11 Eylül saldırısının arkasında hangi güçlerin yer aldığı sorusunu cevaplamaya yönelik komplo teorileri

Katil kim? Evin uşağı olmasın!


Bir cinayette fail meçhulse, parmak izi vb. gibi deliller de mevcut değilse, bu hadiseden kimin çıkar sağladığı sorusuna cevap aranarak fail ve belki de daha önemlisi azmettiricinin kimliği belirlenmeye çalışılır.

Amerikan efsanesini sona erdirmek gibi bir işlev de taşıyan malum saldırının arkasında kimlerin olduğunu ortaya çıkarabilmek için de bu yöntemi izlemekten başka çıkar yol görünmüyor.

Olayın muhtemel sonuçları göz önüne alındığında bundan çıkar sağlayacak güçlerin kimliğini deşifre edebilmek mümkün olabilir. Daha şimdiden ortaya çıkan sonuç İran, Irak, Sudan, Libya, Afganistan ve hatta Pakistan gibi -"sistem dışı"- İslam ülkelerinin ve giderek bütün dünya müslümanlarının hedef tahtasına yerleştirilmiş olmasıdır.

Öyleyse, bu eylem İslam dünyasını kendileri için dost olarak görmeyen güçlerin işi olabilir diye düşünmek mümkün.

Ancak, ortaya çıkan tablo göründüğünden daha karmaşık olabilir. Olayın arka planını keşfetmeye kalkıştığınızda yollar çatallanıyor, ilişkiler çetrefilleşiyor, sıkı bir bulmaca örgüsüyle karşı karşıya kalıyorsunuz.


BU İŞ USAME'Yİ AŞAR


Daha 11 Eylül günü sözkonusu olay duyulur duyulmaz bütün kanallara bir isim fısıldanmıştı: USAme bin Ladin. O günden bu yana ABD'de ortaya çıkartıldığı söylenen bütün ipuçları da bin Ladin'i gösteriyor. Amerikan resmi makamları da "şüpheliler listesinin en başında" bu eski belalılarının isminin yer aldığını açıkladılar. Bin Ladin eylemi gerçekleştirenleri tebrik etmekle birlikte ilk günden itibaren bu işi kendisinin yapmadığını tekrarlıyor. Ancak, henüz "şüpheli" olmaktan çıkıp resmen "suçlu" bile ilan edilmiş olmayan Bin Ladin'in yaşadığı Afganistan topraklarına yapılması planlanan operasyon için dünya kamuoyunun ikna edilmeye çalışıldığı gözlemleniyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye ve Pakistan başta olmak üzere İslam ülkeleri de bu operasyonun haklılığı konusunda kolayca ikna edilmiş olduğundan, Afganistan'a yönelik bir askeri saldırı için düğmeye basılmak üzeredir. Siyasi analistler, ayrıca Irak, Sudan ve -ne ilgisi var diyeceksiniz- Yugoslavya'nın da bu saldırılara hedef olacağını öne sürüyorlar.

Amerikan yönetimi, kendi iç kamuoyunu tatmin etmek için aklına ilk gelen hedefi olayın faili ve dolayısıyla resmi düşman ilan etmiş görünüyor.

Yaygın batı medyasının yayınları ve ABD'nin resmi açıklamaları doğrultusunda şekillenen dünya kamuoyu, ABD'ye düzenlenen saldırının arkasında bin Ladin olduğuna ikna olmuş (!) görünse de, "komplo teorisi meraklıları" başta olmak üzere, bir çok kişi "ABD'nin uluslararasılaşan resmi görüşü"nden son derece farklı başka senaryolara inanma eğiliminde görünüyor.

Strateji Mori isimli araştırma kuruluşunun yaptığı kamuoyu anketine göre, Türk kamuoyunun çok büyük bir kısmı sözkonusu eylemin Üsame bin Ladin örgütü tarafından gerçekleştirilmiş olduğuna inanmıyor.

Olay gününden itibaren tv ekranlarında boy gösteren uzmanların görüşleri de bu kanaati besleyen kaynaklardan biri olmalı.

Çünkü Usame bin Ladin'in ve örgütünün bir şekilde işin içinde olabileceğini kabul etsek dahi, böyle bir saldırının planlama, istihbarat ve lojistik unsurlarının iyi örgütlenmiş bir devlet kuruluşu tarafından sağlanması gerektiği düşünülüyor. Böyle düşünenlerin ileri sürdükleri bir diğer argüman da şu: Üsame bin Ladin veya benzeri herhangi bir İslami örgüt'ün tek başına Amerika'nın siyasi, askeri ve ekonomik üç merkezini aynı anda vurma gücü olsaydı bugün İsrail diye bir devlet dünya üzerinde olmazdı.



