Siyasette, bürokraside, medyada... "yenilenme" sürecine uyum sağlayabilecek kadrolar işbaşında olacak

Devlet karar verdi: Sistem değişiyor!


Geçtiğimiz hafta içinde birbiri ardınca çok önemli gelişmelere şahit olduk. Öncelikle MHP'nin erken genel seçimlerin 3 Kasım'da yapılmasına ilişkin teklifi TBBM'de kabul edildi. Ardından AB uyum yasaları Meclis'ten geçti. Son olarak da Yüksek Askeri Şura'da ordunun yeni komuta kademesi belirlendi.


Seçim kararında sürpriz bir taraf yoktu, ancak diğer iki gelişme bazı bakımlardan şaşırtıcı bulundu. AB uyum yasalarının seçimlerden önce ve böylesine rahat biçimde geçmesi beklenmiyordu. Kamuoyuna "AB üyeliğimizin önümüze açacağı ufuklar" anlatılarak yapılan yoğun propaganda etkili olmuş olmalı ki hiçbir parti "AB üyeliğine engel çıkartmakla" suçlanmayı göze alamadığı için bu yasalar kolayca çıkabildi. MHP ise AB üyeliğine karşı olduğu belirlenen nispeten daha küçük orandaki (kamuoyu anketlerine göre % 25-30) seçmen kitlesine şirin görünebilmek için bazı çıkışlar yaptı. Aslında idam cezasının kaldırılmasına ilişkin düzenleme Meclis'ten geçmeyebilirdi. Ama AB uyum yasalarının kamuoyunda yankısı olan yegane parçası olan bu düzenleme geçirilmemiş olsaydı, bundan DYP ve AK Parti de yarar sağlayacağı için MHP yasaların paket halinde getirilmesini tercih etti ve paketin tümüne karşı çıktı. Böylece kahraman oldu.


Ama, açıkçası, zaten Türkiye'nin geleceğine ilişkin karamsarlıkları arttıran düzenlemeler içinde idam cezası konusu pek önemli bir yer tutmuyor. Mühim olan Kürtçe eğitim ve azınlık vakıflarıyla ilgili yasa değişiklikleri.


Bir de şu var: MHP seçim sath-ı mailinde AB uyum yasalarının TBMM'den geçmesine büyük tepki gösteriyor ama, yaklaşık bir sene önce Meclis'te önlerine getirilen "IMF uyum yasalarına" kabul oyu vermiş olduklarını hatırlamıyorlar bile. Biz hatırlıyoruz. Türk tarımını sona erdiren, Türk sanayiini baltalayan "15 günde 15 yasa" histerisi içinde geçirilen yasa değişiklikleri şimdikilerden daha masum muydu? Bu beylerin Milliyetçilik anlayışları, seçmene selam durmak adına birtakım sembol kavramlar etrafında gürültü çıkarmak kadar, iktisadi bağımsızlık için mücadele etmeyi de gerektirmiyor mu?


Anlıyoruz ki, koparılan bütün yaygaralar seçmene yönelik şovdan ibaret. Devlet karar verdikten sonra, MHP milletvekillerine düşen kendilerine biçilen rolü oynamaktan ibarettir.


Evet, devlet kararını vermiştir. Batı sistemi içinde mevcudiyetimizi sürdürebilmemiz için, her türlü tavizi vermek pahasına, Avrupa Birliği üyeliği yolunda çabalamaya devam edilecektir.


AB uyum yasaları hakkında yapılan "Üçüncü Tanzimat" benzetmesi boşuna değildir.


Devlet, mevcut sistemin, Batı dünyasının istediği yönde bütünüyle değişmesine, yenilenmesine karar verdi.


Şimdi devletin aldığı bu "yenilenme" kararının gereğinin yapılmasını bekleyeceğiz. Yeni süreçte bu sürecin doğasına uyum sağlayabilecek kadrolar işbaşında olacak.


