Türkçe ezan meselesi Türk solunun kerrakesini açığa çıkarıyor

Türkiye'nin "Türk"lüğü "Arapça" ezanla mukayyettir


Ciddi bir araştırma kuruluşunun parti seçmenlerinin sosyal özellikleri üzerine yaptığı araştırmaya göre işçiler en çok sağ partilere ve özelikle bugün itibarıyla MHP ve AK Parti'ye oy verme eğilimindeymişler. Solcu ve sosyal demokrat CHP işçilerin en az tercih ettiği parti durumundaymış. Oysa dünyada bunun tam aksi geçerlidir. Bir başka tezat da Kemal Derviş konusunda görülüyor. Uluslararası finans kapitalin çıkarlarını korumakla görevli olduğu aşikar olan Kemal Derviş, kendisini solcu olarak tanımlıyor ve yine "sol" olarak bilinen bir partide siyaset yapıyor, biliyorsunuz. Bazıları bu duruma isyan ediyor; "bu kadarı da olmaz ki canım" diyorlar.

Aslında pek de şaşılacak (yeni) bir durum yok ortada: "Türk solu" dediğimiz acube açısından bu durumda bir tuhaflıktan söz etmek gereksizdir. Çünkü Türkiye'de sol, dünyanın her tarafında olduğu şekilde ekonomik konulardaki malum hassasiyetlerle değil, millî meseleler ve hususen din karşısındaki tutumuyla tebarüz ediyor. Açık söyleyelim: Türkiye'nin solcusu esas itibarıyla emeğiyle hayatını kazanma kavgası veren yığınların haklarını savunmakla alakadar değildir. Bunun yerine Türkiye'de yaşayan insanların Türk olarak varlıklarını sürdürmelerini sağlayan manevi dinamiklerin ortadan kaldırılması yolunda sürdürülen bir kavganın tarafıdır.

Onun için Kemal Derviş solcu olabiliyor; hatta bu şahıs, geçtiğimiz hafta içinde Amerika'da katıldığı bir toplantıda "Sol artık küresellik yanlısı olarak tarif edilmelidir" anlamında bir şeyler gevelediğinde kimse sesini çıkarmadı.

Türk solu dünyadaki sol kavramına en uzak politik çizginin temsilcisidir.


[Maalesef, "marjinal sol" denilen grupçuklar da bunun dışında değiller. Onlar, Kemal Derviş'i sol kabul edebilecek kadar geniş ve esnek bir teorik perspektife sahip olmadıklarından IMF temsilcisine karşı tavır alıyorlar; ama asla hiçbir alanda millî bir tutum içinde değiller ve özellikle din düşmanlığı konusunda, kendilerinin sol saymadıkları ve Kemalist diyerek dışladıkları daha geniş kesimden farklı bir noktada değiller.

Türkiye'de faaliyet gösteren Leninist veya Maoist grupların yayınlarına göz atarsanız bunların bir kısmının Türkiye'de yaşayan insanların İslam dinine mensup olduğu gerçeğinin farkında değilmiş gibi bir tutum içinde olduklarını, diğer bir kısmının ise esas itibarıyla İslam düşmanlığını benimsediklerini, asıl amaçlarının İslam'la savaşmak olduğunu çıkarsayabilirsiniz.

İtalyan Komünistleri gibi, mensup bulundukları milletin dinine -bağlı olmayı bırakın- saygılı olabilmeyi başaramayan Türk komünistleri, bunun tam aksine, mensup oldukları milletin millet olmasını sağlayan ne varsa onu ortadan kaldırmak için mücadele etmeyi misyon olarak benimsemiş bulunuyorlar.]


Türk solunun kavgası -yaklaşık iki yüzyıldır devam eden- Türk milletini "batılılaştırma" mücadelesinin dışında ve bundan daha farklı bir amaca yönelik değildir.

Bunun için Türk milletinin Türk kalmasının yegane teminatı olan Müslümanlığını hedef alıyorlar.

"Türkçe ezan" konusunu ikide bir gündeme getirmeye çalışmaları da bundan dolayıdır.

Türkçe ezan veya "anadilde ibadet" konusu dinî/fıkhî bir mesele olmaktan ziyade siyasî bir mesele olarak değerlendirilmelidir.

Ezanı Türkçe okuyan Türkiye, bir kere, kendisini Rumeli'deki, Kafkaslardaki ve Ortadoğu'daki Müslümanlardan ayırmış olur.