USAME DEĞİLSE KİM?


Peki Usame değilse kim?

Bu konuda ortaya atılan senaryolar epeyce çeşitlilik gösteriyor. Almanya, Fransa, Rusya, Çin ve İsrail şüpheli görülen devletler arasında yer alıyor.

Olayın arkasında Alman parmağının olabileceğini düşünenler, ABD ile Almanya arasında süregelen üstü örtülü mücadeleye atıf yapıyorlar.

Uçağı kaçıran teröristlerin kendi aralarında Almanca konuştukları yolundaki haberler ve zanlı listesinde yeralan kişilerin büyük bölümünün Almanya ile irtibatlı olduğu iddiaları bu doğrultudaki şüpheleri arttırıyor.

Geçmişte birinci ve ikinci dünya savaşlarını doğuran etmenlerin bugün de mevcut olduğunu savunan bu görüş sahipleri, Almanya önderliğindeki Avrupa ülkeleri ve Japonya'nın ABD'yi tek güç olmaktan çıkararak yeniden çok kutuplu bir dünya dengesi kurmak peşinde olduğunu savunuyor.

Ancak, burada dikkate alınmayan bir husus, Almanya veya Fransa gibi ülkelerin ortaya çıkacak yeni durumdan kazançlı çıkacakları düşünülse bile, böyle bir operasyonda parmaklarının olduğu ortaya çıktığı takdirde dünya kamuoyu önünde kendilerini savunamayacakları bir pozisyona düşmeleri riski.



ÇİN OLABİLİR Mİ?


Bir grup "amatör analist" ise olayın arkasında olsa olsa Çin'in parmağının olabileceğini ileri sürüyor. Çünkü hızla büyüyen ekonomisi ve gelişen askeri gücüyle gelecekte ABD'nin karşısında tek güç olarak belirmesi beklenen Çin, bu sayede sözkonusu takvimi öne alarak, Anti-Amerikan blokunun liderliğini ele geçirmiş ve ikinci kutup olma imkanını ele geçirmiş olacaktır. Çin'in yalnız başına hareket etmeyip Şangay Beşlisi olarak anılan ortaklarıyla beraber bu işi kotardığını ileri sürenler de var.

Siyasetteki duruşları "Çin yanlısı" olarak şekillenen bir grup da eylemi üstlenir gibi bir üslup içinde, "Bu operasyon Asya'nın ABD'nin kalbine vurduğu bir darbedir" diyorlar.

Ancak Çin'in sahneye çıkışını erkene almayı düşüneceğini söylemek gerçeklerle uyuşmuyor. Hele hele, malum saldırıdan sonra Amerika'nın Afganistan'a yerleşerek Çin'i ve Çin'in nüfuz alanını kontrol altına alacağı hesap edilmeden böyle bir operasyona karar verilmiş olması düşünülemez. Çok kısa bir süre önce ABD kontrolünden çıkıp Çin'e yaklaşmaya başlamış olan Pakistan'ın daha ilk günden yeniden ABD'ye teslim oluşu da bunun delili.

Dolayısıyla, Çin'in bu olaydan bir menfaat sağlayabilmesi bir yana, zararlı çıkacağı -ve çıktığı- aşikar. Öyleyse Çin alternatifinin de üstünü çizmek gerekiyor.


İSRAİL VE YAHUDİLER EN GÖZDE ŞÜPHELİ


Şüpheli devletler listesinde İsrail'e ağırlıklı bir yer veriliyor. Sözkonusu saldırının arkasında ABD'nin istihbarat kuruluşlarına nüfuz edebilecek kadar derin bir örgütlenme olması gerektiğini düşünenler bunu yapabilecek yegane kuruluşun MOSSAD olabileceğini ileri sürüyorlar.

Diğer yandan, ABD'nin Cumhuriyetçi yönetiminin Ortadoğu konusunda, İsrail'i kollayan geleneksel politikalarda revizyon anlamını taşıyan bir tutum içinde olduğu hatırlanırsa, ortaya çıkacak yeni durumun bu politikaları tersine çevireceği ve dolayısıyla bu eylemin en çok İsrail'in işine yarayacağı rahatlıkla görülebiliyor.

İsrail tezini savunanlar, ABD ile İsrail yönetimi arasındaki çelişkilere dikkat çekerek, uluslar arası siyonizmin ABD'ye mesaj verdiğini, gerekirse ABD'yi hedef alabileceklerini gösterdiğini ileri sürüyorlar.

Ancak, ABD'li üst düzey yetkililerin "Biz karşımızdaki düşmanın kimliğini çok iyi biliyoruz" şeklindeki açıklamalarından da anlaşıldığı üzre, ABD kendisine gönderilen mesajı algılamış bulunuyor, yani düşmanını tanıyor. Bu düşmanın İsrail veya Yahudiler olması sözkonusu değil.

