17 Nisan 2001
Bundan önceki yazımızda CFR, Bilderberg gibi gizli ve üst düzey örgütlenmelerden sözetmiş, son gelişmeler dolayısıyla komplo teorisi üreten zihinlerin bu örgütlerin bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine etkisi konusunda ürettikleri teorilerin doğru çıkmaya başladığını belirtmiştik.
Komplo teorisi literatürümüzde isimleri sıkça zikredilen örgütlerin başında Bilderberg geliyor.
Toplantılarına katılan herkesin bir şekilde "yükseldiği" söylenen bu örgütün "Türk" üyelerinden biri de Gazi Erçel. Merkez Bankası eski Başkanı, bugünlerde "görevi suistimal ve haksız kazanç" suçlamasıyla karşı karşıya.
(Türk parasının üzerinde imzası olan bu adam, devalüasyon kararı öncesinde kendi şahsi banka hesabındaki liraları dolara çevirerek bir gecede 31 milyar TL kazanç sağlamış.) Ama çok kısa bir süre öncesine kadar "geleceğin başbakanı" olarak görülüyordu.
Mesela, CFR örgütünün Türkiye temsilciliğini yürüten işadamı Rahmi Koç'un geçtiğimiz hafta içinde baba Bush onuruna verdiği ve "az sayıda seçkin davetli"nin katıldığı yemekte o da vardı.
O yemekte hazır bulunan kişilerin çoğu da Bilderbergçi zaten. Kemal Derviş de öyle.
Peki "durup dururken" Gazi Erçel neden hedef durumuna geldi? Geleceğin başbakanı olmasını kimler engelledi?
Acaba, uluslararası projelere isyan eden milli güçler mi devreye girdi, yoksa Derviş gelince Gazi'ye gerek kalmadı diyen kendi örgütdaşları mı "genel vali"mizin müstakbel rakibinin ipini çektiler?
Yani, "örgüt içi bir hesaplaşma" mı?
Bu sorunun cevabı yakında ortaya çıkacaktır, ancak sorulması gereken bir soru daha var:
Bugün yaşadığımız malum krizi hazırlayan sebepler arasında, yabancı yatırımcıların -görünürde Ecevit-Sezer kavgasından etkilenerek- milyarlarca doları Türkiye'den çekmeleri, yerli yatırımcıların da dolara yönelmeleri gösteriliyor.
Bu olaylar sırasında Merkez Bankası Başkanı, kendi hesabını dolara çevirmenin dışında, neyle meşgul oluyordu?
"Ekonomik olmaktan çok siyasi sebepli" olduğu söylenen büyük krizde Erçel'in payı ve sorumluluğu neydi?
Anlaşılan o ki, Hükümet'in kriz dolayısıyla Erçel'in kellesini alması/vermesi boşuna değildi; ancak şimdiki şahsi suistimal ve haksız kazanç suçlamasının ortaya çıkması hükümetin kelle alma/verme operasyonunun bir uzantısı değil. Başka bir şey.
MAVİ AKIM'IN İNTİKAMI MI?
Gündemdeki isimlerden biri de Enerji Bakanı Cumhur Ersümer. Beyaz Enerji operasyonundan itibaren hükümetin istikbalini etkileyebilecek bir "yumuşak nokta" olarak değerlendirilen bu bakana ABD yönetiminin tepkisi üzerinde durmak gerekiyor.
Washington, bütün uluslararası teamülleri ayaklar altına alarak, Enerji Bakanı Ersümer'e karşı tavrını açıkça ortaya koyuyor. ABD Enerji Bakanı, Türkiye'nin Enerji Bakanı'na aylardır randevu vermiyor, randevu vermediği yetmiyormuş gibi diğer Türk yetkililerin huzurunda Cumhur Ersümer aleyhinde atıp tutuyor.
Buradaki soru şu: Acaba, Ersümer Türkiye'deki sıkıntılı durumundan dolayı mı ABD'de tepki çekiyor?
Cevap: Hayır. ABD'den tepki çektiği için Türkiye'deki durumu sıkıntılı.
Teksaslı petrolcüler geçtiğimiz yıllarda Mavi Akım projesinin engellenmesi için ellerinden geleni yaptılar. Ancak Clinton yönetimi bu konuda pek etkili bir mücadele yürütmedi.
Şimdi kendi adamları Bush yönetimde. Onlar da bastırıyorlar.
(Tabii, uluslararası petrol şirketlerinin ve ABD yönetiminin Mavi Akım projesinden rahatsızlığının yalnızca ticari rant kaybından kaynaklanmadığı da bilinmeli. Bu konu ayrı bir yazının konusu olsun)
Burada Ersümer'in hedef tahtası haline gelmesi bakan adına şanssızlık. Çünkü o aslında gerçek hedef değil; kızım sana söylüyorum gelinim sen anla diye ona vuruyorlar.
