Avrasya'daki büyük hegemonya mücadelesinde yeni jeopolitik aktörlerJEOPOLİTİK MERKEZDE ÇİN'İN YÜKSELİŞİ
Jeopolitik biliminin babası sayılan İngiliz Mackinder ile Alman Haushofer başta olmak üzere pek çok stratejist, Avrasya'yı "dünyanın merkezi" olarak değerlendirmiş ve bu bölgeye hakim olan gücün bütün dünyaya hakim olacağını söylemişlerdir.
Bu düşünürlerin Avrasya dedikleri bölge, genellikle Orta Avrupa'dan Çin'e ("Adriyatik'ten Çin Seddi'ne") kadar olan bölgedir. Balkanlar, Anadolu, Kafkaslar, Orta Asya bu bölgenin önemli unsurlarıdır.
Ünlü ABD'li stratejist Brzezinski'nin son kitabı da Avrasya üzerinedir ve "Avrasya'ya hükmedecek gücün Amerika'nın küresel hakimiyetini sona erdireceği" tezi işlenmektedir.
Geçmişte Başkan Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapmış olan Brzezinski'nin yaklaşımından da anlaşıldığı üzere, Sovyet imparatorluğunun çöküşünün ardından tek küresel güç haline gelen Amerika, gelecekte kendi konumunu tehdit edebilecek potansiyel gücün Avrasya'dan çıkacağının endişesini taşıyor.
İTTİFAKLARIN GELECEĞİ
Brzezinski'nin Avrasya ile ilgili kitabına "Büyük Satranç Tahtası" (The Grand Chessboard) adını vermesi boşuna değildir. Gerçekten de bu kıta üzerinde oynanan oyunlar, ancak satranca benzetilebilir.
Görünen ittifaklar da rekabetler de geçicidir. Her an herşey değişebilir. Örneğin: Rusya Çin'le anlaşırsa, ABD Japonya ile birlikte Hindistan'a yanaşacak; Çin-Hind ittifakı gerçekleşirse ABD Rusya'ya yönelecektir. Rusya Avrupa ile bütünleşmeye yönelirse, Çin-"Ameriponya" ittifakı doğabilecektir. Vs. vs... Bu oyunda Çin'in rolü çok önemli. Zira, Çin bölgenin en büyük ekonomik ve askeri gücü olmaya aday. Ekonomik büyümesi bugünkü hızıyla devam ederse 2015 yılında ABD'nin seviyesine ulaşması bekleniyor. 2025'te ise dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek. Çin'in askeri gücü de Asya'daki bütün komşularını korkutacak seviyede.
Bu oyunda Çin'in yanında yeralacağı güç de bu ittifaktan azami derecede yararlanacak ve bölgesel hakimiyetten pay alacak.
Peki, Çin'in müttefiği kim olacak?
Bu sorunun cevabını vermek mümkün değil. Demin dediğim gibi, bu bölgede "görünen ittifaklar da rekabetler de geçicidir. Her an herşey değişebilir."
Çin'in ittifak arayışlarında üç ülke zaman zaman öne çıkıyor. Bunlar bölgesel güçler olan Rusya ve Hindistan ile küresel güç ABD'dir.
Brzezinski, ABD'nin Avrasya stratejilerini tartıştığı Büyük Satranç Tahtası (The Grand Chessboard) isimli kitabında "Japonya ile yakın bir ilişki Amerikanın küresel politikası için gereklidir; fakat Çin ile işbirliğine dayanan bir ilişki Amerika'nın Avrasya stratejisi için zorunludur" diyor. Ancak, Çin'in ABD ile ilişkileri başından beri iniş çıkışlı bir seyir izliyor. Clinton döneminde belirli bir seviyeye getirilen ilişkiler yine bu dönemde Kosova krizi sırasında kopma noktasına geldi.
Çin Büyükelçilik Binası'nın Amerikan uçakları tarafından "yanlışlıkla" bombalanmasının ardında iki ülke arasında su yüzüne çıkmamış bir gerginliğin yeraldığı ileri sürüldü. Özellikle, Avrupa ülkeleri arasında Çin ile ilişkileri en ileri düzeyde olan Fransa'dan bu anlamda sinyaller geldi. Fransız basını iki ülke arasındaki gerginliği öne çıkararak Büyükelçilik binasının yanlışlıkla bombalanmadığını ileri süren yayınlar yaptı. Örneğin Le Monde, NATO uçaklarının Çin Büyükelçiliğini, Sırp lider Miloseviç'in kızına ait tv kanalının vericisinin burada gizlendiği için vurduğunu yazdı.
Bombalama olayından bir süre sonra da, ABD Temsilciler Meclisi'ne "Çin'in Washington'un nükleer sırlarını çalmak için ne dümenler çevirdiğini anlatan" bir rapor sunuldu.