Zira, uluslararası Siyonizm'in Ortadoğu politikaları yüzünden iki karşıt kampa bölünmüş olduğu şeklindeki yorumlar da gerçeklik taşıyorsa, uluslar arası Siyonizm'in değil, tek başına İsrail'in bu işi gerçekleştirdiğini kabul etmek gerekecek. Bu ise pek mümkün görünmüyor. İsrail'in veya Yahudilerin ABD'yi karşılarına almak gibi bir büyük riske atılabilmelerine imkan yok.

New York'taki saldırının başlıca hedeflerinden birinin Dünya Ticaret Merkezi'nde odaklanan uluslararası finans kapital, yani Yahudiler olduğu da göz önüne alınırsa, bu senaryo inandırıcılığını iyiden iyiye kaybediyor.



ABD'NİN İÇİNDEN OLABİLİR Mİ?


Uzun boylu bir hazırlık ve inceden inceye yapılmış planlar sonucunda ve belki provası yapılarak gerçekleştirilen sözkonusu saldırıdaki sembolizme de dikkat edilmesi gerekiyor.

Dünya Ticaret Merkezi uluslararası kapitalizmin simgesi, Pentagon da yeni dünya düzeninin askeri gücünü temsil ediyor. Bu simgesel yapılar saldırıya uğrarken, ABD'nin bütünün müşterek değerlerinin simgesi sayabileceğimiz Beyaz saray'ın hedef alınmamış olması dikkate değer. Bu ayrıntı, sözkonusu eylemin ABD içindeki güçlerin organizasyonu olabileceği ihtimalini akla getiriyor.

Varolan senaryolar içinde en akla yatkını da bu.

ABD içinde çok güçlü bir "milliyetçi" grup var. Bunların baş hedefi, "Yahudiliğin dünya hükümranlığı projesi" olarak yorumladıkları Yeni Dünya Düzeni.

1996'da Oklahoma'da gerçekleştirilen -ve biraz da MOSSAD'ın manipülasyonuyla Müslümanların üzerine atılmaya çalışılan- bombalı eylemi düzenleyen "eski asker" de bu gruplardan birine mensuptu.

Kendilerini "milliyetçi" (nationalist) olarak tanımlayan bu gruplar, antiglobalist eylemlerde de baş sıralarda yeralıyor. Ancak, dünya medyasına bakarsanız, antiglobalist hareketler içinde yeralanlar yalnızca sosyalist ve anarşist gruplardır; ABD'de ise yahudi ve zenci düşmanı bazı marjinal "neonazi" grupçuklar var. Oysa hakikat böyle değil.

"Yeni Dünya Düzeni" projesini Amerikan varlığına tehdit olarak algılayan görüşün sahiplerinin devlet içindeki karar alma noktalarında ve özellikle ordu ve CIA içinde de yer aldıklarını düşünmek gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından büyükçe bir bölümü CIA saflarında değerlendirilen Nazi artıklarının bir kısmının özellikle Orta ve Batı Avrupa'da (mesela İsviçre'de) örgütlü şekilde varlıklarını sürdürdükleri ve dünyanın geleceği üzerinde söz sahibi olma talepleri doğrultusunda faaliyet gösterdikleri söylenir. Muazzam bir finans gücüne de sahip olan bu Nazi artığı unsurların, dünyayı kontrol ettiğine inanılan bir takım gizemli örgütler içinde etkili olduğu da iddia edilir.

Amerika'daki aşırı sağcı organizasyonlar içinde yeralanların çoğunluğunun Alman asıllı olduğu iddiaları dikkate alınırsa, Avrupa'daki örgütlenmelerle de irtibatlı olduklarını kabul etmek gerekecektir.

SP Milletvekili Temel Karamollaoğlu da saldırının arkasında "Hıristiyanlığın Yeniden Dirilişi" isimli örgütün olabileceğini söylemiş.

Saldırının Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Pentagonu ziyareti sırasında gerçekleşmesini ve Pentagon binasının Bakan'ın ziyaret ettiği Güney kısmının hedef alınmasını, ordunun küçültülmesini savunan Bakana ordu içindeki karşıtlarının bir gözdağı olarak değerlendirenler de var. Ama bu en zayıf senaryolardan biri.

Eğer sözkonusu operasyonun hedefi ABD'deki Yahudi nüfuzu ise, bu operasyon karşısında, uluslararası siyonizmin de buna cevaben ve fırsattan istifade etmeyi gözeterek, ortaya çıkan durumu kendi kontrolündeki medya kanalıyla bir medeniyetler çatışmasına dönüştürme gayreti içinde olduğu söylenebilir.

