ANAP'IN TASFİYESİ Mİ?
Beyaz Enerji operasyonunun Enerji Bakanı Ersümer'in kellesini aldıktan sonra, bugünkü aşamada ANAP Lideri Mesut Yılmaz'a dayanmış olması hemen herkeste ANAP'ın veya Mesut Yılmaz'ın tasfiyesi beklentisine yol açmış görünüyor.
Bazıları operasyonun partiye değil liderin şahsına yönelik olduğunu savunuyor. Bu yanlış ve yanıltıcı bir yaklaşım. Aslında ANAP'ın tasfiyesi ile Mesut Yılmaz'ın tasfiyesi aynı kapıya çıkıyor. Çünkü Mesut Yılmaz'sız bir ANAP ayakta kalmayı sürdürse bile bambaşka bir yapıya dönüşecektir. Yani her hal ü karda ANAP tasfiye edilmiş olacak.
ANAP tasfiye ediliyor mu peki?
Bazı çevrelerde böyle bir niyet olduğu belli. "toplum mühendisliği"ne hevesli bazı çevreler bu amaç doğrultusunda çalışma yürütüyorlar. Ama daha önce de defalarca buna benzer projeler hazırlandı, uygulama imkanı bulunamadı. Mesut Yılmaz, Erbakan gibi bir adama bile "Bana ikinci doktoramı yaptırdı" dedirtecek kadar kurnaz ve becerikli bir siyasetçi. Makyavelizmin bütün kurallarını Makyavel'den bile çok daha iyi bilen ve üstelik uygulayabilen bir siyaset dansçısı.
Bana sorarsanız, bu çukurdan da çıkmayı becerebilir.
Ancak, bugün Yılmaz'ın en büyük dezavantajı olarak uluslararası güç odaklarınca "kaleminin kırılmış" olması görülüyor.
Geçmişte de benzeri durumlarla karşılaşmış, ama ince dans figürleriyle kendisini sağlama almayı bilmişti. Atlantik ötesinin hiddetini üzerine çektiğini anladığında Avrupa cenahından, Avrupa'yı kızdırdığı zaman içerideki "çekirdek devlet"ten, onlarla bozuştuğu zaman yerli sermaye tekellerinden yardım alabilmişti.
Maalesef şimdi etrafında sığınabileceği pek bir yer kalmamış gibi görünüyor. Saydığımız güç odaklarının en azından birden fazlası Yılmaz'ın tasfiyesinde yarar görüyor.
Biliyorsunuz bugünlerde özellikle ABD'nin tavrı önem taşıyor bizde. Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin başlangıcında ABD'deki etkili çevrelerin "hükümeti değiştirmeden enflasyonla mücadele etmeye kalkmanın hata olacağı, çünkü enflasyonu bu hükümetin körüklediği" mesajını yayınlayan The Financial Times'ta Dışişleri Bakan Yardımcısı Wolfowitz'in Kemal Derviş'e, "Ne kadar parlak olursa olsun hiç kimse, Türk ekonomisinin sorunlarını tek başına düzeltemez. Gerekli değişiklikleri yapmak güçlü bir siyasi irade gerektirir. Ve siyasi irade de, ister Türkiye'de olsun, isterse dünyanın başka yerlerinde olsun, koalisyon hükümetlerinin olağan bir özelliği değildir" dediğini okumuştuk.
Bundan anladığımız, Washington'un bugünkü hükümeti -ve iktidar ortağı siyasi partileri- tümüyle gözden çıkardığıdır. Hele hele, Amerikan petrol devlerini çileden çıkaran Mavi Akım gibi bir projeyi sahiplenmiş bulunan ANAP'ın Beyaz Saray'ın şimdiki sakinleri olan Teksaslıların gözüne şirin gözükmesine imkan yok. Gözü olanlar görüyor ki, Ersümer'in istifasına kadar giden gelişmelerde "düğmeye basan" aslında Washington'dur.
Ama, gizli-açık yollarla, nesebi belirsiz raporlarla, tek yanlı belge ve istihbarat kırıntılarıyla v.s... yönlendirilen bazı "yerli" odaklar düğmeye kendilerinin bastığı sanısına kapılabiliyorlar.
Aynı şekilde bugünkü operasyonu yürüten odak da, ortaya çıkacak sonucun ne olacağını ve daha da önemlisi bu sonucun hangi doğrultuda maniple edileceğini pek fazla kestiremeden işin içine girmiş ve işe devam ediyor görünüyor.