MAVİ AKIM BUGÜNLER İÇİN LAZIM
Bu arada, petrol lobisinin dolmuşuna binerek, Mavi Akım projesi aleyhinde acımasız biçimde kampanya yapan çevrelerin ne kadar haksız olduğu, bu projenin Türkiye'nin milli çıkarları açısından gerekliliği bugünkü ortamda daha iyi anlaşılır hale geldi.
Baksanıza, Bakü-Ceyhan projesi ümitsiz bir noktaya geldi. Hazar petrollerinin tankerlerle Türk boğazlarından geçeceği belli oldu. Avrupa Birliği bize karşı şimdiye kadar hiç bu kadar düşmanca bir tutum içinde olmamıştı. Dünyanın her yanında Ermeni yasa tasarıları teker teker kabul ediliyor. Kafkasya'da ve Balkanlar'da hiçbir etkinliğimiz kalmadı. Yunanistan "Türk tehdidi önemsiz hale geldi" diyor. Bulgaristan bize karşı vize uyguluyor. İslam dünyasında zaten bir tek dostumuz, müttefikimiz kalmadı.
Türkiye'nin, batılı dostlarımızın hoşuna gitmese de, enerji temininde alternatif kaynaklara yönelmesi elzemdir. Böyle bir ortamda Mavi Akım gibi alternatif kanalların lüzumu daha iyi anlaşılmalıdır.
Böyle bir ortamda, batılı petrol tröstlerinin hoşuna gitmiyor diye Rusya'dan -veya İran'dan- doğalgaz almayacağız. Buna gerekçe olarak da ANAP'lılar yolsuzluk yaptı diyeceğiz. Doğru. Mavi Akım projesinin bir tek sakat yönü var. O da ANAP'lılar tarafından realize edilmesi ve "bal tutan"lara parmak yalama izni verilmiş olması. Anlaşılan o ki, projenin Ankara-Samsun hattının inşaasında bir usulsüzlük, bir fazla para ödenmesi sözkonusu. Ama bu adli bir konu. Sorumlular tesbit edilsin, adalete verilsin; ama bu problem Türkiye'nin milli politikalarına zarar verecek boyuta ulaştırılmasın.
Ama, ne yazık ki, içimizden bazıları safiyane, iyi niyetle bu projenin karşısında yer almayı vatanseverlik sayıyorlar. Çünkü yalan yanlış bilgilerle, uyduruk rakamlarla yanıltılmışlar. Türkiye'nin milli enerji politikasında son derece önemli bir tercih anlamını taşıyan bir projenin herhangi bir siyasi parti lideri tarafından çevresindeki müteahhitler para kazansın diye ortaya atıldığını sanacak kadar devletin işleyişinden habersiz kişiler bunlar.
Bir de yabancıların Türkiye'de mümessilliğini yapanlar var. Onlar son derece bilinçli hareket ediyorlar. Ortaklarının ve kendi firmalarının çıkarlarını gözeten bir bakış açısıyla faaliyet gösteriyorlar.
Bakıyorsunuz, petrol tröstlerinin yönlendirdiği "elitist" oluşumun Türkiye temsilcisi, Mavi Akım projesine şiddetle karşı çıkıyor. El altından ve derinden müthiş bir kampanya yapıyor. Hazırlattığı "rapor"ların MGK gündemine bile girdiği söyleniyor. Ama "çekirdek" devletin bu projeye karşı olacağını söylemek mümkün değil. Karşı olanlar uluslar arası petrol lobileri ve içerideki temsilcileri. Bu kesin.
Türkiye'de bugün büyük bir operasyon yürütmekte olan güçlerin nihai amacı bizi kendilerine "tam bağımlı" hale getirmek. Böylesine önemli bir coğrafyada "zararsız müttefik" kalmamızı sağlamak. Onun için yüzümüzü başka yönlere döndürmemizi de engellemek istemeleri tabiidir. Enerji ihtiyacımızı Rusya'dan veya İran'dan temin etmemiz onun için tehlike arz ediyor. Hayatiyetimizi sürdürmemizden endişe ediyorlar.
Dolayısıyla, ABD'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin enerji bakanına karşı sergilediği alışık olmadığımız tavrı, bir takım Washington borazanlarının yorumladığı şekilde "yolsuzluklarla iç içe geçmiş kamu yöneticilerine karşı duyduğu tepki"yle falan izah edilemez.
Eğer öyle olsaydı, daha önce en az bin defa benzeri tepkilere şahit olmamız gerekmez miydi?