13 Mart 2001
Kemal Derviş operasyonunun tek amacının ekonomik yapıda gerekli bazı düzenlemelerle sınırlı olmayacağı yönünde tahminler ve hatta beklentiler var.
Bir "genel vali" edasıyla Türkiye topraklarına ayak basan Derviş, nicedir özlemle beklenen, geleceğin siyasal lideri olarak selamlanıyor bazı çevrelerce.
Bu hususun tartışılması ayrı bir konu. Biz siyasi tabloda yakın vadede gerçekleşmesi muhtemel değişikliklere bir bakalım.
Lafı dolaştırmadan soracağımız soruyu soralım: Türkiye'deki siyasi sistemin ve bugünkü siyasi yapının, yani mevcut koalisyon hükümetinin geleceği ne şekilde belirlenecek?
Önce, "hâmimiz" Amerikalılar ne diyor, bir bakalım:
Amerikalıların yaklaşımında iki farklı örnekle karşılaşıyoruz. Yahudi ağırlıklı The Washington Institute adlı think tank kuruluşunun Türkiye uzmanı Alan Makovsky, Türkiye'deki son ekonomik gelişmelerle ilgili yayınladığı raporunda, Başbakan Bülent Ecevit liderliğindeki koalisyon hükümetinin yakın gelecekte alternatifinin olmadığı yorumunda bulundu.
Diğer yandan, ekonomi ve finans çevrelerinde etkili olduğu bilinen Financial Times gazetesinde, Kemal Derviş'in bakanlığı açıklandıktan hemen sonra, çıkan bir yorumda ise "hükümeti değiştirmeden enflasyonla mücadele etmeye kalkmanın hata olacağı, çünkü enflasyonu bu hükümetin körüklediği" görüşü savunuldu.
Öyle anlaşılıyor ki, Amerika'daki etkili çevreler bizim hükümetin geleceği hakkında kesin bir karara varmış değiller henüz.
Ancak, "28 Şubatçı" Makovsky'nin bugünkü ABD yönetimi üzerinde pek bir etkinliğinin olmadığı da biliniyor. Onun için Washington Institute uzmanının görüşüne bu noktadan yaklaşmakta fayda var.
Bir de kendi "dinamiklerimiz" açısından olaya yaklaşalım:
Bilindiği gibi, Derviş'e Özal misyonu biçiliyor ve alttan alta 24 Ocak benzeri bir programın hazırlığından sözediliyor. Unutmayalım, 24 Ocak programının uygulanması bir askeri yönetim altında mümkün olabilmişti.
Öyleyse yine bir askeri darbe mi geliyor? Muhtemelen hayır. ABD'nin mevcut durumda kendi politikalarını uygulatmak için askeri darbe yaptırmaya ihtiyacının kalmadığı ortada. (Takdir edersiniz ki, ABD'nin Türkiye'ye bir "genel vali" ataması milliyetçi partilerin iktidarına nasip oldu. 28 Şubat da Refah iktidarına nasip olmuştu.)
Ancak "postmodern" nitelik taşıyan bir hükümet darbesi her zaman için mümkün ve muhtemeldir.
ABD, Derviş operasyonunu Ecevit'le işbirliği içinde kotardıysa da, bu işbirliği bugünkü hükümetin devamı konusunda bir güvence teşkil etmiyor.
Koalisyon ortaklarının yegâne güvencesi bugünkü meclis aritmetiğinde şimdikinden daha farklı bir hükümetin teşkiline imkan bulunamaması. (Belki sayısal olarak imkan bulunabilir ama bilinen sebepler yüzünden siyasal olarak imkanlar kısıtlı.)
Ekonomik kriz ortamında bir "seçim ekonomisi"ne kimsenin rıza göstermeyeceği ortada olduğundan ve Meclis'teki dağılımın bugünkü hükümete mecbur oluşu yüzünden bir "erken genel seçim" pek ihtimal dahilinde görünmüyor.
Ama, hükümet ortakları da arkalarındaki halk desteğinin gitgide erimekte olduğunu görüyorlar. Hazırlanan yeni ekonomi programı enflasyon rakamları üzerinde olumlu etkisini göstermeye başlar başlamaz ve paketin can acıtacak asıl unsurları gündeme gelmeden önce bir seçim kararı alınması sürpriz olmamalı.
Bir erken seçim için Fazilet Partisi davasından çıkacak sonuç da belirleyici olacak.
Yine de, bir erken seçimle meclisin tazelenmesi de yeni programın siyasi desteği bakımından yeterli olmayacaktır. Çünkü kamu bankalarında yapılacak düzenlemeler gibi radikal reformların siyasal destek bulması kolay değil. Yine siyaset dışı güçlerin müdahalesine ihtiyaç olacak.
Atilla Karaosmanoğlu, 12 Mart Muhtırasının ardından getirtilmişti.
Özal, 12 Eylül'den sonra ekonominin başına geldi.
Bu sefer Kemal Derviş erken geldi galiba.
Arkasından kötü bir şeyler gelmez inşallah