ASKER BU SEFER SERT DEĞİL
Şunu da anlamak gerekiyor ki, ANAP lideri "kontrollü" bir gerginlik stratejisi izliyor. Daha önce de yaptığı gibi, gerek gördüğü zaman askerle zıtlaşmaya giriyor, gerilimi dilediği kadar sürdürüyor ve zamanı geldiğinde gerilimi sona erdiriyor. Yılmaz'ın askeri cenahla bundan önceki çatışmalarında senaryo planı şöyleydi:
1. Askerin kendi iktidarını sınırlayıcı bir takım uygulamalarına karşı Yılmaz çıkar, en demokratik duyarlıkların belini getiren açıklamalar yapar,
2. Asker sert bir cevap verir,
3. Yılmaz, ya susar veya askerle aynı görüşte olduğunu bildirir.
Bu sefer bu senaryo "The End"den sonra da devam edecek gibi görünüyor, hatta devam ediyor. ANAP Genel Sekreterliği'nin, Jandarma Genel Komutanlığı'nın açıklamasından daha sert bildirisine dikkatinizi çekerim.
Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir başka nokta daha var. Askerin cevabı eskiden en yüksek düzeyde, yani Genel Kurmay başkanlığı adına verilirdi. Bu sefer, konunun "dar anlamdaki" muhatabı olarak Jandarma cevap verdi.
Buradan da şöyle bir sonuç çıkarsak yanlış mı olur acaba?
Asker, bu sefer fazla sert değil. Belki de siyasi bir tartışma ortamına çekilmek istenmiyor. Belki de Jandarma'nın yürüttüğü operasyonun pek de kendi politikalarına uygun olmadığını, -bizim yukarıda bahsettiğimiz yönlendirmeler dolayısıyla- bu işin sonucunun başkalarının politikasına hizmet edeceğini değerlendiriyor. Ama Genelkurmay, "yolsuzlukla mücadele" konseptine karşı çıkıyor görünmemek için ve ayrıca asker arasında genel olarak sivil siyasetçilerin hırsız olduğu inancı yaygın olduğundan Beyaz Enerji operasyonuna ne karşı çıkıyor ne de bütünüyle destek oluyor.
Yalnız sıra Mavi Akım projesinin yargılanması aşamasına gelirse, askerin bu işe bir dur diyeceği tahmin edilebilir. Çünkü Mavi Akım projesini, yalnızca boru hatlarının inşaasında yapılan yolsuzluktan ibaret olarak değerlendiren kişiler -daha önce de yazdığım gibi- Türkiye'nin milli enerji politikasında son derece önemli bir tercih anlamını taşıyan bir projenin herhangi bir siyasi parti lideri tarafından çevresindeki müteahhitler para kazansın diye ortaya atıldığını sanacak kadar devletin işleyişinden habersiz kişilerdir. Bir de yabancıların Türkiye'de mümessilliğini yapanlar var. Bu ayrı bir konu.
Muhtemelen böylesine stratejik bir projenin kararı alınırken Genelkurmay'ın onayı, hatta belki de "talebi" sözkonusu olmalıdır.
Dolayısıyla, askerî cenah Yılmaz'la Mavi Akım üzerinden bir tartışmaya girecek durumda değil.
Ayrıca ülkenin bugünkü şartlarında asker siyasi bir kavgaya girmeyi hem millî politikalar açısından hem de kendi kurumsal politikaları açısından doğru bulmuyor olmalıdır. Batı'dan MGK'nın yetkilerinin kısıtlanması gibi ağır taleplerin dayatıldığı bir ortamda, böyle bir kavga bahanesiyle "demokrasinin önündeki en önemli engel" olarak hedefe yerleştirilmek ordunun kaçınması gereken bir tablodur ve Genelkurmay'daki yönetici kadro bu tehlikenin farkındadır.
Öyleyse, ANAP'ın tasfiyesi işiyle Genelkurmay'ın ilgisi olamaz. Bu kavgaya bulaşması kendi inisiyatifinin dışında olmuştur, diyebiliriz.
NETİCE
Peki, askerin bu işle ilgisi meselesini bir kenara bırakıp, neticede ANAP'ın ya da daha doğru ifadeyle Yılmaz'ın tasfiyesi mümkün mü diye sorarsanız; ben Yılmaz'ın bu gaileyi de atlatacağına inanma eğilimindeyim. Çünkü yeteneklerini görüyorum, biliyorum. Ama, bugünkü şartlar biraz daha ağır. Bir de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı başaramayan bir Yılmaz, benim güvenimi bir parça zedeledi.
En iyisi biraz daha oturup beklemek.
9 Mayıs 2001