Dolayısıyla bugün Türkçe ezanı müdafaa etmek, bilerek ya da bilmeyerek Türkiye'nin varlığı bakımından büyük bir tehdidi ve tehlikeyi davet etmek demektir.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde gerçekleştirilen Türkçe ezan uygulamasına hangi şartlar altında ve ne amaçla başvurulduğu ayrı bir tartışma ve inceleme konusu olmakla birlikte; sonraki dönemlerde devleti yönetme sorumluluğu taşıyan kişiler tarafından -28 Şubat döneminde bile- bu uygulamanın geri getirilmesinin düşünülmediği de bir gerçektir.

Türkçe ezan dayatması insan haklarına veya din ve vicdan hürriyetine aykırı olmaktan çok, millî çıkarlar ve devletin bekası bakımından ele alınmalıdır.

Anadilde ibadet konusu da bundan farklı değil.

Anadilde ibadet diye bir uygulamayı meşrulaştırdığınız vakit, Türkiye'nin dört bir yanında Kürtçe ibadet, Çerkezce ibadet, Gürcüce ibadet vb. gibi "bölücü" tezahürlerin önünü açmış olursunuz.

Türk milletini millet yapan, bunca farklı grupları kuşatıcı bir bünye içinde bütünleştiren asıl harcın Müslümanlık olduğunu bile bile böyle bir "yeniliği" savunmak vatanseverlikle bağdaşır bir tutum sayılabilir mi?

Böyle bir pozisyon ancak "solcu" olmakla bağdaştırılabilir.

Ama şöyle bir şey de var: Solda sayılan partiler uzunca bir süredir "sol" yaftasından kurtulmanın da yolunu arıyorlar. Ecevit "dine saygılı laiklik" ve "ulusalcı sol" diyerek bu arayışı başlattı; Ecevit'ten ayrılarak YTP'yi kuranlar daha da ileri gitti ve "Partimiz solda değil" dediler. CHP lideri Baykal da şimdilerde kendi çizgisine "Anadolu solu" diyor. Bütün bunlar iktidara gelebilmek için azami %30 sınırında olan oylarını arttırmaları gerektiğini gördüklerinden dolayı olmalı.

Şimdi gündemde Türkiye'nin Martin Luther'i olmaya heveslenen bir ilahiyat profesörü var. Önümüzdeki 3 Kasım seçimleri için CHP adayı olarak siyasete atılmış bulunan bu şahıstan sadır olan "Günümüzde namaza çağrı için ezan okunması gereksizdir" hezeyanına CHP yönetimi "seçim ortamında" sahip çıkamıyorsa Türk milletinin hassasiyetlerinin idrak edilmiş olduğu anlaşılır.

(Yaşar Nuri Öztürk'ün partisiyle arasında baş gösteren kriz başka bir sebep yüzünden de olsa, parti liderinin Türkçe ezan konusunda, "Ben bu konuda Yaşar Nuri Öztürk hoca gibi düşünmüyorum. Bana göre ezan bayrak gibi kutsaldır. Asla değiştirilmemelidir. Halkın hassasiyetlerini dikkate almak lazım" biçiminde konuşması önemlidir.)

Hatırlar mısınız, 1995 seçimlerinde de Nusret Demiral diye bir DGM Başsavcısı MHP'den milletvekili adayı olmuştu. "Ezan Türkçe okunmalıdır" diye bir demeci yayınlanınca ortalık karışmış; Türkeş'in ricası üzerine adaylıktan çekilmek zorunda kalmıştı.

Demek ki CHP de bugün belirli hassasiyetleri gözetmek anlamında, "zaruretten dolayı" klasik muhafazakar/sağ parti çizgisine yaklaşmış bulunuyor. Kabul etmek lazım: Demokrasinin "cilveleri" bunlar.

Ama bu yetmez. İster sağ, ister sol diye tanımlansın her siyaset, Türkiye'nin "kendisi olarak kalma" kavgasında hangi tarafta yeraldığına göre değerlendirilecektir.

Türk solunun bu sınavı geçebilmesi için daha kırk fırın ekmek yemesi gerekiyor.

  Gerçek Hayat, 4 Ekim 2002

İBRAHİM KİRAS [email protected]








Ana Sayfa'ya dönmek için tıklayın | Şehir Işıkları Tasarım Grubu -Mayıs 2001

Hosted by www.Geocities.ws

1