3 Mayıs 2001
Geçenlerde derin devletin sözcülerinden biri Türkiye'de sosyal demokrat bir hareketin varolamamasının sorumlusu olarak Milli Görüş hareketini ve bu hareketin lider kadrosunun yoksul halkın ekonomik sorunlarını ve taleplerini "dinî temalar"la örtmesini gösteriyordu. Buraya bir mim koymak gerekiyor.
Ardından, Kemal Derviş'in Türkiye'ye gelir gelmez hiç gereği yokken solculuğunu vurgulama ihtiyacı hissetmesine dikkat çekelim. "Liberal sosyal demokrat" çizgide olduğunu ve solun bütün eğilimlerinin biraraya geleceği güçlü bir sol parti hülyasını açık eden Derviş, mesela başörtüsü sorununa oldukça "liberal" yaklaşıyor. Şimdiye kadar, solun en liberal unsurlarında bile rastlayamadığımız bu liberallik, ne yalan söylemeli, insanı şaşırtıyor.
Bunlardan çıkardığımız sonuç şudur:
Bir. Geçmişte merkez sağı toparlamaya çalışan malum uluslararası güçler, artık merkez solda bir yeni oluşum hazırlığı peşindeler. Kemal Derviş'e böyle bir misyon biçiliyor.
İki. Kemal Derviş, Milli Görüş hareketinin yaptığının aksini yapacak. Yani, toplumun dinî duyarlıklarını politikaya kanalize ederek dış politika yaklaşımında uluslararası dengeleri etkileyecek bir ağırlık merkezi olmasına izin vermeyecek. Din üzerindeki baskıları kaldıran veya kaldırılmasını savunan bir "liberal sol" hareket, uluslararası düzeni sorgulaması düşünülmeyecek bir kitlenin oyunu alacak. Demek ki, "Siyasal İslâm'ın sonu" planıyla karşı karşıyayız.
Uluslar arası güçlerin "sol" ısrarını anlayışla karşılamak lazım.
Çünkü bizim "Jöntürk" adını verdiğimiz patetik aydın tipolojisi, Türkiye şartlarında "sol"dan yetişiyor. Bugün karşımıza "Jöntürk hareketi" olarak çıkan '68 kuşağının solcuları iyi bir örnektir. Çünkü -yerli ve millî olma derdini taşıyan çok dar bir çevreyi tenzih ederek söylüyorum- solculuk, münhasıran Türkiye'de, kendi toplumunun değerlerine yabancılaşmanın kod adıdır. Türkiye'deki solculuğun "emekten yana" olmak gibi bir niteliği olmadığını söylemeye bile gerek yok. Kendilerine sorarsanız, solda olmayı "eleştirel" ve "muhalif" olmalarının, kurulu düzene karşı durmalarının bir sonucu diye anlatırlar; ama dışa bağımlı ve sömürücü ekonomik düzene veya siyasal oligarşiye karşı olduklarını gösteren bir emareye rastlayamazsınız. Karşı oldukları yegane şey içinde yaşadıkları toplumun değerleri, kendi milletlerinin tarihî mirasıdır.
Bundan dolayı "sol"u "jöntürk", "jöntürk"ü "sol" diye okumakta sakınca yoktur.
Jöntürkler kendi toplumlarının karşısına yabancıların mümessili olarak, komprador olarak, atanmış "genel vali" olarak çıkmaya alışkındırlar.
Toplum da onları bu halleriyle benimsemiştir. Bu millet, kendi değerlerini savunan bir solu da elbette benimser; ne var ki solun kendi toplumunun değerlerine sahip çıkma arzu ve isteği taşıması kendi doğasına aykırıdır.
Solcular veya Jöntürkler, konjonktüre göre icabında 180 derece dönmeyi becerebilirler. Bunun çok parlak örneklerini gördük. Ama kendi doğalarını değiştirmeye güçleri yetmez.
Dolayısıyla, bu şartlar altında Türkiye topraklarından "liberal bir sol" hareket yeşertmek düşüncesi de ham hayalden ibarettir. Bu yüzden Kemal Derviş için hazırlanan yeni plan da havada kalmaya mahkûmdur.