Çin'in, Kosova'da etnik soykırım uygulayan Sırbistan'a yönelik NATO saldırısına karşı çıkması ve bu konuda Rusya'nın safında yeralması, herşeyden önce bir "küresel rol" peşinde olduğunun kanıtıydı.
İkinci sebep ise, kendi içindeki azınlıklara karşı uyguladığı baskı ve soykırıma karşı uluslararası camianın Yugoslavya örneğine benzer tarzda tepki göstermesine engel olmaktı.
ABD, Büyükelçiliğini bombalamakla Çin'e bir mesaj mı vermişti? Çin bu mesaja Rusya ile birlikte "Pekin Beşlisi"ni oluşturarak mı cevap verdi?
Tam olarak bilemiyoruz.
RUS-ÇİN-İRAN İTTİFAKI
Rusya ile ilişkiler ise, Glasnost'tan sonra gelişmeye ve aradaki buzlar erimeye başladı. Yeltsin, bu konuda çok çaba gösterdi. Hatta 1996 yılında iki ülke arasında "stratejik ortaklık" kurulduğu açıklandı. Bu dönemde, Rus-Çin-İran ittifakından da sözedilmiş ve "Amerika'yı korkutan koalisyon"un yeniden iki kutuplu dünyaya dönüşü temsil ettiği söylenmişti.
Ancak, Rusya ve Çin arasındaki çelişkiler hala giderilebilmiş değil ve yakın vadede giderilmesi de çok zor. İki güç arasındaki çelişkinin kaynağında Orta Asya konusunda çatışan emeller yeralıyor. Aslında Rusya ile Çin'in ittifak arayışlarının temelinde de bölgedışı güçlerin (yani ABD'nin) Orta Asya'da hakimiyet sağlamasına engel olma arayışları var.
İkinci bir nokta: Her ikisi de Batı teknolojisi ve sermayesine muhtaç durumda olan Rusya ve Çin'in bu aşamada dünyadan izole olmalarına yolaçacak bir politik ittifaka girmeleri akıllıca olmaz. İki ülkenin bu ittifaktan elde edecekleri önemli bir çıkar da şimdilik sözkonusu değil.
Ayrıca İran da Batı dünyasıyla yakınlaşma politikalarına yöneldiği bir dönemde bu ittifaka sıcak bakmaz. İran'ın, Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler içinde olmaya ihtiyacı vardır; ama böylesi bir büyük ittifaka dahil olmaktan sağlayacağı çıkar kaybedeceklerine değmeyebilir. Büyük ihtimalle de değmez.
ÇİN İLE HİNDİSTAN'IN ORTAK DÜŞMANLARI
Hindistan'a gelince...
Hindistan, kalabalık nüfus potansiyelini olumlu yönde değerlendiren, ekonomisi hızla gelişen ve özellikle askeri güce dayalı olarak bölgesel politikalara etki eden önemli bir aktör. Ancak, Hindistan'ın küresel düzeydeki bir oyunda yeri yoktur; çünkü kıta ötesine uzanan politikaları yoktur ve olamaz. Yine de, bu ülkenin yanında yer alacağı gücün Avrasya'ya hakim olma şansının artacağı da tartışma götürmez. Hindistan'ın bugünlerde yakınlaşmaya çalıştığı güç ise Çin'dir. Çin'in hem Asya içlerine dönük hem de Pasifik'e yönelik politikaları vardır. Pekin yönetimi, Ortaasya ve Güneydoğuasya politikalarında bugün için Hindistan'dan daha uygun bir müttefik bulamaz. Çin ile Hindistan'ın bir "ortak düşmanları" da var: "Ayrılıkçı İslam."
Çin, Doğu Türkistan'daki Müslüman halka yönelik olarak tarihte görülmemiş bir baskı ve soykırım uyguluyor. Hindistan da aynı şeyi Keşmir'de yapıyor. İslam ülkeleri bu konuda seslerini yeterince duyuramıyor.
Hatta, bazıları Çin ve Hindistan gibi önemli jeostratejik aktörlerle arasını açmamak için sessiz durmayı tercih ediyor. Batı dünyası da aynı tavır içinde. Kiminin Çin'le, kiminin Hindistan'la ilgili geleceğe dönük hesapları var. Onun için baskıya ve soykırıma uğrayan Müslüman halk dünya kamuoyuna "Ayrılıkçı İslam" olarak lanse edilebiliyor.
Güneydoğu Asya'da olup bitenleri görmezden gelmeye çalışan ülkelerden biri de maalesef Türkiye. Türkiye'nin yönetici elitleri, Çin ile ilişkilerin "Ne pahasına olursa olsun" geliştirilmesi kararındalar.
Gelecekte dünyanın ekonomik güç merkezi olacağına inanılan bir bölgedeki en büyük güçle iyi ilişkiler içinde olmanın yararı inkar edilemez. Ancak, Türkiye'nin de jeostratejik bir aktör olduğunu gözden uzak tutarak, aşağılık kompleksi içinde davranmanın bir yararı da olamaz.