New York Times, Washington Post gibi gazetelerin üstü örtülü gayretkeşliğinin yanısıra Jarusalem Post gazetesinde açık açık bu olayın "Batı medeniyetine yönelik bir saldırı olarak algılanması gerektiği" yazıldı. (Bu arada, CNN tarafından "piyasaya sürülen" ve bütün dünya tv kanallarında günler boyunca yayınlanan, saldırı sonrasında neşe ve mutluluk içinde olayı kutlayan Filistinli kadınları gösteren görüntülerin de aslında 1991 yılında Irak'ın Kuveyt'ten çekilmesi üzerine düzenlenen toplantıda çekilmiş olduğu ortaya çıktı. Ama bu görüntülere bakarak "Müslüman kimliği" üzerine birbirinden ilginç yazılar döşenen "yerli" meslektaşlarımız ortaya çıkan bu gerçeği okurlarıyla paylaşmak ve daha da önemlisi yorumlamak zahmetine girişmediler.)

İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un "Bizim bin Ladinimiz de Arafat'tır" açıklaması, Savunma Bakanı Binyamin Ben Eliezer'ın saldırıdan İslami terör örgütlerini sorumlu tutması, Eski Başbakan Benyamin Netanyahu'nun "Filistin Yönetimi ve terör örgütleri düşman ilan edilsin ve dünya bu düşmana karşı savaşsın" çağrısı bu kampanyanın göze çarpan unsurları oldu.

Geçmişte Oklahoma hadisesinin sonrasında oluşan anti-İslam havanın MOSSAD'ın çabalarının sonucu olduğu ortaya çıkarılmıştı. Muhtemelen yine aynı plan uygulamaya konuldu.

Bu arada, "ABD'nin beceriksiz başkanı" küçük Bush'un "haçlı seferi"nden sözetmesi de özellikle ABD kamuoyunda oluşturulan yaygın bakış açısının bir ifadesi olarak anlaşılmalı.

Ancak, Bush -elbette uyarılmış olduğundan- içine düşürülmek istendiği tuzağın farkına vararak bu gafı düzeltme yolunda girişimlere başladı. Bush'un "haçlı" kelimesini telaffuz ettiği günün akşamında Washington'daki İslam Merkezi'ne yaptığı ziyarette sarfettiği sözler, ABD yönetiminin bu tuzak karşısında uyanık olduğunun işaretiydi.


BİZE DÜŞEN SORUMLULUK


Toparlayacak olursak, ABD'nin en önemli merkezlerini hedef alan saldırının arkasında herhangi bir devletin yer aldığını söylemek zor. Usame bin Ladin liderliğindeki güçlerin veya buna benzer çapı bilinen terörist organizasyonların bu işi yapabilmesi ise imkansıza yakın bir ihtimal. Olayın arkasında dünya siyasetine yön vermek isteyen ve ABD'nin en gizli şifrelerine bile nüfuz edebilecek donanıma sahip bir büyük organizasyonun olduğunu düşünmek gerekiyor. Bu büyük organizasyon içinde finans sahipleri, yüksek bürokratlar ve askerler olmalı.

Bir menfaat birlikteliğinden çok, milli çıkarlar ve ideolojik hedefler doğrultusunda bir araya geldiklerini düşünebileceğimiz bu grubun, maşa olarak ortadoğu kökenli kişileri veya taşeron örgütleri kullanmış olmaları da pekala mümkün. Amerika'ya karşı vurulacak bir darbe uğruna canını feda etmeye hazır insanlar dünyanın her tarafında kolayca bulunabilir ve bu kişilerin ABD'ye nefretleri ve milli hassasiyetleri istismar edilerek, neticede kimin işine yarayacağını kestiremedikleri bir eyleme katılmaları kolaylıkla sağlanabilir.

Bu noktada Müslümanlara düşen sorumluluk, kim tarafından veya kimin yönlendirmesiyle ve hangi amaçla yapıldığı aydınlanamayan bu saldırıyı -safiyane bir yaklaşımla, düşmana yapıldı gerekçesiyle- sahiplenmekten kaçınmak; İslam'ın temel prensiplerine aykırı biçimde katledilen masum sivillerin ölümünün bize bir şey kazandırmayacağının farkında olmak olmalı. Müslüman elitler, yani aydınlar, bilim adamları ve siyasetçiler ise hem bu hadisenin arka planını hem de ortaya çıkan yeni durumun yol açacağı gelişmeleri iyi değerlendirip buna uygun bir tavır geliştirmek yolunda çaba harcamalı.

  Gerçek Hayat, 1 Ekim 2001

İBRAHİM KİRAS [email protected]








Ana Sayfa'ya dönmek için tıklayın | Şehir Işıkları Tasarım Grubu -Mayıs 2001

Hosted by www.Geocities.ws

1