Siyasette, bürokraside, medyada...


Elbette orduda da...


YÜKSEK ASKERİ ŞURA'DAN ÇIKAN SÜRPRİZ


Yüksek Askeri Şura'da alınan kararlar arasında en fazla sürprize yol açanı İkinci Ordu Komutanı Org. Edip Başer'in beklendiği üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanmayarak emekliye sevkedilmesi oldu. Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman, bu konudaki teamüllere aykırı biçimde, üstelik derecesi ve kıdemi Başer Paşadan daha düşük olduğu halde Kara Kuvetleri Komutanlığı'na atandı. Aslında son ana kadar Edip Başer'in KKK olacağına kesin gözüyle bakılıyordu ve hatta basın yayın organları Şura kararları arasında Başer'in tayinini haber olarak vermişlerdi. Ancak ne olduysa "en son anda" listeler değişti.


Edip Başer geçtiğimiz aylarda memleketi Sivas'ta yaptığı bir konuşmada "Bu millet dindarsa bu ordu nasıl dinsiz olabilir... Türk ordusu başörtüsüne karşı değildir" şeklinde açıklamalar yapmıştı.


Ama, önünün kesilmesinde bu sözlerinin ne ölçüde etkili olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz.


Benzer şekilde Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın da Birinci Ordu'ya atanacağı, Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan'ın emekli olacağı söyleniyordu. Bu da olmadı. Böylece, 2006'da genelkurmay Başkanı olması beklenen Büyükanıt Paşanın yolu kesilmiş oldu.


Onun önünün niçin kesildiği henüz net biçimde açıklanmış değil.


Ama, her iki komutan da, Türkiye'nin girmekte olduğu yeni sürece uyum sağlayabilecekleri konusunda itimat uyandırmamış, hatta belki şüphelere yol açmış olabilirler.



MİLLİ GÜVENLİK SİYASET BELGESİ


Esas itibarıyla, seçim kararını, AB uyum yasalarını ve ordu başta olmak üzere yüksek bürokraside beklenen kadro değişikliklerini aynı amaca yönelik gelişmeler olarak değerlendirmek gerekiyor.


Muhtemelen seçimler öncesinde gerçekleştirilecek ve yarının iktidar modellerini ortaya koyacak siyasi ittifaklar da aynı büyük projenin bir parçası.


Devletin bu anlamda bir "Büyük Proje"yi hayata geçirme çabası içinde olduğuna inanmayanlar olabilir... Yüksek Askeri Şura'da alınan kararlarla Meclis'ten çıkan AB uyum yasaları arasında bir irtibat kurmayı zorlama bulanlar olabilir...


Ancak YAŞ toplantıları sırasında bazı basın organlarında yer alan bir haber aydınlatıcı olabilir.


Buna göre, Türkiye'nin gizli anayasası diye tanımlanan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştiriliyordu.


Bölücülük ve irticanın öncelikli tehdit olarak tanımlandığı mevcut belgeye göre Ülkücü hareket de tehdit sıralamasında yer alıyor. Buna mukabil sol akımların eskisi gibi tehdit teşkil etmediği belirtiliyor.


Şimdi bu belge Avrupa Birliği üyelik süreci doğrultusunda yenilenecekmiş. Yenilik olarak bahsi geçen değişiklik ise Suriye ve Yunanistan'ın tehdit değerlendirmesi haricine alınıp yerine Doğudaki bir komşumuzun (İran) geçirilmesi imiş.


Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde, gerçekten de bu yönde bir değişiklik yapılıyorsa Avrupa'ya yöneliş doğrultusunda kurgulanan büyük projenin mevcudiyetinin en önemli delili bu olur.


  Gerçek Hayat, 9 Ağustos 2002

İBRAHİM KİRAS [email protected]








Ana Sayfa'ya dönmek için tıklayın | Şehir Işıkları Tasarım Grubu -Mayıs 2001

Hosted by www.Geocities.ws

1