Çin önemliyse Türkiye de önemlidir. Türkiye, Çin'in önüne engel çıkarmaya karar verirse bu Çin için büyük bir darbe hatta yıkım olabilir. İçinde önemli bir Türk nüfusu barındıran, tarihsel emellerinin ve en önemli açılım imkanının Orta Asya'da olduğu bilinen Çin, Türkiye'yi karşısına almaya cesaret edemez.
Coğrafi olarak Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan tarafından oluşturulan bir "Türk-İslam Hilali" ile kuşatılan Çin bir yandan Hindistan'la "ortak düşman"a karşı ittifak içine girerken, diğer yandan da İran, Pakistan ve Türkiye gibi İslam ülkelerini yanına çekmeye çalışarak farklı bir strateji uyguluyor.
Ancak burası mayınlı bir alan.
İran'ın durumunu yukarıda anlattık.
Pakistan'la ilişkileri ise Hindistan parantezinde. Hindistan'la ilişkilerini sürekli geliştiren hatta stratejik işbirliğine yönelen Çin'in Pakistan'la arasının iyi kalması mümkün değil. Ayrıca, çok yakında Pakistan ile Çin arasında Kazak petrolleri konusunda da bir rekabet hatta ihtilaf doğabilir.
ÇİN KARŞISINDA DAHA ONURLU DURALIM
Türkiye ile Çin'in stratejik hedefleri özellikle Orta Asya konusunda çatışıyor. Çin, kendi doğal nüfuz bölgesi olarak gördüğü, ancak şimdilik doğrudan müdahaleyi doğru görmediği Orta Asya'da Rus hakimiyetinin sürmesini, dolayısıyla Türkiye'nin (ve ABD'nin) bu bölgede nüfuz kazanmasının engellenmesini öngörüyor. Zira, doğal kaynaklarını sömürdüğü Doğu Türkistan'ın Batı Türkistan'daki gelişmelerden etkilenmesinden korkuyor.
Ayrıca ekonomik büyümesini hızla sürdüren Çin'in enerji ihtiyacı, dolayısıyla Orta Asya'nın doğal kaynaklarına ihtiyacı her geçen gün daha da artıyor. Ve Çin, Orta Asya'nın Batı (ve Türk) kontrolüne girmesinin buradaki enerji kaynaklarından yararlanmasına engel olacağını biliyor.
Bu yüzden, "Avrupa'dan dışlanan Türkiye'nin yeni müttefiği" olarak lanse edilmeye çalışılan Çin'e karşı daha dikkatli ve en önemlisi "onurlu" bir yaklaşım içinde olmamız gerekiyor.
Daha önce Batı konusunda yapılan yanlışlığı tekrarlayarak teslimiyetçi bir anlayış sergilemek büyük hata olur.
Doğu Türkistan konusunda biz geri adım attık; peki Çin bunun karşılığında ne yaptı?
Hiçbir şey!
Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşünü onaylamak gibi birşey bu.
Karşımızdakine hoş görünmek için taviz üstüne taviz verip karşılığında hiçbirşey alamamak kaderimiz olmamalı.
Doğu Türkistan davasına (hatta gerekirse 'İç Moğolistan' ve 'Tibet' sorununa bile!) Türkiye sahip çıkmalıdır. Doğru olan budur. Ama biz sahip çıkmazsak başka bir güç oradaki boşluğu dolduracaktır. Kullanılmaya müsait böyle büyük bir mesele varken orayı boş bırakmazlar.
Ayrıca, Doğu Türkistan davasını terketmek, Orta Asya üzerindeki iddialarımızdan ve emellerimizden de vazgeçmek anlamına gelir.
Böyle bir Türkiye de Çin'in gözünde önemi kalmamış bir ülke demek olur. O zaman verdiğimiz tavizler de boşa gider.
SON NOKTA: Avrasya'nın birer ucunda yer alan iki ülkenin ittifakından nasıl bir önemli sonucun çıkabileceği de kuşkulu. Üçüncü bir müttefik de işin içinde olmalı, diye düşünüyor insan. Ancak ve ancak üçüncü bir müttefik de sözkonusu olursa Türk-Çin yakınlaşmasının etkili sonuçları olabilir. Öyleyse Üçüncü müttefik kim olacak? Rusya, İran, Hindistan vs olamayacağına göre, herhalde ABD.
ABD'nin Türkiye-Çin yakınlaşmasına nasıl baktığını ben çok merak ediyorum. Washington'un bu politikaya karşı olmadığı belli de; bu gelişmelerin tam olarak neresinde olduğu belli değil.
Haberline, 19 Ocak 2001
İBRAHİM KİRAS [email protected]
Ana Sayfa'ya dönmek için tıklayın | Şehir Işıkları Tasarım Grubu -Mayıs 2001