizini mali olmaktan çok siyasi ve stratejik bir kriz olarak" değerlendiren Amerikalı bir uzmanın "Bush yönetimi, son mali krizin jeopolitik kriz boyutuna ulaşmaması için, Türk siyasi sisteminin modernleşmesini himayesi altına almalıdır" şeklindeki sözlerine dikkat çekmiştik. (O yazıda Derviş'in soyunun sopunun da tartışma konusu olacağına işaret ettik ve bu öngörümüz de doğrulandı. Şimdi her tarafta harıl harıl soy-sop meselesi tartışılıyor.)
Anlaşılan o ki, ABD yönetiminin "Derviş operasyonu"ndaki niyetini belli eden ifadelerdi bunlar.
Sanıyorum Türkiye'deki ortalama zekaya ve ortalama politika bilgisine sahip olan herkes de bu niyeti anlamış durumdadır.
Beklenen, milli egemenlik iddiamızı sona erdiren bu operasyona karşı ciddi bir reaksiyonun ortaya çıkmasıydı.
Ama, siyaset ve medya dünyası başta olmak üzere etkili çevrelerin büyük çoğunluğu Derviş'i "kurtarıcı" olarak karşılayıp alkışladılar. Siyasi konularda bir şekilde fikrini belli etmesine alışık olduğumuz silahlı kuvvetlerden de şimdiye kadar bir yorum sadır olmadı.
Bunun üzerine, anladık ki, Türkiye'yi yönetenler duruma dünden razılar.
Neticede, yarı resmi "manda" sistemine geçmiş olduğumuza göre, "Madem ki nihayetinde varacağımız yer burasıydı, ne diye 75 senemizi beyhude yere harcadık?!" diye sorduk kendi kendimize.
Ama, duruma razı olmayanlar var.
Duruma razı olmayanları sindirmek için ise benim "Derviş lobisi" adını taktığım bir çevre büyük bir kampanya başlattı. Türkiye'nin ABD'den gönderilen bu "kurtarıcı" olmazsa batacağını, buna karşılık kurtarıcımızın ayağını kaydırmak için uğraşanlar olduğunu yaymaya giriştiler.
Derviş konusunda kamuoyuna ulaşan her türlü olumsuz bilgi ve yorumu yalanlamak üzere basın kampanyaları yaptılar, yapıyorlar. "Genel vali"mizin soyuyla ilgili -bence çok da önemli olmayan- kuşkuları gidermek üzere uyduruk soyağaçları bile yayımladılar.
Uyduruk soyağacını yayımlamak ve Derviş lobisinin üssü olarak sivrilmek, varlık sebebini Türkiye'deki büyük çoğunluğun değerlerini savunmak ve milli siyasetlerin yanında yer almakla kazanmış olan bir gazeteye nasip oldu.
(Derviş lobisi, maalesef Haberline'a da sızdı. İslami kesimdeki milli duyarlığı etkisizleştirmek amacıyla hazırlanan planların gereği olarak, Derviş'in kemalist laiklik modeline taraftar olmadığı biçimindeki "istihbarat" malzemeleri yanlış bir "editoryal" tercih sonucu Haberline sayfalarına girdi.)
Derviş lobisinin mensupları, Amerika'dan daha Amerikancı bir üslup içinde düne kadar savunur göründükleri demokratik düzeni de önemsiz göstermeye, her ne şart altında olursa olsun Derviş operasyonunun tamamlanmasını ve siyasal yapının yeni baştan düzenlenmesini açık bir dille talep etmeye başladılar.
Bu taleplerin hangi güç merkezi adına seslendirildiğine dikkat etmek, yani uyanık olmak zorundayız.
Bu Derviş lobisinin mensupları diyor ki: ABD dünyanın tartışmasız patronudur. Onun yanında olmak dışında bir şansımız yok. Dış ve iç politikamızı ABD'nin istediği yönde ayarlamak zorundayız.
Bu bakış yanlış bir bakıştır.
Türkiye, üzerinde bulunduğu coğrafyanın ve dünya sisteminin getirdiği zorunluklar sonucunda ABD ile ittifak içinde olmak durumunda. Ben şahsen bu görüşü yıllardır -Avrupacı (veya üçüncü dünyacı) cephenin Türkiye'yi uçuruma yuvarlayacak fikirlerine karşı durarak- savunmaktayım. Gazete ve dergi arşivleri şahidimdir.
Ancak, şahsiyet sahibi insanların başkalarıyla işbirliği, o başkalarına mideleri yoluyla bağlı olan kişilerin işbirliği gibi olmuyor.
Bu noktaya dikkatinizi çekerim.
Derviş lobisinin Amerikancılığıyla bizim Avrupa cephesi karşısında Amerikan ittifakını rasyonel bir tercih olarak benimseyişimiz aynı şey değil.
Türkiye'nin milli menfaatleri gözetilmeden, müttefiklerimizin her isteğini gözü kapalı yerine getirecek değiliz. Öyle olsaydı, aramızdaki ilişkiye ittifak denmez, "tâbi-metbû" ilişkisi denirdi.
Gerekirse, "Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır" diyebilmeliyiz.
Türkiye bir muz cumhuriyeti değil.
Bin yıllık devlet geleneğimiz var.
Tarihimiz boyunca birçok anlaşmalar da yaptık, ittifaklar da gerçekleştirdik. Ama hiçbir zaman "tâbi" olmadık.
25 Milyar dolar gibi ucuz bir paha karşılığında milli egemenliğimizi devredecek de değiliz. Milli çıkarlarımızdan, milli hedef ve iddialarımızdan vazgeçecek de değiliz.
Herkes Derviş'le yatıp Derviş'le kalktığı için benim sürekli bu konu üzerinde durmam sıkıntı vermiyordur diye ümit ediyorum.
25 milyar dolarlık kredinin karşılığında istenecekler konusunu bir dahaki sefere ele alacağız.